Khaled Hosseini Halit Hüseyni

Yazar 8,9/10 · 12553 Oy · 3 kitap · 37834 okunma ·  3114 beğeni

Yazarın Bilgileri

Yazar İstatistikleri

3.114 okur beğendi.
12.553 puanlama · 1.785 alıntı
1 haber · 42.389 gösterim
37.834 okur kitaplarını okudu.
18.679 okur kitaplarını okumayı planlıyor.
1.208 okur kitaplarını şu anda okuyor.
679 okur kitaplarını yarım bıraktı.

Yazar ile İlgili Haberler

Paylaş

ya da direk bağlantıyı paylaş

Khaled Hosseini'nin Biyografisi

Halit Hüseyni (Farsça: خالد حسینی) (d. 4 Mart 1965, Kabil, Afganistan) Tacik asıllı romancı ve doktor. Şu anda ABD vatandaşıdır. İlk romanı Uçurtma Avcısı, 2003 yılında yayımlanmış olup pek çok ülkede en çok satanlar listesine girmiştir. İkinci romanı Bin Muhteşem Güneş 22 Mayıs 2007 tarihinde satılmaya başlanmıştır.

Biyografi

Hüseyni, Kabil doğumlu olup Alevilik mezhebine mensup bir yazardır. Babası Afganistan Dış İşleri Bakanlığında çalışmıştır. 1970 yılında baba Hüseyni, Afganistan Elçiliğindeki görevi dolayısıyla ailesiyle birlikte Tahran, İran'a yerleşmiştir. 1973 yılında Hüseyni ailesi, Halit'in erkek kardeşinin doğacak olması sebebiyle Kabil'e geri dönmüştür. Ailenin Afganistan'a dönmesinin ardından birkaç ay sonra da 40 yıllık Afgan lider Zahir şah kuzeniDavut Han tarafından düşürülmüştür.

1976 yılında Hüseyni'nin babası Paris'te kendine bir iş bulmuştur ve bütün ailesini bu şehre taşımıştır. Hüseyni Ailesi'nin Kabil yerine Paris'i tercih etmesinin sebebi, Afganistan'ın o dönemlerde içinde bulunduğu komünist baskıdır. Bu sebepten dolayı, Hüseyniler 1980 yılında ABD'den siyasi sığınma hakkı kazanmış ve San Jose, Kaliforniya'ya yerleşmişlerdir. Uçurtma Avcısı kitabında bu göç dolu yaşamına değinmiştir.

Hüseyni, 1984 yılında Independence High School Lisesi'ni bitirdikten sonra Santa Clara Üniversitesi Biyoloji bölümüne kabul olmuştur. 1988 yılında mezun olan Hüseyni, ertesi sene Kaliforniya Üniversitesi Tıp bölümüne girmiştir. 1993 yılında cerrah olan Hüseyni, dahili cerrahideki ihtisasını 1996 yılında Los Angeles'taki Cedars-Sinai Medical Center'da tamamlamıştır. Hüseyni doktorluk mesleğine ilk kitabı Uçurtma Avcısı'nı yazdıktan bir buçuk yıl sonraya kadar (2004) devam etmiştir.

Hüseyni şu anda Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'nda iyi niyet elçisi olarak mültecilere yardım etmektedir. Hüseyni, Kuzey Kaliforniya'da İran asıllı Amerikan eşi Roya ve iki çocuğuyla hayata devam etmektedir.

Khaled Hosseini'nin Kitapları Kitap Ekle

9,0/ 10  (7.723 Oy) ·  21.911 Okunma
8,9/ 10  (3.800 Oy) ·  12.388 Okunma
7,8/ 10  (1.030 Oy) ·  3.535 Okunma
Aysel Omurtak, bir alıntı ekledi.
10 Eki 2014 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

"Çocuklar boyama kitabı değildir, onları en sevdiğin renge boyayamazsın."

Uçurtma Avcısı, Khaled Hosseini (Sayfa 26)Uçurtma Avcısı, Khaled Hosseini (Sayfa 26)
Damla Özdemir, bir alıntı ekledi.
14 Ara 2014 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Şöyle dedi: 'Çok korkuyorum.'
'Neden,' diye sordum.
'Öyle mutluyum ki, Doktor Resul. Böylesine büyük, müthiş bir mutluluk, insanı korkutuyor.'
Yine nedenini sordum, şöyle dedi:
'Senin bu kadar mutlu olmana, ancak senden bir şey almaya hazırlandıkları zaman izin verirler.'

Uçurtma Avcısı, Khaled HosseiniUçurtma Avcısı, Khaled Hosseini
BİROL COŞKUN, bir alıntı ekledi.
31 Oca 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Yalanla kendini kandırmaktansa gerçekle yüzleşmek iyidir.

Uçurtma Avcısı, Khaled HosseiniUçurtma Avcısı, Khaled Hosseini
Nurbanu Tuna, bir alıntı ekledi.
11 Eyl 2014 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Sizi selden çekip kurtaran ip, ileride boynunuza dolanmış bir ilmeğe dönüşebilir.

Ve Dağlar Yankılandı, Khaled HosseiniVe Dağlar Yankılandı, Khaled Hosseini
Hakan TEKİN, bir alıntı ekledi.
04 Haz 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Odamda tek başıma olmayı diledim ;kitaplarımla baş başa, bu insanlardan uzakta.

Uçurtma Avcısı, Khaled Hosseini (Sayfa 100 - Everest)Uçurtma Avcısı, Khaled Hosseini (Sayfa 100 - Everest)
Sadettin TANIK, bir alıntı ekledi.
 10 Haz 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Yaşam
Sürekli seni düşünürdüm. Yüz yaşına kadar yaşaman için dua ederdim. Bilmiyordum. Benden utandığını bilmiyordum ki.

Bin Muhteşem Güneş, Khaled HosseiniBin Muhteşem Güneş, Khaled Hosseini
Sadettin TANIK, bir alıntı ekledi.
14 Haz 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Bazen...bana dünyada sahip olduğum tek şey senmişsin gibi geliyor.

Bin Muhteşem Güneş, Khaled HosseiniBin Muhteşem Güneş, Khaled Hosseini
Mehmet Serhat Ercan, bir alıntı ekledi.
03 Haz 2017 · Kitabı okudu

Çoğu günler yataktan hiç çıkmıyor, kendini yapayalnız, terk edilmiş hissediyordu; akıntıya kapılmış
sürükleniyordu.

Bin Muhteşem Güneş, Khaled Hosseini (Sayfa 149)Bin Muhteşem Güneş, Khaled Hosseini (Sayfa 149)
Sadettin TANIK, bir alıntı ekledi.
14 Haz 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Çocuklara sözler vermek , çok tehlikeli bir şeydir.

Uçurtma Avcısı, Khaled HosseiniUçurtma Avcısı, Khaled Hosseini
Bütün Alıntıları Göster

Khaled Hosseini kitap incelemeleri

Hüseyin DEMİR, Uçurtma Avcısı'ı inceledi.
 26 Şub 23:32 · Kitabı okudu · 6 günde · 7/10 puan

FİKRİN FAHİŞELİĞİ

Yeğenim henüz iki yaşında, adı Muhammed. Parka doğru yol alıyoruz. Ailenin ilk torunudur kendisi. Bir dediği iki edilmiyor haliyle. Parkta oynayan çocuklar görüyoruz. Hallerine bakınca Suriyeli ya da Afgan olduklarını anlıyorum. 3 çocuk kendi aralarında top oynuyorlar. Topları bizim tarafa doğru geliyor. Tam yanımıza gelince Afgan oldukları belli oluyor zaten. Muhammed onlarla top oynamaya başlıyor. Ben hayatımda ilk defa fevkalade bir zevk alarak top oynadığı görüyorum. Gözleri ışıl ışıl parlıyor. Oysa evde kendisi için iki kaleli mini bir halı saha aldık. Neredeyse evin sadece bir odası onun halı sahasına ayrılmış. Fakat bir gün gidip orada oynadığını görmedim. Fakat Afgan çocuklarla son derece mutlu bir şekilde oynuyor.

Aradan biraz vakit geçtikten sonra Muhammed’i aldım. O ara elimi cebime attım. 1 lira bozuk para vardı cebimde. Aldım o parayı uzattım çocuğa. Çocuk bana baktı, baktı. Usulca elini uzatıp parayı aldı ve paraya bakmaya başladı. Tuhaf bir davranış sergiliyordu. İzlemeye başladım. Başını kaldırdı bana baktı, gözlerimiz buluştu. Aman Allah’ım… Gördüğüm şeye inanamadım. Gözlerinde daha önce hiç görmediğim inanılmaz bir parıltı, bir sevinç, bir mutluluk… Ben daha önce hayatımda böyle mutlu bir göz görmemiştim. 1 lira dedim lan altı üstü 1 lira… Adaletine sıçayım dünya dedim. Kardeşlerini alıp ilerideki limonatacının yanına gidip bir tane şalgam suyu aldılar 3 kardeş. Şalgamın içinde bir havuç, alıp üçe böldüler onu. Bir bardak şalgamdan teker teker ve yudum yudum içmeye başladılar. Gözlerinde ve yanaklarında akıl almaz bir mutluluk. Öyle oturdum onları izledim. İçimde oluşan his, tarifsiz bir şeydi. Neredeyse hiçbir şey yapmamıştım. Ama bu çocukların bu şekilde mutlu olmasına sebep olmuştum. Yanlarına gittim. En küçüklerinin saçlarını okşadım. Bir kez daha yıkıldım. Sanki bugüne kadar kimse başını okşamamış gibi davrandı. Başını okşamaya muhtaç gibi kedi gibi süzüldü elime doğru. Çıkardım onlara 5 lira daha verdim. Gözlerine baktım. Bir dünya o gözlerde. 5 lira lan altı üstü 5 lira. Adaletine sıçayım dünya…

Sonra eve doğru ilerlerken mutluluğum yerini yavaş yavaş hüzne bıraktı. 1 lira lan 1 lira… 1 lira dediğin şeyi yere düşmüş olsa eğilip alıp almakta tereddüt ediyoruz lan… Bir paket sigara parası bile değil. Sonra dönüp bizim yeğene baktım. Kendime baktım. O esnada yanımızdan akülü oyuncak arabasıyla bir çocuk geçti. Muhammed bakmadı bile. Çünkü kendisi akülü arabayı halletmiş. Şimdiler akülü helikopter istiyordu. Sonra o çocuklar ve bir lira geldi aklıma. Dudaklarımda yine aynı söz Adaletine sıçayım dünya… Senin o olmayan adaletine…

Aradan bir hafta geçti. Okula gitmeden önce yolumun üstünde bir tezgâhta kaçak sigara satan Afgan Ali’den bir sigara almaya gittim. Baktım o çocuklar meğer bizim sigaracının çocuklarıymış. Sigaramı aldım. Ali, Hüseyin Ağa dedi. Ben gidiyorum. Hakkını helal et. Nereye, dedim. Avrupa’ya, dedi. Nasıl gideceksin, dedim. Denizden Yunanistan’a geçiriyorlar dediler. Oradan yürüyerek Avrupa’ya kadar gideceğiz, dedi. Şansımız dönerse Amerika’ya geçersek kurtuluruz, dedi. Hayırlı olsun, Allah'a emanet ol, dedim. Sonra çocuğa baktım, eline bir lira verip göz kırptım, yine gözlerinde o eşsiz sevinç. Aradan bir ay geçti. Televizyon kanalları haber geçiyordu, denizden Yunanistan’a kaçak olarak geçmeye çalışan göçmenler boğulup ölmüşlerdi. Fotoğraflara baktım. İçler acısı, kadınlar çocuklar… Bir ara bir tanesini bizim Afgan Ali’ye benzettim ama emin olamadım. Neticede muhtemelen onunda akıbeti öyle bir şeydi. İki üç ay daha geçti... Kıyıya başka çocuk cesetleri vurdu. İçim acıyarak o resimlere baktım. Adaletine sıçayım dünya dedim. Senin olmayan Adaletine…

Halit Hüseyin Uçurtma avcısı kitabında etrafımızda belki binlercesiyle karşılaşacağımız olaylardan sadece bir tanesini anlatmış. Çokta güzel anlatmış. Bize hüznün doruk noktaları yaşatmış. Başarılı ve çok güzel bir yapıt olmuş. Afganistan’tan iki çocuğun hikayesini anlatmış. Kitabı okurken ister istemez düşündüm. Afganistan, Pakistan, Yemen, Suriye, Libya, Irak… Düşünsenize bu ülkelerde ve daha saymadığım kaç tane ülkede Emir var, kaç tane Hasan var...

Peki neden? Neden bu çocuklar bu dünyanın adaletsizliği ödemek zorunda. Vereceğimiz cevap tektir.
Emperyalist Devletler.
Peki, Emperyalist Devletler başı kim, Amerika.
Peki, Halit Hüseyni kitapta bundan söz etmiş mi? Hayır.
Ona göre Amerika kurtarıcı…
Afganistan’ın başına ne geldiyse ya Komünistler ya Rusya ya da Taliban yüzünden.
Amerika Halit Hüseyni’ye göre bir sevgi pıtırcığı.
Rusya’ya karşı Taliban’a silah veren zaten ben.
Sonra o Taliban’a operasyon yapacağım diye yıllarca Afganistan’ı işgal edende ben. Irak’ta Saddam’ı büyütüp büyütüp sonra Saddam’ı bahane edip bir buçuk milyon Iraklıyı katleden de ben.
Yemen’in bu hale gelmesine sebep zaten ben.

Düşünün dünyadaki yüz binlerce çocuğun katili Bay Bush’tan ödül almış yazarımız. Afganistan’daki dramı çok güzel anlattığı için. Peki bir gram aklına gelmedi mi yanındaki kişinin bebek katili olduğu… Halit Hüseyin’in yaptığı şey en hafif tabiri ile düşüncenin namussuzluğu, fikrin fahişeliğidir.

Edebiyat, sadece haz almak için yapılan bir sosyal aktivite olsaydı. Edebiyat, sadece güzel cümlelerin kurulduğu bir alan olsaydı. Bugün bu incelemede Halit Hüseyin’i yerden göğe çıkarırdık. Fakat Edebiyat sadece Edebiyat değildir.
Edebiyat aynı zamanda namustur, şereftir...

Edebiyat aynı zamanda…

Sevgiyle Kalın…

Nazlı Demir, Uçurtma Avcısı'ı inceledi.
15 Eyl 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Her sayfada insanın içini yakan bir başyapıt.
Ana karakterden nefret ettiren yazar zamanla onu affettirmeyi amaçlamış olmalı. Fakat ben yapamadım. Hasan'ın hikayesi, Emir'e karşı taparcasına olan çocuksu sevgisi harikaydı. Fakat; böyle bir sevgiye ihanet ettiği için onu bağışlayamadım.. Hasan karakteri ile bize masumiyetin aslında nasıl olduğunu tekrardan hatırlatan yazara teşekkür etmek isterdim. Filmini izleyenler kitabı okumuş kadar olduklarını zannetmesinler. Şu filmi bir kenara bırakın ve gidip okuyun.
Bu sizin kendinize yapmış olduğunuz en büyük iyilik olacaktır.

Anıl, Uçurtma Avcısı'ı inceledi.
 22 Tem 2016 · Kitabı okudu · 37 günde · 10/10 puan

Hiçbir kitabı okuduktan sonra böylesine kötü hissettiğimi, ağlamaklı olduğumu, sinirlendiğimi, tepkisiz kaldığımı, birine sarılma ihtiyacı duyduğumu, sessiz kalabildiğimi ve aynı zamanda öylece boşluğa bağırma hissine kapıldığımı hatırlamıyorum.

Bir arkadaşlık, bu kadar samimi, sıcak ve masum olabilir mi?

Evet yazarımız bize bu bahsini ettiğimiz arkadaşlığı mümkün kılıyor. Öyle ki ilerleyen olay örgüsünde keşke bu hissi vermeseydi bile diyorsunuz. Khaled Hosseini bana göre kitabın kendi türünde bir başyapıt ortaya çıkarmış. Khaled, kitabın daha ilk sayfasından son sayfasına dek, olayları ve kişileri öyle güzel organize etmiş ve birbiri ile öylesine güzel ilişkilendirmiş ki bazen burnuma, sayfalardan kâğıt kokusu yerine zekâ kokusu geldiği oluyordu. Kitabın dili gayet yalın ve anlaşılır, bu anlamda kitabı okuyacak olan arkadaşlar edebi bir dil beklentisi içerisine girmemelidir. Tüm bunların yanında yazar kullandığı sade dili ile çok belirgin bir atmosfer oluşturmuş. Kimi zaman bir tankın içerisinde nefes alamadığınızı kimi zaman da çocuklarının karnını doyurabilmek için tek bacağı olmayan bir Afgan’ın diğer bacağı için sizinle pazarlık ettiği yanılgısına düşebiliyorsunuz.

Uçurtma Avcısı, biri efendi diğeri hizmetkâr olan iki arkadaşın hikâyesini anlatmaktadır. Kitabın başlarında efendi olan Emir’den nefret edebilirsiniz ve masum, yetenekli, cesaretli aynı zamanda efendisine sadık olan Hasan’a da üzülebilirsiniz. Sonrasında ne hissedeceğinize isterseniz siz okuduktan sonra karar verin.

Aslına bakarsanız bu kitap genel anlamda sessizliği ifade ediyor. Emir’in Hasan’a yapılanlar karşısındaki sessizliği, Hasan’ın kendisine yapılanlar karşısındaki sessizliği, Afganistan’dan Amerika’ya kaçan arabanın içerisindekilerin Rus Askerlere karşı sessizliği, yetimhanede çocuklara yapılanlar karşısında müdürün sessizliği, stadyumda kadına yapılanları izleyen seyircilerin sessizliği ve biz… Kitabı okurken ki sessizliğimiz…

Emir ve Hasan arasındaki diyaloglar, arkadaşlığa ve dostluğa yeni bir bakış açısı getirmektedir. Hayatım boyunca unutamayacağım o diyalog, Emir, “Benim için gerçekten yerdeki pisliği bile yer misin?” diye soruyor ve “Tabii ki yerim Emir Ağa ama asıl sen benden böyle bir şey yapmamı ister misin?” Cevabını alıyor ve bunun gibi onlarca diyalog.

Herkesin hayatında pişmanlıkları vardır. Bazılarımızın pişmanlıklarının kitapta olduğu gibi geri dönüşü yoktur. Dostoyevski’nin Suç ve Ceza kitabında işlediği pişmanlık, Tolstoy’un Diriliş kitabında işlediği pişmanlık benim için çok değerlidir ve yerleri ayrıdır. İnanın burada işlenen pişmanlık başka, burada yüreğinize dokunan hatta acıtan bir şeyler var ve bir yazar Dostoyevski ile karşılaştırılıyorsa tüm samimiyetimle yazıyorum, o yazar mutlaka okunmalıdır!

Acaba, yeniden iyi biri olmak mümkün mü?

64 yaşındaki bir adamın 14 yaşındaki bir kız çocuğuyla evlendirilmesi,45 yaşındaki bir adamın 15 yaşındaki yeni adet görmüş bir çocukla evlendirilmesi..neresinden baksan korkunç olayların şeriat kanunlarıyla uygulanması.Okurken gözyaşlarınıza hakim olamayacaksınız ve en kötüsü de bunu yaşayan tüm kadınların durumlarını kabul etmesi ve hatta kendilerini suçlaması. Kısacası şeriatın hakim olduğu Afganistan gibi ülkelerde kız çocukları daha dünyaya geldikleri andan itibaren bu düzene ve kurallara alışmış ve benimseyerek büyüyorlar. Beyinlerine sokulan olgu çocuk yaşta yetişkin bir kadına dönüştürülmelerine sebep oluyor.

Murat Sezgin, Bin Muhteşem Güneş'i inceledi.
03 Şub 2017 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 8/10 puan

‘Erkekler şarkı söyleyemez. Satranç oynamak yasak. Kuş beslemek yasak. Film izlemek yasak. Resim yapmak yasak. Uçurtma uçurmak yasak. O yasak, bu yasak, her şey yasak. Nefes alabilirsiniz.
Kadınların dikkatine: Kadınlar evden çıkamaz. Uluorta gülerseniz kırbaçlanacaksınız. Tırnaklarını boyayanların parmakları kesilecektir. Kızların okula gitmesi yasaktır. Evde oturup 14 yaşında evlenmeyi bekleyeceklerdir. Kadınların çalışması yasaklanmıştır. Sokakta tek başına yakalanan kadınlar dövülecek ve evine gönderilecektir. Dinleyin. İtaat edin.’ Bunları okumaya başlayınca gözleriniz yuvasından fırlayacak gibi oldu, şaşırdınız. Olabilir mi böyle şeyler? Oluyor: Afganistan Devrimi sırasında çıkan birkaç tane emir.

Spoiler yok. Meryem, yasak bir ilişki sonucu doğmuş, kitaba göre ‘harami’, bir çocuktur. Annesi ile şehirden uzak bir kulübede yaşamaktadır. Babası Celil’in kendine köle aldıkları yani eşleri, sayısını unuttum, Nana’yı ve Meryem’i evlerinde istememişlerdir. Celil de onları şu anda yaşadıkları kulübeye yerleştirmiştir. Her hafta Meryem’i kulübelerinde ziyaret etmektedir. Meryem daha çocuk tabii, hiçbir şeyden haberi yok. Celil’in, Nana’yı kullanılmış mal gibi kenara atmasını anlayamıyor. Celil kızını, Meryem’i, seviyor. O yüzden çocuk yaşta evlendiriyor! Olan Meryem’e oluyor. Yazık. Leyla, Afganistan Devrimi gecesinde doğmuştur. Sovyetler Afganistan’a girmiş, Leyla birçok çocuk gibi savaşın gölgesinde büyümüştür. En yakın arkadaşı, sonradan aşkı olacak olan Tarık’tır. Savaşın her gün şiddetini arttırdığı ülkede Tarık ve ailesi daha fazla dayanamaz, ülkeyi terk ederler. İşler bu olaydan sonra iyice dramatikleşiyor. Ve sonunda kader, hayatları zindana dönmüş iki kadını yan yana getiriyor. Bundan sonra ikisinin beraber yaşadıkları olaylar anlatılıyor. Kitap boyunca size eşlik eden dramatizm sonunda daha da alevleniyor.

‘Anne ya da baba bir hata yapmış. Umurlarında değil. Hep kendilerini düşünmüşler. Arkalarında bıraktıklarına hiç dönüp bakmamışlar. Olan çocuklara olmuş. Onları kendi sessizliğinde boğulmaya bırakmışlar. Her şeyi içlerine gömmelerine yardım etmişler, toprağı üstlerine kendileri atmışlar. Bunlardan haberleri de yok. Sorana iyi bir anne babalar.’ İster kitapta, isterse hayatta bu durumda olan bir sürü çocuk var maalesef. Kocamış kişileri uyarmak da çocukların görevi olmasa gerek. Hem kişi kendi hatasını görmüyorsa uyarmak ne işe yarar ki?

Kitapta Leyla’nı Babisi kızına şunu söylüyor: "Bir toplumun, kadınları eğitimsiz olduğu sürece başarıya ulaşma şansı yoktur." Bu Babi’den yüzlerce, binlerce gerek.

Kitap boyunca ille de erkek çocuk isteyen hemcinslerimi, kadına değer vermeyip eşya gibi kullanan kişileri, ‘kız çocuğu okur muymuş?’ diyenleri, hurafeleri, bağnazlıkları çokça gördüm. Ayrıca küllerinden alevlenen bir aşka, savaş olsa da güzel olaylara şahit oldum. Kitap okuyanı sıkmıyor. Gerçekleri insanın yüzüne yüzüne çarpıyor. İyi okumalar.

salih, Uçurtma Avcısı'ı inceledi.
 07 Oca 03:39 · Kitabı okudu · 4 günde

Hayat Güzeldir filmini izlemişsinizdir, Piyanist filmini ya da Schindler'in Listesi filmini, çok beğendiniz dimi? Evet harika filmler ben de çok beğendim, daha doğrusu duygulandım. Filmlerdeki dram fena, kurgu güzel. Ama bu filmler ne kadar başarılı da olsa, doğru da olsa (Yahudiler çok büyük bir kıyıma uğradı) bu filmlerdeki asıl amaç duyar kasmak ve hatırlatmak, birazda politik ama biz dramda kaybolup bunu görmüyoruz. Hayır antisemitist falan değilim. Aynısını Amerikalılar zaten hep yapıyor, yıllarca Rambo'yu izleyip Vietnam işgalinde ölen Amerikalılara üzüldü dünya. Neyse ne alaka şimdi bunları neden yazıyorum. Alaka şu arkadaşlar.
Uçurtma Avcısı, bence, bir Afgan tarafından yazılan, Amerika'nın Afganistan İşgali'ni haklı göstermek için kullandığı, çok satanlara sokup pazarladığı bir kitaptır. Tamam, tamam, bir dakika kızmayın hemen. Katılırsınız, katılmazsınız ama önyargılı olmadığımı anlamak istiyorsanız sizde önyargısız incelemenin sonuna kadar okuyun ya da burada bırakın. Öncelikle şunu söylemem lazım kitabı şuan bitirdim, aramızda kalsın gözlerim yaşardı çoğu yerinde, beni darmanduman etti diyebilirim. Ama bunu yazmak zorundayım. Tamam belki Halit Hüseyni'ye haksızlık ediyorum (ki kitabı daha edebi yönden incelemedim onu da yazıcam çokta beğendim) kendisi halimevcut BM iyi niyet elçisi olarak mülteci kamplarında görevliymiş. Elbette bu yazdırılmış ya da yazarın o amaçla yazdığı bir kitap değildir fakat yazarın dışında gelişen olaylarla bu amaçla kullanılmış olabilir. Neden böyle düşünüyorum peki? Hepimizin de bildiği ya da karşı karşıya olduğu bir kavram var "Politik Algı" Baazı devletler (!) ve siyasetçiler sinemayı olduğu gibi kitapları da toplumları kontrol etmek, istedikleri kültürü, düşünceyi, ideolojiyi ve inançları dayatmak için kullandılar, kullanıyorlar. 11 Eylül saldırılarının hemen akabinde ve bahanesiyle 2001 yılında yani artık savaşlar olmasın nutuklarıyla adım atılan 21. yüzyılın ilk senelerinde Afganistan'ı işgal etti. 2002 senesinde de bu kitap piyasaya çıktı. Tam Amerika'nın isteyeceği bir kitap hatta isteseler kendileri bu kadarını yazamaz, çünkü kitabı okuduktan sonra Afganistan'ı işgal eden Komünist Sovyetler'den nefret ediyorsunuz, Afganistan'ın ikinci işgaline zemin hazırlayan Taliban'dan nefret ediyorsunuz. Amerika ise kitapta tam bir ütopya, kurtuluş yeri, hiçbir eleştiri yok. Hatta yardım eden. Şimdi itiraf edin roman karakterlerimizin başına gelenlerden sonra aranızda ABD iyi ki girmiş Afganistan'a diyeniniz olmuştur? Olmadı? Hmm. Tabi. Bu arada Halit Hüseyni'nin Bush'la vs. çekilmiş fotoğraflarını gördüm. Halit Hüseyniden ziyade Bush mutlu. Hacı iyi ki yazmışsın o kitabı der gibiydi. Velhasıl arkadaşlar o amaçla yazılmamışsa bile, yazarı tamamen iyi niyetli olsa bile bu kitap Amerika'nın Afganistan işgalini meşrulaştırmak için güzel bir propaganda olmuştur benim fikrim.

Hala okuyan arkadaşlarımız varsa işin edebiyat kısmına geçelim. Zira edebi olarak inceleme yapamıyorsanız yorum yapmayın diyenler çıktı sitede malum. Sanki burda herkes edebiyatçıymış gibi. Kalemin kemiği olmadığını anlatmak lazım ya neyse.
Kitap bir harika notumdan da anlayabilirsiniz 10 üzerinden 10 verdiğim ikinci kitap bu. Öncelikle kurgusu çok iyi, heyecan hiç düşmüyor sürekli artıyor. Duygunun yükseldiği çok yer var, gerçekten gözlerim doldu çoğu yerde, yutkunamadım, hatta devam edemeyip kitabı okumayı bırakıp ara verdiğim yerler bile oldu. Olaylar zaten efsane ama bazı durumlar üzerinde durmak istiyorum ben. Kitapta bir cümle var "Yeniden iyi biri olunabilir." hayatta yanlışlar yapılıp, suçlar işlenebilir. Evet bunun telafisi hiç bir zaman olmayabilir. Çünkü bazı yaralar gerçekten kapanmaz, mümkün değildir, kitapta bunları göreceksiniz. Ama "yeniden iyi biri olmak gerçekten mümkün mü?" Emir ya da babası iyi biri olabildi mi yeniden, onları affedebildiniz mi ya da affetmeli miyiz? Ben buna karar veremiyorum galiba bunun üzerinde düşünmem lazım bir süre. Hani diyor ya Cahit Zarifoğlu "ne çok acı var." sanki bu kitabı okuyup demiş diye düşündüm, tabi bu mümkün değil ama aklıma yine Zarifoğlu'nun "Yeniden yaşamaya başlamak kolay mı?" sözü gelince de acaba Halit Hüseyni mi Zarifoğlu okudu diye düşünüyor insan. Acı çok doğru ama Hasan başka Hasan çok başka Hasan beni maffetti. Afganistan'da yaşanan zulüm çok dikkat çekici anlatılmış, betimlemeler falan da çok iyi. Ayrıca Nasrettin Hoca'dan çok fazla bahsetmesi hoşuma gitti. Velhasıl ben bu kitabı çok beğendim, kitap böyle yazılır, kurgu böyle olur, duygu böyle aktarılır, okuyanın ağzına böyle sıçılır. Bravo.
Bu arada bu kitabı bana aylar önce sitedeki bir kitap kardeşliği etkinliği vesilesiyle gönderen Ömer BAKIR 'a da çok teşekkür ediyorum.

Melisa..., Bin Muhteşem Güneş'i inceledi.
 19 Nis 2017 · Kitabı okudu · 15 günde · Beğendi · 6/10 puan

Savaş zamanın da herkes acı,üzüntü,yokluk çekiyor ama en acı kısmı kadınlara ve çocuklara kalıyor.Afganlının kaleminden yansıtılması okunası romanlardan zaman zaman şiddetin bu kadarı olamaz dedirten bir roman.

senanur, Bin Muhteşem Güneş'i inceledi.
16 Kas 2016 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 9/10 puan

Yazarın betimlemeleri çok hoşuma gitti her satırında sanki bir film izliyormuşum gibi hissettirmeyi başardı. Çoğu yerde gözyaşlarına hakim olamayacağınız gerçekten beklenen bir roman herkese tavsiye ederim.

Melisa..., Uçurtma Avcısı'ı inceledi.
17 Nis 2017 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 9/10 puan

Bu kitapta aslında hayatın gerçeklerinden ve olanaklarından bahsediyor iki süt kardeşin yaşadıklarından ve birazda insanın vicdanının nasıl rahatlattıgından.Bence herkezin okuyup ders çıkarması ve kütüphanesinde bulundurması gereken kitaplardan.

Cem, Uçurtma Avcısı'ı inceledi.
 06 Ağu 2016 · Kitabı okudu · 6 günde · 10/10 puan

Uçurtma Avcısı'nı nihayet okudum...o kadar övüldü ve güzel incelemeler ve yorumlar yapıldı ki hakkında- bir kaç kişi de aşağıladı, ama bir şey diyemeyiz- okumamak imkânsızdı. Galiba bir arkadaşın duygusal yorumundan sonra tamam okuyorum diye karar verdim, bir iki hafta sonra ve bir kaç gün önce de okudum.

Ben de beğendim Uçurtma Avcısı'nı, ve hatta bazı eleştiriler okudumsa bile bu konuda, yazarın anlatım tarzını oldukça iyi buldum, hiç de migros kitabı havası vermiyordu- oysa bende öyle bir kitap olduğu yönünde bir intiba oluşmuştu. Yazarın anlatım tarzı çok iyi, etkileyici, bence dört dörtlük. Duygulanmamak elde değildi, cidden, çok hoştu...elbette..ama tabii birşeyleri de düşünmeden edemedim. Vahşilik söz konusu olduğunda Taliban'a verdiği önemi keşke Sovyetler ve ABD için de gösterebilseydi yazar. Müslümanların vahşi, adi, şiddete ve kana düşkün, iğrenç insanlar olduğu şeklindeki Batı algısına çok da güzel bir destek gibi de olmuş Uçurtma Avcısı. Batı değerleriyle yaşayabilen, ana yurduna yeğenini de götürmek için elinden geleni yapan Emir herhalde belki istemeden de olsa kendi öz vatanına Hasan'a yaptığının bir benzerini yapmış oluyor. Müslümanların, talibanların vb o hallere gelmesini sadece müslüman olmalarına bağlamak ama yeni vatanının yaptıklarını son bir iki sayfada geçiştirmek bana pek de samimi gelmiyor açıkçası. Keşke Emir vatanında yaşasa ve yeni vatanının gerçek vatanına neler yaptığını anlatabilse ve ABD'ye öyle dönseydi...ama herhalde o zaman bu kitap çok da tanınmazdı, beğenilmezdi. Emir Can böyle yapmak yerine yeğenini ABD'ye götürmek için bin türlü sıkıntıya göğüs geriyor, durum öyle bir hâl almış ki, çocukluğunda Hasan'a o kötülüğü yapan Assef bu sefer de yeğenine aynı kötülüğü yapıyor, inanılmaz...Bunların hiç birinin masum hikâyeler olmadığını düşünmeden edemedim açıkçası. Bir çeşit Geceyarısı Ekspresi gibi.

Bütün İncelemeleri Göster