Max Weber

Max Weber

8.1/10
49 Kişi
·
210
Okunma
·
72
Beğeni
·
3.698
Gösterim
Adı:
Max Weber
Unvan:
Alman Düşünür, Sosyolog ve Ekonomi Politik Uzmanı
Doğum:
Erfurt, Prusya Saksonyası, 21 Nisan 1864
Ölüm:
Münih, Bavyera Zatürre, 14 Haziran 1920
Max Weber (21 Nisan 1864-14 Haziran 1920), Alman düşünür, sosyolog ve ekonomi politik uzmanı. Modern antipozitivistik sosyoloji incelemesinin babası olduğu düşünülür. Sosyolojiyi metodolojik olgunluğa ulaştırmıştır. Weber, siyaset sosyolojisi ve eğitim sosyolojisi alanında yaptığı araştırmalarıyla da tanınır. Marx'ın sınıf temelli çözümlemelerinin yerine statü kavramını getirmiştir. Bürokrasi üzerine çalışmalarıyla tanınır. Çocukluğu ve gençliği Weber, Almanya’nın Erfurt kentinde doğmuştur. Sir Max Weber’in yedi çocuğunun en büyüğüdür. Babası seçkin bir liberal politikacı, annesi Helene Fallenstein ise ılımlı bir protestandı. Sir Weber politikanın içinde bir figürdü ve aile hayatına da bunu yansıtmıştı, Weber’lerin salonunda bir çok göze batan entelektüel ve siyasi ağırlanırdı. Genç Weber ve daha sonra kendisi gibi bir sosyolog ve ekonomist olan kardeşi Alfred, işte böyle bir entelektüel ortamda büyümüşlerdir. 1876’da, Max henüz 12 yaşındayken, ailesine Noel hediyesi olarak iki tarihi metin kaleme almıştır: “Alman Tarihi Hakkında, İmparator ve Papa’ya Özel Atıflarla” ve “Konstantin’den Kavimler Göçüne, Roma İmparatorluğu”. 14’üne geldiğininde Homer, Virgil, Çicero ve Livy atıflı mektuplar yazıyor ve henüz üniversiteye girmeden evvel Goethe, Spinoza, Kant ve Schopenhauer’u genişçe biliyordu. Weber’in üniversite çağında sosyal bilimler alanında uzmanlaşmak isteyeceği açıkça belli idi. Öğrenimi 1882'de Heidelberg Üniversitesi'ne Hukuk öğrencisi olarak girdi. Hukuk dersleriyle birlikte, ekonomi, Ortaçağ Tarihi ve teoloji derslerine de katıldı. Aralıklarla, Strasbourg’da Alman ordusuna hizmet verdi. 1884 Sonbaharında, babasının evine, Berlin Üniversitesi’ne çalışmak için girdi. Sonraki 8 yıl boyunca, sadece bir dönem Göttingen Üniversitesi için ve kısa dönem askerlik için evinden ayrıldı. Baba evindeyken, stajer avukat oldu ve nihayetinde Berlin Üniversitesine doçent olarak girdi. Meslek birliğinin sınavını kazandı. 1880’ler boyunca tarih dersleri almaya devam etti. 1889 yılında "Ortaçağ İşletme Organizasyonları Tarihi” isimli doktora tezini verdi. İki yıl sonra “ Roma Tarım Tarihi ve Roma Tarım Tarihinin Özel ve Halk Hukukundaki Önemi” adlı makalesini tamamladı. Weber'in profesör olması için önünde bir engel kalmamıştı. Doktora tezi sonrasında, Weber’in ilgisi çağının sosyal politikalarına kaydı. 1888’de “Verein für Sozialpolitik”e katıldı. Bu birlik, tarihçi ekole bağlı Alman ekonomistlerin kurduğu yeni bir meslek örgütüydü. Orada, sosyal problemlerin birçoğunun ekonomi ile çözümlenebildiğini gösterdi ve ekonomik problemleri çözümlemede istatistik yöntemleri kullanmaya öncelik etti. Siyasete ilgisi devam ediyordu ve sol görüşlü Protestan Sosyal Kongresi’ne katıldı. 1890, “Verein” Polonya Sorunu “Ostflucht” diye bilinen, yabancı çiftçilerin Doğu Almanya’ya girişleri ve yerli çiftçilerin ise hızla sanayileşen Alman şehirlerine göç etmelerini üzerine bir araştırma programı açtı. Bu araştırmanın bir kısmını yürüten Weber araştırmanın sonuç raporunu da kaleme aldı. Bu sonuç raporu, muhteşem bir empirik çalışma denilerek övüldü ve Weber’in tarım ekonomisi dalındaki uzmanlığını perçinledi. 1893’de, kuzeni ve geleceğin feminist yazarı olan Marianne Schnitger ile evlendi. Schnitger, Weber’in ölümünden sonra, onun gazete makalelerini toplayıp kitaplaştıran insandır. Çift 1894’de Weber’in Freiburg Üniversitesi'ne Ekonomi Profesörü olarak atanması üzerine, Freiburg’a gittiler. Bundan iki yıl sonra, aynı görevle Heidelberg Üniversitesi atandı. 1 yıl sonra, oğluyla sert bir anlaşmazlığa düşmelerinden iki ay sonra baba Weber vefât etti. Bu olayın ardından, Weber artarak uyku problemine ve sinirliliğe düçar oldu. Bu durum, Weber’in profesörlük görevini sürdürmesini zorlaştırdı. Bu durum, daha az ders vermesine neden oldu ve 1889’da son dersini verdi. 1900’de eşiyle birlikte İtalya’ya gittiler ve 1902’ye dek Heidelberg’e dönmediler. Kapitalizmin Ruhu ve Protestan Ahlak 1890’lardaki engin üretkenliğinden sonra, 1898’den 1902 sonlarına kadar tek bir sayfa bile yazmamış ve nihayetinde 1903’de profesörlükten istifa etmiştir. Bu sorumluluktan kurtulunca, “Archives for Social Science and Social Welfare”den gelen ortak editörlük teklifini, meslektaşları Edgar Jaffe ve Werner Sombart’la birlikte kabul etti. 1904’te, bazı makalelerini bu dergide basmaya başladı, “Kapitalizmin Ruhu ve Protestan Ahlak” (Die protestantische Ethik und der Geist des Kapitalismus) da bunlardan en dikkate değer ve ünlü olanıdır. Bu çalışması, daha sonraki, ekonomik sistemleri kültür ve dinle temellendirmek düşününe temel oluşturmuştur. Bu çalışması, o hayattayken kitap olarak basılan tek eseridir. Yine o yıl, A.B.D.’ye gitti ve Congress of Arts and Sciences’da World's Fair (Louisiana Purchase Exposition)’a atıldı. Bu başarılarına rağmen, Weber sürekli hocalığa devam edemeyeceğini düşünüyor, sadece özel dersler veriyordu, geçimini de kısmen bu yolla büyük ölçüde kendisine 1907’de kalan mirasla sağlıyordu. 1912’de Weber, sosyal demokratlar ve liberalleri birleştirerek bir sol parti kurmayı denedi. Bu girişim, liberallerin, sosyal demokratlardan devrim yapabilecekleri endişesiyle uzak durmaları sonucunda başarısızlıkla sonuçlandı. Alman siyasetindeki yeri ve etkisi I. Dünya Savaşı sırasında, Heidelberg’deki bir askeri hastanede müdürlük yaptı. 1915 ve 1916’da, savaş sonrasında Belçika ve Polonya’daki Alman üstünlüğünün sürdürülmesi için görevlendirilen komisyonda görev aldı. Savaş sırasında Weber’in Alman İmparatorluğu’nun genişlemesine dair görüşleri gibi, savaş hakkındaki görüşleri de değişti. 1918’de Heidelberg’deki “İşçi ve Asker Konseyi”ne katıldı. Yine aynı yıl, Versay Anlaşması'na katılan Alman Ateşkes Komisyonu’na danışmanlık yaptı ve "Weimar Anayasası komisyonuna üye olarak atandı. Özellikle 48. madde'nin bu anayasayada yer almasını sağladı. Bu madde daha sonra "Hitler" tarafından, muhaliflerini susturmak ve diktatörlüğünü kurmak için kullanılmıştır. Weber’in Alman politikasına yaptığı katkılar halen tartışılmaktadır. Weber, önce Viyana Üniversitesi'nde, 1919'da ise Münih Üniversitesi'nde ders vermeye yeniden başladı. Münih'te Almanya'nın ilk sosyoloji enstitüsünü kurdu ve başına getirildi ancak sosyoloji bölümü için yeterli personel bulunamadı. 1919 ve 1920'de Weber, sağcıların kışkırtmaları ile siyasetten ayrıldı. Birçok meslektaşı ve öğrencisi, 1918 ve 1919'daki Alman Devrimi boyunca solcuların davranışları ve konuşmaları hakkındaki görüşlerini protesto ettiler. Bazı sağcı öğrenciler ise evinin önünde protesto gösterileri yaptı. Ölümü Weber, 14 Haziran 1920'de zatürreden öldü.
İlkel insan; öldürülmüş düşmanının göğsünü parçalayıp kalbini çıkardığında ya da kurbanının bedeninden cinsel organını kopardığında, ya da kafatasından beynini çıkarıp daha sonra kafatasını evine astığında, bu fiziksel organlara natüralist bir tarzda atfedilen çeşitli güçlere sahip olacağına, gerçekten inanır.
Max Weber
Sayfa 94 - Yarın
Siyaset, kalın tahtaları delmek gibi güç ve yavaş ilerleyen bir uğraştır. Hem tutku ister, hem geniş görüşlülük. Tüm tarihsel deneyim şu gerçeği kesinlikle doğrular: İnsanoğlu hep imkansıza erişmek istemeseydi, mümkün olana da ulaşamazdı. Ama bunu yapmak için de insanın bir önder olması, hatta sözcüğün en ciddi anlamında bir kahraman olması gerekir. Önder ya da kahraman olmayanlar ise, en büyük umutsuzluk anlarında bile cesareti ayakta tutacak bir yürekliliğe sahip olmalıdırlar.
Max Weber
Sayfa 198 - İletişim
Gösterişçilik, insanlarin içine o kadar işlemiştir'ki , bir ordunun arkasindan giden sempatizanlar , bir yamak veya Bir hademe bile böbürlenir ve kendine hayran bulmaya çalişir .....
Peygamberler ve ruhbanlar, dinsel ahlakın sistemleşmesinin ve rasyonelleşmesinin ikiz taşıyıcılarıdır.
Max Weber
Sayfa 139 - Yarın
Köylü kesimi doğaya öyle güçlü bir biçimde bağlıdır, organik süreçlere ve doğa olaylarına o kadar bağımlıdır ve ekonomik olarak rasyonel sistemleşmeye o kadar az yönelimlidir ki, genel olarak köylüler sadece iç güçler ya da bazı dış siyasal güçler tarafından köleleştirme ya da proleterleştirmeyle tehdit edildiği zaman, bir din taşıyıcısı haline gelecektir.
Max Weber
Sayfa 183 - Yarın
"Religionssoziologie" incelemeye Weber'in kendi oluşturduğu terim ile başlamak istiyorum. Daha net bir tabirle tüm dinler için disiplinli bir sosyal analiz yaratmak. Bu eserin içeriğini incelemeden önce kitabın yazımı Weber'in yaşamının sonlarına doğru gerçekleştiğinden bu eser çok daha önemli bir hal alıyor. Şuna da değinmeden edemeyeceğim gerek İngilizceye çeviren gerekte Weber hakkında yakın ilgiye sahip kişilerin ortak bir endişesi kitabın sosyolojik bakış açısından yoksun bazı kişilerin eline geçip yanlış yorumlanabilmesi. Bu endişeyi benden sonra ki okuyucular için bir not olarak buraya eklemek istedim.

Peki içerikte ne var? Tüm dinler derinlemesine bir incelemeden geçiyor. Weber'in dine yaklaşımını ise şu sözler net bir şekilde açıklıyor. "Weber Din alanında çalışmaya başladığında, dine yaklaşımı, "kelimenin tam manasıyla," teolog ya da kilise tarihçisinin din tasavvurundan çok; özellikle bir cemiyet içindeki insan davranışının ekonomik nitelikleri gibi insan davranışının diğer tezahürleri, vaatler ve dini düşünceler arasındaki ilişkiler üzerineydi."
Bence bu bakış açısı dine çok farklı bir anlayış katarak yorumlamanın önünü açtı. Bu doğrultuda insan davranışının dini ve diğer oluşumları ile arasında ki ilişkinin kavranması çok daha yalın bir hal almış oldu.

İlk olarak Dinin kökenleri ; ilk insanın tabuları ile başlayan inançlar daha da evrimleşerek günümüzde ki bir çok dinin tabanını oluşturuyor. İlkel insanlardan bu yana gelen dinsel davranışlarımız Weber'e göre öyle çeşitlilik gösterir ki bu davranışın kavranışına sadece sübjektif deneyimler, fikirler ve ilgili bireylerin amaçları, kısacası, dinsel davranışın "anlamı" yönünden ulaşılabilir. Bize kadar uzanan bu çeşitlilik şöyle devam eder; Ruhlara, Şeytanlara ve Tine inanış, Weber'e göre belli ekonomik koşullar ruhlara olan bir inancın ortaya çıkışı için gerekli ön koşulları sağlar. Başta ruhlara olan inanç insanın ölüme ve Tanrıya olan bakış açısını da geliştirmiştir. Çünkü ruh fikrinin gelişiminden sonra der Weber beden ortadan kaldırılmalı ya da mezara hapsedilmeli, ona hoş görülebilir bir varlık sağlanıp, yaşayanların sahip olduğu serveti kıskanması engellenmeliydi; ya da, geride kalanlar huzur içinde yaşayacaksa, onun iyi niyeti başka yollardan sağlanmalıydı. Bu yaşanan gelişimlerin bir de toplumsal ve sanatsal etkileri bulunmaktaydı. Şeytanlar, Ruhlar ve Tanrılar büyüsel sanatların anlamını da etkiledi. Ancak ilkel ve modern insanın da bildiği gibi bu varlıklar somut olarak kavranamayacağı için "Natüralizm ve Sembolizm" aracılığı ile yeni bir kavrayış ortaya çıktı. Bu konu siyasal ve yerel tanrılar, monoteizm, büyü, ahlaki vicdan gibi çok daha derin konular içerdiğinden incelemeyi daha fazla uzatmak istemiyorum.

Son olarak modern teoloji ve modern toplumun inancı açısından şuan da ne durumdayız? Weber şunu çok net bir şekilde özetliyor; Orta ve alt burjuvazi Dünyevi erdemler ile birlikte nihai hedef olarak seçtiği İlahi takdire bağlı olarak tam bir kurtuluş amacı gütmektedir. Bu inanç sistemi içinde yönetici sınıfların aksine orta sınıfların barışçılığına ve onların ev ve aile hayatı üzerindeki daha büyük vurguya karşılık geleceğini söylüyor.

Peki yönetici sınıf? Dini temelleri olup da dünyevi olmayan her sevgi ve gerçekte her inanç gerçeklerden bir kaçıştır. Bu yüzden Weber'de kitabın da "İmtiyazlı Sınıfların Siyasal Çöküşü" adlı bir bölüm bulunuyor. Bu bölümde Modern entelektüellerin dini yenilenmesi gereken bir araç olarak görmelerine ve sadece siyasal arzuları nedeni ile ilgilenmeleri onların için daima bir hayal kırıklığı olduğu vurgulanıyor. Weber Buna örnek olarak 1915 Alman entelektüellerini örnek gösteriyor. Burada çok çarpıcı bir açıklama daha var. "Yönetici sınıfların, ne nedenle olursa olsun, siyasetten çekilişi bir kurtuluş dininin gelişimini de destekler."

İncelemeyi bitirirken kitaba başlamadan önce incelemeyi okuyacaklar için Hegel'in "Din Felsefesi Dersleri" eserini önden okumalarını tavsiye ederim. Bu şekilde her şey çok daha anlaşılır olacaktır.
Kitapin içeriğinde kapitalizm ile ilgili, çok şey beklerseniz hayal kirikliğina ugrarsiniz. Max Weber daha çok protestan ahlakininin köklerine inmeye çalişmiş, pürüterizm, kalvinizm, lüteryenizm ve baptizm ile ilgili çok detayli bilgi bulabileceğiniz bir kitap, dolaysiyla Din bilimleriyle ilgileniyorsaniz okumanizi tavsiye ederim...
Avrupa'da görülen reform hareketlerinin kapitalizmin kuruluşundaki rolünü inceleyen , etkileydi saptamaların yer aldığı bir eser. Çeviri başarısız ve fazla tekrar var ancak yine de Protestanlık sonucu kilisenin şekil değiştirmesi ve bu bağlamda ortaya çıkan yeni ve modern ahlak anlayışının günümüz baskın ekonomik sistemi üzerine nasıl sirayet ettiği gayet başarılı bir şekilde anlatılmış...
Çevirinin de olumlu katkısıyla, çok zor olmayan ama anlamak için üzerinde etraflıca düşünmeyi gerektiren sosyolojik kavramların izahını konu edinmiş. Somut örneklerin daha fazla kullanılarak soyut kavramların anlayışa sunulması/yaklaştırılması bence daha olumlu olurdu. Konuya çok aşina olmayanların eğer sıkılmayacaklarsa, tetkik ederek okumalarını tavsiye ederim.
Sosyoloji biliminin temel kavramlarını ele alarak inceler.
Bu kavramların neye dayandıklarını, ne için kullanıldıklarını, kapsamlarını detaylıca inceler.

Fakat kitabın dili kötüdür. Aslında bildiğiniz şeyleri okurken bile "Ne okuyorum ben, bu ne anlatıyor?" sorgulamasına düşersiniz.
Protestan inanışta özellikle kalvinizm de katı bir kadercilik hakimdir. Kişilerin yazgısında kurtuluşa mı ereceği, kafir mi olacağı yazılmıştır ve bunu değiştirmek için yapabileceği hiç bir şey yoktur. Sadece kişi eylemlerinde dünya üzerinde tanrının şanını yüceltip yüceltemeyeceğinin delillerini görebilir. Böylece bitmek bilmeden çalışan, boş durmayı, tembelliği hakir gören insan tanrı şanı adına elde ettiği dünyalık mal, makam sayesinde kurtuluşa erdiğinden emin olur. Mal heva heves için kazanılmamıştır bu da katı bir tutumluluk neticesinde sermayenin durmadan birikmesine yol açar. Katolik mistizmine karşılık protestanlık akılcıdır.dünya hayatından el etek çekmeyi büyük günah olarak nitelendirir, doğru yatırımlar, girişimcilik, emek, bilimsel buluşların desteklenmesi, tasarruf feodal toplum yapısında kökten değişikliklere neden olur ve böylece kapitalist toplumun çekirdeği oluşmuştur. Max weber kitapta bütün kötülüklerin anası kapitalizm mitini yıkmaya çalışarak kötülüğün başlangıcının kapitalizm olamayacağını, tam tersi kapitalizmin yeni ve pek çok açıdan daha yüksek iş ahlakına sahip, çalışkan, tutumlu yeni bir sınıf üzerinden geliştiğini açıklamaya çalışıyor. Belli açılardan bu haklılık payı yüksek bir iddia. Fakat bu eylemlerinin doğruluğundan son derece emin (nasıl olsa tanrı şanını dünyada yaymak için uğraşıyorlar) sınıfın eylemlerinin amaçlandığı kadar ahlaki olup olmadığı ise tartışılması gereken konu. 7 yaşında çocukları günde 12 saatten fazla ağır sanayide çalıştıran, 2 yaşında çocukları işçi yapan düzen bu sınıfın emeğe yaklaşımının sadece küçük bir sonucu. Kitapta protestanların katı sömürgecilik karşıtı olduğu savı da tutarlılıktan uzak. Tıpkı kapitalizmi oluşturan ana sermayenin sadece çalışkan, dürüst girişimcilerden kaynaklı olduğu savı gibi . yinede kapitalizmin doğası üzerine düşünmek için çok güzel bir kitaptı.iyi okumalar
Tarih : 02.04.2017 içindeki not ise ;sevgili arslan , hayat bir maraton ve hep yolda olmak gerek... sevgili arkadasım Mehmet Kızılırmak böyle yazmış. Kötü zamanlarıma nazaran mı yoksa gerçekten böyle olduğunu düşündüğü için mi bunu yazmış merak içerisindeyim. Okuduktan sonra tabikide harekete geçtim:) felsefik sorularıma bi nebze de olsa cevap buldum sayesinde..
Kapitalizmin neden batıda geliştiği ve protestan-katolik ayrımının ekonomik yönlerini anlamak açısından oldukça akademik bir eser olduğunu düşünüyorum. Zira yazmış olduğu eserin sosyal biliminden uzak olmam sebebiyle anlamakta oldukça sıkıntı çekmiş biriyim ..
Toplumsal açıdan birçok doğru tespitin yer aldığı kitap, Kapitalizmin kökenine inip, din ile bağlantısını inceliyor. Bu sürecin Avrupa toplumunda ne gibi değişimlere sebep olduğunun yanında var olan düzeni anlamak açısından da bir önemli bir kitap. Kitap sosyolojik ve toplumsal açıdan önemli fikirlere sahip. Okuduğunuzda size çok şey katacak bir kitap.
Alıntı incelemesi:

Kazanmak insan yaşamının amacıdır, maddi yaşamın ihtiyaçlarını karşılayacak araç değildir.

#Analiz : İnsanevladı hilkatı gereği sahip olduğu özçıkar (self-interest) duygusundan dolayı kazanmayı - Max Weber'in tespitine tezaten- maddi yaşama yönelik bir araç olarak görür. İste zenginliğin modern dünya kölelerine küsmesinin altında yatan temel sebep.

Yazarın biyografisi

Adı:
Max Weber
Unvan:
Alman Düşünür, Sosyolog ve Ekonomi Politik Uzmanı
Doğum:
Erfurt, Prusya Saksonyası, 21 Nisan 1864
Ölüm:
Münih, Bavyera Zatürre, 14 Haziran 1920
Max Weber (21 Nisan 1864-14 Haziran 1920), Alman düşünür, sosyolog ve ekonomi politik uzmanı. Modern antipozitivistik sosyoloji incelemesinin babası olduğu düşünülür. Sosyolojiyi metodolojik olgunluğa ulaştırmıştır. Weber, siyaset sosyolojisi ve eğitim sosyolojisi alanında yaptığı araştırmalarıyla da tanınır. Marx'ın sınıf temelli çözümlemelerinin yerine statü kavramını getirmiştir. Bürokrasi üzerine çalışmalarıyla tanınır. Çocukluğu ve gençliği Weber, Almanya’nın Erfurt kentinde doğmuştur. Sir Max Weber’in yedi çocuğunun en büyüğüdür. Babası seçkin bir liberal politikacı, annesi Helene Fallenstein ise ılımlı bir protestandı. Sir Weber politikanın içinde bir figürdü ve aile hayatına da bunu yansıtmıştı, Weber’lerin salonunda bir çok göze batan entelektüel ve siyasi ağırlanırdı. Genç Weber ve daha sonra kendisi gibi bir sosyolog ve ekonomist olan kardeşi Alfred, işte böyle bir entelektüel ortamda büyümüşlerdir. 1876’da, Max henüz 12 yaşındayken, ailesine Noel hediyesi olarak iki tarihi metin kaleme almıştır: “Alman Tarihi Hakkında, İmparator ve Papa’ya Özel Atıflarla” ve “Konstantin’den Kavimler Göçüne, Roma İmparatorluğu”. 14’üne geldiğininde Homer, Virgil, Çicero ve Livy atıflı mektuplar yazıyor ve henüz üniversiteye girmeden evvel Goethe, Spinoza, Kant ve Schopenhauer’u genişçe biliyordu. Weber’in üniversite çağında sosyal bilimler alanında uzmanlaşmak isteyeceği açıkça belli idi. Öğrenimi 1882'de Heidelberg Üniversitesi'ne Hukuk öğrencisi olarak girdi. Hukuk dersleriyle birlikte, ekonomi, Ortaçağ Tarihi ve teoloji derslerine de katıldı. Aralıklarla, Strasbourg’da Alman ordusuna hizmet verdi. 1884 Sonbaharında, babasının evine, Berlin Üniversitesi’ne çalışmak için girdi. Sonraki 8 yıl boyunca, sadece bir dönem Göttingen Üniversitesi için ve kısa dönem askerlik için evinden ayrıldı. Baba evindeyken, stajer avukat oldu ve nihayetinde Berlin Üniversitesine doçent olarak girdi. Meslek birliğinin sınavını kazandı. 1880’ler boyunca tarih dersleri almaya devam etti. 1889 yılında "Ortaçağ İşletme Organizasyonları Tarihi” isimli doktora tezini verdi. İki yıl sonra “ Roma Tarım Tarihi ve Roma Tarım Tarihinin Özel ve Halk Hukukundaki Önemi” adlı makalesini tamamladı. Weber'in profesör olması için önünde bir engel kalmamıştı. Doktora tezi sonrasında, Weber’in ilgisi çağının sosyal politikalarına kaydı. 1888’de “Verein für Sozialpolitik”e katıldı. Bu birlik, tarihçi ekole bağlı Alman ekonomistlerin kurduğu yeni bir meslek örgütüydü. Orada, sosyal problemlerin birçoğunun ekonomi ile çözümlenebildiğini gösterdi ve ekonomik problemleri çözümlemede istatistik yöntemleri kullanmaya öncelik etti. Siyasete ilgisi devam ediyordu ve sol görüşlü Protestan Sosyal Kongresi’ne katıldı. 1890, “Verein” Polonya Sorunu “Ostflucht” diye bilinen, yabancı çiftçilerin Doğu Almanya’ya girişleri ve yerli çiftçilerin ise hızla sanayileşen Alman şehirlerine göç etmelerini üzerine bir araştırma programı açtı. Bu araştırmanın bir kısmını yürüten Weber araştırmanın sonuç raporunu da kaleme aldı. Bu sonuç raporu, muhteşem bir empirik çalışma denilerek övüldü ve Weber’in tarım ekonomisi dalındaki uzmanlığını perçinledi. 1893’de, kuzeni ve geleceğin feminist yazarı olan Marianne Schnitger ile evlendi. Schnitger, Weber’in ölümünden sonra, onun gazete makalelerini toplayıp kitaplaştıran insandır. Çift 1894’de Weber’in Freiburg Üniversitesi'ne Ekonomi Profesörü olarak atanması üzerine, Freiburg’a gittiler. Bundan iki yıl sonra, aynı görevle Heidelberg Üniversitesi atandı. 1 yıl sonra, oğluyla sert bir anlaşmazlığa düşmelerinden iki ay sonra baba Weber vefât etti. Bu olayın ardından, Weber artarak uyku problemine ve sinirliliğe düçar oldu. Bu durum, Weber’in profesörlük görevini sürdürmesini zorlaştırdı. Bu durum, daha az ders vermesine neden oldu ve 1889’da son dersini verdi. 1900’de eşiyle birlikte İtalya’ya gittiler ve 1902’ye dek Heidelberg’e dönmediler. Kapitalizmin Ruhu ve Protestan Ahlak 1890’lardaki engin üretkenliğinden sonra, 1898’den 1902 sonlarına kadar tek bir sayfa bile yazmamış ve nihayetinde 1903’de profesörlükten istifa etmiştir. Bu sorumluluktan kurtulunca, “Archives for Social Science and Social Welfare”den gelen ortak editörlük teklifini, meslektaşları Edgar Jaffe ve Werner Sombart’la birlikte kabul etti. 1904’te, bazı makalelerini bu dergide basmaya başladı, “Kapitalizmin Ruhu ve Protestan Ahlak” (Die protestantische Ethik und der Geist des Kapitalismus) da bunlardan en dikkate değer ve ünlü olanıdır. Bu çalışması, daha sonraki, ekonomik sistemleri kültür ve dinle temellendirmek düşününe temel oluşturmuştur. Bu çalışması, o hayattayken kitap olarak basılan tek eseridir. Yine o yıl, A.B.D.’ye gitti ve Congress of Arts and Sciences’da World's Fair (Louisiana Purchase Exposition)’a atıldı. Bu başarılarına rağmen, Weber sürekli hocalığa devam edemeyeceğini düşünüyor, sadece özel dersler veriyordu, geçimini de kısmen bu yolla büyük ölçüde kendisine 1907’de kalan mirasla sağlıyordu. 1912’de Weber, sosyal demokratlar ve liberalleri birleştirerek bir sol parti kurmayı denedi. Bu girişim, liberallerin, sosyal demokratlardan devrim yapabilecekleri endişesiyle uzak durmaları sonucunda başarısızlıkla sonuçlandı. Alman siyasetindeki yeri ve etkisi I. Dünya Savaşı sırasında, Heidelberg’deki bir askeri hastanede müdürlük yaptı. 1915 ve 1916’da, savaş sonrasında Belçika ve Polonya’daki Alman üstünlüğünün sürdürülmesi için görevlendirilen komisyonda görev aldı. Savaş sırasında Weber’in Alman İmparatorluğu’nun genişlemesine dair görüşleri gibi, savaş hakkındaki görüşleri de değişti. 1918’de Heidelberg’deki “İşçi ve Asker Konseyi”ne katıldı. Yine aynı yıl, Versay Anlaşması'na katılan Alman Ateşkes Komisyonu’na danışmanlık yaptı ve "Weimar Anayasası komisyonuna üye olarak atandı. Özellikle 48. madde'nin bu anayasayada yer almasını sağladı. Bu madde daha sonra "Hitler" tarafından, muhaliflerini susturmak ve diktatörlüğünü kurmak için kullanılmıştır. Weber’in Alman politikasına yaptığı katkılar halen tartışılmaktadır. Weber, önce Viyana Üniversitesi'nde, 1919'da ise Münih Üniversitesi'nde ders vermeye yeniden başladı. Münih'te Almanya'nın ilk sosyoloji enstitüsünü kurdu ve başına getirildi ancak sosyoloji bölümü için yeterli personel bulunamadı. 1919 ve 1920'de Weber, sağcıların kışkırtmaları ile siyasetten ayrıldı. Birçok meslektaşı ve öğrencisi, 1918 ve 1919'daki Alman Devrimi boyunca solcuların davranışları ve konuşmaları hakkındaki görüşlerini protesto ettiler. Bazı sağcı öğrenciler ise evinin önünde protesto gösterileri yaptı. Ölümü Weber, 14 Haziran 1920'de zatürreden öldü.

Yazar istatistikleri

  • 72 okur beğendi.
  • 210 okur okudu.
  • 5 okur okuyor.
  • 305 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları