Marc Levy

Marc Levy

8.2/10
314 Kişi
·
887
Okunma
·
72
Beğeni
·
4.287
Gösterim
Adı:
Marc Levy
Unvan:
Fransız Romancı
Doğum:
Boulogne-Billancourt , Fransa, 16 Ekim 1961
Marc Levy 1963 yılında Fransa'da doğdu. 17 yaşında Kızılhaç örgütüne katıldı, altı yıl gönüllü olarak hizmet verdi ve bir yandan da Paris-Dauphine Üniversitesi'nde öğrenimini sürdürdü. Yirmi üç yaşında ülkesinden ayrılıp ikinci vatanı ABD'ye yerleşti. Yedi yıl sonra, iki arkadaşıyla birlikte bir mimarlık şirketi kurmak üzere Fransa'ya geri döndü. On yıl boyunca bu şirketi yönetti. 40 yaşına yaklaştığı günlerde, oğluna anlattığı hikâyeleri kâğıda dökmeye karar verince, ilk romanı Keşke Gerçek Olsa (Can Yayınları, 2001) ortaya çıktı. Dünya çapında büyük bir başarı elde eden kitap, aylarca çoksatar listelerinin başından inmedi ve otuza yakın dile çevrildi. Yazarın ikinci romanı Neredesin, ilkini aratmayacak bir başarıyla çok geçmeden 1 milyon satış rakamına ulaştı. 2003'te yayımladığı Sept jours pour une éternité (Bir Sonsuzluk İçin Yedi Gün) Fransa'da 2003'ün en çok satan romanı oldu. 2004'te yayımlanan La prochaine fois (Bir Dahaki Sefer), aşk, mizah ve masalsı öğelerle ördüğü romanlarının son halkası oldu. Bir kısa metraj filmi de (La lettre de Nabila) bulunan yazar, şu sıralar ilk uzun metraj filminin hazırlıklarıyla uğraşıyor ve Londra'da yaşıyor.
Bir anne asla tam olarak ölmez, sevdiği çocuğun kalbinde ölümsüzdür o.
Bir arkadaş kaybetmek hiç kolay değil, insan her seferinde aynı şeyi hissediyor. Bir parçası gidende kalıyor. Aynı aşk acısı gibi, bu da dost acısı.
Zamanı algılama biçimimiz yanlış. Zaman, enerji parçacıklarıyla yüklü bir boyuttur. Her tür, her varlık, her atom bu boyutu farklı bir biçimde geçer. Belki bir gün zamanın evreni kapsadığını, tersinin doğru olmadığını kanıtlarım.
Marc Levy
Sayfa 27 - can yayınlar
Zaman zaman iki ruh tek bir ruhu oluşturmak üzere karşılaşır. Böylece sonsuza dek birbirlerine bağımlı olurlar. Birbirlerinden asla ayrılmaz, o yaşamdan bu yaşama hep birbirlerini bulurlar. Bu dünyevi yaşantıları sırasında bir yarı diğerinden kopup da onları bağlayan yemini bozacak olursa, ruhların ikiside hemen ölür. Biri yolculuğunu bir diğeri olmadan sürdüremez.
Marc Levy
Sayfa 31 - Can yayınları
"Sabırsızlık çocukluğu öldürür," diyor annem, büyümeyi öyle çok istiyorum ki baba, özgürce seyahat edebilmeyi, kendimi iyi hissetmediğim yerlerden kaçabilmeyi öyle çok istiyorum ki.
"Yaşamın bir yılının ne olduğunu mu merak ediyorsun: Bu soruyu yıl sonu sınavında başarısız olmuş bir öğrenciye sor. Yaşamın bir ayı: Bu konuda erken doğum yapmış, bebeğini sağ salim kollarına almak için kuvözden çıkmasını bekleyen bir anneyle konuş. Bir hafta: Ailesine bakmak için bir fabrikada ya da maden ocağında çalışan bir adama sor. Bir gün: Kavuşacakları günden başka bir şey düşünemez olmuş aşıklara sor. Bir saat: Asansörde mahsur kalmış bir klostrofobiğe sor. Bir saniye: Bir araba kazasından kıl payı kurtulmuş bir adamın yüzündeki ifadeye bak. Ve saniyenin milyonda birini olimpiyatlarda uğruna ömrünü verdiği altın madalya yerine gümüş madalya almış atlete sor."
Dünya nın düz olduğuna da inanmıştık, güneşin bizim etrafımızda döndüğü ne de. Insanlar ın büyük çoğunluğu gördüklerine inanmakla yetindiler. Günün birinde zamanın devinmekte olduğunu anlayacagiz, tıpkı dünya gibi döndüğünü ve sürekli genleştiğini.
Marc Levy
Sayfa 27 - Can yayınları
spoiler icerir
evlilik arifesinde nerden geldiği belli olmayan bir haber ile Jonathan in hayati yeni bir boyut kazanir. Vladimir radskin tablolari ve hayatını en inqce ayrintisina kadar bilen Jonathan ressam radskin in olmeden once yaptigi son tablosu nun pesine duser. üzeri sır perdesi ile örtulmüş ve gizemli bir olayin icine düşer. Clara ile tanışması olaylarin boyutunu giderek seyrini degistiriyor. tabloları sunuma hazırlayan clara expertise jonatha nin incelemesinden gecip acik arttırmayla satışa sunulacak. lakin Jonathani oraya kadar sürükleyen sey ressamin 5. tablosunun gerçekten var olma ihtimalidir. Mistik olaylarmi desem dejavu mu desem çözemedim bazi olaylar meydana geliyor ne zaman Jonathan ile clara birbirine temas etse. resmen kitabi anlattim arkadas neyse yazar gayet guzel yazmış insan merak icinde kaliyor kitabınson sahnelerini acaba mutlu son ile bitecek mi diye. Bu arada rearkarnasyon ile Jonathan ile clara nin olumsuz aşkını dile getirmiş
Ilk kitap olan keşke gerçek olsadan çok daha fazla beğenmiş olmam beni şaşırttı. Yine alışık olmadığım sizli bizli konuşmalar biraz rahatsız etti ama kitabı çok sevdim. Hem güldürdü hem duygulandırdı ve tam kıvamındaydı.
Aslında ben kitabı beri başından fantastik diye biliyordum ki, sonunda yanıldımı gördüm. Başdan sıkılsamda sonlarına doğru baya akıcı geldi. Mark Levi ile tanışlığm bu kitabla oldu. :)
Bizim hepimizin başkalarına söyleyemediğimiz onca şey var hakikaten. Ama ya kendimize? Kendimize söyleyemedeğimiz sözler de varmı?
Güzel bir hikaye olduğunu söylemeden başlamak istemem. Komadaki insanlarla ilgili gizem yıllar boyu daha bizi uğraştıracak gibi görünürken böyle konularda ilginç teorilere dayanan kitapları seviyorum. İnandırıcılığı tartışılır olsa da. Arthur'u Lauren' den daha ilginç bulduğumu söylemem gerek. Lauren için biraz sıkıcı da denebilir. Aralarındaki ilişki de fazla dramatik anlatıldığı için çok samimi gelmedi bana. Ancak Arthur'a ve ortağına, aralarındaki ilişkiye bayıldım. Yazar dili iyi kullanıyor belli ki. Basit ama bu tür kitaplarda böyle olmalı zaten diye düşünüyorum. Rahatsız edici olan şey bazı yerlerdeki duygusal, dramatik anlatımın diyalogları yapaylaştırması bana göre. Tabi bir çoklarına çekici gelebilecek bir özellik de olabilir.
Kitabın arkasında yazan cümleler ilgi çekici duruyordu. Ve gerçekten kitap bayağı akıcı. Sonuna nasıl geldim anlamadım. Bir günde bitirdim. Çok önemli noktalara değinmiş bir kitap. Fakat beni çok etkilemedi, etkisi altına almadı. Ama yine de okunması gereken kitaplardan.
Sizin "Keşke Gerçek Olsa"nız varsa, bizim de "Ruhsar"ımız var. Marc Levy"nin "Keşke Gerçek Olsa"sı bizim 90'ların Ruhsar'ı tadında bir kitap. Arthur yeni taşındığı evde bir gece banyo dolabından gelen sesler üzerine dolabın kapağını açmasıyla karşısında evin eski sahibi olan ve 6 ay önce geçirdiği bir kaza sebebiyle hâlâ derin komada olan Lauren'in hayaletiyle karşılaşıyor. İşin ilginç yanı ise Lauren'ı görebilen, duyabilen ve hissedebilen tek kişinin Arthur olması. Tabii sonrasında kitapta Ruhsar'da Mazhar'ın topluluk içinde kendi kendine konuşması ve kendi kendine sarılmasına benzer olaylar yaşanıyor. Bundan sonra da tek amaçları Lauren'ın ruhunu bedenine, bedenini de hayata geri döndürmek oluyor.
Kitabı okurken bundan çok güzel film olur diye düşünürken araştırdığımda zaten halihazırda bir filmi olduğunu ve hatta benim o filmi zaten izlemiş olduğumu fark ettim ki bunu nasıl daha önce fark etmediğimi de hiç anlamadım.
Bu Levy'nin okuduğum üçüncü romanı. Levy tamamen izlediğimiz romantik komediler tarzında kitaplar yazan bir yazar ve oldukça esprili bir dili var. Kitaplarındaki diyaloglarda keskin zeka eseri espriler var ve bir kitapta kahramanların günlük hayattan uzak ağır edebi dilde konuşmalarındansa gerçek hayata yakın esprili dilleri olması çok alışıldık bir şey olmamasına karşın çok güzel bir his bırakıyor okuyucuda. En azından benim açımdan öyle.
Levy'nin kitaplarında dikkat çeken bir diğer unsur da özellikle erkek karakterler arasındaki çok yakın dostluk. Hatta yer yer sevgililiği andıran içinde zaman zaman sıkı bir bağlılık ve kıskançlık da taşıyan bir dostluk. Hemcinsler arasında dahi olsa çok sıkı dostluğun içinde cinsellik barındırmayan bir tür sevgililik hali olduğu konusunda benimle aynı fikirde olmayanların biraz yadırgayabileceği bir durum bu.
Sonuç olarak Levy'nin üçüncü kitabını da okuduktan sonra kesinlikle kendisinin bütün kitaplarını okumaya karar verdim.
Marc Levy'nin okuduğum ilk kitabı... Ve bu kitabın etkisiyle bütün kitaplarını okumaya karar verdim. Aslında kitap demek istemiyorum çünkü o kadar güzel betimlemeler yapılmış ki kitap değil sanki bir film izliyorsunuz... Okuyucuyu kitaba bağımlı bir hale getiriyor. Bu bölümden sonra bırakırım diyorsunuz ama bırakamıyorsunuz...

*Bu kitabında komaya girmiş bir kadının ve normal yaşantısına devam eden mimar bir adamın bir nevi birlikteliğini anlatan yazar, hem karakterlerin bazı anıları derinleştirerek insana bir ders veriyor hem de karakterlerimizin birlikteliği ile duygularımızı alevlendiriyor. Yani açıkçası benim için böyle oldu... :)
Səhər tezdən evdən çıxan Aqata üfüq boyunca uzanan mənzərəyə seyr etməyə başladı. O, nəm torpağın ətri ilə qarışan şam ağaclarının qoxusunu digərlərinə çəkdi. Aqata hər zaman arzuladığı başqa bir xoşbəxtliyin artıq həyatının onun üçün açdığı bu yeni səhifədə olduğunu anladı. O, hər zaman məhz bu xoşbəxtliyin arzusu ilə yaşamışdı.
Elə həmin səhər, qayıdarkən yolda Raula da baş çəkmiş Milli nəhayət ki, Filadelfiyaya çatdı.
O, ilk öncə evinə deyil, "Kambar Kampus Center" kafesinə doğru yol aldı.
Aslında konusu çok değişik değil herkes ilk başta aşk hikayesi zannediyor ama tam değil. Derin çocukluktan beri devam eden aşktan...Ama sonrasında yazarın sert bir şekilde konuyu değiştirdiği -tam zamanında bir konuyu değiştirmiş ve harika olmuş- sıkmadan tam tersine ,içtenliğiyle , samimiyetiyle gerçekten çok güzel bir kitap. Tavsiye ederim.
Marc levy bu kitabında diğer kitaplarından daha farklı bir konu işlemiş genelde film tadında olsa da ilk kez fantastik diyebileceğim öğeler vardı içinde . arkadaşlık ilk aşklar gençlik hikayesi gibiydi. tavsiye ederim

Yazarın biyografisi

Adı:
Marc Levy
Unvan:
Fransız Romancı
Doğum:
Boulogne-Billancourt , Fransa, 16 Ekim 1961
Marc Levy 1963 yılında Fransa'da doğdu. 17 yaşında Kızılhaç örgütüne katıldı, altı yıl gönüllü olarak hizmet verdi ve bir yandan da Paris-Dauphine Üniversitesi'nde öğrenimini sürdürdü. Yirmi üç yaşında ülkesinden ayrılıp ikinci vatanı ABD'ye yerleşti. Yedi yıl sonra, iki arkadaşıyla birlikte bir mimarlık şirketi kurmak üzere Fransa'ya geri döndü. On yıl boyunca bu şirketi yönetti. 40 yaşına yaklaştığı günlerde, oğluna anlattığı hikâyeleri kâğıda dökmeye karar verince, ilk romanı Keşke Gerçek Olsa (Can Yayınları, 2001) ortaya çıktı. Dünya çapında büyük bir başarı elde eden kitap, aylarca çoksatar listelerinin başından inmedi ve otuza yakın dile çevrildi. Yazarın ikinci romanı Neredesin, ilkini aratmayacak bir başarıyla çok geçmeden 1 milyon satış rakamına ulaştı. 2003'te yayımladığı Sept jours pour une éternité (Bir Sonsuzluk İçin Yedi Gün) Fransa'da 2003'ün en çok satan romanı oldu. 2004'te yayımlanan La prochaine fois (Bir Dahaki Sefer), aşk, mizah ve masalsı öğelerle ördüğü romanlarının son halkası oldu. Bir kısa metraj filmi de (La lettre de Nabila) bulunan yazar, şu sıralar ilk uzun metraj filminin hazırlıklarıyla uğraşıyor ve Londra'da yaşıyor.

Yazar istatistikleri

  • 72 okur beğendi.
  • 887 okur okudu.
  • 18 okur okuyor.
  • 349 okur okuyacak.
  • 20 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları