Laurent Gounelle

Laurent Gounelle

Yazar
8.3/10
705 Kişi
·
2.059
Okunma
·
131
Beğeni
·
7.864
Gösterim
Adı:
Laurent Gounelle
Unvan:
Fransız Yazar
Doğum:
Fransa, 10 Ağustos 1966
Gounelle ünlü bir yazar olmanın yanı sıra aynı zamanda bir psikiyatrist.
"Ömrün boyunca genç kalmak istiyorsan, gelişim göstermeye, öğrenmeye, keşfetmeye devam et ve kendini ruhunu körelten alışkanlıkların içine ya da zaten yapmayı bildiğin şeylerin uyuşturan rahatlığına kapatma!"
Yine değişime direniyorsun! Çocuklar ile yetişkinler arasındaki temel farklardan biridir bu; çocuk, gelişme arzusu duyar. Yetişkin, değişmemek için elinden geleni yapar.
Birinin konuşmasını dinleyerek gelişim gösterilmez.Hareket ederek ve deneyimler yaşayarak gelişim gösterilir...

//
Sanırım yaşam sürekli değişimden, hareketten ibaret. Statükoya dört elle sarılmanın hiç anlamı yok. Yalnızca ölüler kımıltısızdır...Bize uygun düşen yönde gelişebilmek için yalnızca kabul etmekte değil, değişime başlamakta da yarar var.
"Genel olarak birini ikna etmeye ne kadar çabalarsan onda o ölçüde direnç yaratırsın. Fizikçiler bunun uzun zamandır farkında zaten."
Kitabı yeni bitirmiş olmanın verdiği duygularla yazmak istiyorum. Bu kitabı bana bir arkadaşım tavsiye etmiş ve "mutlaka okumanı istiyorum!" demişti. Ona çok minnettarım şuan. .Bu incelemeyle ben de başkalarının hayatına katkıda bulunabilirsem borcumu ödemiş olurum diye ümit ediyorum.
Öncelikle klasik bir romandan çok farklı olduğunu söylemem gerekir. Sadece bir hikayenin içinde kendinizi bulmuyor aynı zamanda beyin fırtınası yaşıyorsunuz. Günlük yaşantınızdaki kişilerle olan iletişiminizi sorgulatıyor size. Nerde yanlış yaptım dediğiniz yerleri bir bir gösteriyor roman kahramanıyla. Aslına bakarsanız sanki roman kahramanının yerinde siz varmış gibisiniz.
Çok fazla kitap hakkında bilgi vermek de istemiyorum. Yazarın deyişiyle "sen itersen o direnir." Yani ne kadar çok şeyden bahsedip güzelliğini anlatmaya çalışırsam o denli kitap itici gelecektir. Ve hiçbir okuyucu arkadaşımın bu kitaptan mahrum kalmasını istemem.
Keyifli okumalar :)
Bu esere roman olarak mı bakmalı? Kişisel gelişim kitabı olarak mı bakmalı? Pek emin değilim açıkçası. İnsanı bir hazine olarak yaratmış Allah. İşte bu hazineyi de yazar ortaya çıkarmış. Kendine güvenin, pes etmeyişin, kurallara uyuşun ve birbirimizi sevmek için tek bir nedenin ustaca yoğrulmasından ibaret aslında mutlu olmak demek istemiş.

Kendinizi ifade etmenin verdiği sıkıntıları def etmenin tam zamanının geldiğini düşünüyorsanız, bu kitabın içerisinde kaybolmayı fazlaca hak etmişsinizdir demektir. Ben bu labirentin içine inci , Eylül Türk ve özlem ile girdim. Şimdi çıkış kapısında buluşmayı arzu ediyorum.

Unutmayın insanların karakterlerini asla değiştiremezsiniz. Ama onları yönlendirebilirsiniz. İnsan sinirleyse bu onun fıtratında vardır, bu sinirini kendisiyle uğraşan şeytana karşı kullanabilmesini öğretmelisiniz. Adam inatçıysa, bu inadını nefsiyle mücadelede kullanmayı öğretebilir, öğrenebilirsiniz. Bunu nasıl başaracağınızı ise size sevgi öğretecektir. Her şeyden önce birbirinizi sevmeyi öğrenin. Gerisi zaten çorap söküğü gibi gelecektir.

Şunu kendinize sorun. Tarzımı değiştirmenin vakti daha gelmedi mi?

Saygılarımla...
"EN ÖNEMLİ ŞEYLER KİMİ ZAMAN HİÇ FARK EDİLMEDEN GEÇİP GİDENLERDİR."

Tüm ilgimi kendisine yöneltmeme sebep olan arka kapağındaki başlığı ve sonra kitap ismiyle kendine çekti bu roman beni. Aslında işleyişi ve kurgusuyla bir roman özelliği taşıyor iken içeriği açısından tam bir kişisel gelişim kitabı. O yüzden "romanlaştırılmış kişisel gelişim kitabı" tabiri bu kitap için doğru bir ifade olacak. Kitap bu noktada da önem arz ediyor benim için çünkü normalde elime, dört yüz elli sayfalık bir kişisel gelişim kitabı tutuşturulsa kem küm eder okuma hevesimin sınandığını düşünürüm ama durum bu kitapta farklı bir hal aldı…

Amerika'da muhasebeci olarak sürdürdüğü yaşamını Fransa'da ünlü bir şirkette istihdam danışmanı olarak devam ettiren ana karakter Alan, insanlara karşı mahcup olmaktan, kusur işlemekten, farklı düşüncelere sahip olduğunda bunu karşısındakine rahatlıkla ifade edebilmekten çekinen, kendi isteklerini başkalarının karşısında hep arka planda tutan bir adam. Hata yaparsa sevilmeyeceğini, saygı görmeyeceğini düşünen bu adam samimi, eşit ilişkileri seven bir kişilik fakat tüm bunlar onu bunalıma sürüklemekten başka bir işe yaramıyor. Şimdiye kadar edindiği iş ahlakından kabul ettiği etik değerlerden farklı bir iş tecrübesi yaşıyor olması ve bu konuda elinden herhangi bir şey gelmiyor oluşu da onu mutsuzluğa sürükleyen faktörlerin başında geliyor aynı zamanda. Yaşam ile çizgi sınırlarını aşmış bu kişi hayatına son vermeyi düşündüğünde gizemli bir şekilde onu bu durumdan çekip çıkaracak olan isimle, benim için kitabın parlayan yüzüyle, yani Dubreuil ile karşılaşıyor. Zekasına hayran kaldığım bu adam enerjisiyle cazibe kuşanmış bir karakter, aynı zamanda eğlenceli de. Çeşitli iletişim becerilerini kendine özel tekniklerle Alan'ın hayatına işlerken, tüm iplerin elinde olması güvencesiyle onun hayata tutunması adına verdiği görevler, beni kendi hayatıma uyguluyormuşum gibi etkilerken bazı yerlerde fazlasıyla güldürdü, çok keyif aldım okurken.

Alan benim ağzımdan konuşuyordu hep bu romanda.
“Hayat acı çekenleri esirgemez, bir sille de o vurur." diyen o değil de bendim sanki. Hayatları korku filmi tadında yaşatmaya adamış, adından amacını hiç esirgemeyen " "korku"nun, insanları kabuğuna ne şekilde çektiğini açıkça görmek mümkün hikayede. Aşama aşama kendi kabuğunu kırmanın nasıl mümkün olabildiğini görebilmek de aynı zamanda…

Kitabın temelleri ise iki önemli ismin düşünceleriyle atılıyor:
I-Albert Einstein: Tesadüf, tebdil-i kıyafet gezen Tanrı'dır.
II-Mahatma Gandhi: Dünyada görmek istediğin değişim sen ol.

Bunların dışında Platon'un mağara alegorisinden bahsedilirken kitabın özünü oluşturan "Komşunun evrenini kucakla, sana açılacaktır" düşüncesi de Marcel Proust'un şu sözleriyle pekiştirilmiş: "Tek gerçek yolculuk, tek gençlik pınarı, yeni manzaralara gitmek değil, başka gözlere sahip olmak, evreni bir başkasının gözünden, başka yüz kişinin gözünden görmek onların her birinin olduğu her birinin gördüğü yüz evreni görmektir."

Şimdiye kadar bir şekilde karşımıza çıkan kişisel gelişim kitaplarında verilen talimatları onaylıyor ve söylendiği şekilde yapılması gerektiğini düşünüyorsak bile bunu gündelik hayatta pratiğe dönüştürmenin yolu elbette zor. Bu kitapta verilen kuralların somut örneklerle desteklenmesi hoşuma giden unsarlardan biri oldu ayrıca açıklayıcılık açısından da gayet tatminkar. Sadece Dubreuil ve Alan arasında geçen olaylarda değil, gelişimin birkaç koldan verilmiş olması açısından da çok yönlü bir keyfi var. Ayrıca meditasyonla ilgilenen biri olarak, içerisinde az da olsa meditasyon yöntemlerine yer verildiğini fark ettim bu ayrıntı da kitap üzerinde olumlu bir etki bıraktı üzerimde. (Öfke, nefret temizlemesi, nefes çalışması gibi) Sürekli direktif veren kitaplardan haz alamayanlara gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim o yüzden bu kitabı.

Tüm olayların Fransa'da geçiyor olması keyfime katılan vazgeçilmez tatlardan biri oldu benim için. Daha gitmeden aşık olduğum Paris şehrinde doyurucu bir tura çıkmış gibi hissettim kendimi. Kitabı okurken semtleri ve bahsi geçen tüm yerleri görsellerle desteklediğim için kitabın içine açılan bir Fransa penceresine sahiptim. Anlayacağınız, kitabı değil Fransız kentlerini izleyen odamda perdeyi kapatıyordum her seferinde. Champ De Mars bahçelerinde, Odéon Tiyatrosunda, Champs Élysées da Zafer Anıtı´nda, Tertre , Concorde, Bastille ve Opera Meydanları´nda, Grands Augustins Sokağı´nda, Montmartre´daki o mükemmel sokaklar ve yapılarda, Paris´in sevimli dar sokaklarının bulunduğu Petit Champs Sokağı´nda, tepeye inşa edilmiş, manzarasıyla büyüleyici bir Lacoste köyü olan Lubéron´da gezmiş olmak büyüleyici bir his bıraktı üzerimde. Hikayenin ve tabii ki Paris´in kalbini oluşturan Eyfel Kulesi ise çok hoşuma giden yeni bir isim, yeni bir metafor kazandı bu romanda: Demir Kız.

Olay örgüsü gizini ve merakı kaybettirmeden kitabın başından sonuna kadar sürdü benim için. Sadece şunu belirtebilirim, Alan'ın bulunduğu şirketin durum analizleri, finansal verilerden yapılan çıkarımlar ve diyaloglar şirkette çalışan biri için olağan bilgilerden ibaretken benim için kitabın bu kısımları işin özünü anlayarak geçtiğim sıkıcı terimlerden oluşuyordu. Tamamen bireysel zevklerle alakalı olan bu detay kısmını geçersek gerek verdiği mesajlarla gerekse kurgusuyla romanı çok beğendiğimi içtenlikle söyleyebilirim.

Yaşamdan kopma planları yaparken çok az insan yaşama yeniden bağlanma planları yaparken bulur kendini. Çözüm bulmakta zorlandığımız problemler, yaşamın tatsızlığını yoğun olarak hissettiğimiz anlar hepimizi bezdiren hisleri beraberinde getiriyor. Değişimin kendinde, hepimizde ortak bir özellikle barındığını fark ettiren Dubreuil´in benim hayatıma girmiş olmasını hikaye boyunca çok istedim ama sonra kitabın temellerini attığı o söz geldi aklıma: Tesadüf, tebdil-i kıyafet gezen Tanrı'dır. Binlerce kitap arasında rastlamış olduğum bu kitap Alan ile benim ortak yanlarımızı ortaya sererken Dubreuil* ile tanışmış olduğumu gösteriyordu aynı zamanda.

Tesadüf yoktu,

farkındalık vardı.


*https://www.youtube.com/watch?v=pBx-tr1FDvY
Aslında içerik olarak felsefik bir kitap ve beni sürekli araştırmaya itti kitabı okuduğum süre zarfında 4 olayı araştırdım inceledim bana çok şey kattı herkes de aynı etkiyi yaratırmı bilemiyorum.

Tinsel algınızın derinliklerine indiriyor yazar sizi.Sağlıklı ama mutlu olmayan bir adam ama mutsuzluğunun bile farkında değil aslında mutsuzluk değil de iç huzursuzluğu çok ve bir şifacıya giderek kendi yolunu ideallerini,hedeflerine nasıl varacağını,ön yargılarını nasıl atabileceğini öğreniyor.
---------
Pollyannanın üstüne bu kitabı okumam çikolatanın üstüne şerbetli balkabağı tatlısı yemek gibi birşey oldu.Üst üste pozitif düşünce kitapları okumak insanı başka bir boyuta sokuyor, sürekli iyimser düşünmeye başladım :))
İnsan, aklının, kalbinin, ve kendine fırsat verdiğinde, başkası tarafından verildiğinde değil 'bu fırsatı kendine kendi verdiğinde' ,kendi kişisel gücünün neler yapabileceğine inanabilseydi keşke.. Belki de başarısızlık sadece başarı kelimesinin olumsuzunu ifade eden bir kelime olarak kalacak, asla bir fiil üzerinde etkili olmayacaktı.

İnsanlar sürekli olarak bir değişim beklentisi içindedirler ancak değişimin kendileri tarafından gerçekleştirilmesi gerektiğini bilmiyorlar ya da inanmıyorlar. Değişimi hep başkalarından bekliyorlar.
Oysa gerçek bir gelişim ve değişim olmasını istiyorsak hareketi bizim başlatmamız gerek. Bu istek içten gelmeli. Herhangi bir dış etki ihtiyacı hissetmeden.

Kitap, kullanmaya kullanmaya unuttuğumuz, birtakım insanî özelliklerimizi hatırlatıyor bizlere.Gayet insanî olan ve hakkımız olduğu halde kimi zaman çekindiğimiz, yapmaktan vazgeçtiğimiz davranışlarımız. Bazı tabular edindik ya da bunları edinmeye toplum tarafından maruz bırakıldık. İçimizdeki cevheri unuttuk. Kendimiz olmayı unuttuk, başkalarının istediği gibi yaşadıkça. Ve kendimize fırsat verdiğimizde neleri başarabileceğimizi de unuttuk.
İşte tam da bu durumu, dipte olan insanın yükselişini, oldukça sürükleyici bir şekilde anlatıyor kitap. Okuduktan sonra davranışlarınıza farklı kalıplarda bakmadan edemiyorsunuz. Davranışlarınızı sorgulamayı, yargılamayı öğreniyorsunuz.

Yaşamlarımıza dokunması temennisiyle...

Kitabı okumama vesile olan inci , Alper Koç , özlem ve Eylül Türk 'e sevgilerimle..
Hayatlarımıza dokunan, bu kitap tam da beni anlatıyor diyebileceğimiz bir kitap...
Hepimiz çoğu zaman yaşıyoruzdur: Bankamatikte işlem yaparken tek olduğunuzda daha rahat olursunuz, arkanızda sıra bekleyenler olursa daha hızlı hareket edebilirsiniz veya işleminiz uzun sürecekse sırf insanlar beklemesin diye, onların bir şey diyeceğinden korktuğunuz için daha sonra yapmak için erteleyebilirsiniz.
Peki neden bizler kendimizden ödün veriyoruz?
Neden başkaları bizi kötü bilmesin diye düşüncelerimizi söylemekten kaçınıyoruz?
Neden toplumdan soyutlanmamak için kendi mutsuzluğumuza sebep olsa bile onları mutlu ediyoruz?
En önemlisi kendimi nasıl daha iyi hissederim, nasıl daha mutlu olurum ve ben gerçekten ne istiyorum diye bir çok sorunun cevabını veren ve aynı zamanda bunu uygulamalı olarak gösteren bir kitap...
Sizlerde bu soruları kendinize sorup cevabını bulamıyorsanız bu kitabı okumanızı tavsiye ederim.
Okumanın -Hâlâ- İçsel Değişim İçin En Önemli Faktör Olduğuna İnananlara Selâm Olsun...

Evvelâ eserle birlikte tanıdığım Sergei Vasilievich Rachmaninoff'ın olağanüstü icrasını sizlere de tattırmak isterim.

https://youtu.be/r-zQSuwZTto

Bir sanatçının kendi bestesini icra etmesini ; eserin ruhunu oluşturan, kişinin kendi mucizevi doğasını keşfederek, acı çekerek, sınırlarını zorlayarak, utancı ve korkuyu delilik düzeyinde yaşayarak ruhun değişimini tesis etmesiyle bağdaştırmamak mümkün değil.Bu yüzden Rachmaninoff birkaç gündür bana eseri zihnimde yenileme imkânı veriyor, sanırım hayat boyu bu eşleşme sürecek...

Sevgili inci 'ye bu eseri farketmemize vesile olduğu için teşekkür ediyorum... Hiçbirşeyin tesadüf olmadığı gerçeğinden yola çıkarak, okurken bana eşlik eden arkadaşlarıma onlara bildirilen o her neyse, lâyıkıyla mukabele etmelerini temenni ediyorum.

Daha ilk sayfalarda, diğer eserlerini de heyecanla araştırıp not ettiğim ender yazarlardan, Laurent Gounelle. Hem öğretici, hem de dinleyici psikolojisini hayranlık uyandıran bir zekâ ile kusursuz bir uyuma dönüştürmesi beni âdeta büyüledi...

Eserin bende kalan dört tesirinden sıra ile sözetmek istiyorum...

1- Teslimiyet...

Alan'ın, hayatında bulunan herkes tarafından bir talihsizlik olarak algılanıyorken, birinin onunla gerçekten ilgilenmesi, dinlemesi ve ne yapması gerektiğini söylemesiyle ilk kez tanıştığı önemsenme duygusuyla kendini, bütün o kuşkularına ve mecburiyetlerine rağmen başka birine bırakma ihtiyacı...Kimi zaman sağlam bir gemi gelsin, bizi bilmediğimiz sularda yolculuğa çıkarsın hissiyle dolarız ve bu his ekseriyetle en ümitsiz anlarımızı süsleyen bir hülyâdır...

2- Pişmanlık...

Dubreuil, sıra dışı tekniklerini artık kendi trajedisinde , içini kemiren evlat özlemini ve pişmanlığı dindirmek için kullanacak, peki başaracak mı?

Böyle bir mucize pek az kişinin başına gelir. Sizi ölümün eşiğine getirmiş pek çok acının temelinde yer alan kişi, gelip hayatı yeniden kucaklamanıza, bir mucizeye vesile olabilir mi?

Okuyalım ve görelim :)

3- Değişim

Hepimize, 'bu cümleleri ben kuruyor olmalıyım', 'bu tespitler benim için yapılmış' dedirten, yaşamın bizi bizden uzağa atan üzüntüleri ve güvensizlik doğuran hezimetleri, en çokta insanı kendine düşman eden nedenlerin müşterek olmasıdır.Söz gelimi 'başarısızlık' duygusunun bende ki yankısı, birdaha cesaret edemeyecek olmak iken,sende ki yankısı daha iyisini yapabilmekse, benim üzerimden atmam gereken ruhsal külçelerim var demektir.Her olumsuzluğu bir basamak gibi düşünmek kendimiz adına 'doğru olanı' bulmanın tek yolu sanıyorum.

Haklısınız,kitap bir kişisel gelişim kitabı değil ama inceleme birazdan tam olarak sıkıcı bir dikteler anaforuna dönüşmek üzere :) Susuyorum...

4- Tevafuk...

Evet hiçbirşey tesadüf değildir, herşey başdöndürücü bir düzenin yapı taşları gibi kusursuz bir yörüngeyi takip eder.An be an, bizlere yepyeni bir keşif sayfası açılır ve yazılanları okumak için ruhumuzun dilini çözebilmemiz yeterlidir.Ruhumuzun dili, susuzluğunu çektiğimiz sonsuzluğun dili... Kendimizde bulduğumuz kâdim yol ve onun gizemli yükselişi...

Keyifle ve mutlaka okuyun :)
Kitabı bukadar beğeneceğimi düşünmezdim
Bir insanın tamamen değişmesi mümkün gözükmesede bu kitapta değişime şahit oluyor insan,

Okurken bir çok yerde, aslında çok doğru, evet kesinlikle yada tamamen bizim elimizdeymiş, dediğim çok oldu.

Demekki sadece istemek yetmiyormuş uygulamak ta büyük önem taşıyormuş ve ne olursa olsun vazgeçmemek.
Kesinlikle okunması gereken bir kitap.
"Hayatta nasıl mutlu olunur? Bu soruyu sadece kendim için değil çevremdeki hatta tanımadığım insanlar içinde düşünüyorum. Acaba hayat amacım mutluluktan mı geçiyor? , yoksa o hep içimde var mıydı? ve daha soracağım bir çok soru var. Bir arkadaşıma bu soruları sordum ve bana bu kitabı tavsiye etti. Kitabın açıklamasını okuduğumda kesinlikle okumalıyım dedim. Eğer sizde böyle bir arayış içine girdiyseniz kitabı okuduktan sonra sizinle paylaşabilirim :)
Eğer mutsuzsanız, tutunacak bir dala ihtiyaç duyuyorsanız atın kişisel gelişim kitaplarını. Bu kitabı başucu kitabınız yapın. Yardım yanınızda, yalnız değilsiniz.

Yazarın biyografisi

Adı:
Laurent Gounelle
Unvan:
Fransız Yazar
Doğum:
Fransa, 10 Ağustos 1966
Gounelle ünlü bir yazar olmanın yanı sıra aynı zamanda bir psikiyatrist.

Yazar istatistikleri

  • 131 okur beğendi.
  • 2.059 okur okudu.
  • 77 okur okuyor.
  • 805 okur okuyacak.
  • 47 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları