Mehmet Yaşar Kandemir

Mehmet Yaşar Kandemir

YazarDerleyenÇevirmen
9.5/10
1.544 Kişi
·
4.624
Okunma
·
395
Beğeni
·
6,9bin
Gösterim
Adı:
Mehmet Yaşar Kandemir
Tam adı:
Prof. Dr. M. Yaşar Kandemir
Unvan:
İlahiyatçı Yazar
Doğum:
İnceçayır, Yozgat, Türkiye, 1939
1939′da Yozgat’ın İnceçayır köyünde doğdu. İlkokulu köyünde, İmam-Hatip Okulu’nu Yozgat’ta okudu. 1964′te İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü’nden mezun oldu. Sivas İmam-Hatip Okulu’nda üç yıl öğretmenlik yaptıktan sonra İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü’ne hadis asistanı oldu (1967). Mevzû Hadisler adlı öğretim üyeliği tezini tamamladı (1970). Aynı yıl Kayseri Yüksek İslâm Enstitüsü’ne atandı. Burada iki yıl hocalık yaptıktan sonra askere gitti ve yedek subaylığını Edirne’nin Lalapaşa kazasındaki hudut bölüğünde yaptı. Daha sonra İst. Yüksek İslâm Enstitüsü’ne tâyin edildi (1974). İÜ Edebiyat Fakültesi Şark Dilleri Bölümü’nde Kâdî İyâz ve Bugyetü’r-râid fî mâ fî hadîsi Ümmi Zer’ mine’l-fevâid adlı doktorasını tamamladı (1977). 1982 yılında MÜ İlâhiyat Fakültesi’nde yardımcı doçent, 1987′de doçent, 1991′de profesör unvanlarını aldı. 1999′da emekli oldu.

1984 yılından beri Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi’nde müellif redaktör olarak çalışmaktadır.

2005 yılından beri de Eyüp Sultan Camii’nde, her Pazar öğle namazından bir saat kadar önce Şifâ-i Şerif okumaktadır.
~
Allahım!
Senden seni sevmeyi,
Seni sevenleri sevmeyi ve senin sevgine ulaştıracak amelleri sevmeyi dilerim.
Allahım!
Senin sevgini bana canımdan, ailemden ve soğuk sudan daha ileri kıl! -Tirmizi
Öğretmenlik bir gönül işi, gönüllüleri tutuşturan sevda ateşidir. Bu ateş gönüllere kendiliğinden düşmez. Onu gönlümüze salan ve bizi bu şerefli meslekle ayrıcalıklı kılan biri var.
640 syf.
Kuran-ı Kerim hakkında kapsamlı, ilmi ya da ayrıntılı bir inceleme yapabilecek değilim, sadece belki de Kuran’ı yaşama ve anlama yolunda aynı yolun yolcuları ile hasbihal edip, okuma sürecinde düşündüklerimi paylaşmak niyetim.

Kuran-ı Kerim rehberliğinde yaşamaya başladığı ilk yıllarda; her inanan müslümanın kendince Kuran ayetlerini tefekkür edip notlar aldığı, şahsi Kuran günlüklerinin olduğunu düşünürmüş Münib Engin Noyan. Kuran Günlüğü isimli kitabının satırlarını çizerken kendimce planlar yapmıştım Kuran okumalarım adına. Yaklaşık 10-15 yıl önce…

İtiraf etmem gerekir ki, ben ilk defa Kuran Mealini tam olarak bu yaşımda bitirdim. Okul, sınavlar, iş, evlilik, çocuk, nöbetler, kararlar, pişmanlıklar, yıldönümleri, kutlamalar, hastalıklar, başarılar, hüsranlar, fotoğraflar….Evet kararımdan 15 yıl geçmiş!!!!

VE kendi Kuran Günlüğü’mün ilk sayfasına kocaman harflerle ilk not ettiğim ayet :
ANKEBÛT-64: Bu dünya hayatı bir eğlence ve oyundan başka birşey değildir. Âhiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. Keşke bilmiş olsalardı!!!

Karar verdim bu Ramazan ayında Kuran mealini bitireceğim diye. Kendi kısıtlı aklımla planlar yaptım. Masamı boşalttım, bembeyaz defterim, en sevdiğim kalemim. Not kağıtlarım. Dünyanın sükut ettiği ve Kuran-ı Kerim’in de OKUMAYI tavsiye ettiği gece saatlerini -sahura kadar- okumaya ayırdım. Kendimce hayaller kurdum ‘’Yürüyen Kuran’’ olma yolunda . Önce ayeti okuyacak, sonra tüm gün tefekkür edip, ameli hayatıma geçirecektim. Sureleri iniş sırasına göre, önce mealini sonra Arapçasını takip ederek okumaya başladım. Arapça kelimelere yakınlığım da vardı biraz. Ama olmadı. Mealdeki açıklamalar zihnimdeki kelimelerin sınırlarını pekiştirdi sanki ve ben Arapça okurken o manevi lezzeti alamadım. Sonrasında hiç bir şey düşünmeden, hiçbir hesabın bu kelamın nurunu perdelemesine izin vermeden teslimiyetle Arapçasını okudum, sonra mealini. Gene eksikti sanki. Olması gereken meal değil de tefsir kuşkusuz…. (Tefsir önerileri olan okurlar paylaşırsa çok sevinirim:)

Mantıken aldığım kararlardan biri de, bilimle ilgili ayet açıklamalarını hızlı geçmekti. Sanki imanla ilgili tüm basamakları aşmışım da geriye uyulacak farz ve kurallar kalmış. Vakit de kısıtlı…. Bilinç altı bu gibi ayetleri kıyasen daha hızlı geçerken bir de baktım ki Kuran’ın büyük kısmı bu sorgulamalar. Gökyüzünü tefekkür etmez misiniz? Ayı? Semayı? Yeryüzünü? Deveyi? Balarısını? Denizlerde yüzen gemileri?? Örümceği??… Ta ki -karadelikle- ilgili ayete kadar. O ayette durdum. Beynim durdu. Hazmetmek için 2 gün hiç elime alamadım. Ve yanlış yapıyorum dedim. Birkaç akşam iftar dönüşünde ayetin ifadesiyle - gökyüzünün süsü olan- yıldızlara ( görebildiğim kadar) ve AY’ a baktım. Sonra alışkanlık oldu AY a bakmak. Namaz kılmak gibi?? Kalbim bile farklı attı yemin ederim. ‘İman edip güzel amel işleyenler’ diye hep peşi sıra zikredilmiş ya ayetlerde. Amelin dereceleri varsa, imanın da dereceleri var ki, imanı artıran da tefekkürse hep eksik okumuşum ben:(

Dün aldatmaca dünyanın medeni yeni tapınakları olan alışveriş merkezinde can havliyle oyalanıp, alışveriş yaparken; küçük fosforlu oyuncak yıldızlar ve ay gördüm rafta çocuklar için..Semanın süsleri yapmacık da olsa zihinlerini süslesinler biraz diye yapıştırdım odalarının tavanına. Bir de teleskop ekledim alınacaklar listeme:)
…..
İlk günlerde inanılmaz huzur…Nebül almış KOAH hastası gibi, soluduğum hava bile açıldı, açıldı… Not üstüne notlar..

Buzdolabına yapıştırdığım ….’’ Ve o gün nimetlerden sorguya çekileceksiniz!’’ Tekasür -8 ayeti…

Sınava hazırlandığım kitaplarımla dolu masamın karşısına astığım…- ‘’ALAK-5 İnsana bilmediklerini öğreten O’dur!’’ ayeti…-

Yatağımın yanındaki duvara yapıştırdığım sabah akşam göreceğim- ‘’ Eyvah’’ der…Keşke bu hayat için bir hazırlık yapsaydım!’’ Fecr-24 ayeti…-

Sonra fark ettim ki ne çok tekrar. Geçmiş kavimlerin akıbeti ve kıssası o kadar çok tekrar ediliyor ki.. Neredeyse her surede hatta benzer ayetlerle. En çok zikredileni de FİRAVUNN!!! Sonra korktum aynı kelamı ezber eden, ‘’Benim kim olduğumu biliyor musun?’’ zikrini tekrar edip, gönlünde ilahlığını ilan etmiş ahirzaman firavunlarından. ‘’ BANA bütün servetim benim bilgim sayesinde verildi! ’’ deyip de BİR verenin olduğunu kabul ederken enaniyet putuyla kafirlerden yazılan KARUN’ un kıssasını okurken, ‘’benim sayemde’’ diye bağıran nefsimden korktum…

Sonra gönlüme su serpildi, ferahladım. Çok tekrarlardan biri de Ahiret terazisinde kimseye zerre haksızlığın yapılmayacağı idi. Hardal tanesi diyor ya …Merak ettim baktım google görsellerden hardal tanesine. Zerre şer zerre iyiliğin karşılığının verileceği sözünden daha büyük söz var mı ki insanlık için?? Sadece bu vaad bile benim ruhuma yetti ahiret inancı için. Ve tekrarlıyor defalarca ’’ sinelerinizde saklı olanı BİLİR’’ diye. Etrafındaki insancıklara feryat figan derdini anlatamazken, gönlündekini, dile dökülmeden bilen…Ne güzel yakınlık Rabbim…

Bir de ahiret sahneleri!!! Eyvahhh diyen hüsran ehli. Nasıl bir tasvir o pişmanlık anını. Tüm cezalardan evladır bence o anki hissiyat. Ceza tasvirinden öte pişmanlık ifadelerinde kaldım, cehenneme geçemedim desem??

Bir de sevinenler güruhu.. Defteri sağdan verilenler.. Allah’ ın selamının gönderildiği.. Esenlik ehli…Ve ne de çok geçiyor altından ırmaklar akan cennet tasvirleri…

Namazın ardından zekat … Namaz devamında zekat..namaz zekat , namaz zekat…Ben zekatı ne kadar küçük görmüşüm ki? Ayette bile peş peşe ve her surede.
Ve sadece namaz değil.. DOSDOĞRU namaz kılanlar … namazını DOSDOĞRU eda edenler… kıldığı namazdan habersizler???..

Sabırda ve merhamette yarışanlar…

Çokça şükredip çokça sabredenlere açılacak olan Kuran’ın hikmetleri??..

Ne çok zulüm kelimesi…Farklı anlamları da var muhtemel?? Kula zulüm, yaratılana zulüm, hakikatlere zulüm??

Veeeee … Sahih mi bilmiyorum bir hadisinde Efendimiz (sav) diyor ya ‘’ Herşeyin bir arusu (süsü) vardır, Kuran’ın süsü de Rahman Suresidir . ’’ İşte gönlümün Suresi de Rahman Suresi galiba..:)
‘’Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkar edersiniz??’’ hitabıyla nimetleri düşünürken kaybolursunuz başka alemlerde o güzelim okunuşuyla… Ben dinlerken bile heyecanlanıyorum bu kadar nimetlerin muhatabı olarak...

Ama sonra… Asrın salgını, tedavisi zor ülfet hastalığı geldi yapıştı algılarıma. Oyun ve aldatmaca olan dünya peşimde dört nala. Malum mantıken bu Ramazanda bitirmem lazım MEALİ… Ayetler sadece okuma düzeyine indi dünyamda…Seneler içinde inen Kuran-ı Kerim’i bir ayda anlamaya çalışma ukalalığında deryada boğuldum :( Bu sefer yeni kararlar aldım. Yavaş yavaş, sindire sindire -ama devamlı- Kuran Tefsiri okumaya…Bir on beş yıl daha geçmez inşallah.

Bitirirken belki de Kuran-ı Kerim’in indiği Kadir gecesidir bu gece ve duam kabul olur. Efendimizin (sav) duasıyla bitirsem; ‘’ RABBİM Kuran’ı kalbimizin baharı eyle’’…

AMİN..
480 syf.
·9/10 puan
Kıymetli Dostlar Es-Selam…
Son günlerde en çok tartışılagelen bir konu, Hadis…
Gerçekten sadece Kur’an bize yeterli midir veya Hadise ihtiyaç var mıdır sorularıyla sık sık karşılaşıyoruz.
Bu bağlamda öncelikle Hadis ilmi nedir kısaca bahsetmek istiyorum;

Müslüman olmak;
Hepimizin idrak ettiği gibi Allah'ın (c.c.) varlığına, birliğine
ve Muhammed’in (s.a.v.) Allah (c.c.) tarafından gönderilmiş
son peygamber olduğuna inanmak demektir.
Peygamber Efendimizin Allah’ın (c.c.) seçtiği bir elçi olduğuna iman eden kişi, hayatının her alanında O’nu kendine rehber kabul etmiş sayılır. Onu rehber edinen her Müslüman, inanç esaslarını, ibadetlerdeki kural ve ölçüleri, insanlarla ilişkilerinde dikkat etmesi gereken ilkeleri Resul-i Ekrem’den öğrenmelidir. Kendi hayat tarzını, Peygamberimizden (s.a.v.) öğrendikleri ile şekillendirmelidir.

İlmi-hal ,akidevi kitaplarına baktığımızda genel anlamda şu ibareler mevcuttur;
Bir Müslüman, hayatını Peygamberimizin (s.a.v.) öğretileri ile şekillendirdiği ölçüde iyi bir Müslüman olur.
Bu nedenle kadın, erkek her Müslümanın Peygamber Efendimizi yakından tanıması, doğru anlaması; Allah’ın (c.c.) istediği gibi bir kul olması ve Allah’ı (c.c.) hoşnut
edecek bir hayat sürdürebilmesi bakımından olmazsa olmaz bir öneme sahiptir.
Hadis ilmi, tam da bu noktada yani Müslüman kimlik ve kişiliğinin oluşmasında ve korunmasında yapıcı bir görev üstlenir. Çünkü hadis ilmi, Peygamber Efendimizi tanımak ve
anlamak ile ilgilenen bir ilim dalıdır. Peygamber Efendimizin sözleri, tutum ve davranışları,güzel ahlakı hadis ilminin başlıca konusudur.
Hadisleri öğrendikçe Peygamberimizi (s.a.v.) daha yakından tanımaya başlarız. İnanç esasları ile ilgili bize neler anlattığını bilir, ahiret hayatını ondan öğreniriz. Onun nasıl ibadet
ettiğini, nasıl dua ettiğini, neleri sevip nelere kızdığını öğrenmiş oluruz. Nasıl bir baba olduğunu,nasıl bir eş olduğunu, nasıl bir öğretmen olduğunu, nasıl bir devlet adamı olduğunu kavrar, onu daha yakından tanımış oluruz.
Resulullah Efendimizi tanıdıkça sever, sevdikçe onun yaşadığı gibi yaşamaya başlarız. Onun gibi inanır, onun ibadet ettiği gibi ibadet eder,onun güzel ahlakına benzeyen güzellikte bir ahlaka sahip olmak isteriz.
Allah Teâlâ Kur'an-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur:
“Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman ve Allah’ı çokça anan kimseler için, Allah’ın elçisinde size güzel bir örnek vardır.” Ahzab,21
Peygamber Efendimiz de:
“Ben ahlaki güzellikleri tamamlamak için gönderildim” buyurmuştur.
Muvatta, Husnu’l- Hulk,8
Hadis ilmi, bu içeriğiyle hayatlarında Peygamber Efendimizi örnek almak isteyenler için Allah’ın (c.c.) Resulü ile ilgili doğru bilgi vermeyi amaçlar.
Bunun için de onun hikmetli sözlerini ve yaşama biçimini tespit eder. Elde edilen bilgileri konularına göre sınıflandırır ve hadis kaynaklarında bir araya getirir.
Böylece Peygamberimizi (s.a.v.) tanımak ve anlamak isteyenler bu kaynaklara başvurmak suretiyle gerekli bilgilere kolayca ulaşırlar.
Mesela hadis kitaplarının namaz bölümlerine başvuranlar, Peygamberimizin (s.a.v.) nasıl namaz kıldığını bütün incelikleriyle öğrenebilirler. Ya da hadis kitaplarının tefsir bölümlerini okuyanlar, Peygamber Efendimizin Kur'an-ı Kerim ayetlerini nasıl yorumladığına dair birçok bilgi edinebilirler.
Yahut hadis kaynaklarının edep bölümlerini inceleyenler, Resulullah’ın üstün ahlakının değişik yönlerine dair pek çok bilgiye ulaşırlar.
Kısaca Hadis ilmi, Peygamber Efendimizi tanımayı
ve anlamayı amaçlayan bir ilimdir.

Hadis ilmi, insan düşüncesini ve hayatını hurafelerden arındırmayı sağlar. Bir İslam âlimi,hadis olmayan sözleri belirlemeye çalışırken sadece dinî bir görev yerine getirmiş olmaz,aynı zamanda insanî ve ahlaki bir sorumluluk da üstlenmiş olur. Çünkü bu çalışmasıyla, sağlıklı düşünmenin yollarını açar, batıl inançları ve uygulamaları hayattan temizlemiş olur.

Hadis ilmi, Peygamber Efendimizle ilgili doğru bilgileri tespit etmeyi amaçlayan bir ilim dalı olduğu için, onun sözlerine ve davranışlarına dair bilgileri aktarırken dikkat edilmesi
gereken kuralları da belirlemiştir. Bu kurallar Peygamber Efendimizi görerek ona iman etmiş ilk Müslüman nesil olan Sahabe-i Kirâm tarafından belirlenmeye başlamıştır. Böylece henüz Peygamber Efendimiz hayatta iken onun sözleri, davranışları ve güzel ahlakı Müslümanlar arasında kurallı ve dikkatli bir biçimde, büyük bir titizlikle anlatılmaya başlanmış, her kuşaktan Müslümanlar bu yöntemleri muhafaza edip geliştirmeye gayret etmişlerdir.
Dolayısıyla Peygamberimizle (s.a.v.) ilgili bilgi aktarma yöntem ve kuralları da Sahabe Dönemi'nden itibaren hadis ilminin konuları arasında yerini almaya başlamıştır.
Demem o ki İslamî ilimlerde bilginin başlıca iki kaynağı vardır:
Kur'an-ı Kerim ve sünnettir.
Hadis ilmi, diğer İslamî
ilimler için kaynak olma özelliği taşıdığı gibi yöntem
bakımından da diğer İslamî ilimler üzerinde etkili
olmuştur.

Peki niçin Peygamber Efendimiz SAV ‘ e ihtiyaç duyulmuştur , niçin böyle ilim ilim hasıl olmuştur?
Değerli Dostlar;
Allah (c.c.), kullarına doğru yolu göstersinler,hak yoldan sapmışlara yeniden kılavuzluk etsinler ve onları uyarsınlar diye daima peygamberler göndermiştir.
Bu peygamberlerden bir kısmının adları Kur'an-ı Kerim’de anılmıştır. Peygamberlerin bazılarına vahiy yoluyla kitaplar verilmiş, bazıları ise daha önceki peygamberlere gönderilmiş
olan kitaplarla amel etmişlerdir.
Kur'an-ı Kerim’de Peygamber Efendimize çok önemli bir yer verildiği görülmektedir. Yüce kitabımızın yüzlerce ayeti bize onu anlatır ve tanıtır. Allah Teâlâ bütün peygamberlerine kendi adları ile hitap ederken, sadece Efendimize “Ey Resul”, “Ey Nebî” diye hitap eder. İslam âlimlerinden bir kısmı bu özel hitabı, Efendimizin diğer peygamberlere olan üstünlüğüne delil sayarlar ve onlara göre bu durum peygamberler arasında bir derece farkının bulunduğunu da gösterir. Şimdi Kur'an-ı Kerim’in Resul-i Ekrem’i bize tanıtırken dikkatimizi çektiği ayetlerden sadece bir bölümünün anlamlarını vererek konuyu kavramaya ve anlamaya çalışacağız:
Allah'ın (c.c.) Resulü bir beşerdir, fakat vahiy alan ve aldığı vahyi insanlara ulaştıran bir beşerdir.
“De ki: “Ben de sizin gibi bir insanım. Ancak bana sizin ilâhınızın tek bir ilâh olduğu
vahyedilmektedir.”Kehf,110
“Muhammed yalnızca bir peygamberdir. Ondan önce de pek çok peygamber
gelip geçmiştir.”Al-i İmran ,144
Sadece birkaçına işaret ettiğimiz Kur’an ayetleri Peygamber Efendimizin (s.a.v.) konumunu belirleyici niteliktedir.

Müminlerin Allah'a (c.c.) ve Resulullah'a karşı görevleri ise şöyle ifade edilir:
“Biz seni bir şahit,bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olarak gönderdik;Allah'a ve Resulüne iman edesiniz, ona destek olasınız, ona saygı gösteresiniz ve sabah akşam Allah'ı tesbih edesiniz diye.”Fetih,8-9

Peygambere itaatin, aynı zamanda Allah'a (c.c.) itaat anlamına geldiği şu ayette vurgulanmıştır:
“Peygambere itaat eden Allah'a itaat etmiş olur. İtaat etmeyenlere ise aldırma. Çünkü biz seni onların üzerine bekçi göndermedik.”Nisa,80

Bütün bu ayetlerde dikkat çeken husus, Allah Teâlâ’nın kendisine itaatle Resulüne itaati bir arada anmış olması, Peygambere itaatin Allah'a (c.c.) itaat sayılacağını açıkça beyan etmesidir.
Allah Resulünün Veda Hutbesinde de ifade ettiği gibi Sünnet, Kur’an’ın yanında dinin ikinci ana kaynağını teşkil eder. Bu hüküm, Kur’an’ın ilgili ayetleri ve Peygamberimizin (s.a.v.) kendi sünneti ile ilgili beyanları ışığında, bütün İslam mezheplerinin görüşüdür. Konuyla ilgili Kur'an-ı Kerim'de geçen pek çok ayetten sadece bir misal vermek istiyorum;
"...Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah'ın azabı çetindir."Haşr,7

Sonuç olarak;
Kur’an’ın birçok ayeti muhkemdir, yani hükmü açıktır. Hz. Peygamberin sünnet ve hadislerinin de büyük çoğunluğu bu hükümlere tamamen uygun olup onları teyit eder. Birtakım ayetler ise mücmel, yani anlamı kapalı ve açıklanmaya muhtaçtır. Bu tür ayetleri açıklama görevi de Resul-i Ekrem’e aittir. Namaz emri bunun en açık örneğidir. Kur’an’da namaz birçok ayette emredilir ancak nasıl kılınacağı, kaç rekât kılınacağı, vakitleri, namazda kıraat gibi konular Kur’an’da yer almaz. Namazın kılınışını açıklayan hadisler sayesinde namaz ibadeti yerine getirilir. Zekât da böyledir; hangi maldan ne miktarda zekât alınacağı tamamen Peygamberimizin (s.a.v.) açıklamalarıyla bilinir. Çünkü ayette açıkça vurgulandığı gibi Resulullah müminler için tam bir örnektir:
“Andolsun, Allah'ın Resülünde sizin için; Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah'ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.”Ahzab,21

Bu bağlamda demem o ki Hadisi Kur’an’dan ayrı tutarak, dışlayarak Kur’an bize yeter iddiası ilgili örnekler ışığında tutarsızdır ve asla Hadisler devre dışı bırakılamaz.

Bu bakımdan Hadis Usulü ve Arapçaya vakıf olmadan ,islami ilimler anlamında Usul olmadan esas olmaz prensibini uygulamadan lütfen kendi şahsi görüşümüze göre değerlendirmelerde bulunmayalım.
Muhammed İKBAL der ki;
‘’Dini konuda her kim bu bana göre böyledir diye delilsiz konuşursa asla ciddiye almayın’’ sözünü şiar edinelim.
Son zamanlarda bahsi geçen İsra-Miraç ruh ile mi oldu bedenle mi,Mehdi geldi mi gelmedi mi, Kabir Azabı var mı yok mu gibi soruların peşinden gitmek yerine;
Değerli bir hocamızın ifade ettiği gibi bizlere düşen görev;
Kitle iletişim araçlarının kullanımının her geçen gün arttığı bir dönemde, din ve irşat dili, anlam ve zarafet boyutuyla daha önemli hale gelmiştir. Din adına sorumsuzca sarf edilen kaba ve gelişigüzel söylemler dine dair farkındalığı örselemektedir. Bu açıdan, dinî konularda konuşan herkesin, sahih kaynaklara dayalı bilginin yanında yapıcı, birleştirici ve kucaklayıcı bir söylemi de kuşanması gerekir. Aksi takdirde, müspet hiçbir dinî içerik arz etmeyen, tekelci, yargılayıcı ve baskılayıcı bir üslubun Müslümanlardan ziyade İslâm’a mâl edilen bir anlayışı beslediği dikkat çekmektedir. Bu itibarla, nebevi metodu ilke edinerek aklıselim ve kalbiselime uygun, güzel ahlak merkezli, yalın, saygın, hassas ve bütüncül bir üslup, dinin insanlarla doğrudan buluşmasında oldukça önem arz etmektedir. Bunun için de İslâm’ın yüce hakikatlerinin tutum, tavır ve eylem olarak aktarılmasında sorumluluk sahibi herkese büyük görevler düşmektedir.
Ve hamiş,
Kur’ansız sünnet olmadığı gibi, Sünnetsiz Kur’an olmaz.
Mani hükmün olmadığı yerde, amir hüküm aranmaz.
Allaha emanet olunuz…
5100 syf.
·Beğendi
Hadiser, raviler hakkında kısa bilgiler ve hadisler ile ilgili bilgiler içeren mükemmel bir kitap. Hadislerin neyi anlattığı ile ilgili daha açıklamalıbilgiler ile beraber hadisi anlamak daha kolaylaşıyor. Hadis ile ilgili yaşanmış olayları ve söylenmesindeki olayları anlatıyor. Konu tasnifleride çok güzel olmuş.
595 syf.
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Görevlileri Prof. Dr. M. Yaşar Kandemir, Prof. Dr. İsmail L. Çakan ve Doç Dr. Raşit Küçük’ün Riyazüs Salihin'in detaylı şerhi çalışmasının ilk cildidir.
Eser toplamda 8 ciltten olusmaktadir.
Öncelikle ben boyutundan bahsetmek istiyorum. Ben sempatik boyuttan (15x11) okudum. En küçük boyutu. Elbette bu okuma konforunu etkiliyor ancak büyük bir problem de oluşturmuyor.
Eserin 1. cildinin en başında “Hadis ve Sünnet” kavramları detaylıca ele alınmıştır Peygamber ve Sünnete Olan İhtiyaç, Sünnetin Kaynağı, Sünnetin Bağlayıcılığı, Sünnetin Evrensel Bütünlüğü, Sünnetin Dindeki Yeri, Sünnete Yöneltilen İtirazlar ve bazı soruların yanıtlarıyla yaklaşık 50 sayfa bu konular açıklanmıştır.

110. sayfadan itibaren kitabın diğer ciltlerinde de olduğu gibi anlatılan konulara geçişi bulunmaktadır. Burada da görüldüğü gibi ilk konu “İhlas ve Niyet”tir. Riyazüs Salihin’in konu başlıklarını ele alış biçimi şu şekildedir:
Öncelikle konu ile ilgili belli ayet-i kerimelerin Arapça metinleri, Türkçe mealleri ve bir ya da birkaç paragraflık açıklamaları bulunmaktadır
Ardından konu ile ilgili Hadis-i Şeriflerden bazılarının Arapça metni, Türkçe meali ve kaynağı yer almaktadır. Sonra Hadisi Serifin ravisi hakkinda bilgi verilmektedir. Bu bilgi kimi zaman bir paragraf kimi zaman bir sayfa tutuyor. Devamında da Hadis-i Şerifimizin açıklaması yer almaktadır. Bu açıklamalar daha iyi anlayabilmemiz için detaylandırılmıştır. Kimi zaman daha başka Hadis-i Şeriflerle ve Ayeti Kerimelerle desteklenmiştir. En son kısımda ise “Hadisten Öğrendiklerimiz” kısmı yer almaktadır. Burada Hadis-i Şerifimizden yapılan çıkarımlar madde madde sıralanmıştır. Genelde 4-5 maddedir.

Eserin birinci cildinde yer alan konular sırasıyla:

İhlas ve Niyet

Tövbe

Sabır

Doğru Sözlülük

Allah’ın Kullarını Denetlemesi

Takva

Tereddütsüz İman ve Allah’a Tam Güven

Doğruluk

Tefekkür

Hayırlı İşlere Koşmak

Mücahede

Ömrün Sonlarında Hayrı Arttırmaya Teşvik

Hayır Yollarının Sayısızlığı

Allah’ın Emirlerine Uymada Ölçülü Olmak

İbadetleri ve Hayırlı İşleri Sürekli Yapmak

Sünneti Korumak

Allah’ın Hükmüne Boyun Eğmek

Dili oldukca anlaşılırdır. Yaş grubu tespiti yapamasam da oldukça geniş bir yelpazeye hitap ettiğini söyleyebilirim.
Okuma süreci benim için çok faydalı oldu. 2. Cildinden devam ediyorum. Umarım tanitim açıklayıcı olmuştur.
Hayırlı günler :)
92 syf.
·3 günde·Beğendi·2/10 puan
Kitabı çocuğuma okumak için önce kendim okumalıyım diye düşündüm. Maalesef kitap çocuklara hadisler dese de hadisler için verilen hikaye örneklerinden bazıları hem çocukların anlama kapasitesinin üzerinde hem de çocuk ruhuna, dünyasına, pedagojisine hiç uygun değil. Verilen hadisler örneklerinde asıllarıyla tutmayanlar var. Yayınevi de mi incelemeden bastı bu kitabı? Çok güzel duygularla başlarken en son bu kitabı çocuğuma okumama kararı aldım. Çocuk kitaplarına çok özen gösterilmesi gerekiyor. Maalesef bu alanda ciddi boşluklar var. Bu kitap dışında cinler, periler, asanlar, kesenler çocuk kitaplarında havada uçuşuyor.
Pedagoji ile uzaktan yakından alakası yok maalesef kitabın. 10 gün aç bırakılan aslanlara yedirilen suçlular ve bu manzarayı izleyen halk. Çocuğun okurken hayal dünyasını hasara uğratmaya hakkınız var mı? Başka bir sayfada zenciyi görürse çocukları korkarmış. Pardon ırkçılığı bu şekilde bunu okuyan çocuğun kafasına kazımış oluyorsunuz. Çocuk belki garipser ama korkmaz. John Floyd olayları demek ki küçüklükteki zihniyetten başlıyor. Diğer bir sayfada namusu kirletilen bir kadın. Çocuklara hadis kitabında çocuğa namusu kirletilen bir kadın niye örnek verilir? Başka örnek mi yok? Malesef kitabı okurken hayal kırıklığına uğradım. İyi ki ilk ben okumuşum. Çocuğum okumamış. Bir de bu tarz hatalar içeren, pedagojiden uzak kitaplar çok satanlar listesinde boy gösteriyorlar ve bu tarz kitaplar çocukların ruh dünyasında yaralar açıyor, çocuk safiyetini göz ardı ediyor. Çocuğun ruh dünyasına kazalar yaptırıyor. Naif varlıklara daha naif eserler verilmeli. Bu kitabı "Prof" ünvanlı birinin yazmasına daha da üzüldüm. Proje güzel olsa da hikaye ve hadis uyumsuzluğu olmamış. Böyle bir kitabı ben editör ve yayınevi olsam çıkarmam. Anında geri gönderirdim.
224 syf.
Orhan, köyün imamı olan ve herkesin çok sevdiği Selim Hoca ile tanışır. O, köylülerin sorunlarını Peygamberimizden hadis örnekleri vererek çözer. Selim Hoca âdeta kalpleri temizleyen, gönülleri onaran bir gönül doktorudur.
Aile içi problemleri, hastalığa sabretmeyi, bağırıp çağırmamayı, evlilikte saygılı olmayı, zorluklara sabretmeyi köylülere hadislerden örnek vererek Selim Hoca anlatmıştır.
232 syf.
Mevzu hadis uydurma hadis demek. Yaşar Kandemir Hoca bu konuda yazılan kitaplardan sık sık kaynaklar göstererek kanayan bir yaraya dair çalışma yapmış. İnternet ortamında sık sık hiçbir kaynağa dayanmayan hadisler görüyoruz. Tarih boyunca Peygambere söyletilen ancak dudaklarından dökülmeyen onca söz nakledilmiş. Bu sözlerin doğrularını yanlışlardan ayırt edebilmek için akıllıca bir sistem geliştirilmiştir. Ancak halk peygamberini kitaplardan değil de genellikle ağızdan ağıza öğrenince çağlar boyu uydurma hadisler dilden dile dolaşıp durmuş. Dini bakımdan tehlikeli bir durum.
"Kişiye, yalan olarak, her duyduğunu anlatması yeter!" (Müslim, Mukaddime 5)
"Bilmediğin şeyin ardına düşme, çünkü göz, kulak ve kalp hepsi sorumludur, mutlaka sorguya çekilecektir." (İsra, 17/36)
En azından bir hadisi sayfamızda paylaşmadan önce internette taratırsak elbet bir hocanın, ya da kitabın o hadisin doğruluğuna dair bir şeyler söylediğini görürüz.


Ben de bu kitapta olmamasına rağmen günümüzde çok duyurulan ama uydurma olduğu konusunda görüş bildirilen hadislere biraz örnek vereyim:
"Kim âşık olur, iffet gösterir ve bunu gizleyerek ölürse o şehittir."
"Bir dirhem fâiz yiyen kimse, otuz altı kez zina etmiş gibi olur..."
"Ben hikmet eviyim, Ali ise kapısıdır."
"(Ey Muhammed) eğer sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım."
"Kim nefsini bilirse rabbini de bilir. "
"Ben yer ve göğe sığmadım, ancak mü’min kulumun kalbine sığdım."
"Sarıkla kılınan namaz, sarıksız kılınan yirmibeş namaza, sarıkla kılınan Cuma namazı, sarıksız kılınan yetmiş cumaya bedeldir. Sarıkla namaz kılmak­ta onbin sevap vardır."

Kadınların aleyhine uydurulmuş şu mevzu hadislerin halk arasında yaygın olarak kullanıldığını müşahede etmek mümkündür:
"Kadınlar evlerin lambalarıdır, fakat onlara okuma yazmayı öğretmeyi­niz."
“Kadınlara danışın onlarla istişare edin. Sonra da onlara muhalefet edin.”
" Sizden birisi istişare yapmadan bir iş yapmasın. Eğer istişare edecek hiçbir kimse bulamazsa bir kadınla istişare etsin ve onun dediğinin tersini yapsın. Çünkü onun dediğinin tersini yapmasında bereket vardır."
"Kadına itaat pişmanlıktır."
"Kadınlar olmasaydı erkekler Cennet’e girecekti."

Dünya-âhiret dengesinin bozulmasına sebep olan; dünya ve çalışmanın aleyhinde, fakirliğin lehinde uydurulmuş mevzû hadislere de örnekler vermek istiyoruz.
"Bu ümmetin en hayırlıları fakir olanlarıdır. En süratli bir şekilde Cennet’e yerleşecek olanları da zayıf olanlardır."
“Dünya bir leştir. Onu elde etmek isteyenler de köpeklerdir.”
"Her bir ümmet için anahtar vardır. Cennet’in anahtarları, miskin ve fakir­lerdedir. Onlar kıyamet gününde Allah ile beraberdir."

Kandil geceleri, mübarek ay, gün ve gecelerle ilgili de pek çok zayıf ve mevzû hadislerle karşılaşıyoruz. Değişik mahfillerde bu tür hadislerin nakledildiği­ni, özellikle kandil gecelerinde yapılan konuşmalarda bu tür hadislerin sahîh hadis gibi insanlara aktarıldığını görmekteyiz.
"Kim Receb’den onbeş gün oruç tutarsa, Allah onu kıyâmet günü emin olanlarla beraber haşredecektir."
"Receb’in diğer aylara göre fazileti, Kur’ân’ın şâir kelâmlara olan üstünlü­ğü gibidir."
"Kim Şaban’ın onbeşinci gecesi oniki rekat namaz kılar ve her rekâtta otuz defa ihlâsı okursa Cennet’teki makamını görmeden ve âilesinden cehennemlik on kişiye şefaat etmeden ölmez."
"Kim Receb’in ilk gecesi akşamından sonra yirmi rek’at namaz kılarsa.... sırâtı hesapsız geçer.""
"Kim aşûre günü oruç tutarsa Allah ona 60 sene ibâdet etmiş gibi sevap yazar."

Kaynak: https://dergi.diyanet.gov.tr/makaledetay.php?ID=16180

Yaşar Kandemir Hoca da bu konunun ne zaman çıktığını ne zaman yaygınlaştığını nasıl kurnazlıklarla uydurma rivayetler üretildiğini bu konuda daha önceden yazılan kaynaklardan aktararak dile getiriyor.
Bir insan neden peygambere bir şey söyletmeye çalışır sorusunun en belirgin ve en yaygın cevaplarından biri fırkasını, mezhebini müdafaa etmek olur. Siyası fırkalar, kelam ve fıkıh mezhepleri, milliyetçi kimseler, fetihlerle birlikte topraklara katılan ama dine düşmanlık gösteren kişiler hadis uydurmaktan çekinmemiştir.

Özellikle Hz.Osman’ın şehit olması sonrası ortaya çıkan bazı fırkalar fikirlerini yaymak için önce Kur’an’a sonra hadislere başvurmuşlardır ancak bunu da ibareleri zorlama bir dille tahrif ederek yapmışlardır. “Bazen birbirine zıt görüşler ileri süren fırkaların gayelerine uygun delilleri bu iki kaynakta bulamayacağı söz götürmeyeceğinden, bu defa –bazı fırkalar- Kur’an’ı Kerim’i arzuları istikametinde te’vile, hadisleri de aşırı bir zorlama ile tefsire çalıştılar.”
Bu fırkalar ihtiyaçlarını karşılamayan ve işlerine gelmeyen hadislerin peygamber’e nisbetini inkar ederek onların uydurulmuş olduğunu iddia etmekten çekinmemişler. Görüşlerini sağlam göstermek için ve hasımlarının karşısında delil olsun diye hadisler uydurarak bunları Hz.Peygamber’e isnad etmişlerdir.

Yine siyasi fırkalar da bunu yapmışlardır. Peygamberin, kendisinden sonra Hz.Ali’yi halife olarak tayin ettiğini iddia eden Şia’nın iddialarını desteklemek için Hz.Ali’nin faziletine dair binlerce hadis uydurduğu kitaplarda geçen bilgiler arasında. Sünni kaynaklarda da Hz.Ali’nin faziletine dair rivayetler vardır. Ancak bu rivayetler sadece Hz.Ali hakkında değildir. Hz.Ebubekir, Hz.Ömer veya Hz.Osman’ın faziletine dair de birçok rivayet zikredilir.
Genel olarak bir milliyeti yücelten hadisler de hem Kur’an’a hem de dinin genel ruhuna ters olduğu için uydurma kabul edilir.
Tabi sadece kötü niyet ve amaçlarla bu yola yönelen insanlar değil iyi niyetle bu yola tevessül eden insanlar da vardır. İnsanları ibadet etmeye yöneltme ve halkı kötülüklerden sakındırma amacıyla da hadis uydurmanın dini bakımdan bir mahzur taşımadığı, üstelik çok faydalı bir mesai olduğu düşüncesiyle hareket edenler de vardır ki bunlar yaptığı işleri caiz görerek tehlikeli sularda yüzmüşlerdir.
“Zühd ve takva ehli olarak geçinen ve fakat hadis-i şerifin ruh ve manasından haberi bulunmayan birçok cahiller, Hz.Peygamber’in sahih hadisleriyle sabit olan muayyen ibadetleri kafi bulmamış olacaklar ki, tatbik edilmek istendiği zaman ifa edilemeyecek kadar çok ibadet formülü hazırlamışlardır. Bu formüllerin birbirine benzeyen çok tarafları vardır. Aşağı yukarı her birinde şu müşterek ifadeye rastlamak mümkündür: Kim falan gün şu kadar rek’at namaz kılar ve her rek’atta şu sureleri bu kadar defa okursa, ona ahirette mükafat olarak şunlar verilecektir”

Bir de kendi menfaatini düşünerek uyduranlar var tabii. Onlar da pazarda sattığı ürünlerin peygamber tarafından çok yenildiğini, bu ürünü yiyene şu kadar sevap verileceğini peygamberin söylediğini iddia eden tayfadır ki bunlar da uydurma olarak görülür.
"Bir uydurmaya göre Hz.Peygamber, Abdullah b. Abbas'a bir ayva vererek bunun kalbi temizleyeceğini söylemiş; başka bir uydurmaya göre, patlıcanın her derde deva olacağını haber vermiş; bir diğerine göre de etle beraber yenecek hıyarın cüzzam hastalığına karşı koruyacağını bildirmiştir. Gerçekle hiçbir ilgisi bulunmayan bu nevi gülünç tavsiyelerin arkasında, uydurucuların bazı gizli hesapları olduğu akla gelmektedir."

Yine kızgınlıkla hadis uydurma faaliyeti de görülmüştür ki bu da bir örnek olarak verilebilir #78129125
Bir de kıssacılar vardır ki sahih hadisleri uydurma rivayetlerden ayırmak için bütün gayretleri ile çabalayan alimler onlardan nefret ederdi. Şu iki örnek bu çabayı örneklemek için yeterlidir sanıyorum #78199796
#78200341

Yazarımız mevzu hadislerin alametleri ve bunları tanımanın yolları için genellikle tarih boyunca görülen durumu da şu başlıklar altında anlatmış:
1) Hadis uyduranların itirafı
2) Haberin lafzında veya manasında bozukluk bulunması
3) Elde mevcut güvenilir hadis kitaplarında bulunmaması
4) Birçok insanın görmesi gereken bir hadiseyi bir kişinin gördüğünü iddia etmesi
5) Kur’an ve sünnete muhalif olması
6) Akla, his ve müşahadeye muhalif olması
7) Tarihi gerçeklere aykırı düşüncesi
Şu başlıkları okuyanların aklına en azından bir rivayet gelmiştir ancak ben çokça paylaşılan bir rivayeti örnek olarak bırakayım #78204015 Bu tespit uydurma rivayetleri gerçeklerinden ayırmak için uygulanabilecek yöntemlerden biridir. Bahsi geçen rivayetler bu yollarla eleştiri süzgecinden geçirilebilir. Bunu yapamayanlar ise hadisi internette taratarak o rivayet hakkında yazılıp çizilenleri görerek konu hakkında bir fikir elde edebilir. İnternet çağında şanslıyız ki bu konuda rahatlıkla bir fikir sahibi olabiliyoruz. Yukarıda yer alan yöntemlere uymayan bir hadisi paylaşana kaynağını sormak yapılabilecek işlerden biri. Herkes bilinçlenmeli bu konuda. İnternette öyle rivayetler görülüyor ki okurken hayret ediyor insan. İncelemeyi, birçok kitapta yer alan ve doğru olduğu konusunda hiçbir şüphe bulunmadığı için benim oldukça manidar bulduğum bir hadisle sonlandırayım ki internet çağında olayın vehameti ortaya çıksın:

"Kim benim ağzımdan bilerek hadis uydurursa, cehennemdeki yerine hazırlansın" mealinde olan hadisi bu mevzudaki hadisler arasında en çok bilinip mütevatir olarak rivayet edilenidir. Aşere-i mübeşşerenin naklinde ittifak ettiği bu mütevatir hadis, altmıştan fazla sahabe tarafından rivayet edilmektedir. “

İnanan her insana bu kitabı okumasını tavsiye ederim.
Slh
Slh Açıklamalı Kur'an-ı Kerim Meali'yi inceledi.
640 syf.
·9/10 puan
Es-Selam...!
İFAV tarafından iki cilt halinde çıkarılan Ayet ve Hadislerle Açıklamalı Kur'an'ı Kerim mealinin tek cilde indirilmiş hali..
Bahsettiğim iki ciltlik mealde hemen hemen her ayetin dipnotunda, o ayetle ilgili bağlantılı başka ayetlere geniş bir şekilde yer verilmişken, bu mealde maalesef kısıtlı bir şekilde ayet ve hadislere yer verilmiş.
Bu yüzden 2 ciltlik meali tavsiye ediyorum:))
Türedi meallerin fazla olduğu şu ortamda ise çok güzel bir çalışma ortaya çıkmış, ayetlerin açıklaması anlaşılır ve paylaşılan hadislerin hepsinin kaynağı sahih bir şekilde yazılmış.
Bu kapsamda bugünlerde yeni farklı bir meal almak istiyorum diyenlere tavsiye ediyorum.
Bir de İFAV ( Marmara İlahiyat ) Yayınları gerçekten kaliteli bu noktada..
Çalışmalarını büyük bir zevkle takip ediyorum.
Rabbim ruhumuzu Kur'an ayetleri ile diriltsin her daim..
Keyifli Okumalar.
224 syf.
·4 günde
Bu romanı okurken, köy hayatını yaşayacak ve gönül doktoru olmanın güzelliğini hissedeceksiniz...
Öncelikle şiveli oluşu güzeldi, sizi istemsizce tebessüm ettiriyor.

Şehirli bir çocuk olan Orhan'ın köyde yaşadığı -deneyimlediği olayları anlatılıyor.
Köyün imamı Selim Hoca, her meseleyi Peygamber Efendimizin hayatından örnekler vererek çözüyor yanlışları düzeltiyor.
Mehmet Yaşar Kandemir hocaya bundan sonraki kitaplarında daha az hadis yazması tavsiye edilince:

"Ben bu romanı Hadis okutmak icin yazdim" cevabını veriyor.

Kitabin sonundaki ekte okudugumda cok etkilendim.

Çocukların dini sorulara cevap veremediği bir röportaj seyredince böyle felaketler varken biz oturup ilmi kitaplar yazıyoruz.
Bunu kac kişi okuyor? öyleyse halka yönelmeli, Çocukların ihtiyaclarina cevap vermeliyiz.
Burada bir yangin var ve herseyden once bu yangını söndürmeliyiz diye düşündüm ve cocuk kitapları yazmaya basladim " diyor.

Kitaptaki Hadislerin bir çoğunu bildiğim için bana göre biraz hafif kalsada, hikâyelerle birleştirmesinden keyif aldım.
İyi okumalar...

***

Yazarın biyografisi

Adı:
Mehmet Yaşar Kandemir
Tam adı:
Prof. Dr. M. Yaşar Kandemir
Unvan:
İlahiyatçı Yazar
Doğum:
İnceçayır, Yozgat, Türkiye, 1939
1939′da Yozgat’ın İnceçayır köyünde doğdu. İlkokulu köyünde, İmam-Hatip Okulu’nu Yozgat’ta okudu. 1964′te İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü’nden mezun oldu. Sivas İmam-Hatip Okulu’nda üç yıl öğretmenlik yaptıktan sonra İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü’ne hadis asistanı oldu (1967). Mevzû Hadisler adlı öğretim üyeliği tezini tamamladı (1970). Aynı yıl Kayseri Yüksek İslâm Enstitüsü’ne atandı. Burada iki yıl hocalık yaptıktan sonra askere gitti ve yedek subaylığını Edirne’nin Lalapaşa kazasındaki hudut bölüğünde yaptı. Daha sonra İst. Yüksek İslâm Enstitüsü’ne tâyin edildi (1974). İÜ Edebiyat Fakültesi Şark Dilleri Bölümü’nde Kâdî İyâz ve Bugyetü’r-râid fî mâ fî hadîsi Ümmi Zer’ mine’l-fevâid adlı doktorasını tamamladı (1977). 1982 yılında MÜ İlâhiyat Fakültesi’nde yardımcı doçent, 1987′de doçent, 1991′de profesör unvanlarını aldı. 1999′da emekli oldu.

1984 yılından beri Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi’nde müellif redaktör olarak çalışmaktadır.

2005 yılından beri de Eyüp Sultan Camii’nde, her Pazar öğle namazından bir saat kadar önce Şifâ-i Şerif okumaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 395 okur beğendi.
  • 4.624 okur okudu.
  • 984 okur okuyor.
  • 2.531 okur okuyacak.
  • 100 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları