Mehmed Uzun

Yazar 9,0/10 · 1113 Oy · 29 kitap · 4233 okunma ·  1091 beğeni

Yazarın Bilgileri

Yazar İstatistikleri

1.091 okur beğendi.
1.113 puanlama · 1.219 alıntı
2 haber · 77.552 gösterim
4.233 okur kitaplarını okudu.
2.031 okur kitaplarını okumayı planlıyor.
77 okur kitaplarını şu anda okuyor.
39 okur kitaplarını yarım bıraktı.

Paylaş

ya da direk bağlantıyı paylaş

Mehmed Uzun'un Biyografisi

Mehmet Uzun (1953, Siverek - 11 Ekim 2007, Diyarbakır), Kürt yazar.

Hayatı

1977 yılından beri İsveç'te yaşayan Uzun, Kurmanci, Türkçe ve İsveççe yazdığı kitapları yirmiye yakın dilde yayınlandı. 1985 yılından bu yana romanlarını kaleme alan Uzun hakkında, Türkiye'de çok sayıda dava açıldı. 1981'de Türk vatandaşlığından atıldı ve 1992 yılına kadar Türkiye'ye gelemedi.

Uzun yıllar İsveç Yazarlar Birliği yönetim kurulu üyeliği yaptı. Ayrıca İsveç Pen Kulübü ve Uluslararası Pen Kulüp'te aktif çalıştı. İsveç ve Dünya Gazeteciler Birliği'nin de üyesi olan Uzun'un bugüne kadar çok sayıda Kürtçe roman yazdı.

Mehmed Uzun, "Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık" romanı ve "Nar Çiçekleri" adlı deneme kitabı ile ilgili olarak 2001 baharında yargılandı.

Yakalandığı mide kanseri nedeniyle uzun süre tedavi gören ünlü edebiyatçı, 11 Ekim 2007 günü Diyarbakır'da yaşamını yitirdi.

13 Ekim günü Diyarbakır Ulucami'de kılınan cenaze namazı ardından, cami önündeki kalabalığa sırasıyla Yaşar Kemal, Şerafettin Elçi,Ahmet Türk ve Osman Baydemir'in yaptığı konuşmaların ardından Mardinkapı Mezarlığı'na defnedildi.

Mehmed Uzun'un Kitapları Kitap Ekle

9,1/ 10  (92 Oy) ·  327 Okunma
8,7/ 10  (63 Oy) ·  303 Okunma
9,3/ 10  (64 Oy) ·  259 Okunma
8,8/ 10  (61 Oy) ·  240 Okunma
9,0/ 10  (32 Oy) ·  117 Okunma
8,6/ 10  (18 Oy) ·  81 Okunma
8,8/ 10  (13 Oy) ·  42 Okunma
9,8/ 10  (8 Oy) ·  40 Okunma
Bütün Kitapları Göster
Sadettin TANIK, bir alıntı ekledi.
14 Mar 2017 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Sessizliğin sesi duyulmaz, hissedilir; kulaklar değil, ruh ve yürek duyar onu.

Dicle'nin Yakarışı, Mehmed Uzun (Sayfa 64 - İthaki - 15. Baskı - Mart 2016)Dicle'nin Yakarışı, Mehmed Uzun (Sayfa 64 - İthaki - 15. Baskı - Mart 2016)
Sadettin TANIK, bir alıntı ekledi.
14 Mar 2017 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Ve unutmayın, kılıçların ve tüfeklerin sesi, her yerde her zaman merhamet, adalet ve vicdanın sesini öldürür.

Dicle'nin Yakarışı, Mehmed Uzun (Sayfa 234 - İthaki - 15. Baskı - Mart 2016)Dicle'nin Yakarışı, Mehmed Uzun (Sayfa 234 - İthaki - 15. Baskı - Mart 2016)
Tuncay YILDIRIM, bir alıntı ekledi.
 22 Kas 2015

...ve bağırdı annem tam kapıdan çıkarken
''Yüreğini ört.''
''İnsanlar soğuk üşürsün...!''

Mehmed UzunMehmed Uzun
Ferah, bir alıntı ekledi.
02 Mar 2015

''Dedi ki kitap olsan saatlerce seni okusam,
dedim ki sen de özgürlüğüm olsan saatlerce senin gözlerine baksam...''

Mehmed UzunMehmed Uzun
Sadettin TANIK, bir alıntı ekledi.
14 Mar 2017 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Kuşkusuz biliyorum, baskı altındaki çaresiz insan, yanan ağaç kütüğüne benzer, zararı önce kendine verir.

Dicle'nin Yakarışı, Mehmed Uzun (Sayfa 17 - İthaki - 15. Baskı - Mart 2016)Dicle'nin Yakarışı, Mehmed Uzun (Sayfa 17 - İthaki - 15. Baskı - Mart 2016)
Elif Kimya, bir alıntı ekledi.
15 Eyl 2016 · Kitabı okudu · İnceledi

Dünya çarkı felektir, dolaptır, devrandır. Feleğin rüzgarı oradan peyda olup öte tarafa devirir. Bugün neşe ve şenlik olur, yarın inleyiş ve yas. Viran bir dünyadır bu dünya, sultana, hakime, beye, mîre kalmaz. İyiler erken gider, kötüler kazıklarını çakarlar dünyanın meydanına ve kalırlar.

Abdalın Bir Günü, Mehmed Uzun (Sayfa 74 - İthaki)Abdalın Bir Günü, Mehmed Uzun (Sayfa 74 - İthaki)
Hakan TEKİN, bir alıntı ekledi.
10 Eki 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

"Allah birdir ve Muhammed onun elçisidir."

Dicle'nin Sürgünleri, Mehmed Uzun (Sayfa 460)Dicle'nin Sürgünleri, Mehmed Uzun (Sayfa 460)
Sinan yaprak, bir alıntı ekledi.
28 Mar 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

"Sesler umurunda değil artık. Özgürlüğüne kavuşuyor o, herşeyden kurtuluyor, prangalarından, kelepçeli hayattan..."

Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık, Mehmed Uzun (Sayfa 245)Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık, Mehmed Uzun (Sayfa 245)
Sadettin TANIK, bir alıntı ekledi.
 14 Mar 2017 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Dalkavuk dengbejlerin sesi, sahibinin sesidir. Sahibinin dini imanı onların dini imanı, sahibinin sözü, eylemi ve buyruğu yine onların sözü, eylemi ve buyruğudur. Ay nasıl dünyanın etrafında, dünya nasıl güneşin etrafında dönüyorsa, onlar da sürekli sahibinin çevresinde öyle dönüp dururlar.

Dicle'nin Yakarışı, Mehmed Uzun (Sayfa 266 - İthaki - 15. Baskı - Mart 2016)Dicle'nin Yakarışı, Mehmed Uzun (Sayfa 266 - İthaki - 15. Baskı - Mart 2016)
Sinan yaprak, bir alıntı ekledi.
 07 Nis 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

"xwin bi xwnle na ye şuştin"(Kan kanla yıkanmaz)
"Kan, ancak adalet duygusu, insani ve vicdani yaklaşımla yıkanabilir, temizlenebilir. Adalet anlayışının, insani ve vicdani duyguların kaynağı da edebiyattır. Edebiyat insanların birbirlerini daha iyi anlamalarının yolu, kültürlerin birlikteliğinin vazgeçilmez köprüsüdür."

Nar Çiçekleri, Mehmed Uzun (Sayfa 113)Nar Çiçekleri, Mehmed Uzun (Sayfa 113)
Bütün Alıntıları Göster
DUA, Yitik Bir Aşkın Gölgesinde'yi inceledi.
 13 Oca 15:37 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Öncelikle kitabı bana hediye eden Hakan Can a teşekkürlerimi sunuyorum. İçinden bana kitap hediye etmek gelmiş. Nasıl mutlu oldum anlatamıyorum. Öyle her kitabı beğenemiyorum. Hediye kitaplar ömür boyu saklanacak olduğu için çok güzel olsun içime işlesin isterim. Yaşar Kemal'in övdüğü bir kitap göndereceğim deyince çok sevindim. Koskoca Yaşar Kemal onay vermişse kötü olmasının imkanı var mı?

Kitabımız 1922 yılından başlayıp 1976'da roman kahramanımız Memduh Selim beyin ebedi bir sessizliğe gömülmesiyle son buluyor.

Trayyy laaa laayyy trayyylaaalaayyy diye başlıyor romanın asıl yeri. Feriha keman çalıyor. Ayın on dördü gibi güzel bir yüz. Memduh Selim aşık oluyor bu ceylana. Sonrası mı? Sonrası kötü, sonrası acılarla dolu. Aşkı ve halkı arasında ezildi Memduh Selim bey. Keşke kader ağlarını onu mutlu edebilecek şekilde örseydi.

Tarihi roman yazmak ustalık isteyen bir iştir. Geçmiş zamanın yaşantısını, kültürünü, atmosferini iyi bilip okuyucuya yansıtmak gerekir. Bu roman bu duyguları çok güzel yaşatmış. Bazı tarihi denilen romanlarda bu his yaşanmıyor yaşatamıyor. Ama ben bu romanda hiç bilmediğim 1920'li yılları yaşamış gibi oldum.

Kitap Kürtçeden Türkçeye çevrilmiş bir kitap. Çok beğenerek okudum. Tek sorun yaşadığım şey, bazı bölümlerdeki anlamları yazılmamış Kürtçe kelimelerdi. Çeviri kitaplarda böyle şeylere rastlıyoruz zaman zaman.
Gurgin gurgin. .

Elif Kimya, Dengbejlerim'i inceledi.
23 Nis 15:34 · Kitabı okudu · 13 günde

Dili yasaklamak insanlık suçudur. İnsanı anadilinden koparmak vahşettir. Bir insanı kendi dilinden koparmak, insanın ruhunu, kişiliğini zedeliyor, gelişimini engelliyor. Bence bu Kürtçe yasağı, Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük yanlışlarından biriydi. " Mehmed Uzun


Dünyanın kaç yerinde insanların anadili yasaklanmış, sırf dillerinden dolayı dışlanmış, dayak yemiş, topraklarından, vatanlarından sürgün edilmişlerdir? 1953 yılında Siverek ' te doğan Uzun, bu ülkede bunları yaşayan sayısız insandan biri. Uzun, hayatı boyunca anadili yüzünden zorluklar yaşadı. Okul hayatı ve gençliği bu zorluklarla geçen yazar, okula başladığı ilk günü şöyle anlatıyor: "Okula attığım ilk adım, cennetimden uzaklaşıp cehenneme attığım ilk adım oldu. O ilk gün, sonraki hayatımın nasıl olacağını belirleyen gün oldu. O gün bir tokat yedim ve o tokatın ne anlama geldiğini bir daha asla unutmadım." 5-6 yaşında uykusunu, oyunlarını, oyuncaklarını, annesini bırakıp okula gitmek her çocuk için zordur. Fakat bunlar yetmezmiş gibi; bilmediği bir dili konuşmasının dayatılması, kendini ifade edebildiği dilinin yasaklanmış olması daha da zordur. Mehmed Uzun ' un okulla birlikte bildiği her şey yok edilmiş, yasaklanmıştı. Kürtçe diye bir dil yok diyorlardı. Bunu kabul etmesi mümkün değildi ve bu yüzden mücadeleler verdi. Tabii cezaevine gönderilmesi uzun sürmedi, ama bu onu yıldırmadı, barışı ve anadilini daha büyük azim ve inançla savunmaya devam etti.


Uğruna gençliğini hapislerde geçirdiği dili yok sayılıyordu. " Hapishanelerde, mahkemelerde Kürtçeye çok hakaret ediliyordu. Askeri savcılar 'Kürtçe diye bir dil yok' dedikçe çok kırılıyordum. Kürtçenin zengin, eski bir dil olduğunu Kürtçe ile modern metinler de yazılabileceğini söylemek istiyordum." diyen Uzun, ya anadilinin yok sayılmasına razı olup asimile olacak ya da tüm dünyaya Kürtçenin modern ve zengin bir dil olduğunu ispatlayacaktı.


O barış insanıydı, silahla işi asla olmazdı ve mücadeleyi silahla değil, kalemiyle, sivri diliyle vermesi gerekiyordu. Tüm hayatını bu yolda harcadı ve Modern Kürt Edebiyatı nı kurdu. Kitaplarını yasaklanmış, devleti tarafından vurulup yaralanmış, bir dille yazıyordu. Dedesinden destanlar, kılamlar dinlediği bu yaralı dilin yitip gitmesine izin vermiyor, sahip çıkıyordu. Nitekim bunu en iyi şekilde başardı da. Kitapları; birçok dile çevrildi, denemeleri 20'den fazla dilde yayımlandı, kitapları hala da İsveç üniversitelerinde derslerde işleniyor. Fakat ne acıdır ki bunca baskıya, yasağa rağmen ayağa kaldırdığı, dünyaya tanıttığı bu dilin en büyük değerlerinden olan dengbejler ve kılamları sahip çıkılmadığı için unutulmak üzere. Peki kim bu dengbejler?


Denbejler; sözlü edebiyatın temsilcileri, yaralı bir dilin anlatıcıları. Çoğu okuma yazma bilmeyen, yoksul, ezilmiş bir halkın çocukları. Sırtlarında abaları, ellerinde asalarıyla köy köy gezip yaşanan acıları, yoksullukları, haksızlıkları, kahramanlıkları kısacası gördükleri her şeyi akıllarına kazıyıp, davet edildikleri mirlerin, beylerin sofralarında, ateş başındaki gençlere, uzun kış gecelerinde gaz lambaları altında aile fertlerine, çocuklara yürekleriyle dillendiren Kürtlerin Homerosları onlar. Dengbejler sadece sese nefes vermez, onlar tarihi, Mezopotamya halkının yaşadığı acıları, yıkımları anlatır, ağıtlar yakarlar. Tabii buna biraz kurgu, biraz fantazi katarak dinleyecilerinin daha da dikkatini çekmeyi başaran, heyecanlandıran söylevcilerdirler. Anlattıklarıyla yüreğe, ruha hitap ediyorlardı. Kulaklığınızı takıp, gözlerinizi kapatın onları dinlerken. Hiç anlamadığınız sözcüklerin nasıl içinize işlediğini, yüreğinizi burktuğunu farkedeceksiniz.

Çok değil, bundan 20 yıl önce Kürtçe yasaklı bir dildi. İnsanlar çocukluklarından beri aşina oldukları dili konuşamıyor, Kürtçe kitaplarını, kasetlerini yakmak, gömmek zorunda kalıyordu. Hatta bu baskı sadece bu ülkede yoktu, yıllar önce Bağdat valisinin, yazı ve edebiyatla haşır neşir olan Kürtleri yakalama emri çıkardığı ve ele geçirilenlerin derisini yüzdürüp özel çerçevelere gerdirdiği de biliniyor. Durum böyle olunca Kürtler yaşadıklarını yazıp saklayamadılar. Ama birinin bunları anlatması, gelecek nesillere, evlatlarına ulaştırması gerekiyordu. Bu ihtiyaçtan dolayı sözlü edebiyatın temsilcileri dengbejler ortaya çıktı. Fakat ne yazık ki dengbejler, stranlar, kılamlar değeri bilinmeyen her güzellik gibi yok olup gitmekte. Çok sevdiğim dengbejlerden biri olan Şakiro, kendisiyle röportaj yapmak isteyen gazeteciye "Kürtlere kırgınım. Kürtler değerlerine, dengbêjlerine sahip çıkmıyor. Türklere bir bakın bir Aşık Veysel'leri vardı, ona sahip çıkıldı. Bütün dünyaya onu tanıttılar. Bir Reşo'muz vardı. Hepimizin ustası. Aç öldü. Şimdi söyle bakalım seninle nasıl konuşayım ve gönlümü nasıl açayım?" diye sitem etmiş. Peki, haksız mı?


Mehmed Uzun bu kitabında çocukluğunun dengbejlerini, Apê Qado, Alihan, Evdalê Zeynike, Ehmedê Fermanê Kiki ve Rıfatê Darê gibi büyük dengbejleri oldukça yalın bir dille anlatıyor, bunların unutulmamasını istiyor. Denbejleri yıllar önce Mehmed Uzun' un, Dicle' nin Sesi serisi sayesinde öğrendim. İlk dinlediğim kılam buydu https://youtu.be/PESTzUC8o5s. Hiçbir şey anlamadığım halde o yanık yanık söyleyişi içimi gerçekten titretti. O sıralar Bitlis' te öğretmen lisesinde okuyordum. Hemen çarşıya inip kaset koleksiyonuma dengbejleri de eklemek için arayışa girdim. Ama maalesef değeri bilinmeyen, yitip gitmeye yüz tutmuş dengbejlerden bir iz bulmak pek kolay olmadı. Günlerce aradığım halde tek bulduğum Huseyne Muşi ve Şakiro nun birkaç kaseti oldu. https://i.hizliresim.com/kOml97.jpg Bu yazıyı paylaşmamın tek sebebi saçma sapan popüler şarkılara verilen değerin onda birini de yaşanmışlık, tarih dolu olan bu gerçek sanata ve sanatçılara verilmesi gerektiğini hatırlatmak. Mehmed Uzun bunu her zaman yaptığı gibi en iyi şekilde anlatmış, Mezopotamya nın en güzel değerlerinden olan ve giderek yok olmaya mahkum dengbejleri, bu kitap sayesinde sonraki kuşaklara da miras bırakmış. Derin çalışmalar sonucu ortaya çıkmış, oldukça öğretici, edebi anlatımın zirvesinde, güzel bir deneme kitabı. Son olarak çok sevdiğim birkaç kılamı daha meraklıları için buraya bırakıyorum.

https://youtu.be/FU9EnWwmKaQ
https://youtu.be/sewg4U_WIwA
https://youtu.be/jmhlT5-s9gw

Elif Kimya, Abdalın Bir Günü'ü inceledi.
 15 Eyl 2016 · Kitabı okudu · 2 günde

Mehmed Uzun' u yakın dostu Yaşar Kemal sayesinde tanıdım. Bir paylaşım sitesinde hakkında söylediği sözler beni çok etkilemişti. " Bir edebiyatçının cenazesine bu kadar kalabalığın gelmesi ilk defa oluyor. Siz hepiniz sağ olun. Mehmed her şeyimdi. Bu adam büyük bir adamdı. Mehmed için kitaplar yazılacak, destanlar, şiirler yazılacak. Bunca zorluklar içinde başeserler yazmayı başardı. Mehmed bir halkın gözbebeği olacaktır. Buna inanıyorum. Mehmed modern Kürt romanını yaratmış bir ustadır..." Yaşar Kemal gibi değerli bir yazarın takdirini almış insan da en az onun kadar iyi olmalı dedim ve kesinlikle umduğumdan çok daha fazlasını buldum.


Mehmed Uzun, yok edilmeye çalışılan bir dili ayakta tutmak için kendi savaşını vermiştir. Kürtlerin toplumdan izole edilmeye çalışıldığı, Kürtçe kitap ve kasetlerin yakıldığı, gömüldüğü, sırf Kürtçe konuştuğu için, insanların hapishanelerde işkence gördüğü bir dönemde, dilinin arkasında durmuş, asimile olmamış bir insandır. Sırf bu yüzden ülkesinden sürgün edilmiş, vatanına hasret bırakılmış olması da davasının ardında dimdik durmasına mani olmamıştır. Ve yaşadıklarının, azminin karşılığını da sadece ülkemizde değil, dünyanın birçok yerinde almıştır. Ben bu kitabı bir Kürt olarak değil, Yunan göçmeni olarak okudum. Ve kitaplarında sadece Kürtleri değil bu topraklarda daha önce yaşamış uygarlıkları, halkları da anlatması, bize zamanında bu insanlar da burada yaşadı diye hatırlatması, onu daha da sevmeme, takdir etmeme sebep oldu.


Kısacası Uzun hakkında yapmak istediğim çok fazla yorum var. Bitmeyeceği için onu bırakıp kitap hakkında konuşmalıyım. Kürtlerde dengbejler çok kıymetlidir. Dengbej Kürt sözlü edebiyatında kilam ve stran (şarkı ve ağıt karışımı parçalar) söyleyen sanatçılardır. Mehmed Uzun da bu kitabında Kürt dengbejlerin en önemlisi olan Evdale Zeynike' nin acı hayatını, ajitasyon yapmadan, tek birgüne sığdırıp romanlaştırarak bize sunmuş. Benim gibi Kürt kültürüne, müziklerine, değerlerine ilgili olan arkadaşlara tavsiye ediyorum...

mısra, Nar Çiçekleri'ni inceledi.
 06 Oca 01:52 · Kitabı okudu

Bu kitapla bir insanı daha tanımış oldum. 12 Mart döneminde fikir suçlusu olarak tutuklanıp cezaevine konan, 24 yaşında yasaklar, sınırlandırmalar, baskılar sonucunda yurdundan ayrılıp yabancı bir ülkede yıllarca sürgün yaşamak zorunda kalan Mehmed Uzun'u.

Çokkültürlülük üzerine yazmış olduğu deneme yazılarında yaşamından izler var, yoğun hüzünle dolu. Bu yazılardan ilki kitaba ismini de veren Nar Çiçekleri… Nar çiçekleri, nar ağaçları yazarın çocukluğu.

Okul dönüşü dedesinden okula gitmesinde büyük payı olan şekerlerini aldıktan sonra bahçeye çıkarak nar ağaçlarını, tomurcuklarını, yapraklarını, çiçeklerinin yeşilden kırmızıya dönüşmesini izlemenin ve dışarda yatılan sıcak yaz akşamlarının sabahında hemen yanı başında nar ağaçlarıyla uyanmanın mutluluğu.

Aynı zamanda büyükçe bir nar ağacının altında Ermeni arkadaşı Mıgo, annesi Meyre, babası Ape Vardo’yla yaptıkları piknik sonrasında kılıç artığı Ape Vardo’nun başını ellerinin arasına alarak sessizce ağlamasının verdiği anlamlandıramadığı, nedenini soramadığı hüzün.

Nar çiçekleri; ırkçı, bağnaz, hoşgörüsüz iktidarların uyguladığı katliamlar, sürgünler, acılar, dışlanmışlıklar, insanlara konan sınırlar, kendi kültürleriyle bağlarının koparılması.

Mehmed Uzun’un ninesi de çocukluğunda ona anlattığı hikayelerle kendisinde iz bırakmış. Zazaca sözcüklerin götürdüğü hayal dünyasında gezdiği yerlerin Kürtler’in sürgün yerleri olduğunu sonra öğreniyor. 1977 yılında gitmek zorunda kaldığı İsveç’te uzun süre kendisi de sürgün olarak yaşar. Sürgün insanların yaşadığı süreci yaşar. Anayurdunu, dilini, benliğini, kimliğini yitirip yabancı, göçmen olur. Hep yanında olan insanların manevi desteğini, sözlerini, sevgisini yitirir. Bunun yanında kazandıkları da vardır her şeye rağmen. Yeni bir dil, yeni insanlar, farklı bir kültür. Öncelikle kendi anadili Kürtçe’yi geliştirir, Kürtçe romanlar yazar, Kürt Edebiyatı’na yönelik çalışmalar yapar. Sürgün hayatını, farklı kültürlerin, renklerin oluşturduğu yaratıcı bir kaynağa dönüştürür.

Bu deneme yazılarında yazar çeşitli dönemlerde yaşamış, sürgün yazar ve şairlere dair yazdıkları da ilgi çekici. Son kısımlarda da öldürülen Musa Anter’e yazdığı masalımsı ağıt ve Yaşar Kemal’in aldığı bir ödül töreninde yaptığı Yaşar Kemal’in edebi kişiliğini, toplumsal gerçeklere ilişkin verdiği mücadeleyi anlatan konuşma metni var.

İnsanların yaşadığı yerlerden koparılmalarının acılarını, geride bıraktıklarını mübadeleyi anlatan romanlarda, roman karakterleri aracılığıyla öğrenip duyumsamıştım. Nar çiçeklerinde bu acıyı bizzat yaşamış olan yazar Mehmed Uzun’un yazdıklarından okumak oldukça sarsıcıydı. Irkçılığın, bağnazlığın, yok saymanın, aşağılama ve dışlanmanın kendinde ve diğer insanlar üzerinde yarattığı etkileri yazılarında o kadar iyi ifade etmiş ki, çokça hüzün yüreğinize çöküyor. İnsanların tarih boyunca kini, nefret, maddi, manevi çıkarları için yaptığı zulümler karşısında beynimize kazınmış olan “evet ama …” diye başlayan önyargılar etkisini yitiriyor. Her “evet ama …. “ dediğimizde kaybeden biz, kaybeden insan.

“Sürgün bir ayrılıktır, bir hüzündür. İnsani olmayan, ağır bir cezadır Yaşanmış, çok iyi bilinen uzun bir zaman kesitini, daha doğrusu bir yaşamı geride bırakmaktır. İstemeyerek, zorlanarak…” s. 65

“en çok özlediğim şeylerden biri nedir, bilir misin?” diye sordu. Uzun süren bir sessizlikten sonra yine konuştu: “Bal arılarını, bal arılarının vızıltılarını, seslerini… Nar bahçelerine gittiğimiz o günlerde en çok kızdığım şey nar çiçeklerinin, narların tepesinde durmadan vızıldayan o küçük arılardı. O vızıltılar uyumamı engellerdi. Sinirlenirdim. Şu işe bak ki şimdi de özlüyorum. Yıllar önce Diyarbakır’dan, Dicle kıyılarının o kırmızı toprakları içinde nar ağaçları getirttik. Belki onları diker, onlar da büyür, çiçek açar ve o vızıltıları yine duyarım diye. Ama olmadı.” s. 54

Elif Kimya, Bir Dil Yaratmak'ı inceledi.
 14 Eki 2016 · Kitabı okudu

Bu kitapta Mehmed Uzun ile yapılmış röportajlar, söyleşiler toplanıp kitap haline getirilmiş. Evet hakkında çokta söylenecek söz yok, Mehmed Uzun ' un yaşadıkları, söyledikleri var kitapta. Mehmed Uzun bir röportajında diyor ki '‘Ben de bir tokatla tanıştım Türkçeyle. Benim anadilimle bağım böyle koptu. Eğitim dilinin, kültür dilinin Türkçe olması, Kürtçeyle bağımı kopardı. Dili yasaklamak insanlık suçudur. İnsanı anadilinden koparmak vahşettir. Bir insanı kendi dilinden koparmak, insanın ruhunu, kişiliğini zedeliyor, gelişimini engelliyor. Bence bu Kürtçe yasağı, Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük yanlışlarından biriydi. "


Evet yasaklanan bu dil için Modern Kürt Edebiyatını kurmaya karar veriyor. Kitapta bunun için mücadele verişini, eksiklikleri, gecikmişlikleri, bastırılmışlıkları, sürgünü... kısaca her şeyiyle yok edilmeye çalışılan bir dili ayakta tutmak için verilen mücadeleleri, Mehmed Uzun' u anlatıyor.


Her Mehmed Uzun kitabını okuduğumda onun yaşadıkları içimde bir burukluğa sebep olur. Yasaklanmış bir dille, her zorluğa rağmen kitaplarını yazma cesareti göstermesi onun ne kadar saygıdeğer bir insan olduğunun ispatıdır benim için. Mehmed Uzun ' u merak eden arkadaşların önce onun hayatını ve bu kitapları ne zorluklarla yazdıklarını okumalarını tavsiye ederim. Çünkü ancak o zaman kitaplarındaki duyguyu yaşayıp, hissedebilirler. Bütün Mehmet Uzun kitapları gibi bu kitapta okunmaya değer...

İncelemeye başlamadan önce beni Mehmed Uzun ve 1000kitap sitesiyle tanıştıran kuzenim Elif Kimya a teşekkür ederim.

Kitapta öyle güzel betimlemeler, akıcı bir anlatım tarzı var ki kitabın nasıl bittiğinin farkına bile varmıyorsunuz. Mehmed Uzun' un bir zamanlar yasaklanmış sonra tekrar yasağı kaldırılmış iki kitabından biri Nar Çiçekleri. Bu kitabında Kürtlerden ve kendi hayatından bahsediyor. Mehmed Uzun ' un vatan özlemine ve davasının ardındaki dik duruşuna hayran kaldım. Böyle değerli insanlara zamanında hak ettikleri saygıyı göstermemek, öldükten sonra kıymete bindirmek bizim ülkemizde hatta dünyada olmazsa olmaz. Ayrıca Türkiye' nin Kürtler hakkında uyguladığı yanlış politikaları eleştiriyor bu kitabında. Çok beğendim ve tavsiye ediyorum.

Elif Kimya, Dicle'nin Yakarışı'ı inceledi.
 05 Eyl 2015 · Kitabı okudu

``Mehmed Uzun`un romanları günümüzde yazılan en iyi romanlardır. Edebiyata yeni olanaklar getirmiş,birçok ülkede de bu romanlar çok sevilmiştir.``
Yaşar Kemal


Bıro, 16 yaşındaki Kürt Bey i Bedirhan ' ın tahta çıkışına şahit olmuş, her sese, her bilgi kırıntısına meftun Mezopotamya' nın öksüz ve yetim çocuğu... Bu seslere olan tutkusu onu "dengbej" olmaya iter. Bıro ile birlikte ne kadar zengin bir tarihe sahip olduğunuzu anlayacaksınız. Mezopotamya ' da yıllardır süregelen kardeş kavgalarından, savaştan yorulan, hırpalanan halkın sesi, çığlıdır Bıro.


Çok içten yazılmış, önyargısız olarak okumanızı tavsiye ederim. Hiç bir Türk-Kürt ayrımı yapılmadan anlatılmış. Dili biraz ağır ama içerik ve edebi bakımdan zengin bir kitap.

Sinan yaprak, Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık'ı inceledi.
 30 Mar 2017 · Kitabı okudu · 20 günde · Beğendi · 10/10 puan

Baz ile Kevok, çok iyi ve akıcıydı.
Her zaman, acaba bir sonraki sayfada ne olacak diye bir merak uyandıran bir kitap.
İçinde merakın olduğu kadar da, hüzün var, aşk var.
Renas'ın ölümü beni çok, ama çok derinden üzdü. Gözlerim dolu dolu o bölümü okudum, ve nerdeyse ağlayacaktım.
Jir, peki Jir'i sizde hiç merak ettiniz mı. Bu bölüm olmasa, diğer bölüm. Diğer bölüm olmasa bi sonraki bölüm çıkar diye, içinize bir his düştü mü? -ben hep çıkar diye daha dikkatli ve merakla okudum.
Bence bu kitap, bugüne kadar Dünya Nobel Ödüllerini alması gerekiyordu. Almaması büyük zayiyat...

Cem, Sen'i inceledi.
16 Şub 2017 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 8/10 puan

Mehmed Uzun'un ilk romanı benim de yazarın ilk okuduğum kitabı oldu. Siteden bir arkadaş bu kitabı önermemişti, ama kitap evinde Sen'i bulduğum için, tereddüt etmeden aldım.

Kitapla ilgili okuduğum yorumlarda genelde ilk romanı olmasının da etkisiyle yazarın şu anda çok sevilmesinin sebebi olan üslûbunun burada çok da belirgin olmadığı söyleniyor; ancak ben şu haliyle bile oldukça güzel ve sade olduğunu düşünüyorum. Hiç de yeni yazmaya başlamış birisinin değil, yazmaya alışık, eli rahat bir yazarın kalemi bu, ve oldukça güzel.

Kitabı okurken beni rahatsız eden yerler oldu ve rahatsız olmaktan rahatsız oldum. 80 darbesi sonrası Diyarbakır Cezaevi'nde tutuklu bulunan insanların yaşadığı zulümler üzerinden kürt mücadelesi veya hareketi hakkında bir çok şey söylüyor kitap. Kitapta düşmanlar denen insanlar askerler veya polisler değil, aslında Türkler gibi geldi bana. Bu anlamda önyargılı okuduğum yerler oldu. Buna rağmen eser ilerledikçe ve amca'nın da anlatıma dahil edilmesiyle, hikâyeye dahil edilme biçimi çok iyi olmasa da Kürtlerle ilgili verilen bilgiler ve eserin derdini bu yumuşak, edebi dille anlatışı etkilenmemeyi imkânsız kılıyor, Türk olarak değil, haksızlığa zulme uğramış insanları ve bir halkın hikâyelerinden bir tanesini okuyan bir insan olduğumuzu düşünerek sanki daha rahat bir bakış açısı yakalayabiliyoruz. Elbette artık benim, sizin, başkalarının ne düşündüğü veya neyi neleri talep ettiğinin çok ötelerine taşınmış durumlar söz konusu. Ancak buraya sınırlarını ve tarzını bizim belirlediğimiz biçimlerde, isimlerde, kimliklerde ait olmayı istemeyen, ve anlaşılan bu itiraz ve ait olmama hissi ülkenin kuruluşuna, belki daha öncelerine dayanan insanların ne şekillerde susturulduğu, işkence yapmanın bir devletin geleneklerinden olup olmadığı, bir ülkenin veya devlet geleneğinin emir veya yasaklarına uymayarak kendisi ve kendi doğası ve özü olmayı istemek gibi gerçekler kitabın başından sonuna dek önümüze konuyor ve aslında şaşırtmıyor tabi, çünkü meşrulaştırmak, oyalamak, göz boyamak yerine yazar Kürtler açısından günlük hayatlarının bir parçası olan şiddeti anlatırken, kendi adıma konuşarak söylersem kimlik sorunu yaşamamış, bu anlamda ezilmemiş ve ayrı bir dil yurdunda yaşayan- amca'nın söylediği gibi, kendilerinin en çok darbe aldıkları yer - bizim gibi insanlara uzaklarda yaşanan bir ızdırap hissi veren herşeyi şu ânımızın, şimdimizin bir parçası yapıyor... Bizim, oradan olmayanların bilmesi, kabul etmesinin dışında kendi yolunu yürüyen bir itirazın söz konusu olduğu, biz istemesek ve kabul etmesek de kendi kendisi olmaya yürüyen bir itiraz ve red olduğu açıkça görülüyor eserde yaşanan herşeyin, zulmün; zira kitaptaki politik kişiler, Amca olsun, hoca olsun ve anlatıcımız olsun, bu durumu, yani bir başkası ve o başkasının ismi değil sadece Kürt olma durumunu çok çok güzel ortaya koyuyor. Politik anlamlarda bilgim eksik olduğu için doğru tespitler yapamam, söyleyemem muhakkak, ama edebiyat anlamında bu derdi dile getirmesi, bu derdi taşıyanları hikâyeleştirmesi, bu kültürü hikâyeye yedirişi anlamında eserin oldukça iyi bir eser olduğunu, dilin ve üslûbun kimbilir ne kıvama, kıvamlara ulaştığını görmek için yazarın öteki kitaplarını da okumak istediğimi söylemem gerek. Kürt edebiyatı için Mehmed Uzun'un önemini hepimiz biliyoruz. Okumayı düşünenlere gönül rahatlığıyla öneriyorum Sen'i.

Bir ses duyuluyor uzaktan, gelin bu sese kulak verelim.
https://youtu.be/faJZeD4TMFs
En sevdiğim seslerden biriyle başlamak istedim yazıma. Hüzünlü bir o kadar da yaşanmışlık kokan bir ses...

Dengbêjlerim!
Dilimin, kültürümün ve en çok da çocukluğumun masallarını süsleyen kadim ses ustalarım. Sizi seven, dinleyen insanların giderek azaldığı bir zamanda size derin bir hasret ve büyük bir aşkla sesleniyorum.Mevsimlerin sizin sesinizle güzelleştiği diyarlara götürün beni. Özlediğim seslere ulaştırın.

Sözün sıcaklığını yitirdiği bu zamanda, seslere ve onların anlattıklarına dair bu yolculukta;
Apê Qado, Evdalê Zeynikê, Alihan, Rıfatê Darê ve son olarak Ehmedê Fermanê Kiki karşılıyor beni. Oturuyorum ve dengbêjlerimin seslerine teslim oluyorum.
Peki dengbêj kimdir, neyi anlatır?
Anadilim Kürtçede deng sestir. Bêj ise sese biçim verendir, sesi söyleyendir. Sese ruh kazandıran, sesi canlı hale getirendir. Sesi meslek edinmiş usta, mekanı ses olmuş insandır.
Dengbêj, sese nefes ve yaşam verendir.
Dengbêj, sesi kelam, kelamı kılam, türkü haline getirendir.
Dengbêj, söyleyendir, anlatandır. s.(11)
Acının coğrafyasında yetişmiş bu ses ustaları, soğuk kış günlerinde insanların dertlerine ortak oluyor, köy köy dolaşıp mesleklerini icra ediyorlardı. Sesleri, çîrokları, destanları ve kelamlarından başka bir şeyleri yoktu. Gittikleri yerlerde onları davet eden zenginlerin yiyeceğinden ve giyeceğinden, ihtiyaçları olduğu kadar alıyorlardı. Evet onlar yoksuldular ama yürekleri cömertti. Gönül zenginlikleri seslerine yansımış, yalın, samimi, sıcak bir o kadar da bizdendiler.
Dengbêjler, bulundukları bölgenin kederini, acısını, hüznünü ve çaresizliğini anlatıyorlardı. Tüm kısıtlamalara, baskılara rağmen sesleriyle, anlattıklarıyla bir dili başka devirlere taşıdılar. Toplumun susmayan sesi, nefesi olmuşlardı.

Şimdi de benim çocukluğumun dengbêjlerine gidelim. Kışın 6 ay sürdüğü, karın yerden kalkmamak için direttiği o soğuk kış gecelerine. O zamanlarda amcamın bize anlattığı hikâye, masal ve destanlar bizim için sonsuz bir güzellikti. Saatlerce dinlerdik, amcam da bizim dinlediğimi görünce heyecanla anlatırdı. Bu anlattığı güzellikler sesler aracılığıyla bize ulaşırdı. Sesin güzelliğini daha çocukken amcamın bize anlattığı bu hikâyelerle tanımıştım. O zamanlar pek anlamazdım ama yine de dinlerdim. Annem bunları her dinlediğinde ağlardı. Neden ağladığını sorduğumda söylemezdi. Yıllar sonra bu sesleri dinlerken neden ağladığını kendim bulmuştum. Bu sesler bizim acılarımızı, çaresizliklerimizi, yaşam mücadelemizi anlatıyorlardı. Sanırım bu seslere bu yüzden bu kadar içten bağlıyım.

Siz de dengbêjlerin sesini duymak istiyorsanız, Mehmed abimin bu eşsiz denemesini mutlaka okuyun.
Yukarıda saydıklarım dışında sesiyle yüreğiyle bu geleneği sürdürmüş olan birkaç güzellik daha sayacağım;
Demir Ali, Mihemed Şêxo, Şakiro, Ayşe Şan, Meryem Xan, Arif Cizrewi ve Delîl Dîlanar.
Son olarak dinlemeye kıyamadığım bu hüzünlü aşk öyküsünü de buraya bırakıp köşeme çekiliyorum.
https://youtu.be/Eb5N-u4kiYU

Bütün İncelemeleri Göster