Mario Vargas Llosa

Mario Vargas Llosa

Yazar
7.9/10
89 Kişi
·
172
Okunma
·
31
Beğeni
·
2.538
Gösterim
Adı:
Mario Vargas Llosa
Unvan:
Perulu Yazar
Doğum:
Arequipa, Peru, 28 Mart 1936
Perulu roman, öykü ve oyun yazarı, eleştirmen.

Dedesinin konsolos olarak görev yaptığı Cochabamba'da yetişti. Lima'daki askeri bir okuldan mezun oldu. Lima San Marcos Üniversitesi'nde edebiyat eğitimi gördü. İspanya'da Madrid Üniversitesi'nde doktora yaptı.

Yayınlanan ilk eseri 1952'de basılan İnkanın Kaçışı adlı oyundu. Ardından çeşitli dergilerde öyküleri yayınlandı. Gazetecilik ve televizyonculuk yaptı. Cuadernos de Composiction ile Literatura dergilerinin yayın kadrosunda yer aldı. 1959-1966 arasında Paris'te yaşadı. İlk romanı Kent ve Köpekler 1963'de yayınlandığında büyük ilgi gördü. Birçok dile çevrildi.

3 yıl Londra'da yaşadı. 1969'da ABD'de Washington Üniversitesi'nde ders verdi. 1970'te Barselona'ya yerleşti. 1974'te Lima'ya döndü.

1990'da Demokratik Cephe'nin adayı olarak katıldığı Peru başkanlık seçimlerinde başarılı olamadı. Latin Amerikalı yazarların en tanınmış ustalarındandır.

"Kişisel direniş, başkaldırı ve yenilginin keskin resmini ve güç yapılarının şemasını çizdiği için" Nobel'e layık görülmüştür.
Ulu Tanrım ! Tanrım eğer varsan, bu gözyaşı vadisindeki kötülüklere bir son verecek evrensel Emekçi Birliği'ni yoluna koymadan Flora Tristan'ın canını alma. '' Tanrım bana bir beş, sekiz yıl daha ver. Bu bana yeter.''
Mario Vargas Llosa
Sayfa 413 - Can Yayınları - Kasım - 2010
Eğer Chabrie'yle evlenmiş olsaydın, ömrün boyunca bir daha Fransa'ya ayak basmadan ölene kadar California'da onunla yaşamış olsaydın nasıl bir hayatın olacaktı Flora ? Şüphesiz sakin ve güven dolu. Ama o zaman ne bilinçlenecek, ne kitap yazabilecek ne de kadınları kölelikten, yoksulları sömürülmekten kurtaracak devrimin bayraktarı olabilecektin.
Mario Vargas Llosa
Sayfa 238 - Can Yayınları - Kasım - 2010
"Şiirlerimi gösterdiğim tek kişi sen olmuştun. Hatır­lıyor musun?"
"Çok kötü olduklarını hatırlıyorum,"
”Ama seni o kadar seviyordum ki, onları övüp duruyor­dum. Sonunda bazılarını ezberlemiştim."
"Beğenmediğinin pekala farkındaydım, Gee. İyi ki onları hiçbir zaman bastırmamışım. Biliyorsun ya, bas­tırmama ramak kalmıştı.”
Dizlerinin üstüne çökmüş fanatik ve itaatkar yoksullarla dolup taşan sayısız kiliseye girip çıkmıştı ; ya dua ederler ya da güçlüler karşısında sabır ve kulluk vaaz eden rahiplerin gerici zırvalıklarını dinlerlerdi. İşin en üzücü tarafı, en inançlı kesimin çoğunlukla yoksullardan oluştuğunu görmekti.
Mario Vargas Llosa
Sayfa 109 - Can Yayınları - Kasım - 2010
Onları ikna etmek kolay olmamıştı. Çalışma hakkının kadınları da kapsaması halinde işsizliğin daha da yaygınlaşacağından korkuyorlardı, zira o kadar insana iş asla bulunamazdı.
Mario Vargas Llosa
Sayfa 60 - Can Yayınları - Kasım - 2010
''Herhalde hanımefendi, kadın olduğunuz için erkeklerin ihtiyaçlarından bihabersiniz. Siz kadınlar tek bir kocayla mutlu oılursunuz. Yeter de artar bile. Oysa bizler için tüm ömrü tek bir kadınla geçirmek sıkıcıdır. Fark etmemiş olabilirsiniz ama siz kadınlar ve biz erkekler çok farklıyız. İncil'den beri bu böyle.''
Mario Vargas Llosa
Sayfa 223 - Can Yayınları - Kasım - 2010
Şöyle bir düşününce Florita, yolculuk o kadar da yarasız değildi aslında. Emekçilerle yapacağın toplantılara engel olmak için polislerle yüksek rütbeli memurların böylesine seferber olması vaaz ettiğin fikirlerin filizlenmekte olduğuna delalet değil miydi ? Belki de sandığından daha fazla insanı yanına çekiyordun. İzlediğin yolun geride bıraktığı yankılar er ya da geç büyük bir hareketle zirveye çıkana dek yaygınlaşacaktı. Fransa, Avrupa, tüm dünya ....
Mario Vargas Llosa
Sayfa 450 - Can Yayınları - Kasım - 2010
Siz hiç hapiste bulunmadınız, öyle değil mi Dona Merceditas? Günler gelip geçer ve insanın yapacak hiçbir şeyi yoktur. İnsan çok sıkılır orda, inanın bana. Çok da açlık çeker.
Mario Vargas Llosa
Sayfa 107 - Can Yayınları
448 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
Bir kitabın, önce iğrenç,sapıkça, ele alınamayacak şekilde ve kesinlikle okunamayacak düzeyde cinsel cümleler içerdiğini söyleyip bu kitabın okunmamasını tavsiye edeceksiniz. Ama hemen arkasından aynı kitabın tarihe mal olmuş iki zıt karakterdeki kişinin hayatını anlatan muhteşem bir biyografi kitabı olduğunu ve mutlaka okunması gereken nadir kitaplardan biri olduğunu söyleyeceksiniz. İşte hem benim şu andaki durumum, hem de bu kitap ancak böyle tanımlanabilir.

