Matt Haig

Matt Haig

Yazar
8.1/10
176 Kişi
·
370
Okunma
·
15
Beğeni
·
1303
Gösterim
Adı:
Matt Haig
Unvan:
İngiliz yazar, gazeteci
Doğum:
Sheffield, Birleşik Krallık, 1975
1975’te Sheffield’de doğan Matt Haig, edebiyat kariyerine 2004 yılında yayımlanan The Last Family in England’la başladı.Hamlet esinli The Dead Fathers Club romanı 2008 yılında Ölü Babalar Kulübü adıyla Türkçeleştirilmişti.
Kendimi bildim bileli okumayı severim. Ama kitapları sevmekle onlara gerçekten ihtiyaç duymak arasında fark vardır. Kitaplara muhtaçtım.
Kişisel Gelişim.

Zaman nasıl durdurulur: Öpüşerek.
Zamanda nasıl yolculuk edilir: Kitap okuyarak.
Zamandan nasıl kaçılır: Müzikle.
Zaman nasıl hissedilir: Yazarak.
Zaman nasıl salıverilir: Nefesle.
İyi bir kitap okuduğumda harita incelermiş gibi hissederdim; bir hazine haritası! Sürüklendiğim hazine benliğimdi. Her harita yarımdı, hazineye ancak bütün kitapları okursam ulaşabilirdim. Böylece kendimi bulma sürecimin sonu olmayan bir arayış olduğunu anladım.
Başka çarem yoktu. Ölmek istedim. Hayır, ölmek değil, aslında yaşamamak istedim. Ölüm beni korkuturdu. Ayrıca, yanlızca yaşayanlar ölebilirdi.
Bugünlerde zamanın bir silah olduğunu fark ediyorum. İnsanları beklemek zorunda kalmaktan daha çok güçsüzleştiren başka bir şey yok.
224 syf.
·10/10
Meraklı olduğum ve araştırdığım bir konu da psikoloji ve psikolojik rahatsızlıklar. Okuduğum diğer psikoterapi öykülerinden farklı olarak bu kitabı yazan kişi bizzat hastanın kendisi olduğundan ilgimi çekti. Yazar 24 yaşında Ibiza’da öğrenim görürken depresyona yakalanıyor, o günden bu güne 14 yıldır da hastalıkla mücadele ediyor. Antidepresan ilaçlar da yazara fayda etmediğinden bu hastalıkla nasıl başedebildiğini samimi bir dille anlatıyor. Aslında toplum olarak çok az bildiğimiz ama çok lafını ettiğimiz bir konu depresyon. Bir çok olay var ki, korkulup utanılıp doktora gidilmediğinden vuku bulmuş, cinnet getirdi, adama birden bişey oldu işini ailesini bıraktı vs. Ruhumuz da hasta olabiliyor ve çoğu hastalığın da tedavisi var, bu utanılacak bir konu değil. İşte bu durumu bizzat yaşayan ve yazarlık yaparak hastalığını yenmeye çalışan kişinin hastalık sürecini içtenlikle anlattığı bu kitabını ben çok sevdim.
326 syf.
·Beğendi·10/10
Bu kitabı okumaya başladığınızda sözelci bile olsanız, matematik evrenine geçiş yapmış bulunacaksınız. Kitabın ilginç bir konusu olduğunu, matematik probleminden çok, matematik probleminden yola çıkarak insanların problemlerine eğilen bir yapıya sahip olduğunu göreceksiniz ve bu sizi şaşırtacak.

"Matematik problemlerinden çok, insan problemleri vardır" diye bir şey söylemiştim ya, ne kadar da doğru. Yazar sayesinde bunu kavrayacaksınız. Kitabının isminin "İnsanlar" olması boşuna değil. Matematik evreninin (aslında bizim buna "maddiyat" diyebilme ihtimalimiz söz konusu) dünyada yarattığı çatlaklar ortada. Her birimiz matematik evrenindeki "1" rakamını görüp, o "1" rakamına tırmanmak için elimizden geleni yaparız. O büyük hırslarımız, kibirlerimiz zirveye çıkınca daha da artar. Her şeyi, her şeyimizi kaybetme noktasına geliriz aslında o zirveye çıktıktan sonra. Başta insanlığımızı yitiririz ya da sıradan insan figürüne bürünürüz. İşte ne yaparız; insanların arkasından dolaplar çeviririz, "sevgi" denilen kavramı kaybederiz, balkanlardan gelen soğuk hava dalgaları gibi oluruz, soğuk. Aslında kitabın vermek istediği mesajlar bu aslında.

Verilmek istenen mesajların yanına fantastik ve bilim kurgunun da olması, kitabı ayrı bir tat veriyor. Her bölüm senaryo gibi, sanki film canlanıyor insanın zihninde. Sadece edebiyat yapmıyor Matt Haig, aynı zamanda düşündürüyor. Düşündürmeyen kitaba da kitap demem zaten. Kitabı da bu kadar güzel yapan bomboş bir fantastiklik içerisinde geçmesi değil, düşündüren bir fantastik yapıda olması.

Yazarımız Matt Haig'e gelelim. Kendisinin bir gazeteci olduğunu belirteyim. Haliyle bir gazeteci bakış açısıyla kitabı yazdığı ortada. O geniş perspektifi, gazeteci kimliğinden alıyor olmalı. O geniş perspektifinin yanında derin bir entelektüel kimliği de ortada. Düşüncelerini aktarıyor, insanların ikiyüzlülüğünü ortaya koyuyor, sevdiği sanatçıları, yazarları da ekliyor. Muhtemelen kitabı yazarken büyük keyif almış olmalı. Hem kendi düşüncelerini aktarıyor, hem de bir şeyler paylaşıyor.

Hani şu zirve aşkı olan insanlar, bu kitabı okuyup düşünmeli. Kitaptaki karakterle bir varoluş mücadelesini tatmalı. Tamam, şu anda bu satırları okurken varsın ama gerçekten var mısın? Yaşıyor musun? Zirveye çıkmaya çalışırken sıradan bir insan olarak yok oluş mücadelesi veriyor olabilirsin. Bu kitabı okuyarak önce Andrew Martin'le varoluş mücadelesine hazırlan, sonra da kendinle!
328 syf.
·Puan vermedi
Kendi gitti izi kaldı denecek türden bi kitap oldu benim icin..hem insanin iç dünyasını hem de duyguları çok iyi işlenmiş..yazarla yeni tanışmış olmama rağmen bundan sonra takip edeceğimden eminim(eski kitapları sepette stoklandı bile)
439 yaşındaki Tom genetik yapısı nedeniyle bir alba olarak dünyaya geliyor ve yaşlan(a)mıyor..açığa çıkmamak için 8 yılda bir kimlik degistirmek ve sürekli başka insan olarak gizlenmek zorunda..bir de aşık olmaması gerekiyor..çünkü aşık olursa kontrolünü kaybedebilir ve hayatı tehlikeye girebilir..
Siz olsanız napardınız?korkarak mı yaşardınız yoksa bi gün olsun o da benim olsun diyerek az ve dolu dolu mu yaşardınız?şimdi cevap veremeseniz bile bu kitabı okuduktan sonra cevap kulağınızda çınlayacak..
Keyifli okumalar..
326 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
"Bilmeyenler için söyleyeyim, insan dediğimiz şey orta zekalı ve iki ayaklı bir yaşam formu; evrenin çok ıssız bir köşesinde yer alan küçük ve sulu bir gezegende, büyük ölçüde yanılsamalarla dolu bir varoluş sürdürüyor."
Bu kitabı nerde gördüm de okumaya karar verdim inanın bilmiyorum, ama her ne olduysa iyi ki, iyi ki ve bir kez daha iyi ki olmuş.
!!! Minnacık spoiler içerebilir !!!
Konuyu çok kısa anlatayım efendim:
Vonnadorya isimli bir gezegen var, evrenin öteki ucunda bir yerlerde. Modelleyecek olursak Amerika'da bir sehpanın ucuna Güneş'i, diğer ucuna Dünya'yı yerleştirdiğimizde Vonnadorya Yeni Zelanda'da yer alıyor, o kadar uzak. İşte o gezegenden bir görev için gönderilen bir uzaylı bizim dünyamızda bir matematik profesörünün yerine geçiyor ve onun hayatını yaşamaya başlıyor/çalışıyor ve Dünya'da yaşadıklarına dair bir otobiyografik bir kitap yazıyor (evet, o kitap bu kitap).
Herkesin matematik için uğraştığı Vonnadorya'dan bizim mavi küremize gelen uzaylı (Vonnadorya'daki ismini öğrendiğimizi hatırlamıyorum) bizim sefil (ama büyüleyici) yaşamımıza adapte olmaya çalışırken insanlar hakkında bolca şey keşfediyor ve tabi ki izlenimleri de sayfalar arasında var. Yeri geldi çıkarımlarına ve yaptıklarına kahkahalarla güldüm, yeri geldi "hakkaten yahu, niye böyleyiz biz?" dedim kendi kendime.
En sonlara doğru bizim uzaylı, yerine geçtiği profesörün oğluna (15 yaşında, hafif \bayağı/ depresif ve biraz da \çok/ ergen) tavsiyeler yazıyor. Doksan küsür madde var. Hepsini minik post-it'lere yazıp duvarlarıma yapıştırasım gelmedi değil.
Uzatmayı sevmem (severim.), kısaca bu kitap size varoluşumuzun sebebini gösterecek kitaplardan değil, daha çok nasıl varolduğumuzu gösteriyor, hem de bolca mizahla.
Bir de, bu kitabı okurken Holst'ün Planets suitini dinleyin, zaten birkaç yerde de geçiyor.
Son olarak, Emily Dickinson gerçekten de her şeyi bilir.
328 syf.
·Beğendi·9/10
Karşımızda öyle renkli bir karakter var ki 1500 lü yıllarda Shakespeare ile aynı oyunda yer almış, 1900lü yıllarda Muhteşem Gatsby`nin yazarı F. Scott Fitzgerald ile kitabı hakkında sohbet etmiş, 1860 lı yıllarda çok sevdiğim filozof Schopenhaure`ı yakından takip edip okumuş, 1926 da dünyanın en tanınan kalıcı yüzüne sahip olan Charlie Chaplin`in görünmez melon şapkasından selam almış, 1760 lı yıllarda Kaptan James Cook`un gemisinde yol almış 1581 yılında doğan bir "alba" Tom. Kendilerine "alba" diyorlar. Albalar normal insanlara oranla 13-14 kat daha yavaş yaş alıyorlar. Yani siz 30 yaşında iken albalar 400 küsür yıldır yaşıyor oluyorlar İlk başta kendilerinin ne olduğunu çözemeyip zamanla kendileri gibi olanları bularak bir cemiyet kuruyorlar -Albatros Cemiyeti. İnsanlardan saklanmak zorundalar çünkü yaşlanmayı durdurmak isteyen bilim adamları tarafından denek olarak kullanılma riskleri var. Bu sebeple bir yerde uzun bir süre aynı kimlikte kalamıyorlar. Dünyanın her yerini gezmek ve sık sık kimlik değiştirmek zorundalar. En çok dikkat etmeleri gereken şey ise: aşık olmamak...
Komşunuzun siz yaşlanırken hiç değişmediğini düşünün 10 yaş 20 yaş 50 yaş aldınız ama komşunuz hala aynı peki ya çocukları da kendileri gibi alba mıdır sizce🤔? Ya bir alba 40 yaşında iken kızı 90 yaşında ise
Hem konusu ile hem de yazarın anlatımı ile çok farklı bulduğum keyifli bir okumaydı benim için sadece biraz daha detaylandırabilirdi yazar, mesela Schopenhauer ile karışıklı birkaç fikir alıntıları ya da Fitzgerald`dan kitabı ile ilgili yorum okumak isterdim. Onun dışında
Tavsiyemdir, okuyun okutun efendim
Selam ve dua ile
.
.
328 syf.
·5 günde·Puan vermedi
“Tek bedene toplanmış bir kalabalığım.”

Şu sıralar zamanla bir alıp veremediğim var. Ya alıp başımı geleceğe gitmek istiyorum ya da geçmişte pek merak ettiğim zamanlara yolculuklar yapmak istiyorum. Bunun sebebi belki de bu yüzyılın kanı, gözyaşı belki de bir türlü kendimi ait hissedemeyişim. Zaten İbrahim Tenekeci ağabey de demiştir: “İnsan gitmekten yapılmıştır, dünya kalmaktan.”
Aslında bu giriş Zamanı Durdurmanın Yolları için değil de şu anda okuduğum H. G. Wells’in kitabı olan Zaman Makinesi için daha uygundu ama olsun, içimden geldi.

Size verilmiş bir güç düşünün: Yaşlanmamak. Yirmi beş yılda bir yaş almak gibi. Yaşınız dört yüzlere yaklaşsa bile kırk yaşlarında görünüyorsunuz. Ödül mü? Ceza mı? Çok uzun zaman önce adını şu anda hatırlayamadığım bir film izlemiştim, filmin kahramanına sonsuza kadar yaşama cezası veriliyordu. Tüm sevdiklerinin ölümünü, devletlerin yok oluşunu, insanların duyarsızlıklarını her şeyi yaşamak zorunda bırakılmıştı. Şimdi biraz araştırma yapsanız bile direkt karşınıza çıkacak o efsanevi soruyu tekrar soruyorum: Sonsuza kadar yaşamak ödül mü, ceza mı?

Kitabımızın karakteri Tom Hazard “Anageria” adı verilmiş bir farklılıktan ötürü yaşlanamamak hastalığına tutulmuş. On sekiz yaşında bunu fark ettiğinde yaşamının artık eskisi gibi olmayacağını anlayan Tom Hazard “Anageria” nedeniyle fazlasıyla zorluklar yaşar. Dört yüz küsur yaşında olan kahramanımızın son yaşamı Londra’da bir tarih öğretmeni olmak. O vakte kadar Shakespeare ile çalaşan, Kaptan Cook ile denizlere açılan afili yaşamı olan bir adam için belki de tarih öğretmenliği biçilmiş kaftan.

İdealist bir öğretmen… Kâğıt kahve bardaklarından dökülen kanları anlatabilecek bir tarihi bilgiye ya da tarihi görgüye sahip: "Tarihi yaşayan bir şey haline getirmeye gerek yok. Tarih zaten yaşayan bir şey. Tarih biziz. Siyasetçiler, krallar ve kraliçeler değil. Tarih herkestir. Her şeydir. Şu kahvedir. Kapitalizmin, imparatorluğun, köleliğin tarihini sadece kahveden söz ederek bile anlatabilirsiniz. Burada oturup kâğıt bardaklardan kahve yudumlayabilin diye dökülmüş kan ve çekilmiş sefalet akla ziyandır." Şu alıntı ile aklıma Kanlı Elmas filmi geldi, izleyin ve şu repliği unutmayın. "insanlar, aldıkları elmasın bir insanın eline mal olduğunu bilselerdi asla satın almazlardı."
Ya da insanların nerede olduklarından çok nerelerin fotoğraflarını çektiğini, sosyal medyada paylaştığını ve kendilerini hissettikleri “dijital boşluklar” gibi konular da kitapta geçmektedir.
Yaşamı boyunca gözlemlediği gençliği değiştirmek, onlara farkındalıklar kazandırmak isteği mevcut. Başaracak mı, okumalısınız.

Yaşamını kendisi gibi “anageria” olan kızını bulmaya adayan, dört yüz küsur yıl olan yaşamında bir kadına sâdık kalan, yaşamı anlamlandırmaya çalışan Tom Hazard yılların aldatılmışlığını, bir türlü huzuru bulamayışını, bir uçurumun kenarında tüm ezilmişliğini, korkusunu, esaretini, hafıza ağrılarını, bir kenara bırakıp yeniden yaşamayı öğrenmek için adımlar atmak ister.
“Anageria” olmasak da hepimiz bir uçurumun kenarında tüm kandırılmışlıklarımızı, hayal kırıklarımızı, bizi yok etmek isteyen insanların yüzlerini o uçurumdan atıp, derin nefesler içimize çekip yeni bir hayata başlamak istemez miyiz?
Söylesenize “kaç ömür gerek yaşamı öğrenmek için?”
328 syf.
·10 günde·Beğendi·Puan vermedi
Merhaba sevgili okurlar,

Kitapla instagram sayesinde tanıştım tavsiye eden blogerın (ki yemek paylaşımları yapan biridir) başka önerilerine de şans vermiş ve memnun kalmıştım. Yine öyle oldu:)
İyi ki okudum diyebileceğiniz bir kısa bir roman. Tesadüf şu ki kitabı okumaya başlarken tv de Ölümsüz Aşk - The Age Of Adaline filmi vardı. İzleyenler bilir kitabın konusu da birebir aynı desek abartmış olmayız. Yalnızca yaşlanmayan baş kahramanımız bir bayan değil, erkek. Ve konunun içine biraz aksiyonda serpiştirilmiş ve eprili bir dille anlatılmış.
Bu kadar bilgi yeterli olur sanırım:) Keyifli okumalar.
328 syf.
·Puan vermedi
Ölmek nasıl bir ansa yaşamak da bir an. Gözlerini kapar ve bütün gereksiz korkuların çözülüp gitmesine izin verirsin. Sonra korkudan muaf olan bu yeni varoluş halinde kendine sorarsın : Ben kimim ? Şüpheler olmadan yaşabilseydim neler yapardım ? Haksızlığa uğramama korkusu olmadan yaşabilseydim ? Acıdan korkmadan sevebilseydim ? Yarın o tadı nasıl özleyeceğimi düşünmeden , bugünün tadını çıkarabilseydim ? Zamanın geçişinden ve sevdiklerimi benden çalabileceğinden korkmamış olsaydım ? Evet. Ne yapardım ? Kimleri umursardım ? Ne için savaşırdım ? Hangi yollarda yürürdüm ? Nelerden haz alırdım ? İçimdeki hangi gizemleri çözerdim ? Kısacası , nasıl yaşardım ?
328 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Uzun süredir bir kitaptan bu kadar keyif almamıştım. Kitabı okurken güzel kitap okumayı ne kadar özlediğimi farkettim. Okuma hızım bu son zamanlar yavaşlamışken bu kitap su gibi aktı. 10 sayfa okumak için başına oturdum, bir anda kendimi kitabı bitirmiş olarak buldum. Okurken sizi öyle bir içine çekiyor ki bırakamıyorsunuz! Kitabı alma sebebim konusu ve ,henüz çıkmamış, film uyarlamasında benim en sevdiğim oyuncu olan Benedict Cumberbatch’in rol alacak olmasıydı. Böyle mükemmel bir kitabın böyle mükemmel bir oyuncuyla bir film uyarlamasının çıkacak olması... İnanın bu beni o kadar sevindiriyor ki. Genelde sevdiğim kitapların filmlerine karşı olumsuz önyargıyla yaklaşırım çünkü çoğu zaman filmler de güzelim kitabı batırırlar amaaa bu uyarlama için aşırı heyecanlıyım. Zaman konusu ve Benedict Cumberbatch!!!
Kitabın konusu baya ilgi çekici ve konunun çok güzel işlendiğini düşünüyorum. Ana karakterimizin aralarda Shakespeare, Kaptan Cook gibi kişilerle tanışma ve kurdukları diyaloğu okumak çok keyifliydi. Ayrıca kitap boyu kendimi Tom’un yerine koydum, 400 küsür yıl boyu yaşamak... Düşünsenize, hangi kişiye ne kadar bağlanırsanız bağlanın onu sonuç olarak kaybedeceksiniz... yalnızlık... büyük bir yalnızlık... Ben dayanamazdım buna. Ayağıma ne kadar dünya malı serilmiş olsa da sevdiğimi kaybetmenin acısını asırlar geçse de unutmam, sadece acı zamanla hafifler lakin akla hatıralar geldiğinde yaranın üstüne tuz basılmış gibi olur. Çok zor bir durum.
Defalarca kez belirttim ama yine belirteyim,, çok çok sevdiğim bir kitap oldu. Yazar çok önemli noktalara değinmişti. Geçmişe takılmaktan anı yaşayamayan, bulunduğu ortamda sadece beden olarak var olan bizler... İnsanların imkanları arttıkça daha da fazlasını istemesi sonucu açgözlülüğün had safhaya ulaşması... Kitabı okurken bir kez daha anladım, ben yanlış zamanda doğmuşum. Teknoloji çağı diyoruz ama teknoloji geliştikçe insanlar günden güne nasıl bozuluyor farketmiyoruz. Ya geçmişin acılarına ya da geleceğin kaygısına takılıp kaldık. Ahh, ne güzel olurdu 1800lerde yaşamak...
328 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Dördüncü boyut olan zaman algısına yapılmış müthiş bir güzelleme. Fantastik ama farklı bir konuda sürükleyici bir roman okumak, bir yandan da tarihin içinde ilginç bir yolculuğa çıkmak isterseniz mutlaka okuyun. Hayata dair yazılmış cümleleriyle yazar, beklemediğiniz yerlerden vuruyor, bilginize.

Yazarın biyografisi

Adı:
Matt Haig
Unvan:
İngiliz yazar, gazeteci
Doğum:
Sheffield, Birleşik Krallık, 1975
1975’te Sheffield’de doğan Matt Haig, edebiyat kariyerine 2004 yılında yayımlanan The Last Family in England’la başladı.Hamlet esinli The Dead Fathers Club romanı 2008 yılında Ölü Babalar Kulübü adıyla Türkçeleştirilmişti.

Yazar istatistikleri

  • 15 okur beğendi.
  • 370 okur okudu.
  • 37 okur okuyor.
  • 367 okur okuyacak.
  • 7 okur yarım bıraktı.