Marquis De Sade

Marquis De Sade

7.2/10
224 Kişi
·
661
Okunma
·
142
Beğeni
·
8.923
Gösterim
Adı:
Marquis De Sade
Tam adı:
Donatien Alphonse François le Marquis de Sade
Unvan:
Fransız Aristokrat ve Felsefe Yazarı
Doğum:
Fransa, 2 Haziran 1740
Ölüm:
Fransa, 2 Aralık 1814
Donatien Alphonse François le Marquis de Sade (Fransızca okunuşu:maʁki: dəsad) (d. 2 Haziran 1740 - ö. 2 Aralık 1814), Fransız aristokrat ve felsefe yazarı. Erotik edebiyat'ın önemli yazarlarındandır, genellikle sert pornografik yazılar yazardı. Yaklaşık 29 yılını hapishanede, 13 yılını akıl hastanesinde geçirmiştir ve en önemli eseri Sodom'un 120 Günü'nü hapishanede yazmıştır. Bir diğer önemli eseri de Justine'dir. Sadizm'in kökeninin onun yazdıklarına dayandığı bilinir. Yazılarında ahlakı, yasayı, dini öğeleri dikkate almadan aşırı özgürlüğü (hatta ahlaksızlığı) ve en iyinin zevk olduğunu savunuyordu. Sade, 32 yıl farklı hapishanelerde ve akıl hastanesinde hapsedildi; onbir yıl Paris'te (on yılı Bastille'de geçti), bir ay Conciergerie'de, iki yıl kalede, bir yıl Madelonnettes'de, üç yıl Bicêtre'de, bir yıl Sainte-Pélagie'de ve 13 yıl Charenton akıl hastanesinde. Yazılarının çoğunu tutuklu olduğu dönemde yazdı. "Sadizm" kavramı adından türetilmiştir. Sade kitaplarında kişilerarası ilişkilerde insanın insansal yanı bir kez yitirildiğinde, neler olabileceğinin bilgisini verir. Kişilerarası ilişkilerde insanın sahip olduğu onur bir yana bırakıldığında, ortaya çıkan yeni ilke kendi yararını koruma sonuna kadar götürülecek olursa; zorunlu olarak "sadizm"e varılır. Yani insandaki insansal olan tek şey doğaysa, doğrudan doğa nedenselliği insan türünün yapıp etmelerini belirliyorsa, insan olmak cani olmayı da beraberinde doğal olarak taşır. Eserlerinde ahlaksal eylemin belirleyicisi olarak etik değerler değil de, içgüdüler ya da "koşullu buyruklar" eylemin "ilkesi" yapılırsa neler olacağını anlatır.
"Fransa'da hiç yoksul olmamasını mi istiyorsunuz? Hiç sadaka dağitmayin ve özellikle hayır kurumlarınızı ortadan kaldırın."
Diyorsun ki, düşünce tarzım tasvip edilemez. Umursadığımı mı sanıyorsun? Başkaları için bir düşünce tarzı benimseyen ne zavallı bir ahmaktır!
''Ancak acılarla bizi mutluluğa erdirmeyi seçmiş doğa; acılar bir kez yenildiğinde tadılan zevkleri ise başka hiçbir şey veremez.''
Tanrı bizim bir dinimiz olmasını isteseydi ve gerçekten güçlü olsaydı, daha doğrusu, gerçekten bir Tanrı olsaydı, emirlerini bize bu kadar saçma yollarla mı bildirirdi?
Uyarı: Din ve tanrı konusunda hassas olanlar incelememi okumayı şimdiden bırakabilir.

Marquis De Sade'ın tanrı, cehennem, cennet gibi ütopik, kutsal kitaplarda bolca sözü edilen kavramlarla maytap geçtiği muhteşem kitaptır kendileri. Sade bu kitabı özel olarak yazmamış, diğer kitaplarındaki tanrıyla ilgili bölümler derlenerek bu hale getirilmiştir. Kitabın üslubu rahatsız edici ve sert. Sonra uyarmadı demeyin. Hiçbir sansür gerektirmeden yazar aklından ne geçiyorsa yazmış.

Eh, nedir peki bu tanrı? İnsanın zavallılığının bir göstergesi, sığınacak bir liman mı? Hayatını anlamlandırmaya çalışan acizlerin son durağı mı? Kibrin evrilebildiği nokta mı? Yoksa cehaletten doğan öylesine bir cevap mı? Bilemiyorum. Belki de hepsi. Farklı toplumların kabul ettiği insanoğlunun ortak aptallığı, diye buyuruyor Sade. Bilinmezi başka bir bilinmezle açıklamayı bir cevap sayanların ortak noktası. "Bunlar kendi kendine mii oluştu aklınız yok mu?" diye hönkürürken "Tanrı kendi kendine mi oluştu?" sorusunu soramayanların veya da. Hiçbir kanıtı olmadığı halde dünya üzerinde milyonlarca can alan, milyonlarca beyni uyuşturan kocaman hayali bir katil. Devletlerin halk üzerinde egemen olmak için kullandığı, halkı en çok sömüren bir hırsız. Sefalet içinde yaşayan insanları en kolay mutlu etmenin yolu, bu sayede haklarını aramamalarını sağlayan muhteşem bir panzehir!

Nedir tanrı? İnanmak için hiçbir sebep bulamadığım, zaman zaman bilimin en büyük düşmanı, zaman zaman insanlar arasındaki ayrışmaya en büyük sebebiyet veren ak sakallı bir dede. Dokunmanın, hakkında konuşmanın en büyük tabu olduğu, insan canından bile kutsal kabul edilen görünmez bir hayalet. Birkaç bin yıl önce mağaralarda birileriyle konuştuğu söylenen fakat gerçekte kimsenin hakkında bir şey bilmediği.

Söylenenin aksine insan ateist doğar, bütün bu olgular ona daha sonradan zorla kabul ettirilir. Zaten bütün bu insanlar öğretilerine sonsuz bir güven içinde olsaydı, din ve tanrı denilen olgu 4-5 yaşlarında akledemeyen bir çocuğa dayatılmak yerine, 15 16 yaşlarında düşünebilen yarı çocuğa kavratılsaydı nüfusun büyük çoğunluğu bütün bunları zaten saçma bulurdu. Böylelikle tartışmalara "tanrının var olması kabulüyle" başlayacak kadar boş özgüven sahibi de olmazlardı. İspat yükümlülüğünün kendilerinde olduğunu baştan kabul ederlerdi.

Tanrı nedir? Küçükken, ufak bir çocukken televizyonda gördüğüm hayali kahramanların varlığına inanır, onlarla konuşurdum. İşte tanrı da yetişkin bir insanın çocukluktan devam eden tek hayali kahramanıdır.
Kitap Güzel Ancak "Dönemine Göre".

Öncelikle, ilk kez Sade okuyan birisiyim ve kitaptan yaptığım çıkarımlar belki doğru olabilir, belki yanlış. Lütfen linç etmeden uyarınız.

1795 Fransası, ihtilâlin en yoğun olduğu, tüm Fransa halkının hatta tüm Avrupa'nın özgürlük akımıyla yanıp tutuştuğu, tüm halkın her gün gösterisi yapılan idamlarla kafalarının karıştığı, tabiri caizse delirdiği bir dönemdeyiz. Ki zaten Sade hayatının belirli bir kısmını akıl hastanelerinde geçirdiği için eserlerinden çok daha normal bir şey beklemek gülünç olur. Dediğim gibi ağır bir dönem, dönemdeki halk gibi "hasta" olan bir yazar. Haliyle aşırı sert söylemler içeren çok ağır bir eser ortaya çıkıyor.

Liberten olmak isteyen genç bir kıza, libertenlik eğitiminin verildiği bu kitap. Ağır pornografi içeren ancak aralarından koyu bir felsefenin aktığı yedi diyalog ve düşünce yazısından oluşuyor. Diyaloglar çok ağır ve bir yerden sonra pornografiden dolayı sıkıcılaştığı için bana en önemli gelen yeri düşünce yazısının olduğu kısım.

Ortaçağdan beri insanları sömüren dini, yolsuzlukları ve yöneticileri; milliyetçilik ve özgürlük akımının etkisiyle o dönemde liberteryenizmi savunan Sade, ağır söylemlerle eleştiriyor. Ona göre insanlar, insanın doğasına göre özgür olmalı, aynı zamanda cinsel ve ruhsal hazzı iliklerine kadar yaşamalı. Sadeizmin yani sadizmin (acıdan zevk almak) kurucusu. Libertenlik de tanrıtanımazlık gibi ancak belirli farklar var aralarında. Ona göre "hayal gücü" düzenin tam bir düşmanı. Anarşizm ya da komünizm gibi ancak tam olarak değil. Bu bambaşka bir olay.

Okuyun ya da okumayın kesin bir yönerge veremeyeceğim ancak o dönemdeki hakim olan çeşitli düşüncelere karşı bir merakınız varsa ve sadizmi merak ediyorsanız bir göz atmanızı öneririm. Bence çok farklı bir eser..
Bu kitabı okuması da yorumlaması da çok zor. Nefs ve tutkularının esiri olmuş dört çok varlıklı kişi, insanlardan uzak manastıra sadece cinsel hazlarının tatmini için, birçok seçilmiş kişiyle kapanırlar ve program işlemeye başlar. Sade’nin erdem, ahlak ve iyilik kabul etmez bencil ve sadist yaklaşımıyla birçok erotik sahne ve öykü detaylı işlenir. Okuyucu, nefsinin ve tutkularının esiri olmuş sadece şehveti ile hareket eden kişilerin ne kadar alçalabileceğini ve insanlıktan uzaklaşabileceğini açıkça görebilmektedir. Yazar aslında tüm iyilik ve erdemlere karşı çıkarken, kendi iyilerini oluşturmakta ve bu durum paradoksa dönüşmektedir.

Sade’nin saygı duyduğum tek yönü, düşündüklerini ve yazdıklarını yayınlama cesareti göstermesi ve satır aralarında ortaya çıkan muhteşem felsefesidir. Asırlardır evrilen insan kültüründe kuşkusuz iyilikler ve kötülüklerin birçoğu açıkça belli olmuştur. Akıl ve bilime dayanan hiç bir hukuk, cinayet, tecavüz, cinsel taciz, hırsızlık, yolsuzluk, yağma ve talan gibi büyük suçları hoş görmemeli ve cezalandırılmalıdır. Örneğin Sade’nin tüm erdem ve ahlak kurallarına saldırması gibi, hırsızlık ve yolsuzluğu masum gibi göstermeye çalışacak sapkınlar her daim olacaktır.

Bu kitabı okuyacak kişilere tavsiyem, eğer yazarı daha önce okumamışsanız bu kitaptan başlamayınız, önce yazar hakkında araştırma yapıp “Yatak Odasında Felsefe” ile okumaya başlanabilir.
Öncelikle müjde;bu kitabı okuyup katil ya da sapık olmuyorsunuz! İstediğiniz kadar marquis de sade ile ahlak ve hayat anlayışınızın benzemediğini düşünün ama benziyor işte! Onun sadece olayları ele alış şekli hepimizden farklı kitapta ensestten pedofiliye oradan hırsızlığa her türlü ahlak dışı kavram övülürken aslında anlatılmak istenilen apayrı.. Bize anlatılmak istenilen daha birçok felsefi düşünce var fakat marquis de sade o kadar akıllı ki bizleri sıkmadan bütün bu düşünceleri anlatmanın yolunun '' seks''ten geçtiğini biliyor. Ve unutmadan yazar da ekliyor' 'Büyük fikirler yüzünden ahlakı bozulacak kişiye yazıklar olsun! Felsefi düşünceler içinden yalnızca kötü olanları çekip almayı bilen, ahlakı her şeyle bozulan bu kişilere yazıklar olsun! Bunların ahlakının Seneca ya da Charron okuyarak bozulmadığını kim ileri sürebilir? Ben asla onlara hitap etmiyorum! '' Okurken ince ince işlenen düşünceyi cımbızla çekip özümsemek gerektiren bir kitap. '' Bir kitap okudum hayatım değişti! '' demek istiyorsanız, bir bakın derim.
Okurken bir yanınız hasta olacak , okudukça eziyet çekeceksiniz , bu bundan daha fazlası olamaz dedikten sonra olduğunu görünce şaşıracaksınız , hayatınızda hayal bile edemeyeceğiniz iğrençlikler göreceksiniz , hayatının büyük bir çoğunluğunun hapiste veya akıl hastanesinde geçirmesinin getirdiği nefretin ve öfkenin boyutlarının büyüklüklerini görünce irkileceksiniz. Diğer yanınız muhteşem bir anlatım tarzına hayran olacaksınız , hayal gücünün bu kadar geniş olmasını ve buna yakın insanların çok ender olmasını ilginizi uyandıracak(Tam olarak demek istediğimi anlatacak kelimeyi bulamadım.). Kurgusunda düzeni ve disiplinin hayran olacaksınız , içindeki derin felsefelerini yapabildiğiniz de hoşunuza gidecek. Bu kadar duyguyu bir arada uyandırdığı için hem taktir edecek hem de beyninin akla zarar çalışmasından tiksineceksiniz. Bu kadar büyük yazarların baş ucu yazarı olmasını anlayacaksınız. Bu arada bu yazdıklarımı bu kitabın yarısına geldiğim de edindiğim duygular. Birkaç olayın nasıl bağladığını merak ettim ve devamlı müşteri olduğum sarraf'dan kiraladığım için bitirmek için neredeyse zorluyorum kendimi. (Bu arada evimde ölüm pornosu adlı kitabım var ama bu kitabı kütüphaneme alacak cesaretim yok. O kadar sert bir kitap. Ayrıca yukarıda bahsettiğim kitap bunun yanında çocuk kitabı kalır.)
Bu arada dikkatimi çeken erkeklere karşı çok büyük bir nefreti var. Özellikle üst düzey dediğimiz kesime ve din adamlarına nefreti üst seviye neredeyse şeytanın arka bacağı demediği kalmış. Sadizm fikir babası denmesinin nedenini bu kitapta anlayacağınız bir kitap olarak ekleyeyim.
Her ne kadar cinsellik içerikli olsa bile felsefik yönü ağır basmaktadır.
Yazar cinselliği araç yapıp savunduğu düşünceyi dile getirmeyi amaçlıyor. Düşüncesine katılıp katılmamak tamamen okura kalan bir şey. Yazar öyle düşünüyor diye başkasının da öyle düşünmesi gerekmiyor.
Kimi zaman "yok" dedirtecek noktalara değiniyor yazar ama yine de her şey kişi de bitiyor.
Aylak Adam aforizmalar serisinin 5.'si benim okuduğum ise 6. kitap oldu. Kitaplar sayesinde yazarın genel fikrini ve anlatmak istediklerini bana kattığı için çok seviyorum bu seti.

Kitaba gelirsek hazlar, farklılıklar, doğallık, sadelik bunlar temel başlıklar olmuş. Cinsel doyum, dine inanmamak, dinin saçma olduğunu söylemek, Allah'i inkar etmek ve isyan etmek ise başka bir konular. Bu konularda yalan yok çok kez bu kitabı bırakmak istedim. Hiç bir kitabı yarım bırakmak gibi bir huyum yoktur.

Hayatın bir devinim süreci içinde olduğunu, yapılır ve sonra yıkılır bunun bir döngü olduğunu, doğanın bile bu döngüde yönetildiğini savunuyor. Doğanın, insanlığın bir düzeni olduğuna ve bu düzenin bozulmaması gerektiğine ( rahatlık her yönden kıyafet, sex, vb. bir çok ahlaksızlık ) Evliliğe de karşı bu arada.

Yazar herkese bakmayın diyor önce kendi benliğini topla veya herkes kendi benliğini kontrol ederse bir sıkıntı olmaz gibi bir görü vardı beğendim kesinlikle doğru.

Gelenek, görenek, adet ve ahlak kurallarına tamamen zıt görüşte. Özgürlük istiyor ama öyle bir özgürlük ki ilk çağlardaki doğal olan özgürlüğü istiyor. Evrensel kurallara karşı çıkıyor; çünkü bir ülkede ve ırkta geçerli olan başka ülkede ve ırkta geçerli olmayabilir bu yüzden serbest ve kuralsız olunmalıdır görüşü hakim.

Ateist, deist, hedonist bir kişilik sanırım. Hazlardan dolayı dinden vazgeçmeyin demesi çok ilginç gerçekten. Ölümden sonra da yaşama inanmıyor ve saçma buluyor. Bazı fikirlerine çok az katılsam da çok beğenmediğim farklı bir kitap oldu. Bu yazarla ilgli düşüncelerim çok değişti. :) Tavsiye eder miyim size bırakıyorum. Herkesin görüşüne de saygılı olmak adına kötü bir kitap demekten kesinlikle kaçıyorum.
Kitap, bölüm bölüm hikayelerden oluşuyor. Her bir hikaye birbirinden çarpıcı şekilde bitiyor. Bu kadar da tesadüf olmaz ki, diyorsunuz ama oluyor işte. Her hikayenin sonunda afalladım. Ben çok şaşırdım okurken ama siz o kadar şaşırmazsınız belki, sıkılabilirsiniz bile bilmiyorum. Abartılı da bulabilirsiniz. Neyse. Kitabın dili sürükleyici bir biçimde. Kolaylıkla okunabiliyor. Yazar arada sırada sanki sizinle konuşuyormuş gibi okuyucuya bilgi veriyor. Hikayeleri tek tek özetlemek isterdim ama ipucu vermeden anlatmak imkansız. Onun için pek bir şey yazmıcam. Kitabı okusanız da olur okumasanız da olur pek bir şey kaybetmezsiniz. Keyifli okumalar...
Kitabın yazarı olan Marquis De Sade Sadizmin fikir babasıdır. Sadist- Ruhsal veya fiziksel acı çektirmekten zevk alan kimselerdir.

Bittabi kırbacı ve kelepçeyi oyuncak edinmiş bir adamın elinden çiçekli böcekli bir yapıt beklemek absürd kaçar. Kitaba başlamadan önce Sade'nin biyografisini gözden geçirmenizi tavsiye ederim. Sade bu kitabı hapishanede yazmış ve akıl hastanesinde nakil sırasında yazının son 3 bölümünü kaybetmiştir.

Servet sahibi 4 sefih, yarısı kız yarısı erkek 18 genç tutup bir kaleye hapseder. Bu gençlere aklınıza gelebilecek her türlü ruhsal fiziksel ve cinsel işkenceler uygularlar. Bunların yanında ensestlik ve tecavüz gibi iğrençlikler baş gösterir.
Gözümde edebi değeri olmayan bir kitap. Kapağını kapatır kapatmaz aklıma Stefan Zweig'in şu sözü geldi;

"Tokluk da açlıktan daha az kışkırtıcı değildir".
Dücane Cündioğlu Sinema ve Felsefe kitabında Sade için şöyle şöyle diyordu:'' Marquis doğal olan her şeyden nefret eder; yoksunu olduğu her şeyden. Şefkatsizdir. Annesinden nefret eder kendini dine verdiği için, hayatını İsa'ya adadığı için.
Kilisenin ortasında kadınları kırbaçlarken, Hristiyanlığın sembollerini alabildiğince aşağılarken, gerçekte, şefkatini kendisinden esirgemiş olan dindar annesinden intikam alır Marquis de Sade.''

Cündioğlu haksız sayılmaz zira kitabı okurken Tanrı'ya ve inanan insanlara karşı hissettiği nefreti anlamak güç. Sade'nin küfürden ve aşağılamadan çekinmeyen, kendi gibi düşünmeyenleri aciz ve aptal diye niteleyen, Tanrı var olsa insan iyi olurdu gibi bayağı bir fikri savunan garip bir düşünce yapısı var. Bazı konulardaki tutarsız düşünceleri de eklenince okunması güç bir kitap diyebilirim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Marquis De Sade
Tam adı:
Donatien Alphonse François le Marquis de Sade
Unvan:
Fransız Aristokrat ve Felsefe Yazarı
Doğum:
Fransa, 2 Haziran 1740
Ölüm:
Fransa, 2 Aralık 1814
Donatien Alphonse François le Marquis de Sade (Fransızca okunuşu:maʁki: dəsad) (d. 2 Haziran 1740 - ö. 2 Aralık 1814), Fransız aristokrat ve felsefe yazarı. Erotik edebiyat'ın önemli yazarlarındandır, genellikle sert pornografik yazılar yazardı. Yaklaşık 29 yılını hapishanede, 13 yılını akıl hastanesinde geçirmiştir ve en önemli eseri Sodom'un 120 Günü'nü hapishanede yazmıştır. Bir diğer önemli eseri de Justine'dir. Sadizm'in kökeninin onun yazdıklarına dayandığı bilinir. Yazılarında ahlakı, yasayı, dini öğeleri dikkate almadan aşırı özgürlüğü (hatta ahlaksızlığı) ve en iyinin zevk olduğunu savunuyordu. Sade, 32 yıl farklı hapishanelerde ve akıl hastanesinde hapsedildi; onbir yıl Paris'te (on yılı Bastille'de geçti), bir ay Conciergerie'de, iki yıl kalede, bir yıl Madelonnettes'de, üç yıl Bicêtre'de, bir yıl Sainte-Pélagie'de ve 13 yıl Charenton akıl hastanesinde. Yazılarının çoğunu tutuklu olduğu dönemde yazdı. "Sadizm" kavramı adından türetilmiştir. Sade kitaplarında kişilerarası ilişkilerde insanın insansal yanı bir kez yitirildiğinde, neler olabileceğinin bilgisini verir. Kişilerarası ilişkilerde insanın sahip olduğu onur bir yana bırakıldığında, ortaya çıkan yeni ilke kendi yararını koruma sonuna kadar götürülecek olursa; zorunlu olarak "sadizm"e varılır. Yani insandaki insansal olan tek şey doğaysa, doğrudan doğa nedenselliği insan türünün yapıp etmelerini belirliyorsa, insan olmak cani olmayı da beraberinde doğal olarak taşır. Eserlerinde ahlaksal eylemin belirleyicisi olarak etik değerler değil de, içgüdüler ya da "koşullu buyruklar" eylemin "ilkesi" yapılırsa neler olacağını anlatır.

Yazar istatistikleri

  • 142 okur beğendi.
  • 661 okur okudu.
  • 13 okur okuyor.
  • 673 okur okuyacak.
  • 18 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları