Mehmet Ali Birand

Mehmet Ali Birand

8.2/10
74 Kişi
·
207
Okunma
·
14
Beğeni
·
1.790
Gösterim
Adı:
Mehmet Ali Birand
Unvan:
Haber Spikeri, Gazeteci, Yazar
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 9 Aralık 1941
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 17 Ocak 2013
Mehmet Ali Birand (d. 9 Aralık 1941; Beyoğlu, İstanbul - ö. 17 Ocak 2013, İstanbul), Türk gazeteci, yazar, köşe yazarı, haber sunucusu, televizyon yapımcısı.

İlk yılları
Mürvet ve İzzet Birand'ın oğlu olan 9 Aralık 1941 gecesi Alman Hastanesi'nde dünyaya geldi. Birand'ın kökeni Elazığ'ın Palu ilçesine dayanmaktadır ve Kürt kökenlidir. Birand, iki yaşındayken babasını kalp krizi nedeniyle kaybetti. İlkokulu Erenköy Zihnipaşa'da tamamladı ve 1955'te Galatasaray Lisesi'nde okumaya başladı. Bu okula, Dışişleri Bakanlığında "küçük bir diplomat" olan dayısının maddi yardımlarıyla gitti. Liseyi 1962'te bitirdi. İstanbul Üniversitesi Filoloji Fakültesinde Fransızca bölümüne girerek eğitimini sürdürdü fakat maddi sorunlardan dolayı devam edemedi.

Kariyeri
Mesleğe 1964 yılının Temmuz ayında Abdi İpekçi'nin vasıtasıyla Milliyet gazetesinde başladı. 1971'de evlendikten sonra 500 dolar maaşla Brüksel'de Milliyet için çalışmaya başladı ve burada yirmi yıl çalıştı. 1974 Kıbrıs Harekatı'nın meydana gelmesiyle sürekli Washington, Atina, Strasbourg'a (Avrupa Konseyi için) gider oldu. Abdi İpekçi'den sonra kısa bir dönem Milliyet'in genel yayın yönetmenliğini yaptı.

1985 yılında TRT 1'de 32. Gün adlı bir aylık haber programı yapmaya başladı. Programda uluslararası ilişkileri ele aldı ve yabancı devlet adamlarını konuk etti. Birand, programı, Avrupa televizyonlarında gördüklerini örnek alarak ve izlediklerinden esinlenerek yaptı. 32. Gün'ün beğenilmesiyle Birand, oldukça tanındı. Can Dündar, Mithat Bereket, Çiğdem Anat, Ali Kırca, Deniz Arman, Cüneyt Özdemir, Rıdvan Akar, Musa Çözen, Talip Korkmaz, Sacit Baydar başta olmak üzere birçok muhabir, kameraman ve teknisyen program için çalıştı.

1986 yılında Sovyetler Birliği yetkililerini ve Milliyet'i ikna edip, Moskova'da da büro açtı. 1988'de Lübnan'ın Beka vadisindeki PKK kampında Abdullah Öcalan ile röportaj yaptı. Bu röportaj, Türkiye'de Öcalan ile yapılan ilk röportajdı ve basılması sonrası Milliyet gazetesi toplatıldı ve yayımlanması yasaklandı. Daha sonraki yıllarda çeşitli belgeseller çekti.

1991 yılının Haziran ayında Birand, ailesiyle birlikte Türkiye'ye geri döndü. İstanbul'a yerleştikten sonra Milliyet'ten Sabah'a geçti ve 32. Gün programını TRT'den Show TV'ye taşıdı. Fakat 28 Şubat sonrası Sabah'tan kovuldu ve Show TV'deki programı da durduruldu. 1997'de Aydın Doğan, kendisine CNN Türk'ün kuruluşunda görev verdi ve bu dönem, Posta gazetesinde yazmaya başladı. CNN Türk'te Manşet adlı günlük siyasi bir talk show yaptı. 2005'te Kanal D Ana Haber Bülteni'nin Genel Yayın Yönetmeni ve bültenin anchor'u oldu. Ocak 2009 hem CNN Türk'ü, hem de Kanal D'nin Genel Yayın Yönetmenliğini üstlendi.

Tartışmalar
Adı, 1996-1997 yıllarında 28 Şubat sürecinde "andıç" adlı belgede geçti. TRT için 32. Gün programını hazırladığı dönemde sahtecilik ve dolandırıcılık iddiası ile hakkında açılan kamu davasından yargılandı ve hüküm giydi. Olayı ortaya çıkaran TRT Teftiş Kurulu raporunda Birand'ın kurumu uğrattığı zarar: 2 milyon Belçika Frangı, 4 milyon 650 bin İtalyan Lireti, 104.100 Fransız Frangı, 34.600 ABD Doları, 28.400 İngiliz Sterlini, 35.360 Avusturya Şilini, 1.558 Alman Markı, 310 İsviçre Frangı olarak belirlenmiştir. Ankara 17. Asliye Ceza Mahkemesi'nin Esas 1994/1315 sayılı kararıyla TRT`yi dolandırmaktan 11 ay 20 gün hapis cezası almıştır. Cezası Yargıtay tarafından da onanan Birand, TRT'nin zararını geri ödemiş ve aldığı hapis cezası paraya çevirilmiştir. Hakkında aynı suçtan açılan ikinci bir davada, mahkemece suçu sabit görülmekle birlikte zaman aşımı nedeniyle dava düşmüştür.

Kişisel hayatı ve ölümü
Milliyet'te çalışırken karşılaştığı Cemre ile evlendi ve evli çift, evlilik sonrası Brüksel'e giderek burada yirmi yıl yaşadı. Çiftin Umur Ali adında bir oğlu oldu. Birand ayrıca Fransızca ve İngilizce bilmekteydi ve aynı zamanda Belçika vatandaşıydı.

Bir süre önce pankreas kanserine yakalanan Mehmet Ali Birand, hastalığı ile ilgili bir seri ameliyat geçirmiş ve kemoterapi görmüştü. Tedavisinin bir parçası olarak safra kesesindeki stentlerin değiştirilmesi için gittiği İstanbul Amerikan Hastanesi'nde yapılan ameliyat sonrasında 17 Ocak 2013 tarihinde yoğun bakımda hayatını yitirmiştir. Sabah saatlerinde medya tarafından verilen ölüm haberi, oğlu ve tedavi gördüğü hastane tarafından yalanlanmış ve Birand'ın yoğun bakım altında olduğu açıklanmıştır. Ancak oğlu Umur Birand saat 19.00'a doğru yaptığı basın açıklaması ile Birand'ın, 18.29 sıralarında vefat ettiğini açıklamıştır.
Hüsamettin Cindoruk (TBMM Başkanı): siyasetçinin görevi devletle, devlet kurumunun ajanlarıyla kavga etmek değil, uzlaşmaktır. Kendi bilgisi varsa o bilgisini test edecektir. O kurumları da görmezlikten gelemez. Benim sayın çiller de gördüğüm, o kurumları küçük görme duygusudur. Bazı bilim adamlarımız da da bu vardır. “Ah ben bu işe bir el koysam, şunu yapsam...” orada ki mukavemetleri bilemezler. Orada siyasetin getirdiği başka birikimler vardır, ekonomik göstergeler vardır, gerçeklik vardır, gereklilik vardır. Türkiye de siyaset zaman zaman bu hataya düşmüştür.
Şevket Kazan (RP kocaeli milletvekili): Erbakan Hoca’nın bir ifadesi var: “Bizim İnanlarımız var, diğer partilerin seçmenleri var.”
Sonunda beş dakikalık ziyaret tam dört saat sürdü. Bu dört saat içinde Atatürk, bir paket Gazi sigarası ve dört fincan kahve içti. O dört saat Adnan Menderes’in hayatının akışını değiştiren dört saat oldu. Atatürk Aydın’dan ayrılırken Menderes’ten konuştuklarına dair bir rapor istedi. Yanındakilere de Adnan Bey’i övdü: “Bugün konuştuğum genç, dikkate değer bir insandır.”
insanoğlu garip bir yaratık. Geriye dönüp, nereden nereye geldiğine pek bakmaz. Övüldükçe, alkışlandıkça kendine güveni artar
ve her şeyin en iyisini sadece kendisinin bildiğini sanır. Gitme zamanını, değişiklik zamanının geldiğini göremez veya kabul
etmez. Oysa toplumlar, altı dibine kadar açılmış ateşte kaynatılan su gibidirler. Isı arttıkça, buhar dışarı çıkmaya çalışır. Delik bulamazsa, kapağını fırlatır.
Fikri sağlar (Kültür bakanı): 17 şubatta Eşref Bitlis ölüyor, uçağı düşürülüyor. Bugün hala ölümü şaibeli. Dönemin genelkurmay başkanı Doğan Güreş dosyayı hemen kapatıyor. Olay yerine ilk gelen de Cem Ersever, JİTEM’in kurucularından ve daha sonra ölen kişilerden. Uğur Mumcu suikastı, Eşref Bitlis cinayeti, Özal’ın ölümü, PKK’nın ateşkesi bozması, arkasından İnönü’nün haziranda siyaseti bırakacağı ilanı, ardından Tansu Çillerin Başbakan olması, Sivas olayları, doğan güreşin çalışma odasında bir tarafı Atatürk bir tarafı tansu çiller kesilmiş resmî önünde “ çiller tak diye emir verir, ben şak diye yaparım” meşhur sözü... bunların arkasında faili meçhul cinayetlerin artması. Baktığınız zaman yeni bir dönemin başladığını görüyorsunuz. Bunlar üst üste geldiği zaman tesadüf müdür, tartışılır.
Dönemin, ipten dönen Cumhurbaşkanı Celal Bayar ayrıca idam edilen başbakanı Adnan Menderes, Dış işleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye bakanı Hasan Polatkan. Yükselişleri ve kaybedişlerinin o döneme tanık olan insanların anlatımıyla destekli rehber bir kitap.

Yine üç idam cezası yine üç utanç. Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan'ın neden idam edildiklerini anlamamıştım. Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu'nun da neden idam edildiklerini anlamadım. İdamı gerektirecek kadar büyük bir suç göremedim.

Süleyman Demirel'in üç idam bizden üç idam sizden diye nitelendirdiği Türkiye yakın tarihinin ve insanlığın altı sıfır kaybettiği olayların sağ cenahı kısmı. Sol cenahla ilgili fazlaca kitap okudum. Biraz da olaya sağdan bakmak istedim. Umarım hep kardeşçe yaşar ülkemiz.
12 eylül faşizmi 1960 yılı 27 mayıs devriminin ülkemize getirdiği kırıntıda olsa 61 anayasasını ve beraberindeki kırıntı özgürlükleri yok etmek için yerli yabancı para babaları tarafından abd eliyle tezgahlanmış faşist bir darbedir. Bu faşist darbe yüzlerce gencin hayatını çalmış yüzbinler ce insanın baskı işkence ve zülüm görmesine neden olmuştur.Bu darbe ile işçi hakları budanmış sendikalar kapatılmıştır suçsuzluğu masumluğu gün gibi ortada olan Erdal Eren gibi onlarda ilerici yurtsever idam edilerek katledilmiştir .. halk üzerinde yıllarca süren baskılar ve günümüze dek gelmiş gerici faşist yasalar hala halka zulum etmektedir
Yakın Tarihimiz hakkında ne biliyoruz?Ve şu an gündemin ve ülkemizin siyasi tarihini yeniden yazan 28 Şubat hakkında?

M.Ali Birand yine o objektif olmaya çalışan demokrat solcu kimliğini yansıtsa da bence değerli bir kitap.Özellikle benim gibi siyaset ve yakın tarih meraklıları için...
Yıllarca osmanlı tarihini dinlemekten bıktıysanız ve birazda kendi yakın tarihimi öğrenmek istiyorum diyorsanız Rahmetli Mehmet Ali Brandin yazdığı bu kitabı ve belgesellerini izlemenizi tavsiye ederim. Çok akıcı ve güzel.
Hayatımda en etkilenerek okuduğum kitaplar arasındadır.Soluksuz iki günde bitirdim..Siyasi gücün örümcek ağı kadar zayıf, siyasetin bir düzmece , halkın bir iradesiz kukla olduğunu hissettirmiştir bana.. Gözyaşlarına boğularak ve yüreğim sıkılarak okudum..Ve bence herkesin okuması gereken bir kitap.
90'ların o büyük çatışma ortamında böyle bir kitap çıkabilmiş. içeriğinden bağımsız konuşuyorum. öyle çok cesur bir kitap filan değil aslında. gayet orta yolcu klasik bir birand kitabı. ama insan yine de bugüne bakıp kederleniyor biraz. sanki o yıllar hiç yaşanmamış gibi bir zaman dilimindeyiz. eski ve artık bayatlamış söylemler sanki yeni bir şeymişçesine dolaşıma sokuluyor. müthiş bir vasatlık ve cehalet. bu kitap beni sadece öfkelendirdi bu sebeple. öyle pek bilmediğim bir şeye rastlamadım. a tek bir şey: youtube'da dolaşımda olan öcalan birand röportajı'nda apo'nun sürekli burnunu çekmesinin sebebi öyle koko filan değilmiş. röportajdan bir kaç gün önce, suriye polisince göz altına alınmış ve orada nezle olmuş. bundan dolayı yani
Dikkat spoiler içerir.
Araştırmacı gazeteci olan yazarın 12 Eylül 1980 askeri darbesinin nasıl geliştiğini aşama aşama, belgelere ve o dönemi yaşamış önemli insanların ifadelerine dayanarak anlattığı önemli bir araştırma eseri. Fahri Korutürk'ün Kara Kuvvetleri Komutanlığına Ali Fethi Esener'i atamak istememesi yüzünden 3 komutanın emekliye ayrılması ve Ege ordu komutanı Kenan Evren'in Kara Kuvvetleri Komutanı olması ile sürecin başladığını anlatıyor. Sonrasında Milliyetçi Cephe döneminde yaşananlardan sonra askerin Ecevit'i istemesi ama CHP döneminin de yaralara merhem olmamasından dolayı askerin siyasilere beslediği güvensizlik, sıkıyönetim olmasına rağmen askere yetki verilmemesi sebebiyle ülke çapında yaşanan anarşi ve kuvvet komutanlarının bu durumdan rahatsız olması anlatılıyor. Sonrasında ekonominin kötüye gitmesi ve hükümetlerin IMF ile anlaşmak istememesi, Sovyetler'in Afganistan'ı işgali ve Humeyni ihtilalinden sonra Türkiye'nin ABD NATO ve Avrupa için öneminin artması ve istikrarının zorunlu hale gelmesinin ihtilalin sebebi olduğu anlatılıyor. AP CHP koalisyonunun kurulamaması, MSP'nin çekimser tavrı, Demirel'in erken seçim isteği, yasaların çıkmaması, Cumhurbaşkanı seçilememesi, askerin uyarı mektubuna rağmen bir şey yapılmaması, 24 Ocak kararlarının uygulanmasında yaşanan güçlükler ve diğer sebeplerden dolayı Bayrak harekatı tarihinin 11 Temmuz'dan 12 Eylüle çekilmesi anlatılıyor. Ve sonunda darbenin gerçekleştirilmesi, önce Feyzioğlu'nun sonra da Bülent Ilısu'nun başbakanlığa düşünülmesi, yurt dışında darbeye verilen tepkiler, vekil cumhurbaşkanı Çağlayangil'in tutumu, Türkeş'in bir asteğmen vasıtasıyla darbeyi öğrenip ortadan kaybolması ve diğer gelişmeler anlatılıyor. O dönemle ilgilenenlerin mutlaka okuması gereken kitaplardan biri.
26 Mayıs gecesi Harp Okulu’nda ihtilal için böyle yemin edildi. İhtilalin gecesi başlıyordu. Menderes Eskişehir’de, Bayar Ankara’da
uykuya çekilirken, tanklar ağır ağır meydanlara yürüyordu.
10 yıl önce bir Mayıs gecesi sandıkla iktidarı alan Demokrat Parti, 10 yıl sonra yine bir Mayıs gecesi silahla devrilecekti. 26 Mayıs
gecesi sadece bir iktidarın değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin kaderinin değiştiği bir gece oldu.
Sinei millet lafı iste ilk kez o gün gündeme geldi. Yani iktidar ve Meclis tanınmayacak milletin sinesine dönülecek ve muhalefet bir halk hareketine dönüştürülecekti
1940'lı yılların ortaları Türk siyasi tarihinde hem dış hem de iç politikada önemli değişim rüzgarlarının estiği bir dönem olması nedeniyle bir dönüm noktası olma niteliğini taşır. 1945 yılında II. Dünya Savaşının bitmesi ve 1947 yılında Soğuk Savaşın başlamasıyla birlikte Türk dış politikası dünyadaki değişen dengelerden oldukça etkilendi. Öyle ki, Mustafa Kemal'in bağımsız devlet temelli dış politikası, bu dönemde Sovyet tehdidi nedeniyle Batı odaklı ve dışa bağımlı bir hal aldı. Elbette 1940'lı yılların ortalarında değişen tek şey dış politika değildi, zira iç politikada köklü değişim rüzgarları esiyordu ve tarih 1946 yılını gösterdiğinde, Türk siyasi tarihinde yeni bir perde aralanacak ve ilerleyen yıllarda siyaset sahnesinde Demirkırat şahlanacaktı!

Her şey 1945 yılının başlarında mecliste Çiftçiyi Topraklandırma Reform Tasarısı ile başladı ve haftalarca sürecek tartışmaların fitili böylelikle ateşlenmiş oldu. Cumhuriyet Halk Partisi içindeki bazı mebuslar bu tasarıya şiddetle karşı çıkıyor ve bunu hem ekonomik, hem de anayasal olarak eleştiriyordu. Onlara göre şayet bu tasarı meclisten geçerse ekonomik olarak üretimi her yönden negatif etkileyecekti, öte yandan tasarı anayasadaki özel mülkiyet ilkesinin doğrudan ihlali demekti. Tarih Haziran 1945'i gösterdiğinde tasarı meclisten geçti ancak, parti içindeki dört mebus tarihe Dörtlü Takrir olarak geçecek önergeyi meclise sundu. İsmet Paşa'ya atıfta bulunan bu önergenin altında parti içindeki muhalif dört mebusun imzası vardı: Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Fuad Köprülü. Tarih 1945'li yılların sonuna geldiğinde Refik Koraltan, Adnan Menderes ve Fuad Köprülü partiden ihraç edilirken, Aralık 1945'te Celal Bayar partiden istifa etti. Dörtler, Türk siyasi tarihinde köklü değişimlerin yaşanacağı partiyi Ocak 1946 yılında resmi olarak Türk siyasi hayatına kazandırdı: Demokrat Parti.
Şüphesiz ki, Demokrat Parti'yi Türk siyasi tarihinde böyle özel ve önemli kılan nokta cumhuriyetin erken yıllarında denenen iki çok partili hayata geçiş denemesinin aksine (1924'te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve 1930'da Serbest Cumhuriyet Fırkası), resmi ve kalıcı olarak demokrasi ve çok partili hayata geçişin sembolü olmasında yatıyor. İsmet Paşa'nın her zaman dile getirdiği gibi, siyasette muhalif bir parti ihtiyacı ve beklentisi böylelikle hayata geçmiş oldu. 1946- 1950 yılları Türk siyasi tarihinde demokratik geçiş sürecini kapsamaktadır. Bu süreçte Demokrat parti hızlı bir şekilde yükselecek ve halkı yakalayacaktır. En nihayetinde tarih 1950 genel seçimlerine geldiğinde, Demokrat Parti, cumhuriyetin ilanından bu yana CHP'nin 27 yıllık tek parti saltanatını yıkarak 10 yıl boyunca sürecek altın çağına ilk adımı atacaktır atmasına ama, bu hızlı yükseliş aynı hızla şahlanan Demirkırat'ı 1960 darbesiyle alaşağı edecektir. Kendisini cumhuriyetin ve Atatürk'ün ilke ve inkılaplarının koruyucusu olarak gören ordu, 1950'li yılların sonlarında DP'nin laiklik ilkesini tehdidi nedeniyle 27 Mayıs 1960'ta yönetime el koyacak ve Türk siyasi tarihinde yeni bir dönemin sembolü olan Demokrat Parti, Türk siyasi tarihinde yeni bir perde aralayacaktır: Darbe!

Mehmet Ali Birand, Can Dündar ve Bülent Çaplı'nın ortak çalışması belgesel anlatı türündeki Demirkırat, Türkiye'nin demokrasi ve çok partili hayata geçiş sürecini hem merkez sağ, hem de merkez soldan dönemi deneyimlemiş tanıkların ağzından tarafsız bir şekilde okuruna sunan nefis ve bir o kadar da sağlam bir çalışma diyebilirim. Demirkırat, Türk siyasi tarihinde önemli bir yere sahip Demokrat Parti'nin oluşumunun, şahlanışının ve düşüşünün, darbenin ayak sesleriyle birlikte darbe ve infaz sürecinin öyküsünü içerirken, aynı zamanda partinin Türk siyasi tarihindeki dönüm noktası olma niteliğinin daha iyi kavrayabilmek adına 1930'lu yıllarda Serbest Cumhuriyet Fırkası'na da değinmeyi ihmal etmiyor; velhasıl 1930-1960 yılları arasındaki 30 yıllık süreci dolu dolu biçimde sayfalarında barındırıyor.
Her bir satırında bilgiye doyacağınız bu değerli çalışmayı siyaset ve dönem kitabı severlerin mutlaka kitaplıkları ile birlikte gönül kitaplıklarında da ağırlamalarını ve okuduktan sonra beraberindeki belgesel DVD'si ile Türk siyasi tarihinin 30 (hatta infaz sürecini de içermesi ve 1961 yılına da bir miktar değinmesi nedeniyle 31) yılını görsel olarak da taçlandırmalarını şiddetle tavsiye ediyorum. Kitabınız bol, keyfiniz daim olsun

Yazarın biyografisi

Adı:
Mehmet Ali Birand
Unvan:
Haber Spikeri, Gazeteci, Yazar
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 9 Aralık 1941
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 17 Ocak 2013
Mehmet Ali Birand (d. 9 Aralık 1941; Beyoğlu, İstanbul - ö. 17 Ocak 2013, İstanbul), Türk gazeteci, yazar, köşe yazarı, haber sunucusu, televizyon yapımcısı.

İlk yılları
Mürvet ve İzzet Birand'ın oğlu olan 9 Aralık 1941 gecesi Alman Hastanesi'nde dünyaya geldi. Birand'ın kökeni Elazığ'ın Palu ilçesine dayanmaktadır ve Kürt kökenlidir. Birand, iki yaşındayken babasını kalp krizi nedeniyle kaybetti. İlkokulu Erenköy Zihnipaşa'da tamamladı ve 1955'te Galatasaray Lisesi'nde okumaya başladı. Bu okula, Dışişleri Bakanlığında "küçük bir diplomat" olan dayısının maddi yardımlarıyla gitti. Liseyi 1962'te bitirdi. İstanbul Üniversitesi Filoloji Fakültesinde Fransızca bölümüne girerek eğitimini sürdürdü fakat maddi sorunlardan dolayı devam edemedi.

Kariyeri
Mesleğe 1964 yılının Temmuz ayında Abdi İpekçi'nin vasıtasıyla Milliyet gazetesinde başladı. 1971'de evlendikten sonra 500 dolar maaşla Brüksel'de Milliyet için çalışmaya başladı ve burada yirmi yıl çalıştı. 1974 Kıbrıs Harekatı'nın meydana gelmesiyle sürekli Washington, Atina, Strasbourg'a (Avrupa Konseyi için) gider oldu. Abdi İpekçi'den sonra kısa bir dönem Milliyet'in genel yayın yönetmenliğini yaptı.

1985 yılında TRT 1'de 32. Gün adlı bir aylık haber programı yapmaya başladı. Programda uluslararası ilişkileri ele aldı ve yabancı devlet adamlarını konuk etti. Birand, programı, Avrupa televizyonlarında gördüklerini örnek alarak ve izlediklerinden esinlenerek yaptı. 32. Gün'ün beğenilmesiyle Birand, oldukça tanındı. Can Dündar, Mithat Bereket, Çiğdem Anat, Ali Kırca, Deniz Arman, Cüneyt Özdemir, Rıdvan Akar, Musa Çözen, Talip Korkmaz, Sacit Baydar başta olmak üzere birçok muhabir, kameraman ve teknisyen program için çalıştı.

1986 yılında Sovyetler Birliği yetkililerini ve Milliyet'i ikna edip, Moskova'da da büro açtı. 1988'de Lübnan'ın Beka vadisindeki PKK kampında Abdullah Öcalan ile röportaj yaptı. Bu röportaj, Türkiye'de Öcalan ile yapılan ilk röportajdı ve basılması sonrası Milliyet gazetesi toplatıldı ve yayımlanması yasaklandı. Daha sonraki yıllarda çeşitli belgeseller çekti.

1991 yılının Haziran ayında Birand, ailesiyle birlikte Türkiye'ye geri döndü. İstanbul'a yerleştikten sonra Milliyet'ten Sabah'a geçti ve 32. Gün programını TRT'den Show TV'ye taşıdı. Fakat 28 Şubat sonrası Sabah'tan kovuldu ve Show TV'deki programı da durduruldu. 1997'de Aydın Doğan, kendisine CNN Türk'ün kuruluşunda görev verdi ve bu dönem, Posta gazetesinde yazmaya başladı. CNN Türk'te Manşet adlı günlük siyasi bir talk show yaptı. 2005'te Kanal D Ana Haber Bülteni'nin Genel Yayın Yönetmeni ve bültenin anchor'u oldu. Ocak 2009 hem CNN Türk'ü, hem de Kanal D'nin Genel Yayın Yönetmenliğini üstlendi.

Tartışmalar
Adı, 1996-1997 yıllarında 28 Şubat sürecinde "andıç" adlı belgede geçti. TRT için 32. Gün programını hazırladığı dönemde sahtecilik ve dolandırıcılık iddiası ile hakkında açılan kamu davasından yargılandı ve hüküm giydi. Olayı ortaya çıkaran TRT Teftiş Kurulu raporunda Birand'ın kurumu uğrattığı zarar: 2 milyon Belçika Frangı, 4 milyon 650 bin İtalyan Lireti, 104.100 Fransız Frangı, 34.600 ABD Doları, 28.400 İngiliz Sterlini, 35.360 Avusturya Şilini, 1.558 Alman Markı, 310 İsviçre Frangı olarak belirlenmiştir. Ankara 17. Asliye Ceza Mahkemesi'nin Esas 1994/1315 sayılı kararıyla TRT`yi dolandırmaktan 11 ay 20 gün hapis cezası almıştır. Cezası Yargıtay tarafından da onanan Birand, TRT'nin zararını geri ödemiş ve aldığı hapis cezası paraya çevirilmiştir. Hakkında aynı suçtan açılan ikinci bir davada, mahkemece suçu sabit görülmekle birlikte zaman aşımı nedeniyle dava düşmüştür.

Kişisel hayatı ve ölümü
Milliyet'te çalışırken karşılaştığı Cemre ile evlendi ve evli çift, evlilik sonrası Brüksel'e giderek burada yirmi yıl yaşadı. Çiftin Umur Ali adında bir oğlu oldu. Birand ayrıca Fransızca ve İngilizce bilmekteydi ve aynı zamanda Belçika vatandaşıydı.

Bir süre önce pankreas kanserine yakalanan Mehmet Ali Birand, hastalığı ile ilgili bir seri ameliyat geçirmiş ve kemoterapi görmüştü. Tedavisinin bir parçası olarak safra kesesindeki stentlerin değiştirilmesi için gittiği İstanbul Amerikan Hastanesi'nde yapılan ameliyat sonrasında 17 Ocak 2013 tarihinde yoğun bakımda hayatını yitirmiştir. Sabah saatlerinde medya tarafından verilen ölüm haberi, oğlu ve tedavi gördüğü hastane tarafından yalanlanmış ve Birand'ın yoğun bakım altında olduğu açıklanmıştır. Ancak oğlu Umur Birand saat 19.00'a doğru yaptığı basın açıklaması ile Birand'ın, 18.29 sıralarında vefat ettiğini açıklamıştır.

Yazar istatistikleri

  • 14 okur beğendi.
  • 207 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 174 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.