Leo Perutz

Leo Perutz

Yazar
8.3/10
450 Kişi
·
984
Okunma
·
39
Beğeni
·
1921
Gösterim
Adı:
Leo Perutz
Unvan:
Avusturyalı Yazar ve Matematikçi
Doğum:
Prag, Çek Cumhuriyeti, 2 Kasım 1882
Ölüm:
Bad Ischl, Avusturya, 25 Ağustos 1957
Leo Perutz, 1882 yılında Prag'da doğdu. 1899'da ailesiyle birlikte Viyana'ya göçtü. İmparatorluk başkentindeki entelektüel ortama kolay uyum sağladı ve 1923'te ilk büyük edebi başarısını Kıyamet Günü Ustası ile elde etti. Nazilerin Almanya'da iktidara gelmesinin ardından, Yahudi olduğu için okurlara ulaşma olanağını yitiren Perutz, 1938'de Filistin'e göç etti. Ancak 1948 yılında İsrail Devletinin kuruluşu ve ardından izlenen milliyetçi politikalardan duyduğu büyük rahatsızlık sonucu, Nazi iktidarı döneminde yurtlarından kaçmak zorunda kalan ilk Yahudilerden biri olarak 1952'de yeniden Avusturya vatandaşı oldu. 1957 yılında Bad Ischl'da (Avusturya) öldü.

Perutz'un en önemli romanları arasında Der Marques de Bolibar (Bolibar Markisi, 1920 [1962 yılında Fransa'da Prix Nocturne ödülünü kazanmıştır]), Nachts unter der steinernen Brücke (Geceleri Taş Köprünün Altında, 1953) ve Der Judas des Leonardo (1959; Da Vinci'nin Yahuda'sı, Literatür Yayıncılık, 2006) sayılabilir. Eserleri pek çok dile çevrilmiştir. Nazilerin iktidara geldiği 1933 yılında basıldığı için Almanya'da dağıtımı yapılamayan St. Petri-Schnee (Aziz Petrus Karı) adlı romanı 1945 yılında, eserlerini çok beğenen Jorge Louis Borges'in girişimiyle ve El tizón de la Virgen adıyla Arjantin'de yayımlanmıştır.
"Gerçekten değerli, hatta eşsiz bulduğum tek şey var, o da zaman. Zamanını istediği gibi kullanan kişi mutludur, zengindir."
Leo Perutz
Sayfa 142 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2018. 1. basım, Çeviren: Zehra Aksu Yılmazer
Gayet mutlu o. Bir rüyada yaşıyor, yani herkesten daha zengin olduğu kesin. Zira insanın hayalinde sahip olduğu zenginliği bir dünya dolusu düşman gelse elinden alamaz.
Geçmişi düşündüğüm zaman çok üzülüyorum Doktor. Yitirilen her şey telafi ediliyor, ama kayıp zaman geri gelmiyor.
Leo Perutz
Sayfa 136 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
176 syf.
·3 günde·9/10
Bir manzarada, bir resimde veyahut bir tabloda çok şey anlatıldığı, birçok şeyin en ince detayına kadar gösterildiği ve aynı zamanda gizlenildiği, zamanı ve mekanı aşan bir takım eserler vardır. Der ya Goethe; “İnsan her gün bir parça müzik dinlemeli, iyi bir şiir okumalı, güzel bir tabloya bakmalıdır. Böylece güzellik sürekli kalır.” En azından birini yapmaya vakıfsak, bize bahşedilmiş olan güzelliğin önüne geçmeyi engelleyebiliriz bir nebze.

Dünyanın en ünlü tabloları arasında yer alan Son Akşam Yemeği, Leonardo Da Vinci tarafından üç yılda yapılmıştır. Da Vinci, tablosunda oluşturduğu her yüze uygun rol modelini Milano sokaklarında günler boyu arar. Geride bulamadığı tek bir yüz kalmıştır; Kötülüğün, ihanetin ve kibrin simgesi olan Yahuda…

D. Brown’un gerçek bir olaydan bezenip bunu kurgunun ellerine teslim etmesiyle ortaya çıkan, çoğu kişinin uydurma bilgilerle dolu olduğu konusunda kesiştiği ilk romanı Da Vinci Şifresi’nde anlatılan Rönesans Dönemi, Da Vinci, Son Akşam Yemeği Tablosu ve dönemin sanatkarları hakkında yüzeysel ve bir o kadar uydurmalarla dolu bilgi, "Şifre" adı altında pazarlama sonucundan öte değildir.
Rönesans Dönemi denilince akla ilk gelen isimlerden biri Leonardo Da Vinci. Bu Döneme ilgim ve merakımın başlangıcına popülist bir roman ile start vermediğim için şanslıyım. ‘Gerçek’ten taviz vermeyerek ve bunu iyi bir kurguya oturtarak ilgi, merak ve heyecana bunu satmayan Leo Perutz’a ayrı bir parantez açmak lazım gelir.


Üstat Leonardo… Milano Dükünün Son Akşam Yemeği Tablosu isteğini yerine getirebilmek hiç de kolay olmadı. Kötülüğün resmini yapmak hiç bu kadar zor olmamıştı. O, döneminin bir mimarı, bir mühendisi, bir Filozofu, bir mucidi, bir kehanetçisi, bir ressamı, bir matematikçisi, bir anatomisti, bir müzisyeni, bir heykeltıraşı, bir botanisti, bir jeoloğu, bir kartografı ve bir yazarı… Ve bir gece taksicisi. Elini uzattığı yeri aydınlatan bilge bir kişi. Sokrates veya İbn-i Sina gibi. Son Akşam Yemeği Tablosundaki sır ve gizem, bugün hala sanat tarihçilerinin ve analizcilerin araştırma ve inceleme ürünü olabiliyorsa ancak, Da Vinci’nin çok yönlü kişiliğinden olsa gerek.

Bohemyalı Alman bir tüccar olan Behaim eski bir borcunu tahsil etmek için Milano’dadır. Ticaret için de burada olan Behaim, aynı zamanda şehri keşif turlarına çıkar. Milano sokaklarında Niccola adlı bir kıza tutulur. Onu ilk gördüğü gün izini kaybeder; günler boyu bütün şehirde arar onu. Kendisine gösterilen küçük bir tebessümün verdiği mutluluk yerini hüzne bırakır. Niccola ile karşılaştığı pazar yerinde yüksek sesle şiir okuyan Münzevi bir şaire danıştığında da istediği yanıtı alamaz. Divane bir kişi olan Mancino da onun gibi bu sevginin ağına tutulmuştur. Mancino’nun dilinden çıkan, “Her şeyi bilirim de bilmem kendimi” diye biten harikulade dizeleri okurken, Perutz’un şair yanının da olduğunu düşünmüştüm. Divane Şair Mancino’ya söylettirilen mısralar hem biçim hem de içerik bakımından François Villon’un şiirlerine benzediğini kitabın Ek kısmında itiraf eden Perutz, intihalde bulunmadığını söylese bile Villon’un etkisinde kalarak bu satırları kaleme aldığı bir gerçek.

Ressamlar, mum ustaları, tacirler…
Alman tüccar, babasından kalan tahsili için aradığı kişiyi bulur nihayet. Türlü entrika oyunlarıyla birçok kişinin parasının üstüne yatan, hilekar ve düzembaz olan Bocetta adında bir tefeci. Bocetta gibi birinden tahsil edeceği miktarı almasının imkansız olduğunu söyleyen dostları, onu, kendisini bu işe ikna etmesine, hırslanmasına ve kendisini buna adamasına neden olurlar. Behaim borcunu tahsil etmek uğruna nelerden vazgeçecek, neleri sineye çekecektir?

Araştırmaya sevk edici bir eser okuduğumu söylemeliyim. Üstat İle Margarita’yı okurken İsa hakkında edindiğim bilgilerin üzerine Leonardo’nun Yahuda’sı da eklenince konu hakkındaki merak maksimum düzeye çıktı. Tarihsel eserlerin kişinin araştırıcı yönünü ortaya çıkarmasının altında yer alan etkenler bu noktada büyük önem arz ediyor.

“Sizden biri, bana ihanet edecek.” (Markos 14/18)

İşte o ünlü tablo:
https://i.hizliresim.com/NZXDJN.jpg

“Arkadaşının bir gün seni yüz üstü bırakıp gidebileceğini hatırlayarak ölçülü davran.”
Hz. Peygamber’in mümkün mertebe bu konuda ılımlı yaklaşılmasını tavsiye eden Hadis-i Kudsisini unutmamak gerekir. Brutus’ların, Yahuda’ların hançerinden kurtulmak belki bu yoldan geçiyordur.

İhanet. Kibrin en uç noktası. Sevmek. Sevmek ve hançerlemek.

“Sen sırrı ve Yahuda’nın günahını biliyor musun? Onun İsa’ya neden ihanet ettiğini biliyor musun” diye sordu Üstat Leonardo.
“İsa’ya onu sevdiğini anladığı için ihanet etti. “Onu çok sevmek zorunda kalacağını önceden gördü ve kibri buna izin vermedi. “Evet, Yahuda’nın günahı, kendisine ihanet edecek kadar kibirli olmasıydı.”

İyi olduğunu düşünüp sırtımızı rahatlıkla dayadığımız insanlar, nesneler, şehirler, ortamlar iyiye ulaşmak için önümüzde bir engel gibi duran, belki “kötü”den başka bir şey olmayan bir muammadır gözlemlemedikçe. Bazen gözlemlemek de yetmez. Herkese eşit şartlar sunmayan hayat, insanın karşısına nelerin çıkacağını sır vermeyerek izletir bir köşeden.

Ait olamamak belki buradan gelir.
172 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Mükemmel, mükemmel ve mükemmel!!!!!
İncelememi okumayın zaman kaybı olmasın, direkt gidin ve kitabı alıp okumaya başlayın. Çabukkkkkkk!
Şu anda kitap bitti ve elim ayağım titriyor. Bu hissi hayatım boyunca birkaç kez yaşadım ve şunu diyebilirim ki: İşte, Kitap okumak böyle bir şey beeeee!
Az önce Dünyanın En İyi Kitaplarından birisi okudum.
Bak hala elim ayağım titriyor umarım kalpten gitmem :(
Haydi o zaman, DÜNYANIN EN İYİ KİTAPLARINDAN BİRİSİNİ İNCELEMEYE BAŞLAYALIM...
Öncelikle kitap sanat severler için çok ama çok beğenilecek bir kitap. Hayran kaldım ben resmen.
Leonardo'nun Yahuda'sı...
Yahuda'yı bilenler bilir bilmeyenler için de Yahuda İsa'nın havarislerinden birisidir. Yahuda Öpücüğü diye bilinen tabirinde sahibidir. İsa ve havarisleri Son Akşam Yemeği'ndeyken Yahuda İsa'yı öpeceğim ve İsa kim öğreneceksiniz der İsa'yı asacak olan kişilere. İşte Yahuda'nın öpücüğü bu demektir!
İşte kitap bunu anlatıyor. Leonardo Da Vinci yani dünyanın en iyi ressamlarından birisi, Dünyanın en iyi resimlerinden birisini çizecek, Son Akşam Yemeğini...
Ama çizerken tıkanıyor. Niye mi?
Yahuda'yı çizemiyor, Koskaca Milano'yu karış karış geziyor ama bulamıyor. Yok, Yahuda'yı resmedebileceği birisini bulamıyor. Kime bakıp çizeceğini bulamıyor.
Sonra Da vinci hikayeden çıkıyor.
Hikayemizde artık Behaim adlı bir şahış gözüküyor.(Kendisinin anasını avradını...)
Bu kim peki?
Şehre yeni gelen bir tüccar. Salak geliyor ama bir kıza aşık oluyor. Sonra da kendi kibrine yenik düşerek "Ya ben aşık olmadım ki kızım.s, Borcu var bi adamın bana, onu almaya geldim.s" diyerek artislik yapmaya çalışıyor. Hop koçum sen kimsin yaaa!
Neyse işte tam bu kısımda SPOİLER İÇERİR!!!
Hah dedim bu arkadaş kesin Yahuda olacak.
Hikayemiz Behaim üzerinden devam ediyor ve tabiki de neden Da vinci Yahudayı çizmek için Behaim 'i seçti diye sormamamız için bu hikaye anlatılıyor.
SPOİLER BİTTİ!!!
İşte DÜNYANIN EN İYİ KİTAPLARINDAN BİRİSİ BU ŞEKİLDE.
Şimdi de sanatsever birisi olduğum için size naçizane bilgiler paylaşacağım. Burayı okumasanız da olur ama güzeldir okumanızı tavsiye ederim :D
--İlk olarak kitapta bolca Türklerden bahsediliyor. Yani Türkseniz ve bir kitapta sizden bahsediliyorsa bu çok hoşunuza gidiyor.
-- Marco d'Oggiono adlı bir ressam var kitapta. Leonardo'nun eski öğrencisi kendisi.
Kano Düğünü adlı bir resim yapıyor (sipariş üzerine) hem de 8 defa yapıp 9. sunu yapmaya başlıyor.
Peki burada Derviş neyi kafasına takmış?
Bildiğiniz gibi Sanat ne içindir gibi bir tartışma başlatmıştım zamanında. İşte bu tartışma ile ilgili olarak kitapta da Bir ressamın sipariş üzerine resim yaptığı görülür. Peki bu ne kadar doğru? Tartışılır...
Örnek vermek gerekirse de:
Rönesans Dönemine ait bir tablo Buyrun: https://commons.wikimedia.org/...27Este_-_WGA1791.jpg
Peki Derviş burada ne var??
Kendisi sipariş üzerine yapılan bir tablodur. Meryem ve Çocuk İsa resmedilmiştir.
Ama tabloda kaç kişi olduğunu bi sayın bakalım :DDDD
AAAAAAA o soldaki kişi de kim??
Ben söyleyeyim, Tabloyu sipariş eden kişi :D
Şimdi anladınız mı? Sipariş üzerine yapılan Sanat budur işte :(
Jacopo' ya buradan selamlar. Üzülüyorum kendisine...
--En son olarak da Da vinci'nin ustalığı ve dönemim mükemmelliği...
Başta kitapta geçen bir kısımda şöyle der Da vinci: Kemikleri, kasları yani anatomiyi çok iyi bilmem lazım. Yoksa yaptığım resimdeki insanın bir çuvaldan farkı kalmaz.
İşte bu!!!! Da vincinin sanata verdiği önem. Önünde saygıyla eğiliyorum kendisinin...
İkinci olarak da yine kitapta geçen bir konuşma olarak kitabın geçtiği dönemde herkes alim abi ya... Mükemmel değil mi?
Hani Matematikle uğraşan var Felsefeyle uğraşan var Sanatla uğraşan var hatta şey deniliyor. Bunların hiçbirini yapamayan birisi bile Dante okur....
Soruyorum sizlere, Kaçımız Dante'yi okudu??
İşte dünyanın en iyi dönemlerinden ve şehirlerinden birisi...
Keşke öyle olabilsek ama ne yazıkki Üniversitede( İlim Yuvası olmasına rağmen) bile bu doyuma ulaşamıyorum :(
Neyse incelemem bitti. Hala burada mısınızzzzz?
Çabuk çabuk, gidin ve okuyun şu kitabı (Sinirlenme Emojisi)
Burada da tablonun linki:https://dusunbil.com/...eniz-gereken-15-sey/
HERKESE TAVSİYE EDİYORUM HEMEN GİDİP OKUYUN!!!!!
Bak hala ellerim titriyor yaaa :D
Herkese iyi okumalar dilerim :)
172 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
İnceleme öncesinde bu kitabı bana hediye ettiğin için sana sonsuz teşekkürler Homeless
Hediye ettiğin kitaplar içinde en güzelini sona saklamışım farkında olmadan meğer. İyi ki okudum, iyi ki vesile oldun...

Kitabın konusuna geçmeden önce Leonardo ve eseri "Son Akşam Yemeği" ile ilgili biraz bilgi vermek istiyorum. Birçoğumuz Mona Lisa eserinden biliriz Leonardo da Vinci'yi. Kimdir bu Leonardo? 15 Nisan 1452 yılında evlilik dışı bir çocuk olarak dünyaya gelmiştir. O dönemde çok hoş karşılanmamaktadır evlilik dışı çocuklar, bu sebeple annesinden ayrı kalmış ve ilk yıllardan itibaren babası eğitimini üstlenmiştir. Çocukluk döneminde de birçok alanda yetenekli olduğunu göstermiştir. Filozof, astronom, mimar, mühendis, heykeltıraş, yazar, ressam öne çıkan mesleklerindendir. On parmağında on marifet yani! Kitapta ön planda olan ressamlığı ve en bilinen eserlerinden biri olan Son Akşam Yemeği'dir. Bu bilgiler kitapta yok ve kitabı okumadan önce en azından Son Akşam Yemeği hakkında biraz araştırma yapabilirsiniz. Ben kısaca yine bahsedeceğim tabii.

İlk sayfalarda 15. yüzyılda Milano Dükü Leonardo'dan Son Akşam Yemeği tablosunu yapmasını ister. Peki "Son Akşam Yemeği" nedir?
Hıristiyan inanışına göre Hz. İsa'nın Romalı askerler tarafından yakalanmadan önce havarileri ile yediği son yemektir.

Leonardo aşığın sevgilisine duyduğu aşkla bağlıdır esere fakat bir türlü tamamlayamaz. Çünkü bir şey eksik! Hz. İsa'yı ele vermiş olan havarilerinden Yahuda'yı bir türlü tasvir edememiştir. Leonardo, Yahuda'ya uyacak kötü bir yüz, zalim bir yürek aramaktadır. Yıllarca hapishanelere gider, suçlularla görüşür fakat hedefine ulaşamaz. Üstat Leonardo Yahuda'sını arayadursun, biz bir de kitabımızın önemli karakterlerinden Joachim Bechaim'e bakalım...


Joachim Behaim, Milano'ya Türklerin diyarından gelmiş bir ticaret adamıdır. Hem ticaret için hem de uzun zamandır borcu bulunan Boccetta'dan borcunu almak için Milano'da bulunmaktadır. Haa bir de erkeklik gururundan kendine itiraf edemese de pazarda gördüğü güzel bir kadına aşık olduğu için şehirde kalma süresini uzatmıştır. Yana yakıla gizemli güzeli arar. Aslında bütün kadınlara Anna'cık diyen bir adam bu Behaim, gerçek aşk değiştirir mi acaba bu zihniyeti? Ya da her kadının Anna'cık olmadığını düşündürebilecek gerçek aşk sahiden var mıdır?
Aşık olduğu kadını ararken bir taraftan da borcunun peşine düşer. İşte burada kitabın can alıcı hikayesi! Hayat ona büyük bir sürpriz yapacaktır. Behaim aşkı mı seçecek yoksa zalim olmayı mı? Bu kadının, diğer "Anna'cık" dediği kadınlardan farklı olduğunu düşünmesi okurken ümit veriyor doğrusu. Dikkat! Bu adamın yapacağı seçim çok önemli. Ya erkeklik gururu denen saçmalıktan vazgeçecek ya da Yahuda olacak! Ne dersiniz Leonardo artık Yahuda'sını bulur mu? Behaim'den Yahuda olur mu?
Gönül ister ki herkes iyi insan olabilsin fakat Leonardo'ya da Yahuda lazım...

Yazarın kitaptaki kurgusu şahaneydi, kitapta hiç sıkıcı gelen bir satır bile olmaz mı? Kesinlikle yoktu. Ziyadesiyle akıcı ve akıllıca bir kurguydu. Yazarın hakettiği değeri görmediği kanısındayım. Şiddetle tavsiye edebileceğim bir eser. Okumayan çok şey kaybeder, benden söylemesi!
İyi ki okudum dediğiniz kitaplardan olması dileğiyle, keyifli okumalar...
176 syf.
KADIN, BENDEN SANA NE!

Avusturya Edebiyatı ve Leo Perutz hakkında daha önceden kulağıma tek bir şey dahi çalınmamıştı. Gerçek bir hikayeye dayanan olayı çok güzel bir kurguyla taçlandırmış yazar. İnanın soluksuz okudum.

Bu kitap ilim adamı, bilim adamı, sanatkar, ressam ve saymakla bitmeyecek bir sürü sıfatıyla Leonardo Da Vinci içermektedir.

—SPOİ ALAN— tam anlamıyla spoiler rüzgarı. Okumadan, okumayın derim.

Yemek yediğiniz yerin (mutfak, yemekhane, kantin vs) duvarında “son akşam yemeği” tablosu olsun. İnancınızın peygamberinin uğradığı ihaneti anlatsın. Sağlam temellere dayanan bir inanç ile rahat rahat yemeğinizi yiyebilir miydiniz. Bir resimde / tabloda olmazsa olmazın perspektif olduğunu şiddetle savunurum. Çünkü ona her baktığınızda yeniden keşfetmeyi, farklı şeyleri görebilmeyi umut ederiz. Üstad Leonardo “Son Akşam Yemeği” için şöyle demiştir. “O benim eserim değil, ben onun eseriyim.”

Yıllar boyu baskılarla, türlü sıkıntılarla oluşturmaya çalıştığı eserinde tek bir eksiğin sancısını çekti üstad. Haini bulmak! Öyle bir hain olacak ki bütün kötülükleri tek bir vücutta buluşturabilmeli. Bunun için Milano’daki hapishaneleri gezdi. Ancak bulamadı. Biliyordu ve hissediyordu Yahuda kadar fenası / kötüsü Milano sokaklarında nefes almıyordu. Önceki yarım bıraktığı eserinde ise bir sağırı resmetmek istiyordu. Ancak karşısında bir sağır olmadan onu resmetmeyi sanatına ihanet kabul ederdi. Floransa’da sağır bulamamıştı. Zamanın Floransa dükü ise suçlunun birini sağır etmekte bulmuştu çözümü. Leonardo eseri bu sebeple yarım bırakmıştı. Onun nezdinde Tanrı’ya inanan ama onun mucizevi eserlerini hiçe sayanlar yüzünden uğradığı kaybın yanında bu eserin yarım bırakılması neydi ki.

Ona suçlu profili olarak önerdikleri isim tefecilik yapan Bernardo Boccetta’dan başkası değildi. Ancak Leonardo’nun gözünde zavallı bir cimriden başka bir şey değildi o.

Ve İstanbul’dan Milano’ya tüccar bir Alman geldi. Ticaret için geldiği Milano’da aşka tutulmuştu. Salına salına geçen bir güzele tutuluşunu önceleri kabul etmedi ancak gittiği yerlerden buralara tekrar gelişini ancak aşk açıklardı. Gel zaman git zaman kızı buldu. İçinde kendini kemiren ticaret ahlakını da borcunu tahsil etme bahanesiyle avuttu. Milano’daki sözümona dostlarıyla sohbet ederken kendisine borçlu olan kişinin azılı ve yenilmez olduğunu duydu. Bunu duymasıyla içinde gurur tavan yaptı. Ne pahasına olursa olsun almalıydı parasını. Ünlü tefeci Boccetta’dan başkası değildi borçlu. Yaşadığı yeri öğrenip gittiğinde bütün Milano halkının düşündüğü gibi bozguna uğradı. İçinde oluşan nefreti ve kini ancak ölüm bastırırdı. Bir yandan doludizgin süren aşk diğer yandan ise doludizgin bir nefret.

Milano’dan 17 duka’sını (para birimi) ve Niccola’sını almadan gitmeyecekti. Ancak acı bir gerçekle çalkalandı Alman Behaim. Niccola, tefeci Boccetta’nın kızı idi. İnanılmaz bir nefrete sürüklendi. Dertler derya oldu, Behaim ise bir sandal. İçinde onu yakan aşk ile nefret ortak noktada buluşmayı başardı: PARA.

Behaim iyi kurgulanmış bir planla parasını kurtarmıştı. Ancak öyle bir kötülük bulaştırmıştı ki Milano sokaklarına bir ölü, bir kırık kalp, bir de tutuklu tefeci vardı artık. Herkes için vahim olan bir durum aslında puzzle’ın son parçasını tamamlıyordu. Son akşam yemeğinin son üyesi de tamamlanmıştı. Yahuda’sını bulmuştu Leonardo!

Milano’yu terk eden Behaim yıllar sonra dönmüştü. Ancak Milano, Verona ve tüm Roma için artık bir Yahuda idi o! Onu paklayacak topraklar artık tablonun ve resmin yok sayıldığı Türk topraklarıydı.

Bu kitabı sevgili Ömer Gezen kardeşim hediye etmiş ve inanılmaz övmüştü. Genelde “dünyanın en iyi kitabını okudum” girişiyle karşımıza çıkar ve bizde merak uyandırır. Dünyanın en iyi kitabını okuduğumu düşünmesem de çoook ama çoook güzel bir kitap okudum. Kendisine teşekkür ederim :)

Kitabı kesiiinlikle okuyunnn..
176 syf.
Leonardo’nun en ünlü resimlerinden olan Son Akşam Yemeği, Hz.İsa’nın 12 havarisiyle yediği son akşam yemeği sırasında ‘Aranızdan biri bana ihanet edecek’ dediği anı tasvir ettiği eseridir.

Santa Maria delle Grazie Manastırı’ndaki yemekhane duvarına yapılan bu eserde geleneksel fresk yöntemiyle, yani ıslak alçı üzerine değil, ilk kez farklı bir teknik uygulanıyor. Eserin bitmesi neredeyse yıllar alıyor.

Kitapta, Leonardo bütün havarilerin suretini tasvir ediyor ancak Hz. İsa’ya ihanet eden Yahuda’nın suretini bir türlü oluşturamıyor. Elinde eskiz defteri çarşı pazar geziyor, Milano hapishanelerinde dolaşıyor, karalamalar yapıp notlar alıyor, ancak ona uygun yüzü bir türlü bulamıyor. Hikaye buradan başlayıp eski hesaplarından birini kapatmak üzere şehre gelen Alman tüccarın, bir kıza tutkulu şekilde aşık olması ve dönemin sanatçıları arasında geçen olaylarla devam ediyor.

Kitabı okurken Leonardo’nun dönemin sanatçılarından farkı, zekası ve çok yönlülüğüyle tanışıyoruz.
Deha ressamımızın eserini oluştururken gerekli olan motivasyonu nasıl sağladığını büyük bir incelikle nasıl yol aldığını izliyoruz.

Leonardo Yahuda’sını nihayet buluyor. Kibri yüzünden 30 gümüş paraya Hz. İsa’ya ihanet eden Yahuda’ya uygun yüzü Leonardo, yine kibri ve hırsı yüzünden para karşılığı sevdiği insana ihanet eden kişinin tasvirini kullanıyor. Eser tamamlanıyor.

Eser hakkında ek bilgi; resim ne yazık ki yaklaşık 50 yıl sonra dökülmeye başlıyor. Fransa’nın işgalinde de önemli ölçüde hasar alan eser, defalarca restore edilmesine rağmen malesef günümüze kadar ilk halini koruyamıyor.
176 syf.
·6 günde·9/10
Avusturyalı yazar Leo Perutz imzalı mükemmel bir kurgu roman bu elimdeki roman. Benim gibi birçoğunuz Leo Perutz adını daha önce duymadınız büyük bir olasılıkla. Onbir tane roman yazmış, sadece ikisi dilimize çevrilmiş.

Avrupa'da birşeylerin değişmeye başladığı Rönesans hareketinin en büyük önderlerinden Leonardo da Vinci 'nin başrolde olduğu bir kurgudan bahsediyorum. Heykeltıraş, mimar, ressam, on parmağında on marifet bir kişi Da Vinci. İtalya'daki, özellikle Floransa ve Roma'daki müzeleri para basan Da Vinci, sanat tarihinin de en önemli temsilcilerinden. Henüz sadece bir aylıkken geldiği floransa'nin en ünlü kişilerinden biri. Bes yüz yıl önce verdiği eserler, bugün Avrupa sanat tarihinin en nadide eserlerinden sayılıyor.

İşte bu eserlerden biri olan " son akşam yemeği" adlı tablo bu romanın onur konuğu. Hıristiyan inanışına göre , Hz. İsa ve havarilerinin , Romalı askerler tarafından yakalanmadan önce yedikleri son yemektir. Son akşam yemeğinde yenen ekmeğin ve içilen şarabin hz.isaya kan ve can olduğuna inanilir. Hatta Hz. İsa ,bu yemekte havarilerine hitaben söylediği ' içinizden biri bana ihanet edecek' sözü de bu yemekte söylenmiştir. İşte bu ani simgeleyen son akşam yemeği tablosu üç yılda, büyük emekler verilerek tamamlanmıştır. Romanla ilgili de küçük bilgiler verip, tadını kaçırmadan tabiiki devam edelim.

Zamanın Venedik dükü, bir manastırda sergilenmek üzere, bu tabloyu sipariş verir Leo'ya. Leo tablonun büyük bir kısmini tamamlar ama , Yahuda'yi resmetme konusunda tıkanır. Tabloda yer alacak olan Yahuda'nin yüzü için şehirdeki en kötü insanin yuzunu arar günlerce. Çünkü bu yüz , kötülüğun ve kibrin simgesi olmalıdır. Yahuda kibrine yenik düşerek , İsa'nın yakalanmasına ve çarmıha verilmesine sebep olan kişidir. Yahuda öyle kibirlidir ki, kibri sevgisine galip gelmiştir.
Kitaptan devam edelim.

" Evet. Yahuda'nin günahı ,kendi sevgisine ihanet edecek kadar kibirli olmasıydı. " S15

Büyük sanatçıyı yilginliga iten soru, Yahuda kimin yüzü olacaktır. Bu yüzü Milano hapishanelerinde, sokaklarında, meyhanelerinde aramış, ama bulamamıştır. Bu yüz ona hiç beklemediği bir yerde karşısına ciktiginda, okur olarak bizi de bir tartışmanın içine atacaktır.

Son akşam yemeği tablosundan bu kadar bahsettik madem , onu da şöyle koyalim. Bakalım yahuda'nin yüzünü bulabilecek misiniz?

https://images.app.goo.gl/bz45EcF974Ysyb7u8

İyi okumalar, tavsiye edilir.
176 syf.
·Beğendi·10/10
Jorge Luis borges, Perutz'a hayran kaldığı için bu lakabı takıyor.
Gerçekten de kafkaya bu kitaptan sonra benzettim gizem doluydu. Çelişkiye düşürüyor hastanede yatan Amberg bütün bu gördükleri hayal miydi? Yoksa gerçek mi? Perutz yine süper bir kurgu ile karşıma çıktı...

Kitabın basımı 1933 yılında Nazilerin o yıl iktidara geçmesiyle yasaklanıyor, halkı başkaldırmaya sürüklediği için.

Baron eski yıllarda olduğu gibi ilahi iradenin ortaya çıkmasını, eski imparatorluğun gelmesini istiyor. Bunun için çok çalışıyor, araştırıyor, deney yaparak çavdar mahmuzundan bir toz icat ediyor. Bunu halkına içirterek insanların tekrar ilahi iradeye sahip olmasını istiyor.
Perutz'un bu kitabında asıl soru "Tanrı inancı dünyadan neden kayboluyor?" Eğer okursanız az çok anlayabilirsiniz...
176 syf.
·18 günde·Puan vermedi
Da Vinci, o meşhur İsa’nın Son Yemeği (The Last Supper) adlı eserini tamamlamak üzere Milano’da bulunur. Resmin tamamlanmasını bekleyen herkes üstadın neden bir türlü resmi tamamlamadığı ile ilgili bir sürü söylenti geliştirir....
Milano dükü, üstada serzenişte bulununca, üstad, henüz Yahuda karakterini görmediğini, böyle birini bulamadığını söyler. Yahuda’yı bulabilmesi için, kibirinden dolayı sevgisinden, büyük tutkusundan bile vazgeçebilecek birini görmesi, tanıması gerekir...
Kendi sevgisine ihanet edecek o kahraman ise Alman bir tüccar olan Behaim’dir. Behaim, Milano’ya babasından borç alıp onu dolandıran bir tefeciden borcunu tahsil etmek üzere gelmiştir. Dolandırıcının adı ise Boccetta’dır. Behaim, şehre ilk geldiği gün daha ayağının pası silinmeden, pazarda gezinirken kalabalık arasında bir kıza tutulur. Kız da onu görmüştür ama çıkan hengamede gözden kaybolur. Behaim, onu günlerce aklından çıkaramaz ama kızı aramak için ise en ufak girişimde de bulunmaz. Ta ki girdiği bir birahane de lafı açılana kadar. 
Bir kaç zaman sonra Behaim, aşık olduğu bu kız ile buluşmayı başarır ve ilişkilerinin daha ilk sabahında Behaim, o aşık olduğu kadının, dolandırıcının kızı olduğunu öğrenir. Önceleri bu gerçeği kabullenemez. Sonrasında ise bunun gerçek olduğuna emin olduğunda, kızdan vazgeçmek, alacağı olan 17 Venedik dukasını ele geçirmek için de kızı kullanmaya karar verir. Kız ise Behaim’e o kadar aşıktır ki, sevdiceğinin tuzağına düşer ve babasının paralarını, kaçmak üzere Behaim’e getirir. Ama Behaim sadece 17 Venedik dukasını alır, bunun bir oyun olduğunu da söyler.   O aşık olduğu kadın, nefret ettiği o dolandırcının kızı olduğu niçin kızdan ayrılır.
Bu hikayeyi duyan üstat Leonardo, Behaim ile tanışmak ister ve sohbetleri sırasında onu resmeder. Üstat bu hikaye de gerçek Yahuda’sını bulmuştur. Ve resmi tamamlar. Yıllar sonra Behaim Milano’ya tekrar ayak bastığında onu gören herkes kaçmaya başlar. Kimse ona oda, yemek vb. vermez. Tüm bu olanlara öfkelenen Behaim’e uşaklardan biri gelip resmi görmesini tavsiye eder ve resmi ziyarete giden Behaim gördüklerine inanamaz, öfkelenir, lanet okur. Resimdeki Yahuda, ta kendisidir. Kendisine Yahuda olmayı asla yakıştıramaz. Neden olduğu hakkında en ufak bir fikri bile yoktur, düşünmez ve öfkeyle şehri terk eder.
Sanırım herkesin bir kere, Yahuda olmanın ne olduğunu kendisine sorması, kibir denen şeyin üzerine düşünmesi gerekir. İyi insan olma çabasında olan herkesin, kendi ile mücadelesinde basamaklardan biri, kibri yenmek olsa gerek.
176 syf.
·12 günde·Beğendi·9/10
Kitap ile ilgili en ufak bir bilgi bile sunmayacağım ama değişik duygular hissettim. Kitabın başlarında sıkıldım mesela. Hatta bir ara elimden bile düştü. Ama sonrasında bunun yazarın hain bir oyunu olduğunu gördüm. Bir an sonrasında fark ettim ki, tek yaptığım baş rolün duygularını paylaşmaktı. Aynı yerde sıkılıyor beziyor, aynı yerde heyecanlanıyor, aynı yerde korkuyor, aynı yerde dehşete düşüyorduk. Bu yüzden rüya ve gerçeklik arasındaki çizgi onun için ne kadar inceyse benim için de öyleydi. Ve son bölüme hatta son iki sayfaya kadar bundan emin olamadım. (Hâlâ şüphelerim var gerçi) Mükemmel bir konu!

Okumanızı şiddetle tavsiye ederim.
176 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Leonardo Da Vinci tarafından yapılan, Hz. İsa'nın Romalı askerlerce tutuklanmasından bir gün önce havarileriyle yediği son akşam yemeğini tasvir eden "Son Akşam Yemeği" adlı resmin hikayesi anlatılıyor bu eserde. Hz. İsa ve ihanet eden Yahuda dışında tüm yüzleri bulan Da Vinci, uzun arayışı sonunda Hz. İsa için de bir yüz modeli buluyor. Ancak ihanet eden Yahuda için bir türlü yüz bulunamıyor.

Aradan uzun bir süre geçtikten sonra Yahuda'nın yüzü de tamamen ilginç bir şekilde bulunuyor. Kitapta bahsedilmeyen ancak araştırdığım kadarıyla hapishanede bulunan o yüzün sahibi Da Vinci'ye "Beni tanıdınız mı, ben bu resimde Hz. İsa'nın yüzü için de modellik yaptım" diyor. Yani resimde Hz. İsa da hain Yahuda da aynı yüze sahip.

İlginç konusu ve akıcı anlatımıyla severek okuduğum bu esere hayran kaldım açıkçası. Sadece isimleri aklımda tutmakta zorlandım ve her defasında "Bu kimdi?" "Bu kimdi?" diyerek başlara döndüğüm oldu. İlk başlarda sıkıcı gibi gelebilir ama biraz ilerledikten sonra kitap kendine getiriyor insanı.

İstifade etmeniz dileğimle...

Yazarın biyografisi

Adı:
Leo Perutz
Unvan:
Avusturyalı Yazar ve Matematikçi
Doğum:
Prag, Çek Cumhuriyeti, 2 Kasım 1882
Ölüm:
Bad Ischl, Avusturya, 25 Ağustos 1957
Leo Perutz, 1882 yılında Prag'da doğdu. 1899'da ailesiyle birlikte Viyana'ya göçtü. İmparatorluk başkentindeki entelektüel ortama kolay uyum sağladı ve 1923'te ilk büyük edebi başarısını Kıyamet Günü Ustası ile elde etti. Nazilerin Almanya'da iktidara gelmesinin ardından, Yahudi olduğu için okurlara ulaşma olanağını yitiren Perutz, 1938'de Filistin'e göç etti. Ancak 1948 yılında İsrail Devletinin kuruluşu ve ardından izlenen milliyetçi politikalardan duyduğu büyük rahatsızlık sonucu, Nazi iktidarı döneminde yurtlarından kaçmak zorunda kalan ilk Yahudilerden biri olarak 1952'de yeniden Avusturya vatandaşı oldu. 1957 yılında Bad Ischl'da (Avusturya) öldü.

Perutz'un en önemli romanları arasında Der Marques de Bolibar (Bolibar Markisi, 1920 [1962 yılında Fransa'da Prix Nocturne ödülünü kazanmıştır]), Nachts unter der steinernen Brücke (Geceleri Taş Köprünün Altında, 1953) ve Der Judas des Leonardo (1959; Da Vinci'nin Yahuda'sı, Literatür Yayıncılık, 2006) sayılabilir. Eserleri pek çok dile çevrilmiştir. Nazilerin iktidara geldiği 1933 yılında basıldığı için Almanya'da dağıtımı yapılamayan St. Petri-Schnee (Aziz Petrus Karı) adlı romanı 1945 yılında, eserlerini çok beğenen Jorge Louis Borges'in girişimiyle ve El tizón de la Virgen adıyla Arjantin'de yayımlanmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 39 okur beğendi.
  • 984 okur okudu.
  • 28 okur okuyor.
  • 749 okur okuyacak.
  • 7 okur yarım bıraktı.