Geri Bildirim
Kolektif

Kolektif

8.5/10
1.532 Kişi
·
19.082
Okunma
·
479
Beğeni
·
19.326
Gösterim
Adı:
Kolektif
Unvan:
Yazar
Doğum:
Birçok yazarın biraraya gelerek oluşturdukları eserlerdir.
''İçinizde fırtınalar koparken, dışarıya günlük güneşlik havası veriyorsunuz ya, yapmayın...
Bırakın hak edenler fırtınadan nasibini alsın...''
-Sevdiğin biri var mı?
+Evet.
-Seni seviyor mu?
+Evet.
-Nereden biliyorsun?
+Her seferinde, kitaplarımı geri verirken içine çiçek koyuyor.
-Hepsini okuyor mu?
+Elbette okuyor.
-Sordun mu ona?
+Önemli yerlerin altını çizdiğini görebiliyorum.
-O da insanlığı kurtarmak istiyor mu?
+Evet.
-Nereden biliyorsun?
+Altını çizdiği cümlelerden.
Onun bir tek Allah'ından bu kadar sözler çıkarken, sizin 300 Tanrınızın dili mi tutuldu?

(Çağrı Filminden)
"Felsefen nedir?" diye sorarsanız, cevabım şudur: Canlıyı, canlı olduğu için sevmek.
Korkulacak bir şey yok, en fazla batarız, nedir yani!
Kolektif
Sayfa 16 - Burak Aksak
Akıl vermek gibi olmasın ama entelektüellerimiz, karşılarındakini küçümsemekten aşağılamaktan vazgeçsinler. Tamam, kabul, senin 13 yaşında öğrendiğin bir şeyi ben 33 yaşımda öğrenmiş olabilirim. Fakat bu benim aptal olduğum anlamına gelmez.

Parayla kültürün kimde olacağı hiç belli olmaz!
Kolektif
Sayfa 23 - undefined
Kitapta anlatılanların çoğu bilindik şeylerdi. Var olan araştırmaları yorumlamışlar. Söyleseler bende yazabilirdim. İlla bilim insanı, akademisyen vs olmaya gerek yoktu. Biraz spoiler vermemde bir sakınca göremiyorum nasılsa kitabı okumayacaksınız.

Kitapta çeşitli bilim insanlarının cinsiyet farklılıklarıyla ilgili makaleleri yer alıyor. Konu olarak pek doyurucu bir kitap değildi. Bazı şeyleri yüzeysel olarak anlatıp geçistirmişler. Biraz daha zengin bir içerik beklerdim.

Bu makalelerden özet vermek gerekirse; aklın ve beynin cinsiyeti olup olmadığını araştırmışlar. Sonuç olarak erkeklerin kafaları daha büyük olduğu için beyinleride ebat olarak daha büyükmüş. Elbette ki bu durum onların daha zeki olduğunu göstermiyor. Zeka kişiden kişiye değişiklik gösterir. Kesinlikle cinsiyetle alakası yokmuş. Zekanın da cinsiyeti var elbette. Kadın­ların sözel, erkeklerin sayısal alanlarda daha üstün oldukları araştırmaların diğer sonuçları. Bu nedenle kız çocukları erkeklere nazaran daha erken yaşta konuşmaya başlar. Aynı zamanda kekemelik gibi sözel zeka durumuna giren konuşma bozukluklarının erkeklerde daha çok görüldüğü saptanmıştır.

Diğer bir konu özgüven üzerine. Özgüvenin cinsiyeti erkekmiş. Erkekler genel olarak özgüven eksikliği pek yaşamıyormuş. Bunun nedeni ise tabi ki yine erkekler. Açıklama olarak şiddete uğrayan kadınlar çevreleri tarafından sıklıkla kocalarını kışkırttıkları şeklinde tepki görüp şeklinde suçlanırlar. Bu türden suçlamalar, kadının ve aynı evdeki kız çocuklarının özgüveni daha da zedeler ve gelecekte tepki verme kapasitesini daha da bozar. Erkek çocuklar ise kadına şiddeti kuşaktan kuşağa aktarma görevini üstlenir.

Son olarak cinsel özgürlük, boşanma, doğum kontrolü ve kürtaj gibi konularda feministlerin çok savaştığı konuda "İslami kurallara göre kadın vücududa dünya üzerindeki tüm diğer varlıklar gibi yaratıcısına, yani Allah'a aittir. Kadınlar vücutlarının kendilerine ait olduğunu iddia ederek dinin kendi­lerine sunduğu sınırların dışında bir cinsellik, kürtaj ve doğum kontrolü yaşayamazlar" diyor İslami bir bilim insanı.
Çarşı, Dünyada "Darbe"! yapmaya kalkışmakla yargılanan ilk ve tek taraftar gurubu!!!
Sizi gönülden tebrik ediyorum.
Ayrıca bir Beşiktaşlı olarak sizinle gurur duyuyorum.
Kitabı okumadan yorum yazdığım için kitapseverlerin affına sığınıyorum.
O kadar güzel bir sayı olmuş ki! O kadar çok şey anlatmak istiyordum ki..şu 58-59. sayfa olmasaydı. Orada bittim ben..yıkıldım..gözlerime dur diyemediğim andı.. Orada Şırnaklı bir kız öğrenci vardı...

33.sayının geneli için muhteşem deyip geçeyim siz makbul görünüz. Bir de rica ediyorum, eğer okuyacak olursanız Bülent Parlak'ın şiirini sadece okuyup geçmeyin.

Dostoyevski'yle röportajı merak etmez misiniz yani? Ölü adamla nasıl röportaj olur diye de mi merak etmeyeceksiniz :)

Keyifle okuyun demeye gerek kalmıyor, zaten öyle olacak. Dehşetli tavsiyemdir.

İnceleme değildir, İzdiham'lanmaya teşvik içndir. Taktiktir. Lütfen taktiğime "aldanıp" (!) okuyunuz.
"Yalnızlık Bütün İcatların Anasıdır" yazmıştı 29. sayının kapak sayfasında. Fark etmez hangi dergi olursa olsun, ben bu yazının yazıldığı dergiyi kitapçıdan almadan gidemezdim. Böyle tanıştım İzdiham'la. Çok memnun kalmıştım. Takipçisi oldum, önceki sayılarından bulabildiğimi aldım ve her sonraki sayılarında gelişme kaydettiklerini gördüm. Kim ne derse desin benim için harika bir dergi. Büyük keyifle okuyorum, doyuyorum. Bir "eksikleri" var, o da hiç güldürmüyor olmaları. Bu sayısı da dolu yine. Roman değil ki, kurgusundan, konusundan ve karakterlerinden bahsedeyim. Makalelerin isimlerini, kim yazdığını ve neyi yazdığını isterseniz incelemeyi genişletir yazabilirim. Bana güvenmiyorsanız eğer :)

Bu sayıda kapak yapmamışlar, biz yazalım, manşet atalım istemişler. Daha önce 27.sayısında da grafikerleri aşık olmuş diye kapak yapmamıştılar. Peki, bu sefer ya biz aşık olmuşsak?!..
Bu aralar yine hiç inceleme yapasım yok. Fakat her incelememin bir amacı vardır: O yayına teşvik etmek ya da o yayının insanlara bir şey katmayacağını düşünürsem ve benimle aynı yahut benzer şeylerden hoşlanan insanlar varsa, vakit kaybetmelerini önlemek. Bu inceleme de teşvik için yazılanlardan.

Bu kadar zarif adam, bu kadar zarif kadın, bu kadar güzel bir dünyayı nasıl da becerikli kurmuşlar... Bir çocuk düşünün, yanakları al al. Gözleri henüz içinde ışıldayan yıldızları muhafaza eden, güldükçe dişleri papatya yaprağı gibi gözüken ve çilek reçeli yemiş. Evet evet çilek reçeli. Eli yüzü üstü başı reçel olmuş. Evet arkadaşlar bu taraflı bir yazı çünkü üstünü başını çileğe bulaştırmış misali bu dergide yazım hataları mevcut ve ben yazım hatalarını bunca sevimli şey içinde çilek reçeline benzettim.

Ne zaman İzdiham okusam okuma disiplinim kuvvetlenecek gibi bir inanç oluştu bende. Çünkü ben sitedeki gıpta edilecek birçok okur arkadaş gibi düzenli kitap okumuyorum ama iki sayısını da okuduğum ay bir sıçrama oluştu bende. Kalbim de zihnim de aradığını buldu! Dergide ne yok ki? Şiirleri ayrı güzel, günün bir kesitini anlatan yazıları ayrı güzel, replik derlemeleri ayrı güzel... Ölü bir serçeyi toprağa gömüp, o topraktan nasıl bir hikaye doğabileceğini hiç düşündünüz mü?

O kadar zevk alarak okudum ki, dünyadaki kötülüklerden bir an olsun uzaklaşıp kalbimde sevginin varlığını hissettim bir kez daha ve kuvvetle. Ve dedim bir kez daha: İYİ İNSANLAR İYİ Kİ VARLAR!

OKUYUN VE OKUTUN EFENDİM...
"Hepinizden nefret ediyorum ama tek başıma da canım sıkılıyor"
diyen Yıldız ablanın sözünü bu ay kapakta görmek daha derginin kapağını açmadan gülümsetti:)


Sevgili okur,
Mutluyum neden biliyor musun?Artık bir beklediğim var.Hani insanlar eskiden mektup beklerlermis ya birbirlerinden ben de İzdiham'ı kendime dost yaptım. Yakın bir dost...Beklemeye değer bir dost...

Kitaptansa bir dergiyi dost yapmanın avantajı senin kalbini yormuyor olması,ruhunu hareketlendirecek,bilgilerini bereketlendirecek donanima sahip olması. bu dergi beni hiç unutmayan bir dost oluyor hissediyorum.Bazı pasajlar arasında kendimi bulmam bu düşüncemi doğrulamiyor mu sence de? Benim anlayışim beni anlayan beni seven her daim yanimda olan dostumdur.Bu dergiye sırtımı dayayabilecegimi hissediyorum.


Bu 4. İzdiham'im ama nedense yıllardır tanışıyormusuz gibi hissediyorum.Bu İZDİHAM'IN marifeti.Bu ay da beklentimin üstünde yazılar vardı söyleki genelde bir dergi elime alınca sadece 1-2 yazıyı keyifle okuyan ben çoğu yazıyı beğendim.Şiir bile beğendim beğendiğim şiirden beğendiğim bir kıta:

"""
Aşk çünkü konuşacak hiçbir şeyin kalmamasıdır.
Yanmaktan yazmaya takat bulamamak;
Bütün dillerden,ülkelerden kovulmak
Sahtedir insanı susturamayan her aşk.

""""


İzdiham hiç fikir sahibi olmadığım yazarlar hakkında yazınca onlarla tanışmama da vesile oluyor.Nuri Pakdil ile ilgili yazı, yazar hakkında pek bilgi vermese de bilinç altima """duruşuyla ,insan sürekli okunan bir cümledir. Sözünü akıllara getiren bir insan taninmali""" sinyalini yolladı.ileride tanışmak üzere bir randevu ayarladım.


Bir Dostoyevski sever olarak onunla yapılan röportajda(:)) Dosto'nun melankolik dünyasına bir damla şahit olduk.Biz ne kadar Dosto'nun tüm eserlerini okuyup onu biraz anladığımizi düşünsek de "BEN DERDİMİN BİNDE BİRİNİ OKUYUCUYA YÜKLÜYORUM" diyen Dosto'yu anlamakta birkaç adım değil birkaç km geride kalacağız.


DÜNYAYI GÜZELLİK KURTARACAK diyen Dosto,dünyanın sevgi stoğunu cimri bir şekilde davranıp kullanmayan insanoğlundan şikayetçi,Dosto yine haklı.
Haydi açalım ambarın ağzını,
dünyada dolaşsın sevgi baloncukları!

Hah bu arada söylenene göre Dosto, Herman Merville'nin "Katip Bertheby"kitabından çok etkilenmiş zamaninda.Severler için önemli bir ayrıntı.


Sevgili okur
ŞIRNAK'TA BİR KIZ ÖĞRENCİYİM ,yazısını oku ve sus.Bırak düşüncelerin konuşsun,okuduktan sonra kalbindeki hüznü kelimelere dökmek istemeyeceksin zaten biliyorum.Ben istemedim okuyalı oldu ve şimdi yazıyorum.

Biz burada gayet rahat şartlarda eğitim görürken doğudaki çocukların çektiği sıkıntılar... Onların mahzunluğu...Mazlumluğu...
Küçücük bir yazı bambaşka hüzünlere kapı araladı.


Dünya adaletli bir yer değil,hiç değil.
Dünya çocuklar için de değil sevgili okur.
Nüfus yaşı sekiz, sorumluluk yaşı kırk sekiz olan çocuklar daha çocukluğun ne olduğunu bilemeden hayat mücadelesine giriyorken adaletin varlığından bahsedilebilir mi?
Yazının olduğu sayfada gönülden gülen yanakları samimiyet kırmızısı bu çocukların fotoğraflari paylaşılmış.Gözlerinden sevgi fışkıran bu yürüyen saadetler doğuda hayata 1-0 geride başlıyor.Okuması yazması gereken renkli renkli kitaplara sahip olması gereken yerde çalışıyorlar.Yaşamlarini idame ettirebilmek için çalışmalari gerekiyor çünkü ...Yoksullar.

Anayasamizda herkesin din,dil,ırk,renk,cinsiyet gözetmeden kanun önünde eşit olduğu yazıyor.Herkesin aynı haklara sahip olması...Peki kanun önünde eşit olan insanlar icin fırsat eşitliği konusunda da aynı şey denilebilir mi? Okuma hakkına egitim hakkina sahip olan bu çocuklara bu imkanlar tanınmadigi sürece bu hakkın bir önemi kalır mı?

Umutsuz sorularin umutsuz cevapları...En azindan bana göre umutsuz...

Bu yazıyı okuduktan sonra aklıma yine belli belirsiz o düşünce geldi: Keşke öğretmen olsaydım! Nasip.
Ara ara gelen bu düşünce ne zaman bu pırıl pırıl gözleri görse artar ve ileride onlar için bir şey yapamayacak olmak düşüncesi belli belirsiz geçer aklımdan.

Dünyada en eğitilmeye değer çocuklar işte bu gözü parıldayan,öğretmenine gerçekten saygı duyanlar....

Yazıdaki Zeynep öğretmen Şırnaklı Ayşe'yi anlamadı(isimler semboliktir) ,anlamaya çalışmadan onun dünyasına inemeden bitirdi derslerini ama o kız değerliydi.O gelecekte neler neler yapacaktı Ah öğretmenim!

Her çocuk özeldir de
"Bir çocuğun en büyük şansı küçükken iyi bir öğretmenle tanışmasidir diyor ya kesinlikle öyle. " (ilkokul öğretmenime kucak dolusu sevgiler)

Öğrencinin halet-i ruhuyetinden anlayan öğretmenlerimiz siz değerlisiniz.Çoğu öğrencinin hayatına dokunabilme şansına sahip insanlardansiniz.Sizi seviyoruz.Bunu bilin Siz de öğrencilerinizi sevin ve güzel nesiller yetişmesi için o çocukların dünyasına bir göz atın.
......


Derginin son yazısı "Bulmak bir yitirmek çeşididir" yazısınında pek sevdiğim cümlelerle karşilasinca paylaşmasam olmazdı:

"""""Tam da "buldum" dediği zaman yitirir insan .Çünkü dünya aramanın dünyasıdır bulmanin değil. """""

Sevgili okur ben bu naif dergi hakkında olan hasbihalime devam ederdim lakin geç oldu bak yine.

Sevdiğim bu dergiyi seversin sevmezsin bilmem ama ruhuna yakın hissedeceğin dergilerle tanışmanı diliyorum.
Bu aralar bir iki cümle ile ifade edebileceğim şeyleri bir bakıyorum bir paragrafla açıklamışım.Yazmayı sevdiğim günlerdeyim.Evet yazmak için yer arıyorum yalan değil hani:) O yüzden salt izdiham incelemesi mi ,o da ne modundayim :)

İlk defa bir derginin eski sayısıni aldım.Dergimiz iki aylık olunca bir süre sonra canım izdiham çekti ve yaza almayı düşünsem de bir tanecik sipariş ediyim dedim.Ne iyi yapmışım.Evet sırf bu yüzden teknolojiye sempati besleyebilirim.İnternette aradığım her şeyi bulabilmem ne kadar güzel! Kitapyurdu bir de yollarken dergimi hirpalamadan yollasaymis daha güzel olacaktı.Zinbalanmis yerlerinden yırtilmış olarak elime ulaşması üzmedi değil.Neyseki "Manşeti siz atın" yazısı keyfimi yerine getirdi:) ya kapak tasarımcısı hep leyla olsun biz kapağı hayallerimizle harmanlayıp kapak yaparız. bir sayfalik da olsa bana verilen bu özgürlük çok hoşuma gitti.Ben de sonuna kadar .kullandım ve dergiyi daha benimsedim.Kapağına kendimi kattığım bu dergiyi daha sevdim.

Kapak tasarımını bize bırakmaları durumu aklıma Barış Özcan'in kek yapma ile ilgili bir videosunü hatırlatti.1940'lı yıllarda tüm kek malzemelerini toz haline getirip paket şeklinde satıyorlar.paket satın alındığında tek yapılması gereken su katmak.Ama insanlar buna pek rağbet etmiyor.Enteresan değil mi?Sebebi ne?.....Çünkü emek yok.Sıfır emekle sıfır beceri ile yapılan bu kek tatmin etmiyor insanları (bu gerçeği uzun uğraşlar sonucu fark ediyorlar tabi:)) sonradan paketin içeriğinı degistirip su ve yumurta eklenecek sekilde tasarlıyorlar.Bu sefer tutuyor.
Anlatilan biz insanoğlunun emek verdiği şeyleri özümsemesi ve ayri değer vermesi açısından önemli bende 2 satır çiziktirdim ya izdiham aşkım zirve oldu:)

Dergimiz iki aylık olunca geniş zamana yaymakta fayda var.Ben de aldım elime fosforiklerimi ganimet arar gibi okumaya basladim(kitapta kurşun,dergide dibine kadar fosforik!).

Garip ama derginin son sayfasını bitirdikten sonra içime bir hüzün çöreklendi.İzdiham gideceği yolu bilemeyen,kaybolmus birinin dergisi gibiydi bu ay.Ben öyle hissettim.

Peki neler anlattı? Yine çok şey farklı sekiller de ama aynı lezzeti vererek...

"Gitmek diye bir şey yoktur " başlıklı yazı gidemeyislerimizin ruhumuzundaki yansımalarını anlattı bizlere.Sanirim bu yazı da kayboldum.

Gökhan Özcan "hayatın devam ettiğine şüphe yok,ama ben artık pesinden gidecek kadar hevesli değilim."dedi.Haklıydı...Bu cümle bazen tam da bizi anlatıyordu.Tüm bıkkınlığımı bu sayfaya haykırdım ve o da kabul etti.


Izdiham bana " aptal, inatci ve can sıkıcı görünmekten korkma" dedi. Kendim olup bu yolda yürümeyi salık verdi.


YALNUZLIK İNSAN HAYATININ ŞAHSİYETİDIR" diye karizmatik bir lafın sahibiyle tanıştım.William Faulkner...
Kendisi döşeğinde ölürken kitabının sahibi.detaylı olmasa da onla ilgili bir şeyler oluştu kafamda.komşusunun oğlu ile çok yakın arkadaş olmasi ona bir sürü yeni kitabın, yeni yazarın yolunu açmış.Bu arkadaşı onu kitapların harika dünyasıyla tanıştırmakla kalmamiş kitabını bastirması için maddi yardımda bile bulunmuş.Arkadaşa gel.Evet kala kala bu gereksiz detay aklımda kalmış.
O zamanlar 1000k yokmuş tabi kitap seven arkadaş önemli:)


Dergiler aslında edebiyatın mutfağı gibi.Bizi bir sürü yeni düşünce yeni yazarla tanıştırıyor.Fransız edebiyatıyla ilgilı bir yazıda sembolizm akımı altında yazan iki yazar ilgimi çekti:
"Samuel Backett ve Arthur Rimbaud"
Bu iki yazarın da ismini bu sitede gördüm ve hala bilmiyorum ama sanırım bir göz atacağım.

""Hayattan zevk almak her zaman mutlu eder mi?""' Sorusuna kafamızı sağa sola çevirerek cevap verdik.
"Yemin ederim bu çocuk gerizekalı" yazısında eğitim sistemimizin yeteneklerimizi nasıl budadigindan dem vurduk.Forest Gump'ı andık.(dipnot:farkliliklarimizin kusur değil de zenginlik olduğunu fark ettigimiz an...İşte o zaman gelişecez.)

Dergide en ilgimi çeken başlıklardan biri de : ideolojinin zararları...
Senin ilgini çekmeyebilir ama benim uzun zamandir kafamda tarttigim şeyler üzerine bu yazı yine düşündürdü.

Hayatımı denge üzerine kurmaya çalışan biri olarak ideoloji benim içim her zaman aşırılık içeren bir kavram oldu.Fazla tutku,fazla cosku ideolojinin kapsadığı ama bana uzak şeyler.Ama yaşım ilerledikçe (yaşım ilerledikce lafi kendimi 40 45 gibi hissettirdi ya neyse:)) bazi şeyleri kafaya takar oldum.Siyasi,felsefi,sosyal herhangi bir ideoloji sahibi olmamam bir sorun muydu?Herkesin bir ideolojisi olmalı miydi?İdeolojisi olmayan insanlar boşa mı yaşıyordu? Sorular...sorular..
Bu yüzden fazlasiyla ilgimi çekti.İdeolojimin olmamasınin ya da herhangi bir ideolojiye destek vermememin çok da problem sayılacak birşey olmadigini fark ettim.
Ve Şurda durakladim:

"Bir ideolojiye gönülden bağlanabilmek için ilahi olanı yitirmiş olmak gerekir.
Rahmana inanan bir insanın bir gruptan ,önderlerden,cemiyetten medet ummasina gerek kalmaz.""Yitik güzelliklerin rasyonel ikamesidir ideoloji."" Nihayetinde mantıksaldır,gönülle bağlantısını çoktan kesmiştir."

İç sesim sustu...
Neden bir ideoloji benimseyemedigimi anladım sanırım.


Şu sözü de pek beğendim
" Bir yerde hak etmeyenler hak etmediği makamdalarsa orda ideolojilerin hakimiyeti tescillenmiştir."

"Sizin türkünüz hangisi?" bölümünde ise büs sürü büs sürü dinlenesi türküler döşemisler biz okurlara.Farklı kisiliklerden farkli tavsiyeler...Çok türkü dinlemeyen biri için faydali bir paylasim olmuş teşekkürler...

Bir yazı sayesinde (modern tıp şeytandır) ""Gallemit"" adında bir kitapla da tanışmış oldum.ilgimi çekti ve hemen ilerisi için not aldım.Belki sizin de ilginizi çeker belli mi olur, bi bakın derim:)

Asosyalligin dibini vuruyormuşum gibi hissettiğim ( ama aslında oyle olmayan (varsın ama yoksun sendromu)) bu zamanlarda izdiham okumak bana fazlasıyla iyi geliyor.

Sevilen bir dostla 5 çayı gibi...

Üzerine üzerine gelen hayatın arasında bir nefes gibi.

64 sayfalik bir dostluk... kısa ama güzel!


Merhaba yazımı okuyan kişi :)
İnşallah sen de izdihamla tanımışsındır.
Tanışmadıysan adresi veriyorum.Bir koşu izdiham kap gel çaylar benden:) (izdiham okumaya teşfik amaçlı bu ileti sadece Jüpiterde yaşayan insanoğlu için geçerlidir:))

okuduğun için teşekkürler güzel insan^_^

Yazarın biyografisi

Adı:
Kolektif
Unvan:
Yazar
Doğum:
Birçok yazarın biraraya gelerek oluşturdukları eserlerdir.

Yazar istatistikleri

  • 479 okur beğendi.
  • 19.082 okur okudu.
  • 917 okur okuyor.
  • 11.601 okur okuyacak.
  • 174 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları