Max Weber

Max Weber

Yazar
8.0/10
151 Kişi
·
807
Okunma
·
224
Beğeni
·
6,2bin
Gösterim
Adı:
Max Weber
Unvan:
Alman Düşünür, Sosyolog ve Ekonomi Politik Uzmanı
Doğum:
Erfurt, Prusya Saksonyası, 21 Nisan 1864
Ölüm:
Münih, Bavyera Zatürre, 14 Haziran 1920
Max Weber (21 Nisan 1864-14 Haziran 1920), Alman düşünür, sosyolog ve ekonomi politik uzmanı. Modern antipozitivistik sosyoloji incelemesinin babası olduğu düşünülür. Sosyolojiyi metodolojik olgunluğa ulaştırmıştır. Weber, siyaset sosyolojisi ve eğitim sosyolojisi alanında yaptığı araştırmalarıyla da tanınır. Marx'ın sınıf temelli çözümlemelerinin yerine statü kavramını getirmiştir. Bürokrasi üzerine çalışmalarıyla tanınır. Çocukluğu ve gençliği Weber, Almanya’nın Erfurt kentinde doğmuştur. Sir Max Weber’in yedi çocuğunun en büyüğüdür. Babası seçkin bir liberal politikacı, annesi Helene Fallenstein ise ılımlı bir protestandı. Sir Weber politikanın içinde bir figürdü ve aile hayatına da bunu yansıtmıştı, Weber’lerin salonunda bir çok göze batan entelektüel ve siyasi ağırlanırdı. Genç Weber ve daha sonra kendisi gibi bir sosyolog ve ekonomist olan kardeşi Alfred, işte böyle bir entelektüel ortamda büyümüşlerdir. 1876’da, Max henüz 12 yaşındayken, ailesine Noel hediyesi olarak iki tarihi metin kaleme almıştır: “Alman Tarihi Hakkında, İmparator ve Papa’ya Özel Atıflarla” ve “Konstantin’den Kavimler Göçüne, Roma İmparatorluğu”. 14’üne geldiğininde Homer, Virgil, Çicero ve Livy atıflı mektuplar yazıyor ve henüz üniversiteye girmeden evvel Goethe, Spinoza, Kant ve Schopenhauer’u genişçe biliyordu. Weber’in üniversite çağında sosyal bilimler alanında uzmanlaşmak isteyeceği açıkça belli idi. Öğrenimi 1882'de Heidelberg Üniversitesi'ne Hukuk öğrencisi olarak girdi. Hukuk dersleriyle birlikte, ekonomi, Ortaçağ Tarihi ve teoloji derslerine de katıldı. Aralıklarla, Strasbourg’da Alman ordusuna hizmet verdi. 1884 Sonbaharında, babasının evine, Berlin Üniversitesi’ne çalışmak için girdi. Sonraki 8 yıl boyunca, sadece bir dönem Göttingen Üniversitesi için ve kısa dönem askerlik için evinden ayrıldı. Baba evindeyken, stajer avukat oldu ve nihayetinde Berlin Üniversitesine doçent olarak girdi. Meslek birliğinin sınavını kazandı. 1880’ler boyunca tarih dersleri almaya devam etti. 1889 yılında "Ortaçağ İşletme Organizasyonları Tarihi” isimli doktora tezini verdi. İki yıl sonra “ Roma Tarım Tarihi ve Roma Tarım Tarihinin Özel ve Halk Hukukundaki Önemi” adlı makalesini tamamladı. Weber'in profesör olması için önünde bir engel kalmamıştı. Doktora tezi sonrasında, Weber’in ilgisi çağının sosyal politikalarına kaydı. 1888’de “Verein für Sozialpolitik”e katıldı. Bu birlik, tarihçi ekole bağlı Alman ekonomistlerin kurduğu yeni bir meslek örgütüydü. Orada, sosyal problemlerin birçoğunun ekonomi ile çözümlenebildiğini gösterdi ve ekonomik problemleri çözümlemede istatistik yöntemleri kullanmaya öncelik etti. Siyasete ilgisi devam ediyordu ve sol görüşlü Protestan Sosyal Kongresi’ne katıldı. 1890, “Verein” Polonya Sorunu “Ostflucht” diye bilinen, yabancı çiftçilerin Doğu Almanya’ya girişleri ve yerli çiftçilerin ise hızla sanayileşen Alman şehirlerine göç etmelerini üzerine bir araştırma programı açtı. Bu araştırmanın bir kısmını yürüten Weber araştırmanın sonuç raporunu da kaleme aldı. Bu sonuç raporu, muhteşem bir empirik çalışma denilerek övüldü ve Weber’in tarım ekonomisi dalındaki uzmanlığını perçinledi. 1893’de, kuzeni ve geleceğin feminist yazarı olan Marianne Schnitger ile evlendi. Schnitger, Weber’in ölümünden sonra, onun gazete makalelerini toplayıp kitaplaştıran insandır. Çift 1894’de Weber’in Freiburg Üniversitesi'ne Ekonomi Profesörü olarak atanması üzerine, Freiburg’a gittiler. Bundan iki yıl sonra, aynı görevle Heidelberg Üniversitesi atandı. 1 yıl sonra, oğluyla sert bir anlaşmazlığa düşmelerinden iki ay sonra baba Weber vefât etti. Bu olayın ardından, Weber artarak uyku problemine ve sinirliliğe düçar oldu. Bu durum, Weber’in profesörlük görevini sürdürmesini zorlaştırdı. Bu durum, daha az ders vermesine neden oldu ve 1889’da son dersini verdi. 1900’de eşiyle birlikte İtalya’ya gittiler ve 1902’ye dek Heidelberg’e dönmediler. Kapitalizmin Ruhu ve Protestan Ahlak 1890’lardaki engin üretkenliğinden sonra, 1898’den 1902 sonlarına kadar tek bir sayfa bile yazmamış ve nihayetinde 1903’de profesörlükten istifa etmiştir. Bu sorumluluktan kurtulunca, “Archives for Social Science and Social Welfare”den gelen ortak editörlük teklifini, meslektaşları Edgar Jaffe ve Werner Sombart’la birlikte kabul etti. 1904’te, bazı makalelerini bu dergide basmaya başladı, “Kapitalizmin Ruhu ve Protestan Ahlak” (Die protestantische Ethik und der Geist des Kapitalismus) da bunlardan en dikkate değer ve ünlü olanıdır. Bu çalışması, daha sonraki, ekonomik sistemleri kültür ve dinle temellendirmek düşününe temel oluşturmuştur. Bu çalışması, o hayattayken kitap olarak basılan tek eseridir. Yine o yıl, A.B.D.’ye gitti ve Congress of Arts and Sciences’da World's Fair (Louisiana Purchase Exposition)’a atıldı. Bu başarılarına rağmen, Weber sürekli hocalığa devam edemeyeceğini düşünüyor, sadece özel dersler veriyordu, geçimini de kısmen bu yolla büyük ölçüde kendisine 1907’de kalan mirasla sağlıyordu. 1912’de Weber, sosyal demokratlar ve liberalleri birleştirerek bir sol parti kurmayı denedi. Bu girişim, liberallerin, sosyal demokratlardan devrim yapabilecekleri endişesiyle uzak durmaları sonucunda başarısızlıkla sonuçlandı. Alman siyasetindeki yeri ve etkisi I. Dünya Savaşı sırasında, Heidelberg’deki bir askeri hastanede müdürlük yaptı. 1915 ve 1916’da, savaş sonrasında Belçika ve Polonya’daki Alman üstünlüğünün sürdürülmesi için görevlendirilen komisyonda görev aldı. Savaş sırasında Weber’in Alman İmparatorluğu’nun genişlemesine dair görüşleri gibi, savaş hakkındaki görüşleri de değişti. 1918’de Heidelberg’deki “İşçi ve Asker Konseyi”ne katıldı. Yine aynı yıl, Versay Anlaşması'na katılan Alman Ateşkes Komisyonu’na danışmanlık yaptı ve "Weimar Anayasası komisyonuna üye olarak atandı. Özellikle 48. madde'nin bu anayasayada yer almasını sağladı. Bu madde daha sonra "Hitler" tarafından, muhaliflerini susturmak ve diktatörlüğünü kurmak için kullanılmıştır. Weber’in Alman politikasına yaptığı katkılar halen tartışılmaktadır. Weber, önce Viyana Üniversitesi'nde, 1919'da ise Münih Üniversitesi'nde ders vermeye yeniden başladı. Münih'te Almanya'nın ilk sosyoloji enstitüsünü kurdu ve başına getirildi ancak sosyoloji bölümü için yeterli personel bulunamadı. 1919 ve 1920'de Weber, sağcıların kışkırtmaları ile siyasetten ayrıldı. Birçok meslektaşı ve öğrencisi, 1918 ve 1919'daki Alman Devrimi boyunca solcuların davranışları ve konuşmaları hakkındaki görüşlerini protesto ettiler. Bazı sağcı öğrenciler ise evinin önünde protesto gösterileri yaptı. Ölümü Weber, 14 Haziran 1920'de zatürreden öldü.
Çünkü bütün yaratıklar bir uçurumla tanrıdan ayrılmışlardır ve tanrı onlara yüceliğin şanını başka bir biçimde buyurmadıkça da ebedi ölümü ondan hak ederler.
Onlara, bu durmak bilmeyen koşuşturmalarının anlamı; sahip olduklarıyla neden hiç bir zaman yetinmedikleri sorulduğunda şöyle derler: "Çocuklarımızın ve torunlarımızın geleceğini düşünüyoruz."
365 syf.
·9 günde·9/10
Marksizm toplumdaki iktisadi üretim biçimlerinin altyapıyı oluşturduğunu bu altyapısal sistem değişirse düşünce, kültür ve inanç gibi üstyapısal değişikliklere neden olacağını savunur. Weber ise Marks'ın aksine üstyapısal değişikliklerin üretim altyapısını etkilediğini düşünüyor ve bu kitap da dini üstyapının kapitalist altyapıyı nasıl ürettiğini anlatıyor.
Asketik Katolik kilisesi'ne karşı başlatılan dinde reform hareketi önceleri Protestan mezhebini ve yine bu asketik dini püriten bakış açısıyla özüne dönüştürme çabası ilerde tüm dünyayı etkisi altına alan çağdaş kapitalist düzenin temellerini oluşturacak.
Luther ruhbanlığa karşı eşit yurttaşlık şiarıyla başlattığı bu hareket protestanlıkla teşekkül etti. Katolik inançta kiliseden bağımsız insanların salt dini yorumlanamayacağı görüşüne karşı Püriten Protestanlık, dini kaynakları tüm dünyaya atfetti.
Weber Protestanlığın dört ana kaynağından bahsediyor. Bunlardan daha çok Kalvinizm ve Baptist mezhepler kapitalizmin temelini oluşturuyor. Bu mezhepler hakkında ve asketizm, püritenlik gibi kavramlar hakkında biraz araştırma yapıp okursanız daha anlaşılır olacaktır. Yine de çok kez sözlüğe mahkum oluyorsunuz.
Protestanlığın genel prensibi salt çalışmaktır. çalışmak insana Tanrı tarafından verilmiş bir görevdir. Bu görevi yerine getirmek dünyadaki en önemli ahlaki erdemdir. Ve ihtiyacından fazla kazanma arzusu şükretmemeye yol açacaktır.
-Kalvinizm:"insanlar doğuştan seçilmiş ya da seçilmemiştir. Tembel ve çalışmayanlar seçilmemiş lanetlenmiş olanlardır.
-Aziz Paul:"Kim çalışmak istemiyorsa, o bundan sonra ekmek yemesin".
Fakat Asketizm dünyayı yeniden kurma ve ussal ahlaki çalışma prensibi ürettiği maddi artı değerin kurbanı olup faydacı güdüye yenik düşmüştür.
"Bugün, dini asketizmin ruhu bu kafesten kaçmıştır."
150 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Merhabalar dostlarım:)Kitabımızın incelemesini yapmadan önce yazarindan (Weberden )bahsetmek isterim ingiliz sanayileşmesinin ve rasyonel kapitalistleşme sürecinin temelindeki dinsel damarı keşfeden onu anlatmaya çalışan ve kapitalizm protestanlık arasındaki ilişkiye işaret eden sağlam bir sosyologtur...türkiyede benzer bir çalışma metodunu sabri Ülgener yapmış Yani çağdaş sosyolojinin kurucusu sayılır kendileri.. yazar unlu protestan ahlaki ve kapitalizmin ruhu isimli kitabinda protestanligin ortaya cikisini toplumsal analizin disina tasiyarak, avrupa'da kapitalizmin tum toplumsal ilsikileri belirleyen bir ruh haline nasil geldigini, protestan ahlakinin disipliner ve orgutcu yapisini cozumleme araci olarak kullanmaya calisarak anlatmaya calisiyor.Kapitalizmin ortadan kalkmasının ve sosyalizmin kapitalizmin yerini almasının kaçınılmaz olduğunu ileri süren Marksistler olduğu gibi, Marx’ın kendi yazılarında da bu tür ifadelerin bulunduğu pasajlar vardır. Bu görüşlerin hiçbiri ne mantıksal olarak savunulabilir, ne de görgül olarak akla yatkındır. Bizler, açık bir olasılıklar dünyasıyla karşı karşıyayız ve bu dünya hakkındaki bilgilerimiz, söz konusu olasılıklan şekillendirmemize yardımcı olacak diye düşündüğüm oldu açıkçası
Kapitalizm kendisini var etmek için insanı doğayı yok etmek zorunda. kapitalist sömürücülerin kâr elde etmek için o kadar çok yiyecek varken ne pahasına olursa olsun acımasızca insanları açlığa ölüme terk etmeleri tüm gerçekliğiyle anlatılmis bir nevi. Günümüzde de aynı şeyler yaşanıyor o kadar çok yiyecek denize dökülürken ya da çöpe atılırken, stoklarda çürütülürken insanlar hâlâ açlıktan ölüyor maalesef.kitapta weber temel farklılığı düşünce yapısındaki "rasyonalite" kavramı ile açıklamakta ve insanlar modern zamanlarda daha çok mantığı ve aklı kullanmaktadır, demekte. bu durumu ise rasyonalite kavramı ile açıklamaktadır. buna karşılık, geleneksel toplumdaki insan, daha çok din ve metafiziğe göre düşünce üretmekte ve mantık yürütmektedir.
weber'e göre modern dünyayı oluşturan kapitalizmin temel özelliği rasyonelliğidir. bu anlamda, protestan ahlak ile kapitalizm örtüşmektedir.
tüm bu açıklamalarından hareketle weber, ideal tipteki bir kapitalist ile ideal tipteki bir protestan arasında, büyük benzerlikler olduğunu vurgulamaktadır.Mesela dostlar kapitalizmin gelişmesine farklı bir bakış açısı getirir.püritenizm, her türlü dünyevi zevkten uzak durmayı öngörür ve bunu yapanlar parayı harcamadıkları için "sermaye" birikir.bu da kapitalizmin ağzını sulandırır haliyle.protestan ahlakı böylece kapitalizmi doğurup onu bi de beslemiş olur.okuduğum en çılgın kitaplardan biri olabilir.Kitapta açıkçası çoğu fikrini Karl Marx ile ile bagdastirdim fakat weber, her ne kadar marx'tan etkilenmiş olsa da,yaptığı analiz marx'ın analizinden daha farklı ve kendi yaşam deneyimlerini yansıtır şekildedir. marx ve weber arasında toplumsal tabakalaşma noktasında iki temel fark vardır ikisini kıyaslayınca ;
bunlardan ilki weber de sosyal sınıfların çoğunlukla ekonomi temelli belirlendiğini kabul etse de, ekonomik faktörlerin sadece üretim araçlarına uzaklık yakınlık üzerinden değil, vasıflılık, kişisel bilgi beceri farklılıkları gibi çok çeşitli faktörlere göre belirlendiğini söyler. ikinci fark ise weber'in sosyal sınıfları, tabakalaşmanın sadece bir boyutu olarak görmesidir. weber, toplumsal tabakalaşmayı 3 boyut olarak tanımlar bunlar, sosyal sınıf, statü ve politik partidir.
kuramsal olarak bu üç boyut birbirinden bağımsız olarak belirlenir. zengin olmak otomatik olarak kişiye statü ve iktidar sağlamayabilir.Kitapta yaptığım başka bir çıkarım; her zaman insandan yana olmuş ve insan ruhunu öne çıkarmış olması Weberin makineleşme ekseninde hızlanan sanayileşme ve kapitalizmin insan ruhunun spontone yapısı için bir tehdit olduğunu savunmuş, bu konuda endişelerini dile getirmiş olmasıdır Ve yine batı ve doğu kültürü arasındaki farkın birincil nedeni olarak dini gösteren ve protestan etiğinin batı ekonomisinin gelişimi açısından önemli faktör olduğunu öne sürmus kitabimizda bir kitaplıkta olmasını düşündüğüm okunması gereken bir kitap iyi okumalar :)
441 syf.
·6 günde
"Religionssoziologie" incelemeye Weber'in kendi oluşturduğu terim ile başlamak istiyorum. Daha net bir tabirle tüm dinler için disiplinli bir sosyal analiz yaratmak. Bu eserin içeriğini incelemeden önce kitabın yazımı Weber'in yaşamının sonlarına doğru gerçekleştiğinden bu eser çok daha önemli bir hal alıyor. Şuna da değinmeden edemeyeceğim gerek İngilizceye çeviren gerekte Weber hakkında yakın ilgiye sahip kişilerin ortak bir endişesi kitabın sosyolojik bakış açısından yoksun bazı kişilerin eline geçip yanlış yorumlanabilmesi. Bu endişeyi benden sonra ki okuyucular için bir not olarak buraya eklemek istedim.

Peki içerikte ne var? Tüm dinler derinlemesine bir incelemeden geçiyor. Weber'in dine yaklaşımını ise şu sözler net bir şekilde açıklıyor. "Weber Din alanında çalışmaya başladığında, dine yaklaşımı, "kelimenin tam manasıyla," teolog ya da kilise tarihçisinin din tasavvurundan çok; özellikle bir cemiyet içindeki insan davranışının ekonomik nitelikleri gibi insan davranışının diğer tezahürleri, vaatler ve dini düşünceler arasındaki ilişkiler üzerineydi."
Bence bu bakış açısı dine çok farklı bir anlayış katarak yorumlamanın önünü açtı. Bu doğrultuda insan davranışının dini ve diğer oluşumları ile arasında ki ilişkinin kavranması çok daha yalın bir hal almış oldu.

İlk olarak Dinin kökenleri ; ilk insanın tabuları ile başlayan inançlar daha da evrimleşerek günümüzde ki bir çok dinin tabanını oluşturuyor. İlkel insanlardan bu yana gelen dinsel davranışlarımız Weber'e göre öyle çeşitlilik gösterir ki bu davranışın kavranışına sadece sübjektif deneyimler, fikirler ve ilgili bireylerin amaçları, kısacası, dinsel davranışın "anlamı" yönünden ulaşılabilir. Bize kadar uzanan bu çeşitlilik şöyle devam eder; Ruhlara, Şeytanlara ve Tine inanış, Weber'e göre belli ekonomik koşullar ruhlara olan bir inancın ortaya çıkışı için gerekli ön koşulları sağlar. Başta ruhlara olan inanç insanın ölüme ve Tanrıya olan bakış açısını da geliştirmiştir. Çünkü ruh fikrinin gelişiminden sonra der Weber beden ortadan kaldırılmalı ya da mezara hapsedilmeli, ona hoş görülebilir bir varlık sağlanıp, yaşayanların sahip olduğu serveti kıskanması engellenmeliydi; ya da, geride kalanlar huzur içinde yaşayacaksa, onun iyi niyeti başka yollardan sağlanmalıydı. Bu yaşanan gelişimlerin bir de toplumsal ve sanatsal etkileri bulunmaktaydı. Şeytanlar, Ruhlar ve Tanrılar büyüsel sanatların anlamını da etkiledi. Ancak ilkel ve modern insanın da bildiği gibi bu varlıklar somut olarak kavranamayacağı için "Natüralizm ve Sembolizm" aracılığı ile yeni bir kavrayış ortaya çıktı. Bu konu siyasal ve yerel tanrılar, monoteizm, büyü, ahlaki vicdan gibi çok daha derin konular içerdiğinden incelemeyi daha fazla uzatmak istemiyorum.

Son olarak modern teoloji ve modern toplumun inancı açısından şuan da ne durumdayız? Weber şunu çok net bir şekilde özetliyor; Orta ve alt burjuvazi Dünyevi erdemler ile birlikte nihai hedef olarak seçtiği İlahi takdire bağlı olarak tam bir kurtuluş amacı gütmektedir. Bu inanç sistemi içinde yönetici sınıfların aksine orta sınıfların barışçılığına ve onların ev ve aile hayatı üzerindeki daha büyük vurguya karşılık geleceğini söylüyor.

Peki yönetici sınıf? Dini temelleri olup da dünyevi olmayan her sevgi ve gerçekte her inanç gerçeklerden bir kaçıştır. Bu yüzden Weber'de kitabın da "İmtiyazlı Sınıfların Siyasal Çöküşü" adlı bir bölüm bulunuyor. Bu bölümde Modern entelektüellerin dini yenilenmesi gereken bir araç olarak görmelerine ve sadece siyasal arzuları nedeni ile ilgilenmeleri onların için daima bir hayal kırıklığı olduğu vurgulanıyor. Weber Buna örnek olarak 1915 Alman entelektüellerini örnek gösteriyor. Burada çok çarpıcı bir açıklama daha var. "Yönetici sınıfların, ne nedenle olursa olsun, siyasetten çekilişi bir kurtuluş dininin gelişimini de destekler."

İncelemeyi bitirirken kitaba başlamadan önce incelemeyi okuyacaklar için Hegel'in "Din Felsefesi Dersleri" eserini önden okumalarını tavsiye ederim. Bu şekilde her şey çok daha anlaşılır olacaktır.
150 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Kitapin içeriğinde kapitalizm ile ilgili, çok şey beklerseniz hayal kirikliğina ugrarsiniz. Max Weber daha çok protestan ahlakininin köklerine inmeye çalişmiş, pürüterizm, kalvinizm, lüteryenizm ve baptizm ile ilgili çok detayli bilgi bulabileceğiniz bir kitap, dolaysiyla Din bilimleriyle ilgileniyorsaniz okumanizi tavsiye ederim...
166 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Oldukça teknik bir kitap. Konuya özel ilgi duyanlar, hem felsefe hem de iktisatla yakından ilgilenenler için önerebilirim. İlginiz yoksa sizi sıkabilir.
Kapitalizmin ruhunun yani çalışma, çalıştırma, tasarruf, sermaye birikiminin, ona uygun düşünme yapısı içindeki toplumlarda geliştiğini, bunda da en büyük etkenin kitlenin felsefesini belirleyen hakim din anlayışı olduğunu işliyor Weber. Protestan hareketin çalışmaya kutsallık yüklediği, bu nedenle Protestan toplumların aşırı bir çalışma ve ölçülü harcama ile büyük sermaye birikimlerine ulaştığını saptıyor. Luthercilik, Calvinizm, Puritenizm detaylı incelenerek kapitalist kazanç hırsının bu dinsel yönelimlerle nasıl dini ritüel gibi benimsetilip toplumların gelişme dinamiğinde nasıl etkin olduklarını ortaya seriyor. Önemli bir eser olduğunu düşünüyorum.
150 syf.
·Puan vermedi
Avrupa'da görülen reform hareketlerinin kapitalizmin kuruluşundaki rolünü inceleyen , etkileydi saptamaların yer aldığı bir eser. Çeviri başarısız ve fazla tekrar var ancak yine de Protestanlık sonucu kilisenin şekil değiştirmesi ve bu bağlamda ortaya çıkan yeni ve modern ahlak anlayışının günümüz baskın ekonomik sistemi üzerine nasıl sirayet ettiği gayet başarılı bir şekilde anlatılmış...
150 syf.
·7/10
Protestan Ahlaki ve Kapitalizmin Ruhu & Max Weber
+

Ünlü sosyolog ve ekonomi uzmanı Max Weber bu kitabında yaptığı araştırmalarla kapitalizmin neden Batı'da geliştiğini ve bu görüşün neden Hristiyanlığın özellikle Protestan mezhebinden devşirildiği açıklamakta.
+
Sermaye sahipliği, iş gücünde nitelikli çalışanların yapılarını ve bunların nedenlerini anlatmaya çalışan Weber ortaya Kapitalizmin ruhunu koymaya çalışmıştır. Buna göre sofuluk tanımının ve öğretisinin Katolikler için ayrı Protestanlar için ayrı yaşayış ve inanış şekilleri oluşturduğunu bu nedenle Kapitalizmin ruhunun Protestanlara göre olduğuna inanır.
+
Luther'in meslek anlayışı ve seçilmişlik, kutsanmışlık durumlarını açıklayarak dinsel temeller doğrultusunda kapitalizmi incelenmiştir. +
Weber 1800'lü yılların sonu ile 1900'lü yılların başında çok etkin olan siyasal ekonomi ve din sosyolojisi uzmanıdır. Hatta öncüsü olduğu anlayıcı/yorumlayıcı sosyoloji ekolü ile ideal tip kavramını getirmiştir. O halde. Hadi okuyun!
108 syf.
Sosyoloji biliminin temel kavramlarını ele alarak inceler.
Bu kavramların neye dayandıklarını, ne için kullanıldıklarını, kapsamlarını detaylıca inceler.

Fakat kitabın dili kötüdür. Aslında bildiğiniz şeyleri okurken bile "Ne okuyorum ben, bu ne anlatıyor?" sorgulamasına düşersiniz.

Yazarın biyografisi

Adı:
Max Weber
Unvan:
Alman Düşünür, Sosyolog ve Ekonomi Politik Uzmanı
Doğum:
Erfurt, Prusya Saksonyası, 21 Nisan 1864
Ölüm:
Münih, Bavyera Zatürre, 14 Haziran 1920
Max Weber (21 Nisan 1864-14 Haziran 1920), Alman düşünür, sosyolog ve ekonomi politik uzmanı. Modern antipozitivistik sosyoloji incelemesinin babası olduğu düşünülür. Sosyolojiyi metodolojik olgunluğa ulaştırmıştır. Weber, siyaset sosyolojisi ve eğitim sosyolojisi alanında yaptığı araştırmalarıyla da tanınır. Marx'ın sınıf temelli çözümlemelerinin yerine statü kavramını getirmiştir. Bürokrasi üzerine çalışmalarıyla tanınır. Çocukluğu ve gençliği Weber, Almanya’nın Erfurt kentinde doğmuştur. Sir Max Weber’in yedi çocuğunun en büyüğüdür. Babası seçkin bir liberal politikacı, annesi Helene Fallenstein ise ılımlı bir protestandı. Sir Weber politikanın içinde bir figürdü ve aile hayatına da bunu yansıtmıştı, Weber’lerin salonunda bir çok göze batan entelektüel ve siyasi ağırlanırdı. Genç Weber ve daha sonra kendisi gibi bir sosyolog ve ekonomist olan kardeşi Alfred, işte böyle bir entelektüel ortamda büyümüşlerdir. 1876’da, Max henüz 12 yaşındayken, ailesine Noel hediyesi olarak iki tarihi metin kaleme almıştır: “Alman Tarihi Hakkında, İmparator ve Papa’ya Özel Atıflarla” ve “Konstantin’den Kavimler Göçüne, Roma İmparatorluğu”. 14’üne geldiğininde Homer, Virgil, Çicero ve Livy atıflı mektuplar yazıyor ve henüz üniversiteye girmeden evvel Goethe, Spinoza, Kant ve Schopenhauer’u genişçe biliyordu. Weber’in üniversite çağında sosyal bilimler alanında uzmanlaşmak isteyeceği açıkça belli idi. Öğrenimi 1882'de Heidelberg Üniversitesi'ne Hukuk öğrencisi olarak girdi. Hukuk dersleriyle birlikte, ekonomi, Ortaçağ Tarihi ve teoloji derslerine de katıldı. Aralıklarla, Strasbourg’da Alman ordusuna hizmet verdi. 1884 Sonbaharında, babasının evine, Berlin Üniversitesi’ne çalışmak için girdi. Sonraki 8 yıl boyunca, sadece bir dönem Göttingen Üniversitesi için ve kısa dönem askerlik için evinden ayrıldı. Baba evindeyken, stajer avukat oldu ve nihayetinde Berlin Üniversitesine doçent olarak girdi. Meslek birliğinin sınavını kazandı. 1880’ler boyunca tarih dersleri almaya devam etti. 1889 yılında "Ortaçağ İşletme Organizasyonları Tarihi” isimli doktora tezini verdi. İki yıl sonra “ Roma Tarım Tarihi ve Roma Tarım Tarihinin Özel ve Halk Hukukundaki Önemi” adlı makalesini tamamladı. Weber'in profesör olması için önünde bir engel kalmamıştı. Doktora tezi sonrasında, Weber’in ilgisi çağının sosyal politikalarına kaydı. 1888’de “Verein für Sozialpolitik”e katıldı. Bu birlik, tarihçi ekole bağlı Alman ekonomistlerin kurduğu yeni bir meslek örgütüydü. Orada, sosyal problemlerin birçoğunun ekonomi ile çözümlenebildiğini gösterdi ve ekonomik problemleri çözümlemede istatistik yöntemleri kullanmaya öncelik etti. Siyasete ilgisi devam ediyordu ve sol görüşlü Protestan Sosyal Kongresi’ne katıldı. 1890, “Verein” Polonya Sorunu “Ostflucht” diye bilinen, yabancı çiftçilerin Doğu Almanya’ya girişleri ve yerli çiftçilerin ise hızla sanayileşen Alman şehirlerine göç etmelerini üzerine bir araştırma programı açtı. Bu araştırmanın bir kısmını yürüten Weber araştırmanın sonuç raporunu da kaleme aldı. Bu sonuç raporu, muhteşem bir empirik çalışma denilerek övüldü ve Weber’in tarım ekonomisi dalındaki uzmanlığını perçinledi. 1893’de, kuzeni ve geleceğin feminist yazarı olan Marianne Schnitger ile evlendi. Schnitger, Weber’in ölümünden sonra, onun gazete makalelerini toplayıp kitaplaştıran insandır. Çift 1894’de Weber’in Freiburg Üniversitesi'ne Ekonomi Profesörü olarak atanması üzerine, Freiburg’a gittiler. Bundan iki yıl sonra, aynı görevle Heidelberg Üniversitesi atandı. 1 yıl sonra, oğluyla sert bir anlaşmazlığa düşmelerinden iki ay sonra baba Weber vefât etti. Bu olayın ardından, Weber artarak uyku problemine ve sinirliliğe düçar oldu. Bu durum, Weber’in profesörlük görevini sürdürmesini zorlaştırdı. Bu durum, daha az ders vermesine neden oldu ve 1889’da son dersini verdi. 1900’de eşiyle birlikte İtalya’ya gittiler ve 1902’ye dek Heidelberg’e dönmediler. Kapitalizmin Ruhu ve Protestan Ahlak 1890’lardaki engin üretkenliğinden sonra, 1898’den 1902 sonlarına kadar tek bir sayfa bile yazmamış ve nihayetinde 1903’de profesörlükten istifa etmiştir. Bu sorumluluktan kurtulunca, “Archives for Social Science and Social Welfare”den gelen ortak editörlük teklifini, meslektaşları Edgar Jaffe ve Werner Sombart’la birlikte kabul etti. 1904’te, bazı makalelerini bu dergide basmaya başladı, “Kapitalizmin Ruhu ve Protestan Ahlak” (Die protestantische Ethik und der Geist des Kapitalismus) da bunlardan en dikkate değer ve ünlü olanıdır. Bu çalışması, daha sonraki, ekonomik sistemleri kültür ve dinle temellendirmek düşününe temel oluşturmuştur. Bu çalışması, o hayattayken kitap olarak basılan tek eseridir. Yine o yıl, A.B.D.’ye gitti ve Congress of Arts and Sciences’da World's Fair (Louisiana Purchase Exposition)’a atıldı. Bu başarılarına rağmen, Weber sürekli hocalığa devam edemeyeceğini düşünüyor, sadece özel dersler veriyordu, geçimini de kısmen bu yolla büyük ölçüde kendisine 1907’de kalan mirasla sağlıyordu. 1912’de Weber, sosyal demokratlar ve liberalleri birleştirerek bir sol parti kurmayı denedi. Bu girişim, liberallerin, sosyal demokratlardan devrim yapabilecekleri endişesiyle uzak durmaları sonucunda başarısızlıkla sonuçlandı. Alman siyasetindeki yeri ve etkisi I. Dünya Savaşı sırasında, Heidelberg’deki bir askeri hastanede müdürlük yaptı. 1915 ve 1916’da, savaş sonrasında Belçika ve Polonya’daki Alman üstünlüğünün sürdürülmesi için görevlendirilen komisyonda görev aldı. Savaş sırasında Weber’in Alman İmparatorluğu’nun genişlemesine dair görüşleri gibi, savaş hakkındaki görüşleri de değişti. 1918’de Heidelberg’deki “İşçi ve Asker Konseyi”ne katıldı. Yine aynı yıl, Versay Anlaşması'na katılan Alman Ateşkes Komisyonu’na danışmanlık yaptı ve "Weimar Anayasası komisyonuna üye olarak atandı. Özellikle 48. madde'nin bu anayasayada yer almasını sağladı. Bu madde daha sonra "Hitler" tarafından, muhaliflerini susturmak ve diktatörlüğünü kurmak için kullanılmıştır. Weber’in Alman politikasına yaptığı katkılar halen tartışılmaktadır. Weber, önce Viyana Üniversitesi'nde, 1919'da ise Münih Üniversitesi'nde ders vermeye yeniden başladı. Münih'te Almanya'nın ilk sosyoloji enstitüsünü kurdu ve başına getirildi ancak sosyoloji bölümü için yeterli personel bulunamadı. 1919 ve 1920'de Weber, sağcıların kışkırtmaları ile siyasetten ayrıldı. Birçok meslektaşı ve öğrencisi, 1918 ve 1919'daki Alman Devrimi boyunca solcuların davranışları ve konuşmaları hakkındaki görüşlerini protesto ettiler. Bazı sağcı öğrenciler ise evinin önünde protesto gösterileri yaptı. Ölümü Weber, 14 Haziran 1920'de zatürreden öldü.

Yazar istatistikleri

  • 224 okur beğendi.
  • 807 okur okudu.
  • 31 okur okuyor.
  • 981 okur okuyacak.
  • 33 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları