Leyla İpekçi

Leyla İpekçi

Yazar
7.0/10
56 Kişi
·
186
Okunma
·
37
Beğeni
·
2457
Gösterim
Adı:
Leyla İpekçi
Unvan:
Türk Gazeteci, Senarist ve Yazar.
Doğum:
İstanbul, 1966
Leyla İpekçi, (13 Ekim 1966, İstanbul) Türk gazeteci, senarist ve yazar.
Abdi İpekçi'nin yeğeni olan Leyla İpekçi, Saint Michel Fransız Lisesi'ni bitirdikten sonra Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nü tamamlamıştır. 1999 haziran ayında yönetmen Semih Kaplanoğlu ile evlenmiştir.

1985-86'da Kadınca (Gelişim yayınları), 1988'de Dönemli Yayıncılık, 1989-90'da Adam (Güneş Yayınları) aylık dergilerinde, 1991'de Aktüel, 1992'de Tempo haftalık dergilerinde muhabirlik yapmıştır. 1993'te Rapsodi dergisinde yazı işleri müdürlüğü, 1994-95'te Aktüel dergisinde editörlük ve 1995'te Esqurie dergisinde genel yayın yönetmenliği görevlerinde bulunmuştur.
1995'te Yeni Yüzyıl, 1996'da Hürriyet gazetelerinde pazar söyleşileri yapmıştır. Yazı işleri müdürlüğü yaptığı Gazetepazar'da yazılar da yayımlamıştır . 2006 yılı başlarına kadar Radikal gazetesi için yazılar kaleme alan İpekçi, daha sonra 2,5 yıl kadar Zaman gazetesinde köşe yazarlığı yapmış, ardından Haziran 2008'de Taraf gazetesine transfer olmuştur. Taraf gazetesinde 3 yıl kadar Saatler adlı köşesinde yazılarını sürdüren yazar, Temmuz 2011'den itibaren köşe yazılarını tekrar Zaman gazetesi için kaleme almaya başlamıştır
Akşam gazetesinde köşe yazarı Oray Eğin'in 26 Haziran 2008 tarihli yazısında "Gülen bağlantılı bursla Amerika’da eğitim gördüğü" ifade edilen[8] Leyla İpekçi, bu haberi "Hayatımda Amerika'ya ayak basmış değilim. Bu tür haberleri oldukça yakışıksız ve çirkin buluyorum." şeklinde yalanlayarak yasal haklarını arayacağını belirtmiştir.[9] 3 Nisan 2009'da Taraf'ta yayımlanan "Yeni CHP’nin önündeki en büyük engel" adlı yazısından[10] dolayı Basın Konseyi'ne yapılan hakkındaki şikayet yersiz bulunmuştur.
Yazar 2012'de inançları gereği başını örtmeye başlamıştır
"...Allah'ı görür gibi ibadet etmek, O'nu (cc) görür gibi yaşamak; O'nun bizi görmek istediği gibi olma arzumuzdur.Böylelikle insan 'kendi' olmaya, kendi kemaline kavuşmaya başlar giderek..."
Leyla İpekçi
Sayfa 23 - h yayınları
Doğum yerimi sorduklarında; maşukun gönlü diyeceğim bir gün.
Ne iş yaparsınız dediklerinde; gönülde dokunurum diyeceğim bir gün.
"...Bunca hız ve değişimin ortasında, birbirimize ve her şeye mutlakmış gibi bakmak nasıl da büyük bir zulüm..."
Leyla İpekçi
Sayfa 14 - Timaş Yayınları
...Ona diyorum ki; "insan ancak yanında sırtını dayayacak biri bulduğunda dayanmaya ne çok ihtiyacı olduğunu düşünüyor."
Leyla İpekçi
Milliyet Yayınları(Epub)
144 syf.
·Puan vermedi
🥀
Şu benzetmeyi ilk duyduğumda hoşuma gitmişti:
"Her çocuğun içinde, sevgi ile doldurulmayı bekleyen bir 'duygu deposu' vardır. Bir çocuk gerçekten sevildiğini hissederse, normal olarak gelişecektir. Fakat sevgi deposu boş olduğu zaman, çocuk yanlış davranışlarda bulunacaktır. Çocukların yaramazlıklarının çoğuna boş bir "sevgi deposu "nün özlemleri yol açar."diyor beş sevgi dilinin yazarı.

Ne kadar çok zikrediyoruz " sevgi"yi. Her defasında hadi bu sefer ondan bahsetmeden bir cümle kurayım diyorum ama ne mümkün.

Maya..
Sevgisizlik ürünü bir evlat.Çocuklukluğunda hırçın, asi, sürekli problem çıkaran bir yapıda. Bu hali belki evlenince azalır mı diye düşünürken durum hiçte öyle olmuyor.Sürekli çarpık ilişkilerle yuvarlanıp dururken birden sevdiğini düşündüğü bir Tan çıkıyor karşısına.
Ve evleniyor.
Evliliği de hep bir muamma içinde ruhi sancılarla sürerken bir noktada tıkanıyor. Tıkanıklığın sebebi yine geçmişinden süre gelen sevgisizlik yarası.Gözünü kırpmadan öldürdüğü babası.
Ebeynlerinden sevgi görmeyen onlarla gönül bağı kurumayan Maya her ikisindende nefret ediyor.
Ne annesinin vefatına üzülüyor ne de babasını öldürüp evliliğini bitirmesine.

İlk romanı Maya ile Leyla İpekçi ailenin ehemmiyetini, anne babadan zuhur eden sevginin derecesine göre çocukların toplum içindeki duruşunu inceden ince anlatmış.
Ya her an patlamaya hazır bir bomba ya da huzurun resmi olabilecek ve huzur verecek bir kalbe dönüştüğünü tatlı bir üslupla kaleme almış.

Hülasa,
Anne ve babayı bir toprağa benzetiyorum. Eğer ebeveynler maddi manevi ilimle, sevgi ahlakıyla donanmışsa onlardan zuhur eden çocuk bereketli bir topraktan neşvü nema bulan çiçeğe benzer.

Ailesinden yeterli ölçüde sevgi göremeyen çiftlerinde evlilikleri bozulması elzem.Ailenin nasıl bir lütuf olduğunu bilemeyen elbette onu rahatça bozabilecek imtiyazı bulabicak kendinde

Mühim olan Allah için sevmek. Ancak böyle bir sevgi zorluklara kol kanat germeyi, çaba göstermeyi kullanılmışlık olarak görmekten uzak bir bakış açısına sahip olur.

Zira kainatın yaradılış sırrı bu değil mi!

"Muhabbetten hasıl oldu Muhammed,
Muhammedsiz muhabbetten ne hasıl"

Muradımdır,
muhabbetle yuva sıcaklığının güzelliğinde aleme güzellik saçan Muhammed ümmetine layık büyüsün bütün çocuklar...
239 syf.
·10/10
Leyla İpekçi’den ilk bir kitap okudum. Zaman zaman gazetelerden köşe yazılarını okusam da derli toplu bir kitabını okumamıştım. Aslında birkaç kitabını da almadım değil. Ateş ve Bahçe ve Şehrim Aşk kitapları kütüphanemde okunma sırasını beklerken gördüm ki Güzelin 1001 Yüzü kitabı çıkmış. Hemen aldım ve onu okuma sırasının başlarına koydum. İsmini cazibeli buldum belki ondandı diğerlerinden öne almam. Kitabın kapağını çevirir çevirmez “Sevgi ve bilgiyle varlığın kalbine…” sloganıyla karşılanıyorum. Sevgiyle ve ilgiyle Güzel’in evine hoş geldin dercesine. Hoşbulduk dedim tüm içtenliğimle.

Ne mi anlatılıyor kitapta? Güzel’in 1001 Yüzü’nü hangi birimlerle ölçebileceğimizi anlatıyor. ‘Tevhid sanatı’nı çağrıştıran üslubun ‘nasıl’ları üzerinde yoğunlaşsa da, sanata olduğu kadar hayata da göndermeler yapıyor. Tevhit sanatçısının sanatını icra ederken hangi incelikleri gözetmesi gerektiğini anlatıyor. “Allah’ın isimleri gibi kelimeleri de sayısız. Fakat büsbütün ölçüsüz, hudutsuz bırakılmış değiliz çok şükür. O’nun (cc) istediği gibi biri olmaya çabalamanın bizi sanatta da hayatta da güzelleştirdiğine inanıyorum. Bunun ancak aşk ile gerçekleşebildiğini düşünüyorum.”

“Hz. Peygamber ashabıyla beraber yürürken yol kenarında bir köpek ölüsüne denk gelir. Sahabelerden bazıları manzara karşısında “Bu leş ne kadar da pis kokuyor.” demekten kendilerini alamazlar. Bu durum karşısında Allah Resulü’nün tavrı ise hayli farklı olur: ‘Köpeğin ne güzel dişleri var!’ İşte Peygamberimizin bu bakışı tevhit sanatçısının mihenk taşıdır.” Leyla İpekçi Güzel’i güzel anlatmış. Her ne kadar etrafımızda bir o kadar kötülük kol gezse de, biz ana dil olarak Güzel’ceyi dinlemeyi çok seviyoruz. Çünkü Güzelce’de anlatılan Güzel, gerçek anlamda Güzel’dir ve tüm güzellikler de ona aittir. O güzeldir, güzeli sever. Güzel yaratır. Yaratılan güzellikleri bize sevdiren de O’dur. Madem O güzel söylüyor, biz de Güzel’i güzelce görmeli, hissetmeli ve de söylemeliyiz. Güzelleşmek ödevimizdir. Bu da ancak aşk ilen olacaktır. “Ruh güzele gider. Güzel’le uçar.“ der yazar. Bediüzzaman da “Güzel gören, güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır.” der.

“Sanatçı denilince marjinal, aşırı özerk, abartılı derecede ilginç, toplumdan kopuk, uçuk, itiraz eden, her şeye muhalif, aykırı ve tüm bunlara rağmen magazin için elverişli bir tip geliyor aklımıza” diyor Leyla İpekçi. Son zamanların sanatçısı işte tam da böyle bir şey. Ama her sanatçı böyle midir? Hayır. Günümüzde sanat eseri denilince de akla, serbest çağrışımla akla gelen her şeyin fütursuz özgürlükle (!) anlatıldığı eserler geliyor. Bu eserler de karakter tahlilleri, pskolojik açılımlar, dramatik unsurlar, insan tabiatının karanlık dehlizlerinde vuku bulan gerilimleri, bol aktivizm kokan tasarımlardır. “Kötülük, yalan, hırsızlık, ihanet insanın karanlık dehlizlerinde her daim mevcuttur, bunları niye saklayalım ki.” diyenler yüzünden her şey alenileşti. Alenileşmekle kalsa iyiydi. Meşrulaştı da. Gel de şimdi Bediüzzaman’ın “Batıl şeyleri iyice tasvir safi zihinleri idlaldir.” sözünü hatırlama. Yazarımız bu tarz sanat eserlerinden değil daha çok “İnsan karanlığının izdüşümlerini, sonuna dek ölçüsüzce açan değil; katmanlı bırakan, örterek dolayımlarla işaret eden eserleri icra edenlerin sanatından feyz alıyor.”

Leyla İpekçi “Hepimiz kendi dünyamızın sanatçısıyız. Sanat eserinin ‘canlı’ olduğuna ve eserinin sanatçıya şahitlik ettiğine inanan biri olarak, bugün fazlasıyla içine kaçmış ‘dünyanın ruhu’nu ancak ‘güzel’ sanatla diriltebileceğimize ve ‘güzel’in ana dili yaygınlaştıkça bu külli ruhtan payımıza düşen nurla hep birlikte güzelleşeceğimize inanıyorum.” diyor.

Kitap on üç ayrı bölümden oluşmuş. Sevgili’nin Harfleri, Gerçek ile Kurgu Arasında, Kötü karakter, Şüphe, Trajedi, Tıpkı ve Sanki, Korku, cennet Evi, Unutma Biçimleri, Öfke, Var ile Yok Arasında, Ruh hali, Kendi Medinesi’ne Varmak. Yine her başlığın altında da alt başlıklar oluşturulmuş.

Şu anki kapitalist sistemin çarkları arasında ezilip kalan insan, kavuşmayı değil sahip olmayı arzuluyor. Vermenin değil almanın peşinde. Fethetmekten yana değil, işgalden yana. Adalette gözü yok, tahakküm etmek istiyor. Fark etmek şöyle dursun fark edilmek istiyor. Tanımıyor ama tanımlıyor. Her şeyi maddede arıyor. “Her şeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir. Göz ise maneviyatta kördür.” diyor Bediüzzaman.

Portekizli film yönetmeni Victor Erice’nin ödüllü filmi Ayva Ağacı Güneşi’ndaki ayva ağacını resmini yapmaya çalışan ressamın hikâyesini mutlaka okumalısınız. En azından ben okuduğumda ânımın niye ânıma uymadığını çok iyi öğrendim. Daha önce tefekküren yazdığım birçok şeye delil bulmaktan ötürü de sevindim.

Bir de Gecenin tebessümü yazısını okumanızı dilerim. “Gecenin sessizliğinde bir tebessüm gibi görünür ay ve yıldızlar.” diye başlar. “O koyu sonsuzluğa daldığımda, gökyüzüne bakmanın kalplerdeki vesveseyi, üzüntü ve kederi azaltışını, Allah’ı hatırlatışını, hasretlilere teselli verişini, sevenlere arkadaş oluşunu, ellerini semaya açanlara ‘yuva’ oluşunu düşünmeye başlıyorum.” diye devam ediyor.

İşte kitaptan altını çizdiğim satırlar:

Sevmeniz, sevildiğinize delalet; övmeniz övüldüğünüze delalettir.
*
Asıl gaye ‘âlemlere rahmet olarak’ gönderilmiş En Sevgili’nin ‘aramızda olmasına’ kalbi nurlandırmasına Kur’an dilinde şahit olmaktır. Zira Allah bütün şeyleri Onun ‘vesile’siyle yaratır ve Onunla tamamlar.
*
İlahi niteliğinden dolayı, onu özlediğiniz sürece diri kalır karşınızda. Sizinle konuşur, size bakar Kâbe. Onun görüntüsüne bakmak, insanda vedasız bir kavuşma arzusuna tekabül eder.
*
Güzel olan sevilendir. Âşık olmadan iyi sevgili olunamayacağı gibi, güzelleşmek de mümkün değil.
*
Bizler en güzel halimizle ancak bir akis, yansımayız. Kendimizde tecelli eden ‘ilâhî isimleri’ bildikçe, nefsimizin perdelikleri kalkmaya başlıyor ve aslımızı (Rabbimizi) ‘kesintisiz’ bilmeye başlıyoruz.
*
Haklı olanın vicdanı affedici olmaya, alttan almaya, karşısındakinin hatasını örtmeye, idare etmeye, suskunluğa daha eğilimlidir. Oysa biz haksızmışız gibi bağıra çağıra, haklılığımızın altını çize çize, göze soka soka kanıtlamaya çalışıyoruz. Haddi aştıkça, hudutları da çiğniyoruz. Hayatın ince ruhu içeri kaçıyor.
*
Bağ varsa hayret var. Hayret varsa hayranlık var. Hayret ve hayranlık varsa, ölüm korkusu dağılacaktır.
*
Ev eğer cennet kılınıyorsa, gönle sevgi yerleşmiş demektir. Sevdiğinin yüzünü gördükçe, yeryüzü bir mescit olacak.
*
Gönülsüz itaat, sevgisiz vücuda getirilen bir eser gibidir, muhatabına ulaşmaz. Güzelleştiremez. Aşka düşmeden icra edilen eser, sanatseverin ruhunu uçurmaz. Ruhları ‘bir’leyemez.
239 syf.
·7 günde·Beğendi·8/10
Leyla İpekçi,”Güzelin 1001 Yüzü”nde bir tevhid sanatçısı olarak kendinden kalan izleri takip ederek kendine ulaşmaya çalışırken biz okurlarını da peşinden sürüklüyor.”Güzel,güzel ifade edilmeli ki güzelliğini gösterebilsin” gibi bir düşüncesi olmalı ki açık bir anlatım, sade bir dilden taviz vermemiş, ağdalı cümlelerden kaçınmış.Her bir konu başlığını 2-3 sayfada bir bütünsellik içerisinde işlemesi okuyucuya da rahat okuma imkanı veriyor.Nerede kaldım ne anlatıyordu derdi yaşamıyorsunuz.Güzel tespitlerin, doyurucu yorumların yer aldığı eserinde nefs-i emmare sanatçısının güzel anlayışı ile tevhid sanatçısının güzel anlayışını karşılaştırarak insanı ve rabbini, varlığı,yokluğu,hiçliği,eşyayı,hakikatı,anı,andaki sonsuzluğu...kısacası Güzel ile irtibatlandırdığı her şeyi açıklamaya çalışmış.Böylece Güzel’in evrensel boyutlarını tespit etmek istemiş.Güzel algımızı değiştirecek,etik ve estetik anlayışımıza etki edecek,güzeli daha güzel görmemize imkan sağlayacak çok hoş ve naif bir kitap.Leyla Hanım’ın kalemine sağlık.Güzelliğe ve kendine hasret modern insanın mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum.Kendisiyle arasındaki mesafenin kapanmasını isteyen herkese tavsiye ederim.İyi okumalar...
240 syf.
·11 günde·Beğendi·7/10
Gecenin İkinci Rüyası, Leyla İpekçi’nin okuduğum ikinci kitabı.Çok kültürlü ortamlara liseden itibaren alışık olan,dünya ölçeğinde ve ülke içerisinde; birçok önemli şehri gezme,görme, inceleme fırsatı bulmuş yazarımızın her cümlesinde bulunduğu zamana ve ortama hakim olduğunu görüyoruz. Sosyoloji mezunu olması dış dünyayı iyi gözlemlemesine, tasavvufla ilgilenmesinin de iç dünyasını zenginleştirmesine katkı sağladığını yaptığı hayata,insana, sanata,yaşama, politikaya,kültüre... dair tahlillerinde karşımıza çıkıyor.Ayrıca betimlemelerini de başarılı buldum.Bazen yazarın susup şehrin konuştuğunu düşündüm. Aktarımdaki bu başarısını, yazarın kendisine yakın olmasına bağlıyorum. Ve bir de çok okumasına. Ben genel olarak keyifle okudum diyebilirim. İç ve dış dünyanıza olumlu yansıyacağını düşündüğüm bu eseri hayata dair okumalar yapmayı ve gezi yazılarını seven bütün kitapseverlere tavsiye edebilirim. İyi okumalar...
248 syf.
·17 günde·Beğendi·8/10
Öncelikle şunu dile getirmek isterim. Kitabı okumak için sadece 4 günüm oldu. Kitabı uzun sürede bitirmiş olmam kitap hakkında olumsuz seyler düşünmenize neden olsun istemem. :)
Kitabı alırken İlk başta aşk ile ilgili olduğunu düşündüm. Daha sonra herhangi bir sayfayi açtım. Din ile ilgili sözler vardı. Bu seferde dini bir kitap olduğunu düşünmeye başladım. Kitabı okumaya baslarken de tahminlerimde yanildigimi gördüm. Yazar yaşanan olaylar hakkında eleştiriler yapip, sorular sormuş . Siyasi bir kitap . Okurken farkında olmadan ben de elestiriler yapmaya başladım. Yazarın üzerinde durduğu bazı konular çok hoşuma gitti. Kitap hakkında daha çok fikir sahibi olursunuz diye sizlere birkaç alıntıyı paylaşmak istiyorum.
'Kazanmayı bilmeyen; hayatlarında ilgi olarak yalnızca dayak, anlayış yerine de hakaret gören, yoksul ve yoksun çocukların 'kayıp çoğunluğu' oluşturduğu bir ülkede yaşıyoruz. Şanslı azınlık oluşturan 'öteki'çocuklar ise tam tersine kaybetmeye bilmiyor. Alacalı bulacalı bir tüketim dünyasına doğan çocukların anne babaları da başarının tanımını rekabet olarak yapıldığı bir kuşağın gençleri.'

"Kazanmayı bilmeyen; hayatlarında ilgi olarak yalnızca dayak, anlayış yerine de hakaret gören, yoksul ve yoksun çocukların 'kayıp çoğunluğu' oluşturduğu bir ülkede yaşıyoruz. Şanslı azınlık oluşturan 'öteki'çocuklar ise tam tersine kaybetmeye bilmiyor. Alacalı bulacalı bir tüketim dünyasına doğan çocukların anne babaları da başarının tanımını rekabet olarak yapıldığı bir kuşağın gençleri."
"Müslüman halkların dini hassasiyetlerini birer yem gibi ortaya sürmenin, medeniyetler çatışmasını biraz daha gerçek kılmaktan başka nasıl bir yararı dokunuyor sizce? Hele bu tartışmaların bir parçası olarak bazı ayetler üzerinden Kur'an'ın veya sünnetin kadınların dövülmesini teşvik ettiği iddialarının yükselmesi karşısında ne hissediyorsunuz? "
" İnsanın sorası geliyor ister istemez. Peki öğrenciler arasındaki öldüren şiddet veya üçüncü dünya ülkelerinde çocuk işçilerin uluslararası şirketler tarafından üç kuruşa sömürülmesi gibi 'ciddi' konular hangi sınıfın ilgi alanına girecek ? Görünen ve görünmeyen şiddet, hep başkalarının çocuğunu mu vurmayı sürdürecek ?Kahkahalar eşliğinde?"
256 syf.
·6 günde·8/10
Bu romanda hem şehirleri ziyaret ediyor, hemde nefisten ruha yolculuk yapıyorsunuz. Kutsal bölgelere Mekke Medine Kudüs şehirlerine gideceklerin, gitme iştiyakı duyanların gitmeden okuması gerektiğine inandığım bir kitap. Yudum yudum, sindire sindire okudum, beğendim bir kaç arkadaşa tavsiye ettim.
272 syf.
·Puan vermedi
Leyla İpekçi'ye ve eşine bize bu denli muhteşem eserler bıraktığı için çok teşekkür ediyoruz.. Kesinlikle ama kesinlikle okuyunMekke,Medine, ve Kudüs'e , Mescid-Haram'a, Mescid-i Nebevi'ye ve Mescid-i Aksa'ya yapacağınız eşsiz bir yolculuk..
256 syf.
·33 günde·Puan vermedi
Değişik üslubu ve edebi değeri eseri okunmaya değer kılıyor. Dikkatli ve odaklanarak okumak gerektiğini düşünüyorum.Bir bulmaca parçası gibi bölümleri geçtikte mana tam oluyor. Yazara teşekkür ederim.
344 syf.
Deneme türüne yakın roman denilebilir. Başlarda nasıl bitireceğim diye düşünürken, ilerleyen bölümlerde beni kendine çekmeyi başardı. Belgesel tadında olmasının yanı sıra , yazarın samimi düşünceleri ve özel hikayesiyle harmanlanmış olması kitabı benim için çok özel yapıyor. Son bölümleri keşke bitmese diyerek okudum. Kesinlikle tavsiye ediyorum.
252 syf.
·291 günde·Puan vermedi
Oldukça güzel, bakış açıma bir şeyler kattığını düşündüğüm bir kitap.Yer yer sıkmış olsa da, bu tarz eserler okurken zevk veriyor burası bir gerçek...

Yazarın biyografisi

Adı:
Leyla İpekçi
Unvan:
Türk Gazeteci, Senarist ve Yazar.
Doğum:
İstanbul, 1966
Leyla İpekçi, (13 Ekim 1966, İstanbul) Türk gazeteci, senarist ve yazar.
Abdi İpekçi'nin yeğeni olan Leyla İpekçi, Saint Michel Fransız Lisesi'ni bitirdikten sonra Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nü tamamlamıştır. 1999 haziran ayında yönetmen Semih Kaplanoğlu ile evlenmiştir.

1985-86'da Kadınca (Gelişim yayınları), 1988'de Dönemli Yayıncılık, 1989-90'da Adam (Güneş Yayınları) aylık dergilerinde, 1991'de Aktüel, 1992'de Tempo haftalık dergilerinde muhabirlik yapmıştır. 1993'te Rapsodi dergisinde yazı işleri müdürlüğü, 1994-95'te Aktüel dergisinde editörlük ve 1995'te Esqurie dergisinde genel yayın yönetmenliği görevlerinde bulunmuştur.
1995'te Yeni Yüzyıl, 1996'da Hürriyet gazetelerinde pazar söyleşileri yapmıştır. Yazı işleri müdürlüğü yaptığı Gazetepazar'da yazılar da yayımlamıştır . 2006 yılı başlarına kadar Radikal gazetesi için yazılar kaleme alan İpekçi, daha sonra 2,5 yıl kadar Zaman gazetesinde köşe yazarlığı yapmış, ardından Haziran 2008'de Taraf gazetesine transfer olmuştur. Taraf gazetesinde 3 yıl kadar Saatler adlı köşesinde yazılarını sürdüren yazar, Temmuz 2011'den itibaren köşe yazılarını tekrar Zaman gazetesi için kaleme almaya başlamıştır
Akşam gazetesinde köşe yazarı Oray Eğin'in 26 Haziran 2008 tarihli yazısında "Gülen bağlantılı bursla Amerika’da eğitim gördüğü" ifade edilen[8] Leyla İpekçi, bu haberi "Hayatımda Amerika'ya ayak basmış değilim. Bu tür haberleri oldukça yakışıksız ve çirkin buluyorum." şeklinde yalanlayarak yasal haklarını arayacağını belirtmiştir.[9] 3 Nisan 2009'da Taraf'ta yayımlanan "Yeni CHP’nin önündeki en büyük engel" adlı yazısından[10] dolayı Basın Konseyi'ne yapılan hakkındaki şikayet yersiz bulunmuştur.
Yazar 2012'de inançları gereği başını örtmeye başlamıştır

Yazar istatistikleri

  • 37 okur beğendi.
  • 186 okur okudu.
  • 10 okur okuyor.
  • 94 okur okuyacak.
  • 10 okur yarım bıraktı.