Mehmet Deveci

Mehmet Deveci

7.9/10
77 Kişi
·
230
Okunma
·
68
Beğeni
·
10.026
Gösterim
Adı:
Mehmet Deveci
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Gaziantep, 1974
1974’ün bir güz ayında, G. Antep’in İslahiye ilçesinde doğdu
Yazmaya ilkokulda başladı.

Sonra babasının bakkal dükkânındaki veresiye defterinde devam etti.

Okul tatillerinde; bakkal, tüpçü, mobilyacı ve ayakkabı mağazalarında çalıştı.

Bir dönem annesine de pay vererek dolapta dondurduğu eskimoları mahalle aralarında satarak ticarete atıldı. Yaz aylarında hiç bağırmadan sessizce simit sattı.

Okul çıkışlarında ideali olan futbolcu olma idmanları ile babasının bakkalı arasında gidip geldi.

İmam – Hatip Lisesi yıllarında, matematik defterinin arka sayfasına hayatın özüne dair afişe sözler karalamaya başladı.
Kompozisyon derslerinde şehrin en yeşil alanlarının mezarlıklar olduğunu, mahalle aralarını ve şehir yollarının çamurlarını anlattığı yazısı öğretmenleri tarafından eleştiri alıp, öğrenci arkadaşları tarafından beğeni topladı.

Okul etkinliklerinde sesi gür çıktığı için şiirler okudu.

Ders süresinin bittiği fakat vaktin henüz bitmediği kısa sürelerde öğretmenleri tarafından kaldırılıp tek kişilik gösteriye zorlanıp içinden ne geliyorsa anlatması sağlandı.

Dernek ve vakıf bünyesinde çıkardıkları duvar gazeteleri ve bültenlerinde kendince bir şeyler karalamaya başladı.

Bir süre yerel bir radyoda program yaptı.

Bir dönem amatör olarak tiyatroculuk yaptı. İskilipli Atıf’ı canlandırıp şehit oldu, Amerikan askerini canlandırıp sakız çiğnedi ve mahalle düğünlerinde evlerin damlarına kurdukları sahnelerde mezar notları kitabındaki “deli hoca” rollerini oynadı.

Bir süre pazarcılık yaptı.

Yazı serüveni askere gittiğinde günlük ve mektuplar ile devam etti.
Bilkent arkeoloji ve sanat tarihi ile başlayan üniversite hayatını kader kısmet kontenjanından hep yarıda bıraktı.

Evlendi. İki kız ve bir oğul sahibi oldu.

Çeşitli dernek ve vakıflarda yöneticilik yaptı.
İnternet medyacılığının yoğunlaştığı dönemlerde birçok sitede hayatın özüne dair yazılar yazmaya başladı. Kimi zaman bir dilenciyi, kimi zaman sokak aralıklarında unutulmuş sade yüzleri, kimi zaman da bir kenarda unutulmuş ağacı yazıp bitkilerle konuştu.

Sosyal medyada bu kadar yazar ve şairin bulunduğunu bilmeden bir kaza ve ısrarlar sonucu yazılarını burada da paylaşmaya başladı.

Yazılarının altına ismini ilk “med” olarak yazdı. Daha sonra bir dostunun tavsiyesi ile gerçek ismini kullanmaya başladı.

Rabbinin karşısına çıkardığı güzel yüreklerle buradaki çalışmalarına devam etti.

İlk kitabı ve ilk baskısı kısa sürede biten “Yazının Şahitliği,” bunca anlatılan özgeçmişinde yaşadığı, biriktirdiği, duyduğu, ağladığı, düşündüğü şeylerin kitabı olarak okuruyla buluştu.

İkinci kitabı “Bizimkiler” ile yazım hayatına devam etti.

Hiç farkında olmadan söyleyip bir yerlere karaladığı “Yazının Şahitliği Elimizden Tutsun Diye” sözü, yazılarının niyeti ve sloganı oldu.

Şimdilerde TYBG Şubesi Üyesi ve baskıya hazır birçok kitap projesi var.

Düşünerek, hüzünlenerek, susarak, yazarak, namaz kılarak, çay içerek, yürüyerek, kırılarak, alınarak, sinirlenerek, denk geldiği yerde ağlayarak hayatına devam ediyor.

Ölünce cennete gitmek, Rabbine sunabilecek bir yüz hazırlamak ve ardından gelecek iyi şeyler bırakmak en büyük ideali.

(Yazar hakkındaki bu bilgiler Mehmet Deveci'nin kendi adına açılmış olan siteden alınmıştır.)
Okuduğun bazı kitaplar seni dinler,
seninle konuşur,
sana cevap verir,
gözyaşlarını siler,
yol gösterir ve seninle birlikte susar...
Birlikte konuşabileceğin bir yığın insan varken etrafında, beraber gönül inşirahı ile susabileceğin insan sayısı oldukça azdır.
Bu yüzden susmak; sade, zarif ve azdır..
Okuduğum onca kitap ve konuştuğum bir çok kelime bana, susmanın en büyük ilaç olduğunu öğretti.
Kudüs derdiyle dertlenen bir yazarın ziyaret öncesinden başlayıp ziyaret sırasında yaşadıklarını, hissettiklerini kaleme aldığı güzel bir kitap.
Deneme tarzında bir solukta okunan çok hoş bir anlatımı var.
Hele de Kudüs ve Mescid-i Aksa'yı ziyaret ettikten sonra okunursa insan sanki yeniden hissedip, yeniden yaşıyor gibi canlanıyor her şey gözünde .
Yeniden tüm hücrelerine kadar öfkeyle doluyor kutsal topraklarımıza bunları reva görenlere. Yeniden kendini hesaba çekip ben nasıl olurda onların üretip bana pazarladığı en ufak bir şey de dahil olmak üzere onların ürünlerini hâlâ alabiliyorum, diyor.
Tavsiye edilir...
"Yüreğimize düşen en seçkin ağrıdır Kudüs..."

Sanki Kudüs'e gitmişsiniz de orayı geziyormuşcasına his uyandıran bir kitap...

"Kudüs düşerse;
Mekke düşer,
Medine düşer,
İstanbul düşer,
Biz düşeriz..."
Ve kitap bitmiştir.
Usulca kapatır kapağı.
Ama hemen bırakamaz elinden.
Gözleri arka kapağındadır.
“Bitirdin değil mi?” diye bir ibareye takılır gözü. Okumaya devam eder sonra:
“Kapağını kapadığın her şey bitti sanıyorsun, değil mi?
Tıpkı göz kapaklarını kapatıp görmemeye çalıştığın gibi.
Hayır!
Asıl okumaya o zaman başlarsın.
Yarım kalmış cümleleri, söylenemeyen sözleri…
Yazılmamış ama hissettirilmiş duygular yakandan tutmuştur bir kere.
Artık kapattığın tüm kapaklar bu okumaları bitiremez.
Yarım kalmış bir cümlesindir.
Bir ömür karşılaştığın her şeyde bir parça karşına çıkan şemsiyeli bir adam…
Ansızın yakalandığın yağmur…
Öylesine dinlediğin bir türkü…
İzlediğin bir dizi…
Yüreğine yüreğine vurur kendini.
Çünkü hâlâ okuyorsundur.
Hem de yüreğin kekeleye kekeleye…"

Kitapın arkasında bulunan bu kısm hoşuma gittiği için incelemeye bunu yazmak istedim .
Beğendiğim kısım olsada begenmedigim kısımlarda oldu .Dogruyu anlatmaya çalışırken bunu yanlıs bir yoldan anlatılmıs kısımlarda var . Kitabı hediye eden Zehra kardesimede çok teşekkür ederim ..
Yer yer çok güzel islami açıdan sözler yazılmış olsa da beni rahatsız eden bazı kısımlar da oldu. Yazar sevdiceğiyle bilet alıp filme gitmekten ve abdest almaktan bahsediyor. Haram sevda ile helal hayatı bir araya getirmiş. Onun dışında yine de tam puan veremicem çünkü beni fazlasıyla tatmin edemedi.
Kitap herkesin seveceği tarzda değil . Okurken sıkılabilirsiniz bu tarz sevmiyorsanız eğer .
Kendi hayatındaki tanıdığı insanları anlatmış .
Ben sevdim bazı yerlerde sıkılsamda bazı yerler çok etkiledi .
Mehmet Deveci, bir hayır kermesinde Özlemek Güzel kitabıyla tanıştığım sonrasında bir kitap fuarında Ey Kudüs kitabımı imzalayan, kısacık bir sohbet etme imkanı bulduğum, kitaplarını okudukça daha çok okuyasım gelen bir yazar.

Ey Kudüs!
Yazar Kudüs'ü öyle güzel resmetmiş ki hep içimde olan Kudüs'ü ziyaret etme sevdası daha bi alevlendi. Şuur, ümmet, ( gerçek )kardeşlik, görev gibi kavramları derinden anlamamı sağladı bu kitap.
Akıcı ve sade bir dili olan kitap, insanı bir Kudüs yolculuğuna çıkarıyor.
Ben kitabı okurken Kudüs için yapmadıklarımızı düşündüm... Etmediğimiz dualar, muhabbet ortamlarımızda ilk kıblemizi anmadan dağılmalarımız, sesini duymadığımız bize madden ve manen ihtiyacı olan kardeşlerimiz ve dahası.
Bir de işgalci İsrail... ( Zalimler için yaşasın cehennem!) Nefretim daha da arttı onlara karşı.

Ben çok severek okudum bu kitabı, sizlere de okumanızı tavsiye ederim.

Özgür Kudüs Duasıyla.
Kudüs ile ilgili kitap okumayı o kadar çok severim ki. Kimi zaman hüzün dolar içim kimi zaman öfke, kimi zaman hasret... Her duygunun adı gibi Kudüs. Kendi gibi karmakarışık ediyor insanın duygularını da... Farklı bir coğrafya Kudüs, üç semavi dinin beldesi.

Lakin orada bir siyonizm belası var! Durmadan kan akıtan, kardeşlerimizi hapishanelere atan... Zorla bir şeylere sahip olmaya çalışan, yakan, yıkan bir bela!..

Ruhum dinlendi. Ben gitseydim oralara aynı böyle hissedermişim gibi geldi. Rabbim nasip eylesin bana da o topraklarda hakkı ile bulunmayı...
her bir deneme, sanki sizin hayatınızın yaşanmış bir kesiti için yazılmış. her bir denemede, kendi yaşantınızdan bir kırıntı buluyorsunuz adeta..yazarın betimlemeleri zaten muazzam.iki yıldır kitaplığımda duran bu kitabı daha önce neden okumadım diye pişmanlık duydum.şimdi Mehmet Deveci' nin diğer kitaplarını hemen alıp okumakta sıra.
Beğenmedim. Ama yine emeğe saygı tarafındayım. Çok fazla yazım yanlışıyla dolu. Okurken sıkılarak okudum ama yarıda da bırakmak istemedim.
Takriben 5-6 yıl evvel bu yazarın hayranıydım. Ama bu eser benim için tam bir hayal kırıklığı oldu. Umduğumun yanında biraz hafif kaldığını gördüm. Geçen zaman içinde ya benim beklentim değişti ve yahut yazarı olduğundan farklı görmüşüm.
Yinede kıymetli yazarın emeğine yüreğine sağlık.

Yazarın biyografisi

Adı:
Mehmet Deveci
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Gaziantep, 1974
1974’ün bir güz ayında, G. Antep’in İslahiye ilçesinde doğdu
Yazmaya ilkokulda başladı.

Sonra babasının bakkal dükkânındaki veresiye defterinde devam etti.

Okul tatillerinde; bakkal, tüpçü, mobilyacı ve ayakkabı mağazalarında çalıştı.

Bir dönem annesine de pay vererek dolapta dondurduğu eskimoları mahalle aralarında satarak ticarete atıldı. Yaz aylarında hiç bağırmadan sessizce simit sattı.

Okul çıkışlarında ideali olan futbolcu olma idmanları ile babasının bakkalı arasında gidip geldi.

İmam – Hatip Lisesi yıllarında, matematik defterinin arka sayfasına hayatın özüne dair afişe sözler karalamaya başladı.
Kompozisyon derslerinde şehrin en yeşil alanlarının mezarlıklar olduğunu, mahalle aralarını ve şehir yollarının çamurlarını anlattığı yazısı öğretmenleri tarafından eleştiri alıp, öğrenci arkadaşları tarafından beğeni topladı.

Okul etkinliklerinde sesi gür çıktığı için şiirler okudu.

Ders süresinin bittiği fakat vaktin henüz bitmediği kısa sürelerde öğretmenleri tarafından kaldırılıp tek kişilik gösteriye zorlanıp içinden ne geliyorsa anlatması sağlandı.

Dernek ve vakıf bünyesinde çıkardıkları duvar gazeteleri ve bültenlerinde kendince bir şeyler karalamaya başladı.

Bir süre yerel bir radyoda program yaptı.

Bir dönem amatör olarak tiyatroculuk yaptı. İskilipli Atıf’ı canlandırıp şehit oldu, Amerikan askerini canlandırıp sakız çiğnedi ve mahalle düğünlerinde evlerin damlarına kurdukları sahnelerde mezar notları kitabındaki “deli hoca” rollerini oynadı.

Bir süre pazarcılık yaptı.

Yazı serüveni askere gittiğinde günlük ve mektuplar ile devam etti.
Bilkent arkeoloji ve sanat tarihi ile başlayan üniversite hayatını kader kısmet kontenjanından hep yarıda bıraktı.

Evlendi. İki kız ve bir oğul sahibi oldu.

Çeşitli dernek ve vakıflarda yöneticilik yaptı.
İnternet medyacılığının yoğunlaştığı dönemlerde birçok sitede hayatın özüne dair yazılar yazmaya başladı. Kimi zaman bir dilenciyi, kimi zaman sokak aralıklarında unutulmuş sade yüzleri, kimi zaman da bir kenarda unutulmuş ağacı yazıp bitkilerle konuştu.

Sosyal medyada bu kadar yazar ve şairin bulunduğunu bilmeden bir kaza ve ısrarlar sonucu yazılarını burada da paylaşmaya başladı.

Yazılarının altına ismini ilk “med” olarak yazdı. Daha sonra bir dostunun tavsiyesi ile gerçek ismini kullanmaya başladı.

Rabbinin karşısına çıkardığı güzel yüreklerle buradaki çalışmalarına devam etti.

İlk kitabı ve ilk baskısı kısa sürede biten “Yazının Şahitliği,” bunca anlatılan özgeçmişinde yaşadığı, biriktirdiği, duyduğu, ağladığı, düşündüğü şeylerin kitabı olarak okuruyla buluştu.

İkinci kitabı “Bizimkiler” ile yazım hayatına devam etti.

Hiç farkında olmadan söyleyip bir yerlere karaladığı “Yazının Şahitliği Elimizden Tutsun Diye” sözü, yazılarının niyeti ve sloganı oldu.

Şimdilerde TYBG Şubesi Üyesi ve baskıya hazır birçok kitap projesi var.

Düşünerek, hüzünlenerek, susarak, yazarak, namaz kılarak, çay içerek, yürüyerek, kırılarak, alınarak, sinirlenerek, denk geldiği yerde ağlayarak hayatına devam ediyor.

Ölünce cennete gitmek, Rabbine sunabilecek bir yüz hazırlamak ve ardından gelecek iyi şeyler bırakmak en büyük ideali.

(Yazar hakkındaki bu bilgiler Mehmet Deveci'nin kendi adına açılmış olan siteden alınmıştır.)

Yazar istatistikleri

  • 68 okur beğendi.
  • 230 okur okudu.
  • 8 okur okuyor.
  • 161 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları