Lu Hsun

Lu Hsun

6.5/10
2 Kişi
·
3
Okunma
·
1
Beğeni
·
634
Gösterim
Adı:
Lu Hsun
Tam adı:
Zhou Zhangshou
Unvan:
Çinli Yazar, Şair, Eleştirmen ve Çevirmen
Doğum:
25 Eylül 1881
Ölüm:
19 Ekim 1936
Zhou Zhangshou adıyla doğmuş olup, daha sonra Zhou Shuren adını kullanmaya başlamış ve yazılarında da Lu Sin takma adını kullanmıştır. Adı Türkçede Lu Sin'in yanı sıra Lu Sun ve Lu Şün olarak da kullanılır.

Yapıtları, antiemperyalist 4 Mayıs Hareketi'ne önemli etkilerde bulunmuş; Mao, Lu Sin'in çalışmalarına ömür boyu hayranlık duyduğunu belirtmiştir. Sol görüşe yakın olan Lu Sin, Çin Komünist Partisi'ne ise hiçbir zaman üye olmamıştır.

1936 yılında ince hastalığa yakalanan ve kötü geçen tedavi sürecinin ardından 40'lı kilolara kadar düşen Lu Sin, 19 Ekim 1936 günü 5:11'de eşi tarafından ölü bulunmuştur. Şangay'da bir anıt mezara gömülmüş, daha sonra adı bu anıt mezarın bulunduğu parka verilmiştir.
"Ama"nın ne denli korkunç bir kelime olduğunu bilmezdi. "Ama" sayesinde birçok kötü şey iyiye, birçok iyi şeyse kötüye dönüşebilir.
Sonradan anladım ki eğer fikirlerin onaylanıyorsa bu seni cesaretlendirir, yok eğer onlara karşı çıkılıyorsa bu seni hırslandırır; asıl trajedi insanlara anlattıklarının hiçbir
tepki görmemesidir, sanki bir çölün ortasında çaresizce boşluğa konuşuyormuş gibi ne bir olur ne de bir karşı koyuş ...
"...ben de kendimi yaşamaya layık görmüyorum. Bana kalırsa diğer insanların da layık olduğu söylenemez. Ölümümü isteyenlere inat yaşama arzumu sürdürüyorum. Adam gibi yaşamamı isteyen kişi de aramız­dan ayrıldığına göre ölümüm kimseyi incitmeyecektir. Onun gibileri incitmeyi asla istemem. Neyse ki artık öyle biri yok, yok! Oh, ne rahat! Harika! Eskiden iğrendiğim, karşı çıktığım şeyleri şimdi kendi rızamla ya­pıyorum. Tüm inançlarımdan vazgeçiyorum. Bu sefer gerçekten yenildim fakat zafer benim."

Yaban
Karanlıkta, kocaman adımlarla şehre doğru ilerli­yor, boğuk sesiyle şöyle mırıldanıyordu:

Duyun hey, duyun duyurun!
Kılıç aşığı bir adam,
Aşkı için ölmeyi bir onur sayan.
Yalnız ölen çoktur elbet,
Fakat artık yalnız değildirler
Kılıç uğruna ölenler.
İlle de kılıç, ille de kılıç diyerek
İki adam bile bile ölüme gittiler.

Kılıcın İntikamı
Ofisteyken kafese sıkışmış vahşi bir kuş gibi yaşıyordum. Sadece hayatta kalmasına yetecek kadar yem konuluyordu önüne, palazlanmasına imkan yoktu. Zamanla kanatlarını kullanamaz hale gelecekti bu kuş, kafesin dışına çıkarılsa bile uçama­yacaktı. Neyse ki ben artık dışındaydım bu kafesin. Henüz kanatlarımı çırpabiliyorken, çok geç olmadan tekrar süzülmeliydim gökyüzünde.
"Gençliğimde arıları ve sinekleri izlemeye bayılırdım. Ürktükleri anda terk ederlerdi bulundukları yeri. Fakat birkaç tur gezdikten sonra tekrar gelir aynı yere konarlardı. Yaptıklarını aptal­ca bulur, hatta acırdım onlara. Benim de onlar gibi birkaç tur attıktan sonra aynı yere geleceğim aklımın ucundan bile geçmezdi. Hele ki senin de buralara tek­rar döneceğin ... Sahi, neden biraz daha uzaklara git­medin?
"Cevap vermesi zor. Sanırım ben de hep aynı da­ire etrafında döndüm durdum. Aynı acı gülümseme beni de tuttu. "Peki ya sen ne diye geri döndün?"
"Bir hiç uğruna."
Bir tek kulaklarım hassasiyetini kaybetmemişti, dı­şarıdan gelen ayak seslerini duyabiliyordum. Zijun'un ayak sesleri bir başkaydı, adımları yaklaştıkça kalbim yerinden fırlayacakmış gibi hissediyordum. Bez ayak­kabılar giyen kapıcının oğlundan nefret ediyordum, ayak sesleri Zijun'unkilere hiç benzemiyordu. Kadın gibi yüzüne krem süren ve çoğu zaman deri ayakkabı giyen yandaki adamdan da nefret ediyordum, çünkü ayak sesleri Zijun'unkilere fazla benziyordu.
Merasim aynı şaşkınlık ve hoşnutsuzluk havasın­da son buldu. Herkes bir an önce oradan ayrılmanın derdindeydi. Wei ise düşüncelere dalmış bir halde hasırın üzerinde oturuyordu hala. Birden gözyaşları süzüldü gözlerinden. Sonraysa acı acı feryat etmeye başladı. Sesi tıpkı bir gece yarısı kırda yaralı düşmüş, kızgın, acı ve ıstırap içindeki bir kurdun uluması gibiy­di. Geleneklerin gerektirdiği bir şey değildi böylesine ağlamak. Orada bekleyenler hayrete düşmüş bir vaziyette aval aval bakıyorlardı. Biraz tereddüt ettikten sonra birkaç kişi yanına gidip onu yatıştırmaya çalıştı. Daha sonra diğerleri de birer birer onlara katıldılar, biraz sonra etrafında koca bir kalabalık oluşmuştu. Wei ise demir bir heykel gibi hareketsiz bir şekilde ağıt yakmaya devam ediyordu.

Yaban
"O an nasıl olduysa, büyükannemin hayatı film şeridi gibi gözle­rimin önünden geçti. Kendi yalnızlığını yaratmış ve bundan acı bir zevk almıştı. Onun gibi birçok insa­nın olduğunu biliyordum. Aynı zamanda onlar için de ağlıyordum. Kim bilir, belki de fazla duygusaldım o gün . . .
Şimdi senin bana verdiğin öğütleri ben de büyü­kanneme verirdim. Aslına bakarsan haksızdım. Hisle­rimin etkisiyle zamanla ondan soğumuştum ... "
Duraksadı, sigarasını parmakları arasında çevirip duruyor, başını eğip düşüncelere dalıyordu. Lamba­nın alevi tekrar titreşmeye başlamıştı.
"Ardından kimsenin ağlamayacağı bir hayatı sür­dürmek zor," dedi. Sanki kendine sesleniyordu.

Yaban
" ... Kişi ancak hissettiği gibi yazmalı: Böyle bir eser sonsuz bir aydınlıktan ışık yayan güneş gibidir. Bir demir veya taşa seken çakmaktaşının kıvılcımına benzemez. İşte gerçek sanat budur. Böyle bir yazarsa gerçek bir sanatkardır. Bana gelince ... Peki, bana ne demeli?"
Çin Edebiyatına Mo Yan ile giriş yapmak istemediğim için alıp okudum ve kesinlikle şunu söyleyebilirim ki bu kitabın içindeki öyküleri okumak çok zevkliydi. Sebepsizce Çin Edebiyatından bir kitabın okunmasının zor olduğunu düşünüyordum fakat bu kitabın içindeki hikayelerin hem okuması kolaydı hem de bu hikayeleri okuması zevkliydi. Çin Edebiyatını merak eden herkese tavsiye ederim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Lu Hsun
Tam adı:
Zhou Zhangshou
Unvan:
Çinli Yazar, Şair, Eleştirmen ve Çevirmen
Doğum:
25 Eylül 1881
Ölüm:
19 Ekim 1936
Zhou Zhangshou adıyla doğmuş olup, daha sonra Zhou Shuren adını kullanmaya başlamış ve yazılarında da Lu Sin takma adını kullanmıştır. Adı Türkçede Lu Sin'in yanı sıra Lu Sun ve Lu Şün olarak da kullanılır.

Yapıtları, antiemperyalist 4 Mayıs Hareketi'ne önemli etkilerde bulunmuş; Mao, Lu Sin'in çalışmalarına ömür boyu hayranlık duyduğunu belirtmiştir. Sol görüşe yakın olan Lu Sin, Çin Komünist Partisi'ne ise hiçbir zaman üye olmamıştır.

1936 yılında ince hastalığa yakalanan ve kötü geçen tedavi sürecinin ardından 40'lı kilolara kadar düşen Lu Sin, 19 Ekim 1936 günü 5:11'de eşi tarafından ölü bulunmuştur. Şangay'da bir anıt mezara gömülmüş, daha sonra adı bu anıt mezarın bulunduğu parka verilmiştir.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 3 okur okudu.
  • 7 okur okuyacak.