Gerçekten de kitabın ilk yüz sayfasına kadar, karşılaştığım iğrençlik derecesindeki cinselliklerin anlatımından dolayı bir kaç defa kitabı yarım bırakmayı düşündüm. Hem de niçin yarım bıraktığımı site de açıklayarak. Ama her defasında yazarın Nobel ödülünü almış bir yazar olduğu, ayrıca ülkesinde katıldığı başkanlık seçiminde yüzde otuz yedi buçuk yani yaklaşık seçmenlerin üçte birinin oyunu aldığı gerçeğini düşünerek hep devam etme kararı aldım. Öyle ya yazar böyle iğrenç yazılar yazıyorsa neden kendisine halkı bu kadar oy versin veya Neden Nebel ödülü versinlerdi. Ama şunu söylemeliyim ki kesinlikle devam etmemin ve kitabı okumamın mükafatını fazlasıyla aldığımı kitabı bitirdiğimde daha çok anladım. Çünkü elimdeki kitap gerçekten her yönüyle ustaca yazılmış belkide dünyanın en iyi biyografi kitaplarından biriydi.

Mario Vargas Llosa' nın okuduğum ilk kitabı. Kitapta, yaklaşık elli yıllık bir zaman aralığıyla yaşanan olaylar anlatılıyor. Bu da iki zıt karakterdeki kişinin biyografisi yapılarak bize aktarılıyor. Bunlardan birisi, sosyalizmin, işçi ve kadın haklarının, en katı savunucusu olup, hayatını, dönemindeki adaletsizliklere, haksızlıklara, özellikle de işçilerin ve kadınların gördüğü işkencelere,eziyetlere karşı mücadeleye adamış ve bu uğurda hayatını bile ortaya koymuş olan FLORA TRİSTAN, diğeri ise Sadece kendi zevkini düşünen ve sınırsız cinselliği, özgürce yaşamayı kendine ilke edinmiş dünya çapında bir ressam olan PAUL GAUGUİN.
Peki bu kişilerin cennetle ne ilgisi var derseniz. Her iki kişi de cenneti arıyordu. Ama istedikleri farklı cennetlerdi. Birisi hiçbir ezilen insanın olmadığı bir cennet düşlerken diğeri her türlü zevkin sınırsızca yaşandığı bir cennet düşlüyordu.

Kitapta anlatılan olaylar tamamen gerçek olaylardan kurgulanmış olup, ne kadarının yaşanıp, ne kadarının yaşanmadığını tabiiki ben bilemem. Ama yazar o dönemdeki Fransa, Londra, Peru, Haiti ve etrafındaki adalarda yaşanan devlet ve burjuvazi tarafından da korunan, adaletsizlikleri, iğrençlikleri, haksızlıkları bize tüm teferruatıyla ve açıklığıyla aktarmış.

Sadece bir örnek vereceğim size. Düşünün bir kadının kocasını terk etmesinin, bir babanın kendi öz kızına tecavüz etmesinden daha büyük bir suç olduğu Fransa'daki kadınların yaşamı, böyle bir ortamda nasıldır acaba ? İşte Flora Tristan'ın ne zor şartlarda mücadele ettiğini anlayın. Ayrıca Güney Amerikada ki bahsedilen yerleşim yerlerinde, kırk-elli yaşlarındaki erkeklere eş olarak verilen on üç- on dört yaşındaki kız çocukları neler hissederler acaba ? İşkence üstüne işkence gören köleleri isterseniz hiç katmayalım yazıya.

Yazar, kitabı bölümler halinde yazmış. Tek rakamlı bölümlerde Flora'nın , çift rakamlı bölümlerde Paul 'ün hayatına yer vermiş. Ayrıca anlatım şekli de çok farklı. Yazar sanki bir mahkeme salonunda kendisini avukat, Flora ve Paul'u da sanık, okuyucuyu da jüri veya seyirci yerine koymuş gibi olayları anlatıyor. Olayları kendi ağzından bize naklederken, sık sık Flora ve Paul'a dönüp ''böyle yapmadın mı Flora, aslında şunu yapmalıydın Endülüslü veya sen içinden böyle geçirmedin mi Paul, ama hep yanlış yoldaydın Koke '' diye cümle ve parağrafları bitirerek sanki sanıkları sorguluyor gibi anlatıyor.

Her iki kişinin de kendi hayallerindeki cennetleri için uğraşırken yaşadıkları sefil hayatlarına bu günden bakıldığında insanın aklına neler geliyor neler. Örneğin öyle bir sefalet içerisinde yaşayan Paul, kırk-elli franga zorla satabildiği tablolarının ölümünden yüzyıl sonra, yüzlerce milyon dolara el değiştirdiğini görse ne yapardı acaba ? Veya verdiği mücadele sayesinde özellikle kadınlara yönelik adaletsizliğin bir çok ülkede giderildiğini görerek kesinlikle mutlu olacak olan Flora' nın, başta bizim ülkemiz olmak üzere dünyanın bir çok ülkesinde devam eden kadın cinayetlerini gördüğünde ne kadar büyük hayal kırıklığı yaşardı acaba ?

Biliyorum incelemem çok uzun oldu ama inanın bana, bu kitap öyle bir iki cümleyle geçiştirilecek bir eser değil. Gerçekten muhteşem bir bilgi hazinesi. Ben herkesin, ama özellikle de kadınların , Flora Tristan'ın,kendileri için verdiği büyük mücadeleyi öğrenmeleri için mutlaka okumalarının gerektiği bir kitap olarak değerlendiriyorum. Paul Gauguin'e gelince, iğrenç bir hayata ve düşüncelere sahip olmasını her ne kadar tasvip etmesek de, tablolarının günümüzdeki değeri ortadadır. Daha bir kaç yıl önce şu okuduğum kitabın üzerindeki resmi bulunan tablosunun tam üç yüz milyon dolara el değiştirdiğini biliyor muydunuz ? Açık söyleyeyim ben bilmiyordum.

Son cümle olarak; bütün içerdiği olumsuz cümlelere rağmen, yazarın gerçekten muhteşem olarak kaleme aldığı bu eserin, mutlaka okunması gereken kitaplardan biri olduğu doğrultusundaki düşüncemi yazarak incelememi bitiriyorum.
247 syf.
·Beğendi·9/10
Maria Vargas Llosa'nın ilk kitaplarından olan "Yüzbaşı ve Kadınlar Taburu" ile okul yıllarımda tanıştım. Zaten yeni baskısı da yapılmadı sanırım. Kitabın konusu adından ve kapak resminden anlaşılacağı üzere bir hali ilginç. Peru Amazonunda görev yapan askeri birliklerde; çevre köylerdeki kadınlara ve görevli askerlerin ailelerine sarkıntılık/tecavüz olayları artınca, bölgede özel bir tabur kurulmasına karar verilir. Disiplinli bir lojistik subayı olan Yüzbaşı Pantoja, eşi ve annesiyle; kadınlardan oluşan bu birliği oluşturmak üzere bölgeye gönderilir ve olaylar gelişir. Kitap zaten bu tayin emriyle başlıyor ve çeşitli yazışmalar, resmi raporlar, diyaloglar, gazete haberleri, telsiz görüşmeleriyle ve bir sürü değişik şeyle devam ediyor. Bu biraz ordan, biraz burdan anlatım tekniği sizi hiç sıkmıyor, akıcılığa katkı sağlıyor. Bu özel birliğin, kadınlar taburunun oluşturulmasını, her türlü ihtiyaca cevap verecek hale gelmesini ve ordudaki en düzgün çalışan birim haline gelişini keyifle izliyorsunuz. Olaylar apayrı bir coğrafya ve farklı bir kültürde yaşansa da hiç yabancılık çekmiyorsunuz. Biraz militarizm ama çokca bürokrasi eleştirisi içeren bu hikayeyi okurken sanki bir türk filmi (Örneğin Vizontele) izler gibi bir hisse kapılıyorsunuz. Çevirmenin de bunda payı büyük tabi. Tarzları farklı olsa bile bu kitap, belki Aziz Nesin'in romanları ile karşılatırılabilir. Sahaflarda bulursanız gözü kapalı alabilirsiniz, oldukça keyifli bir deneyim yaşayacağınıza eminim.
520 syf.
·5 günde·8/10
Eserin kurgusu ustaca. anlatım geri dönüşlerle yapılıyor. Bu da başkahramanın nereden nereye ne değişiklikler geçirerek geldiğini vurguluyor. Hikayenin gerçek olması ise insanın genel kültürüne müthiş katkı sağlıyor. Ben en çok kitabın neyin iyi neyin kötü olduğunun toplumdan topluma, zamandan zamana nasıl tezatlar oluşturduğunu göstermesini beğendim. Tüm edebiyat sevenlere rahatlıkla tavsiye ederim.
414 syf.
·4 günde·9/10
Bu kitaptan sonra Mario Vargas Llosa her okuyuşumda daha da sevdiğim, bir sonraki kitabını merakla okumayı beklediğim yazarlardan biri haline geldi. Gördüğüm kadarıyla çok farklı konularda kalem oynatabilen bir yazar. Nobelli yazarların çoğu hep aynı konu, tema, -artık siz ne derseniz deyin- etrafında dolaştığını görüyorum. Bu istisnalara Doris Lessing dışında Llosa da katılmış oldu benim için.

Bu kitabı bence yazarın en iyimser romanı. Tatile çıkarken ya da yolculuk esnasında keyifle okuyabileceğiniz bir kitap. Beni çok yormasın, biraz heyecan, biraz gizem, biraz macera, biraz da Latin havası istiyorum diyorsanız buyurun. Romanı polisiye, dedektif, gerilim, hatta biraz daha ileriye gidecek olursak modern bir peri masalı kategorisine bile sokabiliriz. Bu kitabın şöyle de güzel bir tarafı var: İçerisinde yazarın beş romanından karakterler barındırıyor. Yazarın diğer kitaplarını okuduysanız bu romandan alacağınız keyif daha da artacaktır. Spoiler vermemek adına kitapla ilgili ne yazabilirim?

Kitap, hayatına yeni bir anlam katmak isteyen ya da hayatında yeni bir sayfa açmak isteyen orta yaşını aşmış üç adamı konu alıyor:

1. Felicito hayatı boyunca şerefiyle çalışmış, babasından miras kalan nakliye firmasını daha da büyütmüş biri.
2. Ismael Carrera ise oğullarından her türlü kahpeliği görmüş, ilerlemiş yaşına rağmen sevdiği kadınla evlenmek için tüm Peru sosyetesini bile karşısına almaya hazır bir sigorta şirketi sahibi.
3. Don Rigoberto ise İsmael Carrera’nın yanında çalışan, emekliye ayrılmak üzere olan ve ömrü boyunca Avrupa seyahatine çıkmayı ertelemiş bir avukat.

Bu üç kişinin eylemleri uzaktan yakından bir şekilde birbirlerinin kaderini de etkiliyor. Yazar bu üç erkeğin başına türlü türlü belalar örüyor ve onları kendilerine artık çok yabancı olan, savundukları değerlerin içinin boşal(tıl)dığı ve kimsenin de umursamadığı ilkeler karşısında çetin bir sınava sokuyor.

Yazar aslında iki alternatif hikâyeyi konu alıyor. Biri Felicito diğeri Don Rigoberto’nun hikâyesi. Kitabı okurken her iki hikâyeyi de merakla takip etmemek elde değil. Ben en çok Felicito’nun hikâyesini beğendim. Özellikle Felicito’ya babasından miras kalan “Kimseye kendini ezdirmeyeceksin” sözü sayesinde Felicito sonu nereye varırsa varsın tüm güçlüklere göğüs gerer. İki hikâye ancak romanın sonuna doğru, artık işler çığırından çıktığında birleşiyor. Yazarın alternatif diyalog tekniği de daha önce hiçbir kitapta karşıma çıkmayan bir anlatım biçimi olarak okuyucuya oldukça keyif veriyor.

Llosa her kitabında olduğu gibi burada da siyasi meselelere dokundurmadan geçmiyor. Ekonomik gelişmelerle birlikte artan problemlerin insan ilişkilerini ne derecede bozduğunu ve yozlaştırdığını, yeni kuşakla (tembel, ahlaki değerlerden yoksun) eski kuşak (şerefli, haysiyetli) arasındaki çatışmaları anlattığı olaylarla gözler önüne seriyor. Özellikle polisin Felicito’ya şantaj yapan mafyayla işbirliği içerisinde olduğunu, rüşvetin her türlüsüne bulaştığını ima ederek polis teşkilatını da eleştiriyor.

Cesaretin, onurun ve ilkeli olmanın her türlü ahlaki değeri hiçe sayan yozlaşmış bir dünyada ayakta kalma savaşı bence bu kitabı tümüyle özetleyen en güzel cümle olacak.
167 syf.
·9 günde·Puan vermedi
Hayat gerçekten çok basit. Her şeyiyle.
Mario Vargas Llosa da edebiyatı böyle görüyor. Bir polisiye hikaye anlatılıyor bize ancak çok basit bir kurgu var. Cinayet var ve çözümü o kadar basit ki küçük bir çocuk bile okuyabilir.
Llosa"nın dili ise çok akıcı. Basit cümleler kuruyor.
Polisiye kurgusu basit olabilir ancak yazar burada karakter çizimlerine önem vermiş. Onların psikolojik yapılarını ele almış cinayetin olgusundan çok. Cinayetin insanı nereye götürebileceğinden bahsetmiş.
Llosa toplumsal meselelere değinip, Peru iklimini bizlere hissettiriyor.
264 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Çavuş Lituma, yazarın “Palomino Molero’yu Kim Öldürdü” romanından sonra bir kez daha karşımıza çıkıyor. “And Dağlarında Terör” az önce adı geçen romanın devamı niteliğinde değerlendirilebilir. Çavuşun maceraları burada bitmeyecek, yazarın “Ketum Kahraman” romanında bir kez daha karşımıza çıkacak.

Çavuş Lituma bu sefer And dağları eteklerinde, medeniyetten uzak küçük bir maden kasabasına esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolan üç kişinin akıbetini soruşturmak üzere Peru ordusu yetkilileri tarafından tayin edilir. Ona bu soruşturmada Tomas adında yöre dilini bilen biri yardımcı olur. Kitap bir dedektif romanının ötesinde, fantezi, politik cinayetler ve kadim Peru medeniyetlerinin kalıntıları ekseninde dönen bir roman.

İnsan kaçırma olaylarının Aydınlık Yol adında bir gerilla grubu tarafından gerçekleştiğine dair elinde güçlü kanıtlar vardır Lituma’nın. Bölge halkı da onun tüm kuşkularını doğrular nitelikte davranır; bu soruşturmalarda önüne her türlü engeli koymaya çalışırlar ve onu bundan vazgeçirme yönünde hareket ederler. Yani kimsenin kimseye güveni olmadığı, iletişimin bile insanlar/kültürler arası büyük bir engel teşkil ettiği kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde işler hiçbir zaman Lituma’nın istediği gibi gelişmez.

Çavuş Lituma’yı tüm bu garip ve esrarengiz olaylar içinde teselli eden tek şey yardımcısının Mercedes adında bir orospuyla yaşadıkları gönül macerasını dinlemesi oluyor. Tomas’ın bu gönül macerası sadece çavuşu eğlendirmekle kalmıyor, okuyucuyu da bir nebze olsun o esrarlı ve karanlık havadan alıp Peru’yu baştan sona içine alan bir seyahate çıkarıyor. Tomas ve Mercedes’in yaşadıkları aslında Peru’nun yakın tarihine ışık tutmakla kalmıyor, aynı zamanda Peru kültürüne ve yaşamına dair okuyucuya pek çok bilgiler de sunuyor. Zaman zaman komik, zaman zaman dramatik olaylarla yazar okuyucunun ilgisini fazlasıyla çekmeyi başarıyor. Yazar hem Lituma’nın hem de yardımcısının hikâyesini çok zekice harmanlıyor. Bu iki alternatif hikâyeyle okuyucunun merakını tam yerinde frenliyor.

Kitap her şeyden önce politik bir alegori olarak kabul görüyor. Tabii bunları anlamak için Peru’nun yakın tarihi konusunda biraz bilgi sahibi olmak gerek. Aydınlık Yol adındaki gerilla grubunun ne istediğini, neyi savunduğunu, Peru ordusuyla neden savaş halinde olduğunu bilmiyorum ama kitaptan anladığım kadarıyla bu grup Peru’dan kapitalizmin tüm izlerini (özellikle kendi yaşadıkları kırsal bölgelerde) silmeyi kendilerine şiar edinmiş, bunun yerine Colombus öncesi eski medeniyetlerden gelen kültürleri yaşatma gayreti içinde olan ve bunu yaparken biraz da saygı bekleyen bir grupmuş gibi geldi bana. Bilmem belki Tomas’ın zaman zaman anlattığı hikâyelerde saçmaladığı gibi ben de saçmalıyorum.

Yazar oluşturduğu atmosferle, And dağlarını And dağları yapan tüm özellikleriyle, taşıyla, toprağıyla, bitkisiyle, çiçeğiyle, böceğiyle, doğaüstü masallarıyla, batıl inançlarıyla, bölge insanıyla, onların gelenek ve görenekleriyle olayların geçtiği yerleri çok gerçekçi bir şekilde tasvir ediyor. Sırf bunlar için bile roman okunmaya değer bence. Okunması oldukça kolay olan bu roman bence yazarın en iyi romanları içerisindeki yerini fazlasıyla hak ediyor.
142 syf.
·2 günde·7/10
Farklı tabloları referans alarak bir kurgu üzerinden hazzı anlatan bir garip kitaptı okuduğum. Edebi yönünden ziyade tabloların yorumlanışı, müstehcenliğin dozunda bırakılarak topun okuyucuya atılması yazarın gücünü kelimelere dökmesi çok güzeldi. Llosa, Marquez ile yarışacak kadar yetenekli bir yazar olduğunu bu kitabında da bizlere kanıtlamıştır.
247 syf.
·Beğendi·8/10
Llosa Marqueze yumruk atan adam elbette edebiyat dünyasının önde gelen isimleri de bizim gibi insan bu yüzden onların her zaman insan olduğunu unutmadan yaklaşmalıyız olaylara. Neyse konumuz bu değil Asıl konumuz olan esere gelir ise. Birinci ve ikinci dünya savaşı sonrasında edebiyatta ki Rus etkisinin kırılmasının asıl sebebi Güney Amerikalı yazarlar olmuştur. Militarist baskıcı hükümetler yoksulluk insanların sefaleti emperyalistlerin güney amerika üzerinde ki emelleri. Oranın insanını yoğurmuştur bunun etkisinide en iyiden en kötüye görmek mümkündür. Llosanın kitabı aslında absürd bir dram gibi Ordu- bürokrasi ilişkilerine Kadınlar Erkekler ve Sex içgüdümüz üzerinden yaklaşıyor eser iyi de yapıyor.
Arada bir ipin ucu kaçar gibi olsa da bu eser sizin dünya görüşünüze kesinlikle etki edecektir ayrıca. Coğrafi,Kültürel ve Sosyal anlamda güney Amerikayı anlamanız acılarını ,mutluluklarını işlemeniz de işe yarayacaktır..

Keyifli bir eser okunmalıdır.
448 syf.
·Beğendi·10/10
Yıllar önce lisenin başlarında okuyup "iyi ki kitaplar var" dediğim, kitap okumayı sevmekten hiç pişman olmayacağımı düşündüren, bittikten sonra, hala bile, ağızda güzel tat bırakan bir yemek hissi yaratan bir kitap. Nobel aldığını görünce çok mutlu oldum :)
142 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Kitap, her ne kadar da ensest bir ilişkiden adından da belli olacağı şekilde çağrışım yapsa da, kitap içinde bir çok ünlü ressam ve resimlerden yola çıkarak yazar tarafından bambaşka ve alışılmışın dışında bir kurgu ile hayal dünyası ve şiirsel bir anlatım üzerinden üvey annesi ile babasının evliliğinin sonlandırmak amacını güden bir çocuğun ve üçlünün arasındaki Aşk labirenti ile tüm yaşadıklarını anlatıyor. Bunu yaparken de ünlü ressamların yaptığı ünlü tablolardan yararlanarak kurguya dahil edip aktarıyor sürpriz sonu nedeniyle enteresan bir kitap. Sadece kitapta bulunan ünlü tablo ve resimler o resimlerle ilgili yazarın edebi mahiretini okuyucusunun gözlerinin önüne süren hayal gücü için bile okunması gereken bir eser. Sonuçta kitabı okuyunca bir çok ünlü tablo ve resim ile tanışıp onların yazar tarafından etkileyici hikayesini şahitlik ediyorsunuz.

Yazarın biyografisi

Adı:
Mario Vargas Llosa
Unvan:
Perulu Yazar
Doğum:
Arequipa, Peru, 28 Mart 1936
Perulu roman, öykü ve oyun yazarı, eleştirmen.

Dedesinin konsolos olarak görev yaptığı Cochabamba'da yetişti. Lima'daki askeri bir okuldan mezun oldu. Lima San Marcos Üniversitesi'nde edebiyat eğitimi gördü. İspanya'da Madrid Üniversitesi'nde doktora yaptı.

Yayınlanan ilk eseri 1952'de basılan İnkanın Kaçışı adlı oyundu. Ardından çeşitli dergilerde öyküleri yayınlandı. Gazetecilik ve televizyonculuk yaptı. Cuadernos de Composiction ile Literatura dergilerinin yayın kadrosunda yer aldı. 1959-1966 arasında Paris'te yaşadı. İlk romanı Kent ve Köpekler 1963'de yayınlandığında büyük ilgi gördü. Birçok dile çevrildi.

3 yıl Londra'da yaşadı. 1969'da ABD'de Washington Üniversitesi'nde ders verdi. 1970'te Barselona'ya yerleşti. 1974'te Lima'ya döndü.

1990'da Demokratik Cephe'nin adayı olarak katıldığı Peru başkanlık seçimlerinde başarılı olamadı. Latin Amerikalı yazarların en tanınmış ustalarındandır.

"Kişisel direniş, başkaldırı ve yenilginin keskin resmini ve güç yapılarının şemasını çizdiği için" Nobel'e layık görülmüştür.

Yazar istatistikleri

  • 31 okur beğendi.
  • 172 okur okudu.
  • 9 okur okuyor.
  • 281 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.