Mehmed Niyazi

Mehmed Niyazi

Yazar
8.8/10
855 Kişi
·
2.827
Okunma
·
141
Beğeni
·
6,2bin
Gösterim
Adı:
Mehmed Niyazi
Tam adı:
Mehmet Niyazi Özdemir
Unvan:
Türk Yazarı ve Düşünür
Doğum:
Sakarya, Akyazı, 1942
Ölüm:
11 Mayıs 2018
İlk ve orta okulu Akyazı'da okudu. Liseyi İstanbul Haydarpaşa Lisesi'nde bitirdi. Sonra Hukuk Fakültesi'ne girdi; 1967’de oradan mezun oldu. O zamanlar da hukuk fakültesinde takıntısız olarak üçüncü sınıfa geçenler, dekanlığa müracaat edip, izin alarak edebiyat fakültesinin herhangi bir bölümüne devam edebiliyorlardı. Bu imkândan faydalanarak Edebiyat Fakültesinin Felsefe bölümünden de sertifika aldı. Mezuniyetini takiben devlet felsefesi sahasında doktora yapmak için Almanya'ya gitti. Brilon'daki Goethe Enstitüsü'nde Almanca öğrendi. Marburg Üniversitesi'ne intisap ederek burada Prof. Dr. Ditrich Pirson'un yanında "Türk Devletlerinde Temel Hürriyetler"konulu doktorasına başladı. Uzun yıllar Almanya’da oturdu. 1988 yılından beri Türkiye’de ikamet etmektedir. Tercüman ve Zaman gazetelerinde yazdı. 1987'den beri de ilk başta haftada üç gün, sonraları haftada bir gün Zaman gazetesinde yazmaktadır. Ayrıca; Genç Akademi, Nizâm-ı Âlem, Türk Yurdu, Ufuk Çizgisi gibi dergilerde makalelerini de zaman zaman Batı dergilerinde yayınlatmaya çalışıyor. Mehmet Niyazi Özdemir, tezli romanlarıyla tanınan bir yazar ve düşünürdür. Eserlerinde millî konuları işlemeyi şiar edinmiştir. Fikrî eserlerinde ise Türkiye`nin sosyal yapısı üzerine görüşlerini açıklar.
Her şey kısmet meselesidir. Kısmet değilse, burnumuzun dibinden geçer, göremeyiz. Kısmet ise gelir Hint’ten Yemen’den, kısmet değilse ne gelir elden…
Niçin farklı davranayım; dini beni ilgilendirmez; içip
İçmeyeceğine kendisi karar verir. Benim için Allah'ın kulu olması yeterlidir.
Yüreğimiz biyolojik anlamında sıkışıp kaldı. Artık o; sonsuzluğun aynası değil, ahların, gözyaşlarının sığınağı hiç değil !
348 syf.
·7 günde
*Reşat Şen’in dediği gibi: “Marmara’dan nasibini almamış kişi,demini almamış çaya benzer” diyerek buyrun efendim düşelim yollara. Beyazıt meydanına doğru ilerleyelim.
Durak noktamız “Nuhun Gemisi” diye betimlenen Marmara kıraathanesi.
Bu kıraathaneyi diğerlerinden ayıran ön tarafta ayrılan 10-15 masaydı.
Kimler geçmedi ki bu masadan,bir yudum çayda hangi fikirler tartışılmamış,kimlere yardım edilmemiş, dönemin hangi olayları konuşulmamış,bir masada şairler şirini dillendirirken diğer masada hangi felsefi konuşmalar yapılmamış. Bu masada yok yok. “Kültür arastası” diye söylenilen tabiri çok isabetli ya da mezun olunmayan hayat okulu...
Bir sandalye ile yer açalım kendimize,kimlere misafirhane olmuş,unutulamamış bu kıraathane...
Sezai Karakoç,Necip Fazıl,Ziya Nur Aksun,Mehmed Genç,Necip Fazıl’ın manevi oğlum dediği Hilmi Oflaz,Binbaşı Hüsrev, Osman Yüksel Serdengeçti, Nihat Atsız, İzzeddin Şadan,Filozof Cemal,Tarık Buğra ve ismini saymadığımız “nice ölülere daha uzun yıllar,belki de ebediyen bu silah hayat verir” diyerekten kalemi ile kast olunan,unutulmayan birçok yazar ,şair,politikacı,gazeteci...
Bu kıraathanede her çeşit insan vardı,
Dahiler ve deliller. Siyah-beyaz. Küçük-büyük. Zıttıyla kaim olan her şey mevcuttu.
Alimin ve cahilin, talebenin ve profesörün, komünistin, milliyetçinin,faşistin,aynı masada buluştuğu,fikirlerini kavuşturduğu ortak bir hikaye.Hikaye diyorum çünkü kitapta kıraathane hikayelerine dahil olan kendini sanata adamış,keşfedilmemiş olduğu ile yakınınan bir karakterimiz var. Maksud Çamur ya da “yırtıcı ve sanatkarca” diye değiştirdiği ismi ile nam-ı değer Kartal Dağyeli.
Şimdi asıl hayat hikayemize dönelim,kitabı okurken kitaptan dinleyeceğimiz çok yaşanmışlıklar var.Necip Fazıl’ın hükümete hakaretten yargılanan bir dava süreci, Sezai Karakoç’a gönderilen bir şiirin yayınlanmama sürecindeki diyaloglar, Adnan Menderes’e dair satırlar, Ayşe Osmanoğlu, Nihal Atsız ve İzzeddin Şadan arasındaki samimiyetten meydana gelen latifeler ve neler neler...
*Rasim Özdenören :
“ ...nerden gelir meçhul ama öyle haberler gelirdi ki Gazeteye manşet olmadan Marmara’da konuşulurdu.”
Bir yandan eleştiriyor, bir yandan fikrinizi destekleyen karaktere sarılıyorsunuz.
Geçmiş Türkiye’ye bir de kitap ile beraber bakıyorsunuz...
Özellikle bazı karekterleri araştırdıkça,okudukça okuyasım geliyordu.
Mesela izzetin Şadan,rahmetli Münir Özkul’un dayısı imiş ve kendisi Freud’un Türkiye’deki talebesi olarak biliniyor.
“Mesleğiyle ilgili pek çok makale ve sosyal konulara dair görüşlerini ihtiva eden Birsam-ı Saadet adında bir kitap yazmıştı. Kitap piyasaya çıkmış,dört gün sonra ilgi duyanlar almıştır,kitabın şerefi var,işportaya düşmesin,düşüncesiyle toplayıp yakmıştır.”

Çokça Hilmi Oflaz var. Necip Fazıl’ın:
“Fare tıkırtısından ürkecek kadar hassas;kralları önünde eğecek kadar gözü kara,irade sahibi;aslanların önüne çırılçıplak atlatacak kadar cesur aziz dostum işportacı Hilmi.” dediği can yoldaşı,zor zamanında el uzatan vefakar dostu...
Bir vefakarlık hikayesi daha var ki o da “Ötüken Neşriyat” kuruluşuna dair satılar pek manidar. Eğer benim gibi kitap ile beraber yeni öğreniyorsanız unutamayacağınız satırlar olabilir.

Kitapta hangi alıntıyı paylaşsam eksik kalacak gibi. Birbirini tamamlayan cümleler silsilesi âdeta. Kütüphanemizde bulunmalı mı? Elbette diye yanıtlamak istiyorum zira doyamayacağımız lezzetlikle,her bir sayfayı bitirmenin hüznü ile beraber yeni bilgilere açılan diğer sayfanın heyecanı muazzam.Bir de hayrete düşürecek bir sonu var ki,okuyalım inşallah.

Not: internette Marmara kıraathanesi ait 6 bölümlük bir belgesel var. Kitaptan sonra izlemek pek keyifli oldu. Yıldızlı alıntıların kaynağı da orasıdır efendim. Okumalarımız istifadeli olsun inşallah.
448 syf.
·3 günde·Beğendi·7/10
Bence okunması gereken kitaplar listesine alınmalı.Her ne kadar kitapta bahsedilen konular hakkında bilgiye sahip olsak da yine de gurur ve mutluluk tazelemek adına okuyup, okutulması gerekiyor. Akıcı ve bir çırpıda okunabiliyor. İyi ki okudum dediğim kitaplardan.
348 syf.
·Puan vermedi
Kitap okuyan herkes aklından geçirmiştir: Sadece entelektüel konuların tartışıldığı, kitapların mevzubahis edildiği ve yanında da çayın su gibi içildiği bir mekan. Bir zamanların, kavgasını, davasını, acılarını, hastalıklarını kısacası Türkiye'sini yaşadığınız bir roman istiyorsanız ve bununda genellikle yukarıdaki özelliklere sahip bir mekanda geçmesini hayal ediyorsanız zamanın gerçek şahsiyetleriyle birlikte okumaya hatta yaşamaya başlayabilirsiniz. Bu kitap lisedeyken elime geçmişti ancak bir sebeple bitirememiştim. Üniversite okuduğum zaman bu kitabın konusu hatırlamış ancak ismini bir türlü denkleştirememiştim. Birgün bir gazetede bu kitabın incelendiği bir sayfa gördüm ve dünyalar benim oldu. Eski bir dostu hatırlamış kadar sevindim. Eğer ki siz de eski fotoğraflara uzun uzun bakmayı seviyor ve ben o dönemde yaşasaydım nasıl bir hayatım olurdu diye düşünüyorsanız genellikle, bu kitaptaki kelimeler size fotoğraflardaki pikseller gibi geleceğine inancım oldukça fazla. Okuyun vesselam.
448 syf.
·12 günde·Beğendi·10/10
Diyor ya Mehmet Akif ;

"…Boşanır sırtlara, vadilere,sağnak sağnak
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak
Vurulup, tertemiz alnında, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna yarap ne güneşler batıyor…"

Ve yazıyor Faruk Nafiz ;
"Yaşamaz ölümü göze almayan,
Zafer, göz yummadan koşana gider…"

İşte Çanakkale, işte vatan , işte hürriyet…

Uyan uyuyan nesil uyanda dön bak ardına dön bak şanlı tarihine dönde bak Atalarının neler bıraktı ne zaferler, ne şanlar…

Harika bir başyapıt. Kitabı okurken sanki Çanakkale 'deymişim gibi hissettim. Bilgime bilgi katığım gibi hayatıma da renk katı aslında kitabı bir şeyi teyid ettim bizdeki Vatan sevgisi tâ ezelden beri gelen bir duygudur, bu yüzdendir ki daim kalacaktır. Tarih severler için tam alsamda kütüphanemde olsa dedirtecek türden:-) :-)
Herkese iyi okumalar…
448 syf.
·Beğendi·10/10
Selamün aleyküm arkadaşlar...
Çok uzun kitapları tercih etmem normalde ama bu kitap muhteşem ve okuyucuyu kendine bağlayarak peşinden sürüklüyor ve kitabın nasıl bittiğini anlayamıyorsunuz.
Şiddetle tavsiye ediyorum...
384 syf.
·23 günde·8/10
Yemen için türküler söylenir ağıtlar yakılır.. Birinci dünya savaşında acılan yemen cephesinde ki yaşanan dramatik olaylar anlatılır ancak olayları yaşadık bu kitapta. Bu kadar da olmaz diyeceğiniz olaylar öyküsü sarmıştır kitabı. Yaşanan aşk hikayesini Kafka nin milenaya mektuplarına benzettim ancak bu daha gerçek ve daha güzel geldi bana.. Açlık karşısında insanların neler yapabileceğini gördük bu kitapta.. Din adına yapılan oyunları, hilebazliklari gördük bu kitapta. Görevlendirilen ajanların şeyh adıyla insanları kandirdiklarini gördük.. Cahilliğin nelere sebep olabileceğini gördük.. Kısacası okunması gereken bir kitap ayrıca söylenen türküler daha anlamlı gelmeye başladı..


Mızıka çalındı düğün mü sandın
Al yeşil bayrağı gelin mi sandın
Yemen'e gideni gelir mi sandın

Dön gel ağam dön gel dayanamiram
Uyku gaflet basmış uyanamiram
Ağam öldüğüne inanamiram

Koyun gelir kuzusunun adı yok
Sıralanmış küleklerin südü yok
Ağamsız da bu yerlerin tadı yok

Dön gel ağam dön gel dayanamiram
Uyku gaflet basmış uyanamiram
Ağam öldüğüne inanamiram

Ağamı yolladım Yemen eline
Çifte tabancalar takmış beline
Ayrılmak olur mu taze geline

Dön gel ağam dön gel dayanamiram
Uyku gaflet basmış uyanamiram
Ağam öldüğüne inanamiram

Akşam olur mumlar yanar karşımda
Bu ayrılık cümle alem başında
Gündüz hayalimde gece düşümde

Dön gel ağam dön gel dayanamiram
Uyku gaflet basmış uyanamiram
Ağam öldüğüne inanamiram
196 syf.
Bir arkadaşım mesaj attı sabah; Mehmed Niyazi vefat etmiş yazmış. Onun da sevdiği, okuduğu bir yazardı Mehmed Niyazi.

Ömrünün son demlerine dek evlenmemiş, kendini okumaya, yazmaya adamış bir adamdı. Çok üzüldüm; yaşı vardı, son yıllarında hastaydı. Tanışıp, sohbet etme imkanı bulduğum hatta birkaç kare fotoğraf çekindiğim biriydi. 2010 yılındaki o sohbetimizde, İstanbul’un fethi ve Fatih’le ilgili bir roman yazmayı istediğini söylemişti; nasip olmadı. Son romanı Tiryaki Hasan Paşa ve Kanije üzerineydi. Türk edebiyatının en güzel Çanakkale romanını o yazmıştı bence; Çanakkale Mahşeri.

Bu girişi yaptım çünkü bir edebiyat şaheseri olmasa bile beni çok etkileyen, benim için özel bir manası olan İki Dünya Arasında’yı anlatmak istiyorum. Vefatı vesile oldu…

İki Dünya Arasında’yı 1998’in yaz mevsiminde okumuştum. Üzerinden uzun zaman geçtiği için, 1000 kitap’ta üç-beş cümle kadarlık bir yorum yapmış ve “ Almanya'da okuyan bir Türk genci Ayhan ile Alman kızı Hildegard arasındaki aşk anlatılır. Ben çok etkilenmiştim doğrusu; birkaç gün etkisinden kurtulamamıştım.” yazmıştım. Zira kitabı 98’de okumuş, yorumu 2015’te karalamıştım.

Bir de alıntı yapmışım; Ayhan ile Hildegard’ın konuşmalarından;
'Ama sana yine de müteşekkirim. Bana her zaman yüreğimde bütün tazeliğiyle saklayacağım bir sevgi hediye ettin...'
Nemli gözlerinde derinleşen uçurum beni ürpertti.
'Yürekteki sevgi insanı avutur mu, dünyayı cehenneme mi çevirir? Hiç düşünmüyor musun?'

Aradan geçen 20 yıl sonunda, benim aklımda hep Hildegard’ın kendi elleriyle diktiği koyu sarı elbisesi var... O elbise kavuşamamak kokuyor, hüzün kokuyor. Gurbet ellerde kimsesizlik, gariplik kokuyor.

Romanın bir başka ilginç tarafı ise otobiyografik çizgiler taşıması. Hoca da tıpkı roman kahramanı Ayhan gibi, Almanya’da ( Köln ) eğitim görmüş bir Anadolu delikanlısıydı. Ona, 'Hildegard gerçekten var mıydı?' diye sorduğumda tebessüm etmiş ve , “vardı demek ki bir şeyler” demişti.

Bir de sonuyla ilgili bir şey diyeyim. ( İpucu sayılır mı bilmiyorum ama ) Romanın sonu, onu okuduğum 19 yaşımda bana çok acı vermişti; bugün artık 40’lı yaşlara yaklaşmış birisi olarak, acı ama gerçekçi buluyorum.

Velhasıl, İki Dünya Arasında deyince gönlüme bir sızı düşüyor; duru, tertemiz bir aşk hikayesi geliyor ve “İch heisse Ayhan und liebe Hildegard” diyesim geliyor.
196 syf.
·Beğendi·10/10
Hildegard, Margaret, Ayhan. Onların birbirleriyle olan dostlukları aşkları, yanlışları, yaşanmışlıkları cesaret edip yaşayamadıkları, gurbetin o soğuk havasında, iç yakan hikayeleri. Kendine bile itiraf etmekten çekindiği bir aşkı tüm imkanlar içinde imkansız hale getiren bir adam Ayhan. İç hesaplaşmaları ve bu hesaplaşmaları yaşarken içine düştüğü acı çukuru ,onu ızdırabın da daha fazlasına sürüklemişti. Hayat karşısına önce Margaret ‘ı sonra da Hildegard ‘ı çıkarmıştı. O iki dünya arasında gidip gelirken ellerinden iki farklı sebeple kayıp giden kadınların arasında kalmıştı, dostluk her daim baki kalacağından bunu tercih etmek ve ettirilmek zorunda bırakılmıştı. Selahaddin en yakın arkadaşıydı. Öyle ya yakın arkadaşı bile olsa kalp yangınlarına müdahale edemezdi. Oysa onu defalarca uyarmıştı aşka kapılmaması hususunda. Hayatı kıyısından köşesinden bir umutla yakalamaya çalışmış ama başarılı olamamış bir adam Ayhan. Hayat onun önüne mektuplardan bir demet hikaye sunmuş , hayaller sunmuş ve son mektupla yıkılmış bir dünyanın kapılarını aralamıştı. Kendi elleriyle sonunu hazırlamış ve başkasının elinden kendi hayatının sonunu okumuştu. Son mektup..
(Sizi bilmem ama ben bu kitabı okurken iki değil 4-5 dünya arasında kaldım..)
448 syf.
·119 günde·Beğendi·9/10
Okurken kendinizi Çanakkale Savaşı içinde bulacağınız, kafanızı karıştırmadan etkili ve sürükleyici bir uslûple yazılmış güzel bir eser... Destansı fedakarlıklarla dolu, binlerce neferin, ananın, evladın ,kardeşin hayranlıkla okuyacağınız vatan mücadelesi...

Yazarın biyografisi

Adı:
Mehmed Niyazi
Tam adı:
Mehmet Niyazi Özdemir
Unvan:
Türk Yazarı ve Düşünür
Doğum:
Sakarya, Akyazı, 1942
Ölüm:
11 Mayıs 2018
İlk ve orta okulu Akyazı'da okudu. Liseyi İstanbul Haydarpaşa Lisesi'nde bitirdi. Sonra Hukuk Fakültesi'ne girdi; 1967’de oradan mezun oldu. O zamanlar da hukuk fakültesinde takıntısız olarak üçüncü sınıfa geçenler, dekanlığa müracaat edip, izin alarak edebiyat fakültesinin herhangi bir bölümüne devam edebiliyorlardı. Bu imkândan faydalanarak Edebiyat Fakültesinin Felsefe bölümünden de sertifika aldı. Mezuniyetini takiben devlet felsefesi sahasında doktora yapmak için Almanya'ya gitti. Brilon'daki Goethe Enstitüsü'nde Almanca öğrendi. Marburg Üniversitesi'ne intisap ederek burada Prof. Dr. Ditrich Pirson'un yanında "Türk Devletlerinde Temel Hürriyetler"konulu doktorasına başladı. Uzun yıllar Almanya’da oturdu. 1988 yılından beri Türkiye’de ikamet etmektedir. Tercüman ve Zaman gazetelerinde yazdı. 1987'den beri de ilk başta haftada üç gün, sonraları haftada bir gün Zaman gazetesinde yazmaktadır. Ayrıca; Genç Akademi, Nizâm-ı Âlem, Türk Yurdu, Ufuk Çizgisi gibi dergilerde makalelerini de zaman zaman Batı dergilerinde yayınlatmaya çalışıyor. Mehmet Niyazi Özdemir, tezli romanlarıyla tanınan bir yazar ve düşünürdür. Eserlerinde millî konuları işlemeyi şiar edinmiştir. Fikrî eserlerinde ise Türkiye`nin sosyal yapısı üzerine görüşlerini açıklar.

Yazar istatistikleri

  • 141 okur beğendi.
  • 2.827 okur okudu.
  • 83 okur okuyor.
  • 1.069 okur okuyacak.
  • 61 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları