Mehmed Niyazi

Mehmed Niyazi

Yazar
8.6/10
346 Kişi
·
1.022
Okunma
·
59
Beğeni
·
4.117
Gösterim
Adı:
Mehmed Niyazi
Tam adı:
Mehmet Niyazi Özdemir
Unvan:
Türk Yazarı ve Düşünür
Doğum:
Sakarya, Akyazı, 1942
Ölüm:
11 Mayıs 2018
İlk ve orta okulu Akyazı'da okudu. Liseyi İstanbul Haydarpaşa Lisesi'nde bitirdi. Sonra Hukuk Fakültesi'ne girdi; 1967’de oradan mezun oldu. O zamanlar da hukuk fakültesinde takıntısız olarak üçüncü sınıfa geçenler, dekanlığa müracaat edip, izin alarak edebiyat fakültesinin herhangi bir bölümüne devam edebiliyorlardı. Bu imkândan faydalanarak Edebiyat Fakültesinin Felsefe bölümünden de sertifika aldı. Mezuniyetini takiben devlet felsefesi sahasında doktora yapmak için Almanya'ya gitti. Brilon'daki Goethe Enstitüsü'nde Almanca öğrendi. Marburg Üniversitesi'ne intisap ederek burada Prof. Dr. Ditrich Pirson'un yanında "Türk Devletlerinde Temel Hürriyetler"konulu doktorasına başladı. Uzun yıllar Almanya’da oturdu. 1988 yılından beri Türkiye’de ikamet etmektedir. Tercüman ve Zaman gazetelerinde yazdı. 1987'den beri de ilk başta haftada üç gün, sonraları haftada bir gün Zaman gazetesinde yazmaktadır. Ayrıca; Genç Akademi, Nizâm-ı Âlem, Türk Yurdu, Ufuk Çizgisi gibi dergilerde makalelerini de zaman zaman Batı dergilerinde yayınlatmaya çalışıyor. Mehmet Niyazi Özdemir, tezli romanlarıyla tanınan bir yazar ve düşünürdür. Eserlerinde millî konuları işlemeyi şiar edinmiştir. Fikrî eserlerinde ise Türkiye`nin sosyal yapısı üzerine görüşlerini açıklar.
Her şey kısmet meselesidir. Kısmet değilse, burnumuzun dibinden geçer, göremeyiz. Kısmet ise gelir Hint’ten Yemen’den, kısmet değilse ne gelir elden…
Yüreğimiz biyolojik anlamında sıkışıp kaldı. Artık o; sonsuzluğun aynası değil, ahların, gözyaşlarının sığınağı hiç değil !
Yüreğimiz zayıfladıkça beynimiz şişti, çıkarlarımız pazılarımızın gerekliliğini bize anlattı; onları kuvvetlendirdik.
Evet, insan ruhunu yenmek mümkün olmuyor. Dünyada hiçbir ordu bu kadar sürekli ayakta kalamaz. Sadece bugün 1800 şarapnel attık. Aylardan beri gece gündüz savaş gemilerimiz mevzilerini bombalıyor. Son derece hırpalanmış olan bu milleti Cenab-ı Allahlarından ayırmak için başka ne yapılabilir ki?!
( Müttefik orduları Başkomutanı General Hamilton)
Zulüm her yerde saltanatını kurmuştur; ama hiçbir yerde uzun ömürlü olmamıştır!
Bence okunması gereken kitaplar listesine alınmalı.Her ne kadar kitapta bahsedilen konular hakkında bilgiye sahip olsak da yine de gurur ve mutluluk tazelemek adına okuyup, okutulması gerekiyor. Akıcı ve bir çırpıda okunabiliyor. İyi ki okudum dediğim kitaplardan.
Ey göz alabildiğine uzanan büyük türk mezarlığı nasıl bir ölü uykusundasin ki bunca şehidin kanı seni yesertemedi. hala derin bir sukut icindesin bir dile gelsen neler anlatırsin neler
Kitap okuyan herkes aklından geçirmiştir: Sadece entelektüel konuların tartışıldığı, kitapların mevzubahis edildiği ve yanında da çayın su gibi içildiği bir mekan. Bir zamanların, kavgasını, davasını, acılarını, hastalıklarını kısacası Türkiye'sini yaşadığınız bir roman istiyorsanız ve bununda genellikle yukarıdaki özelliklere sahip bir mekanda geçmesini hayal ediyorsanız zamanın gerçek şahsiyetleriyle birlikte okumaya hatta yaşamaya başlayabilirsiniz. Bu kitap lisedeyken elime geçmişti ancak bir sebeple bitirememiştim. Üniversite okuduğum zaman bu kitabın konusu hatırlamış ancak ismini bir türlü denkleştirememiştim. Birgün bir gazetede bu kitabın incelendiği bir sayfa gördüm ve dünyalar benim oldu. Eski bir dostu hatırlamış kadar sevindim. Eğer ki siz de eski fotoğraflara uzun uzun bakmayı seviyor ve ben o dönemde yaşasaydım nasıl bir hayatım olurdu diye düşünüyorsanız genellikle, bu kitaptaki kelimeler size fotoğraflardaki pikseller gibi geleceğine inancım oldukça fazla. Okuyun vesselam.
Diyor ya Mehmet Akif ;

"…Boşanır sırtlara, vadilere,sağnak sağnak
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak
Vurulup, tertemiz alnında, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna yarap ne güneşler batıyor…"

Ve yazıyor Faruk Nafiz ;
"Yaşamaz ölümü göze almayan,
Zafer, göz yummadan koşana gider…"

İşte Çanakkale, işte vatan , işte hürriyet…

Uyan uyuyan nesil uyanda dön bak ardına dön bak şanlı tarihine dönde bak Atalarının neler bıraktı ne zaferler, ne şanlar…

Harika bir başyapıt. Kitabı okurken sanki Çanakkale 'deymişim gibi hissettim. Bilgime bilgi katığım gibi hayatıma da renk katı aslında kitabı bir şeyi teyid ettim bizdeki Vatan sevgisi tâ ezelden beri gelen bir duygudur, bu yüzdendir ki daim kalacaktır. Tarih severler için tam alsamda kütüphanemde olsa dedirtecek türden:-) :-)
Herkese iyi okumalar…
Hildegard, Margaret, Ayhan. Onların birbirleriyle olan dostlukları aşkları, yanlışları, yaşanmışlıkları cesaret edip yaşayamadıkları, gurbetin o soğuk havasında, iç yakan hikayeleri. Kendine bile itiraf etmekten çekindiği bir aşkı tüm imkanlar içinde imkansız hale getiren bir adam Ayhan. İç hesaplaşmaları ve bu hesaplaşmaları yaşarken içine düştüğü acı çukuru ,onu ızdırabın da daha fazlasına sürüklemişti. Hayat karşısına önce Margaret ‘ı sonra da Hildegard ‘ı çıkarmıştı. O iki dünya arasında gidip gelirken ellerinden iki farklı sebeple kayıp giden kadınların arasında kalmıştı, dostluk her daim baki kalacağından bunu tercih etmek ve ettirilmek zorunda bırakılmıştı. Selahaddin en yakın arkadaşıydı. Öyle ya yakın arkadaşı bile olsa kalp yangınlarına müdahale edemezdi. Oysa onu defalarca uyarmıştı aşka kapılmaması hususunda. Hayatı kıyısından köşesinden bir umutla yakalamaya çalışmış ama başarılı olamamış bir adam Ayhan. Hayat onun önüne mektuplardan bir demet hikaye sunmuş , hayaller sunmuş ve son mektupla yıkılmış bir dünyanın kapılarını aralamıştı. Kendi elleriyle sonunu hazırlamış ve başkasının elinden kendi hayatının sonunu okumuştu. Son mektup..
(Sizi bilmem ama ben bu kitabı okurken iki değil 4-5 dünya arasında kaldım..)
Ömrü Beyazıt kütüphanesinde geçen Mehmed Niyazi hocanın uzun süren araştırmalarını ve kaynaklarda bulduğu Çanakkale savaşı bilgilerini güzelce harmanladığı bir roman. Okurken etkilenmemek mümkün değil.
Bir arkadaşım mesaj attı sabah; Mehmed Niyazi vefat etmiş yazmış. Onun da sevdiği, okuduğu bir yazardı Mehmed Niyazi.

Ömrünün son demlerine dek evlenmemiş, kendini okumaya, yazmaya adamış bir adamdı. Çok üzüldüm; yaşı vardı, son yıllarında hastaydı. Tanışıp, sohbet etme imkanı bulduğum hatta birkaç kare fotoğraf çekindiğim biriydi. 2010 yılındaki o sohbetimizde, İstanbul’un fethi ve Fatih’le ilgili bir roman yazmayı istediğini söylemişti; nasip olmadı. Son romanı Tiryaki Hasan Paşa ve Kanije üzerineydi. Türk edebiyatının en güzel Çanakkale romanını o yazmıştı bence; Çanakkale Mahşeri.

Bu girişi yaptım çünkü bir edebiyat şaheseri olmasa bile beni çok etkileyen, benim için özel bir manası olan İki Dünya Arasında’yı anlatmak istiyorum. Vefatı vesile oldu…

İki Dünya Arasında’yı 1998’in yaz mevsiminde okumuştum. Üzerinden uzun zaman geçtiği için, 1000 kitap’ta üç-beş cümle kadarlık bir yorum yapmış ve “ Almanya'da okuyan bir Türk genci Ayhan ile Alman kızı Hildegard arasındaki aşk anlatılır. Ben çok etkilenmiştim doğrusu; birkaç gün etkisinden kurtulamamıştım.” yazmıştım. Zira kitabı 98’de okumuş, yorumu 2015’te karalamıştım.

Bir de alıntı yapmışım; Ayhan ile Hildegard’ın konuşmalarından;
'Ama sana yine de müteşekkirim. Bana her zaman yüreğimde bütün tazeliğiyle saklayacağım bir sevgi hediye ettin...'
Nemli gözlerinde derinleşen uçurum beni ürpertti.
'Yürekteki sevgi insanı avutur mu, dünyayı cehenneme mi çevirir? Hiç düşünmüyor musun?'

Aradan geçen 20 yıl sonunda, benim aklımda hep Hildegard’ın kendi elleriyle diktiği koyu sarı elbisesi var... O elbise kavuşamamak kokuyor, hüzün kokuyor. Gurbet ellerde kimsesizlik, gariplik kokuyor.

Romanın bir başka ilginç tarafı ise otobiyografik çizgiler taşıması. Hoca da tıpkı roman kahramanı Ayhan gibi, Almanya’da ( Köln ) eğitim görmüş bir Anadolu delikanlısıydı. Ona, 'Hildegard gerçekten var mıydı?' diye sorduğumda tebessüm etmiş ve , “vardı demek ki bir şeyler” demişti.

Bir de sonuyla ilgili bir şey diyeyim. ( İpucu sayılır mı bilmiyorum ama ) Romanın sonu, onu okuduğum 19 yaşımda bana çok acı vermişti; bugün artık 40’lı yaşlara yaklaşmış birisi olarak, acı ama gerçekçi buluyorum.

Velhasıl, İki Dünya Arasında deyince gönlüme bir sızı düşüyor; duru, tertemiz bir aşk hikayesi geliyor ve “İch heisse Ayhan und liebe Hildegard” diyesim geliyor.
Birinci Dünya Savaşında, Yemen Cephesinin anlatıldığı hazin bir romandır. Savaş koşulları, halkın durumu, dönemin olayları o kadar gerçekliğiyle ifade edilmiş ki insan anlıyor Yemen üzerine niye bu kadar türküler yakılmış. Tarih derslerinde bilgi üzerinden tanıdığınız savaşın gerçek tablosu nedir, "savaş" nedir bunun cevabını alabileceğiniz bi kitap.
Okurken kitabın içinde bir kahraman oluyorsunuz. Kimi zaman bir komutan kimi zaman o asil komutanların gönüllü askerleri oluyorsunuz. Onlarca duygu karmaşası içinde kalıp gözyaşlarınıza hakim olamıyorsunuz. Kitapta adı geçen her komutana büyük saygı duyacaksınız ancak ben Selim Sami'yi kalbimde çok başka yere koydum. Edirne için Trakya için verilen mücadeleyi gördükçe damarlarınızdaki asil kanı hissedeceksiniz. Çok güzel bir tarihi roman tavsiye ederim.
Sanatçı ağzından kan gelerek roman yazar... Sanatçı bizim göremediğimizi görür, duyamadığımızı duyar... Sanatçı gerçekleri uyuyan millete tokat gibi yansıtır.
Bizim gibi ülkelerde ölümsüzlük siyasetle yakalanamaz; çünkü süper güç değiliz dünya dengesi açısından olma potansiyelimiz olsada değiliz. Bizim için ölümsüzlük ancak sanatla ve ilimle mümkündür...
İşte Marmara kahvesi (Kıraathânesi) , bir zamanlar sanatçılarımızın, ilim adamlarımızın kalbinin attığı yer, ruhunun duyduğu yer olmuş... Milli meseleler hep burada konuşulmuş..
Zaman zaman çay, zaman zaman kahve eşliğinde okuduğum bu kitabı tavsiye ederim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Mehmed Niyazi
Tam adı:
Mehmet Niyazi Özdemir
Unvan:
Türk Yazarı ve Düşünür
Doğum:
Sakarya, Akyazı, 1942
Ölüm:
11 Mayıs 2018
İlk ve orta okulu Akyazı'da okudu. Liseyi İstanbul Haydarpaşa Lisesi'nde bitirdi. Sonra Hukuk Fakültesi'ne girdi; 1967’de oradan mezun oldu. O zamanlar da hukuk fakültesinde takıntısız olarak üçüncü sınıfa geçenler, dekanlığa müracaat edip, izin alarak edebiyat fakültesinin herhangi bir bölümüne devam edebiliyorlardı. Bu imkândan faydalanarak Edebiyat Fakültesinin Felsefe bölümünden de sertifika aldı. Mezuniyetini takiben devlet felsefesi sahasında doktora yapmak için Almanya'ya gitti. Brilon'daki Goethe Enstitüsü'nde Almanca öğrendi. Marburg Üniversitesi'ne intisap ederek burada Prof. Dr. Ditrich Pirson'un yanında "Türk Devletlerinde Temel Hürriyetler"konulu doktorasına başladı. Uzun yıllar Almanya’da oturdu. 1988 yılından beri Türkiye’de ikamet etmektedir. Tercüman ve Zaman gazetelerinde yazdı. 1987'den beri de ilk başta haftada üç gün, sonraları haftada bir gün Zaman gazetesinde yazmaktadır. Ayrıca; Genç Akademi, Nizâm-ı Âlem, Türk Yurdu, Ufuk Çizgisi gibi dergilerde makalelerini de zaman zaman Batı dergilerinde yayınlatmaya çalışıyor. Mehmet Niyazi Özdemir, tezli romanlarıyla tanınan bir yazar ve düşünürdür. Eserlerinde millî konuları işlemeyi şiar edinmiştir. Fikrî eserlerinde ise Türkiye`nin sosyal yapısı üzerine görüşlerini açıklar.

Yazar istatistikleri

  • 59 okur beğendi.
  • 1.022 okur okudu.
  • 29 okur okuyor.
  • 448 okur okuyacak.
  • 26 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları