Giriş Yap

Latife Tekin

Yazar
7.5
2.512 Kişi
8,5bin
Okunma
610
Beğeni
22,1bin
Gösterim
Reklam
·
Reklamlar hakkında

Hakkında

Türk edebiyat yazarı. 1957'de Kayseri'nin Bünyan ilçesine bağlı Karacahevenk köyünde doğdu. 1966'da 9 yaşındayken ailesiyle birlikte İstanbul'a geldi. Ortaöğrenimini Beşiktaş Kız Lisesi'nde tamamladı. İstanbul Telefon Başmüdürlüğü'nde kısa bir süre çalıştı. İlk kitabı "Sevgili Arsız Ölüm" 1983'te yayınlandı. Anadolu'daki köy yaşamı ve insanlarını masalımsı bir atmosferde ve "Yüzyıllık Yalnızlık" (Gabriel Garcia Marquez) tadında anlattığı bu ilk romanıyla büyük ün kazandı. Büyülü gerçekçilik akımına da yakıştırılan bu romanının ardından peş peşe diğer romanları geldi. Eserleri İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca, Farsça ve Hollandacaya çevrildi. Değişik üslubu ve yaklaşımıyla kuşağındaki edebiyatçıların önde gelen isimlerinden biri oldu. Latife Tekin Bodrum Gümüşlük`te bir `Ebediyat Evi` projesi başlatmıştır. Garanti Bankası tarafından desteklenen proje, mimar Hüsmen Ersöz'ün 1998 yılında hazırladığı mimari proje ile inşaata başlamıştır (1999). Ressam Hale Arpacıoğlu'nun, Koç Grubu şirketlerinden aldığı destekle, aynı mimari projenin bir parçası olarak Sanat Evi'nin yapımına başlanmıştır. Latife Tekin, Bodrum Gümüşlük'te, herkesin yazabileceği, tartışabileceği, sanatçıların büyük şehrin dağdağasından uzak eser üretebileceği bir mekanın tamamlanması için çalışmaktadır.Son olarak 2010'da "rüyalar ve uyanışlar" kitabı yayımlandı. 28 Aralık 2011 akşamı Sabit Fikir ve İstanbul Modern işbirliğiyle düzenlenen Sözünü Sakınmadan etkinliğinde usta eleştirmenler Ömer Türkeş ve Semih Gümüş'ün konuğu olmuştur.
Unvan:
Türk Edebiyat Yazarı
Doğum:
Kayseri, 1957

İncelemeler

Tümünü Gör
248 syf.
·
8/10 puan
“Sevgili Arsız Ölüm” Kitap Yorumu
Büyülü gerçekçilik akımının güzel bir örneği olan “Sevgili Arsız Ölüm” önce bir köy ortamında başlıyor, sonrasında ailenin kente yolculuğuyla devam ediyor. Anlatıcı; hikayeyi anlatırken okura toplumsal cinsiyet rollerini, bir çocuğun büyürken yaşayabileceklerini ve köy ortamındaki batıl inançların köydeki insanların hayatına etkisini de masalsı bir dille aktarıyor. Bu süreçte yazar okuyucuya hikayeyi sanki köy ortamındaki batıl inançlar gerçekmiş ve insanların yaşamını etkileyebilen unsurlarmış gibi aktardığından büyülü gerçekçilik akımına bir örnek oluşturuyor diyebiliriz. Karakterlerin azraille iletişimde kalabiliyor olması, gizemli otlarla konuşabiliyor olmaları her ne kadar masalları çağrıştırsa da kitabı okurken bir masal okumadığınızın farkında oluyorsunuz çünkü her şey çok gerçek ve Anadolu’da yaşanan günlük olaylardan bahsediliyor, bunu biliyorsunuz. Toplumsal cinsiyet rolleri kitapta küçük bir çocukluktan gençliğe kadar serüvenini okuduğumuz Dirmit üzerinden tartışılıyor. Gerek çocukluğunda, gerek genç kızlığa adım atarken, gerek okuyarak kendini geliştirmeye çalışırken ailesinden ve çevresinden aldığı tepkiler, yazarın okura aktarmaya çalıştığı toplum yapısını net bir şekilde gösteriyor. Kitabın ilk sayfalarını okurken çok zorlandım, belki ilk sayfalar akıcı olmadığından, belki yazarın diline alışmam zaman aldığından; bilemiyorum, ancak okumaya devam ettikçe bunu aştım ve ilk bölüm bittikten sonra hızlıca okudum bile diyebilirim. Yazar Anadolu’da kullanılan dili kullanmaktan çekinmemiş, bu yönüyle bana “İnce Memed”i hatırlattı. Kitapta “yeşil kitaplar” gibi semboller de kullanılmış ki bu durum zaten sembolik sayılabilecek kitabımızı okur açısından bir tık daha karışık hale getirmiş. Kitap olay hikayesinin tanımı olarak okullarda okutulsa hiç şaşırmam, bunun nedeni kitapta neredeyse karakterlerin duygu ve düşüncelerine bile yer vermeden sadece olay odaklı bir hikayenin anlatılmış olmasıydı. Olaylar hızlı hızlı gerçekleşiyor, hatta yer yer bu olaylara yetişemiyormuşsunuz hissini bile yaşıyorsunuz. Durum hikayesi okumayı seven biri olduğumdan karakterlerin iç seslerinin, betimlemelerin yokluğunu çok derin bir şekilde hissettim ve yazarın hikayeyi betimlemelere daha çok yer vererek yazsaydı hikayenin kendini okura daha zevkli okutacağını düşünmeden edemedim. Elbette, bu tamamıyla kişisel bir görüş de olabilir. Kısaca özetleyecek olursam bu kitabın yazılma amacının Anadolu’daki ortalama bir ailenin üzerinden toplumsal cinsiyet rollerinin, doğumun, ölümün anlatıldığı bir hikaye aktarmak olduğunu söyleyebilirim. Olay hikayelerini okumak hoşunuza gidiyorsa kesinlikle hoşunuza gideceğini düşündüğüm bu kitabı okurken durup düşüneceğiniz noktalar olacağından da şüphem yok çünkü kitaptaki semboller ve metaforlar kendini okura açıkça belli ediyor. Kitabın sonunu daha kitabın yarısına gelmeden biliyor veya en azından tahmin ediyor oluyorsunuz ve aslında bu sona tam bir “son” demek mümkün değil, en azından ben okurken hikayenin bitmediğini ve daha fazla okumak istediğimi hissettim fakat her şeye rağmen kitabın sonuna kadar heyecanla okudum ve her ne kadar sonunda tatmin olmasam da yazarın bu son seçimini okura kitabın ana temasını sorgulatmak amacıyla yaptığını düşündüğümden hayal kırıklığına uğramadım. Umuyorum ki Türk Edebiyatı’nın en önemli elli eseri arasında yer alan “Sevgili Arsız Ölüm”ü okurken siz de benim gibi yer yer duygulanız, yer yer sorgular, yer yer de yeni şeyler öğrenirsiniz. Herkese iyi okumalar diliyorum!
Sevgili Arsız Ölüm
7.7/10 · 4.885 okunma
Reklam
·
Reklamlar hakkında
Reklam
·
Reklamlar hakkında
2
4
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.27.30