Lauren Oliver

Lauren Oliver

7.7/10
73 Kişi
·
174
Okunma
·
5
Beğeni
·
1.565
Gösterim
Adı:
Lauren Oliver
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
New York, Abd, 1982
Kariyerine editör yardımcılığı ile başlayan yazar, Chicago Üniversitesinden mezun olduktan sonra tüm zamanını yazmaya ayırdı. Oliver, Brooklyn, New York'ta yaşıyor
Belki sen beklemeyi göze alabilirsin...
Belki senin için bir yarın var. Belki senin için bin, üç bin ya da on bin yarın var; banyo yapabileceğin, yuvarlanabileceğin, parmaklarının arasından kum taneleri gibi kaymasına izin vereceğin kadar çok zamanın var.
Ama bazılarımız için yalnızca bugün var. Ve gerçek şu ki, hiçbir zaman, ne kadar zamanın olduğunu gerçekten bilemezsin...
Bugünün, bu hissin sonsuza dek sürmeyeceğinin farkındaydı. Her geçen saniye geride kalıyordu. Hayat yine zorlaşacaktı belki. İnişler çıkışlar olacaktı. Başka türlüsü düşünmezdi ki zaten.
Ama en önemlisi, her ne olursa olsun önüne bakıp devam edebilmekti. Bir gün tekrar yüksekten atlaması gerekirse yine yapardı. Çünkü biliyordu: Karanlığın ötesinde daima bir ışık, korkunun ötesinde ise enginlik vardı. Uzanacak daha nice güneş, hava, mesafe ve özgürlük vardı onu bekleyen.
Belki de sorun kişinin kendi içindeydi.

Nasıl ki insan gölgesinden kurtulamıyorsa, şeytanları da nereye giderse gitsin beraberinde taşıyordu.
Öldürücü şeylerin en öldürücüsü: Aşk, ona sahip olduğunuzda da, olmadığınızda da sizi ölürüyor.
Biri nasıl sizi tuzla buz edecek ve aynı anda size kendinizi eksiksiz hissettirecek bir güce sahip olabilir ki?
Sanırım hepimizin mantralara ihtiyacı var -yola devam edebilmek için kendi kendimize anlattığımız hikayelere.
''Aşk tedavisinden sonra sonsuza dek mutlu ve güvende olacağımı söylediler. Ve ben, onlara hep inandım. Şimdiye dek. Şimdi artık her şey değişti. Artık, bir yalanın baskısı altında yüzyıl yaşamaktansa, aşk hastalığıyla geçireceğim kısacık bir ömrü tercih ederim.''

Yine distopik kitaplar ve ben .
Aşk bir hastalık olarak nitelendiriliyor ve adına amor delirim nervosa deniliyor. Hükumete göre aşk tedavi edilmesi gereken bir hastalık ve insanlar 18 yaşında ameliyat olmak zorunda. Bu ameliyat sadece aşkı elinizden almıyor aynı zamanda tüm duygularınız ve anılarınıza da elveda demek zorunda kalıyorsunuz. Hükumet sizin adınıza her şeye karar veriyor; dinleyeceğiniz müzik, eşiniz, kaç çocuğunuz olacağı...
Daha fazla bilgi vermiyorum. :))

Öncelikle fikir oldukça yaratıcı geldi, karakterler etkileyici ve güçlü. Tabi ki erkek karakter olan Alex olmasaydı kitabın ilk yarısı okunur muydu bilmiyorum. Konusu çok farklı geldiği için okumaya başladım kitap biraz yavaş ilerliyor, zaman zaman sıkıldım ama öyle bir son vardı ki kitapta kitabı okuyan insanların çoğunun 'nasıl yani' dediğini düşünüyorum.

Üçleme olduğunu kitabı bitirdikten sonra öğrendim ve merak ettiğim çok yer var, diğer iki kitabı okumayı düşünüyorum.
Ben Ölmeden Önce - Lauren Oliver | Yorum
Bu kitabı yorumlarken sık sık olumlu ifadelere yer verdiğimi göreceksiniz , hazırlıklı olun! Benim sevdiğim ve ihtiyaç duyduğum bir tarz vardır.Böyle çok cinsellik içermeyen , sıkı dostluklar ve saf bir gençlik aşkı bulunduran kitaplar.Hah , işte bu da tam öyle bir kitaptı.
http://dusesingunlugu.blogspot.com.tr/...en-oliver-yorum.html
Yine bir serinin sonuna geldim ve genel olarak beğendim ancak bence ilk iki kitaba göre daha az surukleyiciydi yani güzeldi ama son kitap olduğu için çok farklı birşey bekliyordum . Sonunu biraz daha uzatıp biraz daha bazı şeylere açıklama getirseydi bazi merak konusu olan şeyleri anlatsaydı daha iyi olabilirdi
Replika, kapak tasarımına kandığım kitaplardan. Özellikle sosyal medyada çok sık karşıma çıkıyordu ve bir indirimde görmüş, hemen almıştım. Beni cezbeden bir konusu yoktu ama özellikle kitabın iki taraflı okunuyor olması falan baya ilgimi çekmişti. Kitabın bir yüzünde başka bir hayat ve diğer yüzünde bambaşka bir hayat.. Bu şekilde okumaya karar verdim ve aldım. Ancak bir süredir kitaplığımda bekliyordu ve sonunda bitti.

Söylediğim gibi kitap iki taraflı okunuyor. Bir tarafında Lyra'nın hikayesini okuyoruz. Lyra, Haven Enstitüsü denen bir merkezde yaşıyor ve bir replika. Haven Enstitüsü klon üretilen bir merkez ve buradaki çalışmalar gizli bir şekilde yürütülüyor. Lyra, dış dünyadan tamamen habersiz burada yaşıyor ve güvende olabileceği tek yerin burası olduğuna inanıyor. 72 numaralı replika ile tanıştığında ise işler hiç beklemediği bir şekilde değişmeye başlıyor. Gemma ise babasının geçmişte Haven Enstitüsü ile olan faaliyetleri nedeniyle orada nelerin olduğunu araştırmaya başlıyor ve kendini büyük patlamanın gerçekleştiği gece Haven Enstitüsü Merkezinde buluyor. Lyra ile olan hikayesi de bu şekilde başlıyor.
https://kitapgunesim.blogspot.com/2018/09/replika.html
Kitabı okuduktan 10 dk sonra yaşamımda yaptığım hataları farkettim bu kitap bana çok şey kattı; son kez gülücekmiş gibi gül, son kez ağlayacakmış gibi ağla ve son kez sevecekmiş gibi sev...
Çok güzel bir kitaptı önce onu söyleyeyim.
Kitap aşkın hastalık sayıldığı bir distopyada geçiyor.
İnsanlar aşktan korunmak için değiştiriliyorlar.
Ameliyat denilen bir olayla
Kahramanımızın arkadaşı Hana'yı özellikle sevdim , çok tatlıydı ..
Bir de vazgeçilmez ikinci ana karakter : Alex. Öptüm.
Spoi vermemek için yazmayacağım.
450 sayfa bir günde bitti.
Yani öncelikle klonlarla ilgili kitap konusu pek beni cezbeden bir konu değildi ama olayların 2 kişinin ağzından anlatılması çok enteresan gerçekten. Kitapta 2 karakterimiz var Lyra ve Gemma. Bence kitaba önce Lyra başlamak daha akıcı geldi. İki anlatımda birbirinin eksikliklerini ve soru işaretlerini tamamlıyor. Bu yönden Gemma daha açıklayıcıydı. O yüzden Lyradan başlamak gerektiğini düşünüyorum. Bu gidişat oldukça ilgi çekici.
Kitabı bitirdiğimde hissettiğim en yoğun duygu öfkeydi. Gerçekten bir parça delirmiş olabilirim. Spoiler vermeden bu durumu nasıl açıklayabilirim bilmesem de şansımı deneyeceğim.

Deliryum, konu itibariyle bana bir parça komik gelse de aslında güzel bir yerden oluşturmuş kurguyu yazar. Aşkın korkunç bir hastalık olarak görüldüğü, Romeo ve Juliet'in ibret hikayesi olarak okutulduğu ve -tabii ki- Amerika'da geçen bir distopya söz konusu. İnsanların beyniyle oynanıp hissizleştirildiği, her şeyden bir haber yaşatıldığı bir yer Portland.

Kızımız Lena, 18 yaşına girmek üzere ve resmi olarak ameliyat edilmesine günler var. O da diğer herkes gibi dünyadan bihaber yaşıyor ve heyecanla mekanik hayatının başlamasını bekliyor. Bu kısma kadar kitapla ilgili tek sıkıntım yazarın tercih ettiği üslup oldu. Psikolojik tahlillere neredeyse hiç değinmeyen yazarımız, kahraman anlatıcı boşluklarını betimlemelerle ama en olmadık yerlerde anlatarak kapatıyor. Şunu söyleyebilirim ki en hararetli konuşmada olmanız yazar için önemli değil. Bazı replikler arasında dört sayfa olduğuna bile denk gelmişliğim var. Birisi konuşuyor ve biz dört sayfa boyunca ayakkabıya bulaşan mürekkep, ay ışığının gümüşi parıltısı, tozlu sokaklar, çatlak duvarlar okuyup cevabını bekliyor, kafamızı duvara vurmak istesek de sabrediyoruz falan filan. İnanın yoruyor yazar, abartmıyorum. Ve gümüşi ay ışığı tabirinden nefret ediyorum artık.

Son sayfalara doğru gerilim artıyor, devrim için temel oluşturuluyor ama öyle saçma şeyler oluyor ki ben hala sakinleşmiş değilim. En sessiz olunması gereken anda çığlık atan karakter mi dersiniz, hiç kimsenin araba görmediği ıssız bir sokağa, en sessiz olunması gereken anda motorla gelen akıl küpü şahıslar mı dersiniz, kaçmak yerine bize camdan manzara anlatan kahraman anlatıcı mı dersiniz, mükemmel bir askeri teşkilatı olup da asileri görmezden gelen diktatör mü dersiniz varın siz düşünün. Son yüz sayfa sizi saçmalıklarıyla tokatlayıp nevrinizi döndürüyor da diyebiliriz tabii.

Sevdiğim tek detay çiftimiz oldu. Gerçekten sevimli bir çift. Ne kızımız bencil ve kimi sevsem acaba, of be tripleri içinde -ki bilirsiniz güncel distopyaların olmazsa olmazı ikilemdir- ne de oğlumuz hiçbir şeyi anlamayan, aşırı saf ve kör biri. Gayet normal, aşık ve fedakarlar. Bir şeyleri düzeltmek isteyen güzel yüreklere sahipler. Sanırım seriyi çoğu kişiye sevdiren de bu. Ama ben kitabı sevip sevmediğime bile karar veremedim. Altını çizdiğim bir yer yok, kurgu güzel ama anlatım içinizi boğuyor, karakterler elbette ergen ve pek de ahım şahım bir kitap değil anlayacağınız. Elimde devamı olan ve okumaya içimin gitmediği bir seriye daha sahibim artık. Ben herhalde güncel kitap konusunda bir bela mıknatısıyım.
Kitap fazlasıyla özgündü. Film fragmanını rastgele gördüm ve koşarak kitabını aldım. Konuyu yazar çok güzel işlemiş. Kitap aklımdan bir hafta hiç çıkmadı. Önerebileceğim kadar kişiye öneriyom. Okuyun, tavsiyemdir.
Kitap öyle kötüydü ki bunu nasıl ifade edeceğimi bilmiyorum. Ne kadar uzun bir yorum yaparsam yapayım bilin ki eksik kalır.

Öncelikle ilk kitap vasat, ikinci kitap kötü olarak ilerlemişti. Mantık hataları gırlaydı ve biraz yalan söyleyen insanların hali gibi her hata ile kurgu açık veriyor ve daha kötü hale geliyordu. Üçüncü kitap berbatlık konusunda zirveye göz dikmiş olacak ki ilk ikisini arattı.

Serinin distopya kısmını zayıf buldum diyebilmeyi çok isterdim ama herhangi bir distopik detay bulamadığım için diyemiyorum. Ne var olan yönetim hakkında zemin atılmasından öteye gidildi ne de devrim hakkında birileri durumdan rahatsız demekten başka bir mesaj verildi. Ciddi anlamda yoktu. Bu seriyi distopya olarak yayınlayan zihniyeti koca bir alkışla kutluyorum. Gözlerimi yaşarttınız.

Olaylar yönünden de memnun kalmadım elbette. Son kitap diye bir heyecan olur diyorsunuz ama sebepsiz seçilen baş karakterin bencilliği dışında bir şey anlatmıyor yazar. Öyle bencil bir karakter yazmış ki Zoey, Bella, America ve Caleana'dan bile bu kadar nefret etmemiştim. Kendisi gördüğüm en berbat karakterler listesinde bir numaraya yükseldi.

Zorla okuyup bir an önce bitirmeyi ve kitaptan kurtulmayı umdum. Dünyanın en saçma sahnelerinden bazıları da yaşanmadı değil. Bir tanesi aç bir dağ ayısı ile Lena'nın karşılaşması mesela. Normal insanlar aç bir ayı görünce şehadet getirirken kızımız ayıya "Git buradan!" diyor ve bilin bakalım ayı ne yapıyor? Korkup kaçıyor tabii. Ne sandınız? Bu enfes belgesel görüntülerinin hemen ardından -bu olayın alakasız bir anda olduğunu söylemiş miydim?- kızımız bir çıkarımda bulunup haksızlık ettiği bireye karşı da aynı şeyi yapmaya ve güçlü kalmaya karar verince bende ipler koptu tabii. Bu efsanevi çıkarım gücüne hayranlık duymamak mümkün mü?

Bu tarz fantastik sahneler kitapta bolca mevcut. Araya efsaneler sokmayı ve bizi bilgilendirmeyi de unutmamış tabii yazar. Sonunu da öyle güzel bağlamış ki tam bu seriye yaraşır bir son olmuş: Dan diye bitiyor. Hiçbir şey netleşmiyor ve başladığımız yerden pek de uzak kalmıyoruz aslında. Eh biraz okuyucunun hayal gücünü de düşünmek lazım, değil mi? 3 kitap o yazmış, bir yere varamamış. Mümkünse siz geri kalan 10 kitaplık kurguyu kendiniz hayal edin ya da bu kitabı okumayarak kendinize iyilik edin.

Yazarın biyografisi

Adı:
Lauren Oliver
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
New York, Abd, 1982
Kariyerine editör yardımcılığı ile başlayan yazar, Chicago Üniversitesinden mezun olduktan sonra tüm zamanını yazmaya ayırdı. Oliver, Brooklyn, New York'ta yaşıyor

Yazar istatistikleri

  • 5 okur beğendi.
  • 174 okur okudu.
  • 8 okur okuyor.
  • 107 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.