1000Kitap Logosu
Laura Esquivel
Laura Esquivel
Laura Esquivel

Laura Esquivel

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.0
591 Kişi
1.535
Okunma
37
Beğeni
2.361
Gösterim
Unvan
Film Yapımcısı - Yazar
Doğum
Mexico City, 1950
Yaşamı
Latin Amerikan edebiyatına ciddi katkıları olan Meksikalı yazar. Büyülü gerçekçilik akımının günümüz temsilcilerinden. Telegraf memuru Julio Cesar Esquivel ve karısı Josefa Valdes'in dört çocuğundan üçüncüsüdür. Öğretmenlik, çocuk tiyatrosu ve yaratıcı drama eğitimi aldı. Çocuk tiyatrosu konusunda özelleşen Laura Esquivel, Eğitim Bakanlığı'na (Secretaría de Educación Pública) bağlı Çocuk Tiyatrosu ve Edebiyatı Atölyesi'nin (Taller de Teatro y Literatura Infantil) de kurucusudur. 1979 ile 1980 yılları arasında Meksika televizyonunda çocuk programlarının yazarlığını yaptı. Televizyon için yaptığı çalışmaların ardından sinema için senaryolar yazmaya başladı. Ancak o dönemde senaryolarının birçoğunun yapıma geçirilmemesinin üzerine roman yazarlığına ağırlık verdi. Acı Çikolata: 1989'da yayınlanan ilk romanı Acı Çikolata (Como agua para chocolate) sıradan olanla doğaüstü olanı birleştirmek için büyülü gerçekçiliği kullanır. 19. yüzyıl Meksika'sında geçen roman, Esquivel'in hayatında mutfağın ne kadar öenmli olduğunu gösterir. Yazar, mutfağın evin en önemli bölümü olduğuna inanır, bilgi ve anlayışın yarattığı zevkin kaynağı olarak karakterize eder. Kitabın orijinal adı İspanyolca'da hislerin uç noktasını anlatmak için kullanılan bir deyimdir. Tutku, kızgınlık ve seksüalitede kaynama noktasını anlatır. 23 ayrı dile çevrilmiştir. 1992 yılında o dönemde yazarın kocası olan Alfonso Arau tarafından filme çekilmiştir.
Hercaiokumalar /Ayşe
Acı Çikolata'yı inceledi.
224 syf.
·
Beğendi
İÇİMİZDEKİ KİBRİT ÇÖPLERİ
(Bu yazıda kitabın içeriğiyle ilgili herhangi bir "sürpriz bozan" ifade yoktur.) Sizlere iyi bir profiterol yapmanın sırlarını aşama aşama açıklayabilirim. Çikolata yaparken ürünün parlak görünmesi için temperlemenin ne kadar önemli olduğundan bahsedebilirim. Ya da pandispanyanızın iyi kabarıp çökmemesi için biraz nişasta eklemeniz gerektiğini söyleyebilirim. Ayva tatlısına kırmızı rengi hibiskusla, o nefis rayihayı da kabuk tarçın ve karanfille nasıl verebileceğinizi detaylarıyla anlatabilirim. Zira mutfak sanatı da edebiyat gibi ilgi alanlarımdan biri. Laura Esquivel’in “Acı Çikolata” adlı romanını okuyuncaya kadar kendimi bu anlamda yalnız sayıyor, bu ilgimi utanılacak bir şeymiş gibi kendime saklıyordum, ancak mutfak sanatıyla edebiyat sanatını bu kadar kusursuzca bir araya getiren bu romanı okuyunca fikrim değişti. “Acı Çikolata” romanı on iki aya ayrılmış. Her aya bir tarif şeklinde yazılan romanın her bölümünün girişinde de ürünün yapılışı anlatılıyor. Böylelikle roman tam on iki bölümden -on iki tariften- oluşuyor. Romanın adının yazılı olduğu ilk sayfanın altında “İçinde yemek tarifleri, aşk öyküleri ve kocakarı ilaçları bulunan roman” şeklinde tanımlayıcı bir alt başlık olsa da “Acı Çikolata” bir yemek kitabı değil, içinde de özel yemek /tatlı tarifleri yok:( Çok roman okudum ama yemek tarifleriyle bir hikayeyi bu derece güzel harmanlayanına daha önce denk gelmemiştim. Mutfağa girmeyi seven ve ufak tefek de olsa bu işin eğitimlerine de amatör olarak da olsa emek vermiş biri olarak edebiyat ve özel lezzetlerin bu şekilde harmanlanmasına bayıldım. Kitabın hikayesi ne derseniz, kısaca; esas oğlanın (Pedro) geleneklerden dolayı kavuşamadığı esas kıza (Tita) yakın olmak için sevgilisinin kız kardeşiyle evlenmesiyle başlayan olaylar dizisi diyebiliriz. Arka fondaki Meksika devrimi ve devrime yapılan minik atıflar da kitabı sadece roman olmak çıkartıp içinden çıktığı toplumun meselelerine duyarlı bir metin haline getiriyor. Büyülü gerçekçi unsurların da ustalıkla eklendiği roman her anlamda tadından yenmiyor:) Filmi de var, ama romanı okumayınca bazı detaylar tam anlaşılmıyor. Romanda benzetmeler de yemekler üzerinden yapılıyor. “Büyük bir ziyafetten sonra servis tabağında unutulup,tek başına bırakılmış, ceviz soslu biber dolması bile bu kadar yalnız olamazdı." Cümlesindeki özgünlüğe bakar mısınız? Yalnızlık ve biber dolması:) Yalnızlık ancak bu kadar vurucu anlatılabilirdi. Romanın on iki ay ve on iki tariften oluştuğunu başta söylemiştik. Bu on iki tarifin on biri yemek ya da tatlı tarifiyken sadece bir tanesi kibrit yapımını anlatıyor. Evet yanlış duymadınız bildiğimiz kibrit. “Kibrit eczası” adını taşıyan bu bölümde bir kibrit çöpünün nasıl yapıldığı detaylarıyla anlatılıyor. Benim de başlığımda kullandığım ve bence romanın en vurucu bölümlerinden biri olan bu kısımda aslında yazar kibrit çöpleri metaforuyla bambaşka bir şey anlatıyor bizlere. Şöyle diyor yazarımız: “Büyükannemin ilginç bir teorisi vardı. Hepimiz, içimizde bir kutu kibritle doğarız. Ama tek başımıza bunu yakamayız. Deneyde görüldüğü gibi oksijene ve mum alevine ihtiyacımız vardır. Örneğin, oksijen sevdiğimiz insanın nefesinden gelebilir. Mum aleviyse güzel bir yemek, müzik, okşamalar ya da güzel sözlerdir. Bunlardan biri parlamaya neden olur ve içimizdeki kibritlerden birini yakar. Bir an yoğun bir heyecan hissederiz. İçimize çok hoş bir sıcaklık yayılır. Bu sıcaklık zamanla yavaş yavaş yok olur. Sonra yeni bir parlama olur ve içimizde bir kibrit daha yanar. Bu duyguyu yaşamak isteyen herkes, kendi içindeki patlayıcıları keşfetmek zorundadır. Bunlar yanarak ruhumuzun beslenmesine yardımcı olur. Yani başka türlü söylersek, bu yanma ruhumuza enerji verir. Bir kişi eğer kendi tutuşturucularını zaman içinde keşfedemezse, içindeki kibritler nemlenir, hiçbir şekilde yanmaz olur. O zaman ruhumuz bedenimizi terk eder. Karanlıkların içinde el yordamıyla boş yere kendisine besin arar. (s. 110-111) Çok vurucu cidden. İnsanın “yaşadım” diyebilmesi için içindeki kibrit çöplerini tutuşturan her neyse onun farkında olması gerekiyor. Aklıma Nazım Hikmet’in “Tahir’le Zühre Meselesi” şiiri geliyor. Bana göre bu şiir sadece kadın erkek arasındaki bir aşkı anlatmıyor, tutkuyla yaşamayı ve yerine göre o tutku uğrunda ölebilmeyi de anlatıyor. Şiiri hepiniz biliyorsunuz tekrar etmeyeceğim ama “Mesela bir barikatta dövüşerek / mesela kuzey kutbunu keşfe giderken / mesela denerken damarlarında bir serumu / ölmek ayıp olur mu?” mısraları şiirin anlatmak istediği her şeyi içinde topluyor aslında. Şairin saydığı tüm bu işleri yaparken ölmek ayıp olmaz elbette, zira o hayat bir tutkuyla yaşanmıştır ve o hayatı yaşayan insan, içindeki tüm kibrit çöplerini tutuşturmuştur. İşte o zaman ölmek de yaşamak kadar anlamlıdır. (Nazım Hikmet bu şiirde "mesela denerken damarlarımda bir serumu" dizesiyle 1928 yılında kendi üzerinde denediği bir serum -verem için bir ilaç geliştirmeye çalışırken- yüzünden hayata gözlerini yuman Aleksandr Bogdanov'a atıfta bulunmuştur.) Şair, yürekten yaşamayı ya da yüreğinin farkında olarak yaşamayı “Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da / hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil /bütün iş Tahir’le Zühre olabilmekte/ yani yürekte” mısralarıyla veciz şekilde ifade ederek son noktayı koyuyor.. O yürekle yaşamasını bilen gerçekten yaşamıştır ve iz de bırakır, gerisi laf ü güzaf. İçinizdeki kibrit çöplerinin farkında olarak yaşamanız dileğiyle… Bu yazıyı blogumdan şiir dinletisi eşliğinde okumak isterseniz: hercaiokumalar.wordpress.com/2020/02/20/laura-es...
Acı Çikolata
8.2/10
· 1.381 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
25
137
selen atar
Acı Çikolata'yı inceledi.
224 syf.
·
8 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
Meksika Devrimi’nin zamansal öğe olarak süslendiği bu romanda, cinsiyet rollerine, toplumsal gelenek ve göreneklere, kadının aile içindeki yerine, De la Garza ailesinin küçük kızı Tita’nın, kültürün önemli bir öğesi olan yemek ile başkaldırmasını okuyoruz. Aile gelenekleri ve anne baskısı altında yetişen bu genç kadın, gündelik yaşamda aşkı, tutkuyu, şehveti, hüznü, öfkeyi kısacası tüm duygularını yemek yaparak aktarmaktadır. Hikaye yemek yapmanın ve yemenin yalnızca yaşamsal, fizyolojik bir eylem olmadığını, duygusal ve kültürel bir etkileşim aracı olduğunu da tekrar hatırlamamı sağlamıştır. Son olarak Laura Esquivel bu hikayede gerçekliğin sınırlarını büyülü gerçeklik tekniği ile anlatarak bizi de adeta büyülemiş ve hikayeyi hissettirmiştir. Daha önce büyülü gerçeklik tekniği ile tanışmamış olan okuyucular için de harika bir başlangıçtır. Ertelenmeden okunmasını şiddetle tavsiye ederim.
Acı Çikolata
8.2/10
· 1.381 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
10
Özlem
Acı Çikolata'yı inceledi.
224 syf.
·
2 günde
Kibrit Çöpleri
Kitapta son çocuk olması dolayısıyla geleneklerine göre annesine bakmakla yükümlü olan ve bu yüzden evlenmesi yasaklanmış bir kadının sevdiği adamı annesinin kendisi yerine ablasıyla evlendirdiği için kaybetmesiyle başlayan macerası gerçeküstü ögelerle süslenerek büyülü gerçekçilik atmosferinde anlatılıyor. Kitabın her bir bölümü bir yemek tarifiyle başlıyor ve yemeklerle iç içe bir büyülü anlatıma bürünüyor. İlgimi çeken bir bölümü paylaşmak istiyorum: “Büyükannemin ilginç bir teorisi vardı: Hepimiz, içimizde bir kutu kibritle doğarız. Ama tek başımıza bunu yakamayız. Deneyde görüldüğü gibi oksijene ve mum alevine ihtiyacımız vardır. Örneğin, oksijen, sevdiğimiz insanın nefesinden gelebilir. Mum aleviyse güzel bir yemek, müzik, okşamalar ya da güzel sözlerdir. Bunlardan biri parlamaya neden olur ve içimizdeki kibritlerden birini yakar. Bir an yoğun bir heyecan hissederiz. içimize çok hoş bir sıcaklık yayılır. Bu sıcaklık zamanla yavaş yavaş yok olur. Sonra yeni bir parlama olur ve içimizde bir kibrit daha yanar. Bu duyguyu yaşamak isteyen herkes, kendi içindeki patlayıcıları keşfetmek zorundadır. Bunlar yanarak ruhumuzun beslenmesine yardımcı olur. Yani başka türlü söylersek, bu yanma ruhumuza enerji verir. Bir kişi eğer kendi tutuşturucularını zaman içinde keşfedemezse, içindeki kibritler nemlenir, hiçbir şekilde yanmaz olur. O zaman ruhumuz bedenimizi terk eder. Karanlıkların içinde el yordamıyla boş yere kendisine besin arar. Ona besin sağlayacak tek kaynağın terk ettiği, soğuktan titreyen o vücutta olduğunu bilmez. Nefesi soğuk olan insanlardan uzak durmak gerekir. Böyle kişilerin varlığı bile daha büyük ateşleri söndürmeye yeter ve bunun nasıl sonuçlar verdiğini biliyoruz. Onlardan ne kadar uzakta olursak kendimizi onların nefesinden o kadar iyi koruyabiliriz.” Aşk ve sevginin metaforik olarak böyle güzel anlatıldığı bir bölüm uzun süredir görmemiştim. Ruhlarımızı besleyen kibritlerimizi yakmayı unutmamak gerektiğini çok nahif biçimde anlatmış yazarımız. Kitabın filmi de çekilmiş. Kitap kadar etkileyici değil ama kitabı okuduktan sonra zihnimizde canlandırmak için kitaba bağlı kalınarak çekilmiş olduğundan yola çıkılarak izlenebilir. filminin adı “like water for chocolate” olarak geçiyor internette araştırdığınızda. altyazilifilmizle.tv/like-water-for-choc... Kitapta geçen bir vals müziği var ki çok güzel! Mutlaka dinlemenizi tavsiye ediyorum: Mi Querido Capitán g.co/kgs/LBxfqt
Acı Çikolata
8.2/10
· 1.381 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
3