L. Collins

L. Collins

8.7/10
34 Kişi
·
68
Okunma
·
2
Beğeni
·
837
Gösterim
Adı:
L. Collins
Tam adı:
Larry Collins
Unvan:
Yazar
Doğum:
Hartford, Connecticut, ABD, 14 Eylül 1929
Ölüm:
Fréjus, Fransa, 20 Haziran 2005
"Yoksullar içinde yaşayıp yoksulluk gördüm,
Hiç ağlamadım ....
Para benim neyime. .
Yalnızım. ...
Kalbim kan ağlıyor. ...
L. Collins
Sayfa 31 - Payel yayın..
"Alfonso caddesinde bir çadır sineması kurulurdu ...adı Cine Coliseo Espana'ydı...
Bazan çadırın altından usulca içeri girerdik,ama öyle küçüktük ki..filmi anlamazdık. ..O devirde anladığımız tek şey şuydu : Açlıktan ölmemek için çalışmak gerekti ... "
L. Collins
Sayfa 48 - Payel yayın..
"Bazan ,babam uzakta, tarlada çalıştığı geceler ,evde paramız olmazdı ; o zaman annemin ağladığını ve patrona'ya yakardığını duyardım. ...Ama sızlanmazdık.
Kimi kime şikayet edebilirdik ?
Sekiz yaşında gülmeyi unuttum...
Yüzüm Endülüs toprağı kadar sertti. "
L. Collins
Sayfa 49 - Payel yayın..
Bir gece birinin kapıyı tıkırdattığını duydum. Geri gelmişti. Açım dedi sadece. Yedi aylık bir gurbetten sonra eve getirdiği şey, boş bir miğde, bitli bir kafa, kat kat kuru kana ve çamura bulanmış yıkamamı bekleyen bir gömlekti.
‪ölüm bildirimine bir de, yoksullukla geçen bir ömrün simgesel mezar taşı yazısı diyebileceğimiz şu üç sözcüğü eklediler: "No tiene testamento"‬ (Vasiyetnamesiz ölmüştür.)
L. Collins
Sayfa 142 - Payel Yayıncılık
..."Mezarlık bekçisinin kelimeleri, Endülüs'ün fakirleri için sonsuzluğun bile geçici bir şey olduğunun duygusuz kanıtıydı. "On yıl ödeme yapılmadığı için mezardan çıkarıldı," diye yazdı adam. "Ortak mezara tekrar gömüldü."
..."Hiç arkadaşımız yoktu. Açlıgımizla baş başa yaşıyorduk. O her zaman yanımızdaydi ; açlıgımiz yani. Açlığımız, küçük bir kızken rüyamda gorduğüm, odamıza giren ve beni gagasıyla yakalayan kocaman turna gibiydi. Her zaman bizi kapmaya hazırdı." 
"Genç matador sanatın kurallarını ve denge yasalarını hiçe sayarak , bütün tutkuları zincirden boşaltan. .ve kimsenin kayıtsız kalmasına meydan vermeyen yepyeni bir stil getiriyordu...
Tapılan ve nefret edilen, alkışlanan ve hakarete uğrayan El Cordobes,televizyon sayesinde o güne dek hiç bir matadorun göremediği bir kalabalığın arena gişelerine akın etmesiyle kendini gösteren büyük bir üne kavuştu. .
L. Collins
Sayfa 17 - Payel yayın..
"Yaz başında, kargaşalık ve anarşi aylarının bilançosu ağırdı. ..160 kilise ateşe verilmiş. 10 gazete yağma edilmiş. .siyasal nedenlerle 269 kişi öldürülmüş ,dehşet yaratma amacıyla 1287 suç işlenmiş ve 15.000 grev ülkenin tüm etkinliklerini felce ugratmıştı .

4 Mayıs 1936 da ,yani geleceğin El Cordobes'inin doğduğu gün. .Palma Del Rio'da genel grev ilan edildi..İspanyanin bir çok kentinde olduğu gibi Palma'da Halk cephesinin önderleri iktidarı aşırı solcu genç liderlere kaptırmışlardı ...Böylece.her türlü yatışma olanağı da ortadan kalkmış oluyordu....Palma'da dizginler "yirmi dört yaşında bir manavın " elindeydi .... "
L. Collins
Sayfa 63 - Payel yayın..
| Merhaba,

Yasımı tutacaksın,yıllar önce bir blogda yorumunu okuduktan sonra adının naifliği için bile ben de okuma isteği uyandıran kitaptı.
Birçoğumuzun matadorların yaptığı işle ilgilendiği pek söylenemez. Hatta barbarca geldiğinden eminim. Bu kitabın gerçek bir hikayeyi anlattığını,iki yıl süren titiz bir incelemenin ve
yüzlerce mülakatın ürünü olduğunu öğrendiğimde içimden şunları söylemiştim:Ya görünenin ardında daha fazlası varsa...Ya barbar bulduğumuz durum, bir başkalarının hayatta kalma umuduysa?
İspanya iç savaşının hareketlilik kazandığı,"gücün hangi ideolojinin elinde olursa olsun karşısındakini acımasızca ezdiği yıllar" bir ulusun sefaletten kırıldığı, kanın içinde yaşamını sürdürmeye çalıştığı ve acımasızca oradan oraya savrulduğu yıllar...
Tüm bunların dalga dalga yayıldığı zaman diliminde,insanların kuru ekmek, bir patates için insafsızca çalıştırıldığı zor yıllarda, ablasının deyimiyle fazladan bir doyması gereken bir boğaz,
uyumak için fazladan bir yatak bulmak zorunda kaldıkları -daha sonraları İspanyollar'ın efsanevi matadorlar diye andıkları matodorlardan biri olan Manuel Benitez- dünyaya gelmiştir.
Manuel Benitez,savaşın ve sonrasında getirdiği ekonomik buhranla büyüyüp,ailesinin parçalanaşına şahit olup, ablasının emekleriyle büyüyen bir çocuktur. Hayatını değiştirecek tutkuyu
büyülendiği sinemada hissetmiştir. İzlediği bir film sonrası,ailesini hatta çevresini,köy halkını sefaletten kurtarmanın tek yolu matador olmaktan geçtiği inancı kalbine doğar.
Kalbine dolan bu inancın sesini her kovulup hor görüldüğü kapı, reddetmekle kalmayıp tehditte bulunan insanlar,zorluklarla süren hayatına çomak sokan her ne olursa olsun,susturamayacaktır.
Manuel, bu inancı öyle derinden hissetmektedir ki ablasına şu sözleriyle anlatmıştır: "Ağlama Angelita;bu akşam ya sana bir ev alacağım,ya da yasımı tutacaksın."
Hayatını bu uğurda feda etmeye hazır olan Manuel'in,küllerinden yeniden doğmak uğruna yıllarını harcayacağı matador olma yoluna "sabır" zırhıyla çıkıp kendisine gelen tüm okları göğüslediği,
biyografik ve savaşın toplumlar üzerinde bıraktığı hasarı anlatan güzide bir kitap. Olaya şahit olanlar tarafından bölüm bölüm hikâye gibi anlatılması sizi daha çok içine çekiyor.
Her bölüm,film karesi gibi canlanıyor gözünüzde. Bir boğayla göz göze geldiğinizi hissettiğiniz anlarda kalbiniz deli gibi çarparken,inşaatlarda uyuyan Manuel'in matador olma rüyalarına eşlik ediyorsunuz,barbarca görmeye devam ettiğiniz her şey tarihin o an ki akışında ve size empati yaptırıyor.
Bir gün bu kitabı okuyan biriyle sohbetim olursa, bir isyanımı paylaşmayı da umuyorum elbette...


Bir yerlerde karşınıza çıkarsa okumaktan caymayın,sayfalarına kendinizi teslim edin dediğim kitaplardan.
Karlı bir günde, yeni yılın ilk günü hediye edildi bu kitap bana. Kitabın ön sayfasında ise şu not yazılıydı; "mükemmel bir hayat bizi bekliyor".
Notu okuyup teşekkür etmek için kafamı kaldırdığımda mükemmel bir hayat vaadeden adamın elinde bir yüzük vardı ve bana evlenme teklifi ediyordu.

Kitabın hayatıma giriş şekli dolayısıyla bendeki yeri hep ayrı olacaktı kuşkusuz. Okuyunca anladım ki geliş şeklinden bağımsız bendeki yeri zaten ayrı olacak kitaplardan biriymiş.

Uzun zamandan beri okuduğum kitaplara inceleme yazmıyordum. Fakat "Yasımı Tutacaksın"ın sitedeki okunma sayısı beni buna itti diyebilirim. Çünkü, bu kitabın kitaplığınızda olmamasının büyük bir kayıp olacağını düşünüyorum.

Giriş cümlesi şu olan bir kitabı okumadan nasıl durabilirsiniz ki;
"Ağlama Angelita; bu akşam ya sana bir ev alacağım ya da yasımı tutacaksın."

Öncelikle belirtmek istiyorum ki boğa güreşi denildiğinde "bu nasıl bir zalimlik" diye düşünür, çocukken televizyonda rastladığımda sinirlenir kanal değiştirirdim.

Bu kitapta ise Manuel Benitez'in matador olma tutkusunu o kadar içten yaşıyorsunuz ki, boğa güreşi, boğa güreşi olmaktan çıkıyor. Bulunduğu koşullar içinde yaşamayı kabullenmeyip, hayatının kontrolünü o hayatı kaybetme ihtimaline rağmen eline almayı kafaya koymuş, bütün imkansızlıklar ve yoksulluğun içinde bu uğurda inanılmaz mücadeleler vermiş bir adamın bir halk kahramanına dönüşmesine tanık oluyorsunuz. Bu kitapla beraber siz de Manuel Benitez El Cordobes oluyorsunuz.

Kitapta Manuel Benitez'in, El Cordobes olma yolundaki mücadelesine paralel bir ulusun dramı, İspanya iç savaşı da anlatılmaktadır.

Kitaptan birkaç alıntı bırakmak istiyorum tam da buraya;
"Olimpiyatlar eski Yunanistan için neyse, korrida (boğa güreşi) da İspanya için aynı şeydir."
"Ozanın ortaya attığı kan-vahşet-ölüm üçlüsü, tüm İspanya'yı anlatmaz, ama yaşamı, sürekli olarak ölümle karşı karşıya gelmek şeklinde anlayan bir ulusun temel kişiliğini tanımlar"
"Bugün, büyük din adamlarından birini yücelten bu dinsel bayram, yalnızca burada, Avrupa'nın öteki ülkelerine hem çok yakın, hem çok uzak olan bu topraklarda, Arapların, Yahudilerin ve Hristiyanların kan ve teriyle sulanmış olan, onur, cesaret ve ölümün neredeyse bağnaz bir tapınmanın nesnesi olduğu bu İspanya'da doğabilirdi ancak."
"Fiesta Brava'nın anlamını bütün derinliğiyle kavrayabilmek için korridanın (boğa güreşi) bir spor, ya da bir sanat gösterisi, arenanın bir tiyatro sahnesi, boğanın da sahne takımlarından biri olmadığını anlamak gerekir."
"Arena, ateş gibi yanan kumunun hayvan kanını emmeye hazır beklediği bir tapınaktır."

Dominique Lapierre ile Larry Collins'in birlikte yazdığı ikinci kitap olan "Yasımı Tutacaksın", iki yıl süren titiz bir araştırmanın ve yüzlerce insanla yapılan konuşmanın ürünüdür. 30'dan fazla dile çevrilmiş ve bütün dünyada şatış rekorları kırmış.

(Kitabin kapağında Francisco Goya'nın en önemli yapıtlarından biri olan "İsyancıların Ölümü" isimli tuvalinin resmi vardır. Bu resimi Goya, Fransızlar'ın 1808'de Madrid'i işgali sırasında, Napolyon'un ordularına direnen İspanyolların anısına çizmiş.)

En şiddetinden tavsiye ediyorum, kesinlikle okuyunuz.
#spoiler#
"Kordobalı her kadının "aşk "ı "
Manuel Benitez EL CORDOBEZ

"Kovalanan ...açlık ve soğuktan titreyen bir yoksul Endülüs 'lü..düşlerini gerçeğe çevirir , ....bizi de alır götürür "impulsivo"nun karşısına elimizde aile yatağından alınmış , kırmızıya boyanmış çarsaftan bozma bez parçasıyla diker ..

Manuel 1931/1936 ıspanya iç savaşı sırasında doğar ..general Franco kabus gibi halkın üzerine çökmüştür. .insanlar evlerinden ayrılır ,kacar ..kilometrelerce uzayan bu kaçış yürüyüşünde Manuel ve ailesi de vardır .."savaşın ilk haftasında Endülüs 'ün verdiği kayıp yani on bin kişide üçyüz elli erkek evlat ,bütün ispanya daki ölüm oranına uygundur. .savaş bittiğinde 350000 ölü ve sayısız kayıp ilanı duvarlarda ,kurşun izleriyle birlikte yerini almıştır ..
1940/1941 yılları ıspanya yı "kıtlık"ile sınar
"Aç kalmadınızsa...açlık nedir bilemezsiniz o günler aklıma geldikçe hâlâ ağlarım ..o zaman lar elimizden gelen tek sey ağlamaktı, gece yatarken ağlardık ,çünkü yiyecek bir şey yoktu ..sabah ağlardık ,çünkü gene yiyecek bir şey yoktu "
......Angelita Benitez :o savasta ölen babasının ve açlık da (hastalığının ne oldugu bilinmeden ) ölen annesinin yerine Manuel'e kol kanat gerecektir ..

Manuel'in her zaferinden sonra ablasina dönüşleri, portakal çaldığı için tutuklanıp yediği dayaklar,hiç vazgeçmeden her gece buzlu sulardan geçip toprak agasının boğalarına ulaşma çabası (antreman için )...köyden sürülmeler, arenaların ortasına atlayıp jandarmalarca götürülmeler.. (kitapta fotoğrafı da var ) ..yaralanmalar ,ameliyatlar ,doktor ayaya kalkamazsın dediğinde hastahaneden kaçıp sabah 2 boğa kulağı ile geri dönmeler. ...arena hileleri ,paranın satın aldığı gazeteciler ,kanla kaplı ikinci el matador giysileri ..detaylar ,detaylar. .

Manuel Benitez"EL cordobez" bir -vazgeçmeme - hikayesidir ...istediği şeyi elde etmenin her yolunu , canı yana yana ,dövüle ,sövüle elde etme hikayesidir ..bir kendine inanma hikayesidir ..

Çok keyifle okudum , lütfen elinize geçerse siz de okuyun .
Bu adama saygı için

"Oleeeeeey Oleeeeeey ,Oleeeeey "'


https://youtu.be/sjOAxEZZ2oM



"Kordobanın korkulu sokağından
Ünün yayıldı bütün dünyaya
Madrid boyandı kırmızı kana
Sen sen gelince bu güzel bir ara
Güneş bile senden renk alıyor
Alev alev gök sanki yanıyor
Parlayan canlı gözlerin
Fethetti bütün arenayı
Dövüşün zamanı geldi
Heyecan sardı sahayı
Gölge ve güneş raksediyordu
Ayaklarının altında senin
Fırtına gibi saldırıyordu
Korkusuzdun herkes biliyordu
Herkes onu biliyordu
Ölüm bile senden korkuyordu
Sivri kılıcı ona saplarken
Coşkular her yerinde çınladı oley oley sesleri
Madridde her yer titredi
Sonsuzluk zafer neşesi
Toledo Barselone Sevlle Linares
Kutluyor seni Manuel Benites
Kalplerdesin artık
el Cordobes
El cordobes "
Boğa güreşi benim için vahşi bir olaydı bu nedenle hiç ilgimi çekmezdi; bir arkadaşımın tavsiyesi ile kitabı okuyana kadar. ( Gerçi fikrim yine değişmedi).
Bu kitap bir matadorun yaşadıklarından ziyade matador olmak için verdiği mücadeleyi anlatmış. Kitap beni derinden etkiledi. Ayrıca İspanya iç savaşının da anlatıldığı bir kitap.
Kitapla keşke gençken tanışsaymışım diye düşündüm.
Bu kitabı okuyanların sayısının artmasını umut ediyorum ve diliyorum.
“Boğa güreşçisi olmak için önce, boğa olmak gereklidir.”
Tüm bu arka planda bir boğa güreşçisinin gerçek ve sarsıcı öyküsünü okuyorsunuz kitapta. Hırsları, tutkuları ile birlikte çocuk yanını ve en çok eksik yanını. Zenginliğini “salam” varlığına bağlamış bir örselenmiş çocuk. 
“Aç kalmadınızsa, açlık nedir, bilemezsiniz. O günler aklıma geldikçe hala ağlarım. O zamanlar elimizden gelen tek şey ağlamaktı. Gece yatarken ağlardık, çünkü yiyecek bir şey yoktu. Sabah ağlardık, çünkü gene yiyecek bir şey yoktu. Miğdelerimiz sancıdığı için ağlardık, çünkü elimizden bir şey gelmezdi. O yıllarda hepimiz durmadan ağlardık, yapabileceğimiz tek şey buydu çünkü. Yiyecek hiç bir şey yoktu. Tek lokma bulamazdık.”
İspanya anlatılıyor romanda. O dönem ve tüm acımasız gerçekler. Yazım dili sade anlaşılır. Hayalleri peşinde koşan bir tutkulu insan profilinin tüm ayrıntılarını ortaya koymuş yazar. 
“Ün çok tatlı bir şeydir, ama meyvelerini koparan, sonuçlarına katlanmak zorundadır.”
Bedeller pek çok şekilde ödeniyor ve ne yazık ki popüler olmak bir sürü bedel istiyor. Ve bir anda her şey değişiyor. Boğanın kazanmasını isteyen bir seyirci buluyorsun karşında. O an insan olmanın hiç önemi olmuyor. Oradaki imajsın yaşayan bir varlık değil. Çağımızın sorunu değil aslında bu genel insanlık sorunu. İnsan tüketiyor öyle veya böyle; bu yüzyılın sorunu ise çabuk tüketmek. Tükenmemek umut ettiğimiz. 
“Heyhat! Mutluluklar, mevsimler gibi geçicidir.”
Öncelikle belirtmeliyim ki kitap klasik bir tarih kitabından farklı ve olayları Yahudi ve Arap cephelerinden kesitler sunarak bir roman gibi anlatıyor. Tek eleştireceğim nokta kitapta çok fazla coğrafi yapı ve konum adının geçiyor olmasına rağmen kitaba konan birkaç haritanın bunları anlamaya yetecek düzeyde olmaması. Bu yüzden bazı bölümlerde olaya tam olarak hakim olamaya biliyorsunuz. Genelde bu tarz ideolojik konuların geçtiği kitaplarda hep bir tarafın bakış açısından olaylar anlatılır ama bu eserde ben böyle bir tutum sezmedim. Yazarlar konuyu olabildiğince tarafsız ele almışlar ve bu bence en önemli nokta. Ayrıca kitabın konusuna gelirsek; kitap Kudüs'teki Yahudi-Arap çatışmasını ve İsrail'in kuruluşunu anlatıyor. Kitabı okurken Araplar'ın aslında savaşı kazanmaya ne kadar yaklaştıklarını öğrenmek çok şaşırtıcı ve bir bakıma üzücü.
Sonuç olarak ben kitabı beğendim ve özellikle tarih meraklılarının kesinlikle okumasını tavsiye ediyorum.
Ben ki hayvan hakları savunuculuğunda kendimi ilk sıra saflarda görürüm. Hiç bir insani zevk için hiç bir hayvanın tüyü dahi dökülmemeli. Boğa güreşi izlemişliğim olmamakla birlikte yine de izleyeceğimi sanmadığımın altını çizerek şu kadarını söyleyebilirim, okuduğum sürece İspanyol iç savaşını da yaşadım, tenimde, kalbimde acısını hissederek hemde; arenada kendimi bir Cordebes sandım bir az sonra ölüme gönderilecek boğa! ders kitabı yapılmalı, zorla okutturulmalı. Hele hele en küçük zorlukta, işler yolunda gitmediğinde ya da diledikleri olmadığı zamanlarda tüm dünyayı başlarına yıkılmış zanneden zamane gençliği bu kitaptan haber edilmeli. Kendimi İspanya'ya gitmemek ve El Cordebes'i bulmamak için zor tuttuğumu söylersem mübalağa etmiş olmam, o derece.
Bu kitap 3 yıllık bir araştırma sonucu çıkmış. Olaylara objektif bir şekilde bakarak anlatmış yazar. Yahudi ve Arap cephelerinden kesitler sunuyor ama roman tadında. Kitabın içinde ne yok ki ; tarih, coğrafya,keder.. Her zaman dünyanın gündeminde yer alan Kudüs'u , uğruna yapılan savaşları açık ve sade bir dille anlatmış. Ben genellikle tarih kitapları okurken sıkılıyorum ama bu kitabı okurken sıkılmadım. İsraili nasıl kurulduğunu, Kudüs ile ilgili bir çok bilgiyi bulacağınız bir kitap. Özellikle tarihi kitap okuyuculara tavsiye ederim.
İyi okumalar, kitapla kalın...
Kitapta ortaya karışık bir bilgi söz konusu . Aynı zamanda Kudüs ile ilgili okuyabileceğiniz en iyi doyurucu kitaplardan bir tanesidir. Biraz tarih,biraz coğrafya, biraz keder hüzün
Kitaba çok sevdiğim,görüşlerine,sohbetine önem verdiğim bir abimin tavsiyesiyle başlamıştım.Başlarda google açık bir şekilde okuyordum.O kadar çok merak ettiğim yerler,kişiler oldu ki hepsini öğrenmek,bilmek istedim.İlerledikçe çok fazla kişiyle karşılaştım ve araştırmayı bıraktım,
roman gibi okumaya devam ettim.Bu eser 3 yıllık bir araştırmanın sonucu ortaya çıkmış.Yahudilerin kendi devletini kurması sırasında yaşanılanlar çok ayrıntılı bir şekilde anlatılmış.Kudüs’ün nasıl paylaşılamadığı ve dünyanın daima gündeminde yer aldığı,uğruna ne savaşlar olduğu,ne insanların öldüğü akıcı bir dille yazılmış.Çok üzülüp okumayı kestiğim,yorulduğum zamanlar oldu.Yine de belgesel tadındaydı.Kudüs’ü daha yakından tanımak isteyenlere,ve İsrail’in nasıl kurulduğunu öğrenmek isteyenlere okumalarını tavsiye ederim.

Yazarın biyografisi

Adı:
L. Collins
Tam adı:
Larry Collins
Unvan:
Yazar
Doğum:
Hartford, Connecticut, ABD, 14 Eylül 1929
Ölüm:
Fréjus, Fransa, 20 Haziran 2005

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 68 okur okudu.
  • 11 okur okuyor.
  • 114 okur okuyacak.
  • 5 okur yarım bıraktı.