Kolektif

Kolektif

8.5/10
1.825 Kişi
·
23.396
Okunma
·
575
Beğeni
·
23.385
Gösterim
Adı:
Kolektif
Unvan:
Yazar
Doğum:
Birçok yazarın biraraya gelerek oluşturdukları eserlerdir.
''İçinizde fırtınalar koparken, dışarıya günlük güneşlik havası veriyorsunuz ya, yapmayın...
Bırakın hak edenler fırtınadan nasibini alsın...''
-Sevdiğin biri var mı?
+Evet.
-Seni seviyor mu?
+Evet.
-Nereden biliyorsun?
+Her seferinde, kitaplarımı geri verirken içine çiçek koyuyor.
-Hepsini okuyor mu?
+Elbette okuyor.
-Sordun mu ona?
+Önemli yerlerin altını çizdiğini görebiliyorum.
-O da insanlığı kurtarmak istiyor mu?
+Evet.
-Nereden biliyorsun?
+Altını çizdiği cümlelerden.
"Felsefen nedir?" diye sorarsanız, cevabım şudur: Canlıyı, canlı olduğu için sevmek.
Onun bir tek Allah'ından bu kadar sözler çıkarken, sizin 300 Tanrınızın dili mi tutuldu?

(Çağrı Filminden)
Akıl vermek gibi olmasın ama entelektüellerimiz, karşılarındakini küçümsemekten aşağılamaktan vazgeçsinler. Tamam, kabul, senin 13 yaşında öğrendiğin bir şeyi ben 33 yaşımda öğrenmiş olabilirim. Fakat bu benim aptal olduğum anlamına gelmez.

Parayla kültürün kimde olacağı hiç belli olmaz!
Kolektif
Sayfa 23 - undefined
İnsanın ruhunda koca bir ateş yanıyor olabilir, ama hiçbir zaman kendi kendisini ısıtamaz onunla ...
Kargayı hep merak etmiştim. İlk tanışıp okuduğum İzdiham sayılarında, Karga kapakla yetinmez iç sayfalarda da "aktif" olarak gözükürdü. Son sayılarda Karga nedense iç sayfalardan "çekildi". Nedir bu karga olayı? Nihayet çözdüm; Karga ve "Hepimiz ölecek yaştayız" sloganı. Meğer ki karga en fazla 10-15 yıl yaşarmış. Düşündüm ki Karga yerine 10 yaşında çocuğun feryadı olsa, bize seslense: "Hepimiz ölecek yaştayız." Anladınız değil mi?! Ne yazmalıyız?.. İZDİHAM! Vallahi izdiham, billahi izdiham!..

Ebiddünya nakleder ya, hani bir gün Resulullah'a (a.s) bahsederler bir zatın değerinden. O (a.s) da 'Ölümden bahseder mi?' diye sorar. 'Ölümden hiç bahsettiğini duymadık.' dediklerinde, 'Ölümden bahsetmeyen değerli olamaz.' buyururlar.. (olduğu gibi değil, aklımda kalan haliyle alıntı). İzdiham'ın demiyeyim ki tebliğat yaptığım düşünülebilir, Karga'nın değeri diyeyim :)

Üstelik öyle güzel, anlamlı kapak çalışması yapıyorlar ki "kafatasında" başlayan izdiham, içeriğini de okuyunca göğüs boşluğuna iniyor. Yürek hizasında kalp uçuyor. 'Uçmak' üslubuma icat ettirdiğim sözcük. Normal ifadesiyle - kalp hüzünleniyor. Hüzün, melankolinin biz versiyonu, hatta şöyle diyelim 'mü'min versiyonu'. "Allah hüzünlü kalbi sever" (hadis-i şerifi).

Dergide bir çok ismi ezberledim ve her sayıda sayfaları çevirerek yine yazmışlar mı diye bakıyorum: Atakan Yavuz, İbrahim Varelci, Güray Süngü, Gökhan Özcan, Mustafa Toprak, Yasin Kara, Seda Nur Bilici, Emine Şimşek, Eda Tezcan, Yunus Meşe... vb. Mustafa Kutlu zaten malum; 'sadelikte büyüklük' ölçüsüyle naif, hazin bir giriş yapıyor. Kaan Murat Yanık da yazmaya devam ederse memnun oluruz. Bülent Parlak'ı unuttuğumu söyleyin :) ;)

35'te yine dolu. Ben "ilacımı" içtim. Siz de için. İzdihamlandım, biz'lendim, memnun oldum. Doyamadım. Hangisini anlatsam.

Biz çocukken film izlemeye başladığımız sırada ablamız gelirdi -bizden büyük ya izlemiş daha önce- başlardı filmi anlatmaya. "Anlatmaaa" der ve gitmesini isterdik ya da "otur bizimle sessizce izle" derdik. Oturun yalnızlığınızla sessizce İzdiham izleyin. Pardon, okuyun ;) İzdiham yalnızlığınızın kalabalığı olsun...
Kitapta anlatılanların çoğu bilindik şeylerdi. Var olan araştırmaları yorumlamışlar. Söyleseler ben de yazabilirdim. İlla bilim insanı, akademisyen vs. olmaya gerek yoktu. Biraz spoiler vermemde bir sakınca göremiyorum nasılsa kitabı okumayacaksınız.

Kitapta çeşitli bilim insanlarının cinsiyet farklılıklarıyla ilgili makaleleri yer alıyor. Konu olarak pek doyurucu bir kitap değildi. Bazı şeyleri yüzeysel olarak anlatıp geçistirmişler. Biraz daha zengin bir içerik beklerdim.

Bu makalelerden özet vermek gerekirse; aklın ve beynin cinsiyeti olup olmadığını araştırmışlar. Sonuç olarak erkeklerin kafaları daha büyük olduğu için beyinleride ebat olarak daha büyükmüş. Elbette ki bu durum onların daha zeki olduğunu göstermiyor. Zeka kişiden kişiye değişiklik gösterir. Kesinlikle cinsiyetle alakası yokmuş. Zekanın bile cinsiyeti var elbette. Kadın­ların sözel, erkeklerin sayısal alanlarda daha üstün oldukları araştırmaların diğer sonuçları. Bu nedenle kız çocukları erkeklere nazaran daha erken yaşta konuşmaya başlar. Aynı zamanda kekemelik gibi sözel zeka durumuna giren konuşma bozukluklarının erkeklerde daha çok görüldüğü saptanmıştır.

Diğer bir konu özgüven üzerine. Özgüvenin cinsiyeti erkekmiş. Erkekler genel olarak özgüven eksikliği pek yaşamıyormuş. Bunun nedeni ise tabi ki yine erkekler. Açıklama olarak şiddete uğrayan kadınlar çevreleri tarafından sıklıkla kocalarını kışkırttıkları şeklinde tepki görüp şeklinde suçlanırlar. Bu türden suçlamalar, kadının ve aynı evdeki kız çocuklarının özgüveni daha da zedeler ve gelecekte tepki verme kapasitesini daha da bozar. Erkek çocuklar ise kadına şiddeti kuşaktan kuşağa aktarma görevini üstlenir.

Son olarak cinsel özgürlük, boşanma, doğum kontrolü ve kürtaj gibi konularda feministlerin çok savaştığı konuda "İslami kurallara göre kadın vücudu da dünya üzerindeki tüm diğer varlıklar gibi yaratıcısına, yani Allah'a aittir. Kadınlar vücutlarının kendilerine ait olduğunu iddia ederek dinin kendi­lerine sunduğu sınırların dışında bir cinsellik, kürtaj ve doğum kontrolü yaşayamazlar" diyor İslami bir bilim insanı.
İzdiham Twitter hesabından geliyorum, şöyle bir twit atıldı az önce:

"Dolara ilk tepkimiz şu: 8 TL olan İzdiham'ı 7 TL'ye düşüreceğiz. Sizin alım gücünüz azalırken biz de ya batacağız, ya da bilmiyorum. Umarım birileri destek olur."

Siyasi olarak hiçbir yere çekmeyelim zira inanın ki hiç ama hiç anlamıyorum. İzdiham dergiyi 1 lira düşürdü diye de ülkemiz kurtulmuyor elbet ama bunu harçlıklarıyla dergi almaya çalışan öğrenci kardeşlerimiz için yapmışlar. Ben de bir öğrenciyim, her ne kadar şu an elime iyi kötü bir yerlerden para geliyor olsa da daha bir sene önce kütüphane çıkışı sırf iki lira dolmuş parası vermemek için akşamın bir vakti kilometrelerce yolu yürüdüğüm günler aklıma geliyor. Ölmeyi göze alıp (mübalağa yapıyorum tabii :D) sırf ucuz diye okul çıkışı arkadaş grubumla birlikte 1 lira 25 kuruşa yediğimiz salamlı tostlar geliyor. İkinci el kitapları satalım da elimize para geçsin diye tabiri caizse cehennemin dibindeki dükkana kadar gidip verdiğimiz yol parasını bile kapatamadığımız günler geliyor.

Şimdi bir yerlerden burs alıyorum, üniversiteden arkadaşlarımla gittiğim havalı bir kafede dünya kadar parayı ben vermemişim gibi tabağın yarısını yemeden bırakabiliyorum. Bundan sadece iki sene sonra bunları anı diye hatırlamayacağım ama lisedeki arkadaşlarımla yol parası çıkmıyor diye yürüyüp de çok güldüğümüz o buz gibi günü hiç unutmayacağım.

Ben İzdiham'ı ilk bu siteden görüp okudum ve bu sefer de belki ben vesile olurum diye bunları yazdım. Elbette kusursuz bir dergi değil ama çok sevdim ben böyle ince düşünmelerini. İzdiham artık kalbi kırıkların ve ömrünün bir döneminde 1 liranın bile hesabını yapanların dergisidir. :)
O kadar güzel bir sayı olmuş ki! O kadar çok şey anlatmak istiyordum ki..şu 58-59. sayfa olmasaydı. Orada bittim ben..yıkıldım..gözlerime dur diyemediğim andı.. Orada Şırnaklı bir kız öğrenci vardı...

33.sayının geneli için muhteşem deyip geçeyim siz makbul görünüz. Bir de rica ediyorum, eğer okuyacak olursanız Bülent Parlak'ın şiirini sadece okuyup geçmeyin.

Dostoyevski'yle röportajı merak etmez misiniz yani? Ölü adamla nasıl röportaj olur diye de mi merak etmeyeceksiniz :)

Keyifle okuyun demeye gerek kalmıyor, zaten öyle olacak. Dehşetli tavsiyemdir.

İnceleme değildir, İzdiham'lanmaya teşvik içndir. Taktiktir. Lütfen taktiğime "aldanıp" (!) okuyunuz.
Çarşı, Dünyada "Darbe"! yapmaya kalkışmakla yargılanan ilk ve tek taraftar gurubu!!!
Sizi gönülden tebrik ediyorum.
Ayrıca bir Beşiktaşlı olarak sizinle gurur duyuyorum.
Kitabı okumadan yorum yazdığım için kitapseverlerin affına sığınıyorum.
"Yalnızlık Bütün İcatların Anasıdır" yazmıştı 29. sayının kapak sayfasında. Fark etmez hangi dergi olursa olsun, ben bu yazının yazıldığı dergiyi kitapçıdan almadan gidemezdim. Böyle tanıştım İzdiham'la. Çok memnun kalmıştım. Takipçisi oldum, önceki sayılarından bulabildiğimi aldım ve her sonraki sayılarında gelişme kaydettiklerini gördüm. Kim ne derse desin benim için harika bir dergi. Büyük keyifle okuyorum, doyuyorum. Bir "eksikleri" var, o da hiç güldürmüyor olmaları. Bu sayısı da dolu yine. Roman değil ki, kurgusundan, konusundan ve karakterlerinden bahsedeyim. Makalelerin isimlerini, kim yazdığını ve neyi yazdığını isterseniz incelemeyi genişletir yazabilirim. Bana güvenmiyorsanız eğer :)

Bu sayıda kapak yapmamışlar, biz yazalım, manşet atalım istemişler. Daha önce 27.sayısında da grafikerleri aşık olmuş diye kapak yapmamıştılar. Peki, bu sefer ya biz aşık olmuşsak?!..
Izdiham 35 ...Şöyle bir düşündüm de kendimce Izdiham'in ek bir sloganı olursa ne olabilir diye şu söz tamamlıyor zannedersem "Kalbi olana zordur dünyada yaşamak..."
Izdiham murekkebiyle yürek'ten beslenen bir dergi.Hayatı kalbinin renginde yaşamaya çalışan birisi olduğum için de Izdiham satır satır yüreğime ve ruhuma işliyor .

Sevenlerine baktığımız zaman yüreği acıyan,gizlenen yaraları olan,karşılaşmış olduğu imtihanlar karşısında yüreğine nakış nakış sabır işleyen,işlediği sabırla kiymetlenen,gönlü çiçek gibi acan,hasret çeken,insanın gönlünün her hucresinde ayrı bir senfoni çalan gönlü güzel insanların buluştuğu ,duygularimizin en güzel tercümanı Izdiham ...

Izdiham aynı zamanda kelime doktoru.Sızlayan,geçmişte saklı duygularımızı günyüzüne çıkaran ,hatirlayislarimiza gözyaşlarimizla dikiş attıran,ruh halimiz,ayrintilarimiza en büyük tesellimiz.

Izdiham bu sayısıyla kalbinize kapak atıyor adeta ve gitmiyor "insanlık" arayisiyla.Doğrusu bu ya herkes insan görünebilir ama herkes taşıyamaz insan'lik kıyafetinin gerektirdiği vasiflari.Insanlık da kendisine uygun, kıyafetini taşıyacak model bulamayınca sızısını bırakır yüreği olana.Adaleti ,sevgiyi ,merhameti,nezaketi,saygiyi yanlış ilikleyince insan,hirpani bir gorunusle yaşamını ikame ettirince ve bundan zevk alınca insanlık da başlar inim inim inlemeye.Kıyafetine yanlış iliklenen düğmeler,dikiş tutturulan yamalar nefesini keser.Hasretini çektiği Insanlık ağrısıyla kıvranıp durur insan olan da.Sahi Insanlık Araniyor...Ölü ya da Diri .Gördünüz mü siz ?

Izdiham Maarif Takvimi ile hislerimizi aylara yaprak yaprak
yayarak,kelimeleriyle derin izler bırakan hayatımızdan bir yaprak dökümü misali eksilen önemli kişilerin eskimeyen,halen daha okudugumuzda yüreğimizde yer bulup yeserttigi duygularla karşılıyor okurlarini.Beni tanımlayan 1Haziran ve 23 Temmuz'daki hisler oldu niyeyse ..Keşke X Temmuz'a güzel bir söz bıraksaydın Izdiham o zaman çok daha özel olacaktı.Üzdünüz :(

»»"Bir mutluluk kapısı kapandığında diğeri acilir.Ancak biz kapanan kapıya o kadar uzun bakarız ki bizim için açılmış bulunan yeni kapıyı göremeyiz ."

»»"Ille görmek için mi beklenir güzel günler .Beklemek de güzel "
{Şu cümle 8 Temmuz'da olmalıydı ya :(...}

Mustafa Kutlu'nun tabiriyle önümüzden pırrr! diye fırlayacak hayvanların özlemiyle serzeniste bulunarak camekanlara ,kafeslere sigistirdigimiz hayvan sevgisinin,'sevgisinin' edebiyata malzeme olarak aktarildigi ama hayvanın ortada kalmadıği,
kiymetinin bilinmedigine,hayatımızı bir bir terk ettiğine dair dikkatlerimizi çekiyor yazar .

Gönlümün yazarı Gökhan Özcan "Nasıl da buram buram bir geçmiş zaman kokusu taşıyor özünde kurduğumuz bütün cümleler? Geçmiş hiç durmadan aklımızı kamaştırıyor bizim.Cereyanda kalmış,sersemlemis gibiyiz sanki.Bizim gibi zamanın bir yerinde takılıp kalmislarin,bir türlü 'şimdi'ye tam olarak tasinamamislarin,zamanla birlikte akıp gitmeyi bir türlü içine sindirememislerin duygusal son kullanma tarihleri geçti mi acaba diye düşünmeden edemiyorum.
Çünkü kalabalıkların içinde küçük bir azinligiz artık ,Görünüşe göre çoğu hayatından memnun öteki insanların ."sözüyle yüreğimin geçmişte takılı kaldığı,kalbimin gecmistekilerle beraber attigi,sizin tabirinizle yine kulağım cinladiginda geçmişte mesken tuttuğum dostlarımın ,sevdiklerimin beni andigini düşündüğüm küçük bir azınlık olsak da sarfettiginiz kelimeler adresini buldu yüreğimde kavuştuğu anlamla.Müsterih olun :)

Ne zaman doğduğu bilinmeyen ,gerçek kişi olup olmadığı bile tartışmalı olduğunu yeni ogrendigim,hakkında pek bilgim olmasa da erotik iliskilerle öne çıktığı söylenen Shakespeare'nin bilinmeyen hayatını bilmemezlikten duymamazlıktan da gelebilirsiniz :))

Yoğun siyasetten özür dilerim kusacak hale geldiğimiz bir zamanda Izdiham "Bizim Cumhurbaşkanı Adayımız" seçenekleri ve sartlariyla tebessüm ettiriyor.

»»Yaptığı iyiliklerden bahsederken geriye yaslanacaksa iyilik yapmasın.
»»Biz, bu seçimde ve her seçimde Hz.Ömer'i destekliyoruz.Makam kötü bir şey çünkü.
Aynen öyle izdiham Hz.Ömer dediniz ya bittim ya,en sevdiğimle sağlam bir vuruş yaptınız gönlüme.Siz aday olun oyum size.Kalbimizi de satın alamazlar ya :) Şaka tabiki amann uzak olsun bizlerden siyaset lütfen :)...

"Eli boş gidilmez gidilen yere" herkesin kendisine has oykusuyle an'lardan tatlı bir esinti bıraktığınız hikayenizle; geçmişime, ilk tanışma,
nişanlılık,evlilik,alışveriş zamanlarıma geriye doğru sürükleyip, yadi cemil olarak andigimiz 'Hiç geçmesin' dediğimiz yüzümün kizardigi masum heyacanlarimiza götürdünüz bizi Izdiham.Tabii ki o maddi telaşlar,ailelerin geleneklerimiz sırf yaşasın diye solugunuzu kesen, sıkısıklıgınıza rağmen bitmek bilmeyen belinizi büken istekleri, neredeyse vazgeçmeyi bile düşündüğümüz paranın esir almaya çalıştığı mutluluklara ket vuran stresler de cabasıydı :(

Dilek Kartal'in şiiri muhteşemdi.
"söylesenize ,kac zincir çekerek başlıyorduk güne
mecal bulsam da size
söktügüm dünlerden bahsetsem "

Frant Fanon'un yaratilisiyla alakalı sırf zenci olduğu için yapılan haksızlıklar ve zulüm karşısında sizin de içiniz acıyacak.Verdiği yaşam ve özgürlük mücadelesi karşısında gözleriniz yasaracak.Onun gibi avaziniz çıktığı kadar bugün bile bağırarak "Nerede olursa olsun,hangi görünüş altında olursa olsun insanı kesfetmeme ve onu sevmeme izin verilsin" sevgi,İnsan,sevgi,İnsan,sevgi diye sesinizi insanlık namına duyurmaya calisacaksiniz.

Güray Süngü'nün köşesine taşıdığı Ibrahim Tenekeci'nin şiiri de anlaşılmayı bekleyen,aşılmaz duvarların asilmasini bekleyen,içindekileri dökecek,onu dinleyecek,temas edecek bir insan arayışı ama sonucundaki koca bir hüsran cok anlamlıydı.

"İnsan söylemezse kanatları paslanirmis.
Aklı küf tutarmis.
Gönlü kurum baglarmis.
Çünkü ucabilmek yetmezmiş,insan istermiş ki,ucabildigini bilsin insanlar."

Akımlar ile akintinin siddetine kapılıp "Modernizm kapitalizmse ,postmodernizm vahşi kapitalizmdir" sloganlariyla sokaklara dökülüp köklerimizden,geleneklerimizden kopusumuzla,onları alaya alisimizla,
değerlerimizi uygulamadigimiz yetmiyormus gibi kustahca inkar ettiğimiz,yitirdigimiz değerlerin elimizden gidişiyle akimlara rahmet okutturan halimizle ağıt yakiyorsunuz aldıklarını geri vermesi için.

Bazen öyle şeyler yaşarsınız ki ,kıyısından bile gecmediginiz belki, bambaşka yasamlara öyle bir yolunuz düşer ki başınıza gelenleri ifade etmede suskunlugunuz konusmakliginizdan fazla bir hal icindeyken;sadece bakislarinizla biriktirdiginiz cumleleriniz,
ozlemleriniz "agirlastirilmis muhabet" ile ağırdan aldığınız ,yutkundugunuz susarak bitirdiginiz
soylemleriniz,sevginiz sukutunuza rağmen çok daha fazla anlamın refakatciligini taşır bagrinizda.

Kitapseverler olarak kimi zaman kitaplarda tanıdığımız insanları kendi çevremizde bulamayisimizdan ,kimi zaman da hakkımızda her zaman hüküm vermek için çabalayıp gönlümüzü acimasizca öteleyen,
gönlümüze prangalar takan insanlardan bir kaçış vesilesi olarak sığınak bildiğimiz kitaplar; "Önyargilarin,ezberlerin,kolay hayatlarin zindanindan kacistir kitap;özgürlüğe doğru kacistir."

Ey oğul! nasihati de soylemlerimiz ve davranislarimiz arasındaki uçurumu yüzümüze çarpıp tersten okutturuyor hayatı size yeniden.

»»Ey oğul,efsane olup yorulacagina "mış" gibi yaparak geçiştir hayatı :)

Virginia Woolf'un herkese kapattığı odasına "pazartesi ya da salı " diye size özel söz verdiği,odasının kapılarını açacağı davetinin kararsizligina hangi gün gideceginize şaşırıp, vazgeçmiş olabileceginin korkusunu yaşıyorsunuz ve bir özel'liginizin kalmamasinin inkisari içindesiniz .

Yaşayan bir değer olan şair Hüseyin Avni Dede'ye reva gorulenlere üzülüp onunla beraber "Bir çınarın eskimeyen yüzüne asılı kalsın yüzüm " diyerek yüzünüzü asiyorsunuz kıymet bilmezlere,hissizlere,gamsizlara,
hatıralara saygisizlara...

Bu ay ki röportaj da halen daha bir kitabını bile okumadığım,utandığım Oğuz Atay'a aitti.
"Hassas insanlar sadece kalplerinden yara almaktan korkarlar.Bundan korkanlar en çok kalplerinden yara alırlar.Bunu bilenler ise en çok kalpleri yaralarlar.İşte kalbi olana zordur dünyada yaşamak"
Ahh..Ahh..Sanki beni tarif etmiş değil
mi ? Aynen öyle billahi.Oğuz Atay'in deyimiyle tutunamadik ,acımızı sessize aldık,yaşıyoruz sessizce.(son kısım Şükrü Erbas'a kaydı sanki :) olsuun o da kalbiyle yaşayan bir insan,tutunamayan değil mi neticede )

Sivrilikten,kesicilikten uzak daglarin,catilarin bile sivri olmadığı,naif'ligin ve barış'ın hüküm sürdüğü,tüm sertlikleri ve sivrilikleri yumuşatmak için ağzının burnunun kırıldığı,uğruna gözyaşlarını döktüğü,sevgiyle,sıcacık yüreğiyle mücadele vererek inşa ettikleri bir ütopya olan "Cemberistan" ülkesini yeniden tesis etmek,ayağımıza yüreğimize bir şey değmeden yuvarlanıp gitmek; tüm kabaligimiza,kırıp dokmelerimize,hakaret etmelerimize,
yikiciligimiza,yürekleri talan etmisligimize rağmen çok mu zor dersiniz ?

Ilgisi olmayanlar için kimi zaman teknoloji ve fizik muhabbetleri kimyanizi bozabiliyor.Lezzetleri acilastiran ölümü hatırlayarak kendi yaralarinizi kendiniz sarabiliyorsunuz.Mimar Sinan hayranı olduğunu ogrendiginiz Louis Khan'in hanesine misafir olup kendisini seyrederek esmanin tezahurlerini işaret eden "bakisina" hayran oluyorsunuz siz de.Tenisle ilgili yorumda koptum ."Çünkü tenis degersizdir.Çok değersiz.Kim tenis oynuyorsa o bizden asla olamaz,değildir ." Hawking tenis oynamış mi,Kant,Yunus Emre oynamış mi ?Hmm...:)) Şükür ya bu sınavı geçtim...:)

Bazen de izdihamla hüzün kulübesine oturup geride biraktiklariniza,hic dönmeyecek olanlara gözyaşı dökerek; hafizaniza kazınan hatiralarinizin ,
dostluklarinizin muhabbetinde takılı kalıp , beklemeyi sığınak yapıp onlarsız bu hayata dönüş yapmak istemeyeceksiniz.

Var ya yonetmenim iki kelam et dedi uzatmışım da uzatmışım.
Neyse deginmedigim kısımlara başka arkadaşlar deginiversin daaa...:)

Ahh Izdiham ...Sizin deyiminizle
yine Izdiham olarak siz-biz-hepimiz el ele vererek mutsuzluklarimizi ,huznumuzu bile sevdik.Yara bandı gibisiniz var ya.Izdiham izdiham ...Insanı arayanlarin dergisi.Orantısız sevenlerin dergisi ..Yüreği olanın dergisi...Yurekce konusanin..:)))

Başta derdiyle degerlenen :) Izdiham 1K Genel Yayın Yonetmenimiz Ferman Mamedov Bey olmak üzere Haziran ve Temmuz'da doğan tüm değerli okurlarimizin doğum gününü kutlar,esenlikler dilerim.
Izdiham'la kalın, Izdiham'da kalın Efendim geri kalan omrunuzde.Hşşşt...!Unutmayınız;
"HEPIMIZ ÖLECEK YAŞTAYIZ"


Keyifli okumalar ...
Öncelikle bu tarzla benim tanışmamı sağlayan ve beni yönlendiren marie sklodowska'ya kocaman teşekkürlerimi sunuyorum.

Bu tarzda okuduğum ilk kitaptı; ne daha önce bir bilim dergisi okudum ne de bilimle alakalı başka bir şey, çünkü sıkıcı geleceğine inanıyordum. Ama marie sklodowska'in alıntıları yapması üzerine heveslendim, ve okudum.

Bilim ve Teknik dizisinde, çoğu bilime yönelik sayılar var ve bu da biyolojiye yönelikti: Erkek sağlığı.

Erkeklerle kadınların genetik farklılıkları nelerdir, insanlarda üreme nasıl olur ve cinsiyeti kim belirler, sperm anne yumurtasıyla döllendikten sonra, yani embriyo sürecinde neler olur ve neler gerçekleşmezse bunun sonuçları ne olur, çift cinsiyetlilik, Y kromozomu, erkek üreme organları, erkek hastalıkları (prostat kanseri vb.), erken boşalma, spermin oluşumu ve yapısı gibi, kısacası erkeklik sorunlarına dair cevap bulabileceğiniz ve bunların bilimsel alt yapısı sağlam olan bir dergi...

Dergide en fazla dikkatimi çeken hastalık, "inmemiş testis" ve "hipospadi" adı verilen bir hastalık.

Şimdi bunlardan bahsedeyim.
İnmemiş testis hastalığı, her 100 erkekte bir görülen, ve embriyo döneminde karın içinde bulunan testislerin doğuma doğru "skrotum" adı verilen keselere inmemesiyle oluşan bir hastalık. Yani, sağlıklı bireylerde, bebek anne karnındayken testisler skrotum kesesine iner; ama bu hastalığa sahip olan bireylerde testis ya karında kalır, ya da kasıklarda. Ve bunun olumsuz sonuçları ise; keseye göre karın bölgesinin daha soğuk olmasından dolayı, spermlerin zarar görmesi, ve bunun kısırlığa yol açabilmesi. Ayrıca böyle bireylerde kanser olma riski de daha fazla.
Çözümü nedir peki? Testislerin en fazla 2 yaşına kadar keselere indirilmeleri gerekiyor.
Ama ilaç tedavisi olacaksa, bireyin testislerinden testosteron salgılanmasına yol açan hormonların, vücuda dışarıdan enjekte edilmesi gerekiyor; ancak bu yöntemde başarı oranı yüksek değil.
Ben daha önce hiç böyle bir hastalık duymamıştım ve bana oldukça ilginç geldi...

Bir diğeri de hipospadi...
Halk arasında "yarım sünnet" olarak da bilinen hipospadide, dış idrar deliği penisin ucuna değil de, alt tarafa açılıyor.
Bu da anne karnındaki cinsel gelişim esnasındaki bozukluktan kaynaklanıyor ve farklı dereceleri mevcut.
En ağır hiposvadi vakalarında, dış idrar deliği, penis köküne ve hatta testisleri taşıyan keselerin arasına açılabiliyor.
Bu da aynı zamanda çift cinsiyetlilik diğer adıyla “psödohermafroditizm”e yol açabiliyor.
Embriyonun cinsel gelişiminde ilk 3 ay çok önemli olduğundan, ve bu süre zarfında yeterli testosteron bulunmazsa, hipospadi gibi erkek cinsel organında sorun çıkabiliyor.
300 erkekde bir görülen bu hastalık, aynı zamanda kısırlığa da yol açıyor; çünkü dış idrar deliği uçta olmadığı için meni ileri doğru atılamıyor ve spermler vajinaya ulaşamıyor; böylelikle spermler yumurtayı dölleyemiyor, ve kısırlık meydana geliyor.
İnmemiş testis hastalığı gibi bunun da, en geç 1-2 yaşına kadar cerrahi tedavi ile düzeltilmesi gerekiyor.

Bu hastalıkları hiç duymamıştım, ve çevremde de hiç görmedim böyle birilerini. Dolayısıyla, bunları öğrenmek zevkliydi.

Bilmediğim bir çok şey öğrendim, bildiklerimi de tazelemiş oldum.
Ancak şunu da itiraf etmeliyim ki, bazı yerlerde gerçekten sıkıldım. Hele sonlara doğru sürekli hastalıklardan bahsetmesi sıktı beni.. Ama başları, erkek-kadın arası farklılıklar, Y kromozomu ve cinsiyetin belirlenmesi, testosteron ve embriyo gelişimini okumak zevkliydi. Sadece sona doğru, prostat kanseri, iltihabı, kemik erimesi gibi hastalıkları okumak beni sıktı. Ama Bilim ve Teknik ile tanışmaktan mutluyum. Birkaç sayısını daha okuyup, yavaş yavaş temelimi atmaya başladığımda, bilimsel kitapları okumaya başlıyorum; ama henüz şimdilik dergilerle ve bilimsel makalerle idare edeceğim...

Son olarak, eğer buraya kadar okuduysan sana şunu söyleyebilirim ki, bu derginin epubına ulaşmak istiyorsan bana özelden mesaj atman yeterli. Çünkü yazının tamamını okumayanların epub linkine konmalarını istemedim, ve buraya kadar da az kişinin okuyacağını biliyorum.

Esen kalın.
Kelimelerin yürekte iz bıraktığına inanır mısınız? Cümleleriyle aşina olur musunuz bir ruha? Ve yine cümleleriyle dokunuşunu özler misiniz? Biz özlemiştik. Ki 36. sayıda kelimelerinin yüreğimize dokunuşunu özlediğimiz pek çok isim bir araya gelmiş solmaya yüz tutan ruhlarımıza önce dert sonra da âşinalıklarıyla derman olmuşlardı.
Bu sayıda sokak köpeklerinin başını okşamış, onlara selam vermiş, Leyla'nın(âh!) uzanamadığımız ellerini tutmuş, gece yarısı sessizliklerimizi bir bir dile getirmiş, merdivenleri ağır ağır çıkmış ve sevenlerin elbet ayrılacağına karar vermiştik.
23. Sayı itibariyle katılmiştım bu güzel seven insanların kervanına. Dergiyi soluksuz okuyup sonrasında ulaşabildiğim tüm sayılarını sipariş vermiş bir sonraki sayıya kadar gün be gün her birini özenle okuyup cümlelerini yüreğime nakşetmesine izin verip gönlümün en güzel yerine kuruluşunu keyifle izlemiştim.
Başka hangi dergiyle kavuşamadığımız icin Ulaştırma Bakanına sitemler edebilirdik ki? Acıyı tüm icadların anası ilan edip başka hangi dergi her sayısında daha fazla, daha da fazla yakabilirdi ki? Ve hatta bir gecekondunun damı gibi içinize doğru ağlayıp kırıldığınız için özür dilemeyi de başka hangi dergi öğretebilirdi?
Ve başka hangi dergi geceyi resmi olarak başlatıp sonlandırarak gece kavramının güneşin batışından bağımsızlığını açıkça gösterip okurunun kalbine bu denli hitap edebilirdi?
....
Bir şekilde devamını getirmek istediğim bu yazıya cümlelerimin böyle devam edeceğini düşünmezdim ki an itibariyle hüznümü anlatacak kelimelere de haiz değilim.
Dün 7. Sayı (Nisan 2016) itibariyle tanıştığım (ki bu sayının kapağında 'İnsanlık Öldü' yazıyordu) ve ara ara sayılarını aldığım Arkakapak derginin son zamanlar yaşanılan ekonomik problemler nedeniyle yayın hayatında bulunamayacağını açıklamasıyla yüreğimin tam ortasında bir düğüm oluştu, yazıyorsam korkuyla yazıyor, yazdıkça bu düğümün karmakarışık olmasını izliyor ve bu olay öncesinde izdiham dergi için, benim biricik -üzülenlerin ve üzüntülerinden yutkunamayanların da dergisi olan- güzel dergim için yazdığım bir kaç satırı sizlerle paylaşmak istedim..
Sadece son zamanlarda dile getirilen pek çok haklı sitemden birine yer vermek istiyorum: ' Türkiye'nin en köklü dergileri yeni sayıya paramız yeter mi derdiyle dertlenirken ve hatta yayına ara verip, kapanma durumunda kalırken nasıl oluyor da bir sayfaya iki cümle yazan niteliksiz kitaplar ayın kitabı, en çok okunanlar gibi listelere girebiliyor??!'

Söyleyemediklerim ise sessizliğime emanetti vesselam.
Izdiham ...İstanbul'da doğup büyüyen ama doyamayan birisi olarak "Izdiham 34" ile ansızın yollarimizin kesismesi müthiş bir mutluluk verdi bana ...
İstanbul,ailem,dinmeyen özlemim ,kalp ağrım ,yürek yanginim...Bir davetle izdiham'la bu buluşmama vesile olan Sevgili https://1000kitap.com/116rba/Duvar/ çok teşekkür ederim ...


Öncelikle nasıl bir dergi ile karşılaşacağım konusunda hiçbir fikrim yoktu.Sadece alintilarini takip edebildiğim kadarıyla ruhumla iletişime geçmeyi başarmış bir dergi olarak hafızamda kalmış Izdiham .Beni Izdiham'a sürükleyen en büyük çekim kuvveti ise hiç şüphesiz Gökhan Özcan'a aitti.Aynı dergide Gökhan Özcan'la hem-mekan olabilmek tarifsiz bir duyguydu benim için.Bakmakla göremediğimiz çok küçük ayrıntıları yazan ,kalbimize fırça darbeleri vurarak resmettigi kelimeleriyle ruhunun inceliği vucud bulmuş muhteşem bir insan .Yapılacaklar listesi ile okurlarinin gönlüne dokunuyor yazar ."Karşı bahçede güneşe kanıp çiçek açmış bir ağaç var ,seyredilecek bir süre,ucu açık" hayatın kalabaliklarinda doymak bilmeyen, sikemperver nefsimiz için yaptıkça bitmek bilmeyen listelerimiz dururken,alışveriş merkezlerini boydan boya defalarca amaçsız tavaf ederken,sosyal medyada tüm simarikligimizla mutlu (-muş) gibi pozlar verirken;kim bakacak güneşe ,dallara konan kuşlara,ince ince yağan yağmura ,suya,
yıldızlara ...Kendi egomuzun sırf beğenilmek ,taktir edilmek uğruna şekilden şekile girdiğimiz pozlarda "Aman ,takipçilerim beğendi mi?","Eyvah eyvah çok güzel pasta yaptım hemen resmini cekmeliyim","Oğlum annene bak ,bak şuraya poz ver;şu etkinliği yaparken ,su kitabı okurken çekeyim"","Ne olmuş ,ne olmuş cinsiyeti mi kız kız..Iyi o zaman hemen bir cinsiyeti belli oldu partisi yapalım"gercekten soruyorum kendimize bu gidiş nereye ? Birileri beğenince ,birileri onaylayınca çok daha mutlu mu olacağız? Emin olun başkaları için (sanal alem ) vermiş olduğumuz özveriyi kendimiz ,eşimiz,
çocuklarımız için vermiş olsaydık çok daha farklı olacaktı her şey .Kadrajda sadece ruhlarina dokunulmasi gereken kişiler olsaydı ? Mutluluğu minik ayrintilarda arasaydik...Tıka basa sıradan,bos,sisirilmis mesguliyetlerle doldurdugumuz gezegenimizde (yazarın dediği gibi )duraklamali biraz,duraklatmali hayatı ...Günün kaydını tutmalı belki de .Güneş'e selam verilip tebessüm edildi.Çiçekler yanına sıcak kelime eklenerek sulandı .Otobüste otururken yaşlılara yer verildi .Sokakta mendil satan çocuğa dondurma alındı.Rengarenk balon tutusturuldu eline .Arkadaşımla telefonum araya girmeden yüz yüze ,göz göze muhabbet edildi .Büyükler(akrabalar) ziyaret edildi. Yapılacak ,gözümüzden kaçmış o kadar çok liste var ki .Kırdıysam,hatirlarini sormadiysam hepsinden özür diliyorum demeli .


Izdiham Maarif Takvimi'nde haz ile hız arasında koşan,zamanın nasıl geçtiğini anlamayan insana takvim yapraginda "Gerçekten her şey için çok mu geç?" sorusuyla silkinip uyanmamizi sağlıyor adeta.


Mustafa Kutlu 'nun muhteşem yorumuyla Cahit Sıtkı'nin "Şaşırdım Kaldım " siiriyle siz de ilk defa duyduğunuz için saskinliginizi gizleyemiyorsunuz.Herman Hesse ile mutluluğu ancak ruhunuzun tadabilecegini ,para cüzdanı ile elde edemeyeceginizin tokadini bir kez daha yiyorsunuz .Cioran ile uyuma yeteneginizi kaybediyorsunuz satır aralarında.Kırsal alanlarda mezarliklara gidip ,iki mezar arasına uzanarak saatlerce sigara içme zevki karşısında saskinliginizi gizleyemiyorsunuz.


Bazen de derbeder yalnızlığiniz ve huznunuzle baş başa kalıyorsunuz.Kelimelerle bakışıp daginikliginizi ,kirilmisliginizi,göz yaslarinizi kimse görmesin diye silmeye çalışıyorsunuz .
Nedenini ,nasilini bilmeden kalbinizdeki kirilmalari kelimelerle iyileştirmeye çalışıyorsunuz .Zayiat çok fazla kim bilir .Özlem zayiati ,umut zayiati,hayal zayiati ...


Sonra şiir yetişiyor kırık dilekcenize, sevgi her şeye rağmen sevgiyi fısıldıyor kulaklariniza...Beni dusunmuyorken de seviyordum seni ,kalamiyorken de gidemiyorken de seviyordum seni,en güzel yerinde yarım kalsa da hikayen seviyordum seni ,acılar canını yaksa da seviyordum seni ,aramızda mesafeler olsa da seviyordum seni ,hayallerine makas atılsa da seviyordum seni .Sevgi nasıl müthiş bir iksir değil mi ? Içinde katman katman alemler taşıyan insan sevdiği müddetçe ayakta kalabilir ,sevdiği müddetçe nefes olabilir ...


Sezai Karakoç'un munzevi yaşantısına tanıklık ediyorsunuz .Halen yaşıyor olmasına rağmen Mona Roza şiirine yapılan şehir efsanelerine,guzellemelere seyirci kalıp gizemini koruyor yazar.Içinde ukde kalan diriliş partisine olan inancını yitirmemis olması karşısında şahsen siyasetten pek haz etmeyen birisi olarak hayret ediyorsunuz .


Medyanın kadına şiddet noktasında parantez içi vermiş olduğu mesajlarla toplumun bilincinin suçu erkek işler ,cezayı da kadın öder haberleriyle şiddetin sonucuna değil de nasıl'ına dikkat çekmesi karşısında kalbiniz ve ruhunuz bir kez daha darp ediliyor .


Film repliklerinin küçücük cümlelerde nasıl da büyük anlamlarla yogrulduguna şahit oluyorsunuz .Yesilcam filmlerinin fabrikasyon seri üretim misali nasıl da hızlı senaryolar uretildigini ,gunumuzle kıyaslandığında oyuncuların rollerini ciddiyetle yapmalarindan ötürü seyircinin ilgisiyle büyümesine -kamera arkası - şahit oluyorsunuz .


En sevdiğim koselerden birisi de hiç şüphesiz Kafka ile röportaj kismiydi .Herkes yüzündeki gülücükler ile çıkarlarını perdelemeye çalışsa da, bakışlarıyla kendisini böcek gibi hissettirmesi karşısında siz de huzunleniyorsunuz.Yani başındaki sevgisini esirgeyen babasına kızıyorsunuz .Milena'ya yazmış olduğu mektup karşısında sevilmediğini hissetmesi ,sevgi ve merhamet dilenmesi karşısında sizin de yüreğiniz eziliyor .


Kimi zaman teknoloji turu atıp ,kimi zaman Frank Lloyd Wright'in yaşamla iç içe mimarisine hayranlık duyuyorsunuz.Gogol'un Palto'sunu bulmak için her yeri kolaçan ediyorsunuz .Çocuk işçilerin içlerinde don tutmuş; karsilanmayan sevilme,değer görme,güven duyma ihtiyaçlarından habersiz olarak büyüyen çocuklar karşısında bogazinizda kocaman bir düğüm oluşuyor .


En kırılgan yanlarinizi açtığınız ,sevdiğiniz,değer verdiğiniz ,kalbinizi teslim ettiğiniz insanların açtığı yaranın izlerini silemiyorsunuz.Çünkü insanı en çok sevdikleri yaralar .Kalbinizin izdihamlanmasina engel olamiyorsunuz.

Izdiham 1k Genel Yayın Koordinatorumuz Ferman Mamedov Bey'e de teşekkürlerimi sunuyorum .


Keyifli okumalar ...

Yazarın biyografisi

Adı:
Kolektif
Unvan:
Yazar
Doğum:
Birçok yazarın biraraya gelerek oluşturdukları eserlerdir.

Yazar istatistikleri

  • 575 okur beğendi.
  • 23.396 okur okudu.
  • 1.148 okur okuyor.
  • 13.683 okur okuyacak.
  • 229 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları