Marquis De Sade

Marquis De Sade

7.2/10
250 Kişi
·
725
Okunma
·
165
Beğeni
·
9.665
Gösterim
Adı:
Marquis De Sade
Tam adı:
Donatien Alphonse François le Marquis de Sade
Unvan:
Fransız Aristokrat ve Felsefe Yazarı
Doğum:
Fransa, 2 Haziran 1740
Ölüm:
Fransa, 2 Aralık 1814
Donatien Alphonse François le Marquis de Sade (Fransızca okunuşu:maʁki: dəsad) (d. 2 Haziran 1740 - ö. 2 Aralık 1814), Fransız aristokrat ve felsefe yazarı. Erotik edebiyat'ın önemli yazarlarındandır, genellikle sert pornografik yazılar yazardı. Yaklaşık 29 yılını hapishanede, 13 yılını akıl hastanesinde geçirmiştir ve en önemli eseri Sodom'un 120 Günü'nü hapishanede yazmıştır. Bir diğer önemli eseri de Justine'dir. Sadizm'in kökeninin onun yazdıklarına dayandığı bilinir. Yazılarında ahlakı, yasayı, dini öğeleri dikkate almadan aşırı özgürlüğü (hatta ahlaksızlığı) ve en iyinin zevk olduğunu savunuyordu. Sade, 32 yıl farklı hapishanelerde ve akıl hastanesinde hapsedildi; onbir yıl Paris'te (on yılı Bastille'de geçti), bir ay Conciergerie'de, iki yıl kalede, bir yıl Madelonnettes'de, üç yıl Bicêtre'de, bir yıl Sainte-Pélagie'de ve 13 yıl Charenton akıl hastanesinde. Yazılarının çoğunu tutuklu olduğu dönemde yazdı. "Sadizm" kavramı adından türetilmiştir. Sade kitaplarında kişilerarası ilişkilerde insanın insansal yanı bir kez yitirildiğinde, neler olabileceğinin bilgisini verir. Kişilerarası ilişkilerde insanın sahip olduğu onur bir yana bırakıldığında, ortaya çıkan yeni ilke kendi yararını koruma sonuna kadar götürülecek olursa; zorunlu olarak "sadizm"e varılır. Yani insandaki insansal olan tek şey doğaysa, doğrudan doğa nedenselliği insan türünün yapıp etmelerini belirliyorsa, insan olmak cani olmayı da beraberinde doğal olarak taşır. Eserlerinde ahlaksal eylemin belirleyicisi olarak etik değerler değil de, içgüdüler ya da "koşullu buyruklar" eylemin "ilkesi" yapılırsa neler olacağını anlatır.
Umut yalnızca umut... Bizi sakinleştiren, körleştiren ve bize iyilikten çok kötülük getiren bu yalancı umut.
Canilerin ruhlarında da bazı namus çizgileri vardır. Erdemin insanların gözünde değeri büyüktür, en bozulmuş kimseler bile hayatlarında bir erdem gösterisinde bulunmak için binlerce fırsat arar.
Burada artık kitap incelemesi yapmayı düşünmüyordum aslında. Ama bugün aldığım bir mesajdan dolayı bu kitaba inadına yapmam gerektiğini anladım. https://i.hizliresim.com/XEvdRR.jpg
Kendisi, dininin yasakladığı zinayı meşrulaştırıp, eşini aldatıp sonra ezip geçtiği o din hakkında kitaplar yazıp, vaazlar veren ahlak abidesi Uğur Koşar kitapları okuduğu için, beni ve okuduğum ahlaksız kitapları eleştirme hakkına sahip kendince. Belki buradaki çoğu insan da böyle düşünüp, nesini seviyorsun o sadist sapığın deyip benim ahlakımı sorgulayacak. Ama Sade, EL James gibi, Sylvia Day gibi boş porno kitapları yazmıyor. Onun bir amacı, felsefesi var. Bu yüzden Sade' yi okumak yetmez, onu anlamak gerekir. Sade kitaplarında yasaların, öğretilerin insanların hayatlarındaki kısıtlamaları anlatır. Ona göre bir kere geldiğimiz bu hayatta kendimizi hiçbir zevkten mahrum bırakmamamız gerekir. Ve bunun için istediklerini yapmak, kendi ilkelerini koymak zorundadır insan. Kendi ilkelerini kabul ettirmek ise sert olmayı, insalsal taraflarını yitirmeyi, ezilmemek için ezmeyi yani "sadizm" i gerektirir. İnsandaki insansal olan tek şey doğaysa, doğrudan doğa nedenselliği insan türünün yapıp etmelerini belirliyorsa, insan olmak cani olmayı da beraberinde doğal olarak taşır. Sade' nin felsefesini anlamayan insanlar yalnızca Sade okuyucularına ahlaksız gözüyle bakar.


Bu kitap Marques De Sade ' nin Türkçeye çevrilen ilk kitabı. Ülkemizde en bilinen eseri Sodom olsada tüm dünyada en bilinen, ünlü kitabı Aşkın Suçları' dır. Kitabın çevirisini yapan ünlü şairimiz Cemal Süreya önsözde bu eserin Dostoyevski, Lamartine, Baudelaire, Swinburne, Lautréamont, Nietzsche, Puşkin, Kafka ve Apollinaire gibi ünlü isimlerin başucu kitabı olduğunu yazmış.

Aşkın Suçları kitabında da "erdem" ve "ahlaksızlık " ana tema her Sade eserinde olduğu gibi. Ve yine her zamanki gibi bu iki başlığı genç kızlar, kadınlar üzerinden işlemiş. Malum erdem ve ahlak sadece kadınlarda aranır.

Kitabın orjinali 11 novelladan oluşuyor. Ama ne kadar arasam da bulamadım. Sanırım 11 novellayı hiçbir yayınevi tek kitapta toplamamış. O yüzden benim okuduğumda 3 novella var. Bunlardan ilki içinde çok fazla ensestlik barındıran
Florville ile Courval ya da Kadercilik. Florville üzerinde lanet taşıyan ve bu sebepten bir türlü mutlu olamayan genç bir kız. Florville, Sade ' nin her kadın karakteri gibi bir hata yapar ve bu hatası yüzünden sonu gelemeyen hatalar zinciri başlar. İkinci novella Faxelange ya da Hırsın Zararları. Kahramanımız yine kadın ve öykünün isminden anlaşıldığı gibi hırsın zararlarını anlatmış. Son olarak Dorgeville ya da Erdemin Suç İşlettiği. Buradaki kahraman da yine kadın ve en kötü kadın karakterlerden biri. Ayrıca kitabın sonunda
Roman Üstüne Düşünceler diye Sade' nin kendi yazdığı ve kendisini " ahlaksız " diye eleştirenlere cevap verdiği bir bölüm var.

Aşkın Suçları, Sade' nin şimdiye kadar okuduğum en masum kitabı. Bu kitapta diğer kitaplarından farklı olarak sadizmi ve açık anlatımını en aşağı indirmiş. Marques De Sade ile tanışmak isteyen okurlar bu kitapla Sade serüvenine başlayabilirler...
Uyarı: Din ve tanrı konusunda hassas olanlar incelememi okumayı şimdiden bırakabilir.

Marquis De Sade'ın tanrı, cehennem, cennet gibi ütopik, kutsal kitaplarda bolca sözü edilen kavramlarla maytap geçtiği muhteşem kitaptır kendileri. Sade bu kitabı özel olarak yazmamış, diğer kitaplarındaki tanrıyla ilgili bölümler derlenerek bu hale getirilmiştir. Kitabın üslubu rahatsız edici ve sert. Sonra uyarmadı demeyin. Hiçbir sansür gerektirmeden yazar aklından ne geçiyorsa yazmış.

Eh, nedir peki bu tanrı? İnsanın zavallılığının bir göstergesi, sığınacak bir liman mı? Hayatını anlamlandırmaya çalışan acizlerin son durağı mı? Kibrin evrilebildiği nokta mı? Yoksa cehaletten doğan öylesine bir cevap mı? Bilemiyorum. Belki de hepsi. Farklı toplumların kabul ettiği insanoğlunun ortak aptallığı, diye buyuruyor Sade. Bilinmezi başka bir bilinmezle açıklamayı bir cevap sayanların ortak noktası. "Bunlar kendi kendine mii oluştu aklınız yok mu?" diye hönkürürken "Tanrı kendi kendine mi oluştu?" sorusunu soramayanların veya da. Hiçbir kanıtı olmadığı halde dünya üzerinde milyonlarca can alan, milyonlarca beyni uyuşturan kocaman hayali bir katil. Devletlerin halk üzerinde egemen olmak için kullandığı, halkı en çok sömüren bir hırsız. Sefalet içinde yaşayan insanları en kolay mutlu etmenin yolu, bu sayede haklarını aramamalarını sağlayan muhteşem bir panzehir!

Nedir tanrı? İnanmak için hiçbir sebep bulamadığım, zaman zaman bilimin en büyük düşmanı, zaman zaman insanlar arasındaki ayrışmaya en büyük sebebiyet veren ak sakallı bir dede. Dokunmanın, hakkında konuşmanın en büyük tabu olduğu, insan canından bile kutsal kabul edilen görünmez bir hayalet. Birkaç bin yıl önce mağaralarda birileriyle konuştuğu söylenen fakat gerçekte kimsenin hakkında bir şey bilmediği.

Söylenenin aksine insan ateist doğar, bütün bu olgular ona daha sonradan zorla kabul ettirilir. Zaten bütün bu insanlar öğretilerine sonsuz bir güven içinde olsaydı, din ve tanrı denilen olgu 4-5 yaşlarında akledemeyen bir çocuğa dayatılmak yerine, 15 16 yaşlarında düşünebilen yarı çocuğa kavratılsaydı nüfusun büyük çoğunluğu bütün bunları zaten saçma bulurdu. Böylelikle tartışmalara "tanrının var olması kabulüyle" başlayacak kadar boş özgüven sahibi de olmazlardı. İspat yükümlülüğünün kendilerinde olduğunu baştan kabul ederlerdi.

Tanrı nedir? Küçükken, ufak bir çocukken televizyonda gördüğüm hayali kahramanların varlığına inanır, onlarla konuşurdum. İşte tanrı da yetişkin bir insanın çocukluktan devam eden tek hayali kahramanıdır.
Marquis de Sade, Dostoyevski başta olmak üzere birçok önemli sanatçının başucu yazarı. Sade' yi okumak için sağlam bir psikoloji lazım. Çünkü içinde çok büyük bir kin hatta şeytani bir ruh vardır ve bunu kitaplarında kusmuştur. İnsanlara karşı büyük bir nefreti vardır. Çünkü ömrünün 29 yılını hapishanede, 13 yılını akıl hastanesinde geçirmiştir. Onlar onu içeri tıkdıkça o da kendini yazmaya adamış. Yazmış yazmış yazmış. Sade' ye göre iyilik yoktur ve tek doğru akıldır. Kitaplarını okudukça etrafınızdaki herkese şüpheyle bakıyorsunuz. Böyle sadist düşüncelerin akıllı bir kafadan çıkmadığı, Sade' nin gerçek bir deli olduğu aşikar. Justine kendini tanrıya adamış masum bir kızdır. Fakat başına gelmeyen işkence ve tecavüz kalmıyor. Öyle sadistçe yazılmış ki yok artık diyorsunuz. Çok beğendim, heyecanla okudum.
Sade çok beğendiğim bir yazar. Sadizm bildiğiniz üzere onun isminden türemiştir. Gerçekten de her kitabında sadist düşüncelerini iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Bu kitabı Yatak Odasında Felsefe,Sodom ve diğer çoğu kitaplarına göre daha masum olmuş. Ahlak kavramını kısa kısa öykülerle anlatmış. Rahiplere kafayı takmış olan Sade,bu kitabında da onları es geçmemiş. Rahiplerin rehberlik etme bahanesiyle yaşadıkları cinsel ilişkileri,masum kızlara tecavüzleri mizahi bir dille yazmış. Sade denince çoğu insanın aklına sapık ve sadist biri düşüncesi gelir ve nesini okuyorsun o sapığın diye tepkiler görürsünüz. BU yüzden normalde metroda,otobüste kitap okumayı seven biri olmama rağmen bu önyargılar yüzünden toplum içinde çıkarıp bir Sade kitabı okuyamam.Ama bir iki kitabını okusalar konunun,amacın bu olmadığını anlayacaklardır. Pornografik kitap gözüyle bakanlara bunu değil, Grinin Elli Tonu nu tavsiye ederim
Kitap Güzel Ancak "Dönemine Göre".

Öncelikle, ilk kez Sade okuyan birisiyim ve kitaptan yaptığım çıkarımlar belki doğru olabilir, belki yanlış. Lütfen linç etmeden uyarınız.

1795 Fransası, ihtilâlin en yoğun olduğu, tüm Fransa halkının hatta tüm Avrupa'nın özgürlük akımıyla yanıp tutuştuğu, tüm halkın her gün gösterisi yapılan idamlarla kafalarının karıştığı, tabiri caizse delirdiği bir dönemdeyiz. Ki zaten Sade hayatının belirli bir kısmını akıl hastanelerinde geçirdiği için eserlerinden çok daha normal bir şey beklemek gülünç olur. Dediğim gibi ağır bir dönem, dönemdeki halk gibi "hasta" olan bir yazar. Haliyle aşırı sert söylemler içeren çok ağır bir eser ortaya çıkıyor.

Liberten olmak isteyen genç bir kıza, libertenlik eğitiminin verildiği bu kitap. Ağır pornografi içeren ancak aralarından koyu bir felsefenin aktığı yedi diyalog ve düşünce yazısından oluşuyor. Diyaloglar çok ağır ve bir yerden sonra pornografiden dolayı sıkıcılaştığı için bana en önemli gelen yeri düşünce yazısının olduğu kısım.

Ortaçağdan beri insanları sömüren dini, yolsuzlukları ve yöneticileri; milliyetçilik ve özgürlük akımının etkisiyle o dönemde liberteryenizmi savunan Sade, ağır söylemlerle eleştiriyor. Ona göre insanlar, insanın doğasına göre özgür olmalı, aynı zamanda cinsel ve ruhsal hazzı iliklerine kadar yaşamalı. Sadeizmin yani sadizmin (acıdan zevk almak) kurucusu. Libertenlik de tanrıtanımazlık gibi ancak belirli farklar var aralarında. Ona göre "hayal gücü" düzenin tam bir düşmanı. Anarşizm ya da komünizm gibi ancak tam olarak değil. Bu bambaşka bir olay.

Okuyun ya da okumayın kesin bir yönerge veremeyeceğim ancak o dönemdeki hakim olan çeşitli düşüncelere karşı bir merakınız varsa ve sadizmi merak ediyorsanız bir göz atmanızı öneririm. Bence çok farklı bir eser..
Yayınlandığında, Marquis De Sade'nin tutuklanıp hapsedilmesine sebep olan kitap.

Kitapta, on iki yaşındayken, anne ve babasının ölümüyle, hayatına yapayalnız devam etmek zorunda kalan erdemli, inançlı, hayırsever ve dürüst bir kızın verdiği yaşam mücadelesi anlatılıyor. Zavallı kızın başına o kadar kötülükler geliyor ki , bunları okumak bile insana dayanılmaz derecede acı veriyor. Ama yazar, sanki okuyucunun sabır sınırını zorlarcasına yazıyor da yazıyor.

Kızın başına sadece katiller, hırsızlar, sahtekarlar değil, toplumun en üst kademesindeki saygın diye nitelediğimiz doktor,rahip, tüccar, yönetici ve asiller gibi insanların da içinde bulunduğu ne kadar kötülük düşkünü kişi varsa hepsi de sırayla musallat oluyor.

Yazar aslında bu kızın hikayesini, esas vermek istediği felsefi mesajlara birer örnek oluşturacak şekilde ayarlayarak anlatıyor. Erdem, erdemsizlik, inanç, inançsızlık, yalan, dürüstlük, iyilik, kötülük, yardımseverlik, bencillik ...vs konularında vermek istediği felsefi ilginç mesajları sık sık karakterlerin ağzından okuyucuya aktararak amacına ulaşıyor.

Tabii ki kızın başına her türlü kötülük geldiğinden bahsederken, cinsel içerikli şiddete de maruz kaldığını ifade etmek gerekir. Bu da, kitabın bazı bölümlerinde rahatsız edici bir şekilde müstehcen ve sapkınlık düzeyinde anlatımların bulunmasına neden olmaktadır. Okumayı düşünen kişinin bu durumu da göz önüne alarak karar vermesi gerekir.

Kitap muhteşem bir akıcılık ve sürükleyicilikle yazılmış. Öyle ki zaman zaman çok hızlı okumak bile olaylara yetişmeye yetmiyor gibi geliyor.

Müthiş bir dram ve ilginç mesajlar içeren bu kitabın okunması hakkında kimseye tavsiye veremem. Ama şunu söyleyebilirim eğer, bazı bölümlerdeki müstehcenlikten rahatsız olacaksanız kesinlikle kitabı elinize almayın. Ama müstehcenliğin çok fazla üzerinde durmayıp kitabı, sadece edebi bir eser olarak görecekseniz elinize çok güçlü bir dram ve felsefe kitabı almış olursunuz.
Bu kitabı okuması da yorumlaması da çok zor. Nefs ve tutkularının esiri olmuş dört çok varlıklı kişi, insanlardan uzak manastıra sadece cinsel hazlarının tatmini için, birçok seçilmiş kişiyle kapanırlar ve program işlemeye başlar. Sade’nin erdem, ahlak ve iyilik kabul etmez bencil ve sadist yaklaşımıyla birçok erotik sahne ve öykü detaylı işlenir. Okuyucu, nefsinin ve tutkularının esiri olmuş sadece şehveti ile hareket eden kişilerin ne kadar alçalabileceğini ve insanlıktan uzaklaşabileceğini açıkça görebilmektedir. Yazar aslında tüm iyilik ve erdemlere karşı çıkarken, kendi iyilerini oluşturmakta ve bu durum paradoksa dönüşmektedir.

Sade’nin saygı duyduğum tek yönü, düşündüklerini ve yazdıklarını yayınlama cesareti göstermesi ve satır aralarında ortaya çıkan muhteşem felsefesidir. Asırlardır evrilen insan kültüründe kuşkusuz iyilikler ve kötülüklerin birçoğu açıkça belli olmuştur. Akıl ve bilime dayanan hiç bir hukuk, cinayet, tecavüz, cinsel taciz, hırsızlık, yolsuzluk, yağma ve talan gibi büyük suçları hoş görmemeli ve cezalandırılmalıdır. Örneğin Sade’nin tüm erdem ve ahlak kurallarına saldırması gibi, hırsızlık ve yolsuzluğu masum gibi göstermeye çalışacak sapkınlar her daim olacaktır.

Bu kitabı okuyacak kişilere tavsiyem, eğer yazarı daha önce okumamışsanız bu kitaptan başlamayınız, önce yazar hakkında araştırma yapıp “Yatak Odasında Felsefe” ile okumaya başlanabilir.
Bugüne kadar, bir Marquis De Sade eseri okuyacağım belki de aklıma gelebilecek en son şeydi. Nedense ismi çeşitli sapıklıklarla özdeşleşmiş bu kişinin yazdıklarını okumanın insana sadece zaman kaybı, sıkıntı ve tiksintiden başka bir şey vermeyeceğini düşünürdüm. Sitede takip ettiğim değerli okur arkadaşlarımdan aldığım olumlu izlenimler neticesinde hiç olmazsa yazarın bir kitabını okuma zahmetine katlanayım diye düşünerek bu kitabını elime aldım ve daha ilk öykü de şok içinde kaldım dersem yalan olmaz.

Bu kitap iki bölümden oluşmakta. Birinci bölümde üç tane birbirinden harika uzun öykü yer almakta. Bunlar,iyilikle kötülüğün çatıştığı muhteşem öyküler. Sade'nin, kitaplarında bahsedilen müstehcenlik ve sapıklıklardan bir kelime dahi bulunmayan hepsi de müthiş kurgulanmış, çok ustaca kaleme alınmış ve muhteşem denecek şekilde finallerle sonlanan öyküler. Hele bir ''Matmazel Florville'nin Öyküsü'' var ki, gerek kurgusu, gerek hikayesi ve gerekse finali itibariyle şimdiye kadar okuduğum öyküler içerisinde en ustaca yazılmış olanı diyebilirim. Bir final bölümü var ki üst üste gelen darbelerle okuyanı darmadağın ediyor. İnsanı, böyle bir şey olabilir mi diye sordurup, arkasından da neden olmasın ki diye düşünceye itiyor.

Kitabın ikinci bölümü ise tamamen, yazarın hapse girmesine sebep olan ''Justine veya Erdemle Kırbaçlanan Kadın '' isimleriyle piyasada bulunan eserini kapsamaktadır. Bu bölümde Sade'ye atfedilen bütün özellikler vardır. Başlı başına bir kitap olan bu bölümle ilgili incelememi burada değil de adı ''Erdemle Kırbaçlanan Kadın'' ismindeki kitap sayfasında yazmayı daha uygun buluyorum.

İyilikle kötülüğün çatışmasının felsefi yönlerinin de ele alınarak yazılmış olmasına rağmen, iyi bir akıcılığa sahip olan bu ilk bölümdeki üç öyküyü ( Dorgeville, Florville ile Courval, Faxelange )ben beğenerek okudum ve okunmasını da tavsiye ederim.
Öncelikle müjde;bu kitabı okuyup katil ya da sapık olmuyorsunuz! İstediğiniz kadar marquis de sade ile ahlak ve hayat anlayışınızın benzemediğini düşünün ama benziyor işte! Onun sadece olayları ele alış şekli hepimizden farklı kitapta ensestten pedofiliye oradan hırsızlığa her türlü ahlak dışı kavram övülürken aslında anlatılmak istenilen apayrı.. Bize anlatılmak istenilen daha birçok felsefi düşünce var fakat marquis de sade o kadar akıllı ki bizleri sıkmadan bütün bu düşünceleri anlatmanın yolunun '' seks''ten geçtiğini biliyor. Ve unutmadan yazar da ekliyor' 'Büyük fikirler yüzünden ahlakı bozulacak kişiye yazıklar olsun! Felsefi düşünceler içinden yalnızca kötü olanları çekip almayı bilen, ahlakı her şeyle bozulan bu kişilere yazıklar olsun! Bunların ahlakının Seneca ya da Charron okuyarak bozulmadığını kim ileri sürebilir? Ben asla onlara hitap etmiyorum! '' Okurken ince ince işlenen düşünceyi cımbızla çekip özümsemek gerektiren bir kitap. '' Bir kitap okudum hayatım değişti! '' demek istiyorsanız, bir bakın derim.
Okurken bir yanınız hasta olacak , okudukça eziyet çekeceksiniz , bu bundan daha fazlası olamaz dedikten sonra olduğunu görünce şaşıracaksınız , hayatınızda hayal bile edemeyeceğiniz iğrençlikler göreceksiniz , hayatının büyük bir çoğunluğunun hapiste veya akıl hastanesinde geçirmesinin getirdiği nefretin ve öfkenin boyutlarının büyüklüklerini görünce irkileceksiniz. Diğer yanınız muhteşem bir anlatım tarzına hayran olacaksınız , hayal gücünün bu kadar geniş olmasını ve buna yakın insanların çok ender olmasını ilginizi uyandıracak(Tam olarak demek istediğimi anlatacak kelimeyi bulamadım.). Kurgusunda düzeni ve disiplinin hayran olacaksınız , içindeki derin felsefelerini yapabildiğiniz de hoşunuza gidecek. Bu kadar duyguyu bir arada uyandırdığı için hem taktir edecek hem de beyninin akla zarar çalışmasından tiksineceksiniz. Bu kadar büyük yazarların baş ucu yazarı olmasını anlayacaksınız. Bu arada bu yazdıklarımı bu kitabın yarısına geldiğim de edindiğim duygular. Birkaç olayın nasıl bağladığını merak ettim ve devamlı müşteri olduğum sarraf'dan kiraladığım için bitirmek için neredeyse zorluyorum kendimi. (Bu arada evimde ölüm pornosu adlı kitabım var ama bu kitabı kütüphaneme alacak cesaretim yok. O kadar sert bir kitap. Ayrıca yukarıda bahsettiğim kitap bunun yanında çocuk kitabı kalır.)
Bu arada dikkatimi çeken erkeklere karşı çok büyük bir nefreti var. Özellikle üst düzey dediğimiz kesime ve din adamlarına nefreti üst seviye neredeyse şeytanın arka bacağı demediği kalmış. Sadizm fikir babası denmesinin nedenini bu kitapta anlayacağınız bir kitap olarak ekleyeyim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Marquis De Sade
Tam adı:
Donatien Alphonse François le Marquis de Sade
Unvan:
Fransız Aristokrat ve Felsefe Yazarı
Doğum:
Fransa, 2 Haziran 1740
Ölüm:
Fransa, 2 Aralık 1814
Donatien Alphonse François le Marquis de Sade (Fransızca okunuşu:maʁki: dəsad) (d. 2 Haziran 1740 - ö. 2 Aralık 1814), Fransız aristokrat ve felsefe yazarı. Erotik edebiyat'ın önemli yazarlarındandır, genellikle sert pornografik yazılar yazardı. Yaklaşık 29 yılını hapishanede, 13 yılını akıl hastanesinde geçirmiştir ve en önemli eseri Sodom'un 120 Günü'nü hapishanede yazmıştır. Bir diğer önemli eseri de Justine'dir. Sadizm'in kökeninin onun yazdıklarına dayandığı bilinir. Yazılarında ahlakı, yasayı, dini öğeleri dikkate almadan aşırı özgürlüğü (hatta ahlaksızlığı) ve en iyinin zevk olduğunu savunuyordu. Sade, 32 yıl farklı hapishanelerde ve akıl hastanesinde hapsedildi; onbir yıl Paris'te (on yılı Bastille'de geçti), bir ay Conciergerie'de, iki yıl kalede, bir yıl Madelonnettes'de, üç yıl Bicêtre'de, bir yıl Sainte-Pélagie'de ve 13 yıl Charenton akıl hastanesinde. Yazılarının çoğunu tutuklu olduğu dönemde yazdı. "Sadizm" kavramı adından türetilmiştir. Sade kitaplarında kişilerarası ilişkilerde insanın insansal yanı bir kez yitirildiğinde, neler olabileceğinin bilgisini verir. Kişilerarası ilişkilerde insanın sahip olduğu onur bir yana bırakıldığında, ortaya çıkan yeni ilke kendi yararını koruma sonuna kadar götürülecek olursa; zorunlu olarak "sadizm"e varılır. Yani insandaki insansal olan tek şey doğaysa, doğrudan doğa nedenselliği insan türünün yapıp etmelerini belirliyorsa, insan olmak cani olmayı da beraberinde doğal olarak taşır. Eserlerinde ahlaksal eylemin belirleyicisi olarak etik değerler değil de, içgüdüler ya da "koşullu buyruklar" eylemin "ilkesi" yapılırsa neler olacağını anlatır.

Yazar istatistikleri

  • 165 okur beğendi.
  • 725 okur okudu.
  • 18 okur okuyor.
  • 747 okur okuyacak.
  • 19 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları