Mark Twain

Mark Twain

Yazar
8.2/10
3.161 Kişi
·
10,8bin
Okunma
·
1.063
Beğeni
·
21,7bin
Gösterim
Adı:
Mark Twain
Tam adı:
Samuel Langhorne Clemens
Unvan:
Amerikalı Mizahçı, Satirist, Roman Yazarı, Yazar ve Öğretmen
Doğum:
Florida, Missouri, Amerika Birleşik Devletleri, 30 Kasım 1835
Ölüm:
Redding, Connecticut, Amerika Birleşik Devletleri, 21 Nisan 1910
Mark Twain (asıl adı Samuel Langhorne Clemens) 1835’te ABD’nin Missouri eyaletine bağlı çok küçük bir köy olan Florida’da doğdu. Dört yaşındayken Clemens ailesi başka bir küçük köye, Mississippi ırmağı kıyısındaki Hannibal’e yerleşti. Esnaflık ve avukatlık yaparken politikaya atılan babası on bir yaşındayken ölünce Samuel okuldan ayrılıp bir matbaada çırak olarak çalışmak zorunda kaldı. Ardından ağabeyinin çıkardığı Hannibal Journal adlı yerel gazetede dizgiciliğe başladı. Aynı gazeteye ve Boston’da çıkan mizah dergisi The Carpet-Bag’e mizah yazıları yazdı. Dizgicilikten sıkılınca dört yıl boyunca Mississippi nehrinde çalışan buharlı gemilerden birinde kaptanlık yaptı. Abisiyle batıya gitti; gazete muhabiri olarak çalışmaya başladı. Mark Twain adını ilk kez 1863’te mizahi bir gezi yazısında kullandı. “Mark Twain” (İngilizcede “ikiyi işaretle”) geminin dibe oturmaması için gerekli su derinliğini ölçen bir gemici terimiydi. 1867’de ilk kitabı The Celebrated Jumping Frog of Calaveras County(Calaveras İlinin En Hızlı Sıçrayan Kurbağası) yayımlandı. 1870’te kısa ve özlü bir biçimde yaptığı konuşmalarıyla ününü tazeledi. Aynı yıl evlenerek Connecticut’ta Hartford’a yerleşti, üç kızı oldu. Çocuklar ve gençlere yönelik en iyi romanlardan biri sayılan Tom Sawyer’ın Maceraları’nın ardından başyapıtıHuckleberry Finn’in Maceraları’nı yazdı. 1880’lerde bir dizgi makinesine yatırım yaptı ama iflas etti. Kitaplarının geliri ve birçok ülkede yaptığı konuşmalarla borçlarını ödeyebildi. 1906’da başladığı otobiyografisini bitiremeden öldü.
Başlıca yapıtları: Tom Sawyer’ın Maceraları (1876); Huckleberry Finn’in Maceraları (1884); Adem ile Havva’nın Cennet Günlüğü (1905); Çalınan Taç(1881), Yurtdışında Bir Serseri (1880) , Mississippi’de Yaşam (1883).
Vicdanımız, bizim de acı çekmeye başladığımız noktaya varıncaya kadar diğerlerinin maruz kaldığı sıkıntıları umursamaz. İstisnasız tüm durumlarda, bu bizi de rahatsız etmeye başlayıncaya kadar, diğer kişinin acısına kayıtsız kalırız.
"Adem de bir insandı topu topu; her şeyi anlatmaya yetiyor bu...
Elmayı elma diye değil yasak olduğu için istemişti. Gerçek yanlış, yılanı yasak etmemekti.Yılan yasak olsaydı, elma yerine onu yerdi Adem..."
"Bence bir kimse başka bir kimseye dar gününde yardım ederse, sövmezse, kötü söylemezse, her işe burnunu sokmazsa, Tanrı'nın adını da küçük' t' ile yazmazsa işini sağlama bağlamıştır. "
"Yasak elmalar bunlar. Onun dediğine göre bir iş açacakmışım başıma... Olsun! Onu hoşnut kılmak uğruna başıma gelecek her işi göze almaya hazırım!.."
G.A: İnsanla diğer hayvanların ahlaken aynı seviyeye konmasına izin veremem.

Y.A: İnsanı o seviyeye çıkarmayacaktım ki.
136 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Dikkat! Kitap içerisinde, bize sunulan fikirlerden bahsetmiş bulundum. Bunu spoiler olarak değerlendirenler olabilir. Dolayısıyla uyarıda bulunuyorum.

Barış Özcan ağabeyimizin tavsiye ettiği bu kitabı okumuş bulundum.

İnsanın 'sadece makine' olduğunu savunan yaşlı amcamız ile genç arkadaşımızın diyalog savaşı ile karşılaştım. İlk sayfasını okurken 'nereye soktun beni Barış abi?' desemde, hemen sonrasında açtı kitap kendini bana.

Sayfaları çevirdikçe bana çevrilen sorular aklıma tokat atmaya başladı. Yaşlı amcanın, 'insanın kendi kendine fikir üretemeyeceği, bütün fikirleri dışarıdan sağladığı' gibi bir fikri vardı. Ben bunun doğruluğunu düşünürken, 'İnsanların kendi üzerinde hak iddia edemeyeceğini' de söyledi. Oturup bunları not aldıktan sonra devam ettim. 'İnsanın başarısı kendine ait değildir, sadece yapısına ve dışarıdan bunu şekillendiren etkilere aittir.' İşte biraz kafam almaya başlamıştı, bunun ilk hipotezle bağlantısı vardı.

Ben daha bunları sorgularken yeni bir tokat daha geldi amcadan. 'İnsanı bir şey yapmaya iten tek bir dürtünün olduğunu ve bunun da -ruhunu tatmin etme dürtüsü- olduğunu' söyledi. 'Başkasına yardım ederken bile önce kendi ruhumuz için yaparız.' Vay be! Biz nasıl insanmışız?

Kitabın devamında amca yukarıda ki söylediklerini örneklerle açıkladı. O zaman daha da tatmin oldum. Sonra, insanın içindeki bu dürtünün eğitilmesinden bahsetti. Çokta güzel bir tembihi vardı.(syf69) Hayatımda aldığım en değişik tembih diyebilirim. Ben kendimi eğitmekle savaşırken bir de içimdeki dürtü çıktı başıma.

Kitabın sonlarına yaklaşırken; 'aklın insandan bağımsız olduğunu ve insana itaat etmediğini' de öne süren amcanın, bunları bir de yemek tarifi verir gibi rahat anlatmasını da görmüş bulundum. Yok artık daha neler! Ne işe yarıyoruz o zaman biz?

Akıldan da düşünmeye sektikten sonra, 'hayvanlarında düşünebildiğini' söyledi amca. Bunu kanıtlaması da kolaydı ama insanı fareyle ve karıncayla aynı kefeye koyup değerlendirmesi bana inandırıcı gelmedi. Hatta onları insandan daha bile üstün tuttu. Şaşırdım ve ikna olmadım.

Artık sona geldiğimde 'Özgür irade diye bir şey yoktur ve aklın duyguları da yoktur.' fikirleriyle karşılaştım. Bunların da örnekleri sunulduktan sonra beyin fırtınam başladı. Kafam karıştı.

Kitabın finalinde; amca güzel bir sonuç bölümüyle toparlamasını yapıyor. Her şeyimizi Tanrı'nın yarattığını söylüyor. Doğru söze ne hacet... Vücudumuz, aklımız, vicdanımız çok farklı ve birbirinden bağımsız çalışıyor. Bu kadar karmaşık vücudu yaradana şükür etmek lazım. Son olarakta amca, kafanıza takmayın dedikten sonra kitabı bitiriyor.

İnsanın gerçekten makine olduğuna ikna olmuş bulunmakla beraber, Serdar Ortaç ağabeyimizin "Kafamda deli sorular, kolayca atamıyorum." sözü kulaklarımda çınlamaya başladı...
• • • • • • • •
•Bu kitap benim için bir kapı oldu. Bitirdikten sonra, artık daha fazla felsefe kitaplarına yoğunlaşmaya karar verdim.

•Kitap bana kendimi sorgulattı, derin düşündürdü.

•130 sayfalık bir kitabı 2 saatte rahatlıkla bitirebilirken, kendisini 2 günde bitirdim. Üzerinde epey düşündüm. Asıl okumak ve öğrenmek böyle başlasa gerek.

Darısı okuyanın başına...

Kendinize, insanlığa çok farklı bir pencereden bakmanızı sağlayacak. Barış abi tavsiyesi, benden incelemesi, artık sizden de okuması...

Saygılarımla.
136 syf.
·3 günde·7/10
“İnanmıştım ve bu inancımla mutluydum; sen, inancımı ve huzurumu elimden aldın. Şimdi elimde hiçbir şey kalmadı ve sersefil ölüyorum; çünkü bana anlattığın şeyler, benden alıp götürdüğün şeylerin yerini doldurmuyor.”

Bu alında kendimi görüyorum şu an.
Kitabın kapağını kapattıktan sonra duvara boş boş bakarak ‘Sahi insan nedir?’ dedirttin Samuel Langhorne Clemens.
Barış Özcan’ın neden bu kitabı kesinlikle okumalısınız dediğini yeni yeni idrak edebiliyorum. Ama bence bu kitabı iki kere okumalıyız.
Günlük yaşantımı, iyiliği, merhameti sorgulatan bir eserle ilk tanışmam oldu, şu an aramız muallakta.


Felsefe seviyorum fakat olağanüstü iddiaları olan kitabın etkisinden çıkmam biraz zor olacak.
Kitabın ilk basımında yazar fazla okura ulaşmasını istememiş ve bu nedenle sadece 250 adet basılmış. Nitelikli okurlara ulaşması için mi yoksa insanın doğasının tek bir nedene bağlı olarak hareket etme olgusunun tepki çekeceğinden bilinmez.
Benim hem şapka çıkardığım hemde ‘yok artık anne bu, olmaz olamaz’ diye kızdığım satırlar oldu.
Handikaplı bir okumaydı genele bakarsak ve güç.

Aslında Dosto hayranı olarak birkaç alıntılarının merkezinin aynı kapıya çıktığını farkettim.

“Kimse seni sen olduğun için sevmeyecek,herkes seni, seni sevmenin onlara ne kadar yakışacağını düşündüğü için, yani kendi için sevecek...” Dostoyevski

“Adamı yaşlı kadının yardımına koşmaya iten güdü öncellikle kendi içini ferahlatmaktı; ikinci olarak kadının ızdırabını dindirmekti.” Mark Twain

İkisi de insanoğlu benliğinin doğuştan bencil olduğunun kibarcasını vurgulamış.
Yalnız Twain iyiliğin, merhametin tamamen olmadığını ve insanlığın tüm eylemlerinin ‘içimizdeki efendiyi rahatlatmak, dış etkilerden tepki çekmemek’ adına yaptığımız kanısında.
Oldukça tartışmalı ve bol açık oturumlu bir felsefik öykü.
Kitaptaki genç adam kadar şaşkın kapattım kitabı, normalde 50. sayfada kitapla bütünleşmem gerekirken 100. sayfada kendi davranışlarımı, etrafımdakilerin bana olan davranışlarını sorgulamaya başladım.

Aman diyim, düşüncelerinizi kaptırmaya elverişli ve müşkülpesentseniz pek öneremeyeceğim.
Şaka bir yana, gökkuşağıma en az üç renk kattım.
136 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Öykü ve romanlarıyla tanıdığımız ünlü Amerikalı yazar Mark Twain, uzun bir ara verdikten sonra yazmış olduğu İnsan Nedir? adındaki bu felsefe ve düşünce kitabıyla bizleri şaşkınlığa uğratıyor. Belirli bir zümre için sadece 250 adet basılmış olan bu önemli kitabı okuma şansına eriştiğimiz için şanslı olduğumuzu düşünüyorum. Okudukça neden sınırlı sayıda dağıtıldığını daha iyi anlıyoruz. Mark Twain insan olmaya dair bildiğimiz birçok olguyu çürütüp çöpe atmamıza neden olurken aynı zamanda çok farklı bakış açıları kazandırıyor bizlere. Kitapta genç adam ve yaşlı adam olmak üzere sadece iki kahraman yer alıyor ve bizler onların diyaloglarını okuyoruz. Kitabın dili çok sade olmasa da dikkat vererek okunursa anlaşılırlığı kolaylaşıyor. Zaten kitabı iki kişi çevirmiş onlar da zorlanmıştır muhakkak. Genel anlamda eser şüpheci ve meraklı genç bir adamın sunduğu önermeler ve sorduğu sorulara karşılık, tecrübesini konuşturarak cevaplar veren bilgili bir yaşlı adamın tartışması biçiminde. Bana sanki yaşlı adam Mark Twain gibi geldi çünkü okurken o konuşuyormuş gibi geliyor. Yazıldığı döneme göre fazla bir kitap olduğunu düşünüyorum. İnsanı makineye benzetmek, içindeki efendiyi memnun etmek, dış etkilerle öğrenim sağlamak ve zihnin kontrolsüzlüğü gibi tartışmalı tanımların bulunduğu kitapta bunların nasıl bir mantık çerçevesinde ele alındığını görebiliyoruz. Saçma bulacağınız ve katılmayacağınız görüşler olabilir kitapta fakat bunların desteklendiği örneklere bakarak kendi içlerinde bir mantık olduğunu görmeniz mümkün. Hiç böyle düşünmemiştim dediğim yerler çok oldu benim. Hayatı farklı açıdan değerlendirerek insan olduğunuzu hissettiren bir eser diyebilirim. Okurken dertleri unutup en azından hayattayım dediğimi hatırlıyorum. Fakat mucizevi bir kitap değil, sadece beğendiğim için bunları belirtiyorum. Mark Twain'i daha yakından tanımak ve hayata farklı açılardan bakmak isterseniz okumanızı öneririm.
178 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
İncelememin giriş kısmında kitabı şiddetle tavsiye ettiğimi ve “ENLER” listeme girdiğini söylemeliyim.

Adem ve Havva ilk insanlar olarak cennette var oldular. Önce Adem ardından Havva geldi. İkisi de birbirlerine yabancıydı ve ikisini de birbirine çeken bir şeyler vardı. Havva bunu cinsiyete bağlıyordu.

Kitap Adem’in ve Havva’nın birbirleri, dünyayı, çevreyi anlamlandırma hakkındaki görüşlerini günlük şeklinde her ikisinin de kendi ağızından aktarıyor.
Mark Twain o kadar güzel bir üslupla kitabı kaleme almış ki. Kimi zaman bir tebessüm , kimi zaman çatık bir kaş ve düşünmekten kırışan alnınızla okuyorsunuz kitabı. Yazılandan çok çok daha fazla şey veren bir roman kaleme almış Mark Twain.

Adem’in gözünde en başta Havva rahatsız eden, sürekli konuşan, her şeye ad veren bir yabancı , bir çokbilmişten ibaretken ; Havva için Adem her zaman keşfedilebilecek bir yanı olan , saygıyı ve sevgiyi hak eden biri. Hatta Havva zekasıyla onu kırmamak için isimlerini bildiği şeyleri , bildiğini belli ederek değil de sanki öyle olduğunu hissettiğini hissettirerek aktarıyor Adem’e. Adem tarafındansa bu “çok bilmişlik” olarak algılanıyor.

Kadın ve erkek üzerine oldukça fazla şey bulabileceğimiz bir bilgi seli bu kitap. Ben Havva’yı okurken kendi kişiliğimden , mizacımdan çok fazla şey buldum. Cinsiyet kavramına bakış açımızı da genişletecek bir kaynak.

Bilim, bilgi açlığı, bilme arzusu kitabın oturduğu bir taht. Cennetten kavulmalarının sebebi olan elma bir bilginin meyvesi. Hiçbir şeyi bilmemek cennette kalmanızı sağlar ama bilginin tadına baktığınız anda kovulursunuz ve ölümle siz ve sizin soyunuzdan gelen her şey , dünyada bulunan her varlık ölümle cezalandırılır. Neden?
Tanrı neden üç yaşında bir bebekten daha fazla şey bilmeyen ve merak duygusu sürekli içinde olan bir canlıyı merak etti diye cezalandırır ? Üstelik yaratırken , her insanın mizacının farklı olduğunu ve bu mizacı onlara kendinin verdiğini söyleyerek … Neden bu acımasız cezayı verir?

Şeytanın tarih boyunca kadınlar üzerine çullanması , o çok severek okuduğumuz masallarda bile yasak elmaya ve Havva’ya gönderimde bulunulması, kadınların yıllarca aşağılanmasına, şeytan olarak algılanmasına sebebiyet veren o bilgi meyvesinin , şehvetin yeni bir bakış açısıyla kaleme alınması… Bence günah keçisi olarak görülmüş , tarih boyunca yaşayan ve yaşamakta olan tüm kadınların ve onları şeytanın ahbabı ve tehlike maddesi olarak gören tüm erkeklerin bu kitabı okuması gerekli. Kadının tehlikesinin şehvetinden , fiziksel özelliklerinden değil de zekasından dolayı olduğunu ve bunun tehlikeden çok insanlığa , dünyaya bilim adına ve bilgi adına getirileri ve artıları olduğunu kağıdına aktaran Mark Twain’e teşekkürü bir borç bilirim.

Kitap aynı zamanda felsefeyi de içinde bulunduran müthiş bir sorgulama kitabıdır.Siyaset, bilim, din , insan özellikleri hakkında rahatsız etmeyen , akıcı bir üslupla bizi bu konularda bilgi ve soru yağmuruna tuttuğu gibi bir cümleyi size ömür boyu düşündürecek, içinize kuşku tohumları ekecek cümleler kurmaktadır. Çok çok güzel bir kitap. Site içinde daha çok okunmasını temenni ederim.
136 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
İnsan nedir diye sorulduğunda herkesin tanımı farklıdır muhakkak benim için ise insan demek Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’da yer verdiği şu satırlarla anlam bulur;
‘’ Her şey insanın içinde yaşadığı ortama, şartlara bağlıdır. Her şeyi belirleyen çevredir, insansa bir hiçtir. ‘’

Evrende bir toz zerresi kadar yer alan Dünya üzerinde yaşayan küçük canlılarız, Dünya benim etrafında dönüyor zannederken aslında bir toz zerresi içinde yaşadığını hatırlamalı insan.. Türlü donanımlara sahip sadece bir makineyiz. Yalnızca, kendi onayını güvenceye almak isteyen bir makine..

Mark Twain’in 1900’lü yıllarda kaleme aldığı mükemmel eseri. Yazarın okuduğum ilk kitabı bakış açısı ve konusu itibariyle insana kendini sorgulatan gerçekten böyle miyiz diye düşündüren bir içe dönüş kitabı. Kendisi eleştirilerden çekindiği için ilk basımında yalnızca 250 adet basılmış ve bugün elimize ulaşıyor.

İçerik itibariyle insan psikolojisi üzerinde durulmuş ve aslında ön yargılarımızla bencillik ve egomuzla hiç yüzleşmediğimiz bir yerden karşımıza çıkıyor. Bir iyilik yaparken bile aslında karşımızdakini mutlu etmeyi değil kendi onayımızı almayı, kendi iç tatminimizi sağlamak için bu iyiliği yaptığımızı yüzümüze vuruyor. Sahip olduğumuzu sandığımız insani değerlerin hiçbiri bize ait olmadığını yalnızca mizacımızın var olduğunu ve geri kalan her şeyin milyonlarca dış etken sonucunda bize geldiğini savunuyor. İnsanın hayatında yer verdiği kendi iradesi ile seçtiğini sandığı hiçbir şey aslında ona ait olmadığını çevrenin etkisi ile hayatında bir şekilde yer bulmasını anlatıyor. İnsan nedir sorusu ile sorgulatan kendini tanımaya yönelten her yönüyle insana bir şeyler katacak tekrar tekrar okunmayı hak edecek güzel bir eser.


‘’Kişisel değer mi? Cesur insan cesaretini kendi yaratamaz. Ona sahip olduğu için üzerinde kişisel hak iddia edemez. Doğuştandır. Milyar dolarla doğmuş bir bebeği düşün, kişisel değer bunun neresinde ? Hiçbir şeyi olmadan doğmuş bir çocuğu düşün, kişisel kabahat bunun neresinde? Şakşakçılar ilkine yaltaklık edecek, hayranlık duyacak, tapacak. İkincisiyse hor görülecek, ihmal edilecek. Mantık bunun neresinde ?’’
304 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Öncelikle Amerikali yazar olan Mark Twainı ilk defa okudum. Okumamakla baya geç kalmışım diyebilirim. Bu eserini 1900 yıllarda kaleme alan yazar insan nedir sorusuna farklı bakış açısını sağlayan, düşündüren, bildiklerimizi ispatla olgularla çürütüyor resmen.
İçerik olarak insanın bir makineden ibaret olduğunu dile getiren, insanın düşüncelerini, uyguladıklarını, davranışlarını dış etkenlerden kaynaklandığını anlatıyor. Bu dürtünün insan iradesi olduğunu ileri sürüyor.
Aslında insan psikolojisi üzerine bir eser. Ön yargılarımızdan, çelişkileirmizden sorgulayarak kendimizle ve kim olduğumuzla yüzleşmemizi sağlıyoruz. Okunmalı ve okutulmalı...
147 syf.
SADECE ADEM İLE HAVVA'NIN GÜNCESİ ÖYKÜSÜNÜN YORUMLAMASI


Öncelikle bu yazıyı okurken arka fonda, aşağıda ilişik olan şarkıyı dinlemenizi hatta sonrasında klibini izlemenizi öneririm.

SOKO - First Love Never Die : https://youtu.be/-_Y2jfK06pY

---------------------------------------

Havva anamız Adem babamız veya Eva anamız Adam babamız dünya yuvamız.

Düşünsenize, gözünüzü bir açmışsınız, her yer o kadar canlı renklere sahip ki!
Her şey o kadar saf ve temiz ki aldığınız oksijen ciğerinizi yakıyor. Daha yeni doğdunuz ve yeni doğar doğmaz gözleriniz yanmaya başlıyor cennet bahçesinin zerafetinden.

Bir gün uyanmışsınız ve kaburganızda bir leke var. Yanı başınızda da uzun saçlı bir yaratık! Kim bu nereden geldi? Zararlı mı? Yaratık doğruluyor ve ses çıkarıyor.
Her şeye isim takıyor. Adem'in peşinden ayrılmıyor. Çünkü bu yaratık sevgi dolu ve yaşadığı dünyayı hayvanları bitkileri o kadar çok seviyor ki her nesne ile arkadaş oluyor.

Yıldızlar ile dost oluyor onları selamlıyor. Adem'i merak ediyor ve sonra ne oluyor biliyor musunuz???

Adem'e değer veriyor. Tabi o zamanlar aşk meşk falan yok. Ama Eva anamız Ademi çok çok çok seviyor. Onun gönlünü almak için de yasak ağaçtan elmalar topluyor Adem'e veriyor.

-"Yasak elmalar bunlar. Onun dediğine göre bir iş açacakmışım başıma. Olsun!
Onu hoşnut kılmak uğruna, başıma gelecek her işi göze almaya hazırım." diyor koca yürekli Eva.

Adem ise hep ondan kaçıyor. Onun çekip gitmesini istiyor. Miskinliğine devam etmek istiyor.

-"Yeni yaratık kendisinin dişi olduğunu söylüyor. Belki de uyduruyordur. Her neyse, beni hiç ilgilendirmez.
Başımdan çekip gitse de şu çenesinden kurtulsam tek." diye düşünüyor Adem.

O malum elmanın yenmesiyle bütün dünya değişiyor ve dünyaya ÖLÜM geliyor. Kaplanların koynunda uyuyabilirdi Eva önceden ama artık uyuyamıyor. Bütün canlılar birbirlerini yemeye başlıyor. Ölüm dünyaya balyoz gibi iniyor.

Kaçıp iki insan başka yere yuva kuruyor. Bir gün Havva ufak bir yaratık ile beliriyor. Adını Kabil koyuyorlar. Kimse bu yaratığın ne olduğunu bilmiyor. Sonrada bir tane daha yaratık geliyor. Buna da Habil diyorlar.

Artık ilk ailemiz yuvasında yaşıyor. Zaman geliyor geçiyor derken dünyaya gelen ÖLÜM, herkese tadını tattırıyor.

Bildiğimiz üzere Kabil kardeşi Habil'i yaralıyor ve ölmesine sebep oluyor. Henüz aileden kimse ÖLÜMün ne demek olduğunu bilmiyor ki! Şeytanın tasvir ettiği gibi "uzun bir uyku hali, ama bildiğin bir uyku değil.". Eva ana için ne büyük bir acı. Dünyanın ilk cinayeti, ilk ölümü, ilk acısı, ilk kaybı, ilk gözyaşı.... Bir ananın ilk feryadı. Acaba Havva ana o elmayı yediğine pişman olmuş muydu oğlunu ölü görünce? Bunu asla bilemeyiz sanırım.

Ömrünü sevgiye ve güzelliğe adamış Havva anamızı saygı ve sevgi ile yad ediyorum.

Adem klasik erkek, hisseder ama pek belli edemez. Adem de onu çok seviyor ve hatta diyor ki:
-Aradan geçen bunca yıldan sonra, başlangıçta Havva'yı zaman zaman yanlış anlamış olduğumu görüyorum. Cennet Bahçesi'nde onsuz yaşamaktansa, dışarıda onunla birlikte yaşamak çok daha güzel. İlkin çok konuştuğunu düşünüyordum hep, şimdi ise bir gün susmasının, sesinin günlerimden silinmesinin benim için büyük bir acı olacağını düşünüyorum.
Bizi birbirimize yaklaştıran, bana onun yüreğindeki iyiliği, ruhundaki tatlılığı tanımayı öğreten o ilk kestane bin yaşasın!

Biraz ketum olsa da Adem baba iyi birisi. Havva yı çok sevmiş sonraları. Yukarıda da diyor ya..

Adem'in güncelerinde cümleler birer ikişer cümle ile sınırlı iken Havva'nın günceleri oldukça uzun ve betimleme kaynıyor. Çünkü Eva sevgi dolup taşan bir kalbe sahip. Konuşmayı da çok seviyor :)))

Çok enfes ve mizahi yönü güçlü bir öykü idi. Herkese tavsiye ederim. Normalde tavsiye işini sevmem pek ama bu kısa ve sıcacık öykü için istisna yapabilirim. :))

Okuyacak olanlara keyifler dilerim.

Bu öyküden edindiğim çıkarımlar şunlardır:

1) Dünyaya ölüm indiğinden bu yana, hayatı çok ciddiye almak aptallıktır.
2) Sevgi sadece insana değil canlıya, cansıza, dünyaya, galaksiye, evrene beslenebilen bir duygudur.
3) Sevdiklerimizin ölümüne ağlamak, kendi bencilliğimizden ileri gelir. Biz en çok kendimizi düşünürüz.
4) Sevdiklerimizin ardından elbette göz yaşı dökeriz ama dökerken de güzel anılar ile tebessüm edebilmeliyiz.
5) Sevgi yetmez tek başına; emek, özveri, mücadele, dayanışma varsa sevgi bir anlam kazanır. Yoksa beş harfli bir kelimeden öte gidemez.
6) Sevdiklerimize kızarken, tavır alırken veya kötü söz söylerken, onların bir gün hayatımızdan göçüp gideceğini, ardından ise bize pişmanlıkların kalacağını düşünmek gerek bazen.
7) Kaybedişler aslında birer kazanımdır. Bazıları meyvelerini geç verir.
8) Sevilenler ihmale gelmez.
9) Sevdiğini söylemek, belli etmek ayıp bir şey değil.
10) Ayıp derseniz şayet, en büyük ayıbı işleyin. Şahane sevin, doğaçlama dans edin.
11) Sizi mutlu edecek şeyleri asla ve asla ertelemeyin. Mottomuz şu olsun "ŞİMDİ DEĞİL İSE NE ZAMAN"

Sevgi ile sağlıcakla, esen kalın.



Eva'nın mezarında ise şu yazılıymış:

Cennet, O'nun olduğu yerdi.
Adem

---------------------------------------
Final şarkımız da yine aynı sanatçıdan.
SOKO - We Might Be Dead By Tomorrow : https://youtu.be/hqj8_RdLoJE
136 syf.
·7 günde·8/10
‘Barış Özcan’ tavsiyesiyle okumaya başladığım 2. kitap. Sohbet edercesine yazılmış bu kitap insanı istemsiz içine alarak okuyucunun kendini genç adam yerine koyup yaşlı adamın neler söyleyeceğine kulak kesilmesine sebep oluyor. Bazı yerlerde olmaz canım böyle derken öyle örneklemelerle kendini doğruluyor ki şaşıp kalıyorsunuz bu yaşlı adama. Gerçekten de öyle mi diyerek bitirdiğim bu kitap bana hayata bakarken ‘doğru soru sormanın’ neleri ortaya çıkarabileceğini fark etmemi sağladı. Teşekkürler Mark Twain.
136 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Kitabın tarzı Platon'un kitaplarına benziyor. Sokrates karşısındakini ikna edecek soru cevaplar yapar, kendinin de bir şey bilmediğini hissettirmeye çalışır, doğruyu sorularla bulduğunu düşündürürdü. Bu kitaptaki yaşlı adam da soru cevap yöntemini kullanıyor, Sokratesten farklı olarak her şeyi bildiğini düşünüyor ve düşündürüyor..

Kitap bittiğinde yaşlı adamın sinirinizi bozacak kadar haklı olduğunu düşünüyorsunuz. Tanrı haricinde kimsenin dışarıdan gelmemiş bir düşünceye sahip olamayacağını, insanın çevresindekileri analiz etmek dışında hiçbir düşünce üretemeyeceğini savunuyor. Yapılan bütün seçimlerin iç huzurumuzu sağlamak için yapıldığını, hür irademizle yapılmadığını düşünüyor.. Mutlaka okumanızı öneriyorum :)
264 syf.
·1 günde·Beğendi·7/10
Beğendim elbette içinde çocuk ruhu taşıyan herkes gibi hemde :) okumayan kalmış mıdır kalmıştır mutlak hatta yıllar yıllar evvel okuyup kırıntıları dahi kalanlar içindir bu önerim üşenmeden tekrar okunmasıdır dileğim. :))

Yazarın biyografisi

Adı:
Mark Twain
Tam adı:
Samuel Langhorne Clemens
Unvan:
Amerikalı Mizahçı, Satirist, Roman Yazarı, Yazar ve Öğretmen
Doğum:
Florida, Missouri, Amerika Birleşik Devletleri, 30 Kasım 1835
Ölüm:
Redding, Connecticut, Amerika Birleşik Devletleri, 21 Nisan 1910
Mark Twain (asıl adı Samuel Langhorne Clemens) 1835’te ABD’nin Missouri eyaletine bağlı çok küçük bir köy olan Florida’da doğdu. Dört yaşındayken Clemens ailesi başka bir küçük köye, Mississippi ırmağı kıyısındaki Hannibal’e yerleşti. Esnaflık ve avukatlık yaparken politikaya atılan babası on bir yaşındayken ölünce Samuel okuldan ayrılıp bir matbaada çırak olarak çalışmak zorunda kaldı. Ardından ağabeyinin çıkardığı Hannibal Journal adlı yerel gazetede dizgiciliğe başladı. Aynı gazeteye ve Boston’da çıkan mizah dergisi The Carpet-Bag’e mizah yazıları yazdı. Dizgicilikten sıkılınca dört yıl boyunca Mississippi nehrinde çalışan buharlı gemilerden birinde kaptanlık yaptı. Abisiyle batıya gitti; gazete muhabiri olarak çalışmaya başladı. Mark Twain adını ilk kez 1863’te mizahi bir gezi yazısında kullandı. “Mark Twain” (İngilizcede “ikiyi işaretle”) geminin dibe oturmaması için gerekli su derinliğini ölçen bir gemici terimiydi. 1867’de ilk kitabı The Celebrated Jumping Frog of Calaveras County(Calaveras İlinin En Hızlı Sıçrayan Kurbağası) yayımlandı. 1870’te kısa ve özlü bir biçimde yaptığı konuşmalarıyla ününü tazeledi. Aynı yıl evlenerek Connecticut’ta Hartford’a yerleşti, üç kızı oldu. Çocuklar ve gençlere yönelik en iyi romanlardan biri sayılan Tom Sawyer’ın Maceraları’nın ardından başyapıtıHuckleberry Finn’in Maceraları’nı yazdı. 1880’lerde bir dizgi makinesine yatırım yaptı ama iflas etti. Kitaplarının geliri ve birçok ülkede yaptığı konuşmalarla borçlarını ödeyebildi. 1906’da başladığı otobiyografisini bitiremeden öldü.
Başlıca yapıtları: Tom Sawyer’ın Maceraları (1876); Huckleberry Finn’in Maceraları (1884); Adem ile Havva’nın Cennet Günlüğü (1905); Çalınan Taç(1881), Yurtdışında Bir Serseri (1880) , Mississippi’de Yaşam (1883).

Yazar istatistikleri

  • 1.063 okur beğendi.
  • 10,8bin okur okudu.
  • 338 okur okuyor.
  • 6bin okur okuyacak.
  • 115 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları