1000Kitap Logosu
Marguerite Duras
Marguerite Duras
Marguerite Duras

Marguerite Duras

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
7.2
509 Kişi
1.749
Okunma
193
Beğeni
6,7bin
Gösterim
Unvan
Fransız Yazar ve Film Yönetmeni
Doğum
Saigon , Fransız Çinhindi (şimdi Vietnam ), 4 Nisan 1914
Ölüm
Paris, Fransa, 3 Mart 1996
Yaşamı
1914 yılında Çinhindi'nde doğan Duras, gençliğini geçirdiği bu ülkenin atmosferinden ve olaylarından derinden etkilendi. 18 yaşında Paris'e geldi; hukuk, matematik ve siyaset bilimi okudu. Komünist Parti'ye katıldı. İlk romanı Les Impudents'ı 1943 yılında yayımladı. Özyaşamöyküsel bir roman olan Sevgili ile 1984'te Fransa'da Goncourt Ödülü'nü aldı. Çok sayıda roman dışında, birçok senaryoya da imza attı. Bütün eserlerinde edebiyatı sorguladı. 1960 Cannes Film Festivali'nde gösterilen Hiroşima Sevgilim, Duras'ı ününün doruğuna çıkardı. Duras 1996 yılının Mart ayında 82 yaşında öldü.
112 syf.
·
6 günde
·
7/10 puan
#margueriteduras Bu kitapta, “nasıl yazılır” sorusunu cevaplamıyor. Yazı yazan kişilerin yabanileşmesinden, yalnızlık ile yazar ilişkisi konularına değiniyor. Yazmak isteyen kişi diğer insanlarla arasına sınır çizmeli, yalnız kalmalı ki yazabilsin diyen Duras bir romanından elde ettiği gelirle göl başından ev alıyor ve burayı “yazı evi” haline getiriyor. “Yalnızlık, hazır bulunmaz, oluşturulur. Yalnızlık, yalnız başına oluşturulur. Ben öyle yaptım. Çünkü orada yalnız olmam, kitap yazmak için yalnız kalmam gerektiğine karar vermiştim. İşte böyle oldu. Bu evde yalnızdım. Bu eve kapandım. Kuşkusuz, korkuyordum da. Sonra da sevdim o yalnızlığı. Bu ev, yazı evi haline geldi. Kitaplarım bu evden çıkıyor. Ayrıca bu ışıktan da, küçük gölden yansıyan bu ışıktan. Şu söylediğim şeyleri yazabilmek için tam yirmi yıl gerekti bana.” Duras kitabında bir kaç denemeye de yer vermiş. Bunlardan en çok aklımda kalan “Genç İngiliz Havacısının Ölümü” Yazarlığa ilgi duyanlar ya da yazarların nasıl bir halet-i ruhiye içinde yazdıklarını merak edenler okuyabilir.
Yazmak
7.4/10
· 61 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
10
Süha Demirel
Sevgili'yi inceledi.
96 syf.
Duras: “Yaşamımın öyküsü yok!”
Yoksunluğun bir kokusu, bir izi vardır insanın üzerinde; vücudunuzda görünmeyen, sizinle yaşayıp sizinle ölen, acı veren içsel bir yara gibidir: “Yoksunluk dışarı sızdırılmaz, özenle gizlenir.” Duras, çocukluğundaki büyük ama bulanık fotoğrafı ortaya çıkarmak istercesine birçok kitap yazar. Genç kızlıktan kadınlığa geçip, kendi ayakları üzerinde durduğundan beridir, özyaşam anılarına yer vermiştir eserlerinde. Duras, 1984 ilkbaharında, yetmiş yaşında yazdığı “Sevgili” isimli romanında, ilk gençlik günlerinin aşkını, tüm yoğunluğu ve derinliğiyle, yeniden zihninde resmetmek adına, tüm etik ve moral duvarlarını da yıkarak, uydurma ya da düşsel bir anlatıcı gibi değil de gerçek bir kadın gibi, içten-yürekli ve göz kamaştırıcı bir yöntemle, harikulade eksiltmeli cümlelerle anlatmıştır. Aynı yıl, Fransa’da büyük edebiyat ödülü Goncourt’u da alır.  Sonraları, romandaki küçük kızın, hayatından kesitler taşıdığını -aslında bir bakıma kendisi olduğunu- itiraf eder. Duras, ailesinin ne ten kokularını, ne göz renklerini, ne de akşam sohbetlerindeki neşeli kahkahalarını anımsar olur yaşlılığında. Hatırladığı tek şey, genç kızlık döneminin geçtiği yerlerdeki akşamların dinginliğidir. Anımsamaya çalıştığı, Fransa sömürgesi, Çinhindi Saygon’da, evlerinin avlusunda çekilen umutsuzluk fotoğrafıdır. Büyük ve bulanık bu fotoğrafın üzerine bir eskiz kâğıdı koyar. Bu eskize, usundaki en belirgin görüntüyü, “odak” noktasını işaretler. Sonra rastgele, kronolojik düzen kaygısı da olmadan, zaman içinde bir ileri bir geri gelgitler yaparak yeni noktalar belirler ve kalemiyle işaretler koyar eskiz kâğıdına tekrardan. Tüm kâğıt dolduğunda işaretlerle, adeta sihirli kalemiyle birleştirir tüm imgelemleri. Geriye çekilip baktığında, büyük fotoğrafı artık görmektedir, mutlu olur, kederiyle. Romanında, aşkıyla ilk tanıştığı vapur yolculuğunda onun büyük arabası, limuzinini, ileride yazacağı tüm kitapların cenaze arabasına benzetir, Duras. Otuzlu yıllarda, Fransız sömürgesi Vietnam’ın Saygon şehrinde bir kız lisesinde öğrenci olan küçük-beyaz bir kız çocuğu, nehrin öteki yakasındaki kız yurdunda kalmaktadır. Beyaz çocuğun annesi kız okulunun müdiresidir. Kendinden büyük iki erkek kardeşi vardır. Arabalı vapurda, her sabah akşam, rutin seyahat eden, on beş yaşlarındaki bu cılız-toy-beyaz küçük kıza; Cholen’li zengin Çinli bir işadamının, Fransa’da -sözüm ona- çok iyi eğitim almış, utangaç 27 yaşındaki tek oğlu âşık olur. Küçük kız, 27 yaşındaki Çinli sevgilisiyle cinsel bir aşka yelken açar. Bu küçük kız, sevgilisine, garsoniyerine getirdiği tüm kadınlara yaptığının aynısını kendisine de yapması için yalvarır. Çinli aşık, bir dediğini iki etmez küçük kızın, onu sonsuz bir aşkla sever, bu beyaz kızdan sevgisine asla karşılık bulamasa da. Küçük beyaz kız, tutucu babasına olan korkusuyla savaşmak adına kendisiyle bu kadar yoğun ve çok seviştiğini düşünür Çinli aşkının. Beyaz-küçük kız, yaşamındaki herkese meydan okur; önce kendisine, sonra, hayatın seyrine tabii olan annesine, zengin babasından ölümüne korkan Çinli sevgilisine, hastalıklı-zayıf-edilgen ortanca kardeşine ve dolap hırsızı-kaybeden-kumarbaz-sefil büyük erkek kardeşine, vücudunu inanılmaz güzel bulduğu ve körpe göğüslerini bir meyveyi ısırır gibi yemek istediği kız yurdundaki ağlak kız arkadaşı Helene Lagonelle’e ve genç yaşta ölüp kendisiyle beraber iki kardeşini yetim bırakan babasına. Küçük kız ve erkek kardeşleri annelerini büyük bir tutkuyla sevmişler, lakin toplumun, güven ve sevecenlik dolu annelerine yaşattıkları yüzünden, üç kardeş de birbirlerine ve yaşamlarına nefret beslemişlerdir. Duras, romanında, ailenin ümitlerinin yok olduğunu anlatmak istercesine, annelerinin Kamboç’ta deniz kenarında aldığı ve gel-git yüzünden sürekli su basan toprakları için: “Umut bırakıldı, okyanusa karşı girişimler de bırakıldı,” der. Çok iyi bir anlatıcıdır Duras. Romanında, eksiltmeli cümlelerinde, beş duyuyu da çok iyi kullanır, özyaşam hatıralarını anlatmak için. Mesela: “Odaya sel gibi dolan kent gürültüsünde yoğunlaşıyor dikkatim,” der. Başka bir yerde: “Bütün ev güzel kokar, fırtına sonlarının ıslak toprak kokusu yayılır ortalığa, hele bir de öteki kokuyla, arapsabununun, arılığın, namusluluğun, çamaşırın, aklığın, annemizin uçsuz bucaksız saflığının kokusuyla karıştı mı insanı deli eden bir kokudur” der. Ya da: “Işık, gökten bu arı saydamlık çağlayanlarının, bu sessizlik ve kımıltısızlık hortumlarının üzerine vururdu. Hava maviydi, avuca alınabilirdi. Mavi. Gökyüzü bu ışık balkımasının (parıldama) sürekli çırpınışıydı” der. Hatta tüm duyuları beraber aynı anlatımda hissettirir: “Yel dindi, ağaçların altında yağmur sonlarının doğaüstü ışığı var. Kuşlar çıldırmış gibi, bütün güçleriyle bağırıyor, soğuk havada gagalarını biliyor, neredeyse kulakları sağır edecek biçimde, çınlatabilecekleri kadar çınlatıyorlar havayı,” der. Romanın kahramanı, anlatıcısı, kâh “Duras”tır kâh “Okur”dur. Mekân, sadece Çinhindi Saygon da değildir. Geldikleri ve yine gidecekleri yer olan Fransa’ya, Paris’e ve orada Duras’ın duyumsadığı tüm anılara da göndermeler vardır kitabın içinde. Sıkılmadan, erinmeden, duygudaşlık kurduğunuzda kendinizi kahramanın yerinde, o garsoniyerde, ya da tüm ailenin bir ritüel haline dönüşen duygusuz akşam yemeklerinde görebilirsiniz. Kendi ailenizle ve yaşamınızla da belki paralellikler ya da acı-tatlı hatıralar canlanabilir usunuzda. Duras, Uzakdoğu ve Batı kültürlerinin oluşturduğu derin birikimle, dobra dobra anlatıyor yaşadıklarını. İçsel yaralarımıza merhem olmak adına, bir ışık çakıyor benliğimize, Freud’un “Derinlik Psikolojisi”in izdüşümünde. Süha DEMİREL, İstanbul, 13 Mayıs 2012. *** Kitabın Künyesi: L’AMANT – SEVGİLİ  / MARGUERITE DURAS CAN YAYINLARI TÜRKÇESİ: TAHSİN YÜCEL 4. BASIM: 1992, CAN BASIM: ÖZAL BASIMEVİ ISBN 975.510.396-1 EDITIONS DE MINUIT / ONK AJANS LTD. / CAN YAYINLARI LTD.ŞTİ. (1984)
Sevgili
6.9/10
· 467 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
11
Vox Nihili
Pasifik'e Karşı Bir Bent'i inceledi.
280 syf.
·
Beğendi
·
9/10 puan
Duras Fransız edebiyatının en önde gelen ve üretken yazarlarından biri. #pasifikekarşıbirbent ilk dönem eserlerinden ayrıca üne kavuştuğu kitabı. Duras 18 yaşına kadar ailesiyle Fransa sömürgesi Hindiçin’de (Vietnam) yaşamış. Anne ve babası Hindiçine göçmüş iki öğretmenmiş ve babasının ölümüyle daha yoksul şartlarda yaşamışlar. Bu dönem farklı açılardan Duras’ın kitaplarında sık sık geçer. Annesi birikimleriyle Pasifik kıyısında bir arazi satın alıyor ama tarıma elverişsiz bir arazi verilmiş. Sömürgede yaşamı, ayrımcılığı, yozlaşmayı bizzat tecrübe eden Duras bu kitabında yaşanları kurgusallaştırıyor, bir anne ve iki çocuğunun yaşadıkları üzerinden. 16 yaşında kendinden yaşça büyük bir işadamıyla maddi imkansızlıklar yüzünden yaşadığı ilişkiye bu kitapta farklı bir şekilde yer vermiş. Ama genç kızın bedeni üzerindeki hakimiyet tavrı aynı:) İlişkiyi anlattığı kitabı #sevgili . Sevgili ile Pasifik’e Karşı Bir Bent birbirlerini tamamlayıcı kitaplar. Konu aynı olaylar çerçevesinde olsa da anlatım olarak, yoğunlaşılan detaylar olarak çok da farklılar ve ikisini de çok seviyorum :)) Kitabın konusu Anne’nin verdiği mücadele olsa da Duras’ın erkek kardeşine olan sevgisini de derinlemesine anlattığı kitaplardan biri. #yazmak kitabında yer alan Genç İngiliz Havacısının Ölümü denemesi de kardeşi ile ilgili ve beni çok sarsmıştı, kurgu da olsa onları birlikte görmek güzeldi. Duras anlatımında Brecht’in yabancılaştırma efektinden* faydalanmış. Karakterlere mesafeli bir anlatıcı ve iç dünyalarından çok olayları veriyor. Anlatımını seviyorum Duras’ın. *Yabancılaştırma efekti tiyatro için kullanılıyor genelde, Brecht geliştirmiş. İzleyice katharsis^ deneyimi ile gelen duygulanımın önüne geçmek ve izleyecinin nesnel olarak sınıf farkını, halkın sorunlarını sorgulamasını sağlamak amacı güden bir teknik. ^Katharsis Aristoteles’in Poetikasında geçer ilk olarak. Tragedya’da acıma ve korku uyandırarak katharsis deneyimlenir, bir çeşit arınma. #margueriteduras ın eksiktili üslubu ya da diyalog anlatılarıyla sorun yaşadıysanız bu kitapla o sorunu düzeltirsiniz diye umuyorum. Başlangıç için çok uygun.
Pasifik'e Karşı Bir Bent
OKUYACAKLARIMA EKLE
8