Melih Cevdet Anday

Melih Cevdet Anday

YazarÇevirmen
8.0/10
384 Kişi
·
1.151
Okunma
·
410
Beğeni
·
22023
Gösterim
Adı:
Melih Cevdet Anday
Unvan:
Şair, Tiyatro Oyunu, Roman, Deneme, Makale Yazarı
Doğum:
İstanbul, 13 Mart 1915
Ölüm:
İstanbul, 28 Kasım 2002
Melih Cevdet Anday (13 Mart 1915, İstanbul – 28 Kasım 2002, İstanbul), şair, tiyatro oyunu, roman, deneme, makale yazarı.

Lise arkadaşları Orhan Veli ve Oktay Rifat'la birlikte ortaya çıkardıkları Garip Akımı ile Türk şiirindeki yenilenmeyi başlatmıştır. Kolları Bağlı Odysseus ile kendine özgü felsefi şiir akımını başlatmış, Garip Akımı`ndan ayrılmıştır. UNESCO'nun Courrier dergisi, 1971 yılında onu Cervantes, Dante, Tolstoy, Unamuno, Seferis ve Kawabata düzeyinde bir edebiyat adamı olarak gördüğünü açıklamıştır.

Yaşamı
İstanbul'da doğan Melih Cevdet Anday'ın çocukluğu Kadıköy Bahariye'de geçti. Ortaokula kadar İstanbul'da eğitim gördü. Liseyi ise Ankara'da, Gazi Lisesi'nde tamamladı. Lisede okuduğu sırada, Orhan Veli ve Oktay Rifat ile tanıştı.

Liseyi bitirdikten sonra bir süre Hukuk Fakültesi'ne devam etti. Daha sonra Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'ne kaydoldu. Ancak Devlet Demiryolları'nda memur olarak çalıştığı için öğrenimine devam edemedi. Çalıştığı kuruluş tarafından sosyoloji öğrenimi görmek için Belçika'ya gönderildi.

Ukde isimli şiiri 1936'da Varlık Dergisi'nde yayımlandı. Bunun ardından şiirleri Ses, Yaprak, Yeditepe, Papirüs, Yeni Ufuklar, Yeni Dergi, Soyut, Ataç, Dönem, Yön gibi dergilerde yayınlandı. Orhan Veli ve Oktay Rifat ile birlikte 1941 yılında Garip isimli şiir kitabını çıkardı.

Hasan Âli Yücel'in tavsiyesi ile Milli Eğitim Bakanlığı Neşriyat Müdürlüğü'ne memur olarak atandı. 1946 seçimleriyle birlikte bakanlığın el değiştirmesi sonrasında önce yeniden askere alındı, sonra Konya'ya atandı. Ancak bu atama daha sonra geri alındı. Anday, bir süre sonra bu görevinden ayrılarak İstanbul'a döndü.

1953-1954 yılları arasında Akşam Gazetesi'nin edebiyat ve sanat sayfasını hazırladı. Fikirleri sebebiyle işten çıkarıldı. Doğan Kardeş Yayınları'na geçti ve çeviriler yaptı. Buradaki görevinden de aynı sebeple ayrılmak zorunda kaldı.

1958'den itibaren Tercüman, Büyük Gazete, Yeni Tanin ve İkdam'da kendi adıyla ve çeşitli takma adlarla denemeler ve makaleler yazdı, tefrika romanlar yayınladı. 1960'ta Nadir Nadi'nin desteğiyle Cumhuriyet'te köşe yazıları yazmaya başladı. Bu gazetedeki yazılarını 1997'ye kadar sürdürdü.
1956'da yayınladığı Yanyana isimli şiir kitabı, 142. maddeye aykırı olduğu gerekçesiyle 1964'te yasaklandı. Anday gerek şiir kitaplarıyla, gerekse daha sonraları yöneldiği roman ve tiyatro alanlarındaki yapıtlarıyla birçok ödül aldı.

Anday, İstanbul Belediye Konservatuarı Tiyatro Bölümü'nde diksiyon, özel bir tiyatro okulunda mitoloji dersleri verdi. 1964-1969 yılları arasında TRT'de yönetim kurulu üyeliği, 1979-1980 yıllarında da Paris'te eğitim müşavirliği görevlerinde bulundu.

Solunum ve böbrek yetmezliği tanısıyla Marmara Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi'ne kaldırılan Melih Cevdet Anday, 28 Kasım 2002'de 87 yaşındayken vefat etti. Büyükada mezarlığında toprağa verildi.

Takma Adları
Anday, eserlerinde kendi adı haricinde şu takma adları da kullanmıştır: Yaşar Tellidede, Niyaz Niyazoğlu, A. Mecdi Velet, M. C. A., H. Mecdi Velet, Yaşar Tellidere, Gani Girgin, Zater, Yaşar Tellioğlu.
Meğer ne tuhaf şeymiş
kavuşmak!
Şimdi ben
Uzak ülkelerin birinde
Çocuk bahçelerinde oturmuş,
Ya da üçüncüsünde bir trenin
Limon, üzüm, portakal
Yerken yanımdakiler
Ya da
Yağmurlu bir gece yarısı
Bir garda
Tren beklediğim zaman
Kavuşmayı düşünemeyeceğimden korkuyorum
''İnsanın düşünenleri olmalı;
Merak edenleri,
Hesapsız kitapsız değer verenleri,
Uzakta olunca özleyenleri,
Sesini duyunca sevinenleri olmalı…''
Bir misafirliğe gitsem,
Bana temiz bir yatak yapsalar
Her şeyi adımı bile unutup
Uyusam
Kalktığımda yatağım hala lavanta koksa
Kekikli, zeytinli bir kahvaltı hazırlasalar
Nerede olduğumu hatırlamasam
Hatta adımı bile unutsam.
uyuduk mu eşit oluruz
ne tutku ne gurur ne umut üşüyorsan ısıtır seni
birçoğu ölüme benzetti
belki de rüya görmek dedi hamlet
ya don quijote ne demek istedi
ölsem ölünmüyor yaşasan yaşanmıyor.
94 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Teknenin Ölümü, Melih Cevdet Anday'ın okuduğum ilk şiir kitabı. Garip Akımı'nın kurucularından biri olduğunu bildiğim; Orhan Veli şiirlerini sevdiğimden ve belli aralıklarla (usta sanatçı, rahmetli Müşfik Kenter'in muhteşem sesinden) dinlediğimden olacak, okumaya başladım. Ancak kitap beklediğim gibi değildi. Ve anladım ki, şiirde daha almam gereken çok uzun bir yolum varmış.
Anday'ın Teknenin Ölümü kitabında yer alan şiirleri, yakın dostu Orhan Veli'nin şiirlerinden oldukça farklı geldi bana. Orhan Veli şiirlerinde yoğun bir anlam ve duygu ağır basmaktadır. Ancak Anday'ın şiirleri, imgelerle dolup taşıyor âdeta. Duygular yerine de (ki ben şiirde duyguları tercih ederim sanırım) düşünce tüm ağırlığıyla şiire oturmuş.
Anday'ın şiirlerinde Hitit, Mısır ve özellikle Yunan antik çağına olan ilgisi beni heyecanlandırdı. Antik Çağda yaşamış karakterleri, sanki aramızda yaşayan ve her gün sokakta, çarşıda, otobüste ve belki de evimizde gördüğümüz insanlar gibi oldukça canlı anlatımı dolayısıyla okunmaya değer bir eser olarak ele alınmalıdır...
294 syf.
·2 günde
"Siz yüz yıllık bir çürümenin sonucusunuz. Bir ülke nasıl batar? Yalnızca savaşlarda yenilmekle değil, elindeki toprakları başkalarına kaptırmakla da değil... Ruhça çökerek, yaşamaktan koparak batar. Enver Paşa bir gün kaçıp gitti. Ne düşünüyordu o sırada biliyor musun? 'Bu sefer yenildim. İnsanın hayatında yenmek de, yenilmek de vardır', diye düşünüyordu. O yenilgiden ne gibi ahlak çöküntüleri çıkacağını hesaplayacak yetenekte değildi. Ama dünyada bunu hesaplayacak kaç devlet adamı vardır dersiniz? Pek azdır. Çoğu futbol maçı gibi görür devlet işini. Sonra vatanlar elden gider, uygarlıklar çöker.."

Mayıs ayının yazarı Melih Cevdet Anday oldu benim için. Toplamda yazardan 3 tiyatro kitabı, 6 şiir kitabı ve 1 roman okudum. Garip akımının üç değerli yazarından biridir Melih Cevdet Anday. Tabii Orhan Veli Kanık kadar okunmuş değil lakin çok yönlü bir yazar. Edebiyat birikimi olan her okurun da onu seveceğini düşünüyorum. Şiirlerinde mitoloji ve Yunan esintileri fazlaca hissedilse de tiyatro ve romanlarında dönemsel olaylar, toplumculuk çizgisi de kendini göstermektedir. Şiirlerinin bazılarını daha iyi anlamlandırmak için ya mitoloji bilginiz olmalı ya da şiirde geçen ve bilmediğiniz unsurları araştırıp okumalara devam etmeniz gerekmektedir. Böylece zihinlerde daha da sağlamlaşıyor onun dizeleri..

Aylaklar kitabı da bir panorama. Paşalardan beylere geçiş sürecinin yansıması. Abdülhamit döneminden kalma bir Paşa'nın konağında yaşayan ailenin İstibdat döneminden 1970'li yıllara varan dört kuşağın hikayesini içeriyor bu kitap. Geçiş dönemlerini anlatan yazarlarımız var mesala Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Kiralık Konak eserini örnek gösterebiliriz ama teknik ve dil kullanımı açısından Melih Cevdet Anday çok daha üstün kitabın başından sonuna kadar hem çok kolay okunuyor hem de çok güzel analizler yapıyor. Özellikle Osmanlı'nın dağılış döneminin esintilerini okurken Paşa ve paşa ailelerinin lüks hayatı, konak hayatını daim ettirbilmek adına verdikleri uğraşların gizli kapaklı yapılması ve şatafatlı bir hayat süren "aylaklar" tayfasının da bu durumun nasıl sağlandığını hiçbir zaman bilmemesi o çıkarcı zihniyet ülke elden giderken bile kendi midelerinden başka bir şeyi düşünmeyen saraylı/burjuva karışımı insanların çürümüş ruh hallerini yansıtmak da çok başarılı bir eser.

Son zamanlarda toplumcu gerçekçi çizginin dışında kalan romanları çok az okuyorum. Melih Cevdet Anday'ın romanlarını ise çok merak ediyordum. Elimdeki Aylaklar kitabı Varlık Yayınları Şubat 1974 baskısı daha baskıdan çıkan haliyle elli yıldır sahaflarda dolaşan bir kitaptı. Sayfalar birbirine yapışık hepsini kendim bıçakla ayırdım. Okumuyoruz evet biliyorum. Yalnız elli yıl önce yaşayan insanlar da okumamış bu kitabı Melih Cevdet Anday biz okusak da okumasak da Türk Edebiyatı için önemli bir değer onun yeri değişmez. Sadece "yerli" yazarlar yerine yabancılara sığınan bizlerin kendi içinde öldüreceği bir değer olur o kadar. Yani bu sorun kişisel bir sorun biz onun eserlerini okumuyorsak kendi şiir seslendirmesini dinlemiyorsak bu bizim kültürümüze olan yabancılığımızı gösterir. Bazı yazarlara denk gelince de yazamadan edemiyorum. Melih Cevdet Anday onlardan biridir...

Roman iki bölümden oluşuyor. Birinci bölüm Şükrü Paşa'nın kızı Leman Hanım ve ailesinin Paşa konağındaki yaşamlarını ve 18 odalı konağa Aylaklar'ın yerleşim hikayesini içeriyor. Bu bölüm teknik olarak çok beğendiğim bir bölümdü roman şimdiki zamanla başlayıp konular ilerledikçe Abdülhamit zamanına kadar giden geri dönüş tekniği ile zenginleştirilmiş. Her karakterin geçmişini de ara ara veren yazar akış içerisinde hem okuma tutkunuzu diri tutuyor hem de konu derinliğini arttırıyor. Konağın dağılma sürecini de çok iyi işliyor yazar. Paşa kızının konak idaresini eline alması eski devlet geleneğinden gelen o asillik sevdası ile konakta yaşayan Aylak, sömürücü, hazır yiyici tayfadan habersiz o zengin sofraların oluşum kaynaklarını belli etmemesi ve sürekli geçmişe dönük söylemleri ile Osmanlı zamanının özlemini duyan Leman Hanım'ın önde olduğu bir bölümdür. Sürekli olan entrikalar ve bu entrikaların üzerini ustaca örtüp konak yaşamına etki etmesine müsaade etmeyen Leman Hanım konağı ayakta tutan kilit isimdir.

İlk bölüm, ikinci bölüme bir hazırlık evresidir. İkinci bölümde de Paşa Konağındaki hayat sona ermiş olacak konak yıkılıp apartman dairesinde bir hayat başlayacak. Bu bölümün kilit ismi Paşa Torunu Muammer. Bu bölüm teknik açıdan diğerinden farklıdır. Çünkü bu bölümde Muammer'in günlüğünü okuyacaksınız ki bu günlükler içsel hesaplaşmaları, Paşa zamanından kalan konağın nasıl ayakta kaldığını Aylaklar'dan kurtulmanın güçlüğünü konu alan bir bölümdür. İlk bölüm daha hareketli, daha akıcı bir bölüm ama ikinci bölümde analiz yapılan bir bölüm olduğu için genelde tek karakter ağzından sürmesi kitabı tamamlayan çok başarılı bir hareket olmuş bana göre.

Ben kitabı çok beğendim. Köylülerden, fakirlerden zorla toplanan paralarla kendi "asil" yaşamlarını devam ettiren o eski zaman kalıntılarının "Aylaklar" tarafından sömürülme anları çok başarılıydı. Paşalar devletten ve milletten çarptıkları ev, arsalar, konaklarla lüks içinde yaşıyor. Siyasi görüşü bir veya ayrı farketmeksizin konaklara misafir gibi gelen bazı insanlar da o paşaları ve onların ailelerini sömürüyor. Okuyan arkadaşların da kitabı seveceğini düşünüyorum. İçeriğe pek değinmek istemiyorum. kitaptaki her karakterin ayrı ayrı bir önemi var lakin amacım genel bir çerçeve cizmekti sadece. Yeterli olduğunu düşünüyorum. İyi okumalar dilerim..

"Siyaset yapacak seviyeye gelmemiştir bizim insanlarımız. Çünkü hiç birimizde yeni bir buluş ardında koşmak, yeni bir şey yaratmak gücü ve terbiyesi yok. Siyaset nedir? Topluluk şuurunda bir keşif. Kalabalığı en az yüz yıl sürükliyecek bir hedef icat etmek. Oysa biz icadedilmiş hedefler ve eski keşifler ardında dolaşıp durduğumuz için sonunda gele gele kendi çıkarımızı korumağa geliyoruz. İdealizmi bir türlü anlıyamıyoruz."
94 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Ne garip Adammışsın sen böyle Melih Cevdet Anday !

"Nasıl ölmek isterdiniz sorusunu ise o müthiş ironisiyle yanıtlıyor: “şakacıktan”…"

İnsan şakacıktan ölmek ister mi ? İşte buna müthiş ironi demişler iyi de demişler...


Şiirlerinde buz dağının güzelliği ve esintisi kadar buz dağının ardının gerçekleri de var. Gerek felsefi gerekse toplumsal, her türlü konu bu derece göze naif kulağa keskin nasıl gelebilir ? Bu dizeler için senin gibilere gerçekten şükranlarımı sunuyorum ve bunu sizin gibileri daha çok okuyarak ve okutarak hayata geçirmeyi umuyorum.

Doğrusu lise yıllarımda özünde saçma bir sistem için hafızaya alınan bu isimleri tanıtmak için edebiyat hocalarımın bizi raflarda dolanarak oyalamasındansa sayfa aralarında gezinmemize vesile olmasını isterdim ama ne de olsa sistem bu öyle değil mi... Umarım bazıları bu konu da şanslıdır.

Ama yine içimdeki bu burukluğu şu kalemler avutuyor ya daha ne diyim:

" Eskiyen söz simya gibidir.
Taş, bakarsın altın olmuş." Altın da ne ki...

Demiş ki üstad ;

" Gökyüzü beynin zarı
Kuşlar bulutlar gezinir içinde"

Şimdi o gökyüzü daha bir rengarenk, mahzun, dalgın ve bir o kadar da diri.

Şiire " Bilinen sözcüklerden bilinmedik sözler kurmaktır " diyerek daha güzel bir anlam yükleyebilir mi bir insan ?

Çok geniş bir yelpazeye sahip bu kalemi okuyanların seveceğine inanıyorum. Garipçileri seviniz...

Bu güzelliklerin görene göz duyana kulak olması dileğiyle keyifli okumalar dilerim.
262 syf.
Garip akımının kurucularından şair ve kanaat önderi olarak birçok ünlüyü etkilemiş olan Melih Cevdet Anday’ın roman da yazdığını öğrenince hemen okumak istemiştim.. Gizli Emir Olağanüstü Hal dönemini anlatmak için yazılmış eleştirel bir roman. Beckett’in Godot’yu Beklerken romanından çok büyük izler taşıyor. Konusu ve eleştirel özelliği sebebiyle ilk sayfalarda ilgimi çekse de sonunda benim için bir işkenceye dönüştü bu kitabı okumak. Her sayfada defalarca tekrarlanan ‘gizli emir’ kelimesi, bir yere bağlanmayan diyaloglar beni çok yordu ve günlerce elimde oradan oraya süründü kitap. Anday’ı tanımak için yanlış bir seçimde bulunmuşum sanırım
184 syf.
·Beğendi·7/10
https://youtu.be/q-1ZFtunYaE
Norveç edebiyatından bir kış, bir yaz, bir de açlık mevsimi öyküsü okuyup değerlendirdiğim bu videoda Trajei Vesaas’ın eserinden ayrıntılı olarak bahsetmiştim. Baş kahramanları iki kız çocuğu ama onları sanki iki filozof gibi bulmuştum ben. Aslında insanın iç dünyasına eğilen bir şiir gibiydi. Betimlemeler harikaydı.
72 syf.
·1 günde
"İyiliğin, doğruluğun, sevginin zamanla dünyayı cennete çevireceğini söyleyen çok kişi var, ama buna inanan onca çok değil sanıyorum. Neden derseniz, bu erdemlerin insanoğluna nasıl aşılanacağı bilinmemektedir; eğer söz, kötüleri etkileseydi, kötülük çoktan kalkardı ortadan. İşte bu düşünceler karamsarlığın nedeni ve pek de yanlış sayılmaz. Demek, iyilik üzerine verilen vaazlar, kötülerin azalmasını sağlamıyor. Böyle olduğu için, kötülerin ortadan kalkmasını boşuna beklemektense, kötülüğün nedenlerini yok etmeğe yönelmenin daha kestirme olacağı söylenebilir. Ama bu nedenleri bulup etkisiz kılmak pek de kolay sayılmaz. Güçlüklerin başında da, kötülüğün ve iyiliğin tanımı sorunu gelir, kişisel ve sınıfsal çıkarlar olanaksız kalmıştır ortak bir kavrakda anlaşmayı.."

(Melih Cevdet Anday, Sevişmenin Güdüklüğü ve Yüceliği kitabı, Hangisi Hangisinden adlı makaleden)


Melih Cevdet Anday son zamanlarımda en gözde yazarlarım arasına girdi. Sanırım ulaşabildiğim tüm kitaplarını okuyana kadar da öyle kalacak.. Yerli yazarlar içersinde birikimli olanlara rastladım epeyce lakin Melih Cevdet Anday'ın tür olarak çok yönlü edebi geçmişi ve Antik Yunan tarihi ve mitoloji (ekstradan Hint Mitolojisi) üzerindeki hâkimiyeti de ona hayranlık uyandıran ayrı bir unsurdur.


Ergin Günçe dün okuduğum Türkiye Kadar Bir Çiçek adlı şiir kitabında Melih Cevdet Anday'ı şöyle tarif edecek bize:

"Melih Cevdet denince artık akla Eski Yunan geliyor
Türkiye'yi oradan başlatan kültürlü şair"

Daha önce üç kitabını okumuştum. Bu okuduğum ikinci tiyatro kitabı daha önce "Mikadonun Çöpleri" adlı tiyatro metnini okumuştum onu da çok beğenmiştim...

"İçerdekiler" ilk tiyatro eseridir. 1965 yılında yazdı bu oyunu ve o yıl Melih Cevdet Anday elli yaşına gelmişti. 50 yıllık bir birikim, Yanyana şiir kitabı da yaklaşık on sene önce basılmış ve 1964 yılında komünizm propagandası yapıyor diye yasaklanmıştı. Bu dönemde yazılan bir eser ve bu eserin yazımından üç yıl sonra 68 kuşağında eserde olduğu gibi yüzlerce öğrenci, eğitimci vs. düşünce suçundan polisin tevkif kararı olmadan herhangi bir kişiyi süresiz olarak tutuklu bulundurabileceği bir ülkeye gözlerimizi açmış olacağız...




İçerdekiler kitabı iki perdeden ve üç karakterden oluşuyor.

Tutuklu, Komiser, Kız

Karakterlere herhangi bir isim vermemesi "düşünce suçu"nun evrensel temsili açısından önemlidir. Eser şöyle bir cümle ile başlamaktadır..

"Olay, polisin tevkif kararı olmadan herhangi bir kişiyi süresiz olarak tutuklu bulundurabileceği bir ülkede geçer"

Bu ülkenin neresi olabileceğine dair kitapta tek bir ipucu vardır. O da komiserin sorgu sırasında günlük hayatından, eşinden sıkıldığını aktardıktan sonra emeklilik yıllarında dedektiflik yapmak için Brezilya'ya gideceğini vurgulaması üzerine bu ülkenin Latin Amerika'ya yakın bir yerde olduğu düşünülebilir. Çünkü o bölgede 1960 yıllarda sömürü mekanizmasının devreye girmeye çalıştığı bir bölgedir. Birçok Latin Amerika ülkesinde askeri diktatörlük devrede ve bu süresiz, keyfi sorgulamalar sık sık görülmektedir. Tabii bizim ülkede de birkaç yıl sonra "düşünce suçu" en popüler tevkif nedenlerinden olacaktır. Aydın kıyımının başlangıç noktasını "düşünce suçu" oluşturacak ve Ergin Günçe'nin deyimiyle
"Her aydın hapse girmelidir
Halkı tanımak, Devleti görmek için"

Okuduğum bir makalede kitaba "İçerdekiler" adını veren kişinin Muhsin Ertuğrul olduğu yazıyordu. Muhsin Ertuğrul figürü Türk tiyatrosunun üstünde kendisini daima hissettirecek güçlü bir figürdür.

Melih Cevdet Anday, Akan Zaman Duran Zaman kitabında İçerdekiler oyununun hapishanede tanık olunan bir olaydan doğduğunu yazar. O olayda şöyledir: "Sorgucunun tutukluyu tutuklarevinde eşi ile birleştirme önerisindeki gizli tuzak"

İçerdekiler kitabı da bu şekilde başlıyor. Düşünce suçundan içeri atılan bir öğretmen tam 345 gündür keyfi şekilde tutuklu vaziyettedir. Her gün komiserin üstleri onu arayıp tutukluyu konuşturup konuşturmadığını sormakta sürecin uzadığını ima eden baskılar yapmaktadırlar.

Komiser tutukluya işlemediği bir suçu kabul ettirmek için diretir, haberi olmadığı bir bildiriden sorumlu olmasını ister. Lakin tutuklu öğretmen 345 gündür sağlam bir irade göstererek her türlü sorgu taktiğinin üstesinden gelmiştir. Bu durumdan bıkan Komiser de şöyle bir açıklama yapacak bize:

KOMİSER: Bak sana söyleyeyim, biz üç çeşit tutukludan hoşlanmayız. Biri yakınlarımız... Sözgelişi, amcanın oğlunu bir suçtan yakaladılar, yıktılar buraya diyelim... Gelir ağlar, yalvarır... Bir şey yapamazsın. İkincisi meslektaşlardan birinin düşmesidir. Olur a, polis de insan, o da suç işleyebilir, burnunu pis bir işe sokar, aynı sizin gibi onu da yakalarız atarız içeri. Ama arkadaştır, bir arada çalışmışızdır... Güç durumda kalırız. Üçüncüsü... Senin gibi okumuş yazmış takımdır. Okumuş yazmışlar çok yorar bizi. Çünkü ağzı laf yapar herifin, bin dereden su getirir, mantık oyunlarına kalkar. Ya da senin gibi susar oturur. Bre konuş! Konuşmaz... En iyisi ayaktakımıdır. Ne yorulursun, ne de vicdan azabı çekersin.."

Okumuş yazmışlar böyle işte 345 gündür mantık oyunları, taktiklerle sorguya dayanan tayfadır onlar. Lakin sorgucularda da taktikler sona erecek değil ya, fiziksel işkencelerin işe yaramadığı zamanlarda düşüncelere, bilinçaltına, hayallere saldırır onlar.. İnsan ne kadar okumuş, aydın da olsa onu sorgulayanın düşürmek istediği tuzağa düşebilir insanların buluşacağı ortak ilkelliklerden biri de "Cinsellik" Komiser tutuklunun konuşmamasını üzerinde oluşan cinsel baskıya bağlar ve onu tuzağa düşürmek için sürekli eşiyle onu buluşturacağını, onları yalnız bırakacağını söyler bu düşünce bir yıldır içerde olan tutuklunun cinsel açlığını doğuran düşüncelere neden olacak ve bu düşünceler tutuklunun sahip olduğu sağlam sorgu duruşunu sarsacak hatta yıkacaktır..

Artık tutuklu cinsel açlığını gidermek adına verilen kağıtları imzalamaya hazırdır. Tek istediği o görüşme ve Komiser hazırladığı oyunun işe yaratacağına olan inancı ile görüşmeyi ayarlar...

Kapı açılır.... Tutuklu bir yıldır içeride ve eşinin görüntüsünü dahi unutmuş onu artık bir cinsel obje olarak düşünmektedir kafası olmayan bir obje..

Bir ses duyulur...

Enişte... Eşi gelmemiş hastaymış...


Artık oyunda ikinci bölüm başlayacak ve asıl bölüm budur.. Dramatik çatışma için gerekli olan olay eşi yerine baldızının gelişi ile tamamlanır..

Her şeyi göze alan, gereken imzaları atan tutuklu bu durum karşısında afallar... "İnsan masum bir araçtır" diyen Anday'ın giriş yazısında aktardığım gibi "iyilik ve kötülük" tanımının sorunu çıkacak karşımıza tutuklu "iyi" biri olsa da içinde bulunduğu şartlar ve içinde uyanan arzuların bir hiç uğruna oluşu onu sarsacak düşünsel açıdan bir kandırma yoluyla baldızını kendisiyle birlikte olmaya ikna etme süreci başlayacak. Artık tutuklu dışarıda baldızı içeride olan kişi rolüne bürünecek...

KIZ: Demin yalnızlığı övüyordunuz... Beni kendi inanışınıza getirmek için şimdi neden bu kadar uğraşmayı göze alıyorsunuz? Yalnız olan zorbadır. İstediğiniz kadar kabul etmeyin, siz bir zorbasınız. Hadi zorbalık edin! Size burada ne yaptılarsa, bana uygulayın onları, bekliyorum.

Baldız bu sözleri söylemeden önce Zorbalık ve Düşünce gücü arasındaki farka dair şöyle bir nutuk çekecekti:

TUTUKLU: Zorbalıktan nefret ederim. Düşüncenin gücü zorbalık gibi haysiyet kırıcı değildir. Çünkü düşünce, bir tek insanın değil, bütün insanlığın malıdır. İnsanlar arasındaki birliğe, ortalığa düşünce yolundan varılacağına inanmak, bundan ötürü hiç de yanlış olmaz. Yeter ki, bu gücü kullanırken bencilliğe düşülmesin, kişisel çıkarlar ardında koşulmasın. Bencillik, kişisel çıkarlar ardında yürütülen düşünceye ben düşünce diyemem. Saf düşüncenin özü, bütün insanlığı kavrayıcıdır."


Roller değişti, tutuklu üzerinde uygulanan zorbalıkları bir üst seviyeye çekerek baldızına uygulamakta çünkü tutukluda düşünce gücü de var lakin bu rol tutuklunun özüne aykırı ve bu öze dönüş için sarsıcı hamleleri sonradan eniştesinin düşünce gücüne yenik düşse de kız yapacaktır.

KIZ: Sizinki basit bir kadın ihtiyacı, oysa siz; süsleyip püslüyorsunuz onu, olduğundan daha önemli göstermek istiyorsunuz.

KIZ: (o da bağırmaya başlar): Sizi sorguya çekenler de aynı şeyi yapmıyorlar mı? Kendi bildiklerine, kendi doğrularına getirmek için tutmuyorlar mı sizi burada? Siz zorbalıktan, demin yaptığınız gibi, beni kolumdan tutup kanepeye fırlatmayı anlıyorsunuz sadece, dayağı, işkenceyi anlıyorsunuz. Bir insanı belli bir konuda inandırmaya çalışmak da zorbalık değil midir? Tutun ki, ben davranışlarım üzerinde düşünmek istemiyorum. O davranışların doğru olup olmadığını ille düşün diye beni zorlamak kimsenin hakkı olmamalıdır. Ben belki de basit bir insan olarak kalmak istiyorum."

Bu çarpıcı söylemler tutukluyu sarsacak, kendi benliğine dönüşünü sağlayacaktır. Sorgu mekanizmasının amacına ulaşması engellenecek ve hem içeride kaldığı için yaşadığı baskı hem de oluşan cinsel baskıya karşı bir zafer elde edilecek. Baldızı ile olan iletişimi geçici olarak büründüğü "kötü" rolden arınmasını sağlayacak aslında onun üzerindeki baskının ne cinsel ne de sorgulama baskısı olduğunu anlayacaktır. Üzerindeki baskı yalnız olduğuna inanmasından kaynaklı bir baskıdır sadece... Halbuki o içerdekiler'den biri değildir artık dışarıda onun insancıl yönüne inanan ve onu tanıyan insanların varlığını hissetmiştir. Artık komiserin huzuruna daha güçlü, daha kararlı bir şekilde çıkacaktır...


TUTUKLU: Aklın sorgularına dayanabilen inançlar yaşar.
106 syf.
·1 günde·10/10
Orhan Veli ve Oktay Rifat'la birlikte ortaya çıkardıkları Garip Akımı ile Türk şiirindeki yenilenmeyi başlatan Anday daha sonra Yunan Antik Çağından etkilenip kendine özgür felsefi bir şiir akımı yaratarak Garip Akımıyla yollarını ayırmıştır. Kolları Bağlı Odysseus bu akımın ilk örneklerindendir. Şiirlerinde güçlü imgeleriyle dikkat çeken dönemin en önemli şairlerinden olan Anday'ın bu kitabının son bölümlerinde antik çağın izlerini görmek mümkündür. Ben şahsen ilk okuduğum kitabı yanyanayı daha çok beğenmekle birlikte yine bu kitabında o ilk şiiri olan "Söz'ü" ve bazı şiirlerini çok beğendiğimi söylemek istiyorum. "Söz" şiirinde geçen şu iki mısra insanda nasıl büyük izler bırakabileceğini bu büyük şairin hemen her eserini okumak için ciddi nedendir.

Birdim iki oldum, iki iken bir
Ne yalnızken birim, ne de seninle iki.

Sonuç olarak M. Cevdet Anday'ı Cahit Sıtkı Tarancı kadar çok sevdim. Aynı güçlü imgelemleri görmek hissetmek benim için vazgeçilmez şairlerden olacağının habercisidir. Türk şiirinin önemli şahsiyetlerinden olan Anday'ın bütün eserlerini okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Keyifli okumalar :)
344 syf.
·8/10
Melih Cevdet, Orhan Veli ve Oktay Rifat Garip Akımını başlatarak Türk şiirinde önemli yer edinmişlerdir. Sonrasında Orhan Velinin vefatıyla yollar ayrılmış ve herkes kendi çizgisinde devam etmiştir. Melih Cevdet, Kolları Bağlı Odysseus ile felsefi şiir biçimine yönelmiştir.

Rahatı Kaçan Ağaç kitabında birçok şiiri yer almaktadır. İlk başlardaki şiirlerin dili, sonlara doğru olanlardan daha sade ve şiirlerinden anlaşıldığı üzere şairin bakış açısı ve bilgi birikimi oldukça geniş. Bazı şiirlerini Yunan mitolojisinden ve eskiçağ tarihinden esintilerle oluşturmuş. Kelimeleri farklı biçimlerde kullanışı yetenekli bir yazar olduğunun göstergesi. Fakat kimi zaman fazla yoğunlaşınca duygu dünyasından düşünsel dünyaya daldığım oldu ama bu ikisi arasındaki ayrımda pek keskin değil açıkçası.

Şairin şiirlerinin estetik değerinin yüksek olduğu kanısındayım. Kelimelerle haşır neşir oluşu ve ince duyguları yansıtma beceresi şiir dünyasında gezindikçe daha da iyi anlaşılıyor.

Melih Cevdet Anday'ın, Türk şiirinde üretken bir şair olarak yeri sağlamdır. En beğendiğim şiirleri ise, telgrafhane, gelgit ve sevincin yarısı oldu.
230 syf.
isimleri olmayan insanlar. durmadan yağan yağmur ve bitmeyen sorgu....

yıllar önce yolum düşmüştü bu kitaba. yürüyüp geçmiştim öylesine. ben bıraktım o bırakmamış anlaşılan. uğuldayıp durdu içimde. yeniden belirdi okuma isteğim. ve yeniden yürüdüm ona. isa! hem kurban hem kurtarıcı.

kafka'nın dava kitabı isa'nın güncesine çıkış olarak verilir. olabilir. bilmiyorum. dava'yı okudum. dava'nın yolarında yürüyemedim pek. ne isa vardı orda ne yağmur.
isa'yla beraber sorguya çekilirsin. onunla yürür, onunla içer onunla taş ve yapraklar toplarsın. isa okuyandır. bundandır gerçek adını bilmeyiz. her birimiz bir parça çarmıha gerileniz. buradaki isanın çarmıhı isa'nın kendisidir.
albert camus'un "korku çağı" olarak tanımladığı bir çağın insanıdır isa.
isa , biraz bela tarr'ın film karakterlerine benziyor. hem kitapta da durmadan yağan bir yağmur var. o yağmur " temizleyen- tarkovsky-" değil "çamur- bela tarr-" yapan bir yağmurdur.
isa'nın güncesi içine battığımız çamuru yazmış.

"isa" diye mırıldandım kendime " yalnız değilsin ben de varım"

iyi okumalar..

Yazarın biyografisi

Adı:
Melih Cevdet Anday
Unvan:
Şair, Tiyatro Oyunu, Roman, Deneme, Makale Yazarı
Doğum:
İstanbul, 13 Mart 1915
Ölüm:
İstanbul, 28 Kasım 2002
Melih Cevdet Anday (13 Mart 1915, İstanbul – 28 Kasım 2002, İstanbul), şair, tiyatro oyunu, roman, deneme, makale yazarı.

Lise arkadaşları Orhan Veli ve Oktay Rifat'la birlikte ortaya çıkardıkları Garip Akımı ile Türk şiirindeki yenilenmeyi başlatmıştır. Kolları Bağlı Odysseus ile kendine özgü felsefi şiir akımını başlatmış, Garip Akımı`ndan ayrılmıştır. UNESCO'nun Courrier dergisi, 1971 yılında onu Cervantes, Dante, Tolstoy, Unamuno, Seferis ve Kawabata düzeyinde bir edebiyat adamı olarak gördüğünü açıklamıştır.

Yaşamı
İstanbul'da doğan Melih Cevdet Anday'ın çocukluğu Kadıköy Bahariye'de geçti. Ortaokula kadar İstanbul'da eğitim gördü. Liseyi ise Ankara'da, Gazi Lisesi'nde tamamladı. Lisede okuduğu sırada, Orhan Veli ve Oktay Rifat ile tanıştı.

Liseyi bitirdikten sonra bir süre Hukuk Fakültesi'ne devam etti. Daha sonra Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'ne kaydoldu. Ancak Devlet Demiryolları'nda memur olarak çalıştığı için öğrenimine devam edemedi. Çalıştığı kuruluş tarafından sosyoloji öğrenimi görmek için Belçika'ya gönderildi.

Ukde isimli şiiri 1936'da Varlık Dergisi'nde yayımlandı. Bunun ardından şiirleri Ses, Yaprak, Yeditepe, Papirüs, Yeni Ufuklar, Yeni Dergi, Soyut, Ataç, Dönem, Yön gibi dergilerde yayınlandı. Orhan Veli ve Oktay Rifat ile birlikte 1941 yılında Garip isimli şiir kitabını çıkardı.

Hasan Âli Yücel'in tavsiyesi ile Milli Eğitim Bakanlığı Neşriyat Müdürlüğü'ne memur olarak atandı. 1946 seçimleriyle birlikte bakanlığın el değiştirmesi sonrasında önce yeniden askere alındı, sonra Konya'ya atandı. Ancak bu atama daha sonra geri alındı. Anday, bir süre sonra bu görevinden ayrılarak İstanbul'a döndü.

1953-1954 yılları arasında Akşam Gazetesi'nin edebiyat ve sanat sayfasını hazırladı. Fikirleri sebebiyle işten çıkarıldı. Doğan Kardeş Yayınları'na geçti ve çeviriler yaptı. Buradaki görevinden de aynı sebeple ayrılmak zorunda kaldı.

1958'den itibaren Tercüman, Büyük Gazete, Yeni Tanin ve İkdam'da kendi adıyla ve çeşitli takma adlarla denemeler ve makaleler yazdı, tefrika romanlar yayınladı. 1960'ta Nadir Nadi'nin desteğiyle Cumhuriyet'te köşe yazıları yazmaya başladı. Bu gazetedeki yazılarını 1997'ye kadar sürdürdü.
1956'da yayınladığı Yanyana isimli şiir kitabı, 142. maddeye aykırı olduğu gerekçesiyle 1964'te yasaklandı. Anday gerek şiir kitaplarıyla, gerekse daha sonraları yöneldiği roman ve tiyatro alanlarındaki yapıtlarıyla birçok ödül aldı.

Anday, İstanbul Belediye Konservatuarı Tiyatro Bölümü'nde diksiyon, özel bir tiyatro okulunda mitoloji dersleri verdi. 1964-1969 yılları arasında TRT'de yönetim kurulu üyeliği, 1979-1980 yıllarında da Paris'te eğitim müşavirliği görevlerinde bulundu.

Solunum ve böbrek yetmezliği tanısıyla Marmara Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi'ne kaldırılan Melih Cevdet Anday, 28 Kasım 2002'de 87 yaşındayken vefat etti. Büyükada mezarlığında toprağa verildi.

Takma Adları
Anday, eserlerinde kendi adı haricinde şu takma adları da kullanmıştır: Yaşar Tellidede, Niyaz Niyazoğlu, A. Mecdi Velet, M. C. A., H. Mecdi Velet, Yaşar Tellidere, Gani Girgin, Zater, Yaşar Tellioğlu.

Yazar istatistikleri

  • 410 okur beğendi.
  • 1.151 okur okudu.
  • 20 okur okuyor.
  • 983 okur okuyacak.
  • 7 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları