Mehmet Eroğlu

Mehmet Eroğlu

Yazar
8.1/10
117 Kişi
·
393
Okunma
·
37
Beğeni
·
4.633
Gösterim
Adı:
Mehmet Eroğlu
Unvan:
Türk Yazar, Senarist, Romancı
Doğum:
İzmir, 2 Ağustos 1948
Mehmet Eroğlu (d. 2 Ağustos 1948, İzmir) Türk yazar, senarist, romancı.

Yazar, 2 Ağustos 1948 günü İzmir'de dünyaya geldi. Edebiyat öğretmeni olan babası Farik Eroğlu'nun tayinleri sebebiyle ilkokul döneminde birkaç şehir ve okul değiştirdikten sonra İzmir Karşıyaka'daki Ankara İlkokulu'nu 1960 yılında bitirdi. Daha sonra İzmir Maarif Koleji'nde (bugünkü adıyla Bornova Anadolu Lisesi) 7 yıl boyunca kesintsiz olarak yatılı okudu. Liseyi bitirdiği 1967 yılında ODTÜ Müh. Fak. İnşaat Mühendisliği Bölümüne girdi; öğrenciliği sırasında Öğrenci Derneği Başkanlığı yaptı.

1971 yılında üniversiteden mezun olan Eroğlu, mezun olduğu sırada 12 Mart Darbesi sonucu kurulan sıkıyönetim mahkemesinde Dev-Genç Davası nedeniyle yargılanmaya başladı. 1972 yılında dava devam etmekteyken evlendi. İki yıl süren dava sonucunda TCK'nun 141-142 maddesine muhalefetten 8 yıl ağır hapis ve 2 yıl sürgün cezasına mahkûm edildi. Sonuç kesinleşmeden 1974 genel affıyla mahkumiyeti ortadan kalktı. Bu tarihten sonra mühendislik yapmaya ve roman kaleme almaya başladı, 1974 yılında bir kızı dünyaya geldi. 1989 yılında bir devlet bankası olan Turizm Bankası'ndaki 15 yıl sürdürdüğü görevinden siyasi baskılar sonucu ayrıldıktan sonra mühendislik kariyerine ve yazarlığa devam etti. Sadece yazmak ve bir sivil toplum örgütünde gönüllü çalışmak amacıyla mühendislik yaşamını 1999'da noktaladı. 1999'dan bu yana Uğur Mumcu Gazetecilik Araştırmaları Vakfı'nda yazarlık seminerleri vermeyi sürdüren yazar, romanlarının yanı sıra televizyon dizisi ve sinema filmi senaryoları yazmıştır.

İlk romanı Issızlığın Ortasında 1976 yılında tamamlandı ve 1979'da Milliyet Roman Ödülü'nü kazandı ancak 1980 Darbesi sonucunda kitap sakıncalı bulunarak yayınevi tarafından basımına son verildi. Birincisinin devamı niteliğindeki ikinci kitabı Geç Kalmış Ölü de aynı gerekçeyle uzn süre basılamadı. Her iki kitap da 1984 yılında yayımlandı ve ikisi birlikte hem Orhan Kemal Roman Armağanı'na hem de Madaralı Roman Ödülü'ne layık bulundular.

Yazar, 1968 kuşağını anlatmaya "Yarım Kalan Yürüyüş" (1968); "Adını Unutan Adam"(1989) kitaplarıyla devam etti. 1994'te yayımlanan "Yürek Sürgünü" adlı romanından sonra roman yazmaya 5 yıl ara verdi, senaryo yazmaya eğildi ancak senaryo çalışmalarının sonuçlarından memnun kalmadığını ifade etmiştir. 2000 yılından itibaren ard arda romanlar yayımlamayı sürdürdü.

Yazar, kendisini "İnsan yaratılışının gölgeli alanlarında boy atan temaları” yazan bir yazar olarak tanımlamaktadır."
"Küçücük bir gözyaşı damlasının içinde insanı boğabilecek kadar çok hüznün birikmesi ne kadar şaşırtıcıdır. "
Ahlâk için şunları söyleyebilirim: On beş yirmi yılda bir değişen kurallara sadece aptallar uyar.
"Anlamıyor musunuz? Bu toplum, üretmek değil avanta istiyor. Tercihlerini sırala diyorlar, özgürlüğü en alta yazıyorlar."
Mehmet Eroğlu
Sayfa 64 - iletişim
Babam ne zaman İsrail'in Filistin'e saldırdığı haberini görse bana şöyle derdi; “Bizim dönemimizde Filistin’e daha bir ayrı önem verilirdi. Şimdikiler hep göstermelik.” Hep itiraz ederdim buna ve “Evet sizin döneminizde önemli olabilir ama bugünün gençleri de o kadar duygusuz değiller.” derdim. Babam da haklıydı, ben de. Bu kitap ile ilgili aldığım bazı notları babamla paylaştığımda ise; “Şimdi inanmışsındır bizim daha çok dava adamı olduğumuza” dedi. Haklıydı evet. O dönemlerde haklı yada haksız her insanın bir davası vardı. Çünkü gençler o zaman şimdiki gibi teknolojik bataklığa saplanmamışlardı. En azından düşünebiliyorlardı ve 'bananeci' değillerdi. İnsanlar doğru ya da yanlış bir amaç güdüyorlardı ve o amaçları için mücadele veriyorlardı. Şimdiki toplumumuz gibi sadece günü kurtarmak için yaşamıyorlardı. Neyse...

Mehmet Eroğlu’da aslında 1965-80 dönemindeki bir dava için ölüme yürüyen üç dava arkadaşının hikayesini anlatıyor bu eserinde. Anlatırken de olayların gizemi ve psikanaliz tarafı göze çarpıyor. Kendi canını diğer arkadaşlarının canı için feda edebilecek insanlardan, Yahudilerin acımasız işkencelerinden ve bunun psikolojik sorunlarından... Kitapta, 1 Yahudi pilotun 33 Filistinli ile takasından bahsedilmiş. Bu demek oluyor ki onların 1 askeri 33 Müslümanın canından daha değerli kılınmış.

Yaptığım araştırmalara göre Hamas örgütünün elinde esir olan bir askerin 1000 Filistinli mahkum ile takası söz konusu olmuş. "Vay be!" dedim. "1000=1" Ne eşitlik ama...

Müslümanlar olarak ne zaman yükselişe geçeceğiz biliyor musunuz? İşte bir canın kıymetini anladığımız, ölüp giden binlerce Müslüman için sadece haberi duyduğumuz anda üzülmeyen ve birlik içinde aynı amacı güden büyük bir topluluk olduğumuz zaman.

Saygılarımla…
bazı kitapları okurken bu hikâye hiç bitmesin dersiniz.. ama biter, hemde hiç ummadığımız şekilde. böyle bir kitaptı bu da benim için. baş kahraman kuzey'in trajik hayat öyküsü; 12 mart darbesinde hapis yatmış işkencelere maruz kalmış, hayatının hiç ummadığı anında aşık olmuş.. geleceğini geçmişine kurban etmiş. ve hazin son! her yönüyle okunmayi hak eden, sevilesi ve akıldan çıkmayacak bir hikâye^^
Masum değiliz, hiçbirimiz dedirten kitap..
Baş karakter Umut ve onunla aynı apartmanda yaşayan bir sürü kişinin birbirinden trajik hayat hikâyeleri..
Karakterlerin kendilerine has acıları var çünkü kitapta hüzün ve umutsuzluk hâkim. Ve bu umutsuzluktan doğan öfke var, kapitalist düzene, siyasete, medyaya, zenginlere, bundan zerre şikayet etmemekte olan insanlara..

Kusma kulübü de bu yüzden var, bu düzene karşı çıkan bi' grup kişinin kendi içlerinde zenginleri kaçırıp, yargılayarak cezalarını kesmek, onlara dünyada ki acılardan söz etmek, iş adamları zevk-i sefa yaşarken, yoksul bebeklerin açlıktan öldüklerini yüzüne vurmak, eşitsizlikten, gamsızlıklarından, masum olmadıklarından dem vurmak..
Adeta yüzlerine kusmak evet.. esas olay bunun gibi bir sürü faktörü bir araya getirip, savunma yapan grubun en sonunda, dünyanın tüm pisliğini kapitalistlerin üstlerine boca eder gibi kusmaları elbette.
Grubun devrim niteliğindeki eylemi; kusmak! Zengine, Mankene, Kapitale, Emperyale..
Soyut olarak kusun içinizdekileri, ya da somut olarak kusun yüzlerine. Çünkü en iyisi kusmaktır, her şeyi temizler!
Yazar, burjuvaya eleştirel ve okkalı serzenişte bulunmuş bu kitapta, okuyun ve şahit olun sağlam mideyle...
Bir Ege kıyısında, ölümü bekleyen yaşlıların dizinin dibinden geçmişe yazılan uzun bir mektup bizi kıyıdan uzağa götürüyor. Kocasından genç bir eşin haz dünyasında gezdiriyor. Hem de oldukça düzgün, doğrucu, adaletli, dürüst, akıllı, mantıklı bir kocanın.

Uzun hikâye sınıfına girebilecek “Kıyıdan Uzakta”, Mehmet Eroğlu’nun son eseri. Yıllar önce Mehmet Eroğlu’nun ilk kitabı olan “Issızlığın Ortasında” romanını okumuştum. Tahminen 20 yıl öncesine denk gelen bu okumadan zihnime çok fazla bir şey kalmamış. Ama bu elbette sırf bu kitaba has bir durum değil. Zihnimde 4-5 yıl önce okuduğum kitaplardan bile yeterince iz kalmıyor. İz kalmadığını söylemek haksızlık olabilir. Zihin kendisine veri olarak giren şeyleri bir şekilde işliyor ve kendi önem sırasına göre depoluyor. Büyük olasılıkla ben şimdilik o depoya ulaşamıyorum. Ya da bilinçli halimle değil, bilinç dışı hallerimle o depoya ulaşıyorum. Örneğin uykumda rüyalarım ya da kabuslarımla.

Ancak şu var ki, oldukça uzun bir zaman önce okuduğum “Issızlığın Ortasında”, bana Mehmet Eroğlu’nun diğer eserlerini okuma hususunda bir heves kazandırmadı. Bu nedenle bu yazarımızla yolum oldukça uzun bir süre sonra kesişti. Sebebi de, okuma grubumdaki bir arkadaşımın bu kitabı önermesi oldu.
“Kıyıdan Uzakta” için, özet itibari ile bir aldatma hikâyesi diyebiliriz. Ama oldukça sıradışı ve çarpıcı bir aldatma olduğunu söylemekle yetinmek istiyorum.

Akademisyen bir koca, eski bir eş, eski eşten olma bir kız çocuğu, ana karakter olan kadın ve onun yaşlı, ölümü bekleyen annesinden ibaret karakter toplamı mevcut hikâyede. Bu karakter toplamından bir aldatma hikayesi çıkarmanın zorluğuna dikkat çekmek isterim sadece.

Mehmet Eroğlu, büyük kavramları ve derin cümleleri seven bir yazar. Okurken cümlelerin altını çizmeyi seven bir okur olarak, eğer kendimi sınırlamasaydım, kitabının üçte ikisinin altını çizmek zorunda kalabilirdim. Oysa son yıllardaki okumalarımda, özellikle kurgu eserlerde, daha basit, düz ifadeli eserlerden keyif aldığımı fark ettim. Özellikle Ishiguro eserlerinde bunu iyiden iyiye hissettim. Oysa Mehmet Eroğlu’nun her bir cümlesi elmas gibi işlenmiş cümleler, her birisi ışıl ışıl parıldıyor. Ama kurgu bir miktar bu büyük parıltının altında eziliyor.

Elbette eserin aslen mektup formatında yazıldığını düşündüğümüzde, ana karakterin bu anlatıları kaleme alırken, tüm cümleleri süzüp kaleme alması muhtemeldir ve cümlelerin bu şekilde derin olması kabul edilebilir.

“Kıyıdan Uzakta”, bir evliliğin tıkandığı noktaları, kadının gözünden görmemizi de sağlıyor. Bunda eşlerden erkek olanın yaş olarak daha büyük bir etkisinin olduğunu söylemek mümkün olabilir. Ancak bu çatlaklara her evlilikte, özellikle modern yaşama uyum sağlamış evliliklerde rastlamak mümkün. Ama hikâyeyi farklı kılan, evlilikte başlayan çatlağın oldukça çarpıcı sonuçlara yol açması.

2018 yılında yayınlanan “Kıyıdan Uzakta”, deneyimli bir yazar olan Mehmet Eroğlu’nun son eseri olduğu kadar, Türk edebiyatını son dönem gelişimini de gösteren bir eser. İletişim Yayınları’nın başarılı kapak çalışması eseri okurlara sunmuş. Kaliteli kitap okurlarının kitaplıklarında bulunmayı hak ediyor.
İki farklı zaman, üç farklı hikaye.
''İnsanlar ikiye ayrılıyordu; geçmişinden kopabilenler ve bunu asla başaramayanlar.'' Kuzey geçmişinden kopmayı başaramamış, üstelik 68 kuşagından gelen bir adam.12 Eylül'ün tüm nimetlerinden ( işkence, tutuklanma,sürgün) nasibini almış, pişmanlığın ,suçluluk duygusunun, inançsızlığın ve en çok da aşkın acısını en derin biçimde yaşamış bir tutunamayan kahraman. Kitapta biraz melankoliklik var ama Mehmet Eroğlu'nun cümleleri, sözcükleri yani ustalığı hikayeyi sıradışı yapmayı başarmış.
Kusma kulübü...Kitapla ilgili tam olarak ne hissettiğimi anlatamıyorum,şu an bitirdim ve birbirinden farklı düşünceler kafamın içinde uçuşuyor...Sanırım en net ifade ,bu bir vicdan muhasebesi meselesiydi.Kitapta 32 yaşındaki Umut'un hayata tutunmakla hayattan kopmak arasında kalan içsel düşüncelerine yolculukları anlatılıyor.Neresinde yer almalıydı bu şehrin,bu gezegenin; parlak ışıkları mı seçmeliydi,yoksa açlıktan ölenlerin intikamını almayı mı...Bir sürü karakter,bir sürü hikaye,bir sürü acı...Okurken çoğu yerde içimin kasvetle daraldığını,bir çoğunun da gerçeğe yakınlığının acımı daha da artırdığını söylemeliyim.
Bazı yazarların bunu kendilerine nasıl yaptığını anlayamıyorum; bu ,nasıl bir düşünce dünyası,nasıl bir muhakeme,nasıl bir bakış açısı...Benim okurken üzerime çöken bu hüznün ağırlığını ,yazarken kim bilir yazar nasıl hissetmiştir...
Okuyun ya da okumayın diyemem,sadece okuduğum en ilginç kitaplardandı diyebilirim.
Kitabı okumama vesile olan sevgili arkadaşıma da buradan teşekkürlerimi iletiyorum :)
Mehmet Eroğlu kitabında günümüz dünyasının iki yüzlü , yozlaşmış çıkar dostu insan tiplerini ustaca aktarırken bu çıkar çarkını bozmayı kafasına koymuş bir grup insanın hikayesi ile devam ediyor.Kusmak irade dışı bir durumdan yapılan çirkinliklere karşı bir duruş hâlini alıyor.İlk başta kusma fikri biraz tuhaf gelsede bizler de onca haberde okuduğumuz ve izlediğimiz insanlık dışı olaylara karşı bundan daha iyi bir tepki olamayacağına hak verir oluyoruz.Ve bunun gibi toplumu iyi analiz eden güzel kitapların neden tiyatro oyunlarının olmadığını merak ediyoruz.
Kitapta özellikle bu ana karakterden yola çıkılarak 12 Eylül döneminin insan psikolojisi ve kişiliği üzerindeki olumsuz etkilerinden de söz ediliyor. 12 Eylül sonrasında toplumumuza zorla dayatılan hayat ve insan tipinin belirgin bir resmi ortaya konulmuş. Toplumsal vicdanın nasıl sığlaştığı, insanların insanlık yerine kendilerini koydukları, kendilerini sevmekten başka bir şeyin önemli olmadığı hayat tarzı gözler önüne serilmiş.
Mehmet Eroğlu değişen Türkiye'yi çok iyi gözlemlemiş, sonuçta ortaya ilgi ve keyifle okunan bir kitap çıkmış. Kitabı okurken özellikle sermaye ve gücün nasıl el değiştirdiğini görebiliyorsunuz. Üçlemenin diğer kitaplarını da okuyacağım.
Fay Kırığı 1 - Mehmet'i o kadar beğendim ki hemen ardından Emine'yi okumaya başladım. Hikaye oldukça ilgi çekici, yine bu romanda da aforizmalar bol, bir cümleyi okuduktan sonra üzerinde bir süre düşünmeniz gerekebiliyor ama asla sıkıcı bir roman değil, Mehmet Eroğlu'nun dili oldukça akıcı. Üçlemenin son kitabını okumayı daha sonraya bırakacağım ama Mehmet Eroğlu'nun diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Mehmet Eroğlu
Unvan:
Türk Yazar, Senarist, Romancı
Doğum:
İzmir, 2 Ağustos 1948
Mehmet Eroğlu (d. 2 Ağustos 1948, İzmir) Türk yazar, senarist, romancı.

Yazar, 2 Ağustos 1948 günü İzmir'de dünyaya geldi. Edebiyat öğretmeni olan babası Farik Eroğlu'nun tayinleri sebebiyle ilkokul döneminde birkaç şehir ve okul değiştirdikten sonra İzmir Karşıyaka'daki Ankara İlkokulu'nu 1960 yılında bitirdi. Daha sonra İzmir Maarif Koleji'nde (bugünkü adıyla Bornova Anadolu Lisesi) 7 yıl boyunca kesintsiz olarak yatılı okudu. Liseyi bitirdiği 1967 yılında ODTÜ Müh. Fak. İnşaat Mühendisliği Bölümüne girdi; öğrenciliği sırasında Öğrenci Derneği Başkanlığı yaptı.

1971 yılında üniversiteden mezun olan Eroğlu, mezun olduğu sırada 12 Mart Darbesi sonucu kurulan sıkıyönetim mahkemesinde Dev-Genç Davası nedeniyle yargılanmaya başladı. 1972 yılında dava devam etmekteyken evlendi. İki yıl süren dava sonucunda TCK'nun 141-142 maddesine muhalefetten 8 yıl ağır hapis ve 2 yıl sürgün cezasına mahkûm edildi. Sonuç kesinleşmeden 1974 genel affıyla mahkumiyeti ortadan kalktı. Bu tarihten sonra mühendislik yapmaya ve roman kaleme almaya başladı, 1974 yılında bir kızı dünyaya geldi. 1989 yılında bir devlet bankası olan Turizm Bankası'ndaki 15 yıl sürdürdüğü görevinden siyasi baskılar sonucu ayrıldıktan sonra mühendislik kariyerine ve yazarlığa devam etti. Sadece yazmak ve bir sivil toplum örgütünde gönüllü çalışmak amacıyla mühendislik yaşamını 1999'da noktaladı. 1999'dan bu yana Uğur Mumcu Gazetecilik Araştırmaları Vakfı'nda yazarlık seminerleri vermeyi sürdüren yazar, romanlarının yanı sıra televizyon dizisi ve sinema filmi senaryoları yazmıştır.

İlk romanı Issızlığın Ortasında 1976 yılında tamamlandı ve 1979'da Milliyet Roman Ödülü'nü kazandı ancak 1980 Darbesi sonucunda kitap sakıncalı bulunarak yayınevi tarafından basımına son verildi. Birincisinin devamı niteliğindeki ikinci kitabı Geç Kalmış Ölü de aynı gerekçeyle uzn süre basılamadı. Her iki kitap da 1984 yılında yayımlandı ve ikisi birlikte hem Orhan Kemal Roman Armağanı'na hem de Madaralı Roman Ödülü'ne layık bulundular.

Yazar, 1968 kuşağını anlatmaya "Yarım Kalan Yürüyüş" (1968); "Adını Unutan Adam"(1989) kitaplarıyla devam etti. 1994'te yayımlanan "Yürek Sürgünü" adlı romanından sonra roman yazmaya 5 yıl ara verdi, senaryo yazmaya eğildi ancak senaryo çalışmalarının sonuçlarından memnun kalmadığını ifade etmiştir. 2000 yılından itibaren ard arda romanlar yayımlamayı sürdürdü.

Yazar, kendisini "İnsan yaratılışının gölgeli alanlarında boy atan temaları” yazan bir yazar olarak tanımlamaktadır."

Yazar istatistikleri

  • 37 okur beğendi.
  • 393 okur okudu.
  • 12 okur okuyor.
  • 258 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları