Marcus Tullius Cicero

Marcus Tullius Cicero

Yazar
8.3/10
160 Kişi
·
424
Okunma
·
108
Beğeni
·
5.055
Gösterim
Adı:
Marcus Tullius Cicero
Unvan:
Romalı Devlet Adamı, Bilgin, Hatip ve Yazar
Doğum:
Arpinum, 3 Ocak 106
Ölüm:
Formia, İtalya, 7 Aralık 43
Marcus Tullius Cicero (MÖ 106 - MÖ 43), (Latin) Romalı devlet adamı, bilgin, hatip ve yazar. Felsefe öğrenimini, Epikürosçu Phaedros, Stoacı Diodotos ve Akademi'ye bağlı Philon'dan almış olan Cicero'nun önemi, Yunan düşüncesini daha sonraki kuşaklara aktarmasından oluşur. Bilgi kuramı açısından, kesinliğe bağlanmak yerine olasılıkların yolunu izlemeyi yeğleyen, buna karşın ahlak alanında, dogmatik bir tavır sergileyip, Stoacılara ve bu arada Sokrates'e yönelen Cicero, Latincenin felsefe dili olarak gelişmesine katkı yapmış ve bu arada, dinsel görüşleri açısından daima agnostik kalmıştır.

Hayatı

3 Ocak MÖ 106 yılında Arpinum'da doğmuştur. Çocukluğundan itibaren harika bir öğrenci olmuş, eğitime olan tutkusu ve sevgisi ile ünlenmiştir. Yoğun bir hukuk öğrenimi görmüş, daha sonraları ise edebiyat ve felsefeyle daha çok ilgilenmeye başlamıştır. Savaşı hiç sevmezdi, yine de orduya katıldı. Mahkemelere başkanlık yaptı, ünlü ve başarılı bir hukukçu oldu. Daha sonraları ise konsül oldu, daha önce ailesinden hiçbir kimse konsül olmamıştı, yani o bir homo novus idi. MÖ 60 yılında Sezar, ilk Triumvirliği başlattı. MÖ 58 yılında Publius Clodius Pulcher'in koyduğu yasa ve aralarında gelişen sürekli muhalefet yüzünden İtalya'yı bir yıllığına terk etti. MÖ 50'li yıllarda, Cicero popülist Milo'yu Clodius'a karşı destekledi. Sonra 50'li yılların ortasında Clodius Milo'nun gladyatörleri tarafından Via Appia'da öldürüldü. Cicero Milo'yu savundu, bariz kanıtlar yüzünden pek başarılı olduğu söylenemez. Nitekim Milo sürgüne gitti ve uzun bir süre Marsilya'da yaşadı.

MÖ 50 yılında Sezar ile Pompey arasındaki gerilim iyice artmıştı, Cicero bu yıllarda Pompeius'in tarafını tuttu, yine de Caesar'ın düşmanı olmak istemiyor buna göre daha yumuşak bir politika izliyordu. MÖ 49 yılında Caesar İtalya'yı işgal ettiğinde, Cicero kaçmak zorunda kaldı. Daha sonraları Caesar onun geri dönmesi için ikna etmeye çalışınca, Cicero İtalya'yı terk ederek Selanik'e gitti. MÖ 48 yılında Pompeius taraftarlarıylaydı, bu dönemde onlarla arası açıldı, Ceasar'ın Pharsalus'daki zaferinin ardından Roma'ya geri döndü. Caesar'ın hükümranlığı altında sesini çıkarmadı, yazılarına konsantre olmuştu.

MÖ 45 yılının Şubatında kızı Tullia öldü. Hayatı boyunca bu şoktan kurtulamadı.

MÖ 44 yılında Caesar öldürüldü. Bu dönemde popülaritesi arttı; Senato'nun en güçlü, en sözü geçer adamı haline geldi. Sezar'dan sonra giderek güçlenen Marcus Antonius'yi sevmiyordu. Yine de Marcus Antonius ve Cicero dönemin en güçlü iki adamı olarak diğerlerinden daha öne çıkıyordu. Caesar'ın veliahtı Octavianus İtalya'ya varınca, Cicero Antonius'a karşı onu savunmaya başladı. Sürekli Antonius'u eleştiriyor, Octavianius'u ise övüyordu. Senatus'u da Antonius'a karşı kışkırtmıştı. Cicero'nun ününün doruğuydu bu dönemler. Zamanla Cicero'nun Antonius'a olan kini arttı, kafasındaki plan hem Octavianus hem de Antonius'u aradan çıkarmaktı. Ama bu ikisi Lepidus ile beraber ikinci Triumvirliği kurunca, Cicero'u devlet düşmanı ilân ettiler. Cicero kaçtı, fakat yakalandı. MÖ 43 yılının 7 Aralık günü başı kesilerek idam edildi. Başı Forum Romanum'daki Rostra'da halka teşhir edildi, elleri ise Senato binasının kapısına çivilendi.
"'Roma neden yıkıldı?' sorusuna Cicero’nun cevabı: Çok ve güzel konuştuk, fakat bilgisizdik!"
Nasıl üstüne geçirdiğin elbise bedenini her gün sarıp sarmalarsa, uyku da her gün seni öyle sarıp sarmalar
İki tür uzlaşmazlık vardır: Biri tartışmayla ilerler, diğeri kaba kuvvetle; biri insana özgüdür, diğeri vahşilere...
...dostun hatalarını görmezden gelen, onun uçuruma yuvarlanmasına neden olur.
Marcus Tullius Cicero
Sayfa 34 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları - 1. Basım - 2018 - Çeviri: C. Cengiz Çevik
Bu kudrer bir soy yaratıp onun üremesini sağlayarak, türlü acılarla onu eritip bitirdikten sonra ölümün kucağına, oradaki sonsuz kötülüklerin kucağına atacak bir kudret değildir .
120 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Niceliğinde sevgi payesi bulunan dostluk Allah’ın insanlara bahşettiği bir durumdur. Doğanın gereği, insan ya da hayvanların sezgi ve güdülerle yaptığı bir davranış türüdür. İhtiyaçtan daha çok gerekliliktir.

“...dostun hatalarını görmezden gelen, onun uçuruma yuvarlanmasına neden olur.” ( Alıntı #39000093 )

Roma’da MÖ 106 tarihinde doğan hitabet ustası, şair bakışlı siyaset adamı. MÖ 75’te questor, MÖ 69’da aedilis, MÖ 66’da pretor ve MÖ 63’te ise consul olmuştur. Hatta dönemin saygın kişi tarafından “pater patriae” – devletin babası- ünvanını almıştır. Bunların hepsini ise kendi tırnaklarıyla kazıya kazıya yapmış Roma’da kendi döneminin en önemli şahsiyetlerinden bir tanesi olmuştur. Atlı sınıftan olduğu için Roma tarihinde bir ilk olarak consul seçilmiştir. Küçüklüğünde Yunanca’yı öğrenmiş ve hocası Yunan Hatip Apollonius Molon tarafından – hocası aynı zamanda Jül Sezar’ın da hocasıdır – “Sana büyük bir hayranlık duyuyorum Cicero ve tebrik ediyorum, ancak Yunanlar için üzülüyorum. Şimdiye kadar elimizde kalan tek sermaye eğitim ve söz hâkimiyetiydi. Ne yazık ki artık senin sayende bunlar Romalıların elinde geçecek.*” diye küçük yaşında övgüye mazhar oldu. Bu söylem ise Cicero’nun dil becerisinin ve ne kadar iyi bir hatip olduğunun bir göstergesidir.

“Göz yummak dost kazandırır, hakikat ise nefret... #Terentius” ( Alıntı #38999868 )

Bir önceki kitabı Yaşlı Cato veya Yaşlılık Üzerine 'de de gördüğümüz ve kitabında kendisi değil de dönemin çağdaş kişiliği olan Marcus Porcius Cato’yu diyalog tarzı konuşturmuş, kendi görüşlerini Yaşlı Cato üzerinden biz okurlarına ulaştırmıştı. Bu eserinde de aynı tarzı korumuş; dostluklarına hayran olduğu Gaius Laelius ile Publius Scipio’yu örnek alıp, aklındaki “dostluk üzerine” olan görüşlerini Laelius’u konuşturarak, diyalog tarzında biz okurlarına ulaştırmıştır. Artık Cicero’nun Platon’dan etkilendiğini sürekli söylemesek de yazılarındaki Platon esintileriyle sık sık karşılaşmaktayız.

“...birine değer verdikten sonra düşünüp taşınmak değil, düşünüp taşındıktan sonra birine değer vermek gerekir.” ( Alıntı #38999186 )

Cicero dostluğu iyi insanların hak ettiğine inanıyor. Akrabalık ile dostluğu bir araya getirip, arasındaki farkları biz okurlarına sunduktan sonra dostluğun kesinlikle erdem ile alakalı olduğunu ve erdemlik yoksa dostluğunda olmadığını savunup, bunları örnekliyor. Dalkavukluğun, şakşakçılığın yalancı dostluklar olduğunu ve sonunun acıyla bittiğine değiniyor. Paranın, makamın ve mevkiinin kesinlikle en iyi dostlukları bozduğuna birçok kere şahit olduğunu ve dostlarınızı seçerken ihmalkâr davranılmaması gerektiğini sonuna kadar savunuyor.

Sizin için her şeyi yapabilecek dostlarınız muhakkak vardır. Yaptığımız yanlışların en başında yanlış kişilere dost dediğimizden başımıza geldiğidir. Dost dostu suça teşkil etmez. Bu dost değil suç ortağıdır. Bu ayrımları iyi bilmek ise erdem gerektirir ve yukarıda söylediğimiz gibi erdem yoksa dostluk yoktur.

Eserde Cicero bize dostluğun nasıl olması gerektiği ve gereksinimlerini, aynı zamanda da dostluk diye tabir ettiğimiz durumun aslında dostluk değil de dostluk payesi altına saklanmış başka ihtiyaç, şehvet, hırs gibi durumlar olduğunu söylüyor.

Yaptığı gözlemler gerçekten 2000 senelik güncelliğini koruyor ve kitap rehber olacak nitelikte hala kendini eskitmemekte ısrar etmektedir. Bu bilgilerin güncelliğini yitirmemesi 2000 senedir insan olarak üzerimize bir şeyler katıp ilerleyemediğimiz göstergesidir.

Kitabım Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan, çevirisi olması gerektiği gibi iyi ve anlaşılır. Yazarın sade ve akıcı dili bu kitabına da yansımış ve çevirmenin işini kolaylaştırmış. Kitap yazar hayatıyla başlıyor, yazarın diğer eserlerine değinip, bu eser hakkında bilgi sunduktan sonra sayfaların sol tarafı Latince sağ tarafı ise Türkçe olarak okurlarına devam ediyor. Çevirmen notları ve okur bilgilendirmeleri yazımın sonunda “son notlar,” “kaynakça” ve “kişiler/terimler sözlüğü” ile sonlanıyor.

Sözün özü; kitap okurların hayata bakış açılarını değiştirecek kadar hassas konulara değiniyor ve erdem, ahlak gibi konularda dostlukların nasıl olması gerektiğini bize kılavuzluk ediyor desek abartmış olmayız. Herkesin okuması gereken ender eserlerden bir tanesi olduğuna inanıyorum. Tavsiye ederim.

“İnsanlar rahatsız olmaları gereken şeylerden rahatsız olmuyor, umursamamaları gereken şeylerden rahatsız oluyorlar, zira hata yapmalarını bir sorun olarak görmüyor, eleştirilmeyi rahatsız edici buluyorlar, oysa tersine, kusurlarına üzülmeleri, düzeltilmekten de hoşlanmaları gerekirdi.” ( Alıntı #39000555 )


Sevgi ile kalın.

*Plutarkhos – Demosthenes ve Cicero Paralel Hayatlar – Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları – Sayfa 36
119 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Cicero' yu bir çok filozoftan ayıran özelliği, eserlerinde "bilmiyorum" kelimesini cesaretle söyleyebilmesidir. Onun ölüme olan övgüsü de bildiklerinin, aklın kılavuzu meşalesiyle iyi bir toplum- gözlemcisi olup insanlara nesnel gerçekleri kabul ettirmesiyle, ön plana çıkarması hayran olunası bir davranış. Ölümü gerekli kılarak aklımda her daim yer etmiş bir düşünür.

Not: Çeviri muazzam.
80 syf.
·1 günde·Beğendi·7/10
Her şeyin bir vakti vardır. Dalda meyve yetişir, bazıları öyle sıkı tutunmuştur ki dala çeksen de fayda etmez. Bir süre sonra o meyve olgunlaşır ve toprağa düşer. Nasılda benzer bir hal değil mi? Eğer ki bizi engelleyen bir etken ya da fiziki bir sorun yoksa süreç bundan ibarettir. Doğar, büyür ve ölür. Asıl burada önemli olan ise; o yaşlılık kısmına gelindiğinde yapılması gerekenler ve yaşlılığın abartıldığı kadar kötü bir şey olmamasıdır.

Roma’da MÖ 106 tarihinde doğan hitabet ustası, şair bakışlı siyaset adamı. MÖ 75’te questor, MÖ 69’da aedilis, MÖ 66’da pretor ve MÖ 63’te ise consul olmuştur. Hatta dönemin saygın kişi tarafından “pater patriae” – devletin babası- ünvanını almıştır. Bunların hepsini ise kendi tırnaklarıyla kazıya kazıya yapmış Roma’da kendi döneminin en önemli şahsiyetlerinden bir tanesi olmuştur. Atlı sınıftan olduğu için Roma tarihinde bir ilk olarak consul seçilmiştir. Küçüklüğünde Yunanca’yı öğrenmiş ve hocası Yunan Hatip Apollonius Molon tarafından – hocası aynı zamanda Jül Sezar’ın da hocasıdır – “Sana büyük bir hayranlık duyuyorum Cicero ve tebrik ediyorum, ancak Yunanlar için üzülüyorum. Şimdiye kadar elimizde kalan tek sermaye eğitim ve söz hâkimiyetiydi. Ne yazık ki artık senin sayende bunlar Romalıların elinde geçecek.*” diye küçük yaşında övgüye mazhar oldu. Bu söylem ise Cicero’nun dil becerisinin ve ne kadar iyi bir hatip olduğunun bir göstergesidir.

“İyi ve mutlu yaşama kabiliyeti bulunmayan insanlara her çağ ağır gelir.” (Alıntı)

İşin birde diğer yönü vardı ki; Cicero kendini aşırı derecede öven, genellikle şakacı, alaycı ve küfürbaz bir kişilikti. İyi taraflarından birisi ve kendi ölümüne sebep olan yanı devletin iyiliğini düşünmesi her yasanın ve yükümlülüğün üzerinde tutmasıydı. - Bakınız Sezar suikastı –

Hatta yine kendi kitabı olan Yükümlülükler Üzerine’de şöyle der; “Birçok kişinin öfkesine asla karşı konulamaz. Sadece ordularla baskı altına alınmış devletin katlandığı ve öldükten sonra kendisine daha fazla itaat ettiği o tiranın ölümü, ondaki öfkenin onu ne kader büyük bir yıkıma sürüklediğini göstermez, diğer tiranların da sonu benzer olmuş, neredeyse hiçbir tiran böyle bir sondan kaçamamıştır.**” Bütün olanlara rağmen ise yaşlılığında Marcus Antonius’un zulmünden kurtulamadı ve kafası bedeninden ayrıldı. Kader o dur ki; Marcus Antonius’un ölümü de Cicero soyu elinden geldi.

Eserin yazım tarzı diyalogtur. Diyalog üç kişi arasında geçmektedir ve anlatıcı olarak ise Yaşlı Cato – Marcus Porcius Cato - seçilmiştir. Amaç ise yaşlılığın aslında bilinenin aksine kötü bir şey olmadığını ve her bireyin bir şekilde kendisini kesin son olan ölüme alıştırması gerektiğini sade dille anlatmasıdır.

“Doğa ya da tanrı, insanı hiçbir şeyin daha üstün olamayacağı akılla donatmış; hiçbir şey bu tanrısal armağan ve bağışa haz kadar düşman değildir, zira şehvetin rehberliğindeyken ölçülülüğe yer kalmaz, erdem hazzın krallığında asla barınamaz.” (Alıntı)

Bunu yaparken de yaşlılığı dört ana maddeye ayırıyor. Birinci olarak güçten düşmesi ve iş yapmaktan alıkoyulmaktan bahsediyor. Hemen ardından ikinci olarak bedenin zayıflaması, bununla beraber aklın yavaşça gerilemesini öne sürüyor. Üçüncü olarak ise birçok hazdan yakınan bir yaşlılıktan bahsediyor ve son olarak dördüncü de ise ölümün artık çok yakın olduğunu söyleyip, bu maddelerin hepsini kendi düşünceleri ve geçmişte yaşamış gerçek kişilerin hayatlarından örnek vererek bizlere açıklıyor. Bu sebeple yaşlılığın bir son olmadığını, aslında bahşedilmiş bir armağan olduğunu anlatmaya çalışıyor.

Kitabım İş Bankası Kültür Yayınları’nda gayet muazzam bir çeviri ve açıklayıcı çevirmen notlarıyla bezeli. Okurken herhangi algı sorunuyla karşılaşmadım ve anlatılmak istenenin çok iyi bir şekilde anlatıldığına kani oldum.

Sözü özü; kitabın yazım zamanı da göz önüne alınırsa türünde muazzam denebilecek bir güzellikle, okunulası ve tavsiye edilesidir.

Sevgi ile kalın.


*Plutarkhos – Demosthenes ve Cicero Paralel Hayatlar – Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları – Sayfa 36

** Cicero - Yükümlülükler Üzerine - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları – Sayfa 79
196 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Tarihin asla silemeyeceği hitabet ustası Cicero’nun kaleme aldığı ve sevgili oğlu Küçük Cicero'ya (Marcus Tullius Cicero Minor) öğüt olarak yazdığı kitaplar topluluğudur Yükümlülükler Üzerine adlı eser.

Cicero bilinenin aksine şöhret basamaklarını tırnağıyla kazımış bir kişidir. Romalıların “yeni insan” olarak nitelendirdiği yani senatör ailesinden gelmeyen ve başarılarından ötürü consul seçilen kişidir.

Sezar’ın suikastına dolaylı yoldan etkisi vardır. Sezar’ın ölümünden 60 kişi sorumludur lakin ismi bilinen on altı kişi vardır. Bu suikast ise Cicero’nun kendi ölümüne sebebiyet vermiştir. Senato’da ünlenen Cicero gözden düşmesiyle ve desteklediği yakın dostunun Sezar’a karşı mağlup olmasından sonra asla Senato kapısından içeri adımını atamadı. Sonu ise sevmediği ve sürekli eleştirdiği Maɾcus Antonius’un bir şekilde Cicero’yu vatan haini ilan etmesiyle, yakalanıp, Senato kapısına çivilenerek teşhir edilmiştir.

Kitabımız 3 kısımdan oluşmaktadır. Her kısım ise bir kitaptır.
Birinci kitabımızda yükümlülüklerin ahlaki doğruluktan ve erdemin her türünden nasıl var olduğuna değinilmektedir. Bunun için birinci unsur olan adalet Cicero’nun dimağında bizlere ulaşmaktadır. Dahası ise iyilikseverlik, yardımseverlik diye devam eder ve kendi alanı olan hitabetin gücüne, nasıl olması gerektiğine, kişilerin nerede nasıl konuşmasına değinir. Bunları ise okurlarına değil de kendi öz oğluna anlatır bir dil kullanır.

İkinci kitabımızda ise iş biraz daha yarar ve zenginliğe dönüşmektedir. Tam insan düşkünü, hayırsever ve vatansever olan Cicero, oğluna zenginliğin nasıl kullanılması gerektiğini, şöhretin adaletten şaşmadan alınmasını, bütün aristokrat ya da diğer halkların yararını nasıl gözetmesi gerektiğinden bahsetmektedir.

Üçüncü ve son kitabın ana teması ise “onur,” “yemin” gibi kavramların ahlaki doğruluk üzerindeki tesirinden bahsetmektedir. Söz vermenin ne denli önemli olduğu kişi ve isimler verilerek açıklanmıştır. Hatta geçmiş ve dönemin mahkeme kararları Cicero tarafından yeniden anlatılmış, adaletin ne denli güçlü oluşundan bahsedilmiştir

Kitabın genel konu içeriği “Ahlak,” “Onur,” “Yemin,” “Adalet,” “Doğruluk” ve “Erdem” gibi kavramlardır. Sezar ve Antonius eleştirileri ise kitap sıkça ele alınmıştır. Platon ve Cato’dan sık sık örnekler vererek çok güzel bir dille kitabın yazımı sürdürmüştür. Özellikle Platon’un Devlet kitabına konu ettiği kurgu kahramanı “Gyges” e kitabında yer vermesi ve adalet, ahlak anlayışına örnek göstermesi beni nedensiz bir şekilde mutlu etti. Eğer ki “Gyres” hikayesini bilmeyeniniz var ise muhakkak hikaye hakkında bilgi sahibi olmanızı isterim.

Çevirmenin harika çevirisi ise kitabın okunabilirliğini sonuna kadar sürdürtmektedir. Emile Zola nın Suçluyorum adlı eserinden sonra okuduğum en güzel eserlerden bir tanesiydi.

Sözün özü; kitabı muazzam derecede kıymetli buldum. Hatta kitabın bitmesine dahi üzüldüm de diyebilirim. Antik uygarlıklara duyduğum hazzı sonuna kadar yaşattırdı bana. Bu sebeple kitap okunulası ve tavsiye edilesidir.

Sevgiyle kalın.
104 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Daha önce okuduğum kitapta (Melankolinin Antomisi) stoa kelimesini çok sık duydum. Merak edip araştırdığımda fikirleri oldukça hoşuma gitti.Kısaca bu felsefeden bahsetmek gerekirse Stoa;İnsanı gerçek mutluluğa götüren yol nedir? sorusunu doğaya uygun yaşamak ve insanın bağımsızlığı etrafında şekillendirmiş.İnsanın ruhunu yönlendiren hırs, tutku,ün,zenginlik.. karşısında kendine hakim olmalı asıl mutluluğu kendi iç dünyasında bulmalı her anını akla ve doğaya uygun yaşamalıdır.Yani mutluluk dış koşullara bağlı olmamalıdır. Stoacılığa göre hayvanlardan farklı olarak insanlara akıl bahşedilmiştir.Bütün insanlar eşittir. Bu yüzden köleliği reddeder.Stoacıların Paradoks'larında 6 paradoksa yer verilmiş.
1)Sadece onurlu olan iyidir.
2)Erdem mutluluk için yeterlidir.Birinde erdem varsa o mutlu bir yaşam sürmek için her şeye sahip demektir.
3)İşlenen suçlar da doğru yapılan işler de kendi içinde denktir.
4)Aptal olan kişi aynı zamanda delidir.
6)Sadece bilge kişi zengindir.
Alt kısımda yapılan açıklamalar ve girişte Ciceronun hayatı, görüşleri, Stoacılığın uğradığı değişimlerin bulunması kitabı oldukça anlaşılır hale getirmiş. Yormayan çevirisiyle de kitabı çok beğendim bu akıma dair daha ayrıntılı kitaplar okumaya yönlendirdi.
152 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Kafama takılanların cevabını bulduğum kitapları çok seviyorum. Sadece beni aydınlatmakla kalmıyor, aynı zamanda fikri bir zemin oluşmasına katkıda bulunuyor.

Cıcero Yasalar Üzerine kitabı, kanunlar ve devlet sistemi üzerine dile getirilen düşüncelerden oluşuyor. Kanunların nasıl bir köke dayanması gerektiğini açıklıyor.

Cıcero, yasaların doğanın insanlara telkin ettiğini söylediği "iyilik", "doğruluk" ve "erdem" üzerine dayanması gerektiğini söylüyor.


Suç işlemeyen insanlar neden suç işlemezler, kanunlardan korktukları için mi yoksa suç işlenmesinin kötü bir şey olduğunun farkında oldukları için mi? İşte Cıcero, burada suçu önleyenin, suç işleme düşüncesinin kötü olduğu gerçeğinin yattığını söylüyor.

Karşılığında bir şey beklenerek yapılan bir şeyin halisene iyilik için değil bir fayda için yapıldığını söyleyen Cıcero, faydacılıktan arındığımız ölçede iyiye ulaşabileceğimizi belirtiyor.

Günümüze dönersek bir insan karşılığında ceza alacağını bile bile neden suç işliyor? Bazı suçlarda ceza artırılsa bile suç işlenmekten vazgeçilmiyor. Burada eksik olduğumuz noktanın erdem olduğunu anlıyoruz.


Hayatımızın merkezine erdemi yerleştirmiş olsak kim bilir neler değişirdi? Sadece suç açısından değil, hayatımızın merkezine para, güç, makam ve mevki yerine "erdem"İ koymuş olsak dünya çok daha iyi bir yer olurdu diye düşünüyorum. Binlerce yıl önce de aynı şeyler düşünülmüş ve toplumun çok azı bunu başarabilmiş.
80 syf.
·Puan vermedi
Rus yönetmen Tarkovski, sanatın maksadını açıklarken : " İnsanları ölüme hazırlamak " diyordu. Sanatın ya da felsefenin en nihai amacının bu olduğu görüşüne katılarak, kaliteli bir eseri tüketmenin insanı karşılaşacağı mutlak neticeye hazırlayacağını düşünüyorum. Cicero da bu eserinde ziyadesi ile bu işi yapmış. İhtiyarlığın kötü görünen yanlarının aslında kötü olmadığını izaha yönelik olarak açıklamaları oldukça tatmin edici. Hoş gerçi hayat denilen bela, insanı içinde bulunduğu duruma dair methiyeler düzmeye zorluyor. Mesela evli olan biri başka şansı olmadığı için, içinde buluduğu bataklığı övmeye, diğer bekar arkadaşlarını da bu batağa saplamak ve kendi yalnızlığından kurtularak aynı kötü kaderi başkalarının da yaşaması gayesiyle evliliğin nimetlerini sıralamaya başlıyor. Ya da çocuk sahibi insanları düşünelim, daima çocuk sahibi olmanın güzelliğinden bahsederler, lakin uykusuz geçen gecelerin, sırtlarına yüklenen maddi ve manevi külfetin hiç bahsini etmezler. Nitekim insanlar içinde bulundukları durumun kötülüğünü şöyle durup bir düşünseler yaşayamazlar bu sebeple de bulundukları durumun iyiliğine dair bir takım yalanlar uydurup buna kendileri de inanırlar. Bu yalanlardan hiçbir zaman emin olamadıkları için de sürekli doğruluğunu beyan etmek ihtiyacı hisseder, kendileri gibi olmayanları bu yalanlara uymaya zorlarlar. Cicero da acaba böyle mi yaptı diye düşündüm. Fakat gençlik çağını yeni yeni terkedip, orta yaşa doğru yol aldığım bir dönemde bulunmama rağmen ihtiyarlığa gıpta etmem, Cicero'nun bu maksatta olmadığına kanaat getirmeme neden oldu. Şu bir hakikat ki sonuna kadar katılıyorum: Gençlik insanın hırslarının, şehvetinin, ihtiraslarının ve arzularının yarattığı bir açlığın zirvede olduğu bir dönemdir. Bu sebeple bir gencin kararlarına aklından öte, bedeni ve ihtirasları yön verir. Bu sebeple o genç bir sürü yanlış karara vararak hayatını berbat eder. Fakat ihtiyarlık bunların nispeten kaybolduğu, aklın ise özgür olduğu bir dönemdir. Özellikle Cicero gibi olgun bir zihne sahip olabilirsek, kendimizi bu çağa en iyi şekilde hazırlayabilir, devamında karşılaşacağımız ölümü büyük bir metanetle karşılayabiliriz. Evet ihtiyar bir insanın beden gücünü kaybetmesi hoş bir durum değildir ve bunun övülecek bir yanı da yoktur elbette ama o beden gücünün başımıza açtığı belaları düşünürsek ihtiyarlık gençlikten, ölüm ise yaşamdan yeğdir diyebiliriz. Bu da ömrümüzün son perdesini daha huzurlu geçirmemizi sağlayabilir. Ve sonuçta kitapta bahsi edildiği gibi, geçmekte olan bir ateşin sönüşü gibi usulca bu yaşama veda edebiliriz.

https://www.youtube.com/watch?v=QphglQu3oL0
84 syf.
Hiçbir nesne türü yoktur ki, diğerlerinden ayrı olarak kendi başına ayakta kalabilsin. Keza diğerleri de ondan yoksun olduğunda kendi güçlerini ve sonsuz oluşlarını koruyabilsin.
120 syf.
·6/10
"Gerçek bir dosta bakan kişi, adeta onda kendisinin yansısını görür. Böylece, uzaktakiler yakınlaşır, yoksullar zenginleşir, zayıflar güçlenir; hatta, söylemesi tuhaf olacak ama, ölüler bile dirilir; dostlara duyulan saygı, onların bizde bıraktıkları anıları ve özlemleri işte bu kadar büyüktür. Böylece, aramızdan ayrılan dostların ölümü kutlu bir ölüm olarak anılır, hâlâ beraber yaşadığımız dostların yaşamı ise övgüye değer bulunur."
Cicero'nun, Antik Çağ'ın en önemli ahlaksal değerlerinden olan dostluk (amicitia) kavramını irdelediği De Amicitia, ilkin, Eski Yunan felsefecilerinin dostluk kavramıyla ilgili düşüncelerinin, Romalı bir düşünürün zihninde aldığı son biçimi göstermesi ve dolayısıyla Eski Yunan'ın dostluk anlayışının adeta bir özeti olması; ikinci olarak, daha çok Roma'ya özgü bir anlayış olan siyasal alanda dostluk hakkında ayrıntılı bilgi içermesi açısından önemli bir yapıttır. Dostlukların çok basite indirgendiği şu zamanlarda böyle bir eseri okumak ruhuma nasıl iyi geldi anlatamam

Yazarın biyografisi

Adı:
Marcus Tullius Cicero
Unvan:
Romalı Devlet Adamı, Bilgin, Hatip ve Yazar
Doğum:
Arpinum, 3 Ocak 106
Ölüm:
Formia, İtalya, 7 Aralık 43
Marcus Tullius Cicero (MÖ 106 - MÖ 43), (Latin) Romalı devlet adamı, bilgin, hatip ve yazar. Felsefe öğrenimini, Epikürosçu Phaedros, Stoacı Diodotos ve Akademi'ye bağlı Philon'dan almış olan Cicero'nun önemi, Yunan düşüncesini daha sonraki kuşaklara aktarmasından oluşur. Bilgi kuramı açısından, kesinliğe bağlanmak yerine olasılıkların yolunu izlemeyi yeğleyen, buna karşın ahlak alanında, dogmatik bir tavır sergileyip, Stoacılara ve bu arada Sokrates'e yönelen Cicero, Latincenin felsefe dili olarak gelişmesine katkı yapmış ve bu arada, dinsel görüşleri açısından daima agnostik kalmıştır.

Hayatı

3 Ocak MÖ 106 yılında Arpinum'da doğmuştur. Çocukluğundan itibaren harika bir öğrenci olmuş, eğitime olan tutkusu ve sevgisi ile ünlenmiştir. Yoğun bir hukuk öğrenimi görmüş, daha sonraları ise edebiyat ve felsefeyle daha çok ilgilenmeye başlamıştır. Savaşı hiç sevmezdi, yine de orduya katıldı. Mahkemelere başkanlık yaptı, ünlü ve başarılı bir hukukçu oldu. Daha sonraları ise konsül oldu, daha önce ailesinden hiçbir kimse konsül olmamıştı, yani o bir homo novus idi. MÖ 60 yılında Sezar, ilk Triumvirliği başlattı. MÖ 58 yılında Publius Clodius Pulcher'in koyduğu yasa ve aralarında gelişen sürekli muhalefet yüzünden İtalya'yı bir yıllığına terk etti. MÖ 50'li yıllarda, Cicero popülist Milo'yu Clodius'a karşı destekledi. Sonra 50'li yılların ortasında Clodius Milo'nun gladyatörleri tarafından Via Appia'da öldürüldü. Cicero Milo'yu savundu, bariz kanıtlar yüzünden pek başarılı olduğu söylenemez. Nitekim Milo sürgüne gitti ve uzun bir süre Marsilya'da yaşadı.

MÖ 50 yılında Sezar ile Pompey arasındaki gerilim iyice artmıştı, Cicero bu yıllarda Pompeius'in tarafını tuttu, yine de Caesar'ın düşmanı olmak istemiyor buna göre daha yumuşak bir politika izliyordu. MÖ 49 yılında Caesar İtalya'yı işgal ettiğinde, Cicero kaçmak zorunda kaldı. Daha sonraları Caesar onun geri dönmesi için ikna etmeye çalışınca, Cicero İtalya'yı terk ederek Selanik'e gitti. MÖ 48 yılında Pompeius taraftarlarıylaydı, bu dönemde onlarla arası açıldı, Ceasar'ın Pharsalus'daki zaferinin ardından Roma'ya geri döndü. Caesar'ın hükümranlığı altında sesini çıkarmadı, yazılarına konsantre olmuştu.

MÖ 45 yılının Şubatında kızı Tullia öldü. Hayatı boyunca bu şoktan kurtulamadı.

MÖ 44 yılında Caesar öldürüldü. Bu dönemde popülaritesi arttı; Senato'nun en güçlü, en sözü geçer adamı haline geldi. Sezar'dan sonra giderek güçlenen Marcus Antonius'yi sevmiyordu. Yine de Marcus Antonius ve Cicero dönemin en güçlü iki adamı olarak diğerlerinden daha öne çıkıyordu. Caesar'ın veliahtı Octavianus İtalya'ya varınca, Cicero Antonius'a karşı onu savunmaya başladı. Sürekli Antonius'u eleştiriyor, Octavianius'u ise övüyordu. Senatus'u da Antonius'a karşı kışkırtmıştı. Cicero'nun ününün doruğuydu bu dönemler. Zamanla Cicero'nun Antonius'a olan kini arttı, kafasındaki plan hem Octavianus hem de Antonius'u aradan çıkarmaktı. Ama bu ikisi Lepidus ile beraber ikinci Triumvirliği kurunca, Cicero'u devlet düşmanı ilân ettiler. Cicero kaçtı, fakat yakalandı. MÖ 43 yılının 7 Aralık günü başı kesilerek idam edildi. Başı Forum Romanum'daki Rostra'da halka teşhir edildi, elleri ise Senato binasının kapısına çivilendi.

Yazar istatistikleri

  • 108 okur beğendi.
  • 424 okur okudu.
  • 14 okur okuyor.
  • 630 okur okuyacak.
  • 5 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları