Geri Bildirim
Lewis Carroll

Lewis Carroll

8.2/10
475 Kişi
·
2.079
Okunma
·
82
Beğeni
·
5.777
Gösterim
Adı:
Lewis Carroll
Unvan:
İngiliz Yazar, Matematikçi, Mantıkçı, Anglikan Papazı ve Fotoğrafçıdır.
Doğum:
Daresbury, Cheshire, İngiltere, 27 Ocak 1832
Ölüm:
Guildford, 14 Ocak 1898
Charles Lutwidge Dodgson (27 Ocak 1832 - 14 Ocak 1898) ya da daha çok tanındığı takma adıyla Lewis Carroll, ünlü İngiliz yazar, matematikçi, mantıkçı, Anglikan papazı ve fotoğrafçıdır.
Carroll'ın en ünlü eserleri; Alice's Adventures in Wonderland ("Alice Harikalar Diyarında") ve onun devamı olan Through the Looking-Glass ("Aynanın İçinden") adlı kitapları ve "The Hunting of the Snark" ve "Jabberwocky" adlı şiirleridir ve hepsi absürd edebiyatın örneklerindendir. Kelime oyunları, mantık ve fantazideki yeteneği sayesinde sayesinde ün kazanmıştır. Ancak bunun ötesinde, eserleri modern kültüre iyice yerleşmiştir. Birçok sanatçıyı, direkt olarak etkilemiştir. Kuzey Amerika, Japonya, İngiltere ve Yeni Zellanda başta olmak üzere, dünyanın birçok yerinde, sadece Carroll'ın eserlerinin zevkle okunması ve daha da yaygınlaştırılması ve hayatının araştırılmasına adanmış kuruluşlar vardır.

İlk gençlik döneminde Dodgson evde eğitim gördü. Aile arşivlerinde saklanmış "okuma listeleri" Dodgson'un değerli bir zekaya sahip olduğuna tanıklık etmektedir: Yedi yaşındayken bir Hristiyan alegorisi olan Çarmıh Yolcusu'nu okuyordu. Aynı zamanda kardeşlerinin bir çoğunda da görülen ve onun sosyal hayatını etkileyen bir kekemelikten muzdaripti.

On iki yaşındayken Richmond yakınlarındaki Richmond Gramer Okulu'na gönderildi.

1846 yılında genç Dodgson Rugby School'a gönderildi. Orada çok da mutlu olmadığı, oradan ayrıldıktan birkaç yıl sonra yazdığı aşağıdaki paragrafta açıkça görülebilir:
«Diyemem ki... herhangi bir dünyevi düşünce beni bu üç yılı yeniden yaşamaya ikna edebilir ... Dürüstçe diyebilirim ki ... eğer gecenin zorluklarına karşı güvende olsaydım, günlük yaşamın sıkıntılarına katlanmak görece kolay olurdu.»

Ancak Dodgson eğitiminde başarılı olmakta hiç zorlanmadı. O dönemde matematik hocası olan R.B. Mayor onun hakkında "Rugby'e geldiğimden beri daha çok gelecek vaad eden bir çocuk görmemiştim" demiştir.

1849 yılında Rugby'den ayrıldı ve 1850 yılının Mayıs ayında babasının eski okulu olan Christ Church'ün bir üyesi olarak Oxford'a kayıt oldu. Üniversitede yurt odalarının boşalmasını bekledikten sonra Ocak 1851'de bir eve yerleşti. Eve geri dön çağrısı geldiğinde yalnızca iki gündür Oxford'daydı. Annesi belki menenjit ya da bir beyin felcinden ötürü "beyin iltihaplanması" nedeniyle kırkyedi yaşında hayatını kaybetmişti.

Akademik kariyerinin ilk dönemlerinde büyük ümit vaad etmek ve karşıkonulamaz bir dikkat dağınıklığına sahip olmak arasında devinim gösterdi. Her zaman çok fazla çalışmıyordu, ancak çok yetenekliydi ve başarmak onun için kolaydı. 1852'de Matematik sınavlarında onur derecesine sahip oldu ve çok kısa zaman sonra babasının eski bir arkadaşı Canon Edward Bouverie Pusey onu öğrenci bursuna aday gösterdi. 1854'de son bitirme sınavlarında Matematikte yine onur öğrencisi olarak lisansını eğitimini tamamladı.

Christ Church'de kaldı. Bir yandan çalışıp bir yandan ders verdi. Ancak bir sonraki yıl çok önemli bir bursu kaçırdı. Çalışmaya yeterince kendini adayamadığı için olduğunu kendisi de itiraf etti. Buna rağmen matematikteki yeteneği sayesinde 1855'de Christ Church'de matematik dersi verme şansını elde etti. Dodgson bundan sonraki yirmialtı yıl boyunca bu görevi sürdüdü. Başlangıçtaki mutsuzluğuna rağmen Dodgson ölümüne kadar Christ Church'te kaldı ve birçok görev aldı.

Sağlık Sorunları

Charles Dodgson yaklasık olarak 1.80m boyunda, ince uzun, kıvırcık kahverengi saçlı ve duruma göre değişen gri ya da mavi gözlü bir gençti. Daha ileriki yaşlarında vücut yapısının asimetrik olduğu ve biraz garip ve fazla dik bir duruşunun olduğu söylenir, ancak bu orta yaşlarında geçirdiği diz sakatlanmasının bir sonucu olabilir. Çok küçük bir çocukken geçirdiği ateşli bir hastalık sonucu bir kulağı duyma yeteneğini kaybetmiştir. Onyedi yaşında çok ağır geçirdiği boğmaca büyük ihtimalle hayatının daha sonraki yıllarındaki kronik göğüs hastalıklarının sebebidir. Başka bir sorun ise kendinin "tereddüt" olarak tanımladığı çocukluğunda edindiği ve tüm yaşamı boyunca onun felaketi olan kekemeliktir.

Kekelemesinin Dodgson'un davranış biçimine etkisi daima çok güçlü olmuştur. Dodgson'un yalnızca yetişkinlerin arasında kekelediği, çocuklarla konuşurken çok akıcı ve özgür biçimde kendini ifade edebildiğine dair bir inanış vardır ancak bu inanşı destekleyecek kesin bir kanıt yoktur.

Onunla tanışıklığı olan birçok çocuk kekelemesini hatırlarken, yetişkinlerin çoğu bunu fark etmemiştir. Görünen o ki, tanıştığı insanlardan ziyade Dodgson kekelemesinin üzerinde durmaktadır. Dodgson'un kendisini "Alice Harikalar Diyarında"daki Dodo olarak karikatürize ettiği, ve soyadını söylerken yaşadığı zorluktan dolayı karakteri kendiyle özdeşleştirdiği söylenir, ancak buna dair birinci elden bir kanıt yoktur.

Dodgson'un kekemeliği her ne kadar onu rahatsız etse de, diğer kişisel özelliklerini kullanarak toplum içerisinde bir yer almasına engel olmamıştır. İnsanların kendilerini eğlendirdikleri, topluluğu eğlendirmek için şarkı söylemenin veya ezberden parça okumanın moda olduğu bir dönemde, genç Dodgson'ın çok donanımlı ve çekici bir şovmen olduğu, oldukça iyi şarkı söydlediği ve bunu seyirci önünde yapmaktan hiç çekinmediği, taklitte ve hikaye anlatmakta usta olduğu söylenir.

Sosyal Bağları

Erken dönemde verdiği eserlerden, büyük başarı yakalayan "Alice" kitaplarını yazdığı döneme kadar geçen sürede Dodgson Ön-Raffaelocu Kardeşler arasına katıldı. İlk olarak 1857'de John Ruskin ile tanıştı ve arkadaş oldu. Dante Gabriel Rossetti ve ailesiye yakın bir arkadaşlık bağı geliştirdi ve aynı zamanda başta William Holman Hunt, John Everett Millais, ve Arthur Hughes olmak üzere birçok sanatçıyla tanıştı. Aynı zamanda peri masalı yazarı George MacDonald'ı iyi tanırdı. Hatta küçük MacDonald çocuklarının hikayeye karşı duydukları heyecan, Dodgson'u "Alice"'i yayınlamaya iten neden oldu.

Felsefesi

Genellikle Dodgson politik, dini ve kişisel konularda tutucu olarak nitelendirilir. Martin Gardner Dodgson'ı bir muhafazakar olarak nitelendirirken, "lordlar kamarasına huşu içinde baktığını ve aşağı tabakadan olan kimselere karşı bir züppe" olduğunu belirtiyor.

The Revd W. Tuckwell, Oxford Hatıralarında (1900) ondan "hoşgörüsüz, çekingen, titiz, matematik saplantılı, saygınlığına çok düşkün, politikada çok tutucu, ilahiyatçı, Alice'in yaşadığı yer nasıl karelere bölünmüşse, kendininki de aynı öyle" diye bahsediyor. Ancak Dodgson'un bu değerlendirmelerle ters düşen şekilde başka din ve felsefelere karşı bir merakı olduğu görülüyor. Örneğin, Britanyalı Psişik Araştırma Derneği'nin kurucu üyesi olması bunlardan biri.

'Carroll Myth' taraftarları bu etkenlerin Gardner sendromu olasılığını yeniden gündeme getirilmesi gerektiğini düşünüyorlar. Belki de Dodgson'un gerçek görünüşü inanılandan daha bozuk olabilir.

Dodgson çeşitli felsefi konular üzerine bazı araştırmalar yazmıştır. 1895'de "Kaplumbağa Aşil'e Ne Dedi?" (What the Tortoise Said to Achilles) makalesinde yarattığı tümdengelim mantığı üzerine kurulu gerileme argümanı, Mind felsefe dergisinin ilk sayılarından birinde yayımlanmıştır. 1995'de, yüz yıl sonra bu makale aynı dergide daha sonraki yıllarda yayınlanan Simon Blackburn'un Practical Tortoise Raising makalesi ile birlikte yeniden basılmıştır.

Edebiyat

Küçük yaşlarından itibaren Dodgson şiir ve kısa hikayeler yazdı. Bunları aile dergisi Mischmasch'de yayımlandı ve sonradan birçok dergiye göndererek, makul bir başarı elde etti. 1854 ve 1856 yılları arasında eserleri The Comic Times ve The Train, ve daha küçük dergiler olan Whitby Gazette ve Oxford Critic gibi ulusal yayınlarda yeraldı. Yazınlarının çoğu komik, bazen hicivliydi, ancak standart ve zorlamaydı.
1855'de kendi yazınları hakkında şunları yazdı; "Şu ana kadar gerçekten yayımlanmaya değer bir şey yazmış olduğumu düşünmüyorum (buna Whitby Gazette ya daOxonian Advertiserı dahil etmiyorum), ancak bir gün bunu yapacağıma dair umutsuz değilim".

1850'den sonraki yıllarda kardeşlerini eğlendirmek için yazdığı kukla oyunlarından yalnızca biri La Guida di Bragia günümüze kalmayı başarmıştır. 1856'da ünlü olduğu ismiyle ilk eserini yayınladı. Romantik bir şiir olan "Solitude", The Train dergisinde yazarı "Lewis Carroll" olarak yer aldı. Bu takma isim gerçek ismi üzerinde bir kelime oyunuydu; Lewis, Ludovicus isminin ingilizleştirilmiş haliydi ve Lutwidge isminin Latincesiydi, Carroll ise Latin ismi Carolus ile benzeyen ve Charles'ın türetilmiş olduğu isimdi.

Alice

Yine 1856 yılında Christ Church'e gelen yeni dekan Henry Liddell beraberinde genç ailesini de getirdi. Kimse bu ailenin ilerideki yıllarda Dodgson'un yazın kariyerine bu kadar etkisi olacağını tahmin edemezdi. Dodgson Liddell'in eşi Lorina ve çocukları ile ve özellikle de üç kız kardeş olan Lorina, Edith ve Alice Liddell ile yakın arkadaşlıklar kurdu. Uzun yıllar boyunca yarattığı "Alice" karakterinin Alice Liddell'in yansıması olduğu düşünüldü. Buna dair en görünür kanıt "Aynanın İçinden"in sonundaki akrostik şiirde adının bulunması ve iki kitabın da gizlenmiş yerlerinde üstükapalı olarak ona atıfta bulunmuş olmasıdır. Ancak Dodgson hayatının ileriki yıllarında "küçük eroin" diye adlandırdığı ilham kaynağının gerçek bir çocuk olduğunu defalarca reddettiyse de, eserlerini tanıdığı küçük kızlara ithaf etti ve isimlerini akrostik şiirlerinin başına ekledi. Gertrude Chataway'in ismi aynı bu şekilde Köpan Avı'nın başında bulunmaktadır ancak bugüne kadar kimse şiirde anlatılan karakterlerden birini bile onunla örtüştürmemiştir.

Her ne kadar bu konuda yeterli bilgi bulunmasa da (Dodgson'un 1858–1862 yılları arasındaki günlükleri kayıptır), 1850'lerin sonuna kadar Dodgson'un Liddell ailesi ile olan arkadaşlığının hayatında önemli bir yer ettiğine kesin gözüyle bakılıyor ve hatta ailenin çocuklarını (önce oğulları Harry, daha sonra üç kızkardeş) sık sık bir yetişkin eşliğinde Nuneham Courtenay ya da Godstow yakınlarında sandalla gezmeye çıkartmayı adet edinmiş olduğu biliniyor. İşte Dodgson, ilk ve en büyük ticari başarısı olacak olan kitabının taslağını, 4 Temmuz 1862'de, bu gezilerden birinde yaratmıştır. Hikayenin kaleme alınmasının Alice Liddell'in ısrarının sonucu olduğu söylenir. Dodgson sonunda Kasım 1864'de hikayeyi kendi çizimleri ve elyazısı ile "Alice'in Yeraltındaki Maceraları (Alice's Adventures Under Ground)" ismi ile takdim etmiştir.

Bundan önce bir aile dostu ve akıl hocası olan George MacDonald Dodgson'un henüz tamamlanmamış taslağını okumuştu ve McDonald çocuklarının hikayeye duydukları heyecan Dodgson'ın yayınlama kararı almasında etken oldu. 1863 yılında henüz bitirmediği taslağı, yayıncı Macmillan'a götürdü ve Mcmillan hikayeyi beğendi. "Alice Perilerin Arasında" ve "Alice'in Altın Saati" gibi isim alternatifleri düşünüldü ve sonunda hikaye Alice Harikalar Diyarında ismiyle 1865 yılında, Dodgson'un ilk kez bundan dokuz yıl önce kullandığı Lewis Carroll takma adıyla basıldı.

Açıkça görülüyor ki Dodgson bir kitabın profesyonel bir sanatçının dokunuşuna ihtiyaç duyduğunu düşündü ve kitabın illüstrasyonları Sir John Tenniel tarafından yapıldı.

İlk Alice kitabının büyük ticari başarısı Dodgson'un hayatını birçok yönden değiştirmiştir. Kendi yarattığı benliği "Lewis Carroll" kısa zamanda dünya çapında ünlendi. Hayranlarının mektuplarına boğulan Carroll, bazen dilediğinden bile daha fazla ilgi görmüş olmalı. Hatta başka bir popüler hikayeye göre, Kraliçe Victoria hikayeyi o kadar beğendi ki, Dodgson'un bir sonraki kitabını kendisine ithaf etmesini istedi ve hemen akabinde "Determinantlar Üzerine Temel Bir İnceleme" (An Elementary Treatise on Determinant) başlıklı matematik kitabı kraliçeye ithaf edilmiştir. Dodgson bu hikayeyi şiddtle reddetmiş ve "...Bu tek kelimeyle her yönden yanlış, buna benzezen bir şey bile olmadı" demiştir. Bir Times makalesinde "Saklamak için ne kadar uğraşsa da, Alice'in yazarını matematik eserlerinde de tanımayı başarmak oldukça kolay olurdu." diyen T.B. Strong'a göre de, gerçekten bu hikayenin doğru olma ihtimali oldukça düşük. Buna ek olarak, Dodgson kitabın başarısıyla birlikte çok büyük miktarlarda para kazanmaya başladı, ancak görünürde pek de hoşlanmadığı Christ Church'deki işine devam etmiştir.

1871'in sonlarında, devam kitabı Aynanın İçinden basıldı . (Kitabın birinci baskısında basım yılı "1872" olacak şekilde düzenlenmiştir.) Kitabın biraz daha karanlık olan havası, büyük olasılıkla Dodgson'un hayatındaki değişikliklerin bir yansımasıydı. Babası aniden 1868'de vafat etti, ve bu onu birkaç yıl süren bir depresyona sürükledi.

Son Yılları

Hayatının son yirmi yılında, gittikçe artan ününe ve servetine rağmen, Dodgson'un yaşam şeklinde çok az değişiklik oldu. 1881'e kadadr Christ Church'de öğretmenlik yapmaya devam etti, ve ölümüne kadar da burada yaşadı. Son romanı, iki ciltlik Sylvie ve Bruno, sırasıyla 1889 ve 1893 yıllarında basıldı, ancak kitapların başarısı Alice'in başarısının yanına bile yaklaşamadı. Karmaşıklığı okuyucu tarafından pek takdir görmedi ve kitabın eleştirileri de dahil olmak üzere yalnızca 13,000 baskısının satılması hayal kırıklığı uyandırdı.

Dodgson'un bu yıllarda bir dini bir yurtdışı gezisine çıktığı ve Peder Henry Liddon ile Rusya'ya gittiği biliniyor. Dodgson bu geziyi kendisinin "Russian Journal" (Rusya Günlüğü) olarak adlandırdığı yazılarında tariflemiş ve günlüğün ilk ticari baskısı 1935 yılında yayımlanmıştır. Rusya'ya gidiş ve dönüşü sırasında Dodgson Belçika, Almanya, Fransa ve Polonya'nın da bir kısmını g&oum
Alice: Hangi yoldan gideyim?
Kedi: Nereye gittiğini bilmiyorsan hangi yoldan gittiğinin bir önemi yok!
''Dışın nasıl görünüyorsa için de öyle olsun, yahut, daha da yalın söylenmesini istersen: .''Kendinizi herkese olduğunuz yahut olabileceğinizden farklı olmamış olduğunuz gibi gösterecek olan durumunuzdan farklı değilmiş gibi göstermeyeceğiniz sanısına kapılmayın.''
Alice terbiyeli terbiyeli ''Bunu bir yere yazsam daha iyi anlardım'' dedi ''Siz söylerken pek anlayamadım.''
Bakayım, eskiden bildiğim şeyleri şimdi de bilebilecek miyim? Dur bakalım: Dört kere beş on iki, dört kere altı on üç, dört kere yedi...
"Vallahi efendim, şu sırada pek bilemiyorum. Bu sabah yataktan kalktığım zaman kim olduğumu biliyordum, ama o zamandan beri birkaç kez değiştim galiba."
Bu dünyanın karanlık yüzünde kalmak mı, yoksa tavşan deliğinden yuvarlanmak ve aynanın öteki tarafındaki hayata bakmak mı?

Yazar bize bir yol gösteriyor aslında Alice' yi harikalar ülkesine gönderirken.

Dünyada olup bitenler mi saçmalık, yoksa rüyalarımız mı? Hangisinde yaşamak daha mutlu yapar bizi? Belki de saçma olanı görünce yaşadığımız dünyanın kurallarının da üst seviye saçma olduğuna karar verebiliriz.

Bazen çingenelere özenirim. Hayatı hiç ciddiye almazlar. Ayaklarında ayakkabının olmaması, sırtlarındaki kıyafetlerin uyumsuzluğu, eller ve ayaklarının kirliliği... Bunlar hiç onları rahatsız etmez. Üstelik çöplüğü karıştırırkenki rahatlığı hazinesindeki altınını sayan bir sultanınki kadar özgüven gösterisidir. Onlar harikalar ülkesine giden yolu keşfetmişlerdir belki.

Peki biz ne yaparız küçücük yavrumuz otobüste şarkı söylerken, bize sorular sorarken etraftaki o ok gibi acıtan "Şu çocuğu sustursana!" bakışlarını söndürmek için "Aman rahatsız edeceğiz." endişesiyle kendi evladımızın neşesini, hayallerini, harikalar diyarını söndürüveririz ellerimizle.
Onları eğitim almaları için buz gibi okullarda okuturuz en baştan. Matematiği iyi olmalı mutlaka.Testlerden hep iyi sonuçlar çıkmalı. Zeki olamasa da zeki olma rolü pekala yapabilmeli. Oyun çağlarında ödevlerle boğuşmalı. Zirve olabilmek için ezmeyi öğrenmeli. Ezilmemek için yanlış yapsa bile asla yanlış yaptığını hissetirmemeli, hissetmemeli.

Yanlış anlaşılmasın eğitiyoruz derken nasıl eğitiyoruz? Hayal kurmalarına bile fırsat tanımadığımız çocuklarımızın gelecekte vereceği kararlar acaba kendi istekleri mi olacak, yoksa toplumun dayattıkları mı?

Lütfen! Bırakalım hayallerinde mutlu olsunlar. Ama uyanıp gerçek dünyayı gördüklerinde şoka uğramasınlar. Onları şoka uğratan biz büyükler bunun hesabını zor öderiz.

Kitabın son cümleleri bir mektup. İzninizle paylaşmak istiyorum:

"SEVGİLİ ÇOCUK... Benim de bütün kalbimle dilediğim gibi, sana mutlu bir Paskalya dilemesinden pek hoşnut kalacağın bir arkadaşından, tanıdığın bildiğin gerçek bir arkadaşından gelen gerçek bir mektubu okuduğunu hayal etmeye çalış lütfen şu an.
Bir yaz sabahı kuş cıvıltıları ve açık bırakılan pencereden içeriye doğru esen tatlı bir meltemle uyandığımız andaki o enfes düşsel duyguyu bilir misin?.. Ya gözlerin yarı kapalı tembel tembel öylece yere uzandığında dans eden yeşil dalları, altın ışıkta usulca dalgalanan suları rüyadaymışçasına yaşadığın o anki duyguyu? Tıpkı güzel bir resim ya da şiirde olduğu gibi insanın gözünden yaş getirten hüzne çok yakın bir zevktir bu. Perdeni açan anneciğinin o yumuşacık elleri ve artık uyanmanı isteyen o yumuşacık sesi değil de nedir ki bu? Kalkmak ve gün ışığıyla beraber, her yer karanlıkken gördüğün ve seni korkutan o kötü rüyaları unutmak... sana bu güzel güneşi gönderen o görünmez Arkadaş’a teşekkür için kalkıp diz çökmek ve başka bir güzel güne kavuşmak değil midir bu?

Bunlar, Alice gibi masallar yazan birinin ağzından çıkan çok tuhaf laflar, değil mi? Bu, bir saçmalıklar kitabı için çok tuhaf bir mektup, değil mi? Belki de öyle. Kimbilir belki de birileri beni ciddi ve şen şakrak şeyleri birbirine karıştırmakla suçlayabilir; kimileri de gülümseyip kilisede, Pazar günleri dışında böyle ciddi şeylerin konuşulmasını tuhaf karşılayabilirler; fakat sanırım... yok aslında eminim... bazı çocuklar da, benim yazdığım ruh hali içinde tatlı tatlı, seve seve okuyacaklardır bunu.

Çünkü inanmıyorum ki Tanrı bizden yaşamı ikiye bölmemizi istesin... Pazar günleri gelince ciddi bir yüz ifadesi takınmak, hafta içindeyse Tanrı’dan o kadar söz etmenin uygunsuz olduğunu düşünmek. Sanıyor musunuz ki o sadece diz çöküp yakaranları görür ve duyar... ve gün ışığında zıplayıp duran kuzuları görmek, samanların içinde yuvarlanıp duran çocukların seslerini işitmek hoşuna gitmez? Hiç kuşku yok ki çocukların o masum kahkahaları, Tanrı’nın kulaklarında kimi ‘görkemli katedrallerin loş dini ışıklarından’ yükselip gelen o en yüce ilahiler kadar tatlıdır.
O çok sevdiğim çocuklar için yazılmış kitaplara, o masum ve yararlı eğlence hâzinesine katkım olsun diye bir şey yazdıysam, ileride, gölgeler vadisinden yürüyüp geçme sırası bana geldiğinde, kesinlikle utanç ve üzüntü duymaksızın dönüp bakmayı umabileceğim bir şeydir bu (yaşamın ne kadarı böyle anılabilirse!).

Bu Paskalya güneşi, sevgili çocuk, senin üzerine doğacak ve ‘yaşamı her bir uzvunda’ hissedecek, kendini bir an önce dışarı atıp taze sabah havasını içine çekmek isteyeceksin... güçten düşüp, saçların aklaşmadan, yorgun argın iki büklüm dışarıya, son bir kez daha güneşe çıkma vaktin gelmeden böyle daha birçok Paskalya göreceksin... fakat şimdi bile bazen ‘Doğruluk Güneşi’nin kanatlarındaki şifa ile beraber doğacağı’ o yüce sabahı düşünmek güzel.

Bir gün bundan daha parlak bir şafağı görecek olman, hiç kuşkusuz şu anki sevincinin azalmasını gerektirmez... o gün ki, dans eden ağaçlardan ya da usulca dalgalanan sulardan çok daha güzel görüntülerle karşılaşacaksın... perdelerini melek eller açacak ve sevgi dolu annenin ağzından çıkanlardan bile daha tatlı sesler seni yeni ve görkemli bir güne uyandıracak... ve bütün bu üzüntüler, günahlar, şu küçük dünyadaki karanlık yaşamlar artık geçmişte kalan bir gecenin düşleri gibi unutulacak!

Seni seven arkadaşın,
Lewis Carroll
Paskalya, 1876"
Sabırla okuduğunuz için teşekkür ederim.
"Alice Harikalar Ülkesinde" ismi en çok bilinen kitaptır heralde. Hemen herkes az çok hikayeyi bilir: Küçük bir kız beyaz tavşanı takip eder ve başına tuhaf, çok tuhaf şeyler gelir.

Muhtemelen ben de bu kitabı çocukken okumuşumdur fakat bir çok yerde kitaba göndermeler yapıldığı için tekrar keşfetmek istedim. Örneğin The Matrix filminin ilk sahnesinde Neo masa başında uyuya kalır ve bilgisayarı kendi kendine yazılar göstermeye başlar. Neo uyanır ve şaşkınlık içerisinde bilgisayar ekranında "Uyan Neo, beyaz tavşanı takip et" yazısını okur...

Bazen gün içerisinde yaşadığımız anlamlı olayları gece rüyamızda çok saçma bir şekilde görürüz ve bazen de rüyamızda saçma bir şekilde gördüklerimiz yaşayacağımız anlamlı olayların habercisi olur. Bu kitap da öyle bir şey, çok anlamsız gibi olan olaylar ve diyaloglar arasında birden çok felsefik cümleler çıkabiliyor. Yani anlayacağınız öyle basit bir kitap değil. Yazar 1861 yılında Oxford'u dereceyle bitirmiş ve matematik dalında doçentlik almış biri. Bu zekası da kitabına doğal olarak yansımış.

Alice'in başına gelen tuhaf olayları mutlaka okumalısınız. Çocukken okuduysanız bir de yetişkinken okumalısınız.
Alice harikalar ülkesinde bu kitabı 15 yaşında okumuştum hikayesini unuttuğum için tekrar okudum. Her yaşta insanın sevdiği bir roman alice harikalar ülkesinde ayna'dan içeri ikinci serisi de bu serisi kadar eğlenceli ve büyüleci.
"Alice Harikalar ülkesinde" kitabı,bildiğimizin aksine bir çocuk kitabı değildir,bir matematik profesörü,aynı zamanda da bir rahip olan yazar bu kitabı dönemin İngiltere`sini eleştirmek için Lewis Carroll takma adıyla yazar.Kitabın başlarında Alice aşağıya düşer ve bir tavşanla karşılaşır.Önünde iki yol vardır; tavşana sorar :
"Hangi yoldan gideyim?".
Tavşan bugüne değin duyduğum en iyi cevaplardan birini verir:
"Nereye gideceğini bilmiyorsan hangi yoldan gittiğinin hiçbir önemi yok."

~Ahmet Şerif İzgören-Şu hortumlu dünyada fil yalnız bir hayvandır ~kitabından...
Kitap zaten bizim baya bi küçüklüğümzün kitabı küçükken de anne veya babalarımız okurlar. Ben beğendim.Hem güzel bi kitap hemde kapak fotoğrafıyla,ve içeriği ile dikkat çeken kitaplarım arasında.Ve kitabı okurken kendimi öyle bi kaptırmıştımki artık kendimi içinde zannettim
Bu muazzam eserde, içinde doğup büyüdüğüm cennet güzelliğindeki Bayburt'u gördüm. Bayburt'ta beyaz tavşanları takip ederek ormanda kaybolduğum günü hatırlatmakla birlikte, bilinçaltımın derinliklerinde hep bir korku sebebi olan kaplumbağalarada bu eser sayesinde ısındım. Lewis Carroll' a teşekkürü borç bilir, böyle bir eseri ortaya çıkardığı için Allah'tan sonsuz rahmet dilerim.
Öğrencilerimle birlikte yıllar sonra tekrar okuduğum bir şenlik Alice Harikalar Ülkesinde... Okulumuzun bahçesinde beslediğimiz tavşanla,sanki tavşan konuşabiliyormuş gibi dertleşen öğrencilerden tutun keklerini bile 'Acaba küçülür müyüz?' korkusuyla ısırıyorlar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Lewis Carroll
Unvan:
İngiliz Yazar, Matematikçi, Mantıkçı, Anglikan Papazı ve Fotoğrafçıdır.
Doğum:
Daresbury, Cheshire, İngiltere, 27 Ocak 1832
Ölüm:
Guildford, 14 Ocak 1898
Charles Lutwidge Dodgson (27 Ocak 1832 - 14 Ocak 1898) ya da daha çok tanındığı takma adıyla Lewis Carroll, ünlü İngiliz yazar, matematikçi, mantıkçı, Anglikan papazı ve fotoğrafçıdır.
Carroll'ın en ünlü eserleri; Alice's Adventures in Wonderland ("Alice Harikalar Diyarında") ve onun devamı olan Through the Looking-Glass ("Aynanın İçinden") adlı kitapları ve "The Hunting of the Snark" ve "Jabberwocky" adlı şiirleridir ve hepsi absürd edebiyatın örneklerindendir. Kelime oyunları, mantık ve fantazideki yeteneği sayesinde sayesinde ün kazanmıştır. Ancak bunun ötesinde, eserleri modern kültüre iyice yerleşmiştir. Birçok sanatçıyı, direkt olarak etkilemiştir. Kuzey Amerika, Japonya, İngiltere ve Yeni Zellanda başta olmak üzere, dünyanın birçok yerinde, sadece Carroll'ın eserlerinin zevkle okunması ve daha da yaygınlaştırılması ve hayatının araştırılmasına adanmış kuruluşlar vardır.

İlk gençlik döneminde Dodgson evde eğitim gördü. Aile arşivlerinde saklanmış "okuma listeleri" Dodgson'un değerli bir zekaya sahip olduğuna tanıklık etmektedir: Yedi yaşındayken bir Hristiyan alegorisi olan Çarmıh Yolcusu'nu okuyordu. Aynı zamanda kardeşlerinin bir çoğunda da görülen ve onun sosyal hayatını etkileyen bir kekemelikten muzdaripti.

On iki yaşındayken Richmond yakınlarındaki Richmond Gramer Okulu'na gönderildi.

1846 yılında genç Dodgson Rugby School'a gönderildi. Orada çok da mutlu olmadığı, oradan ayrıldıktan birkaç yıl sonra yazdığı aşağıdaki paragrafta açıkça görülebilir:
«Diyemem ki... herhangi bir dünyevi düşünce beni bu üç yılı yeniden yaşamaya ikna edebilir ... Dürüstçe diyebilirim ki ... eğer gecenin zorluklarına karşı güvende olsaydım, günlük yaşamın sıkıntılarına katlanmak görece kolay olurdu.»

Ancak Dodgson eğitiminde başarılı olmakta hiç zorlanmadı. O dönemde matematik hocası olan R.B. Mayor onun hakkında "Rugby'e geldiğimden beri daha çok gelecek vaad eden bir çocuk görmemiştim" demiştir.

1849 yılında Rugby'den ayrıldı ve 1850 yılının Mayıs ayında babasının eski okulu olan Christ Church'ün bir üyesi olarak Oxford'a kayıt oldu. Üniversitede yurt odalarının boşalmasını bekledikten sonra Ocak 1851'de bir eve yerleşti. Eve geri dön çağrısı geldiğinde yalnızca iki gündür Oxford'daydı. Annesi belki menenjit ya da bir beyin felcinden ötürü "beyin iltihaplanması" nedeniyle kırkyedi yaşında hayatını kaybetmişti.

Akademik kariyerinin ilk dönemlerinde büyük ümit vaad etmek ve karşıkonulamaz bir dikkat dağınıklığına sahip olmak arasında devinim gösterdi. Her zaman çok fazla çalışmıyordu, ancak çok yetenekliydi ve başarmak onun için kolaydı. 1852'de Matematik sınavlarında onur derecesine sahip oldu ve çok kısa zaman sonra babasının eski bir arkadaşı Canon Edward Bouverie Pusey onu öğrenci bursuna aday gösterdi. 1854'de son bitirme sınavlarında Matematikte yine onur öğrencisi olarak lisansını eğitimini tamamladı.

Christ Church'de kaldı. Bir yandan çalışıp bir yandan ders verdi. Ancak bir sonraki yıl çok önemli bir bursu kaçırdı. Çalışmaya yeterince kendini adayamadığı için olduğunu kendisi de itiraf etti. Buna rağmen matematikteki yeteneği sayesinde 1855'de Christ Church'de matematik dersi verme şansını elde etti. Dodgson bundan sonraki yirmialtı yıl boyunca bu görevi sürdüdü. Başlangıçtaki mutsuzluğuna rağmen Dodgson ölümüne kadar Christ Church'te kaldı ve birçok görev aldı.

Sağlık Sorunları

Charles Dodgson yaklasık olarak 1.80m boyunda, ince uzun, kıvırcık kahverengi saçlı ve duruma göre değişen gri ya da mavi gözlü bir gençti. Daha ileriki yaşlarında vücut yapısının asimetrik olduğu ve biraz garip ve fazla dik bir duruşunun olduğu söylenir, ancak bu orta yaşlarında geçirdiği diz sakatlanmasının bir sonucu olabilir. Çok küçük bir çocukken geçirdiği ateşli bir hastalık sonucu bir kulağı duyma yeteneğini kaybetmiştir. Onyedi yaşında çok ağır geçirdiği boğmaca büyük ihtimalle hayatının daha sonraki yıllarındaki kronik göğüs hastalıklarının sebebidir. Başka bir sorun ise kendinin "tereddüt" olarak tanımladığı çocukluğunda edindiği ve tüm yaşamı boyunca onun felaketi olan kekemeliktir.

Kekelemesinin Dodgson'un davranış biçimine etkisi daima çok güçlü olmuştur. Dodgson'un yalnızca yetişkinlerin arasında kekelediği, çocuklarla konuşurken çok akıcı ve özgür biçimde kendini ifade edebildiğine dair bir inanış vardır ancak bu inanşı destekleyecek kesin bir kanıt yoktur.

Onunla tanışıklığı olan birçok çocuk kekelemesini hatırlarken, yetişkinlerin çoğu bunu fark etmemiştir. Görünen o ki, tanıştığı insanlardan ziyade Dodgson kekelemesinin üzerinde durmaktadır. Dodgson'un kendisini "Alice Harikalar Diyarında"daki Dodo olarak karikatürize ettiği, ve soyadını söylerken yaşadığı zorluktan dolayı karakteri kendiyle özdeşleştirdiği söylenir, ancak buna dair birinci elden bir kanıt yoktur.

Dodgson'un kekemeliği her ne kadar onu rahatsız etse de, diğer kişisel özelliklerini kullanarak toplum içerisinde bir yer almasına engel olmamıştır. İnsanların kendilerini eğlendirdikleri, topluluğu eğlendirmek için şarkı söylemenin veya ezberden parça okumanın moda olduğu bir dönemde, genç Dodgson'ın çok donanımlı ve çekici bir şovmen olduğu, oldukça iyi şarkı söydlediği ve bunu seyirci önünde yapmaktan hiç çekinmediği, taklitte ve hikaye anlatmakta usta olduğu söylenir.

Sosyal Bağları

Erken dönemde verdiği eserlerden, büyük başarı yakalayan "Alice" kitaplarını yazdığı döneme kadar geçen sürede Dodgson Ön-Raffaelocu Kardeşler arasına katıldı. İlk olarak 1857'de John Ruskin ile tanıştı ve arkadaş oldu. Dante Gabriel Rossetti ve ailesiye yakın bir arkadaşlık bağı geliştirdi ve aynı zamanda başta William Holman Hunt, John Everett Millais, ve Arthur Hughes olmak üzere birçok sanatçıyla tanıştı. Aynı zamanda peri masalı yazarı George MacDonald'ı iyi tanırdı. Hatta küçük MacDonald çocuklarının hikayeye karşı duydukları heyecan, Dodgson'u "Alice"'i yayınlamaya iten neden oldu.

Felsefesi

Genellikle Dodgson politik, dini ve kişisel konularda tutucu olarak nitelendirilir. Martin Gardner Dodgson'ı bir muhafazakar olarak nitelendirirken, "lordlar kamarasına huşu içinde baktığını ve aşağı tabakadan olan kimselere karşı bir züppe" olduğunu belirtiyor.

The Revd W. Tuckwell, Oxford Hatıralarında (1900) ondan "hoşgörüsüz, çekingen, titiz, matematik saplantılı, saygınlığına çok düşkün, politikada çok tutucu, ilahiyatçı, Alice'in yaşadığı yer nasıl karelere bölünmüşse, kendininki de aynı öyle" diye bahsediyor. Ancak Dodgson'un bu değerlendirmelerle ters düşen şekilde başka din ve felsefelere karşı bir merakı olduğu görülüyor. Örneğin, Britanyalı Psişik Araştırma Derneği'nin kurucu üyesi olması bunlardan biri.

'Carroll Myth' taraftarları bu etkenlerin Gardner sendromu olasılığını yeniden gündeme getirilmesi gerektiğini düşünüyorlar. Belki de Dodgson'un gerçek görünüşü inanılandan daha bozuk olabilir.

Dodgson çeşitli felsefi konular üzerine bazı araştırmalar yazmıştır. 1895'de "Kaplumbağa Aşil'e Ne Dedi?" (What the Tortoise Said to Achilles) makalesinde yarattığı tümdengelim mantığı üzerine kurulu gerileme argümanı, Mind felsefe dergisinin ilk sayılarından birinde yayımlanmıştır. 1995'de, yüz yıl sonra bu makale aynı dergide daha sonraki yıllarda yayınlanan Simon Blackburn'un Practical Tortoise Raising makalesi ile birlikte yeniden basılmıştır.

Edebiyat

Küçük yaşlarından itibaren Dodgson şiir ve kısa hikayeler yazdı. Bunları aile dergisi Mischmasch'de yayımlandı ve sonradan birçok dergiye göndererek, makul bir başarı elde etti. 1854 ve 1856 yılları arasında eserleri The Comic Times ve The Train, ve daha küçük dergiler olan Whitby Gazette ve Oxford Critic gibi ulusal yayınlarda yeraldı. Yazınlarının çoğu komik, bazen hicivliydi, ancak standart ve zorlamaydı.
1855'de kendi yazınları hakkında şunları yazdı; "Şu ana kadar gerçekten yayımlanmaya değer bir şey yazmış olduğumu düşünmüyorum (buna Whitby Gazette ya daOxonian Advertiserı dahil etmiyorum), ancak bir gün bunu yapacağıma dair umutsuz değilim".

1850'den sonraki yıllarda kardeşlerini eğlendirmek için yazdığı kukla oyunlarından yalnızca biri La Guida di Bragia günümüze kalmayı başarmıştır. 1856'da ünlü olduğu ismiyle ilk eserini yayınladı. Romantik bir şiir olan "Solitude", The Train dergisinde yazarı "Lewis Carroll" olarak yer aldı. Bu takma isim gerçek ismi üzerinde bir kelime oyunuydu; Lewis, Ludovicus isminin ingilizleştirilmiş haliydi ve Lutwidge isminin Latincesiydi, Carroll ise Latin ismi Carolus ile benzeyen ve Charles'ın türetilmiş olduğu isimdi.

Alice

Yine 1856 yılında Christ Church'e gelen yeni dekan Henry Liddell beraberinde genç ailesini de getirdi. Kimse bu ailenin ilerideki yıllarda Dodgson'un yazın kariyerine bu kadar etkisi olacağını tahmin edemezdi. Dodgson Liddell'in eşi Lorina ve çocukları ile ve özellikle de üç kız kardeş olan Lorina, Edith ve Alice Liddell ile yakın arkadaşlıklar kurdu. Uzun yıllar boyunca yarattığı "Alice" karakterinin Alice Liddell'in yansıması olduğu düşünüldü. Buna dair en görünür kanıt "Aynanın İçinden"in sonundaki akrostik şiirde adının bulunması ve iki kitabın da gizlenmiş yerlerinde üstükapalı olarak ona atıfta bulunmuş olmasıdır. Ancak Dodgson hayatının ileriki yıllarında "küçük eroin" diye adlandırdığı ilham kaynağının gerçek bir çocuk olduğunu defalarca reddettiyse de, eserlerini tanıdığı küçük kızlara ithaf etti ve isimlerini akrostik şiirlerinin başına ekledi. Gertrude Chataway'in ismi aynı bu şekilde Köpan Avı'nın başında bulunmaktadır ancak bugüne kadar kimse şiirde anlatılan karakterlerden birini bile onunla örtüştürmemiştir.

Her ne kadar bu konuda yeterli bilgi bulunmasa da (Dodgson'un 1858–1862 yılları arasındaki günlükleri kayıptır), 1850'lerin sonuna kadar Dodgson'un Liddell ailesi ile olan arkadaşlığının hayatında önemli bir yer ettiğine kesin gözüyle bakılıyor ve hatta ailenin çocuklarını (önce oğulları Harry, daha sonra üç kızkardeş) sık sık bir yetişkin eşliğinde Nuneham Courtenay ya da Godstow yakınlarında sandalla gezmeye çıkartmayı adet edinmiş olduğu biliniyor. İşte Dodgson, ilk ve en büyük ticari başarısı olacak olan kitabının taslağını, 4 Temmuz 1862'de, bu gezilerden birinde yaratmıştır. Hikayenin kaleme alınmasının Alice Liddell'in ısrarının sonucu olduğu söylenir. Dodgson sonunda Kasım 1864'de hikayeyi kendi çizimleri ve elyazısı ile "Alice'in Yeraltındaki Maceraları (Alice's Adventures Under Ground)" ismi ile takdim etmiştir.

Bundan önce bir aile dostu ve akıl hocası olan George MacDonald Dodgson'un henüz tamamlanmamış taslağını okumuştu ve McDonald çocuklarının hikayeye duydukları heyecan Dodgson'ın yayınlama kararı almasında etken oldu. 1863 yılında henüz bitirmediği taslağı, yayıncı Macmillan'a götürdü ve Mcmillan hikayeyi beğendi. "Alice Perilerin Arasında" ve "Alice'in Altın Saati" gibi isim alternatifleri düşünüldü ve sonunda hikaye Alice Harikalar Diyarında ismiyle 1865 yılında, Dodgson'un ilk kez bundan dokuz yıl önce kullandığı Lewis Carroll takma adıyla basıldı.

Açıkça görülüyor ki Dodgson bir kitabın profesyonel bir sanatçının dokunuşuna ihtiyaç duyduğunu düşündü ve kitabın illüstrasyonları Sir John Tenniel tarafından yapıldı.

İlk Alice kitabının büyük ticari başarısı Dodgson'un hayatını birçok yönden değiştirmiştir. Kendi yarattığı benliği "Lewis Carroll" kısa zamanda dünya çapında ünlendi. Hayranlarının mektuplarına boğulan Carroll, bazen dilediğinden bile daha fazla ilgi görmüş olmalı. Hatta başka bir popüler hikayeye göre, Kraliçe Victoria hikayeyi o kadar beğendi ki, Dodgson'un bir sonraki kitabını kendisine ithaf etmesini istedi ve hemen akabinde "Determinantlar Üzerine Temel Bir İnceleme" (An Elementary Treatise on Determinant) başlıklı matematik kitabı kraliçeye ithaf edilmiştir. Dodgson bu hikayeyi şiddtle reddetmiş ve "...Bu tek kelimeyle her yönden yanlış, buna benzezen bir şey bile olmadı" demiştir. Bir Times makalesinde "Saklamak için ne kadar uğraşsa da, Alice'in yazarını matematik eserlerinde de tanımayı başarmak oldukça kolay olurdu." diyen T.B. Strong'a göre de, gerçekten bu hikayenin doğru olma ihtimali oldukça düşük. Buna ek olarak, Dodgson kitabın başarısıyla birlikte çok büyük miktarlarda para kazanmaya başladı, ancak görünürde pek de hoşlanmadığı Christ Church'deki işine devam etmiştir.

1871'in sonlarında, devam kitabı Aynanın İçinden basıldı . (Kitabın birinci baskısında basım yılı "1872" olacak şekilde düzenlenmiştir.) Kitabın biraz daha karanlık olan havası, büyük olasılıkla Dodgson'un hayatındaki değişikliklerin bir yansımasıydı. Babası aniden 1868'de vafat etti, ve bu onu birkaç yıl süren bir depresyona sürükledi.

Son Yılları

Hayatının son yirmi yılında, gittikçe artan ününe ve servetine rağmen, Dodgson'un yaşam şeklinde çok az değişiklik oldu. 1881'e kadadr Christ Church'de öğretmenlik yapmaya devam etti, ve ölümüne kadar da burada yaşadı. Son romanı, iki ciltlik Sylvie ve Bruno, sırasıyla 1889 ve 1893 yıllarında basıldı, ancak kitapların başarısı Alice'in başarısının yanına bile yaklaşamadı. Karmaşıklığı okuyucu tarafından pek takdir görmedi ve kitabın eleştirileri de dahil olmak üzere yalnızca 13,000 baskısının satılması hayal kırıklığı uyandırdı.

Dodgson'un bu yıllarda bir dini bir yurtdışı gezisine çıktığı ve Peder Henry Liddon ile Rusya'ya gittiği biliniyor. Dodgson bu geziyi kendisinin "Russian Journal" (Rusya Günlüğü) olarak adlandırdığı yazılarında tariflemiş ve günlüğün ilk ticari baskısı 1935 yılında yayımlanmıştır. Rusya'ya gidiş ve dönüşü sırasında Dodgson Belçika, Almanya, Fransa ve Polonya'nın da bir kısmını g&oum

Yazar istatistikleri

  • 82 okur beğendi.
  • 2.079 okur okudu.
  • 20 okur okuyor.
  • 471 okur okuyacak.
  • 8 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları