Marguerite Duras

Marguerite Duras

Yazar
6.9/10
90 Kişi
·
271
Okunma
·
32
Beğeni
·
2.983
Gösterim
Adı:
Marguerite Duras
Unvan:
Fransız Yazar ve Film Yönetmeni
Doğum:
Saigon , Fransız Çinhindi (şimdi Vietnam ), 4 Nisan 1914
Ölüm:
Paris, Fransa, 3 Mart 1996
1914 yılında Çinhindi'nde doğan Duras, gençliğini geçirdiği bu ülkenin atmosferinden ve olaylarından derinden etkilendi. 18 yaşında Paris'e geldi; hukuk, matematik ve siyaset bilimi okudu. Komünist Parti'ye katıldı. İlk romanı Les Impudents'ı 1943 yılında yayımladı. Özyaşamöyküsel bir roman olan Sevgili ile 1984'te Fransa'da Goncourt Ödülü'nü aldı. Çok sayıda roman dışında, birçok senaryoya da imza attı. Bütün eserlerinde edebiyatı sorguladı. 1960 Cannes Film Festivali'nde gösterilen Hiroşima Sevgilim, Duras'ı ününün doruğuna çıkardı. Duras 1996 yılının Mart ayında 82 yaşında öldü.
...yitirmek istemiyorsam, özgür bırakmak zorundayım.
Marguerite Duras
Sayfa 70 - Can Yayınları - 4. Basım - 1992 - Çeviri: Tahsin Yücel
Kimileri kendini öldürür.
Marguerite Duras
Sayfa 24 - Can Yayınları - 4. Basım - 1992 - Çeviri: Tahsin Yücel
Anne çocuklarından söz etti mi sevinçten sarhoştur...
Marguerite Duras
Sayfa 89 - Can Yayınları - 4. Basım - 1992 - Çeviri: Tahsin Yücel
Sonra, gözyaşlarının ardından, aşk gelmişti.
Marguerite Duras
Sayfa 111 - Can Yayınları - 4. Basım - 1992 - Çeviri: Tahsin Yücel
Biz kahraman, umutsuz çocuklarız.
Marguerite Duras
Sayfa 57 - Can Yayınları - 4. Basım - 1992 - Çeviri: Tahsin Yücel
Öyle küçüğüm ki...
Marguerite Duras
Sayfa 64 - Can Yayınları - 4. Basım - 1992 - Çeviri: Tahsin Yücel
Yaşamın o yaşarken, o yaşamdayken ölümsüz olduğunu anlatmalı.
Marguerite Duras
Sayfa 102 - Can Yayınları - 4. Basım - 1992 - Çeviri: Tahsin Yücel
...okuduğum bir kitabın gelişimine göstereceğim ilgiyle izledim yüzümün yaşlanmasını.
Marguerite Duras
Sayfa 10 - Can Yayınları - 4. Basım - 1992 - Çeviri: Tahsin Yücel
On beş buçuk yaşımdayım, bu ülkede mevsimler yok, tek bir mevsim içindeyiz, sıcak, tekdüze bir mevsim, uzun sıcak kuşağındayız dünyanın, bahar diye bir şey yok, baharın dönmesi diye bir şey yok.
Marguerite Duras
Sayfa 10 - Can Yayınları - 4. Basım - 1992 - Çeviri: Tahsin Yücel
Limuzinde çok şık bir adam var, bana bakıyor. Bir beyaz değil. Avrupalılar gibi giyinmiş, Saygon'lu bankerlere özgü açık renk tisor var üzerinde. Bana bakıyor. Sömürgelerde beyaz kadınlara bakarlar, on iki yaşındaki küçük beyaz kızlara da bakarlar. Üç yıldır beyazlar da bakıyor bana sokaklarda, annemin arkadaşları da kadınların Spor Kulübünde tenis oynadıkları saatte evlerine gelip birşeyler yememi söylüyorlar kibar kibar.
Marguerite Duras
Can Yayınları - 4. Basım - 1992 - Çeviri: Tahsin Yücel
Fransız edebiyatının usta kalemlerinden olan Duras’ın 1971 yılında kaleme aldığı Sevgili (L’Amant), konunun içerisinde gerçek kişilerinde geçmesi sebebiyle yüksek bir ihtimal kendi öz yaşam hikâyesinin kurgulanmış halidir.

Okumuş olduğum kitap dördüncü basım 1992 Can Yayınları çıkışlıdır. Artık sayfaları sarı değil, daha da hardal rengine dönüşmüştür. Böyle eski kitaplara olan düşkünlüğümden midir bilmiyorum? Lakin seviyorum bu durumu. Hele ki kitap arkasında bulunan 250000 TL'lik fiyat etiketi ise her tebessüme eş değer.

Yetmişli yaşlarda kaleme aldığı bu hikâye de on beş yaşındaki bir kızı hikâye etmektedir. Konu aşırı derece de sadeleştirilmiş, zaman ve mekâna aykırı halde yazılmıştır.

Anlatım tarzı birinci tekil şahıs çok nadir olarak da üçüncü tekil şahıs söze giriyor. Sade, arı bir dil ile yazılmıştır. Okuyucuyu hemen hapsedip, hikâyenin bütünlüğüne adapte ediyor. Bazı yerler de ise bunalımı beraber yaşıyorsunuz.

Hikâye edilen genç kızımızın aile içi dramı genel olarak konu edilmektedir. Annesi ve kardeşleriyle olan iletişimsizliği, sevgisizlik ile yalpalanan düşünceleri ve yalnızlığı onu başka hazlara, başka isteklere itmektedir. Dönemin buhranlı ve savaş zamanları ise kurguya destek vermiş betimlemeleri güçlendirmiştir. Ayrıca yoksulluğun da ayrı bir dert olduğunu tekrar tekrar vurgulamıştır yazar. Kardeşler arasındaki çatışmayı, kopukluğu ellili yılların vermiş olduğu tatla tatlandırmıştır.

Yetmiş yaşındaki bir yazarın on beş yaşını hikâye etmesi eminim çok zordur. Lakin yazar bu zorluğu en iyi şekilde dile getirmiş ve “1984 Goncourt Roman Ödülü’ne” layık görülmüştür.

Cholen’li sevgiliye ise diyecek bir lafım var. Madem yaşça küçük kızla beraber olmaktan korkuyorsun ne demeye bu boku yiyorsun.

Bazı bölümlerde gerçekten o yaşın kuramayacağı cümleler ile karşılaştığımı hissettim. Özellikle “Herkese yaptığını yap bana,” demesi bana çok tuhaf geldi. Nasıl bir sıkıntı halindeymiş ki bu cümleleri kuracak duruma gelmiş, anlamakta zorluk çekiyorum.

Genel olarak toplayacak olursak, evet kitap okunulası ve tavsiye edilesi. Eğer ki değişik tatlar arıyorsanız “Sevgili” aradığınız kitap olabilir.

Sevgi ile kalın.
Margarite Duras'yı hiç bir zaman çekici bulmamışımdır. "Bahçe"yi zar zor yarılamış ve büyük bir keyifle yarıda bırakmıştım. "Sevgili" taa 90'lı yıllardan belki de, sansasyon olmuş filmiyle aklımda. "Ölüm Hastalığı" ise büyük kitaplık tasfiyemin gece yarım saat önce devam ederken bütün o karmaşa, kargaşa, dağınıklık, sağa sola saçılmış kitapların arasında, hatta, en üst rafta ikinci arka sıradaki kitapların arasına sıkışıp kalmış bu sıska haliyle (44 sayfa) elime geldi ve tabii ki muazzam güzellikteki kapağıyla "acaba şimdi okuyabilir miyim?" diye düşündüm. Büyük puntolarıyla okunduğu zaman büyük bir zafer havası da verebilir insana, çünkü kitap okumaya ve okumaya giriştiğim kitapları bitirebilmeye ihtiyacım var..bu yüzden kitabı elime alarak din ve tasavvuf kitaplarının arasından geçerek, stephen kinglerimin yanından odaya uzandım ve okumaya başladım...

iyi ki okudum. Çünkü çok beğendim. Bu kısa hikâye ölüm hastalığına yakalanmış bir adamın hikâyesi. Ancak bu ölüm fiziki ölüm değil. Hiç sevmemiş, sevilmemiş birisinin hikâyesi. Öyle ki sırf anlamak, görmek tatmak için parayla birkaç günlüğüne kiraladığı bir kadın kendisine hem gerçek hastalığını hem de çözümün ne olabileceğini söylüyor. Duras'nın son eserlerinden biri mi bilmiyorum, ancak dil gerçekten çok kıvrak, çok etkileyici bir his yaratıyor, o zaman "bu, edebiyattan başka ne olabilir ki?" diye düşünmeden edemiyoruz. Sayfalar dolusu okunan hikâyeler , meselâ Gizliajans'taki sempatik, komik aşk hikâyesi gibi, gerçeklik duygusu yaratamazken Duras bu kadar az sayfalık bir kitapta bu hissi nasıl gerçek kılabiliyor? edebiyat işte...Anlatabilen, kıvırabilen, dönebilen, çekip çevirebilen ve bizi anlattığı şeyin içine çekebilen bir kalemin, dilin, üslûbun gücü bu. Öyle ki kitap bittiğinde bile o ruh hâli, o his bizimle beraber kalıyor. Bunu ancak iyi bir edebiyatçı başarabilir.

iyiki, iyiki, iyiki edebiyat var. Ve iyiki gerçek, has edebiyatçılar.

Bu gecelik bu kadar edebiyat yeter. Bu tad, bu gecelik, yeter. Herşeyin fazlası zarar. Yarın, nasipse elbette, acaba hangi kitabı okumaya çalışacak ve yine mi bırakacağım korkusuyla, dikkat kesilip kitaba gömüleceğim...bir yandan da içimde Çehov'a duyduğum özlem...

"Ölüm Hastalığı"nı kesinlikle edebiyat sevenlere öneriyorum.
Kısacık ama bir o kadar da dolu bir kitap Ölüm Hastalığı, sevgisiz kalmış ve buna inancını yitirmiş erkek kahramanın bir süreliğine para karşılığı bir kadın ile geçirdiği gün ve gecelerin sorgulanmasıdır Ölüm Hastalığı...
Duras bu kitabında erkeği şiddete meyilli gösterirken, kadın ise doğası gereği kırılgandır.
Arada bir açıp aradan siyah denizleri göreceğiniz bir kitap okumak isteseniz keyifli okumalar...
İkinci Dünya Savaşının son günleri. Yazar, Almanya'da bir kampta tutulan eşinin sağ olarak gelmesini bekliyor. Her gün kamplardan tutsakların katledildiği haberleri geliyor. İşte bu durumda bulunan bir kadının yaşadığı kaygıları,acıları neredeyse saat saat yazdığı günlüğünden okuyoruz. Olay tamamen gerçek.

Yazarın, bize günlüğünden aktardığı, o kaygılı,huzursuz,eşinin halen sağ olup olmadığını bile bilemediği, hiç bir haberin ulaşmadığı ve sadece kaygılı bekleyişin sürdüğü günlerdeki ruhsal durumunu, bize tüm gerçekliğiyle yansıtması muhteşem bir şey. Ama o bölümler, bir o kadar da sıkıcı bir şekilde okunuyor. Bu da bir gerçek.

Kitapta,ayrıca ,yazarın eşini tutuklayıp kamplara gönderen Gestapo şefi ile olan ilişkisini anlatan bir bölüm ve Paris kurtulduktan hemen sonra olan olayları anlatan bir bölüm de bulunmaktadır. Bu bölümlerde olaylar, son derece akıcı bir şekilde anlatılmaktadır. ve tamamen yazarın yaşadığı gerçek olayların bize aktarımıdır.

Benim okuduğum baskıda, kitabın sonuna iki tane de kısa öykü eklenmiştir.
Kitabın, sadece o acılı ve kaygılı bekleyişin, müthiş bir şekilde yansıtılmış olması için bile okunması gerektiğini düşünüyorum.
Yazmanın insan ruhu üzerindeki deviniminden çokça bahsetmiş Duras. Ve tabi ki yalnızlık. Yazar ve yalnızlık arasındaki ilişki üzerine ; "Bir yazarın yalnızlığında canına kıyma vardır. " diyerek beni çok etkiledi. Ayrıca bir sineğin ölümünü izlemesi beni etkileyen başka bir taraf. Yazan ve yazmak isteyen herkesin okuması gereken bir kitap.
Okumaya başlamadan bu kitabın bir senaryo gibi yazılmış olduğu gerçeğini kendinize kabul ettirir ve kitabı son sayfasına kadar okuyup bitirme sabrını gösterebilirseniz duygu dolu bir aşk hikayesi ile birlikte İkinci Dünya Savaşı'nın etkililerini okuyacağınız güzel bir dönem kitabıdır.
Konusu itibariyle beni büyük beklentilere sokan fakat okudukça o kadar da ilgi çekici olmadığını anladım. Büyük bir hayal kırıklığı. Çünkü konusu çok iyi!
Sevgili – Marguerite DURAS

Marguerite Duras ile ilk tanıştığım eseri, Sevgili…Bence Fransız Edebiyatının kadın tarafı Marguerite Duras, Fransız edebiyatına yön veren güçlü bir kadın…

Kitapta zaman kavramı yok, kimlik kavramı yok. Bazen birinci tekil kişi söz alırken bazen de üçüncü tekil kişi sözü ele alıyor. Bir yanda on beş buçuk yaşındasınız bir yanda yetmiş… Kendinizi nereye koyacaksınız varın buna siz karar verin.

Aşk romanı olmaktan çok öte, Sevgili. Ailevi durumların karmaşası, iç benlik ve dış benlik kavramları harmanı bir yandan, yalnızlık hissi dibine kadar… Bunalımlı bir karakter hali ve harika bir bilinç akışı yöntemi… Bir yolculuk hali…

Düşünün ki yıllarca fotoğraf çektirmişsiniz ya da çekmişsiniz kendinizi ve yaşamınızın akışını. Sonra bu fotoğrafları alıyorsunuz önünüze ve başlıyorsunuz yorumlamaya ve anlatmaya ama sırası olmadan hani öylesine bir sırayla. Ama o kadar güzel anlatıyorsunuz ki zaman kavramı da anlatılmak istenen de yerli yerinde kalmayı başarıyor. İşte bu kadar başarılı bir eseri elimizde tutuyoruz bilerek ya da bilmeyerek.

Otobiyografik bir roman diyebiliriz ‘’Sevgili’’ eseri için. Karanlık bir eser ‘’Sevgili’’… Aydınlıkta bile karanlıkta kalmak gibi nefessiz bırakıyor insanı.

Diyor ki Duras; ‘’ ... Eşiğinde sessizlik başlayan yerdir o. Sessizliktir burada olup biten, yaşamım boyunca süren bu ağır gelişmedir. Hala orada, bu büyülenmiş çocuklar önündeyim, gizlem de hep aynı uzaklıkta. Yazdığımı sandım, ama hiç yazmadım, sevdiğimi sandım, ama hiç sevmedim, kapalı bir kapı önünde beklemekten başka bir şey yapmadım hiçbir zaman.’’ Hani burada konusu geçen nefessiz kalmayı yaşıyorum ve daha birçok satırda…

Bazı kitaplar vardır ve mutlaka her kesime hitap eder yani mutlaka herkes kendinden bir iz bulur kitapta.Öyle bir kitap bence, Sevgili. Kendimden onlarca iz buldum kitapta ve özel kitaplar arasındaki yerini itina ile aldı.

Herkese keyifli okumalar edebiyat sever güzel insanla
Kitapyurdu'nun uygulamasında gezinirken karşıma çıkınca kendisi,söyleşileriyle merhaba demek istedim. Evet Marguerite, diğer kadın düşünürlerde de olduğu gibi sıradışı bir kadın,kendine olan haslığını yaşamından da çıkartabiliyorsunuz. Gerçi kadınların zengin olmadıkça iyi bir yere gelmesi,söz hakkına sahip olması,bireyselliğini ilan etmesi hele ki o dönem için yürek mi yedin,kendine gel denilecek kadar alaya vurulası bir durum. Ama gelin görün ki kadınlar hep vardı tarihin altına ne kadar süpürmeye çalışırsanız çalışın hep vardı olacaklardı da.
O yüzden Marguerite nın da sesine kulak vermenizi şahsen ben çok isterim çünkü bunu o fazlasıyla hakkediyor.
Olay cok sakin geciyor. Kitap kurgusu etkileyici ama sonu "kitabın arka kapak yazısında da yazdığı gibi; cinayetin gizemini koruyanın ne oldugunu okura bırakan" Duras, okuyucuya büyük iş bırakıyor. Düşündürücü bitiyor. Çünkü sondan bir önceki bölümde anlattıkları okuyucunun kafasında pek canlanacak türde değil. Artık son bölüm tamamen okuyucuya bağlı, eğer iyi anlayabilirse kitabi ; sonunu kendisi de yazabilir ya da kafasında kurguyu tamamen yapılandirabilir. Cinayeti çözmek için kendini ateşe atan bir kadın. Ve başarılı bir noktaya varıyor hikaye.

Kitabın okunmasını tavsiye ederim

Yazarın biyografisi

Adı:
Marguerite Duras
Unvan:
Fransız Yazar ve Film Yönetmeni
Doğum:
Saigon , Fransız Çinhindi (şimdi Vietnam ), 4 Nisan 1914
Ölüm:
Paris, Fransa, 3 Mart 1996
1914 yılında Çinhindi'nde doğan Duras, gençliğini geçirdiği bu ülkenin atmosferinden ve olaylarından derinden etkilendi. 18 yaşında Paris'e geldi; hukuk, matematik ve siyaset bilimi okudu. Komünist Parti'ye katıldı. İlk romanı Les Impudents'ı 1943 yılında yayımladı. Özyaşamöyküsel bir roman olan Sevgili ile 1984'te Fransa'da Goncourt Ödülü'nü aldı. Çok sayıda roman dışında, birçok senaryoya da imza attı. Bütün eserlerinde edebiyatı sorguladı. 1960 Cannes Film Festivali'nde gösterilen Hiroşima Sevgilim, Duras'ı ününün doruğuna çıkardı. Duras 1996 yılının Mart ayında 82 yaşında öldü.

Yazar istatistikleri

  • 32 okur beğendi.
  • 271 okur okudu.
  • 8 okur okuyor.
  • 324 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.