Marcus Tullius Cicero

Marcus Tullius Cicero

Yazar
8.3/10
482 Kişi
·
1.540
Okunma
·
270
Beğeni
·
10374
Gösterim
Adı:
Marcus Tullius Cicero
Unvan:
Romalı Devlet Adamı, Bilgin, Hatip ve Yazar
Doğum:
Arpinum, 3 Ocak 106
Ölüm:
Formia, İtalya, 7 Aralık 43
Marcus Tullius Cicero (MÖ 106 - MÖ 43), (Latin) Romalı devlet adamı, bilgin, hatip ve yazar. Felsefe öğrenimini, Epikürosçu Phaedros, Stoacı Diodotos ve Akademi'ye bağlı Philon'dan almış olan Cicero'nun önemi, Yunan düşüncesini daha sonraki kuşaklara aktarmasından oluşur. Bilgi kuramı açısından, kesinliğe bağlanmak yerine olasılıkların yolunu izlemeyi yeğleyen, buna karşın ahlak alanında, dogmatik bir tavır sergileyip, Stoacılara ve bu arada Sokrates'e yönelen Cicero, Latincenin felsefe dili olarak gelişmesine katkı yapmış ve bu arada, dinsel görüşleri açısından daima agnostik kalmıştır.

Hayatı

3 Ocak MÖ 106 yılında Arpinum'da doğmuştur. Çocukluğundan itibaren harika bir öğrenci olmuş, eğitime olan tutkusu ve sevgisi ile ünlenmiştir. Yoğun bir hukuk öğrenimi görmüş, daha sonraları ise edebiyat ve felsefeyle daha çok ilgilenmeye başlamıştır. Savaşı hiç sevmezdi, yine de orduya katıldı. Mahkemelere başkanlık yaptı, ünlü ve başarılı bir hukukçu oldu. Daha sonraları ise konsül oldu, daha önce ailesinden hiçbir kimse konsül olmamıştı, yani o bir homo novus idi. MÖ 60 yılında Sezar, ilk Triumvirliği başlattı. MÖ 58 yılında Publius Clodius Pulcher'in koyduğu yasa ve aralarında gelişen sürekli muhalefet yüzünden İtalya'yı bir yıllığına terk etti. MÖ 50'li yıllarda, Cicero popülist Milo'yu Clodius'a karşı destekledi. Sonra 50'li yılların ortasında Clodius Milo'nun gladyatörleri tarafından Via Appia'da öldürüldü. Cicero Milo'yu savundu, bariz kanıtlar yüzünden pek başarılı olduğu söylenemez. Nitekim Milo sürgüne gitti ve uzun bir süre Marsilya'da yaşadı.

MÖ 50 yılında Sezar ile Pompey arasındaki gerilim iyice artmıştı, Cicero bu yıllarda Pompeius'in tarafını tuttu, yine de Caesar'ın düşmanı olmak istemiyor buna göre daha yumuşak bir politika izliyordu. MÖ 49 yılında Caesar İtalya'yı işgal ettiğinde, Cicero kaçmak zorunda kaldı. Daha sonraları Caesar onun geri dönmesi için ikna etmeye çalışınca, Cicero İtalya'yı terk ederek Selanik'e gitti. MÖ 48 yılında Pompeius taraftarlarıylaydı, bu dönemde onlarla arası açıldı, Ceasar'ın Pharsalus'daki zaferinin ardından Roma'ya geri döndü. Caesar'ın hükümranlığı altında sesini çıkarmadı, yazılarına konsantre olmuştu.

MÖ 45 yılının Şubatında kızı Tullia öldü. Hayatı boyunca bu şoktan kurtulamadı.

MÖ 44 yılında Caesar öldürüldü. Bu dönemde popülaritesi arttı; Senato'nun en güçlü, en sözü geçer adamı haline geldi. Sezar'dan sonra giderek güçlenen Marcus Antonius'yi sevmiyordu. Yine de Marcus Antonius ve Cicero dönemin en güçlü iki adamı olarak diğerlerinden daha öne çıkıyordu. Caesar'ın veliahtı Octavianus İtalya'ya varınca, Cicero Antonius'a karşı onu savunmaya başladı. Sürekli Antonius'u eleştiriyor, Octavianius'u ise övüyordu. Senatus'u da Antonius'a karşı kışkırtmıştı. Cicero'nun ününün doruğuydu bu dönemler. Zamanla Cicero'nun Antonius'a olan kini arttı, kafasındaki plan hem Octavianus hem de Antonius'u aradan çıkarmaktı. Ama bu ikisi Lepidus ile beraber ikinci Triumvirliği kurunca, Cicero'u devlet düşmanı ilân ettiler. Cicero kaçtı, fakat yakalandı. MÖ 43 yılının 7 Aralık günü başı kesilerek idam edildi. Başı Forum Romanum'daki Rostra'da halka teşhir edildi, elleri ise Senato binasının kapısına çivilendi.
"Akrabalıktan kaynaklanan iyi niyet yitirilse de, dostluktan kaynaklanan iyi niyet yitirilemez."
Marcus Tullius Cicero
Sayfa 8 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
"Senin kadar sevinecek birisi olmasaydı iyi günlerin anlamı olur muydu? Kuşkusuz senden daha fazla üzülen biri olmasa kötü günlere katlanmak daha zor olurdu."
Marcus Tullius Cicero
Sayfa 10 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Ne mutlu, ruhların o tanrısal topluluğuna ve birliğine katılacağım, bu karmaşa ve pislikten ayrılacağım o güne!
Marcus Tullius Cicero
Sayfa 40 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Birisi göğe yükselerek evrenin doğasını ve yıldızların güzelliğini seyretseydi, bu manzara onda keyif veren bir hayranlık uyandırmazdı, oysa yanında gördüklerini anlatabileceği biri olsaydı, bu en güzel manzara olurdu.
Marcus Tullius Cicero
Sayfa 34 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları - 1. Basım - 2018 - Çeviri: C. Cengiz Çevik
Göz yummak dost kazandırır, hakikat ise nefret... #Terentius
Marcus Tullius Cicero
Sayfa 34 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları - 1. Basım - 2018 - Çeviri: C. Cengiz Çevik
"Ruhun da bedenle birlikte öldüğünü ve her şeyin ölümle yok olduğunu savunmaya başlayan kişilere katılmıyorum."
Marcus Tullius Cicero
Sayfa 6 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
120 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Niceliğinde sevgi payesi bulunan dostluk Allah’ın insanlara bahşettiği bir durumdur. Doğanın gereği, insan ya da hayvanların sezgi ve güdülerle yaptığı bir davranış türüdür. İhtiyaçtan daha çok gerekliliktir.

“...dostun hatalarını görmezden gelen, onun uçuruma yuvarlanmasına neden olur.” ( Alıntı #39000093 )

Roma’da MÖ 106 tarihinde doğan hitabet ustası, şair bakışlı siyaset adamı. MÖ 75’te questor, MÖ 69’da aedilis, MÖ 66’da pretor ve MÖ 63’te ise consul olmuştur. Hatta dönemin saygın kişisi tarafından “pater patriae” – devletin babası- unvanını almıştır. Bunların hepsini ise kendi tırnaklarıyla kazıya kazıya yapmış ve Roma’da kendi döneminin en önemli şahsiyetlerinden bir tanesi olmuştur. Atlı sınıftan olduğu için Roma tarihinde bir ilk olarak consul seçilmiştir. Küçüklüğünde Yunancayı öğrenmiş ve hocası Yunan Hatip Apollonius Molon tarafından – hocası aynı zamanda Jul Sezar’ın da hocasıdır – “Sana büyük bir hayranlık duyuyorum Cicero ve tebrik ediyorum, ancak Yunanlar için üzülüyorum. Şimdiye kadar elimizde kalan tek sermaye eğitim ve söz hâkimiyetiydi. Ne yazık ki artık senin sayende bunlar Romalıların elinde geçecek.*” diye küçük yaşında övgüye mazhar oldu. Bu söylem ise Cicero’nun dil becerisinin ve ne kadar iyi bir hatip olduğunun bir göstergesidir.

“Göz yummak dost kazandırır, hakikat ise nefret... #Terentius” ( Alıntı #38999868 )

Bir önceki kitabı Yaşlı Cato veya Yaşlılık Üzerine 'de de gördüğümüz ve kitabında kendisi değil de dönemin çağdaş kişiliği olan Marcus Porcius Cato’yu diyalog tarzı konuşturmuş, kendi görüşlerini Yaşlı Cato üzerinden biz okurlarına ulaştırmıştı. Bu eserinde de aynı tarzı korumuş; dostluklarına hayran olduğu Gaius Laelius ile Publius Scipio’yu örnek alıp, aklındaki “dostluk üzerine” olan görüşlerini Laelius’u konuşturarak, diyalog tarzında biz okurlarına ulaştırmıştır. Artık Cicero’nun Platon’dan etkilendiğini sürekli söylemesek de yazılarındaki Platon esintileriyle sık sık karşılaşmaktayız.

“...birine değer verdikten sonra düşünüp taşınmak değil, düşünüp taşındıktan sonra birine değer vermek gerekir.” ( Alıntı #38999186 )

Cicero dostluğu iyi insanların hak ettiğine inanıyor. Akrabalık ile dostluğu bir araya getirip, arasındaki farkları biz okurlarına sunduktan sonra dostluğun kesinlikle erdem ile alakalı olduğunu ve erdemlik yoksa dostluğunda olmadığını savunup, bunları örnekliyor. Dalkavukluğun, şakşakçılığın yalancı dostluklar olduğunu ve sonunun acıyla bittiğine değiniyor. Paranın, makamın ve mevkiinin kesinlikle en iyi dostlukları bozduğuna birçok kere şahit olduğunu ve dostlarınızı seçerken ihmalkâr davranılmaması gerektiğini sonuna kadar savunuyor.

Sizin için her şeyi yapabilecek dostlarınız muhakkak vardır. Yaptığımız yanlışların en başında yanlış kişilere dost dediğimizden başımıza geldiğidir. Dost dostu suça teşkil etmez. Bu dost değil suç ortağıdır. Bu ayrımları iyi bilmek ise erdem gerektirir ve yukarıda söylediğimiz gibi erdem yoksa dostluk yoktur.

Eserde Cicero bize dostluğun nasıl olması gerektiği ve gereksinimlerini, aynı zamanda da dostluk diye tabir ettiğimiz durumun aslında dostluk değil de dostluk payesi altına saklanmış başka ihtiyaç, şehvet, hırs gibi durumlar olduğunu söylüyor.

Yaptığı gözlemler gerçekten 2000 senelik güncelliğini koruyor ve kitap rehber olacak nitelikte hala kendini eskitmemekte ısrar etmektedir. Bu bilgilerin güncelliğini yitirmemesi 2000 senedir insan olarak üzerimize bir şeyler katıp ilerleyemediğimizin göstergesidir.

Kitabım Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan, çevirisi olması gerektiği gibi iyi ve anlaşılır. Yazarın sade ve akıcı dili bu kitabına da yansımış ve çevirmenin işini kolaylaştırmış. Kitap yazar hayatıyla başlıyor, yazarın diğer eserlerine değinip, bu eser hakkında bilgi sunduktan sonra konuya geçiyoruz. Sayfaların sol tarafı Latince sağ tarafı ise Türkçe olarak sunulmuştur. Çevirmen notları ve okur bilgilendirmeleri yazımın sonunda “son notlar,” “kaynakça” ve “kişiler/terimler sözlüğü” ile sonlanıyor.

Sözün özü; kitap okurların hayata bakış açılarını değiştirecek kadar hassas konulara değiniyor ve erdem, ahlak gibi konularda dostlukların nasıl olması gerektiğini söyleyip, kılavuzluk ediyor. Herkesin okuması gereken ender eserlerden bir tanesi olduğuna inanıyorum. Tavsiye ederim.

“İnsanlar rahatsız olmaları gereken şeylerden rahatsız olmuyor, umursamamaları gereken şeylerden rahatsız oluyorlar, zira hata yapmalarını bir sorun olarak görmüyor, eleştirilmeyi rahatsız edici buluyorlar, oysa tersine, kusurlarına üzülmeleri, düzeltilmekten de hoşlanmaları gerekirdi.” ( Alıntı #39000555 )


Sevgi ile kalın.

*Plutarkhos – Demosthenes ve Cicero Paralel Hayatlar – Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları – Sayfa 36
120 syf.
·Beğendi
kitap normalde 40 sayfa 40 sayfa da latince yazılmış arta kalan açıklamadan ibaret. Evrensel gerçekleri her kim kaleme almışsa ölümsüzlüğünü ilan etmiş. Dostluğu iki başlıkta ele almış. Biri zengin makam sahibi insanların dostluğu diğeri ise orta ve alt tabaka insanının dostluğundan bahsetmiş. Bilgiler bilinmeyen şeyler değil ancak bir bilgenin 2000 küsur yıl önce ele aldığıyla şimdi arasında değişmeyenleri derli toplu görüyorsunuz. En çok hoşuma gidense dost edineceğiniz zaman önce dost edinip kazık yedikten sonra düşünüp taşınmak yerine dost edinmeden önce düşünüp taşınmak lazımmış diyor. Çok basit bir bilgi gibi görünebilir ancak büyük bilgeler basit bilgilerle yola çıkıp mutluluğa ulaşmadılar mı?
119 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Cicero' yu bir çok filozoftan ayıran özelliği, eserlerinde "bilmiyorum" kelimesini cesaretle söyleyebilmesidir. Onun ölüme olan övgüsü de bildiklerinin, aklın kılavuzu meşalesiyle iyi bir toplum- gözlemcisi olup insanlara nesnel gerçekleri kabul ettirmesiyle, ön plana çıkarması hayran olunası bir davranış. Ölümü gerekli kılarak aklımda her daim yer etmiş bir düşünür.

Not: Çeviri muazzam.
80 syf.
·1 günde·Beğendi·7/10
Her şeyin bir vakti vardır. Dalda meyve yetişir, bazıları öyle sıkı tutunmuştur ki dala çeksen de fayda etmez. Bir süre sonra o meyve olgunlaşır ve toprağa düşer. Nasılda benzer bir hal değil mi? Eğer ki bizi engelleyen bir etken ya da fiziki bir sorun yoksa süreç bundan ibarettir. Doğar, büyür ve ölür. Asıl burada önemli olan ise; o yaşlılık kısmına gelindiğinde yapılması gerekenler ve yaşlılığın abartıldığı kadar kötü bir şey olmamasıdır.

Roma’da MÖ 106 tarihinde doğan hitabet ustası, şair bakışlı siyaset adamı. MÖ 75’te questor, MÖ 69’da aedilis, MÖ 66’da pretor ve MÖ 63’te ise consul olmuştur. Hatta dönemin saygın kişi tarafından “pater patriae” – devletin babası- ünvanını almıştır. Bunların hepsini ise kendi tırnaklarıyla kazıya kazıya yapmış Roma’da kendi döneminin en önemli şahsiyetlerinden bir tanesi olmuştur. Atlı sınıftan olduğu için Roma tarihinde bir ilk olarak consul seçilmiştir. Küçüklüğünde Yunanca’yı öğrenmiş ve hocası Yunan Hatip Apollonius Molon tarafından – hocası aynı zamanda Jül Sezar’ın da hocasıdır – “Sana büyük bir hayranlık duyuyorum Cicero ve tebrik ediyorum, ancak Yunanlar için üzülüyorum. Şimdiye kadar elimizde kalan tek sermaye eğitim ve söz hâkimiyetiydi. Ne yazık ki artık senin sayende bunlar Romalıların elinde geçecek.*” diye küçük yaşında övgüye mazhar oldu. Bu söylem ise Cicero’nun dil becerisinin ve ne kadar iyi bir hatip olduğunun bir göstergesidir.

“İyi ve mutlu yaşama kabiliyeti bulunmayan insanlara her çağ ağır gelir.” (Alıntı)

İşin birde diğer yönü vardı ki; Cicero kendini aşırı derecede öven, genellikle şakacı, alaycı ve küfürbaz bir kişilikti. İyi taraflarından birisi ve kendi ölümüne sebep olan yanı devletin iyiliğini düşünmesi her yasanın ve yükümlülüğün üzerinde tutmasıydı. - Bakınız Sezar suikastı –

Hatta yine kendi kitabı olan Yükümlülükler Üzerine’de şöyle der; “Birçok kişinin öfkesine asla karşı konulamaz. Sadece ordularla baskı altına alınmış devletin katlandığı ve öldükten sonra kendisine daha fazla itaat ettiği o tiranın ölümü, ondaki öfkenin onu ne kader büyük bir yıkıma sürüklediğini göstermez, diğer tiranların da sonu benzer olmuş, neredeyse hiçbir tiran böyle bir sondan kaçamamıştır.**” Bütün olanlara rağmen ise yaşlılığında Marcus Antonius’un zulmünden kurtulamadı ve kafası bedeninden ayrıldı. Kader o dur ki; Marcus Antonius’un ölümü de Cicero soyu elinden geldi.

Eserin yazım tarzı diyalogtur. Diyalog üç kişi arasında geçmektedir ve anlatıcı olarak ise Yaşlı Cato – Marcus Porcius Cato - seçilmiştir. Amaç ise yaşlılığın aslında bilinenin aksine kötü bir şey olmadığını ve her bireyin bir şekilde kendisini kesin son olan ölüme alıştırması gerektiğini sade dille anlatmasıdır.

“Doğa ya da tanrı, insanı hiçbir şeyin daha üstün olamayacağı akılla donatmış; hiçbir şey bu tanrısal armağan ve bağışa haz kadar düşman değildir, zira şehvetin rehberliğindeyken ölçülülüğe yer kalmaz, erdem hazzın krallığında asla barınamaz.” (Alıntı)

Bunu yaparken de yaşlılığı dört ana maddeye ayırıyor. Birinci olarak güçten düşmesi ve iş yapmaktan alıkoyulmaktan bahsediyor. Hemen ardından ikinci olarak bedenin zayıflaması, bununla beraber aklın yavaşça gerilemesini öne sürüyor. Üçüncü olarak ise birçok hazdan yakınan bir yaşlılıktan bahsediyor ve son olarak dördüncü de ise ölümün artık çok yakın olduğunu söyleyip, bu maddelerin hepsini kendi düşünceleri ve geçmişte yaşamış gerçek kişilerin hayatlarından örnek vererek bizlere açıklıyor. Bu sebeple yaşlılığın bir son olmadığını, aslında bahşedilmiş bir armağan olduğunu anlatmaya çalışıyor.

Kitabım İş Bankası Kültür Yayınları’nda gayet muazzam bir çeviri ve açıklayıcı çevirmen notlarıyla bezeli. Okurken herhangi algı sorunuyla karşılaşmadım ve anlatılmak istenenin çok iyi bir şekilde anlatıldığına kani oldum.

Sözü özü; kitabın yazım zamanı da göz önüne alınırsa türünde muazzam denebilecek bir güzellikle, okunulası ve tavsiye edilesidir.

Sevgi ile kalın.


*Plutarkhos – Demosthenes ve Cicero Paralel Hayatlar – Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları – Sayfa 36

** Cicero - Yükümlülükler Üzerine - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları – Sayfa 79
120 syf.
·9/10
Merhabalar,

Cicero 'nun " Dostluk Üzerine" adlı eseri yazarın okuduğum ilk eseri. Bu kitabıyla, Cıcero ile dost oldum diyebilirim. Dili o kadar akıcı ve yalın ki. Anlatmak istediklerini, cümleleri anlam kargaşalığına uğratmadan biz okurlara gayet güzel lanse ediyor.
Ancak benım tavsıyem yazarın " Yaşlılık Üzerine" adlı eserini okumadan bu eseri okumamanız. Ben aynı hatayı yaptım ve başlarda anlamam biraz sıkıntı yarattı. Çünkü, bazı kısımlarda bu kitabından alıntılar yapmış bulunuyor. Ayrıca bu kitabını okurken, mutlaka " Yaşlılık Üzerine "kitabını okumalıyım diyorsunuz.

Cicero bu kitabında, bir dost nasıl olmalı, kişi dostu için en fazla neler yapmalı, iyi bir dostluğun olması için karşılıklı tarafların neler yapması gerektiğini çok muhtesem anlatmış. Okurken her cümlenin altını, size ışık olsun, dostlarınız ile aranızda fener görevi görsün diye çizip, açıp açıp okuyorsunuz.

Cicero diyor ki ; ölümsüz tanrılar tarafından insanlara bilgelik hariç, dostluktan daha iyi bir şey verildiğini sanmıyorum. :)

Kesinlikle okuyun derim. Herkese keyifli okumalar..
Marcus Tullius Cicero Dostluk Üzerine
152 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Kafama takılanların cevabını bulduğum kitapları çok seviyorum. Sadece beni aydınlatmakla kalmıyor, aynı zamanda fikri bir zemin oluşmasına katkıda bulunuyor.

Cıcero Yasalar Üzerine kitabı, kanunlar ve devlet sistemi üzerine dile getirilen düşüncelerden oluşuyor. Kanunların nasıl bir köke dayanması gerektiğini açıklıyor.

Cıcero, yasaların doğanın insanlara telkin ettiğini söylediği "iyilik", "doğruluk" ve "erdem" üzerine dayanması gerektiğini söylüyor.


Suç işlemeyen insanlar neden suç işlemezler, kanunlardan korktukları için mi yoksa suç işlenmesinin kötü bir şey olduğunun farkında oldukları için mi? İşte Cıcero, burada suçu önleyenin, suç işleme düşüncesinin kötü olduğu gerçeğinin yattığını söylüyor.

Karşılığında bir şey beklenerek yapılan bir şeyin halisene iyilik için değil bir fayda için yapıldığını söyleyen Cıcero, faydacılıktan arındığımız ölçede iyiye ulaşabileceğimizi belirtiyor.

Günümüze dönersek bir insan karşılığında ceza alacağını bile bile neden suç işliyor? Bazı suçlarda ceza artırılsa bile suç işlenmekten vazgeçilmiyor. Burada eksik olduğumuz noktanın erdem olduğunu anlıyoruz.


Hayatımızın merkezine erdemi yerleştirmiş olsak kim bilir neler değişirdi? Sadece suç açısından değil, hayatımızın merkezine para, güç, makam ve mevki yerine "erdem"İ koymuş olsak dünya çok daha iyi bir yer olurdu diye düşünüyorum. Binlerce yıl önce de aynı şeyler düşünülmüş ve toplumun çok azı bunu başarabilmiş.
196 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Tarihin asla silemeyeceği hitabet ustası Cicero’nun kaleme aldığı ve sevgili oğlu Küçük Cicero'ya (Marcus Tullius Cicero Minor) öğüt olarak yazdığı kitaplar topluluğudur Yükümlülükler Üzerine adlı eser.

Cicero bilinenin aksine şöhret basamaklarını tırnağıyla kazımış bir kişidir. Romalıların “yeni insan” olarak nitelendirdiği yani senatör ailesinden gelmeyen ve başarılarından ötürü consul seçilen kişidir.

Sezar’ın suikastına dolaylı yoldan etkisi vardır. Sezar’ın ölümünden 60 kişi sorumludur lakin ismi bilinen on altı kişi vardır. Bu suikast ise Cicero’nun kendi ölümüne sebebiyet vermiştir. Senato’da ünlenen Cicero gözden düşmesiyle ve desteklediği yakın dostunun Sezar’a karşı mağlup olmasından sonra asla Senato kapısından içeri adımını atamadı. Sonu ise sevmediği ve sürekli eleştirdiği Maɾcus Antonius’un bir şekilde Cicero’yu vatan haini ilan etmesiyle, yakalanıp, Senato kapısına çivilenerek teşhir edilmiştir.

Kitabımız 3 kısımdan oluşmaktadır. Her kısım ise bir kitaptır.
Birinci kitabımızda yükümlülüklerin ahlaki doğruluktan ve erdemin her türünden nasıl var olduğuna değinilmektedir. Bunun için birinci unsur olan adalet Cicero’nun dimağında bizlere ulaşmaktadır. Dahası ise iyilikseverlik, yardımseverlik diye devam eder ve kendi alanı olan hitabetin gücüne, nasıl olması gerektiğine, kişilerin nerede nasıl konuşmasına değinir. Bunları ise okurlarına değil de kendi öz oğluna anlatır bir dil kullanır.

İkinci kitabımızda ise iş biraz daha yarar ve zenginliğe dönüşmektedir. Tam insan düşkünü, hayırsever ve vatansever olan Cicero, oğluna zenginliğin nasıl kullanılması gerektiğini, şöhretin adaletten şaşmadan alınmasını, bütün aristokrat ya da diğer halkların yararını nasıl gözetmesi gerektiğinden bahsetmektedir.

Üçüncü ve son kitabın ana teması ise “onur,” “yemin” gibi kavramların ahlaki doğruluk üzerindeki tesirinden bahsetmektedir. Söz vermenin ne denli önemli olduğu kişi ve isimler verilerek açıklanmıştır. Hatta geçmiş ve dönemin mahkeme kararları Cicero tarafından yeniden anlatılmış, adaletin ne denli güçlü oluşundan bahsedilmiştir

Kitabın genel konu içeriği “Ahlak,” “Onur,” “Yemin,” “Adalet,” “Doğruluk” ve “Erdem” gibi kavramlardır. Sezar ve Antonius eleştirileri ise kitap sıkça ele alınmıştır. Platon ve Cato’dan sık sık örnekler vererek çok güzel bir dille kitabın yazımı sürdürmüştür. Özellikle Platon’un Devlet kitabına konu ettiği kurgu kahramanı “Gyges” e kitabında yer vermesi ve adalet, ahlak anlayışına örnek göstermesi beni nedensiz bir şekilde mutlu etti. Eğer ki “Gyres” hikayesini bilmeyeniniz var ise muhakkak hikaye hakkında bilgi sahibi olmanızı isterim.

Çevirmenin harika çevirisi ise kitabın okunabilirliğini sonuna kadar sürdürtmektedir. Emile Zola nın Suçluyorum adlı eserinden sonra okuduğum en güzel eserlerden bir tanesiydi.

Sözün özü; kitabı muazzam derecede kıymetli buldum. Hatta kitabın bitmesine dahi üzüldüm de diyebilirim. Antik uygarlıklara duyduğum hazzı sonuna kadar yaşattırdı bana. Bu sebeple kitap okunulası ve tavsiye edilesidir.

Sevgiyle kalın.
120 syf.
Dostluğun içyüzü, nasıl insanlara bahşedildiği, faydaları, sınırları hakkında bilgece yanıtları ve öğütleri okuyacaksın...
.
.
.
#dostluküzerine
#cicero
#fuatagram
80 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Her yolculukta en sevimli yol arkadaşlarım @kirmizikediyayinevi nin minik kitaplarından Çiçero'nun "Yaşlanmayı Bilmek" eserini #okudumbitti
Seviyorum bu minnak felsefik kitapçıkları. Bence herkesin okuyup küçük dersler alması gerekli.

Yazarın biyografisi

Adı:
Marcus Tullius Cicero
Unvan:
Romalı Devlet Adamı, Bilgin, Hatip ve Yazar
Doğum:
Arpinum, 3 Ocak 106
Ölüm:
Formia, İtalya, 7 Aralık 43
Marcus Tullius Cicero (MÖ 106 - MÖ 43), (Latin) Romalı devlet adamı, bilgin, hatip ve yazar. Felsefe öğrenimini, Epikürosçu Phaedros, Stoacı Diodotos ve Akademi'ye bağlı Philon'dan almış olan Cicero'nun önemi, Yunan düşüncesini daha sonraki kuşaklara aktarmasından oluşur. Bilgi kuramı açısından, kesinliğe bağlanmak yerine olasılıkların yolunu izlemeyi yeğleyen, buna karşın ahlak alanında, dogmatik bir tavır sergileyip, Stoacılara ve bu arada Sokrates'e yönelen Cicero, Latincenin felsefe dili olarak gelişmesine katkı yapmış ve bu arada, dinsel görüşleri açısından daima agnostik kalmıştır.

Hayatı

3 Ocak MÖ 106 yılında Arpinum'da doğmuştur. Çocukluğundan itibaren harika bir öğrenci olmuş, eğitime olan tutkusu ve sevgisi ile ünlenmiştir. Yoğun bir hukuk öğrenimi görmüş, daha sonraları ise edebiyat ve felsefeyle daha çok ilgilenmeye başlamıştır. Savaşı hiç sevmezdi, yine de orduya katıldı. Mahkemelere başkanlık yaptı, ünlü ve başarılı bir hukukçu oldu. Daha sonraları ise konsül oldu, daha önce ailesinden hiçbir kimse konsül olmamıştı, yani o bir homo novus idi. MÖ 60 yılında Sezar, ilk Triumvirliği başlattı. MÖ 58 yılında Publius Clodius Pulcher'in koyduğu yasa ve aralarında gelişen sürekli muhalefet yüzünden İtalya'yı bir yıllığına terk etti. MÖ 50'li yıllarda, Cicero popülist Milo'yu Clodius'a karşı destekledi. Sonra 50'li yılların ortasında Clodius Milo'nun gladyatörleri tarafından Via Appia'da öldürüldü. Cicero Milo'yu savundu, bariz kanıtlar yüzünden pek başarılı olduğu söylenemez. Nitekim Milo sürgüne gitti ve uzun bir süre Marsilya'da yaşadı.

MÖ 50 yılında Sezar ile Pompey arasındaki gerilim iyice artmıştı, Cicero bu yıllarda Pompeius'in tarafını tuttu, yine de Caesar'ın düşmanı olmak istemiyor buna göre daha yumuşak bir politika izliyordu. MÖ 49 yılında Caesar İtalya'yı işgal ettiğinde, Cicero kaçmak zorunda kaldı. Daha sonraları Caesar onun geri dönmesi için ikna etmeye çalışınca, Cicero İtalya'yı terk ederek Selanik'e gitti. MÖ 48 yılında Pompeius taraftarlarıylaydı, bu dönemde onlarla arası açıldı, Ceasar'ın Pharsalus'daki zaferinin ardından Roma'ya geri döndü. Caesar'ın hükümranlığı altında sesini çıkarmadı, yazılarına konsantre olmuştu.

MÖ 45 yılının Şubatında kızı Tullia öldü. Hayatı boyunca bu şoktan kurtulamadı.

MÖ 44 yılında Caesar öldürüldü. Bu dönemde popülaritesi arttı; Senato'nun en güçlü, en sözü geçer adamı haline geldi. Sezar'dan sonra giderek güçlenen Marcus Antonius'yi sevmiyordu. Yine de Marcus Antonius ve Cicero dönemin en güçlü iki adamı olarak diğerlerinden daha öne çıkıyordu. Caesar'ın veliahtı Octavianus İtalya'ya varınca, Cicero Antonius'a karşı onu savunmaya başladı. Sürekli Antonius'u eleştiriyor, Octavianius'u ise övüyordu. Senatus'u da Antonius'a karşı kışkırtmıştı. Cicero'nun ününün doruğuydu bu dönemler. Zamanla Cicero'nun Antonius'a olan kini arttı, kafasındaki plan hem Octavianus hem de Antonius'u aradan çıkarmaktı. Ama bu ikisi Lepidus ile beraber ikinci Triumvirliği kurunca, Cicero'u devlet düşmanı ilân ettiler. Cicero kaçtı, fakat yakalandı. MÖ 43 yılının 7 Aralık günü başı kesilerek idam edildi. Başı Forum Romanum'daki Rostra'da halka teşhir edildi, elleri ise Senato binasının kapısına çivilendi.

Yazar istatistikleri

  • 270 okur beğendi.
  • 1.540 okur okudu.
  • 42 okur okuyor.
  • 1.747 okur okuyacak.
  • 18 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları