Metin Kaçan

Metin Kaçan

Yazar
8.0/10
99 Kişi
·
311
Okunma
·
45
Beğeni
·
3.528
Gösterim
Adı:
Metin Kaçan
Unvan:
Türk Roman ve Öykü Yazarı, Senarist ve Karikatürst.
Doğum:
Kayseri, 1961
Ölüm:
İstanbul, 6 Ocak 2013
Metin Kaçan, 1961 yılında, İncesu, Kayseri’de dünyaya geldi. Ailesi ile beraber, henüz altı aylıkken İstanbul’a taşınan Kaçan, okuldan mezun olmasının ardından, 1988 yılında, çeşitli mizah dergilerine kısa öyküler yazarak yazın dünyasına katıldı.
İlk romanı Ağır Roman, 1990 yılında piyasaya çıktı. Taksim Tarlabaşı’nda, Kolera Mahallesi’nde geçen roman, şehrin günlük karmaşasında ön plana çıkmayan kenar mahalle karakterlerini ağdalı bir dille ve yerel jargona uygun bir şekilde anlatmasıyla kısa sürede büyük bir ilgiyi üzerinde topladı ve en beğenilen suç ve dram kitaplarından birisi olarak Türk Edebiyatı’nda yerini aldı.

1996 yılında, Mustafa Altıoklar yönetmenliğinde sinemaya uyarlanan Ağır Roman. Okan Bayülgen, Müjde Ar, Mustafa Uğurlu ve Savaş Dinçel gibi başarılı oyuncuları kadrosunda barındırdı ve de Altın Portakal Film Festivali’nde, En İyi Sanat Yönetmeni, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ve de En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dallarında ödüle layık gördüldü. Ağır Roman, 2003 yılında Fransızca’ya çevrilerek bu ülkede de yayınlandı.

Metin Kaçan, Ağır Roman’ın ardından, tiner ve uçucu madde kullanan sokak çocuklarının yaşamının anlatıldığı İstedikleri Yere Giderler adlı çizgiroman çalışmasına Kemal Aratan ile beraber imza attı.

Fındık Sekiz adlı ikinci romanı, 1997 yılında Yapı Kredi Yayınları tarafından yayınlanmasından bir yıl sonra Almanca’ya çevrilerek bu ülkede de yayınlanan Kaçan, 9 yazar 9 öykü başlığıyla yayınlanan öykü antolojisi Yalancı Öyküler’in kadrosunda da yer aldı.

Metin Kaçan, karikatürist, sinema oyuncusu ve de yapımcı Hasan Kaçan’ın kardeşidir.

Yazar Metin Kaçan'ın boğaz köprüsünden atlayarak intihar ettiği söylentileri sosyal medyada hızla yayıldıktan sonra abisi Ünlü tiyatro ve sinema sanatçısı Hasan Kaçan'ın Twitter’da paylaştığı “Evet iddialar doğru, Aile olarak. bir umuttur diyerek paylaşmadık. Acımızı paylaşan herkese teşekkür ederiz” mesajının yayınlanmasıyla 6 Ocak 2013 tarihinde intihar ettiği kesinlik kazandı.
“Gâvur çocuğu gibi gece yarısı kitap okuyacağınıza besmele çekin de yatın imansızın çocukları!”
+Kolyeni bende unutmuşsun, akşam gel al.

-Yangında düşürdüm sanıyordum. 

+Yangın sayılır.
Kolera'nın bütün kahvelerinde ve özellikle Berber Ali'nin dükkânında politika konuşulmaya başlandı. Tuttukları partinin siyasetinden hiç anlamayanlar, gece, gündüz, sigara, içki ve kadından başka sözcük bilmeyenler "parti tutma modası"na kapılıp futbol takımı tutar gibi partili oldular.
Metin Kaçan
Sayfa 49 - Everest Yayınları
Gece gülerek gelir.
Daha önce felsefe okumuş bir tip,masaya yaklaşır.
"Siz çok güzelsiniz," der.
"Kadınlarınız nerede?" der.
Masada oturanlar gülmeye başlar. Kahkahalarla gülerler.
Hoca," Gülün," der. Masada oturanlar susarlar.
Metin Kaçan
Sayfa 9 - Everest yayınları
Elektronik çağı Kolera'da olanca şiddetiyle patladı. Köylü kadınlar ve softaların karıları, televizyondan "şeytan aleti" diye bahsedildiğinden, televizyonu korkarak, başlarını bağlayıp evi tertemiz yaptıktan sonra seyrediyorlardı. Ekrana kadın spiker çıkınca rahat nefes alıp sakince seyrederken, erkekleri gördükleri zaman mutfağa veya yan odalara kaçıyorlardı. Kocaları evde yokken, erkek spikerleri kapı aralığından gizlice seyredip koltuk kenarlarına sürtünüyorlardı.

Aya gidildiğine bile inanmayan softaların televizyonu kabullenmeleri yine Fethi'nin sayesinde oldu. Gaftici televizyondaki belgesel programlarının sesini kısıp Şeytan Kutusu'nun arkasına yerleştirdiği teypten ezan sesi çıkararak softaları aptal kutusuna esir etti. Kaptan Kusto'nun Denizler Altındaki Yaşam belgeselini "Huu" çekerek izleyen softalar görülmeye değerdi.
Metin Kaçan
Sayfa 47 - Everest Yayınları
126 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Metin Kaçan, edebiyatımızın en uzun şekilde konuşulması gereken kişilerinden biri, postmodern ve yeraltı edebiyatı türünde verdiği eserleri uzun uzun düşünülüp ve yorumlanması gereken başarılı bir yazar, belki de hiç konuşulmaması gereken bir yazar ve adının anılmaması gereken, kitaplarının yırtılıp atılması gereken hatta kitaplarının yayınlanmaması gereken bir yazar da olabilir. Çoğu kişi tanımaz Metin Kaçan’ı ama Ekmek Teknesi’ndeki Heredot Cevdet’i canlandıran Hasan Kaçan’ın kardeşi desek tanınma ihtimali daha yüksek olur daha doğrusu “Aaa Hasan Kaçan’ın kardeşiymiş” denilir, belki Ağır Roman filmi aslında kitapmış yazarı da Metin Kaçan’mış denilince ilginin daha çok artacağı da bir gerçek. Eserleri çok güzeldir Metin Kaçan’ın, karanlık bir hava vardır eserlerinde, argo hakimdir eserlerine, Dolapdere’nin racon kesen abilerini, kabadayı delikanlılarını, harbi sözlü kevaşelerini, sekse düşkün palavracı abilerini, oğlancılarını, gafticilerini, pezolarını, hapçıları, vitamincileri çok güzel ve çok gerçekçi bir şekilde anlatır, tabii bunda yazarın çocukluğunun Dolapdere’de geçmesi ve kendi özel hayatı da baş etkendir. Betimlemelerinde farklı nesnelerin farklı nesnelere üstünlüğü, hakimiyeti kendini belli eder her seferinde. Güneş bulutların arasından çıkıp kendini göstermez, güneş bulutlardan sıyrılıp kurtarır kendini, sokağa bir adım atılmaz aksine ayak sokağa gösterilir. Bu şekilde kuvvetlendirir eserlerini Metin Kaçan.

Peki yıl 1995 desem, Güneş K. Olayı desem, bir yazar ve dönemin tanınan sunucularından Alp Buğdaycı ile beraber oldukları kadınlarla uç noktada bir gece geçirdikten sonra beraber oldukları bir kadını önce dövüp sonra üzerinde sigara söndürmüşler desem sonrasında da bu iki kişi bu kadına tecavüz etmişler desem daha doğrusu bu suçlama ile yargı karşısına çıkmışlar desem ve suçlu bulunup hapse atılmışlar desem kaç kişi Metin Kaçan’ı tanır veya okumak ister ya da bu derece edebiyata katkısı var diye, güzel bir postmodern ve yeraltı edebiyatı yazarı diye kimler savunmak ister? İfadesinde de tecavüz kesinlikle yok ama tartışma ve hafiften darp var dese, cümlesi de tam olarak, “İki salon tokadı, birkaç tekme ve tükürük” şeklinde olsa böyle bir suçlama için ya da kendi ifadesinde yaptım dedikleri için neler değişir? Tecavüz olmasa da bir kadın bunları hak eder mi ya da bunları hak etmesi için nasıl bir kadın olmalı? Ünlü bir kişi diye, tecavüz yok dedi diye savunmak ne kadar doğrudur? Tecavüzü ya da kadına darbı sadece göbekli, bıyıklı, sakallı adamlar yapınca mı savunulmadan, düşünülmeden suçlu olurlar? Özel hayatı birçok yanlışlarla dolu olan Metin Kaçan 2013 yılında zamanın adıyla Boğaziçi Köprüsü’nden atlayarak intihar etmiştir. Kendi düşünceme göre de bu olayın intihar ile ilgisi çok yüksektir, çünkü artık tecavüz olayı olmasa da tecavüzcü olarak anılıyordu ve medyanın yardımıyla da kitaplarındaki karakterler gibi vücuduna şiş darbeleri de almıştı. Şöyle bir şey de var ki, Güneş K. olayında cevaplanamayan hatta Metin Kaçan’ı tecavüz konusunda suçsuz gösteren birçok deliller de vardır.

Sene 1998’di sanırım, televizyonlarda Ağır Roman filmi gösterilecek diye reklamlar dönüyor, herkes de bu dev kadrolu filmi konuşuyordu. Açıkçası o zamanda baştan sona izledim mi yoksa izlemedim mi hatırlamıyorum. Ortaokula giden benim çok da ilgimi çekmiyordu bu karanlık, racon kesen, “stak” diye sustalı bıçaklarını çeken adamların olduğu film. Filmden aklımda kalan, unutamadığım iki tane sahne var, biri berber çırağının yetişmesi için balona sürülen tıraş köpüğü sonrası ustura ile tıraş denemesi ve benim gibi oje koklamayı seven Gıli Gıli Salih’in oje koklaması. Kitapta da bu sahneler Kaçan’ın his verdiği yerlerin en kuvvetli olanlarından birkaçıydı.

Kitap, Dolapdere’nin yaşamına gerçek manasıyla hâkim, okurken yer yer düşündürtüyor da, sevilesi karakterler de mevcut ama hangi karakter gibi olmak istersiniz sorusuna verilebilecek bir cevabın olmadığı bir kitap da, öyle ki örnek alınacak bir karakter de yok kitapta. Bazı kısımlar tiksindirici denebilecek düzeyde hatta, ve bu da kitabın gerçekçiliğini esas olarak arttırıyor. Racon kesen, jiletçi, sustalı abilerin bulunduğu, karakterlerin en manyal şekilde konuşup, karakterlerin yaptığı koftilikleri gördüğümüz, tıfılların bulunduğu, polisin zarbo olduğu, sevgilinin hatta kadınların çoğunun manita olduğu, korkanların ise tırsaki olduğu ve bu kişilerin dillerine son derece hâkim olan, duyguların birbirine karıştığı, ruhların ise çalkalandığı okunası güzel bir roman.

https://www.youtube.com/watch?v=8h5jfJw8GDk
126 syf.
·Beğendi·8/10
Metin Kaçan’ın ilk romanı olan “Ağır Roman”, İstanbul’un varoş mahallelerinden biri olan Kolera’da Gıli Gıli Salih isimli karakterin çevresinde geçenler üzerine kurulmuş bir hikâyedir. Romanın başkarakteri olan Gıli’nin çocukluk, gençlik ve olgunluk döneminin anlatıldığı “Ağır Roman” özellikle Metin Kaçan, karakterlerinin kullandığı yerel dili anlatıcı olarak da tercih etmiştir.
Kolera mahallesi şehrin merkezine çok yakın olmasına rağmen, kültür yapısı bakımından şehirden oldukça farklıdır. Kolera’nın kendine özgü bir yapısı bulunmaktadır. Kolera’da birçok farklı etnik gruba ait insanlar bir arada yaşamaktadırlar: Rumlar, Süryaniler ve Müslümanlar. Hikâyeye konu olan kişiler genelde esnaflık yapmaktadırlar. Demirciler, hurdacılar, tamirciler, marangozlar vb. Gıli’nin babası olan Yıkık Köprülü Ali de esnaftır. Yıllar evvel askerliğini yaptığı Kolera’ya memleketini geride bırakıp eşi ve çocuklarıyla taşınmıştır. On üç yıldır aynı dükkânda berberlik yapmaktadır. Geçen bu süre zarfında Berber Ali, Kolera’ya her açıdan uyum sağlamıştır. Sadece Kolera’nın tehlikeli yaşamıyla mücadele etmemiş, aynı zamanda renkli gece hayatına da kendini kaptırmıştır. Eşi İmine’nin, kendisinin çapkınlığına engel olmaması için şehrin çok kötü olduğunu ve dışarı çıkarsa başına birçok olayın geleceğini söyleyerek pencere kenarına bağımlı yaşamasına neden olmuştur. Gıli ve abisi Reco babalarının otoriter tavrı yüzünden çocukluklarını yaşayamamaktadırlar. Arkadaşları oyun oynarken onlar hayat mücadelesine girişmişlerdir. Gıli, babasının yanında çalışmaktadır. Abisi Reco ise sanata ilgi duymaktadır. Bu yüzden Berber Ali’den çok azar işitip dayak yemektedir.
Kolera’nın gecesi ve gündüzü çok farklıdır. Geceleri pek çok yasadışı olay yaşanmaktadır. Bu olaylara sebep olarak kullanılan uyuşturucuyu gösterebiliriz. Uyuşturucu kullanımı mahalleli için son derece normal bir davranış olarak göze çarpmaktadır. Hatta bu durum mahallede ölen kişiler için yapılan helvalara uyuşturucu madde karıştırmaya kadar gitmektedir
Gıli Gıli Salih’in kendisine örnek aldığı kişi Kolera’nın kabadayılarından Arap Sado’dur. Arap Sado, zenginden alıp fakire dağıtan, hapiste, hastanede veya zor koşullarda yaşamaya çalışan düşkün, yetim ve öksüzlere yardım eden ve bu sayede mahallede itibar gören birisidir. Bir gün mahalleye dadanan yazarın yengeç herifler diye tabir ettiği birkaç kötü niyetli kişi Arap Sado’ya tuzak kurup onu öldürürler. Sado ölmeden önce namını ve her şeyini Gıli’ye bıraktığını söyler. Gıli berberlikte pek de başarılı değildir. Babası ona eğer berberlik yapmayacaksa başka bir zanaat öğrenmesi gerektiğini söyler. Geçen sürede Berber Ali, oğlunun berberlik yapamayacağına kanaat getirip, onu marangoz Mimi Usta’ya teslim eder. Orada da tutunamayan Gıli, soluğu yakın arkadaşı Tilki Orhan’ın da çalıştığı Fil Hamit’in tamirhanesinde alır. Gıli’nin arabalara karşı ayrı bir tutkusu vardır. Kısa zamanda Fil Hamit’in sayesinde zanaatında ustalaşır. Hatta Hamit Usta, bir gün onaramadığı bir araba için Gıli’den yardım dahi ister. Arabayı onarmak için tutya madeni gereklidir. Gıli bu madeni nereden bulacağını çok iyi bilmektedir. Şair Adam Mickiewicz’in heykelinin bir bacağı artık yoktur. Gıli acemi hırsız süsü vermek için heykelin bacağını eğri büğrü kesmiştir. Heykelin parçalarını eriterek arabanın çamurluğuna eklerler. Çamurluk kısa zamanda onarılmıştır. Berber Ali, her akşam Gıli’nin ellerini kir pas içinde gördüğü için onu azarlamaya devam eder. Bu azarlamalardan Gıli’nin abisi Reco da nasibini alır. Bu duruma artık dayanamayacağını hisseden Reco evi terk edip şehre gider. Berber Ali, bir gün kendisinden hoşlanan Madam Eleni’yle dükkânda perde arkasında ilişki yaşarken, eşi İmine’nin ona yemek getirmek için iş yerine girmesiyle yakayı ele verir. Karı-koca soluğu karakolda alırlar. Komiser, evrak işleriyle uğraşmanın çok zor olduğunu İmine’ye belirtip, ondan kocası Berber Ali’yi affetmesini ister. İmine kabul eder. Fakat hiçbir şey artık eskisi gibi değildir. Bu arada Gıli’de tamirhaneden ayrılıp bitirim olmayı seçer. Katiller, esrarkeşler, satırcılar ve psikopatlarla arkadaşlık kurar. Kısa zamanda manyelcilik ve aynacılık gibi kötü işlerde ustalaşır. Bitirimlik konusunda Şair Baba’dan ders alır. İki oğlu da evi terk eden İmine, saldırganlaşır. Berber Ali, eşi İmine’yi eski haline dönüştürmek için birçok yol dener fakat başarılı olamaz. Son çare olarak İmine’yi hapa alıştırır. Hap etkisini gösterir. İmine artık haplar sayesinde sürekli bir köşede uyuklamaktadır.
Bir gün Fil Hamit’in tamirhanesinde çıraklar oksijen kaynağını kullanarak kaynak yapmaya çalışırlar. Bu çok tehlikelidir fakat bir şekilde bu işi öğrenmeleri gerekmektedir. Karpit kazanının basıncı yükselince Fil Hamit’in dükkânında patlama meydana gelir. Çıraklardan biri kaçmayı başarırken diğeri saklandığı tuvalette yanarak can verir. Gıli büyük bir kahramanlık örneği sergileyerek üst katta bulunan Tilki Orhan ve Gaftici Fethi’yi yaralı olarak, çırağı da ölü bir şekilde kucaklayarak dışarı çıkarır. Gıli artık mahallede kahramanlık mertebesine ulaşmıştır. Berber Ali’de oğlunun kahraman olmasından dolayı oldukça gururludur. Gıli, bu kurtarma operasyonu sonrasında oldukça bitkin düşüp bayılır. Uyandığında mahalleye yeni taşınan Tina’nın yatağındadır. Aralarındaki ilişki de böylece başlamış olur. Reco şehirde bir arkadaşının evinde yeni bir hayat kurmuştur. Fakat Kolera’yı en çok da Gıli’yi özlemektedir. Kolera’da her gece faili meçhul cinayetler işlenmektedir. Gıli mahalleliye katili polisten önce bulacağına dair söz verir. Eğer bulamazsa Arap Sado’dan yadigâr kalan namı ve şöhreti yerle bir olacaktır. Gıli, sevgilisi Tina’yı Fil Hamit ile yakalar. Bu arada Imine’nin durumu günden güne kötüleşmektedir. Berber Ali, İmine’nin mahallede adlarını kötüye çıkaracak bir şey yapmasından korktuğu için mahalleyi terk ederek şehrin güzide bir yerine taşınırlar. Artık namusuyla çalışmamaya karar verir ve berber dükkânında gizli gizli uyuşturucu ticareti yapmaya başlar. Eski dostu Eleni, Berber Ali’den yüz bulamayınca olayları abartarak polise anlatır. Polis, Ali’ye işkence yapar. Bu işkenceler sırasında Ali delirir ve ölür. Ancak yazar onun ölümünden doğrudan bahsetmez.
Gıli için her şey kötü gitmektedir. Annesi çıldırmış, babası ölmüş, abisi ise uzun zamandır ortalıkta gözükmemektedir. Artık son bir işi daha kalmıştır bu hayatta. O da Kolera Canavarı da denilen mahalle halkını teker teker öldüren seri katili bulmak ve öldürmektir. Şanslı bir günündedir. Katili bulur fakat katil hiç ummadığı biri çıkar. Mahallenin tatlıcısı Taner’dir katil. Kolera Canavarının iki kulağını da keser. “Gıli Gıli” lakabı da buradan gelmektedir. Arap Sado’dan miras kalan sustalıyla bileklerini keserek intihar eder.


Bakış Açısı
Anlatıcı
Yazar gözlemci bakış açısını kullanıp olaylara bir kameraman gibi yaklaşsa da yer yer kahramanın iç sesi olarak konuşur.

Örnek: Gıli Gıli Salih
‘’Gıli’nin terbiyeli bakışlarını yere dikip sert bir hayale daldığı sıra, kırık şırıngaların gölgesinde büyüyen Kolera’nın çocukları, marangoz Mimi Usta’nın dükkânına doluşup tahta oyuncak yapması için yalvarmaya başladılar.’’(Sayfa 6)
Yazar her şeyi bilen, gören, sezen her yerde bulunan ilahi bir niteliktedir. Anlatıcı olarak bazen iç monolog bazen bilinç akımı yöntemlerini kullanmıştır.
Bakış Açısı
Romanın bakış açısı gözlemci bakış açısıdır. Başkarakter Gıli Gıli Salih’i ve diğer kişileri ve olayları, nesneleri gözlemci bakış açısı ile anlatır.
Olay örgüsü
Roman; Gıli Gıli Salih düzleminde kurulmuş bir anlatıdır. Gıli Gıli Salih, yaşadığı yerde yani Kolera’da kendine yer edinme çabası içerisindedir. Kolera’da yaşam tehlikeli, insan hayatı ucuzdur. Her gün birilerinin öldürüldüğü, birilerinin tacize, tecavüze uğradığı, uyuşturucu madde kullanımının hat safhada olduğu bir yerdir.
Romanda, öykü edilerek anlatım yoluna gidilmiştir. Ağırlıklı olarak Gıli Gıli Salih, Mina, Berber Ali ve Reis karakterleri üzerinde durulmuştur. Karakterlerin özellikleri gerçek hayattan izler taşımaktadır. Psikolojik sorunları olan, aileleri ve çevreleri ile ilişkileri kötü olan tipler seçilmiştir.
Roman genel olarak, Gıli Gıli Salih karakteri çerçevesinde şekillenmektedir. Gıli Gıli Salih’in, Arap Sado’ya özenip, onun yolundan giderek kendisine saygı duyulmasını, Kolera’nın kabadayısı olmak istediğini anlatmaktadır.
Karakterlerin çoğu kitap içinde geçer fakat bir vasfa sahip değillerdir. Erser daha çok ana karakter üzerinde durur. Romanda birçok karakterin fiziki görünüşünden ve karakterinden söz dilemez. Belirgin herhangi bir özellikleri mevcut değildir.
Zaman
Metin Kaçan, Ağır Roman’da kesin zaman kavramlarını kullanmamıştır. Olayların geçtiği zamanı romanın içinde yer alan gerçek dünyadaki olaylardan çıkartmak mümkündür. Olay örgüsü ve anlatılan zaman örtüşmektedir.
‘’Ustura zamanının kapanıp jilet devrinin başlamasıyla sinirleri hayli gergin olan Berber Ali, Salih’in tamirhanedeki puştun, pezevengin yanında çalışmasına bozulup her akşam oğluna öğütler vermeye başladı.’’ (Sayfa 43)
‘’Gaftici Fethi, zengin semtlerin birinden arakladığı aletle mahallede gözükünce, Kolera’da günün adamı ilan edildi.’’(Sayfa 46)
‘’Aya gidildiğine bile inanmayan softaların televizyonu kabullenmeleri yine Fethi’nin sayesinde oldu.’’(Sayfa 47)
Jilet,1950’lerin sonunda Türkiye’de kullanılmağa başlanmıştır. Aynı şekilde, televizyonun Türkiye’de kullanılması ve Ay’a gidilmesi olayları 1950’lerin sonları ve 1980’li yılları arasında yaşanmış olay ve buluşlardır. Romanda kullanılan bu belirteçlerden yola çıkarak, olayın 1950’li ve 1980’li yılların aralığında yaşandığı sonucunu çıkartabiliriz.
Mekân
Ağır Roman’da mekan genel itibarıyla Kolera’dır. Kolera’nın dışına çıkılmaz. Berber Ali’nin dükkanı, Berber Ali’nin evi, Fil Hamit’in tamirhanesi, Tina Hanım’ın evi, Kolera’nın sokakları ve sokak aralarında geçmektedir.
158 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Fındık Sekiz, simgesel/alegorik bir doku içinde İslâm mistisizminden izler taşıyan bir metindir. Eserde tasavvuf öğesi, Ağır Roman’da olduğu gibi, yazarın bıçkın/külhani anlatımı yaratıcı dil oyunları ile birleşmiştir. Fındık Sekiz romanında “Nefs-i Emmare”nin ve dünyasal zevklerin temsilcisi olarak iki şey karşımıza çıkarılır. “Gönlü olmayan”, “sahte hayata cila çeken parayla mükemmele ulaşmak isteyen” biri olarak tanımlanan Sevda ve “şeytan meyvesi”, “beyaz çiçek” denen uyuşturucudur. Bir önceki romanda cinsel edimi metnin temeline oturtan yazar için burada tutkular insanı yoldan çıkaran dünyalık ögeler olarak algılanır. “Zevkten çıldırma noktasına gelseler bile, yeni pozisyonlar arayan bu tiplerin hayattan hiçbir beklentileri yoktur. Bir şeyler yaşayalım, mutlu olalım, yiyelim, içelim, eğlenelim ortak felsefeleridir.”(Fındık Sekiz, Yıldız Ecevit, Cervantes’in Yeğeni, 2012)
Anlatının derinine inildiği zaman bir aydın eleştirisi dikkati çeker. Daha önceki romanında da anlatı kişisinin bir türlü iletişim kuramadığı elit kültür, burada da saldırılması gereken gruptur. “Aradığı hayatı bir türlü bulamayan” Meto, bu aydın kesimden hırsını alırcasına saldırır.
Beyoğlu’nun kan ve şiddet içeren, cinsellikle yoğrulmuş batakhanelerinden çıkan ana kahramana gerçeği, metinde mistik bir rol üstlenen Fahri Baba gösterecektir. “Kötüyü, çirkini, pisi, rezili, kepazeyi tanımıştı Meto. Şimdi iyinin, güzelin, ışığın ve aşkın ne olduğunu daha iyi anlamış, diline yeni bir tat gelmişti.” “Yeni bir âleme geçiş yapmak” demektir bu.
Fındık Sekiz romanında yaşam tüm dinsel doktrinlerde olduğu gibi bir oyundur. Bu dünya insanın sınav verdiği bir okuldur. Meto’nun mürşidi konumundaki Fahri Baba, bir İslam tarikatının gelişme yolculuğunu anlatıyor gibidir: “Sen şimdiye kadar sınavdaydın, şimdi yeni bir şelalenin yatağına yatırılacaksın ve o, senin yaşadığın son nefesin, son sesin olacak.”
Fındık Sekiz romanında anlatının geneline bakıldığı zaman aslında bir genç kıza tacizden dolayı tutuklanan ve ardından hayatının akışı değişen Metin Kaçan’dan çok yoğun izler taşıdığı görülür. Kaldı ki ana kahraman Meto da Metin’dir. Yazarın yaşadığı gibi Meto da tacizden tutuklanıp yargılanır. Hapisten çıkan Meto, aydınlanmıştır artık. Fındık Sekiz, birey ve onun iç dünyasına yapılan bir yolculuk bağlamında romantik izler taşır. İlk olarak somut-soyut ilgisi yönüyle dikkati çeker. Yazarın metninin başına aldığı ön söz niteliğindeki kısımda yer alan şu ifadeler okurun gerçek algısını daha en başta sarsar:
“Bu kitapta geçen isimler hayalidir; kitabın muhtevası ise bir kurgu. Bana soracak olursanız kurgulardır gerçek olan! Her neyse dostlarım vardır, mesela: sevgili Levent Erseven; iyi bir adamdır. Mehmet Fahrettin Dal ise güzel bir insandır. Nur Gürkan güzel kokulu bin bir rüzgârı okşayan iyi yürekli bir hanımefendidir. Güzeller güzeli Solmaz’ı, Yasemin’i, Fatih’i ve Hasan’ı, kalbimin en güzel yerinde sürekli yaşayan Ali Kaçan’ı anmadan olmaz, olmamalı. Ustalarım Aykut Değer, Orhan Martı ve Numan Baykal’a, abilerden de Medet Kerpeten ve Korsan Cevdet’e saygılarımla. Bu kitapta ve bende emeği olup da ismini anamadığım yüzlerce insanın da kulaklarına hoş bir seda olarak fısıldıyorum: Yapıştır.
Bakış açısı
Anlatıcı
Yazar gözlemci bakış açısını kullanmıştır. Kimi zaman gözlemlerde bulunur, kimi zaman ise kahramanın ve diğer şahısların iç sesi konumunda olur.
‘’Meto, Sevda’nın partisinde kenara çekilmiş, kendi iç dünyasının derinliklerine dalmıştır. Kızıl bir rüzgarla koklaşıp, derin ve eflatun bir kuyudan nar suyu içmektedir.’’ (FS.60)
‘’Meto, şimdiki zamanda yaşamayı bırakıp, geçmiş zamanın küflenmiş kliplerinde öylece kalıp ağlamak istiyordu; doyasıya ağlamak; yağmurun gökyüzündeki pamuktan annesinden ayrılırken ağladığı gibi’’ (FS.101)
Yazar her şeyi bilen, gören, sezen her yerde bulunan ilahi bir niteliktedir. Anlatıcı olarak bazen iç monolog bazen bilinç akımı yöntemlerini kullanmıştır.
Bakış Açısı
Romanın bakış açısı gözlemci bakış açısıdır. Başkarakter Meto’yu, Fahri Baba’yı, Sevda’yı ve diğer kişileri, olayları ve nesneleri gözlemci bir bakış açısı ile anlatmaktadır.

Olay örgüsü

Beyoğlu’nun kan ve şiddet içeren, cinsellikle yoğrulmuş batakhanelerinde yaşayan ana kahraman Meto, bu durumdan kurtulup daha mistik bir yaşama adım atmak için çabalamaktadır. Bu durumdan kurtulmasına yardımcı olacak kişi ise Fahri Baba’dır. Meto, bu yaşantıdan kurtulup, huzura ermeye çalıştıkça sürekli önüne engeller çıkar ve en büyük engel ise Meto’ya saplantı haline gelen Sevda’dır.

Anlatıda, öykü edilerek anlatım yoluna gidilmiştir. Ağırlıklı olarak; Meto, Fahri Baba ve Sevda karakterleri üzerinde durulmuştur. Fahri Baba, Meto’nun yol göstericisi, Sevda ise en büyük engel tasavvuftaki karşılığı olarak ‘Nefis’ olarak betimlenmiştir.

Anlatı genel olarak Meto karakteri üzerinde durmaktadır. Meto’nun yaşadığı batakhaneden kurtulup daha iyi bir hayat yaşamak için çabalamasını anlatmaktadır.

Roman Karakterleri

Meto

Romanın başkarakteridir. Kendisine yeni bir hayat kurmak istemektedir.
Tasavvufi bir yolculuğa çıkar ve sonunda aradığını bulur.

Fahri Baba

Meto’nun yardımcısı, akıl hocası niteliğinde bir karakterdir.

Sevda

Meto’nun önündeki en büyük engeldir. Sürekli planlar yaparak Meto’yu zor durumda bırakır.

Çiğdem

Meto’nun aşık olduğu karakterdir.

Melek Hanım

Meto’nun annesidir.

İbrahim Abi

Meto hastalandığında ona şifa veren kişidir.

Nil

Sevda’nın arkadaşıdır. Sevda ile birlikte Meto’ya oyunlar oynar.

Tolga, Aslan, Suat

Meto’nun yakın arkadaşlarıdır.


Karakterlerin çoğu kitap içinde geçer fakat bir vasfa sahip değillerdir. Erser daha çok ana karakter üzerinde durur. Romanda birçok karakterin fiziki görünüşünden ve karakterinden söz dilemez. Belirgin herhangi bir özellikleri mevcut değildir.
Bunun yanında Metin KAÇAN, anlatıda rüzgar, zaman, sokak lambası, ayna gibi varlık ve nesneleri kişileştirmiş ve birer karakter haline getirmiştir.

‘’Fransız konsolosluğunun önünden geçerken sokak lambalarından biri nazikçe eğilip ‘’Meto, sinirli esmerim, gergin yüreklim, geçmiş olsun!’’ diyerek hayatın gidilmeyen yönüne yelken açan Meto’yu biraz olsun rahatlatır.’’ (FS. 99 )

‘’Göbek taşına düşen bir ışık huzmesi Meto’nun yanına yaklaşıp: ‘’Sadece mermere ver kendini, o sana söyleyecektir her şeyi,’’ diyor.’’(FS.109)
‘’Şıpır, şıpır, şıpır sular tavandan göbek taşına düşüyor, zaman o şıpırtılar arasında yıkanıp paklanıyor.’’ (FS.109)

‘’Ayna, yüzyılların sırrını çeşitli mevsimlerden geçip, bir yaz yağmurunun ağlatan yalnızlığına beş basan Meto’ya soruyor: ‘’ Dinle çocuğum, bir tek gerçek vardır: O da sadece bu!’’ (FS.121)

Zaman
Anlatının zamanı günümüzdür. Fakat net bir tarih kavramı yoktur, anlatının çoğu yerinde zaman, silik olarak verilmiştir diyebiliriz.
Roman kahramanı çoğu defa barlarda göründüğü için vakit akşam yahut gece olarak belirir.

Mekân

‘’Önce mekân belirlenir: İstiklâl Caddesi, Balat, Nişantaşı, Bebek, Hisar, Arnavutköy. Birbirlerine zıt coğrafyalardır.’’ (Ağır Roman’dan Fındık Sekiz’e, Metin Kaçan’da Ritüel Ve Hayat, Rüstem Aslan, Cervantes’in Yeğeni,2012, Sy:35)

Romandaki mekânlar çeşitlilik gösterir. Olay hemen hemen İstanbul’un bütün semtlerinde geçmektedir.


Fındık Sekiz Romanının Tematik Çözümlemeleri


Metin Kaçan, anlatıda gerçek hayatta başına gelen bazı olayları, eleştirel bir bakış açısı ile hem toplumu hem de toplumdaki aydın kesimi ele alarak anlatmaktadır.

‘’Kaçan, estetik kaygı ile sunmaya çalıştığı edimlerle, Gadamer’in bahsettiği yaşananları ve yapı arasındaki ilişkiyi minimalleştirir. Neyi anlattığıyla ise de, hayatın açıklaması, geliştirilmesi törenine bir ses daha katar. Tarzı ile Pieper’in belirttiği dünyaya uyum sağlarken, sınırları aşmayı, örnek verilecek bir şekilde yerine getirir. Yani Kaçan, bütün felsefi verilere uygunluk gösteren bir satyr gibidir.’’(Rüstem Aslan, E Dergisi, Ağustos 1999)

‘’Kitabın başında ‘’roman’’ diye yazmaktadır, ama okuduğunuzda gözlerinizin önünde akıp giden, acıların belgeselidir. Nedir aslında Fındık Sekiz? Gerçekten bir roman mı, anlatımı, haber mi, belgesel mi, gezi mi, ermiş sayıklamaları mı, bir geri dönüş manifestosu mu? Nedir? Buna cevap vermek çok zor. Kesin olarak söylenebilecek tek şey ise yazılanların sadece roman olmadığıdır.’’ (Rüstem Aslan, E Dergisi, Ağustos 1999)


Yukarda da belirtildiği gibi Fındık Sekiz, Metin Kaçan’ın yaşam öyküsüdür.


Öte yandan söz konusu metin , ‘’yapı/kurgu düzleminde içerdiği tüm aykırılıklara karşın tasavvuf edebiyatının New Age* düzlemindeki bir ardılı olarak da düşünülebilir. Tasavvuf düşüncesinin gelişimi Türk edebiyatında daha çok şiir aracılığıyla izlenir. Din felsefesinin araştırma ve deneme düzleminde ele alınması, Türk kültüründe bir gelenek değildir. Bektaşi şiirinin kurucusu Yunus Emre, Bektaşi düşüncesinin kavramları ve imgeleriyle örer şiirini, görüşlerini şiir aracılığıyla ortaya koyar: Tasavvuf edebiyatında düzyazı türleri fazla görülmezken, şiir en fazla kullanılan edebiyat türüdür. (Yıldız Ecevit,Türk Romanında Postmodernist Açılımlar, İletişim Yayınları, İstanbul, 2001)

Fındık Sekiz Romanında İslam Mistisizmi

Metin KAÇAN, Fındık Sekiz romanında içsel bir yolculuğa çıkarak, İslam mistisizmini ana karakter üzerinden verir. İslam mistisizmi üzerinden toplumsal aksaklıklara değinerek, aydın kesimi eleştirir.

‘’Fındık Sekiz, bir iç dünya yolculuğunun odakta olduğu bir metin. Ancak bu soyut yolculuk, düzlemde bir arabanın içinde ve maddesel yaşamın ortasında İstanbul’da , kimi zaman Anadolu’da gerçekleşir. Somut/maddesel yaşam, soyut iç dünyayla eşzamanlı bir birliktelik içinde var olur bu metinde.’’ (Yıldız Ecevit, Türk Romanında Postmodernist Açılımlar, İletişim Yayınları, İstanbul, 2002)


‘’Allah’a inanmayan, kuldan utanmayan bir kavim İstanbul’da cirit atmaktaydı.’’ (FS.22)

‘’Allah, kul, kavim gibi sözcüklerle kutsal kitap dilini çağrıştıran eleştiri tümceleri, dünyasal zevklerin sarmalındaki insanları anlatırken tümüyle mistik bir tona bürünür. ‘emmare’ dir (Bkz: FS.38,47) tüm bunların nedeni. Emmare ise, nefis’tir, istek’tir.’’


‘’Emmarenin peşinden giden, sadece onun için yaşayan sürüngenler, insanlık mertebesine ulaşmak için tek bir kitap, tek bir sure, tek bir ayet bilmeyen beyinsizler, şeytanın yoldan çıkarttığı entelektüel grup.’’ (FS.34)

Türünden tümcelerde anlatıcı, artık farklı bir bilincin sözcülüğünü yaptığı anlaşılan yazarla örtüşür. (Yıldız Ecevit, Türk Romanında Postmodernist Açılımlar, İletişim Yayınları, İstanbul, 2002)


‘’Sanki Ten kavminden gelen bir vücut bara girmiş, insanlara akıllı olmalarını fısıldıyordu. Bu Ten, ‘aydınlık çağı’ diye adlandırılan bu karanlık çağda, nesnelerin boyunduruğu altında yaşayan âdemoğluna, çok önemli bir sırrını vererek uzaklaşıyordu. Sır bir kişiye verilmişti: Meto’ya! Sır tutabilen, tutması emredilen insan.’’ (FS.32)


‘’Geride bıraktıkları şehirde kulaktan kulağa fısıldaşmalar, ayrılıklar, hüzünler, zevkler ve bu dünyevi zevkleri kamçılayan alkol, gırtlaklardan midelere yerleşiyordu.’’ (FS.27)

‘’Maneviyattan konuşan tiplere ‘sapık, yobaz, tutucu, gerici’ gibi sıfatların yakıştırıldığı bu şehir bir süre sonra sallanacak, öyle bir sarsıntı olacak ki seçilmiş insanların dışında kimse kalmayacak. Önce dudak bükenler, sonra bu insanlarla başka yerlerde, farklı şekillerde karşılaşınca ellerini öpmek için hızlı hareketler yapacaklar.’’ (FS.27)


Metin KAÇAN, romanda kurtarıcı, seçilmiş kişi olarak Meto karakterini gösterir. Meto karakterinin gerçekteki karşılığı, yazarın kendisidir.


Fındık Sekiz Romanında Toplumsal Eleştiri ve Başkaldırı

Metin KAÇAN, toplumsal eleştirilerini ve başkaldırısını gerek dil, gerekse işlediği konularla yapar. Daha önceleri yazdığı Ağır Roman kitabında toplumsal yozlaşmayı, varoş kültürünü, alt kültür ve üst kültür kavramlarını ele alan yazar, Fındık Sekiz romanında daha çok aydın kesimini ele alarak eleştirir.

Bu eleştirilerin temel nedeni, Ağır Roman kitabına yapılan saldırı niteliğindeki eleştiriler ve daha sonrasında taciz suçlamasıyla tutuklanması ve bu tutuklanma karşısında, aydın kesiminin kendisine karşı sergilediği tutumdur. Bu eleştirilerini ve baş kaldırışını, roman kahramanı olan Meto üzerinden mistik bir kalıba sokarak verir.

‘’Kaçan’ın bu yapıtı da, yine ‘alışılmış yazın kalıplarının çok dışındaki alt kültür dili’ (bkz: Ecevit 1992, s. 111) olarak nitelendirebileceğimiz argo konusunda sayısız örnekle doludur. Yazarın da yapıtta anlatılan çevrenin adamı olduğunu düşünecek olursak, onun yapıtlarını ele alırken, ortak dili değil de bir özel dili tercih etmiş olmasını doğal karşılamamız gerek. Böylece yazar, içinde yaşadığı toplumdan ve mevcut yasa ve kurallardan kendini soyutlamakta, diğer bir ifadeyle buna sırt çevirmektedir. Kaçan’ın kullandığı bu dil, üyesi bulunduğu grubun yaptığı karşı eylemin bir dışavurumu olup ardında gruplaşma, gizlilik ve kendini dışa soyutlama arzusu yatmaktadır. Aşağıda sunacağım örneklerin, romanda yer alan argo ifadeler konusunda bir fikir vereceğini düşünüyorum.

bir şey sallamak: İlaç, tablet almak.

‘’Süt, bal, tavuk ve balık yersin, mide ambale olmuştur, iki supradin sallarsın, hırçınlaşacağına sakinleşirsin’’ (s.12)
telaşına sürme çekmek: Telaşını belli etmemek.

‘’Tenten’in tedavisi için olağanüstü bir çaba sarf eden Sevda, telaşına sürme çekemiyordu.’’ (s.61)

Romanın en çarpıcı yönlerinden biri, kuşkusuz dilidir. (Musa Yaşar Sağlam, Folklor/Edebiyat dergisi, Cilt VII, Sayı 25, 2001)


Yukarıda da belirtildiği gibi Metin KAÇAN, alışılmamış bir dil kullanarak, kendisini soyutlamış ve kullandığı dil ile başkaldırıda bulunmuştur.


‘’Yazar-anlatıcının, metinde protesto edercesine karşısına aldığı ana kesim ise aydınlar’dır. Daha önceki metni Ağır Roman’da da, anlatı kişilerinin iletişim kuramadığı üst kültür ve onun ana taşıyıcısı aydın, Kaçan’ın taşlama’sından payını almıştı. Metin Kaçan, romanındaki bu eğilimi o zaman şöyle değerlendirmişti: ‘Romandaki insanlar üst kültürle bağlantı kuramıyorlar. Onlar için kendilerini bu biçimde savunma, yaşamlarının koşulu. Bunu yapmasalar ölecekler.’ Bir önceki romanda bir öz savunma aracı olan alay, Fındık Sekiz’de bir edebiyat metninin boyutlarını aşan biçimde bir saldırı aracına dönüşür, sinikleşir. Kaçan’ın bu son anlatısına karşı olan tepkisizlik ortamının bir nedeninin de, metnin, aydını karşısına alan bu eğilimi olduğu düşünülebilir.’’ ((Yıldız Ecevit, Türk Romanında Postmodernist Açılımlar, İletişim Yayınları, İstanbul, 2002)
126 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Bu kadar etkilenecegimi beklemiyordum. Berber Ali, Imine, oğulları Reco ve Gili Gili Salih'in Kolera'daki yaşamı. Gasp, tecavüz, cinayet, uyuşturucu vs. Bütün bu kelimeler sadece kelime olarak bile midemi bulandiriyorken bir araya gelip nasıl böyle bir roman oluşturmuş? Nasıl bir akıcılık, nasıl özgün bir anlatım, nasıl bir üslup? Keşke daha önce okusaymişim, dedirtti.
İyi okumalar
126 syf.
·Beğendi·9/10
Çok beğendiğim bir kitap,yeraltı edebiyatının en iyilerinden benim için.Yeraltı edebiyatına Emrah Serbes ile başladım ve bu kitabı da tesadüfen sitede gezinirken görüp aldım.Daha sonra gören arkadaşlar filmini izledin mi diye sorup durunca filmine baktım ve gördüm ki bir efsaneyi bilmiyormuşum.. Kesinlikle okuyun ve izleyin derim.
126 syf.
2013 yılında Boğaziçi köprüsünden atlayarak intihar eden yazarın İsmi gibi gerçekten ağır bir roman. Çok fazla argo olduğunu düşündüğüm çoğunun ne demek olduğunu anlamadığım kelimeler var. Sıkça geçen “covinolar” diye bir tabir var. Ve anladığım kadarıyla bu romana ve yazara özgü bir tabir. Gayrimüslim azınlık anlamına geliyormuş. Malesef ki güzel ülkemin bazı kesimlerinde bu romanda geçen her şey yaşanmış ve yaşanmaya devam ediyor. Romanı uygunsuz yada kötü bulabilirsiniz böyle bir şey okunabilir mi evet okunmalı çünkü bunlar malesef gerçeklerimiz. İstanbul’un Kolera adındaki küçük roman mahallesinde geçen olaylardan çok etkileneceksiniz.
126 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Anlattığı sokaklardaki yaşam kadar hızlı bir roman!

Unutulmaya yüz tutmuş sokak argosunu (yeraltı edebiyatı kitaplarında görmek hoşuma gidiyor) bu eserinde ustaca kullanmış. Romanda kaportacılar, sokak berberleri, gecekondu evleri, o evlerin içinde yaşananlar, fahişeler var. Bunları kendine has üslubuyla birleştirip mükemmel bir roman ortaya çıkarmış Metin Kaçan! Sokak gerçeklerini kırpmadan, olduğu gibi aktarmış bizlere. Romanın havası ağır olduğu kadar içindeki bazı yerlerdeki şiirsel anlatımlar ve yaptığı kara mizah, romanı daha okunası hale getirmiş. Bazı yerlerinde güldürürken bazen de karanlık dünyalara çekebiliyor sizi.

Toplumsal gerçekleri anlatması da romanı sevmemde başka bir etkendi. Berber Ali'nin oğlunu çizime ilgisi var ve okulu sevmiyor diye oğluna küfürler savurması ve çocuklarını dövmesi gibi. Bu ve bunun gibi acı gerçekler de var romanda. Aşklar, umutsuz hayatlar, sokak çocukları, kabadayılar var. Bazı incelemelerde gördüğüm kadarıyla "sadece argo kullanmak için" yazmamıştır bu kitabı.

Kitabı hevesle okuyup bitirdikten sonra hayatını araştırırken intihar etmesine çok üzüldüm ve adının kötü olaylarda geçtiğini gördüm. Ve bu yüzden intihar ettiğini düşündüm. Yaşasaydı güzel eserler vermeye devam edeceğine emin olurdum. Huzur içinde yat Metin Kaçan.
126 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Ağır abimiz Metin Kaçan, belki de intiharına ağır ağır adımlarla gitmişti.
Hep mi Bukowski okuyacağız, yeraltına hep mi Palahniuk ile inip Amerikan sokaklarını ve kültürünü göreceğiz. Yok mu şöyle İstanbul sokaklarını anlatan bir yeraltı edebiyatı?
İşte Ağır Roman var.
Bırakın İstanbul'muş, kültür şehriymiş, tarihi eserlermiş falan. Hep mi kültürlü insanlar ve burjuva görecektik. Bağımlıları, fahişeleri vs. kimse mi anlatmayacaktı.
Metin Kaçan bugünde yaşayan bir adamdı ve şehirlerin pisliğinden ve insanların acizliğinden başkasını görmüyordu ve haklıydı da. İnsanların ceplerinde paraları yoktu ama tutkuluydular. Hepsinin bir istediği, bir beklentisi vardı. İnsandı çünkü onlar. Tarlabaşı'nda bulmuşlardı kendilerini. Kendi içlerinde bile hayatı yeni tanıyorlardı kimse onların hayatını tanımazken.
Argo konuşuyordu karakterleri. Gerçekti. Olması gerekeni yapıyordu edebiyatta. Kimsenin anlatmadıklarını anlatılmayan bir şekilde dile getiriyordu. Sokaktı çünkü bu. Tarlabaşı'ydı.
126 syf.
·5 günde·7/10
Ağır Roman-Metin Kaçan

Öncelikle zengin aile yaşantısına sahip olan bir bireyin asla anlayamayacağı tarzdan bir kitap, Metin Kaçan'ın başyapıtını vefatından 5 yıl sonra okudum ve şimdi diyorum ki o yaşantıyı anlamak ve içinde bulunmak intihar için yazara yüzlerce hatta binlerce hak doğuruyor.Kitap başlar yavaş gelişen olaylar olduğu için açıkçası biraz elden düşürüyor lakin sonlara doğru özellikle son kesimlerde niye bitiyor diye isyanlara başvuruyorsunuz.Gıli Gıli Ali ve hayatının bir evresi keşke hainlikler, alçaklıklar ve namertliklerle sınırlı kalsaydı diyorsunuz tam bir sokak jargonu ve yazarın farklı kalemi sizi oraya doğru çeken en büyük etken oluyor.Ve son sayfalardaki sustalı yadigar...Filmi izlemediyseniz mutlaka okuyun diyorum ve ayrıca sokak görmediyseniz(ev çocuğuysanız) bir ihtimal mideniz kaldırmayabilir veya aklınız almaya bilir tedbirinizi alın.Tadı damağımda kaldı diyorum ve kitapların hep böyle tat vereceği bilinciyle sizlerede keyifli okumalar diliyorum.
126 syf.
·Puan vermedi
Müzikleriyle de zihnimizde kazınan filmini izlediyseniz bile romanı okuyun derim. Daha derinden hissedecek, Kolera'ya gitmiş, Gıli Gıli Salih'le tanışmış olacaksınız.

Yazarın biyografisi

Adı:
Metin Kaçan
Unvan:
Türk Roman ve Öykü Yazarı, Senarist ve Karikatürst.
Doğum:
Kayseri, 1961
Ölüm:
İstanbul, 6 Ocak 2013
Metin Kaçan, 1961 yılında, İncesu, Kayseri’de dünyaya geldi. Ailesi ile beraber, henüz altı aylıkken İstanbul’a taşınan Kaçan, okuldan mezun olmasının ardından, 1988 yılında, çeşitli mizah dergilerine kısa öyküler yazarak yazın dünyasına katıldı.
İlk romanı Ağır Roman, 1990 yılında piyasaya çıktı. Taksim Tarlabaşı’nda, Kolera Mahallesi’nde geçen roman, şehrin günlük karmaşasında ön plana çıkmayan kenar mahalle karakterlerini ağdalı bir dille ve yerel jargona uygun bir şekilde anlatmasıyla kısa sürede büyük bir ilgiyi üzerinde topladı ve en beğenilen suç ve dram kitaplarından birisi olarak Türk Edebiyatı’nda yerini aldı.

1996 yılında, Mustafa Altıoklar yönetmenliğinde sinemaya uyarlanan Ağır Roman. Okan Bayülgen, Müjde Ar, Mustafa Uğurlu ve Savaş Dinçel gibi başarılı oyuncuları kadrosunda barındırdı ve de Altın Portakal Film Festivali’nde, En İyi Sanat Yönetmeni, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ve de En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dallarında ödüle layık gördüldü. Ağır Roman, 2003 yılında Fransızca’ya çevrilerek bu ülkede de yayınlandı.

Metin Kaçan, Ağır Roman’ın ardından, tiner ve uçucu madde kullanan sokak çocuklarının yaşamının anlatıldığı İstedikleri Yere Giderler adlı çizgiroman çalışmasına Kemal Aratan ile beraber imza attı.

Fındık Sekiz adlı ikinci romanı, 1997 yılında Yapı Kredi Yayınları tarafından yayınlanmasından bir yıl sonra Almanca’ya çevrilerek bu ülkede de yayınlanan Kaçan, 9 yazar 9 öykü başlığıyla yayınlanan öykü antolojisi Yalancı Öyküler’in kadrosunda da yer aldı.

Metin Kaçan, karikatürist, sinema oyuncusu ve de yapımcı Hasan Kaçan’ın kardeşidir.

Yazar Metin Kaçan'ın boğaz köprüsünden atlayarak intihar ettiği söylentileri sosyal medyada hızla yayıldıktan sonra abisi Ünlü tiyatro ve sinema sanatçısı Hasan Kaçan'ın Twitter’da paylaştığı “Evet iddialar doğru, Aile olarak. bir umuttur diyerek paylaşmadık. Acımızı paylaşan herkese teşekkür ederiz” mesajının yayınlanmasıyla 6 Ocak 2013 tarihinde intihar ettiği kesinlik kazandı.

Yazar istatistikleri

  • 45 okur beğendi.
  • 311 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 204 okur okuyacak.
  • 7 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları