Memet Fuat

Memet Fuat

YazarDerleyenÇevirmen
7.8/10
286 Kişi
·
998
Okunma
·
8
Beğeni
·
1.473
Gösterim
Adı:
Memet Fuat
Tam adı:
Mehmet Fuat Bengü
Unvan:
Eleştirmen, yazar, yayıncı, voleybol antrenörü, eğitimci
Doğum:
erenköy, İstanbul, 16 Şubat 1926
Ölüm:
İstanbul, 19 Aralık 2002
Memet Fuat (Mehmet Fuat Bengü) (16 Şubat 1926 Erenköy, İstanbul - 19 Aralık 2002, İstanbul) Eleştirmen, yazar, yayıncı, voleybol antrenörü, eğitimci.

Edebiyat eleştirisi yazıları ile tanınan bir edebiyat adamı ve voleybola katkıları ile tanınan bir spor adamıdır. 1960’da De Yayınevi’ni kurdu. Yeni Dergi adlı edebiyat dergisini çıkardı. Altınyurt Voleybol Takımında antrenörlük yaptı ve amatör takımın deplasmanlı lige yükselmesini sağladı. Nazım Hikmet’in hayatı ve eserleri hakkında eserler verdi. Nazım Hikmet'in üvey oğludur; ünlü şairin şiirlerinde “oğlum memet” diye seslenerek dünyaya tanıttığı kişidir.

Yaşamı

16 Şubat 1926’da İstanbul’da, dedesi Mehmet Ali Paşa’nın Erenköy’deki köşkünde dünyaya geldi. Babası sanat eleştirmeni Vedat Örfi (Bengü), annesi Piraye Hanım’dır. O doğmadan önce yurtdışına giden babasını ilk kez beş yaşında iken gördü. Annesinin ünlü ozan Nazım Hikmet ile birlikteliği sırasında onlarla birlikte yaşadı. 1932’de anne ve babasının boşanmasının ardından annesi, Nazım Hikmet ile 1935 yılında evlendi. 1938’de üvey babası Nazım’ın tutuklanıp 15 yıl hapis cezasına mahkum edilmesinden sonra yaşamını dedesi Mehmet Ali Paşa’nın köşkünde sürdürdü.

Erenköy 38. İlkokulu'nda, Kadıköy 1. Orta'da, Robert Koleji'nde ve Haydarpaşa Lisesi'nde okudu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'ne 1946’da kaydoldu.

Nazım Hikmet'in etkisi ile yöneldiği edebiyat alanında Memet Fuat adıyla tanınmaya başladı. 1946’da ilk kitabını Tuna Baltacıoğlu ile birlikte yayımladı. Aşk ve Sümüklüböcek adlı kitabın ilk yarısında Baltacıoğlu’nun, ikinci yarısında Memet Fuat’ın öyküleri yer alıyordu.

1950'de Tuna Baltacıoğlu ve Oktay Verevler ile birlikte Memleketimizde ve Dünyada Kitaplar adlı bir dergi çıkardı. 1951 yılında ikinci kitabı Yaşadığımız yayımlandı. Aynı yıl, üniversiteyi tamamlamasından önce dedesi Mehmet Ali Paşa’yı kaybetti ve aile, maddi sıkıntı içine düştü. Yeditepe Dergisi’nde yayınladığı denemeler ile adını duyurmaya başladı. Üniversiteyi bitirince İstanbul’daki okullarda yardımcı öğretmen olarak çalıştı. Nazım Hikmet ile ilişkisi nedeniyle Milli Eğitim Bakanlığı’nda çalışmayı sürdüremeyince özel İngilizce dersleri verdi, kitap çevirileri yaptı. John Steinbeck, Erskine Caldwell, Jack London’dan öyküler, Walt Whitman’dan şiirler, Varlık Yayınları’na Edgar Allan Poe’dan, Katherine Mansfield’den öyküler çevirdi.

Gençliğinde yaşadığı akciğer rahatsızlığı sebebiyle askerliğe başladığı yedek subay okulundan çürük raporuyla çıkarıldı. Çocukluğundan beri tanıştığı ve Piraye'nin de akrabası olan İzgen Öksüzcü ile Edebiyat Fakültesi'ndeki arkadaşlıkları evlilikle noktalandı. Bu evlilikten 25 Temmuz 1961'de oğulları Kenan doğdu.

1959'da dergilerde çıkan eleştiri yazıları nedeniyle Ataç Eleştiri Armağanını kazandı. O sırada eniştesi Metin Yasavul ile De Yayınevini kurdu. Yayınevinin ilk kitabı olarak 1960’daDüşünceye Saygı’yı yayımladı ve bu eser, 1961 Türk Dil Kurumu Deneme-Eleştiri Ödülü’nü kazandı. Yayınevi, 1960 - 1980 yılları arasında, 20 yılda birçok kitap yayımladı. Yeni Dergiyi çıkardı.

İstanbul Altunizade mahallesinde Altınyurt Spor Klübü'nde çocuklara futbol öğretti, turnuvalar düzenledi. Daha sonraki yıllarda yardımlaşmaya dayanan bir takım sporu olan voleybolu seçti. Altınyurt Voleybol A Takımını deplasmanlı voleybol ligine taşıdı. Tam 10 yıl amatörlükten hiç ödün vermeden, yeni genç oyuncular yetiştirerek bu ligde kalmayı başardı. 1972 - 1980 yılları arasında genç, ümit, büyükler ve üniversite erkek ulusal takımlarını turnuvalara hazırladı. 1979 - 1982 yılları arasında Anadolu Hisarı Gençlik ve Spor Akademisi'nde voleybol dersleri verdi.

1980 - 1983 yılları arasında Yazko Edebiyat Dergisi’ni yönetti. 1981'de Adam Yayınları'nın yerli yayınlar editörü oldu. Nazım Hikmet’in, Orhan Veli’nin yapıtlarının yeniden basılmasına öncülük etti. 1985’te yayımlanmaya başlayan “Adam Sanat” dergisinin genel yayın yönetmenliği görevini 1999’a kadar sürdürdü. 1992’de "Çağdaşımız Makyavel" adlı kitabıyla Sedat Simavi Ödülü’nü Gülten Akın’la paylaştı.

1990'larda önce 1990 yılında bir ameliyatta kız kardeşi İzgen'i, arkasından da 1995 yılında annesi Piraye'yi yitirdi. 1995'te kendisi solunum yetmezliğinden yoğun bakıma alındı. Yoğun bakım sonrasında öldüğü güne kadar evinde çalışmaya devam etti. Bu sırada yazdığı ve derlediği birçok eseri yayımlandı. 1995’te kendisine Kültür Bakanlığı “Kültür ve Sanat Büyük Ödülü” verildi. 1996’da bunu “Edebiyatçılar Derneği Onur Ödülü Altın Madalyası” izledi. 1997’de “Yaşasın Edebiyat” dergisinin yaptığı soruşturmada “Gölgede Kalan Yıllar” adlı yapıtı “Yılın Kitabı” seçildi. 1999'da ikinci kez girdiği yoğun bakımdan çıkar çıkmaz tutmaya başladığı güncesi, ölümünden sonra “"Ölünceye Kadar"” adıyla iki cilt olarak yayımlandı. 19 Aralık 2002'de akciğer yetmezliğinden yaşamını kaybetti. Karacaahmet Mezarlığı'na defnedildi .
Küstürmeyin insanları hayata.
Sonra herşeyden vazgeçiyorlar...
Bir dağ başında kalmayı, bir adada mahsur kalmayı, nerede bir yalnızlık varsa onu istiyorlar..
Küstürmeyin işte bazı insanları...
Hörü kızlarından var mı soyunda
Kız nazarım kaldı usul boyunda
Kadir gecesinde bayram ayında
Üstüne gölg’olan dallar öğünsün

hörü: huri, cennetteki güzel kızlar.
gölg’olan: gölge olan.
1. Selam vererek konuya giriyorum.
2. Kitabın çok güzel olduğunu vurguluyorum.
3. Kitap ile alakası olmayan hikayeler anlatıyorum.
4. Kitaptan alıntılar paylaşıyorum.
5. Kitabın harika olduğunu söylüyorum.
6. Kitabı öneriyorum.
7. İyi okumalar diyerek harika incelememi bitiriyorum.
8. Az kalsın unutuyordum. Kitabın mükemmel olduğunu söylüyorum. Burası önemli.
9. Ve incelemeyi okuyan arkadaşların göz doktoru masraflarını karşılamak zorunda kalıyorum.

Bilmem anlatabildim mi?
66 syf.
·Beğendi·10/10
Kendim ekledim kitabı , kendim okudum.
Ee ilk incelemeyi yazmak bana düşer :)

Acıklı güldürü diyor Federico bu kukla oyununa. Gerçekten çok tatlı yazmış.
Federico'yu daha çok okumalıyız bu sitede.
38 yaşında haince kurşuna dizilerek öldürülmeyi haketmiyordu. Hoş kimse ölümü hak etmez ya. Ama bu adamı öldürme gerekçeleri çok vahşice.
Sırf yaşadığı toprakları bir kez olsun görmek, İspanya'ya Granada'ya gitmek için içimde müthiş bir ateş yanıyor.
2019 hedefim de budur.

Şu ağıdı da kalsın şurda;
https://youtu.be/IeaFKK7lqOs
145 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Doğduğu yer gibi öldüğü yer de belli olmayan Karacaoğlan halkımızın benimsediği, varlığında eridiği ozanlardandır. Saz şairlerinin edebiyatı sözlü bir edebiyattır. Şiirlerini ellerine kâğıt kalem alıp yazmazlar. Ozan o an içinde doğan duyguları, düşünceleri söyler. Karacaoğlan da bir saz şairidir. Şiirlerini irticalen söylemiştir.

Karacaoğlan’ın dili onun 17. yüzyılda yaşadığına dair kanıtlar göstermiştir. Çünkü daha önceki yüzyıllarda yaşamış ozanların kullandığı sözcükler onun şiirlerinde yok. Aruzu hiç kullanmamış ve şiirlerinin bulunduğu cönklerin hiçbiri 17. yüzyıldan eskiye de gitmemiştir.

Bir ara Karacaoğlan’ın 16. yüzyılda yaşadığı öne sürülmüş ama sonra 16. yüzyılda yaşamış başka bir Karacaoğlan’ın varlığı ortaya çıkmıştır.

Karacaoğlan şiirlerinde yaşadığı toplumu yansıtmamış. Bir ozan olarak o korkunç çağdan etkilenmemiş. Anadolu halkının çektiklerinden söz etmemiş. En ilginç yanı da ahlâk anlayışıdır. Şiirleri açık saçık sözlerle doludur.

“Bir sofra isterim kimse sevmedik
Bir yayla isterim kimse konmadık
Bir güzel isterim yad el değmedik
Ellenmiş de bellenmişi n’ideyim”

Kitap, her şiirin sözlüğünü yanına koymuş. Bu yüzden kimi sözcükler kitap boyunca tekrar tekrar açıklanıyor. Bunu, okurları şiirden uzaklaştırmamak, kitaptan yararlanmayı kolaylaştırmak için yapıldığı belirtilmiş. Benim de takdir ettiğim bir fikir.

https://youtu.be/2e61blBVNc8
112 syf.
·10/10
Arthur Schopenhauer'dan sonra beni en çok etkilemiş insan Edgar Allan Poe...
Kimilerine göre edebiyatın en kara, kimilerine göre en belirsiz tarafının temsilcisi. Gotik edebiyatının öncülerinden tabi ki korku, gerilim ve polisiye türlerininde.
Morgue Sokağı Cinayetleri kısa bir kitaptır. Kitapta cinayet mahali ve cinayet mahalindeki insanların detaylı bir tasviri vardır, detaylı tasvirler de Edgar Allan Poe'nun uzmanlık alanına girer :)
Hacettepe de okuyan ve ya ziyaret etme şansı bulunanlar için söylüyorum dil öğrencileri duvara portresini çizdiler ve ünlü sözlerinden bir kaçını eklediler bizzat şahitlik ettim :)
Edgar'dan etkilenip birçok kısa ve uzun metrajlı film çekilmiştir, dizilerde mevcuttur. Benim favorim " The Following " dizisidir.
Bu arlar yeni bir dizi arayanlar hiç düşünmesin.

Dipnot: Diziye kendinizi kaptırıp, yazarın diğer kitaplarını okumayı ihmal etmeyin :)
112 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
Ben kitabı ilgi kültür sanat yayınlarından okudum. Orada sayfa sayısı 192. 4 ilginç hikayeden oluşuyor. Kara kedi hikayesini ciddi anlamda çok beğendim ve içim ürperdi açıkçası. Anlatım güzel,kitap sıkmıyor ve merak uyandırıyor. Zaten edgar allen poe dan bahsediyoruz :)
112 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Kısa hikayelerden oluşan bu kitaba, Morgue Sokağı Cinayeti'ni okumak için başlamıştım.

Yazılan ilk polisiye kitap olduğu için uzun zamandır okumak istiyordum. Yüksek beklentiyle okumamıştım ama umduğumdan daha iyi çıktı.

Açıkçası diğer hikayeler de hoşuma gitti. Özellikle Kuyu ve Sarkaçı çok beğendim.

Kitab, yazıldığı tarihin şartları dikkate alınarak okunursa daha iyi olur.

Polisiye hikayede, Arthur Conan Doyle'nin Kızıl Soruşturma kitabıyla benzerlikler var. Özellikle gazeteye ilan sahnesi bire bir aynı. Arthur amca biraz kopya çekmiş gibi :-)
112 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Notos Kitap'tan okuduğum bu hikaye kitabı, toplam beş öyküden oluşan ve çevirisi de harika olan bir eser. Doğrusunu söylemek gerekirse kitaba adını veren ve başta bulunan Morgue Sokağı Cinayeti, içlerindeki en vasat öykü. Vasat deyince aklınıza sakın ola hikayeyle ilgili olumsuz fikirler getirmeyin. Sonraki dört öykü o kadar başarılı ki bu hikaye diğerlerinin yanında yaya kalıyor.

Bu derlemede, Morgue Sokağı Cinayeti, Kuyu ve Sarkaç, Maelström'e Düşüş, Geveze Yürek ve Amontillado Fıçısı isimli öyküler yer almakta. Kitap, ölümden kaçış, dedektiflik ve cinayet öykülerini içermektedir. Anlaşılması çok zor bir cinayet için harika bir akıl yürütmeyle karşımıza çıkan bir dedektif, girdapla mücadele edip ölümden kaçmaya çalışan bir denizci, engizisyon mahkemesinin işkencehanesinde ölümün binbir türüyle yüz yüze gelen bir mahkum ve de nedeni ile nasılı anlaşılamayan iki cinayet.

Kitapta korkuya, aşırı gerileme, okurun canını çok acıtacak bir anlatıma yer verilmemiş. Tam tersine her sayfasında merak uyandıran, muhteşem bir anlatımla bezenmiş, son derece akıcı, zeki bir yazım söz konusu. Özellikle Kuyu ve Sarkaç muhteşem bir hikaye. Hikayelerin hepsi birbirinden farklı anlatımlara sahip, hepsi birbiriyle alakasız konu ve zamanlara değinmekte.

Bu kitabı okuduğunuzda Edgar Allen Poe'nun neden bu kadar popüler bir yazar olduğunu, dünya edebiyatındaki yerinin neden bu kadar değerli olduğunu anlıyorsunuz. Kitaptaki her bir öykü, yazarın ne kadar zeki bir insan ve ne kadar da başarılı bir anlatıcı olduğunu adeta bizlere kanıtlıyor.
112 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Bir solukta okunabileceğiniz iyi kitaplardan biri. Kitaptaki hikayelerin hepsi iyi özellikle kuyu ve sarkaç çok iyi. '' kuyu, benim gibi küstah düşmanlara hazırlanmış bir ölümdü- kuyu, cehennem demekti, engizisyonun en büyük cezası olduğu söylenirdi.''
94 syf.
·2 günde·6/10
Hayattan ayrılma, işten ayrılma, sevgiliden ayrılma... Ve nice ayrılıkların yazıya döküldüğü kitap. Dili sade; hikayeler çarpıcı. Karakterler gerçek hayattan.
72 syf.
·Puan vermedi
6 kısa hikâye, 6 güzel yolculuk.
Şüphesiz John Steinbeck tarafından yazılan eserlerin kötü olma ihtimali çok düşük. Bu 6 hikâyede de olduğu gibi.
Ama kitabın benim için en güzel yanı, Kasımpatı Çiçeğini favori çiçeğim olarak bana aşılamasıdır muhakkak. :) Tüm okuyacaklara güzel yolculuklar dilerim. (:

Yazarın biyografisi

Adı:
Memet Fuat
Tam adı:
Mehmet Fuat Bengü
Unvan:
Eleştirmen, yazar, yayıncı, voleybol antrenörü, eğitimci
Doğum:
erenköy, İstanbul, 16 Şubat 1926
Ölüm:
İstanbul, 19 Aralık 2002
Memet Fuat (Mehmet Fuat Bengü) (16 Şubat 1926 Erenköy, İstanbul - 19 Aralık 2002, İstanbul) Eleştirmen, yazar, yayıncı, voleybol antrenörü, eğitimci.

Edebiyat eleştirisi yazıları ile tanınan bir edebiyat adamı ve voleybola katkıları ile tanınan bir spor adamıdır. 1960’da De Yayınevi’ni kurdu. Yeni Dergi adlı edebiyat dergisini çıkardı. Altınyurt Voleybol Takımında antrenörlük yaptı ve amatör takımın deplasmanlı lige yükselmesini sağladı. Nazım Hikmet’in hayatı ve eserleri hakkında eserler verdi. Nazım Hikmet'in üvey oğludur; ünlü şairin şiirlerinde “oğlum memet” diye seslenerek dünyaya tanıttığı kişidir.

Yaşamı

16 Şubat 1926’da İstanbul’da, dedesi Mehmet Ali Paşa’nın Erenköy’deki köşkünde dünyaya geldi. Babası sanat eleştirmeni Vedat Örfi (Bengü), annesi Piraye Hanım’dır. O doğmadan önce yurtdışına giden babasını ilk kez beş yaşında iken gördü. Annesinin ünlü ozan Nazım Hikmet ile birlikteliği sırasında onlarla birlikte yaşadı. 1932’de anne ve babasının boşanmasının ardından annesi, Nazım Hikmet ile 1935 yılında evlendi. 1938’de üvey babası Nazım’ın tutuklanıp 15 yıl hapis cezasına mahkum edilmesinden sonra yaşamını dedesi Mehmet Ali Paşa’nın köşkünde sürdürdü.

Erenköy 38. İlkokulu'nda, Kadıköy 1. Orta'da, Robert Koleji'nde ve Haydarpaşa Lisesi'nde okudu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'ne 1946’da kaydoldu.

Nazım Hikmet'in etkisi ile yöneldiği edebiyat alanında Memet Fuat adıyla tanınmaya başladı. 1946’da ilk kitabını Tuna Baltacıoğlu ile birlikte yayımladı. Aşk ve Sümüklüböcek adlı kitabın ilk yarısında Baltacıoğlu’nun, ikinci yarısında Memet Fuat’ın öyküleri yer alıyordu.

1950'de Tuna Baltacıoğlu ve Oktay Verevler ile birlikte Memleketimizde ve Dünyada Kitaplar adlı bir dergi çıkardı. 1951 yılında ikinci kitabı Yaşadığımız yayımlandı. Aynı yıl, üniversiteyi tamamlamasından önce dedesi Mehmet Ali Paşa’yı kaybetti ve aile, maddi sıkıntı içine düştü. Yeditepe Dergisi’nde yayınladığı denemeler ile adını duyurmaya başladı. Üniversiteyi bitirince İstanbul’daki okullarda yardımcı öğretmen olarak çalıştı. Nazım Hikmet ile ilişkisi nedeniyle Milli Eğitim Bakanlığı’nda çalışmayı sürdüremeyince özel İngilizce dersleri verdi, kitap çevirileri yaptı. John Steinbeck, Erskine Caldwell, Jack London’dan öyküler, Walt Whitman’dan şiirler, Varlık Yayınları’na Edgar Allan Poe’dan, Katherine Mansfield’den öyküler çevirdi.

Gençliğinde yaşadığı akciğer rahatsızlığı sebebiyle askerliğe başladığı yedek subay okulundan çürük raporuyla çıkarıldı. Çocukluğundan beri tanıştığı ve Piraye'nin de akrabası olan İzgen Öksüzcü ile Edebiyat Fakültesi'ndeki arkadaşlıkları evlilikle noktalandı. Bu evlilikten 25 Temmuz 1961'de oğulları Kenan doğdu.

1959'da dergilerde çıkan eleştiri yazıları nedeniyle Ataç Eleştiri Armağanını kazandı. O sırada eniştesi Metin Yasavul ile De Yayınevini kurdu. Yayınevinin ilk kitabı olarak 1960’daDüşünceye Saygı’yı yayımladı ve bu eser, 1961 Türk Dil Kurumu Deneme-Eleştiri Ödülü’nü kazandı. Yayınevi, 1960 - 1980 yılları arasında, 20 yılda birçok kitap yayımladı. Yeni Dergiyi çıkardı.

İstanbul Altunizade mahallesinde Altınyurt Spor Klübü'nde çocuklara futbol öğretti, turnuvalar düzenledi. Daha sonraki yıllarda yardımlaşmaya dayanan bir takım sporu olan voleybolu seçti. Altınyurt Voleybol A Takımını deplasmanlı voleybol ligine taşıdı. Tam 10 yıl amatörlükten hiç ödün vermeden, yeni genç oyuncular yetiştirerek bu ligde kalmayı başardı. 1972 - 1980 yılları arasında genç, ümit, büyükler ve üniversite erkek ulusal takımlarını turnuvalara hazırladı. 1979 - 1982 yılları arasında Anadolu Hisarı Gençlik ve Spor Akademisi'nde voleybol dersleri verdi.

1980 - 1983 yılları arasında Yazko Edebiyat Dergisi’ni yönetti. 1981'de Adam Yayınları'nın yerli yayınlar editörü oldu. Nazım Hikmet’in, Orhan Veli’nin yapıtlarının yeniden basılmasına öncülük etti. 1985’te yayımlanmaya başlayan “Adam Sanat” dergisinin genel yayın yönetmenliği görevini 1999’a kadar sürdürdü. 1992’de "Çağdaşımız Makyavel" adlı kitabıyla Sedat Simavi Ödülü’nü Gülten Akın’la paylaştı.

1990'larda önce 1990 yılında bir ameliyatta kız kardeşi İzgen'i, arkasından da 1995 yılında annesi Piraye'yi yitirdi. 1995'te kendisi solunum yetmezliğinden yoğun bakıma alındı. Yoğun bakım sonrasında öldüğü güne kadar evinde çalışmaya devam etti. Bu sırada yazdığı ve derlediği birçok eseri yayımlandı. 1995’te kendisine Kültür Bakanlığı “Kültür ve Sanat Büyük Ödülü” verildi. 1996’da bunu “Edebiyatçılar Derneği Onur Ödülü Altın Madalyası” izledi. 1997’de “Yaşasın Edebiyat” dergisinin yaptığı soruşturmada “Gölgede Kalan Yıllar” adlı yapıtı “Yılın Kitabı” seçildi. 1999'da ikinci kez girdiği yoğun bakımdan çıkar çıkmaz tutmaya başladığı güncesi, ölümünden sonra “"Ölünceye Kadar"” adıyla iki cilt olarak yayımlandı. 19 Aralık 2002'de akciğer yetmezliğinden yaşamını kaybetti. Karacaahmet Mezarlığı'na defnedildi .

Yazar istatistikleri

  • 8 okur beğendi.
  • 998 okur okudu.
  • 29 okur okuyor.
  • 730 okur okuyacak.
  • 16 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları