Levent Cantek

Levent Cantek

YazarDerleyenÇevirmenEditör
8.0/10
4.539 Kişi
·
17,2bin
Okunma
·
15
Beğeni
·
2.312
Gösterim
Adı:
Levent Cantek
Unvan:
Çizgi Roman ve Mizah Yazarı
Doğum:
Ankara, 1969
1969 yılında Ankara’da doğdu. Çocukluk ve ilkgençlik yıllarını Ankara’nın kenar semtlerinden biri olan Keçiören ve yaz aylarında çalıştığı Ulus’ta geçirdi. 1984 yılında mektup arkadaşlığı yoluyla otuza yakın çizer ve koleksiyoncuyla tanışarak çizgi romanlar yapmaya başladı. İlk öyküleri ertesi yıl Korku dergisinde yayınlandı. Daha sonra fotokopi yoluyla çoğaltılan Korsan, Koloni gibi “underground fanzine”ler çıkardı. 1990 yılından itibaren çizgi roman ile ilgili yaptığı incelemeleri üniversite yıllarında nihayetlendirerek bir kitap haline getirdi. Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü 1994 yılında bitirdi. Halen popüler kültür ve gündelik yaşamın toplumsal tarihi üzerine yaptığı çalışmaları Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde araştırma görevlisi olarak sürdürmektedir. Son Kitabı Marko Paşa 2001 yılında yayımlandı.
Herkesi öldürüyoruz, sevgili dostum. Kimini kurşunlarla, kimini sözlerle, kimini yaptıklarımızla. İnsanları hiç fark etmeden, hiçbir şey hissetmeden mezara yolluyoruz.

Gorki
Levent Cantek
Sayfa 98 - İletişim Yayınları
Yeri gelmişken, mesele çoktan şüyu buldu ama benden hatırlatması: Yazarlar yalancıdır. Uydur kaydır yazdıklarından, poz kesmelerinden, anlattıklarına inandırmalarından olabilir, yazarlar enikonu yalancıdır… E ben öyleyim. Üstüne üstlük yazarlar bir de hırsızdır, duymuş olmalısınız, baştan konuşalım, evet canım ben öyleyim. Bunu da itiraf ediyorum. Yumurtaya kulp sayılmasın bunlar.
Levent Cantek
Sayfa 5 - İletişim Yayınları
Etkileri itibarıyla daha çok siyasal hiciv edebiyatımız (Kemal, 1996: 261)
içinde anılan Markopaşa, esas olarak bir mizah gazetesidir.
Türkiye’de çok partili hayata geçiş sürecinin önemli bir yayın organı,
hükümetle basın arasındaki ilişkilerin özetidir (Kabacalı, 1990: 163).
Yayımlandığı dönemde adı Sabahattin Ali ile özdeşleşmiş olan gazete,
sonraları daha çok Aziz Nesin ve kısmi olarak Rıfat Ilgaz
isimleriyle birlikte konuşulacaktır.

Dönemin Tek Parti iktidarı tarafından sürekli olarak soruşturma
ve kovuşturma geçiren, kapatılan; farklı siyasal grupların
boy hedefi haline gelen bir yayınıdır Markopaşa.
Cadı Kazanı olarak adlandırılan (Mumcu, 1996; Çetik, 1998)
bir dönemin tüm olumsuzluklarını yaşamış, hatta kurbanı olmuştur:
Sabahattin Ali’nin esrarengiz ölümündeki etkenlerden biridir.
Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, gazetenin karikatüristi Mustafa Uykusuz hapse girmiş,
Nesin ayrıca dört buçuk aylığına Bursa’ya sürgün gönderilmiştir.

Öyle ki, dergiyle doğrudan ilgili hemen herkes cefa çekmiş, herkesin
özel hayatı, aile düzeni bozulmuştur. Markopaşa, bir mizah gazetesi
olmakla birlikte, büyük trajedileri de içermektedir. Rıfat Ilgaz ve
Aziz Nesin’in aileleri dağılacak, Mustafa Uykusuz işsiz kalacak, askere
giden Halûk Yetiş’in geride bıraktığı ailesi büyük maddi sıkıntılara girecektir.
Ve elbette ki, yıllar sonra trajedisini anlatacak olan Sabahattin Ali’nin
kızı Filiz’le (Ali ve Özkırımlı, 1986; Ali, 1995) genç yaşında dul kalan annesi,
bir başlarına hayatlarını sürdürmek zorunda kalacaklardır.

Markopaşa, kime bulaştıysa korku ve endişe getirmiş,
geride daima acı bırakmıştır. Gazeteyi basan matbaalar tehdit edilmiş,
bayilerde satışı engellenmiş, Markopaşa’yı evinde bulundurmak bile
tehlike arz etmiştir. Hatta, birbirlerine güvenmekten başka dayanakları
olmayan gazetenin üreticileri arasında bile bir husumet çıkacak,
hiçbir zaman açıklıkla dillendirilmese bile Sabahattin Ali ile Aziz Nesin,
Aziz Nesin ile Rıfat Ilgaz arasındaki gerginlik hep konuşulacaktır
(Küçük, 1990; Ali ve Özkırımlı, 1986 vd.).
Levent Cantek
Sayfa 14 - Markopaşa’ya Genel Bir Bakış - İletişim Yayınları - 2001
Çıkış yok aslında. Her çıktığın yer, bir başka yere girişten başka bir şey değil.
Levent Cantek
Sayfa 29 - İletişim Yayınları
138 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Öncelikle Takipçi sayınızda “küçük” miktarda olumsuz dalgalanmalardan etkilenmek istemiyorsanız kitabı okumamanızı, paylaşmamanızı ve beğenmemenizi tavsiye ederim. Bu beni çokça kaygılandıran bir konu değil açıkçası, Sosyoloji okuduğum için yaptığım minik bir gözlem sadece.
Türkiye’de yerleşik bir motto olan, ”Herkes kendi işini yapmalı” cümlesini çürüten Selahattin DEMİRTAŞ’a sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Siyasette kısa sürede elde ettiği başarısını Edebiyat dünyasında da hız kesmeden devam ettirdiği için. İlk kitabı Seher’in biraz daha üstüne çıkarak hem ağlattı, hem kahkaha attırdı öyküleriyle. Türkiye’de görülmeyen, daha doğrusu görmekten korktuğumuz gerçeklerle yüzleştiriyor bizi. Halkın, yaşamın gerçek değerleriyle tanıştırıyor okurları ve bunu uzaktan gözlem yapan biri değil de içimizden biri olarak gösteriyor bize. İnsan,Demirtaş’ın içinde bulunduğu bu durumda nasıl böyle öyküler yazar, yaşama nasıl umut dolu bakabilir diye hayretler içerisinde kalıyor. Akıcı ve sade bir gramer kullanarak bize öyküyü okuyan değil de yaşayan biri hissiyatını yaşatıyor. Başarılarının devamını ve özgürlüğe kavuşacağı zamanın en kısa sürede gelmesini diliyorum.
Kitabı okumayanlar, buradan itibaren incelemem son bulmuştur, küçük bir serzenişle ve kitaptan alıntıyla incelememi sonlandırıyorum.
“Ben çobanım, hayvanlarımı otlatırken beni bacağımdan vurdular” ‘dan başka bir şey demiyordu. Üç gün sürdü Devran’ın sorgusu. İşkence tezgâhında can verdiğinde gözleri çakmak çakmak açıktı. İşkenceli sorgunun bazı bölümlerine Salim Bey’de tanıklık etmişti. Devran ölünce, ”Çatışmada yaralı ele geçirilen terörist tüm müdahalelere rağmen kurtulamadı,” diye tutulan tutanağa da, sahte otopsi raporuna da savcı sıfatıyla imzayı o atmıştı. O günlerde vatan ve millet adına bunları yapmak meşru ve doğru geliyordu herkese.
Ser seran ser çava Demirtaş, Ser seran ser çava Selo Başkan. İki gözümün çiçeği, sen yazmaya devam et.
138 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Neresinden tutarsanız tutun, Selahattin Demirtaş' ın Seher' i ve Devran 'ı, Türk Edebiyatı' nda çok önemli bir yer edindi kendisine ve hikayeciliği yönüyle zamana direnip yarınlara kalmaya devam edecektir. Bu basit bir ideolojik düşünceyle açıklanacak bir durum değildir. Tabi ki siyasi ideolojilerin canı cehenneme. Edebiyat alemi öyle bir alemdir ki yazarı tutar kulağından atar kapısının önüne. İçeride yeni bir dünya açılır ve kitabın yargıcı da okuyucunun kendisidir.

Elbet bir gün bu topraklara barış gelecek. Yaşadığımız onca acıya rağmen bir gün birileri o öküz gibi insanın içine oturan taşı bağrına basacaktır. Ki yaşadığımız bu acı tarihi yönüyle de ender değildir bu coğrafyalarda. Hani "coğrafya kaderdir" derler ya... Alışmışız, alıştırılmışız bir şeylere.

Anadolu... Aslında Acıdolu. Bu öpülesi topraklarda barış içinde yaşamanın ağırlığı yorar insanı. Problemi bitmez bu ülkenin. Bazen 68 Kuşağı filizlenir üniversitelerinde bazen din ile kesilir göbeğiniz şahdamarlarınızla birlikte. Çünkü yine birileri fısıldamıştır okyanus ötelerinden kulağınıza "ölüm" diye. Kurban da biz cellat ta biz.

Devran...
Tıpkı Seher(yazarın bir önceki hikaye derlemesi) gibi kemiklerinizden sarsar sizi, etleriniz dökülür tel tel. Gülerken ağlama üzerine histerik krizler yaratır bedeninizde, azıcık depresyonunuz varsa da oooh... :)


Karakterler:

Hikayedeki karakterler öyle gerçektir ki sizleri sürrealist bir yazılım olduğunuza ikna edebilir. Kendi gerçekliğinizi sorgulatabilir.
Her yönüyle Anadolu kokar o karakterler ve siz Anadolu' ya hiç gitmemiş olsanız da bilirsiniz o kokuyu. Sanki öyle kokmalıdırlar. Sakın sanmayın ha; her yönüyle gururlu, hatasız, mükemmel, tanrılaştırılmış insanlardır. Bazen pavyonda çalışır bir kadını bazen mevsimlik işçidir çocuğu. Bazen de bir delinin aklıyla düşündürür sizleri. Uzaydan atsalar sizi Türkiyemin bir mahallesine, anında rastlarsınız Devran' ın karakterlerine.

Not: Önyargılarımız insanoğlunun hayatta kalma refleksidir. Onun varlığını kabul etmekle birlikte bazen önlem de almamız gerekebilir. Önyargılarımızı kontrol altında tutabilmenin önemli bir önkoşulu da "anlamaya çalışmak" tır. Anlamaya çalışınız.

~~Keyifli okumalar, kitapla kalın~~
138 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Okumayı asla düşünmediğim bir yazarın kitabıydı...
CanDost dediğim çok değerli bir büyüğümünbana bu kitabı armağan etmesi ile elime aldım ve bir kez daha sordum kendime; önyargıların ile yaşamaya devam mı edeceksin?
Okumaya başladığım anda hissettim yazarın sıcaklığını. Öyle samimi ki sanki bir kitap okumuyordum da karşı komşuyla muhabbete dalmıştım.
Olaylar tam yüreğime dokunuyor, tam efkâra kapılıyorum derken kahkaha atmaya başladığım bölümler oldu çok defa.
Okumanızı şiddette tavsiye ediyor ve
Sadettin TANIK 'a çok teşekkür ediyorum.
143 syf.
·1/10
Sitede her gün karşıma çıkan, herkesin okudum okuyorum dediği bu kitabı, şu an okumakta olduğum kanlı, ağır psikopat içerikli cinayet kitabına biraz ara verip okumak istedim. Pişman oldum.

Bu nasıl hikayeler böyle şaşırdım. Bizim ülkemizin 13 yaşındaki erkekleri böyle mi gerçekten. Hangi 13 yaşındaki çocuk gece yarısı bara gidip sabahlara kadar içki içip abisinin sevgilisini elliyor onu zorla öpmeye kalkışıyor. En fazla okulun alımlı öğretmenine platonik aşıktır. Ortaokul bitince platonik aşkı da biter. Çoğu hikaye böyleydi. Küçücük çocuklar ve sapıklıkları.

Umarım o yaşlarda bir çocuğun eline bu kitap geçmez de yazılanları denemeye hatta düşünmeye kalkışmaz.
138 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Savcı Salim Beyin vicdanı,Devran Sürgücü’ye yapılan işkenceler,fakirlikten donarak ölen bebek,çayır çimen Mühendisi,utanan kapkaççı,direnen Seval ve izlemekle yetinen atanamayan fizikçi,yürekleri dağlayan yoksulluk ve Baran’ın Beşiği,şerefsiz kaymakam kandırılmış halk,avm emekçilerinin asıl yüzü,muhafazakar insanların iki yüzlülüğü ve en sonda Cizre bodrumlarını anlatan toplumda daha neler neler olabileceğini düşündürten vicdanınızı topluma bakış açınızı değiştirecek öykülerden oluşan efsane bir kitap tamamiyle gerçek hikayeler ... Selahattin Demirtaş Devran
152 syf.
·5 günde·7/10
Önemli misafirler gelince çıkan tabak çatal takımları...Duman arabasının arkasından koşturup kendini adeta beyaz büyünün içinde cennette hayal eden çocuk çeteleri...Akşam ezanı okunurken topu bırakıp eve koşan o çocuk...Elinde çikolata poşetiyle gelen misafire gizliden duyulan hayranlık...Yumurtanın sarısını patlatıp ekmek banan minik gurme...Misafir gelmeden önce annesinin sıkı sıkı tembih ettiği kurallara uymadığı için terlikle dayak yiyen o çocuk...Kıyafetleri vaktinde kurumadığı için tozu dumana katan koca...İlk aşk acısını yaşayınca teybe Ferdi kaseti takan o genç...Sokakta oyun oynarken annesinin yaptığı ekmek arasını yiyen oyuncu çocuk...Askerdeki sevgilisine aşk mektupları yazıp dönüşünü sabırsızlıkla bekleyen, küçücük dünyasını büyük umutlarla dolduran , evlenmek için yanıp tutuşan genç kız...Odasının dört köşesini hayran olduğu sanatçının posterleriyle dolduran gençlik...

Hepsine selam olsun...

O kadar yurdum öyküler ki, sizi adeta geçmişinize götürecek.Yeşilçam tadında, hüzün kokan bir kitap :)

Eskiden Annem temizlik yaparken bangır bangır Ferdi çalardı evde, kitabın adını görünce aklıma ilk o anı geldi ve beni eski günlere götüreceğini düşündüğüm için hemen satın aldım, beklentimi yüksek tutmadım.Orta karar çok keyifli öykülerin yer aldığı bir kitap, söylemeden geçemeyeceğim yazarın üslubu çok ama çok güzel farklı bir tarzı olduğunu okuduğunuzda siz de anlayacaksınız.
Sevgiyle Kalın Sevgili Okurlar...
138 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Başta siyasi bir kişilik olarak değerlendirdiğim Selahattin Demirtaş' a belirli bir mesafe ile bakmış ve önyargılı değerlendirmede bulunmuştum. Ancak Demirtaş' tan okuduğum ikinci öykü kitabı ile tıpkı, Mahir Ünsal Eriş, Şermin Yaşar, Hakan Günday gibi yeni edebiyatçılarımız arasına katılmış, siyaset ve hukuk dışında yazarlık mesleğine de el atmış olduğunu söyleyebiliriz.

Devran yazar Demirtaş' ın ikinci öykü kitabıdır. Ondört öyküsü ile sade, sıcak, konuştuğu biçimde yazılmış düşündüren hikayeleriyle usta işi bir başarıyı yakalamış.
Kitabını okumak için benim gibi yapar yazarların siyasi kişiliğini ele alırsanız, yazılan pek çok şeyden mahrum kalırsınız. Diyeceğim o ki; kalıplardan uzak, önyargılı yaklaşım göstermeden objektif bir düşünceyle değerlendirme yapmalı ve her türlü yazardan eserler okumalıyız. Yazarın okuduğum kitapları bana bunu hissettirdi.
138 syf.
·3 günde
Devran, başkalarının derdine şimdiki zamanın sararıp solmuş ruhu ve olana bitene kayıtsız kalan belleği aracılığıyla bakabilmenin sorumluluğunu üstleniyor. Diğerlerine göre başkalarına ait, sahip olanın şahsi alanını çevreleyen dertlerin insani tarafını sözün kavranabilir üstünlüğüne olan inançla detaylandıran her öykü, hiç bitmeyecek hissi veren kış mevsiminin fonunda uzun bir tarihsel-toplumsal yolu katediyor. Aslında hepimizin taşını, toprağını bildiği; lakin virajını, yokuşunu, kayganlığını kestiremediği bu yol, kitap boyunca öykülerin birbirinden farklı anlatıcılarının hayatlarıyla kesişiyor; ilişkilerinde, evlerinde, sokaklarında, işyerlerinde yönünü belirliyor.  Haliyle bizim hayatımıza, yaşadıklarımıza, tanıklıklarımıza, tanıdıklarımıza temas ediyor. En fazla da kendimize. Nihayetinde kimi zaman korkaklığımıza, kimi zaman riyakârlığımıza, kimi zaman keskin sessizliğimize ulaşıyor.  

Kış, soğuk ve yağan/biriken kar öykülerdeki zamanı işaretlerken, toplumsal değişimin ve dönüşümün mevsimini betimliyor. Keder, pişmanlık ve utanç aynı birbirimize anlatmaktan imtina ettiğimiz, sakladığımız, sakladıkça ağırlığınca üzerimizde biriken sırlar gibi küremedikçe ortaya çıkmıyor, paylaşılmıyor, duyulmuyor. Öykülerin anlatıcıları yuvarlandıkça büyüyen kar öbeklerinin altındaki sırları ortaya çıkardıkça hakiki hikâyelerle yüzleşiyoruz.  Savcı Salim Bey’in Devran’ın sorgusuna tanıklık ederek, sahte otopsi belgesinin altına attığı imzanın yıllar boyu kalbinin orta yerinde irinleştirdiği pişmanlığını anlayabiliyoruz ya da birkaç odunu esirgediği için küçük çocuğu donarak ölen Esma’nın yoksulluğuna yüz çeviren dayısının ardiyesini yakan Orhan’ın vicdanını görebiliyoruz: #46765907
İşsizliği sona eren, fabrikada servis şoförü olarak çalışmaya başlayan bir fizik öğretmeninin âşık olduğu kadın, Sevtap gözaltına alınırken korkuyla sessiz kalışından duyduğu utancı hissedebiliyoruz. Dünyaya gelen oğlu yoksulluklarının bedelini ödemesin diye yaz boyu çalışacakları Çukurova’ya giderken trafik kazasında ölen Ferit’in çaresizliğini duyumsuyoruz. Her öykü kader diye kabul edilenle, başkasının reva gördüklerine itiraz ediyor öte yandan. Hayat, akışkanlığında hep devam ediyor. Selahattin Demirtaş öyküleriyle devam eden hayatın görmezden geldiklerine dolaysız, cesaretle ve yoğunlukla düşündüren bir ironiyle yaklaşıyor.  

Böylesi ortak dertlerin, eşitsizliğin neden olduğu çaresizliklerin, vicdanen rahatsızlık veren tanıklıkların, telafisini zamanda bulamayan uzayın boşluğuna savrulup yok olmayan acıların, kayıpların, ezilenlerin, yarı Tanrı olmakla ezilen olmak dışında bir de insan kalabilmenin onuruna inananların, hayat karşısında örselenmiş duyguların, her imkânsızın bir mümkünü varsa diyenlerin varlığını insana muteber bir biçim ve içerik dolayımıyla anlatabilmenin kolektif değeri Selahattin Demirtaş’ın hem siyasi kimliğinden hem ifade gücünden besleniyor. İzahını sadece sonuçta değil, o sonuca götüren nedenlerin kimi zaman trajik kimi zaman vicdani yanında bulan hakikatin derin muhteviyatını bireyselleştirilmiş sözdizimi yerine yine kolektif bir dil ve akılla biçimlendiriyor Demirtaş...

Nereye gidiyordu peki bunca acı, bunca yaşanmışlık neyi değiştiriyordu? Biz insansak bunlar kimdi? Bunlar insansa biz kimdik? Hepimiz insansak…
138 syf.
·Puan vermedi
İlk elime geçtiğinde bu kitap saatlerce durmadan baktım okumaya kıyamıyordum..
Günümüz diliyle yazılmış ince bir kitap..
Şunu belirtmek isterim ki siyaset dışı yazılmış bir kitaptır eminim önyargıyla bakıp okumayan kişiler vardır.. Bu kitapta umut, hüzün, hayal, hüsran, hasret.. Ve bunun gibi binlerce hayat..

"Gurur duyacaǧınız bir şey yoksa da, utanç duyacaǧınız birşey olmasın en azından hayatınızda. Yoksa bu şey, taşıyamayacağınız kadar ağır gelir ve onun altında ezilirsiniz..!"

Bu sözü beni çok etkilemişti.. Zulüm gören, ezilen binlerce insan, derinden yaralanan binlerce yürek.. Ya biz göremiyoruz yada görmek istemiyoruz..
Okuduğunuza asla pişman olmazsınız sadece bir kere denemeye çalışın..
İyi okumalar :)...

Yazarın biyografisi

Adı:
Levent Cantek
Unvan:
Çizgi Roman ve Mizah Yazarı
Doğum:
Ankara, 1969
1969 yılında Ankara’da doğdu. Çocukluk ve ilkgençlik yıllarını Ankara’nın kenar semtlerinden biri olan Keçiören ve yaz aylarında çalıştığı Ulus’ta geçirdi. 1984 yılında mektup arkadaşlığı yoluyla otuza yakın çizer ve koleksiyoncuyla tanışarak çizgi romanlar yapmaya başladı. İlk öyküleri ertesi yıl Korku dergisinde yayınlandı. Daha sonra fotokopi yoluyla çoğaltılan Korsan, Koloni gibi “underground fanzine”ler çıkardı. 1990 yılından itibaren çizgi roman ile ilgili yaptığı incelemeleri üniversite yıllarında nihayetlendirerek bir kitap haline getirdi. Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü 1994 yılında bitirdi. Halen popüler kültür ve gündelik yaşamın toplumsal tarihi üzerine yaptığı çalışmaları Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde araştırma görevlisi olarak sürdürmektedir. Son Kitabı Marko Paşa 2001 yılında yayımlandı.

Yazar istatistikleri

  • 15 okur beğendi.
  • 17,2bin okur okudu.
  • 182 okur okuyor.
  • 4.104 okur okuyacak.
  • 158 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları