M. Ertuğrul Düzdağ

M. Ertuğrul Düzdağ

YazarDerleyenÇevirmen
9.4/10
100 Kişi
·
338
Okunma
·
22
Beğeni
·
1.480
Gösterim
Adı:
M. Ertuğrul Düzdağ
Unvan:
Yazar
Doğum:
Bursa, 20 Kasım 1941
20 Kasım 1941 tarihinde Bursa'da doğdu. Baba tarafı, 93 (1877) Rus Harbi sırasında Lofça'dan ve Lofça'nın Düzdağ yaylasından gelen, ana tarafı Yenişehir'in yerlisi olan bir ailenin çocuğudur. İlkokulu Yenişehir ve Bursa'da okudu. Haydarpaşa Lisesi'ne yatılı olarak devam etti (1953-59). İstanbul Edebiyat Fakültesi'nin Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi (1965). Lisenin birinci sınıfından sonraki yıllarda, o sene edebiyat dersine gelen - Medine kadısı Halim Efendi'nin oğlu, Mehmed Âkif Ersoy'un talebesi, Birinci Millet Meclisi zabıt kâtibi ve MÜ İlâhiyat Fakültesi Tasavvuf ve İrşad dersleri hocası - Muallim Mâhir İz Bey'in (1895-1974) sohbetlerine devam etti; hizmetinde bulundu. Bu sayede müslümanca düşünmeye ve yaşamaya başladı. Fakülte yıllarında haftalık Yeni İstiklâl gazetesi ile basın hayatına girdi (1960). Şûle dergisinin neşrinde çalıştı ve yazdı (1962). İlim Yayma Cemiyeti'nin "İmam-Hatip Okulu'nu bitirme imtihanlarına dışarıdan girecek olan din adamları için" açtığı kurslarda Türkçe dersi verdi. Milliyetçiler Derneği ile Milli Türk Talebe Birliği'nin faaliyetlerine, Risâle-i Nur hizmetine, zamanın tanınmış ilim ve fikir adamlarının sohbetlerine devam etti; her çeşit İslâmî fikrî çalışmalara katıldı. İki yıllık yedek subaylık hizmetinden sonra Mâhir İz Bey'in kurucu müdürlüğünü yaptığı - Özel Fatih Erkek Koleji'nin ilk yıllarında idareci ve öğretmen olarak çalıştı (1967-72). Mehmed Âkif Bey'in kızı Feride Hanım'ın Mâhir İz Bey'en rica etmesi ve onun da kendisini vazifelendirmesi üzerine, o sırada İnkılâb Kitabevi tarafından - tekel olarak - yayınlanmakta olan "Safahat" baskılarının tashihlerini yaptı. Bu vesile ile eser üzerindeki - hâlen devam etmekte bulunan - ilmî çalışmalarına da başlamış oldu. On arkadaşıyla birlikte, üniversite çevrelerine hitap edebilmek gâyesiyle - isim babası olduğu - "Enderun" sahhaf-evinin kuruluşunda bulundu. Ancak hiç bir şekilde ticarete girmek istemediği için, maddî ilişkisini kesti. Fakülte mezuniyet tezi olarak - Eski Türk Edebiyatı dersi hocası ve Türkiyat Enstitüsü müdürü Prof. Fâhir İz Bey'in arzusu üzerine - Şeyhülislâm Ebussuûd Efendi'nin fetvaları üzerinde, Kanunî devrindeki hayatı tesbit maksatlı, "sosyolojik" bir araştırma yapmıştı. Sonraki yıllarda da - Erzurum Edebiyat Fakültesi dekanı Prof. M. Kaya Bilgegil Bey'in yanına çağırması ve doktora yapmasını istemesi üzerine - yüksek lisans tezi olarak "Volkan" gazetesi üzerinde çalıştı. Fakülte yıllarında yaptığı ve hâlen sahalarında tek olan bu çalışmalarını, daha sonra genişleterek yayınladı. Ancak üniversitelerde başlayan sol anarşi yüzünden, fakülteye intisaptan vaz geçti.Yakın tarih sahadaki çalışmalarına özel olarak devam etti. Resmî vazife ihtimalinden sâlim kalınca, sakal bıraktı (1976). Haftalık Sebil gazetesinde yazarlık ve genel yayın müdürlüğü yaptı (1976-80). Kendi kitaplarını neşretmek için MED Yayınevi'ni kurduysa da, sekiz kitap çıkardıktan sonra kapadı (1978-82). Diyânet Vakfı İslâm Ansiklopedisi'nin (İSAM) kuruluşunda vazife alarak çalıştı (1983-84). Altınoluk dergisinin çıkarılmasına yardım etti (1986). MÜ İlâhiyat Fakültesi Vakfı içerisinde Mehmed Âkif Araştırmaları Merkezi'ni kurdu. Âkif Bey'in hayatını yazdı. Safahat'ın ilk defa olarak karşılaştırmalı ilmî neşrini ve halk baskılarını hazırladı. Bu çalışmaları, Mehmed Âkif Bey'in vefatının ellinci yılında Merkez ve Kültür Bakanlığı tarafından yayınlandı. MÜ İlâhiyat Fakültesi Vakfı camiinin altındaki Merkez'in salonunda l960'lı yıllarda Milliyetçiler Derneği'nde başladığı -Safahat Sohbetleri'ne devam etti (1986-89). Günlük Zaman gazetesinde iki yıl (1987-89) ve Millî Gazete'de iki ay kadar (1993) köşe yazarlığı yaptı. Bir ara Zaman'a "yakın tarih" dizileri verdi (1994). Hepsine taraftar ve yardımcı olmakla birlikte, herhangi bir cemaat veya harekete 'tam intisap' edemediği için, daima yalnız çalıştı. Fikrî istiklâlini elinde tutabilmek uğruna, önce büyüklerinden kalanları ve son olarak - elli yıldır seçip topladığı - kütüphanesini sattı. İSAM kütüphanesine yakın olabilmek için Ümraniye'ye taşındı (2006). Siyasete, ticarete ve memuriyete girmedi. Lübnan ile Ürdün'e (1971) ve Londra'ya (1978), İslamî hizmet maksatlı iki kısa seyahatte bulundu.1985'ten sonra Hacc'a ve Umre'ye gitti. 1967'deki evliliğinden - bugün hepsi kendi yuvasını kurmuş olan - altı çocuk sahibi oldu. Yazar, millî elifbenin ve güzel Türkçe'nin tahrip edilmesi yüzünden, geçmişinden kopmuş olan yeni nesilleri, ecdâdın yüksek ahlâk ve fikirleri ile buluşturmayı kendisi için bir vazife ve gâye olarak benimsemiş bulunmaktadır.1960'dan beri yazıları ve 1969'dan itibaren çeşitli yayınevlerinde kitapları yayınlanmakta olan yazar, yakın tarih ve dinî fikrî hayatımız üzerinde araştırmaya ve düşünmeye devam etmektedir.
"Evet gecelerimiz çok karardı oğlum. Fakat unutmayalım ki, çok kararan gecelerin gündüzleri yakın olur."
"Allah kimseyi imansızlığa düşürmesin. İşin başı, kökü, esası, ruhu ilan iman elden gitti mi; insanın aklı mantığı da gider. Her türlü bâtıl fikir onu böyle istilâ eder."
"Müslümanlar! İçine sürüklendiğimiz felâketler, maddî yoksulluktan değil, şuur eksiliğindendir..."
"Büyük ruhların, büyük ümitlerin, namütenahî emelleri vardır. Yüksek gayeleri temin için çalışırlar. Halbuki bedenler, toprağa bağlı olduğu için sınırlıdır, fânîdir. İlâhî âleme mensup olan ruhlar yorulma bilmezler; onların arzu ve emelleri yolunda, bedenler yorulur..."
"Ee doktor, bir kararda kalan ancak Allah'tır. O, bir kararda kalıyor, mahlûkat hep değişiyor..."
"Evlâdım, simalar gibi seslerde bir şua, bir parıltı var, gözle görülmeyen bir şua var. Ruhla duyulan, vicdanla sezilen bir râyiha, bir koku var. Bazı sesler, insana manevi tesir yapar."
okuduğum ilk hatırat, 4 ciltten oluşuyor henüz 1. olanı bitirdim. maneviyatı ve islamın sancısını bu kadar derinden hisseden aziz insanları onların yaşamlarını anlatıyor Ali Ulvi Kurucunun dilnden.
Evet ilk defa bir inceleme yazmanın heyecanı var şuan .
Arkadaşlar kitaplarla haşır neşir bir insanım elhamdülillah. Yalniz bu kitap çok farklı benim fiilen hayatıma çok fazla etki etti ,etmeye devam ediyorda. Bu kitapta hatıraları anlatılan üstad Ali Ulvi Hocamın ve ailesinin ve genel olarak tüm ülkemizin çektiği sıkıntılar müthiş derecede insanı etkiliyor.
Kitap Atalarımızın ne tür zorluklarla karşılaştığını islamı ve imani müdafaa adına nelerden vazgectiklerini ve bunca fedakarlık karşısında bizim ne yapmamız gerektiğinin mesajı çok güzel veriyor.
Israrla tavsiye ediyorum. Çünkü ben ne desem eserin yanında boş kalıyor.
"Peygamber-i Zîşan'ın şekline, şeytan giremez. Her gören, kendisinin ameli ve Peygamber'e intisabı nisbetinde görür. Görülen Resul-i Ekrem'dir. Onu amelinize göre görürsünüz."
Kurucu'nun Efendimiz aleyhissalatü vesselamı gördüğü rüyaları beni çok etkiledi. O'na intisabı nispetinde defalarca görmesi bizlere ibrettir.

İbret dolu, hikmet dolu yaşantıları görüyoruz biz bu kitaplar silsilesinde. Her hatıra bir iz bırakıyor okuyucuda. Bilhassa Kur'an'ın hayatlarındaki yeri, Allah aşkları,
Peygamber efendimiz aleyhissalatü vesselama sevdaları her hatırada görülüyor... Dünyaya öyle dalmışız ki böyle kitaplar kendimize gelmemizi sağlıyor aslında. "UYAN... ALLAH'I AN... PEYGAMBER'E BAĞLAN..." diyor bir nevi.

Ali Ulvi Kurucu, hatıralarıyla Kur'an'ın daha doğrusu dinî neşriyatın (sadece İslamî!) yasaklandığı dönemlere ışık tutuyor. Dayanamayıp memleketi terk eyleyen, Mekke-Medine'ye hicret eden pek çok şahsın yaşadıklarına şahid oluyoruz. Pek çok alimi okuyoruz her satırda... Hasanül Benna, Seyyid Kutub, Bediüzzaman Said Nursi, Mehmed Zâhid Kotku, Tahir Büyükkörükçü, Mehmed Akif Ersoy, Abdurrahman Gürses, Sadeddin Kaynak, Nureddin Topçu bunlardan yalnızca birkaçı...
"Doğrudan doğruya Kur'an'dan alıp ilhamı
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam'ı"

"Ne güzel bir kitap!" demeyeceğim. Onu güzel yapan Mehmed Akif'tir çünkü, Asım'dır. Bu kitabı okuyup Hak yol davası uğruna geçen kutlu bir hayatın yansımalarında " İstiklal Marşı'nı elbet ondan başkası yazamazdı." diyeceğiz. Paltosu olmadan kışı geçiren, İstiklal Marşı'nı yazdığı için verilen paraya el sürmeden bağışlayan bir şairi yâd edeceğiz.

O şair ki binbir emek, endişe ile Kur'an meali yazıp; dinde Türkçeleştirmeye gidildiği için yazdığı meal bu duruma alet edilir endişesiyle Mısır' da bir dosta emanet bırakan, kendisinin vefatıyla yakılmasını isteyecek kadar da özverili. Marşını armağan ettiği kendi vatanında gizlice takip edildiğinden muzdarip; sessiz sedasız yurdunu terk edip on bir yıl vatana cuda bir şair.
....

Akif' i anlatmaya bu kitap gibi onlarca kitabın sayfaları yetmezken ben burada hangi kelimeleri bir araya getirip de bir şeyler anlatabilirim. Okuyunuz efendim, okuyunuz ki yüreğiniz Akif gibi çarpsın. Hayalleriniz öteleri aşsın. Yeis bataklarından kurtarın kendinizi. Haykırın İslam'ın adını.
Kıymetli şair için..
Ruhuna El- Fatiha...
İlk kitapta, Üstad Ali Ulvi Kurucu’nun Konya'daki çocukluk yılları ve Kahire’deki ilim tahsilinin ilk yıllarından bahsedilmekte. Kuru bir hatıra kitabı değil bu, içerik o kadar zengin ki, insan bu eseri okuduktan sonra bazı şeyleri çok daha iyi anlıyor. 30’lu yılların Türkiye’si, Konya'daki değerli ilim ve irfan önderleri (Dedesi Hacı Veyis Efendi, Amcası Hacı Veyis-Zade Mustafa Efendi ve niceleri), aynı şekilde Kahire’den güzel insanlar (Yozgatlı İhsan Efendi, Ali Yakup Bey…) Üstad o kadar çok insanla tanışmış, onlardan o kadar güzel şeyler dinlemiş ki, büyük bir tarihi hazinedir bu kitap. Derleyip hazırlayanlardan Allah binlerce kez razı olsun. Üstada da gani gani rahmet eylesin…
Ali Ulvi Kurucu "Hatıralar"a babası, dedesi ve amcasını tanıtarak başlıyor. Bana çok tesir eden şahsiyetler olduklarını söyleyebilirim.. Dini yaşamak bu olsa gerek. Zamanın sahabisi olmak... Dünyadan geçmiş onlar. Pek çok sıkıntı yaşamışlar fakat akabinde yaptıkları şey imana sarılmak olmuş. Kendilerini değil hep başkasını düşünerek Müslüman kardeşliğini göstermişler. Ahlaken öyle ulvi bir yerdeler ki daima sevilen, sayılan, örnek alınan olmuşlar. Sahip çıkmışlar bizi biz yapan değerlere. Sahip çıkmışlar Kur'an'ımıza. Rabbim ebeden razı olsun o alimlerden; Konya'dan, Mekke'den, Kahire'den geçip iz bırakanlardan...
Ben daha çok kitapların gönlüme yer eden kısımlarıyla ilgileniyorum. Bu sebeple bazı hatıraların 3-4 kez tekrar etmesi benim için sorun teşkil etmedi. Böyle zengin içeriğin yanında kitabın tek eksiği de bu olsun ne mahzuru var?
Bu kitabı okulda bir yarışmaya katıldığım için okumuştum ve keyif veren bir eser.Ben aslında hatıra okumazdım genelde dedektif hikayeleri hoşuma giderdi.Herkesin okuması gerek.
Peygamberimizin hayatı hakkında fazlasıyla bilgi veren, güzel bir kitap. Normal olarak isimleri akılda tutamıyorsunuz ama bir çok bilgi ediniyorsunuz. En azından temel konuları herkes bilmeli..
Tarihte belki de hak ettiği kadri kıymeti göremeyen insanların en tepesinde yer alıyor İstiklal şairimiz.Onun küçüklüğüne de şahitlik ediyoruz ta o zaman doğru , dürüst ve imanlı bir sima.Aynı zamanda Arapça'nın yanında iyi derece Fransızca da bildiğini öğreniyoruz.Ve sporla haşır neşir.İyi bir güreşçi ve yüzücü imiş de.Boğaz'ı yüzerek geçmiş.Ailesine destek için en kolay iş bulabileceği yer olan Baytar Mektebi'ne kaydolur.Ve birincilikle bitirir.Ve çalışmaya başlar.Şiire olan merakı çoktan başlamıştır zaten.İsmet Hanım ile evlenir.İttihat ve Terakki'ye üye olur.Ama kendisinin aradığı kurtuluşun bu çıkarcı güruhta olamayacağını anlayıp bağını keser.Hatta ters düştüğü için işinden olur.Ve Sebilürreşad'da yazılar yazmaya başlar.Bu dergi çeşitli kereler kapanacak sansüre uğrayacaktır.Safahat!ın bölümlerini burada yayınlar.İslam'ın maarif ve ıslahat yoluyla diriltilmesini istemektedir.Irkçılığa şiddetle karşı çıkmaktadır.Hiç sevmediği müdürüne haksızlık yapıldığı için o da işi bırakmıştır.Yurtdışı seyehatlerine gider.Tevfik Fikret dinine saldırdığı küfrettiği için onunla amansız bir polemiğe girer.Milli Mücadele'ye destek verir ve Ali Şükrü ile bizzat Ankara'ya gider.M. Kemal de onun gelişine çok sevinmiştir.Boşalan Burdur vekilliğine atanır.Camilerde vaazlar verir.Düşman yurdu ele geçirince gidecek başka vatanları olmadığını anlatır.İstiklal Marşı'nı karşılıksız yazar ve millete mal eder.Gelen ödülü ise hayır kurumuna bağışlar.Ama savaş kazanılınca kendisinin beklediği yönetimin gelmeyeceğini görür ve üzüntüye kapılır.Kuran'ı Kerim'i tercüme eder.Türkçe ezan vb. görünce bundan vazgeçer aslının yerini tutmasından korkar.Ve yakılmasını ister.Kitapta yakıldığı söylense de bulunup basılmıştır.Ve Mısır' a taşınır.Orada yokluk ve sefalet içinde yaşar.İstanbul'a dönünce kimse onunla ilgilenmez , dönüşü haber biler yapılmaz.Ve Milli şairimiz vefat edince devlet ricalinden kimse katılmaz, haberini yaptırmaz.Cenazesi taşınırken kimsesiz birinin cenazesi sanan öğrenciler sahiplenir ve onu defneder.Daha mezar taşını da öğrenciler yaptırır.Ve Akif 'e ve tarihe yapılan en büyük ayıptır.
Milletimize ait en büyük kusur, hiç şüphesiz başımıza gelenlerden ders almamamız. Bunun en büyük örneği, 93 Harbinden ders alamadan, Balkan savaşlarında aynı hatalara düşmemizdir.

Bu kitap Balkanlarda çekilen çileyi oranın yöneticisi konumunda bir zatın kaleminden anlatıyor.

Kitap hakkında ufak bir dipnot: Bu kitabı Alparslan Türkeş bütün Türk gençliğine ibret ile okumasını tavsiye ediyor.

Yazarın biyografisi

Adı:
M. Ertuğrul Düzdağ
Unvan:
Yazar
Doğum:
Bursa, 20 Kasım 1941
20 Kasım 1941 tarihinde Bursa'da doğdu. Baba tarafı, 93 (1877) Rus Harbi sırasında Lofça'dan ve Lofça'nın Düzdağ yaylasından gelen, ana tarafı Yenişehir'in yerlisi olan bir ailenin çocuğudur. İlkokulu Yenişehir ve Bursa'da okudu. Haydarpaşa Lisesi'ne yatılı olarak devam etti (1953-59). İstanbul Edebiyat Fakültesi'nin Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi (1965). Lisenin birinci sınıfından sonraki yıllarda, o sene edebiyat dersine gelen - Medine kadısı Halim Efendi'nin oğlu, Mehmed Âkif Ersoy'un talebesi, Birinci Millet Meclisi zabıt kâtibi ve MÜ İlâhiyat Fakültesi Tasavvuf ve İrşad dersleri hocası - Muallim Mâhir İz Bey'in (1895-1974) sohbetlerine devam etti; hizmetinde bulundu. Bu sayede müslümanca düşünmeye ve yaşamaya başladı. Fakülte yıllarında haftalık Yeni İstiklâl gazetesi ile basın hayatına girdi (1960). Şûle dergisinin neşrinde çalıştı ve yazdı (1962). İlim Yayma Cemiyeti'nin "İmam-Hatip Okulu'nu bitirme imtihanlarına dışarıdan girecek olan din adamları için" açtığı kurslarda Türkçe dersi verdi. Milliyetçiler Derneği ile Milli Türk Talebe Birliği'nin faaliyetlerine, Risâle-i Nur hizmetine, zamanın tanınmış ilim ve fikir adamlarının sohbetlerine devam etti; her çeşit İslâmî fikrî çalışmalara katıldı. İki yıllık yedek subaylık hizmetinden sonra Mâhir İz Bey'in kurucu müdürlüğünü yaptığı - Özel Fatih Erkek Koleji'nin ilk yıllarında idareci ve öğretmen olarak çalıştı (1967-72). Mehmed Âkif Bey'in kızı Feride Hanım'ın Mâhir İz Bey'en rica etmesi ve onun da kendisini vazifelendirmesi üzerine, o sırada İnkılâb Kitabevi tarafından - tekel olarak - yayınlanmakta olan "Safahat" baskılarının tashihlerini yaptı. Bu vesile ile eser üzerindeki - hâlen devam etmekte bulunan - ilmî çalışmalarına da başlamış oldu. On arkadaşıyla birlikte, üniversite çevrelerine hitap edebilmek gâyesiyle - isim babası olduğu - "Enderun" sahhaf-evinin kuruluşunda bulundu. Ancak hiç bir şekilde ticarete girmek istemediği için, maddî ilişkisini kesti. Fakülte mezuniyet tezi olarak - Eski Türk Edebiyatı dersi hocası ve Türkiyat Enstitüsü müdürü Prof. Fâhir İz Bey'in arzusu üzerine - Şeyhülislâm Ebussuûd Efendi'nin fetvaları üzerinde, Kanunî devrindeki hayatı tesbit maksatlı, "sosyolojik" bir araştırma yapmıştı. Sonraki yıllarda da - Erzurum Edebiyat Fakültesi dekanı Prof. M. Kaya Bilgegil Bey'in yanına çağırması ve doktora yapmasını istemesi üzerine - yüksek lisans tezi olarak "Volkan" gazetesi üzerinde çalıştı. Fakülte yıllarında yaptığı ve hâlen sahalarında tek olan bu çalışmalarını, daha sonra genişleterek yayınladı. Ancak üniversitelerde başlayan sol anarşi yüzünden, fakülteye intisaptan vaz geçti.Yakın tarih sahadaki çalışmalarına özel olarak devam etti. Resmî vazife ihtimalinden sâlim kalınca, sakal bıraktı (1976). Haftalık Sebil gazetesinde yazarlık ve genel yayın müdürlüğü yaptı (1976-80). Kendi kitaplarını neşretmek için MED Yayınevi'ni kurduysa da, sekiz kitap çıkardıktan sonra kapadı (1978-82). Diyânet Vakfı İslâm Ansiklopedisi'nin (İSAM) kuruluşunda vazife alarak çalıştı (1983-84). Altınoluk dergisinin çıkarılmasına yardım etti (1986). MÜ İlâhiyat Fakültesi Vakfı içerisinde Mehmed Âkif Araştırmaları Merkezi'ni kurdu. Âkif Bey'in hayatını yazdı. Safahat'ın ilk defa olarak karşılaştırmalı ilmî neşrini ve halk baskılarını hazırladı. Bu çalışmaları, Mehmed Âkif Bey'in vefatının ellinci yılında Merkez ve Kültür Bakanlığı tarafından yayınlandı. MÜ İlâhiyat Fakültesi Vakfı camiinin altındaki Merkez'in salonunda l960'lı yıllarda Milliyetçiler Derneği'nde başladığı -Safahat Sohbetleri'ne devam etti (1986-89). Günlük Zaman gazetesinde iki yıl (1987-89) ve Millî Gazete'de iki ay kadar (1993) köşe yazarlığı yaptı. Bir ara Zaman'a "yakın tarih" dizileri verdi (1994). Hepsine taraftar ve yardımcı olmakla birlikte, herhangi bir cemaat veya harekete 'tam intisap' edemediği için, daima yalnız çalıştı. Fikrî istiklâlini elinde tutabilmek uğruna, önce büyüklerinden kalanları ve son olarak - elli yıldır seçip topladığı - kütüphanesini sattı. İSAM kütüphanesine yakın olabilmek için Ümraniye'ye taşındı (2006). Siyasete, ticarete ve memuriyete girmedi. Lübnan ile Ürdün'e (1971) ve Londra'ya (1978), İslamî hizmet maksatlı iki kısa seyahatte bulundu.1985'ten sonra Hacc'a ve Umre'ye gitti. 1967'deki evliliğinden - bugün hepsi kendi yuvasını kurmuş olan - altı çocuk sahibi oldu. Yazar, millî elifbenin ve güzel Türkçe'nin tahrip edilmesi yüzünden, geçmişinden kopmuş olan yeni nesilleri, ecdâdın yüksek ahlâk ve fikirleri ile buluşturmayı kendisi için bir vazife ve gâye olarak benimsemiş bulunmaktadır.1960'dan beri yazıları ve 1969'dan itibaren çeşitli yayınevlerinde kitapları yayınlanmakta olan yazar, yakın tarih ve dinî fikrî hayatımız üzerinde araştırmaya ve düşünmeye devam etmektedir.

Yazar istatistikleri

  • 22 okur beğendi.
  • 338 okur okudu.
  • 25 okur okuyor.
  • 169 okur okuyacak.
  • 9 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları