Melisa Kesmez

Melisa Kesmez

7.8/10
175 Kişi
·
346
Okunma
·
41
Beğeni
·
3.705
Gösterim
Adı:
Melisa Kesmez
Unvan:
Çevirmen,yazar,gazeteci
Doğum:
İstanbul, 1980
MELİSA KESMEZ, Eylül 1980’de İstanbul’da doğdu. Mimar Sinan Üniversitesi’nde Sosyoloji okudu. Bir dönem Londra’da yaşadı. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları ve söyleşileri yayımlandı. Çeviriler yaptı. İstanbul’da yaşıyor. Keriman isimli bir kedisi var.
Hayat işte. Evde hayal kuruyor, sonra sokağa çıkıyor ve hepsini tek tek gömüyorsun bir yerlere. Hayatın aklındaki ile alakası yok.
‘Gidecek’ diye düşündün, adın gibi emindin buna. Kalmak için gelmemişti. Kalmak için yaratılmamıştı. Bazı insanlara 'kal’ demekle 'öl’ demek aynı şeydi sanki.
"Bazen öyle oluyor. İnsan kabuklu böcek gibi bir şey. Baktı dışarısıyla başedemiyor, kaçıveriyor içeri. Bu kimsenin kabahati değil."
İnsan aya da gitse bazı şeyleri farkında olmadan götürüyor yanında. Sen o yana bakmazken bavuluna gizlice sızıyor bir şeyler. Anason kokusu oluyor bu bazen, bazen bir Ahmet Kaya şarkısı.
"Bundan milyonlarca yıl önce, ne elektrik vardı, ne de sandalye, madam. Ama aşk vardı yine de."
Melisa Kesmez
Sayfa 30 - Sel Yayıncılık
Bazen Bahar yazarın okuduğum ikinci kitabı.İlk kitabı Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz kitabını çok sevmemiştim ve bu yüzden biraz ön yargılıydım.Ama Bazen Bahar diğer kitabına nazaran daha iyiydi.10 farklı kadının anlattığı,10 farklı öykü vardı.Benim en sevdiğim öykü Beyaz Kelebekler oldu.Edebi yönü olduğunu söyleyemem fakat bazı cümleler vardı ki yüreğime dokundu.Mutlaka okunmalı diyemem ama ağır kitaplardan sonra iyi geleceğini düşünüyorum.Keyifli okumalar...
Bazen Bahar, Melisa Kesmez'in okuduğum ilk kitabı. Dilini, anlatımını çok sevdim. Öyküleri hayattan bir parça taşıyor. Bazıları içimize dokunuyor....
Okuyanların beğenmesi üzerine alıp okuduğum bir kitaptı ama benim için biraz hayal kırıklığı oldu...Hikayeler havada kalmış düşüncesi oldu bende.Sanırım daha edebi bir dil bekliyordum kitapta.Üstelik yazarın Bazen Bahar kitabıyla birlikte almıştım.Umarım Bazen Bahar kitabı da Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz gibi vasat olmaz benim için...Kısacası okumasam bir şey kaybetmeyeceğim bir kitaptı.
Bir kadın hikâyeleri resitali seyrettim kitabı okurken. Aslında giriş cümlesi şöyle de olabilirdi; Bir kadının hikâye resitalini seyrettim kitabı okurken. Kitabı yazanın bir kadın olmasından öte, hemen hemen ortak bir çizgisi olan kadın karakterlere sahip hikâyeleri içermesinden dolayı, hikâyelerin tamamını bir kadınla özdeşleştirmek mümkün.

Melisa Kesmez’in ilk eseri olan hikâye kitabı “Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz”den aklımda kalan ilk soru şu oldu; Kitabın ismi neden bu? Çünkü kitapta bu isimde bir öykü yok. Zannedersem, Melisa Kesmez, bir gecelik bir soluklanmaya eşlik edecek bir kitap olacağına işaret etmiş bu isimle.

130 sayfa ve 25 öyküden oluşan kitap, bir solukta olmasa bile, bir gecelik soluklanmada, bir iki duble rakı, birkaç sigara, birkaç damla gözyaşı ile Ahmet Kaya, Sezen Aksu, Zeki Müren ve Müslüm Gürses şarkıları eşliğinde okunabilecek bir kitap. Ben kitabı bir gecede bitirmedim. Beğendiğim kitapları sindirerek okuyabilmek için uzatmaya çalışıyorum. Bu şekilde okumanın bir faydası var mı bilmiyorum ama okuduğu kitapları çabuk unutan birisi olarak, bu hüzünlü hikâyelerin beni erken terk etmesini istemedim. Merak ediyorsanız, hikâyelerde geçen şarkıları, o hikâyeleri okurken özellikle dinledim.

Nerede okuduğumu hatırlamıyorum ama ünlü bir yazarımız bir söyleşisinde –Murathan Mungan olabilir- kısa öykü yazmanın en zor yazım tarzlarından birisi olduğunu dile getirmişti. Melisa Kesmez, bu zorluğu kolaya çeviren bir tarzla kaleme almış öykülerini. Öyküleri genel olarak derleyecek olursak, yazar tüm öyküleri karakterlerin gözünden aktarmış. 25 Hikâyenin 22’sinde esas karakter kız çocuğu, ergen kadın ya da yetişkin kadın. 2 karakterin cinsiyeti belirgin değil ama kadın olduğu hissediliyor. Bir karakterin ise erkek olduğundan neredeyse eminim. Görüldüğü üzere birkaç küçük istisna dışında, kitap bir kadın öyküleri kitabı.

Kadın derken, şehirli, orta sınıf, marjinal, kaybeden, derdi olan ve bu derdi kendi ile sınırlı olmayan kadınları kast ediyorum. Hikâyelerin birçoğunda boşanmış veya erken yaşta ölmüş anne-babası olan, yine kendisi boşanmış, ayrılmış ya da ilişkisi iyi gitmeyen ana karakter mevcut.

Hikâyelerin ortak bileşeni hüzün. Hikâyelerde bir Türk melodramı havası da yok değil ama bu hava hikâyeleri o kadar bizden yapıyor ki. Bu hikâyeler içinde beni en çok etkileyen, kitabın ilk hikâyesi olan “Balık kraker” oldu. Annesi ile babası ayrılmış iki çocuğun –ki kahramanımız iki çocuktan abla olanı- annesi ile birlikte ayrıldıkları eve, babalarını görmek için yaptıkları kısa ziyareti içeriyor. Hikâyelerin ana gövdesini içeren hüznün aralarına serpiştirilmiş mizah kırıntıları, hikâyeleri daha bir samimi, içten ve bizden hale getiriyor.

Hikâyeler kadın ana karakterler kadar güçlü kadın yan karakterler de içeriyor. Özellikle anneler, halalar, anneanneler. Bu karakterler, bazen hikâyede bir gölge olarak var olsalar da, ağırlıkları kendisini fazlası ile hissettiriyor. Örneğin “Kıpırtısız” isimli hikâyede, kızı tarafından evden kovulan annenin hikâyede yer aldığı sahne çok dar. Sadece apartman merdivenlerinde adımlarını ve sonra sokakta pencereden seyredilen kayboluşunu seyrediyoruz. Ama hikâyenin içine öyle bir yerleşiyor ki, hikâyenin karakteri bile onun gölgesinde kalıyor.

Hikâyeleri çekici yapan, kısa ama derin senaryoları değil sadece. Bu kadar kısa hikâyelerde, hayatın detayına giren cümleler, tespitler ve gözlemler okuyanı şaşırtıyor. Taşınmak için toplanan bir evin ortasındaki kolilerin üzerinde gezinen kedi, kadını terk edilmiş evdeki kornişten kopan perde, içinde yapma bir çiçek olan plastik çakmak, kocayı kızdıran lavabonun içindeki domates kabukları, vitrinin içindeki kolonya şişesi, bıçak ucuna saplanıp ikram edilen elmalar, hikâyelerin içine sızmış ama bir kadına ait olduğu aşikâr kadın gözlemleri.

Hikâyelerin oturduğu toplumsal zemin, Türkiye’nin muhafazakar ve giderek muhafazakarlaşan yapısına uyumsuz. Ama bu Türkiye’de böyle bir toplumsal dokunun olmadığını göstermez. Bu nedenle, bazı eleştirilerde gözlemlediğim “uçuk hikâyeler” tanımını, açıkçası bu kitap için uygun bulmuyorum. Metropol hikâyeleri olduğunu kabul etmek mümkün ama hikâyelerin içine, özellikle yan karakterlerle giren taşra öğeleri de mevcut. “Halam” hikâyesindeki hala, “Sevgili Müslüm Baba”daki baba, “Ceyda’nın Dizleri”ndeki Memet, “Sarı Elmalar”daki baba, “Anneannemin Takma Dişleri”ndeki anneanne taşra rüzgârlarını taşıyorlar hikayeye.

Ama elbette tüm bunlara karşın, kaderlerini elinde tutmaya çalışan, hayatın dişlileri içinde yer alan ve doğal olarak o dişliler tarafından ezilen özgür ruhlu ama ruhları yaralı kadınlar hâkim hikâyelerde. Bu özgürlüğe içki, özellikle rakı içmek de dâhil.
Hayatımda bu kadar anason kokusu hissi veren bir kitap hatırlamıyorum. Öykülerde sık sık yer alan rakı, kitaba fazlası ile sinmiş. Ve o koku hikâyeleri daha da bir bizden ve hüzünlü yapmış.

“Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz” çok severek ve etkilenerek okuduğum bir kitap oldu. Kısa öykü tarzında Türk hikâyeciliğine ciddi katkı suna bir eser olduğunu düşünüyorum.
Kısa hikayelerden oluşan çerezlik bir kitap, bazı kelimeleri çok kullandığındığını fark etmeden edemedim. Birde sigara ve rakıya çok düşkün sanırım kendisi hemen hemen bütün hikayelerde yer vermiş. Okumasanız da bir şey farketmez yani.
En bayıldığım öykü "Beyaz kelebekler" oldu diyecektim sonra "domates tohumları" geldi aklıma vazgeçtim... "Çürümenin bahçesi" desem "Yarım kalan"'ın hatrı kalacak. Sanırım ben bu kitabın her sayfasını çok beğendim. Konusu ne olursa olsun bu kadar başarılı cümle kurmak diğer yazarlara haksızlık bence =)
Öykü kitapları okumayı seviyorum evet, özellikle de Türk yazarlardan. Fakat Melisa Kesmez'in Bazen Bahar'ı için "sevdim" kelimesi sanırım benim için oldukça yetersiz bir ifade. Uzun zamandır her sayfası yüreğime dokunan bir öykü kitabı okumamıştım. •
Okuduğum öykü kitaplarında yazarın kalemi ne kadar muhteşem olursa olsun, bir kitabın içerisindeki tüm öyküler bana hitap etmezdi. Ancak her öykü, her karakter, her yaşantı ayrı güzeldi bu kitapta. Kendimi bulduğum o kadar çok satırla karşılaştım ki okurken.

Gönderilmemiş mektuplar, unutulmuş çocukluk aşkları, rafa kaldırılmış anılar ve aile ile yılbaşı yemekleri...
Anneanne yorganlarının altında gün yüzüne çıkmayı bekleyen öyküler. Melisa Kesmez hepsinin tozunu teker teker kaldırmış, özenle işlemiş kitabında ince ince.

Bazen Bahar o kadar iyi geldi ki bana. Duru bir anlatım tarzı, dinlendirici bir etkisi var yazarın. Bazen güldürdü, bazen ağlattı ve sonunda iyi ki okumuşum dedirtti.
"Bazen oluyor. İnsan kabuklu böcek gibi bir şey. Baktı dışarısıyla başedemiyor, kaçıveriyor içeri. Bu kimsenin kabahati değil..."

Ah Melisa be, ne yaptın sen?
Bak yine elimde kitabın dağıttın beni , toparlayamıyorum kendimi,
toplayamıyorum yerden dağılan kalbimi:(

Kitabını elimden bırakamadım, hem hiç bitmesin istedim hem de hemen bitsin. Ve kitabın bitti, beraberinde beni de bitirdi:(
En çok da Çürümenin Bahçesi ve Yılbaşı Ağacı'nda beni yerle bir ettin:(

Ne söylesem ne yazsam boş, sen yaz ben okurum , ne yazsan okurum...
Çünkü sen ben oldun , ben de sen...
Yarım kalmışlıklar ve hayatın sillesini yemişlikler barındıran,bol rakı ve efkar kokan,bazen Istanbul'da bazen Ankara'da geçen 25 öykü içeren bir kitap. Yazarın dilini sevdim kitapta biraz Emrah Serbes'in Erken Kaybedenler havası vardı. Belki iki kitapta da kaybedilen ve yarım kalanlar anlatıldığı için böyle sezmiş de olabilirim. Hoş bir tat bırakan çabucak bitiveren bir kitap.
Bana göre her kitap her yerde okunmaz. Bazı kitapları okumak için ekstra çaba sarfettiğim, ışığından, çayına, müziğine kadar özen gösterdiğim, "hah şimdi tam sırası" diye okumaya başladığım kitaplar oldu. Bu kitap öyle bir kitap değil, evet. İş yerinde öğle molasında, ders arasında, plajda güneşlenirken, otogarda otobüs beklerken okuyabileceğiniz türden bir kitap. Karşılaşmadığımız ya da karşılaşmayacağımız hayatlar değil anlattıkları. Oldukça naif bir gözlem yeteneğine sahip. Laf kalabalığı yapmadığı öykülerinde, bir düğünde masanın üçüncüsü olarak konumlandırmak istiyorsanız kendinizi, bu kitaba şans verin.

Yazarın biyografisi

Adı:
Melisa Kesmez
Unvan:
Çevirmen,yazar,gazeteci
Doğum:
İstanbul, 1980
MELİSA KESMEZ, Eylül 1980’de İstanbul’da doğdu. Mimar Sinan Üniversitesi’nde Sosyoloji okudu. Bir dönem Londra’da yaşadı. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları ve söyleşileri yayımlandı. Çeviriler yaptı. İstanbul’da yaşıyor. Keriman isimli bir kedisi var.

Yazar istatistikleri

  • 41 okur beğendi.
  • 346 okur okudu.
  • 12 okur okuyor.
  • 118 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları