Mevlana Celaleddin-i Rumi

Mevlana Celaleddin-i Rumi

Yazar
8.8/10
1.147 Kişi
·
3.893
Okunma
·
1.856
Beğeni
·
53919
Gösterim
Adı:
Mevlana Celaleddin-i Rumi
Unvan:
İslam Alimi
Doğum:
Belh, Afganistan, 30 Eylül 1207
Ölüm:
Konya, Türkiye, 17 Aralık 1273
Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan Ülkesi’nin Belh şehrinde doğmuştur.
Mevlâna’nın babası Belh Şehrinin ileri gelenlerinden olup, sağlığında “Bilginlerin Sultânı” ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahâeddin Veled’tir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin’in kızı Mümine Hatun’dur.

Sultânü’I-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh’den ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü’I-Ulemâ 1212 veya 1213 yılllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh’den ayrıldı.

Sultânü’I-Ulemâ’nın ilk durağı Nişâbur olmuştur. Nişâbur şehrinde tanınmış mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de karşılaştılar. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar’ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır.

Sultânü’I Ulemâ Nişabur’dan Bağdat’a ve daha sonra Kûfe yolu ile Kâ’be’ye hareket etti. Hac farîzasını yerine getirdikten sonra, dönüşte Şam’a uğradı. Şam’dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende’ye (Karaman) geldiler. Karaman’da Subaşı Emir Mûsâ’nın yaptırdıkları medreseye yerleştiler.

1222 yılında Karaman’a gelen Sultânü’/-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldılar. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala’nın kızı Gevher Hatun ile Karaman’da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna’nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adlı iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun’u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerrâ Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlâna’nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Âlim Çelebi adlı iki oğlu ile Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.

Bu yıllarda Anadolunun büyük bir kısmı Selçuklu Devleti’nin egemenliği altında idi. Konya’da bu devletin baş şehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve Devletin hükümdarı Alâeddin Keykubâd idi. Alâeddin Keykubâd Sultânü’I-Ulemâ Bahaeddin Veled’i Karaman’dan Konya’ya davet etti ve Konya’ya yerleşmesini istedi.

Bahaeddin Veled Sultanın davetini kabul etti ve Konya’ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile geldiler. Sultan Alâeddin kendilerini
muhteşem bir törenle karşıladı ve Altunapa (İplikçi) Medresesi’ni ikametlerine tahsis ettiler.

Sultânü’l-Ulemâ 12 Ocak 1231 yılında Konya’da vefat etti. Mezar yeri olarak, Selçuklu SarayınınGül Bahçesi seçildi. Halen müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı’ndaki bugünkü yerine defnolundu.

Sultânü’I-Ulemâ ölünce, talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna’nın çevresinde toplandılar. Mevlâna’yı babasının tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi Medresesi’nde vaazlar veriyordu. Vaazları kendisini dinlemeye gelenlerle dolup taşıyordu.

Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile karşılaştı. Mevlâna Şems’de “mutlak kemâlin varlığını” cemalinde de “Tanrı nurlarını”görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü.

Mevlâna Şems’in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Daha sonraki yıllarda Selâhaddin Zerkûbî ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i Tebrizî’nin yerini doldurmaya çalıştılar.
Allah der ki; kimi benden çok seversen onu senden alırım…

Ve ekler; “Onsuz yaşayamam” deme, seni onsuz da yaşatırım.

Ve mevsim geçer, gölge veren ağaçların dalları kurur, sabır taşar, canından saydığın yar bile bir gün el olur, aklın şaşar.

Dostun düşmana dönüşür, düşman kalkar dost olur, öyle garip bir dünya.

Olmaz dediğin ne varsa hepsi olur…

“Düşmem” dersin düşersin, “Şaşmam” dersin şaşarsın.

En garibi de budur ya, “Öldüm” der durur, yine de yaşarsın.
247 syf.
·6 günde·7/10
Herkese merhabalar. Kitabı, ~Meczup~ abinin "Hazreti Mevlana Celaleddin-i Rumi'yi Anma ve Şeb-i Arus Etkinliği" başlığı altında düzenlediği etkinlik dahilinde okudum. Malumunuz, geçen ay Mevlana'nın vuslatının 745. yıl dönümünü kutladık. Kutladık diyorum çünkü o öyle istiyor. İnceleme biraz geç kalmış olabilir ama Cemal Süreya'nın da dediği gibi:"Her şey geç gelmiyor mu yurdumuza?"

İncelememin başında da belirttiğim üzere kitabı ~Meczup~
abi sayesinde okudum. Aslında bu kitabı okumak hep aklımdaydı ama bu etkinliğe kısmetmiş. ~Meczup~ abiye çok çok teşekkür ederim.

Kitaptan ve kitapla ilgili bazı görüşlerimden bashedeyim size biraz...

Mevlana'nın Mesnevi'sinin orijinal metni 6 ciltten oluşuyor ve Farsça yazılmış. Benim okuduğum "Mesnevi'den Seçmeler" ise Mesnevi'den alınan, hafifleştirilen ve özeti yapılan bazı öykülerden oluşuyor.

Mevlana, Mesnevi'si için şöyle diyor:"Bu kitap çeşit çeşit dallar, su gözeleri olan cennetler cennetidir. Derinliklerinde akan bir su gözesi, manevi yollara yükselen yolların başlangıcında bulunan yolcular için cennetteki selsebil çeşmesi gibidir. O yolda ilerlemiş rütbeler ve keramet sahipleri için "makamlar hayırlısı", "sözlerin en güzeli" diye isimlendirilir. Bu kitap göğüslerin şifası, hüzünlerin cilası, Kur'an-ı Azimü'şşan-ın keşşafı, rızkların genişliği, ahlakın iyiliğidir. (Arka Kapak)

Mevlana çok büyük bir mutasavvıf ve Mesnevi de gerçekten çok huzur verici bir kitap. Kitapta bazı öyküler semboller üzerinden anlatılmış. Fabl özelliği taşıyan öyküler de içeriyor. "Çocuk, genç, yaşlı" demeden herkesin okuması gereken;insani, ahlaki, islami ve eğitici yönü çok yüksek bir kitap olduğunu düşünüyorum.

Ayrıca kitap birçok yayınevi tarafından basılmış ve her yaş grubuna uygun olanı da bulunuyor. Fakat sayfamızda okunma sayısını görünce gerçekten çok şaşırdım. Kitabı inanılmaz derecede az kişi okumuş. Bu incelemeyi buraya kadar okuyup, yazdıklarıma değer veriyorsan ve Mesnevi'yi henüz okumadıysan senden rica ediyorum;bu eseri en kısa zamanda temin ve oku.

Kitabı "iyi-vasat" ya da "beğendim-beğenmedim" gibi sözcükler ile değerlendirmeye hiç gerek yok. Kitap cidden eğitici, düşündürücü ve ufuk açıcı bir kitap. Ben değerlendirmemi böyle yaptım ve tekrar diyorum ki "Bu kitabı oku!"

Değerli vaktinden ayırıp da incelememi okuyan herkese teşekkür ederim. :))
616 syf.
·327 günde·Beğendi
Mevlânâ'nın en büyük eseri Mesnevi'sidir. Eser, aruz ölçüsünün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün kalıbıyla Farsça yazılmış olup 6 cilt, 25618 beyittir. Varlıkta birlik (Vahdet-i Vücûd) anlayışını birtakım kurmaca/hayali veya gerçek olaylardan hareketle anlatmaya çalışan didaktik (öğretici) bir eserdir. Mevlânâ'da hakiki müslümanlık şuuru en yüksek derecesi ile ifade edilmiştir ve
bu müslümanlık şeklin değil,
mânanın müslümanlığıdır.

Mesnevi'deki en önemli özellik çok derin konuları bile rahat ve anlaşılır bir şekilde anlatmasıdır. Mevlana birçok konuyu içine doğduğu gibi söylemiş ve büyüleyici bir eda yakalamıştır. Bu arada Mevlânâ, basit; fakat düşündürücü ve bilhassa buluş kabiliyetini gösteren deliller getirir, örnekler verir, anlatmak istediği şeyi apaçık bir hâle koyar, hatta gülünç hikâyeler bile söylemekten çekinmez. Zaten Divan'ındaki bir gazelinde; "Benim gülünç şeyler söylemem, gülünç şeyler söylemiş olmak, eğlenmek, eğlendirmek için değil; öğretmek, halkı neşelendirip anlatmak istediğimi anlatmak içindir." der.
~Alıntı~
---------------------------------------------
Türkçeye çok sayıda çevirisi yapılan ve şerhler yazılan Mesnevî'yi ezberleyip icazet aldıktan sonra dinleyicilere okuyup açıklayan kişilere Mesnevîhân (Mesnevi okuyan) unvanı verilmiştir.
Mesnevi, Mevlânâ'nın sırdaşı Hüsâmeddin Çelebinin ısrarları üzerine yazılmıştır. Hüsâmeddin Çelebi'nin bir eser yazma isteği üzerine Mevlânâ eserin ilk 18 beytini kendisi yazmış, daha sonra o söylemiş ve Hüsâmeddin Çelebi yazmıştır.

~ Neden Mesnevi Okunmalı~

Mesnevi'nin Birinci Cildinin Önsüzünü Okuyup Anlamaya Çalışırsak Neden Okumamız Gerektiği İfade Edilmiş Açık ve Net;

“Bu kitap, Mesnevî kitabıdır. Mesnevî, hakîkate ulaşmak ve ALLAH‘ın sırlarına âgâh olmak, akıl erdirmek isteyenler için bir yoldur. Mesnevî, din asıllarının asıllarının asıllarıdır. ALLAH‘ın en büyük şaşmaz şerîati, hakîkate giden nûrlu yo­ludur. Mesnevî, içinde kandil bulunan kandilliğe benzer. Sa­bahlardan daha nûrlu bir sûrette parlar. Hakîkati arayan gö­nüller için bir cennettir. Mesnevî’nin pınarları var, dalları var, budakları var, bu pınarlardan bir tanesine “Selsebîl” der­ler. Burası makâm sahiplerince, kalpleri uyanık insanlarca en hayırlı duraktır. En güzel dinlenme yeridir. Hayırlı insanlar, iyi kimseler, orada yerler, içerler, neşelenirler, ferahlanırlar. Mesnevî imanlılara şifâ, imansızlara hasrettir. Nitekim, HAKK: “Kur’ân-ı Kerîm ile çoğunun yolunu azıtır, çoğunun yolunu doğrultur. Hidâyete eriştirir.” demişlerdir. Şüphe yok ki Mesnevî, temizlenmiş kişiler için gönüllere şifâdır. Hüzünleri giderir. Kur’ân’ı açıkça anlamaya yardım eder. Huyları güzelleştirir. Gönülleri temiz insanlardan, hakîkati sevenlerden başkalarının Mesnevî’ye dokunmalarına müsâ­ade yoktur…”

*Yaşamayı ve ölmeyi öğrenmek için okunmalı; zira yaşamak sandığımız şeyin yaşamak, ölmek sandığımız şeyinde ölmek olmadığını okumaya başlayınca anlıyor insan.! Eserin bütününde bir anlatma ve hissettirme gayreti var. Yani 'naklen' iman edilmiş pek çok şeyin, aklen ve kalben tasdik edilmesi var. Mesnevi'yi düzenli olarak okumak bir nevi insanın ruhuna, bedenine bahar temizliği yapması gibi düşünülebilir.Hayata bakışınız , olaylara daha sakin, bulutsuz rüzgarsız bir kalple bakmamızı sağlıyor. Yani kısacası hayata bakışınız değişiyor, yaşantınıza çeki düzen vermenize vesile oluyor... ( İnşallah)

“…Sen iki parmağının ucunu götür de iki gözüne koy. Dünyadan bir şey görebilir misin? İnsaf et de söyle.İşte sen, gözünü kapadığın için bu dünyayı görmesen de, bu dünya yok değildir. Dünyayı görmemek ayıbı, hakîkati göstermemek kabahati, ancak uğursuz nefsin parmağına âittir. Sen aklını başına al da, önce gözlerinden parmaklarını çek, ondan sonra dilediğine bak, gör. […] İnsan, gözden ibârettir. Geri kalan deridir, ceseddir…”

Mesnevi'den bu alıntı ile noktalayayım istedim paylaşımımı.
Okuduklarımızı anlayıp, yaşamamız duası ile İnşaallah...
Bu etkinliği bizler için düzenleyen değerli Susmuş ve diğer bütün katılımcılara ayrı ayrı teşekkür ediyorum...
4953 syf.
·10/10
Ben kendimi biraz fazla aştım ve bu kitabı okudum. Bu kitabı okumamın nedeni ise sitenin kıymetli kullanıcılarından https://1000kitap.com/gokhan_aktas abimizi kıskanmamdır. Okuduğu kitaplara hayranım keşke bende okuyabilsem derdim hep. Okuma yazma bilen herkes okur elbette ama anlamlı okuyamamaktan veya hakkını verememekten korkardım. Sonunda cesaret edip başladım.

İki aydan uzun sürdü okumam. Sadece tek cilt için iki ay. Sıradan bir roman değil ki çabucak okuyup geçebileyim. . Bazen bir sayfasını bir saatte okurdum. Cümleleri tekrar tekrar okumak, düşünmek, parçaları birleştirmek gerekiyordu. Her kelimesi bin anlam yüklüydü. Elbette kitaba inceleme yazmıyorum benim ne haddime düşmüş. Biraz bilgi ekleyeyim bu kısımdan sonrası alıntı olacak.

''Divan-ı kebir ilahi aşk şiirlerinden oluşan, 44 bin 8 yüz 34 beyitlik nazım bir eserdir. Horasan ilinin halk Farsçası ile yazılmıştır. Yek avaz gazellerden oluşmaktadır.

Mevlana bu gazellerinde, "Şems (güneş) başta olmak üzere, bağ-bahçe, gül-bülbül, aşık-maşuk, deniz-damla, mey-saki gibi sembollerle ilahi aşkı hep ön planda tutmakta; Mesnevi'sinde olduğu gibi Allah'a kavuşmadan gönlünün huzur bulamayacağını, ilahi aşkı yazmada aciz kalıp kaleminin kırıldığını, bu dünyanın bir balçıktan ibaret olduğunu, çok yemenin menzile ulaşmada engel teşkil ettiğini, aşkın akla olan üstünlük ve yüceliğini, nefsin kötülüğünü, miskin miskin oturan insanların bu tembellikleriyle ilahi aşka ulaşamayacaklarını, gecelerin uyumakla değil de aşk ve ibadetle geçirilmesi gerektiğini vurgulayarak şiirlerini didaktik bir üslupla söylemektedir. Bazı şiirlerinde de gazelin ruhundan farklı olarak sosyal konulara girer; rüşvet yiyen kadıları eleştirir; yalancı şeyhleri, yobaz bilginleri menfaatçi ve aşağılık olarak nitelendirir; pazar yerlerinden, düğün adetlerinden, sokakta oynayan çocuklardan, zulmete direnişten, özgürlükten bahseder.''
Hamdım, piştim, yandım

Bu üç cümleden ibarettir Hayat. İnsan hamdır, nefis ile mücadelesi ile başlar pişmesi, taki Allah'dan gayri herşeye Lâ diyerek başlar sanırım yanması.
Bizim haddimiz değildir ki, Derya' yı incelemek naçizane elimizden gelenleri paylaşmak istedim...

~ DİLHUN ~ ,https://1000kitap.com/masaldanalinti , lazcuk , inci , https://1000kitap.com/minalper_koc , Mir'at-ı Cünun , Metin Pir ( Von Kleist ) , özlem , https://1000kitap.com/suedareyyan , Eylül Türk , Büşra A. ve nice dostlarıma abilerime ablalarıma etkinliğe, paylaşımlarıyla, iletileriyle okudukları kitaplarla, katkıda bulunan herkese yardımların dan dolayı çok ama çok teşekkür ederim. Sayelerinde, hayalim olan Şebi Ârus etkinliğini Allah'ın izniyle yaptık ve o kadar keyif aldım ki, gerçekten hepsine ne desem az..

Alıntılarla size Hazreti Pir'in Mesnevî Şerif'i nasıl yazmaya başladığını, içeriğini ve günümüze kadar olan etkilerini aktarmaya çalışacağım haddim olmayarak. İçeriğini, sırlarını Anlatmaya bizim kelamımız yetmez Vesselam...


Mesnevî Nasıl Yazıldı?       

Mevlâna"nın ölümünden 45 yıl sonra onun ve ailesinin menkıbelerini yazmaya başlayan Ahmed Eflâkî(ö.1360), Mesnevî"nin yazılmaya başlanmasını Dergâhın Mesnevîhânı Sirâceddin"in dilinden şöyle anlatır:

“Hüsâmeddin Çelebi, bir gece Mevlâna"ya gelerek onunla baş başa kaldığı sırada baş koyup dedi ki “Gazel divanı çoğaldı, bunların sırlarının nurları deniz ve karaların, Doğu ve Batı"nın her tarafını kapladı. Allah"a hamdolsun bütün söz söyleyenler, bu sözlerin yüceliği karşısında şaşakaldılar. Eğer Senâî"nin İlâhînâme (Hadîka) tarzında ve Mantıku"t-tayr"ın vezninde bir kitap yazılsa bu, bütün insanlar arasında bir hatıra olarak kalır; âşıkların ve dertlilerin can yoldaşı olur. Bu son derece büyük bir merhamet ve inayet olacaktır. Bu kulunuz da ister ki değerli dostların yüzlerini sizin kutlu yüzünüze çevirip başka bir şey ile meşgul olmasınlar. Artık bundan sonrası Hüdâvendigâr (Mevlâna) ın lûtuf ve inayetine kalmıştır.

Bunun üzerine Mevlâna, hemen mübarek sarığının içinden küllî ve cüz"î bütün sırları açıklayan bir cüz çıkartıp, Çelebi Hüsâmeddin"in eline verdi. Bunda Mesnevî"nin başında bulunan on sekiz beyit yazılı idi
~Alıntı~

Tüm Mesnevi İlk 18 beyittin içindedir aslında, o sırrı anlayan Mesnevi yi anlar der büyükler...


Ne Zaman ve Kaç Yılda Yazıldı?                     

Mevlâna nın diğer eserleri gibi Farsça söylenip yazılan VI ciltlik Mesnevî"nin I.Cildine 1259 yılında başlanıp 1263 yılında tamamlandı. II. cilde başlanmak üzere iken Hüsâmeddin Çelebi"nin eşi vefat etti ve Mesnevî"nin yazılması iki yıl kadar beklemede kaldı. Çünkü; Mesnevî, Mevlâna tarafından sabah, akşam, semâ-sohbet, otururken, ayakta demeden söyleniyor ve Hüsâmeddin Çelebi tarafından da yazılıyordu.

Hüsâmeddin Çelebi, eşinin ölümünden iki yıl sonra tekrar Mevlâna"nın huzuruna gelerek vazifesine devam etmek istediğini belirtti. Böylece 14 Mayıs 1264 günü tekrar başlanan Mesnevî"nin kalan V cildi , hiç ara vermeden 1268 tarihinde  tamamlandı.

~Alıntı~

Konuları, Kaynakları ve Amacı

Mesnevî"nin konuları hakkında birkaç cümleyle fikir beyan etmek oldukça zordur. Çünkü Mesnevî"de hemen hemen akla gelebilecek her konuda bilgi verilmiş; Âyet, Hadis ve hikayeler yoluyla da bu bilgiler daha iyi aktarılmaya çalışılmıştır

“Kur"ân"ın tefsiri” ve “Allah âşıklarının kitabı” olarak da nitelendirilen Mesnevî, Mevlâna"ya göre hakîkate ulaşma ve yakîn sırlarını açma hususunda din temellerinin, temellerinin temelidir.
Bu kitap, masal diyene masaldır; fakat bu kitapta halini gören, bu kitap vasıtasıyla kendini tanıyan, anlayan da er kişidir.

Mesnevî, Nil ırmağının suyudur; Kıptiye kan görünür, ama Musa kavmine sudur.

Bu sözün (Mesnevî"nin) düşmanı, gözüme cehennemde tepe taklak olmuş bir halde görünüyor .

Mevlâna Mesnevî"sini aydın gönüllü, görüş sahibi ve ciğeri yanmış âşıklar için süslenmiş bir bahçe ve lezzetli bir rızk olarak nitelendirilir...

Mesnevî"nin nurlarla dolu sırlarını ve inceliklerini anlamak, Âyetlerin, Hadislerin ve hikayelerin tertibinden aralarındaki ilgiyi kavrayabilmek için büyük bir itikat, daimî bir aşk, tam bir doğruluk, selîm bir kalp, kıvrak bir zekâ ve anlama gücü ve bazı ilimleri bilmek gerekir ki insan onun  (Mesnevî) sırrının sırrına ulaşabilsin. Eğer doğru bir âşıksa bu özellikler olmadan da Mesnevî"yi anlama hususunda aşkı ona kılavuz olabilir ve bir menzile erişebilir.

Mevlâna"ya göre; sûfîlerin söyledikleri, yazdıkları ve sözünü ettikleri konu ne rüya, ne de fal; Allah tarafından gönüllerine doğan vahiy (gönül vahyi, ilhamı)dir. Hal böyle olunca da Allah istemedikçe dil söze gelmez; geldiğinde de "O"nun ilham ettiklerinden başka bir şey söylemez. Bazen de kalbe doğan bu ilhamların söylenmesi yasaklanır; ya da halkın anlayabileceği, akılların alabileceği ölçü ve seviyede söylenir...


Fakat “Söyle, bu söz ayıp olmaz. Senin sözün, gayb âlemindeki kaza ve kaderin zuhurundan başka bir şey değildir” demekte.

Ya beni bırak, hiç söylemeyeyim; ya da izin ver, tamamıyla açıklayayım.

Yine de ne bunu, nede onu istiyorsan ferman senin...”

Ey doğacak çocuğun oynaması gibi bu mânâları içimde oynatıp duran Allah"ım! Madem ki bunun (Mesnevî) tamamlanmasını diliyorsun;

Kolaylaştır, yol göster, başarı ver; ya da bu isteği, bu arzuyu gider, bizi suçlama.

Sen olmadıkça, senin inayetin lûtfetmedikçe gece-gündüz nazım ve kafiyenin ne değeri olabilir; (Sen olmadıkça) meydana getirilen şiire kim bakar ki?

Yukarıdaki beyitlerden de anlaşılacağı gibi Mesnevî"nin sadece kendi fikirlerinden oluşmadığını vurgulayan Mevlâna VI. cildin sonlarına doğru «Bu bahisler ancak buraya kadar söylenip, açıklanabilir; bundan sonrakilerin gizlenmesi gerekir.» (b.4620) der ve aşağıdaki beyitle eserini tamamlar:

Gönlümden kopup gelen o söz, o taraftan gelmededir. Çünkü gönülden gönle pencere  vardır....


Tercüme ve Şerhleri       

Şu ana kadarki tespitlere göre Mesnevî"nin Türkçe ilk tam tercüme ve şerhleri Şem"î"nin (ö.1600"den sonra) ve Sûdî"nin (ö.1596) eserleridir.

İlk yapılan bu tercüme ve şerhlerden sonra “Fâtihü"l-Ebyât” adlı eseriyle Hz.Şârih unvanı alan İsmail Rüsûhî Dede (Ankaravî) (ö.1631) bu konuda haklı bir şöhrete kavuşmuş; eseri günümüzde dahi Mesnevî"yi anlama hususunda en önemli kaynak olarak kabul edilmiştir. Bu değerli eser önce Mısır"da (1836) ikinci defa da İstanbul"da (1872) basılmıştır.

16 yy"dan günümüze kadar hâlâ devam eden Türkçe tercüme ve şerhlerin en önemlileri ise aşağıda sunulmuştur :

1-Sarı Abdullah (ö.1660), Cevâhir-i Bevâhir-i Mesnevî, I-V c. (Mesnevî"nin sadece I. cildini kapsar), İstanbul, Matbaa-yi Âmire, 1287-1288/1870-1871

2-Bursalı İsmail Hakkı (ö.1725), Rûhu"l- Mesnevî, I-II c. (Mesnevî"nin bir bölümü), İstanbul, Matbaa-yi Âmire, 1287/1870

3-Âbidin Paşa (ö.1908), Tercüme ve Şerh-i Mesnevi-yi Şerîf, I-VI c. (Mesnevî"nin sadece I. cildini kapsar), İstanbul, 1324/1906

4-Ahmed Avni Konuk (ö.1938), Mesnevî Şerhi, 1937 yılında tamamlanan bu tam şerh henüz basılmamış, Mevlâna Müzesi"nde bulunmaktadır.

5-Tâhirü"l-Mevlevî (Tahir Olgun, ö.1951), Mesnevî"nin Tercümesi ve Şerhi, Mesnevî"nin ilk IV cildini ve V. cildin bir kısmını kapsayan bu eser, F. Sezai Türkmen"in teşebbüsüyle 1963-1975 yılları arasında XIV cilt halinde neşredilmiş; daha sonra bu neşir, Şamil Yayınları tarafından tekrar yayınlanmıştır (2000). Bu eksik tercüme ve şerhin kalanı Tâhirü"l-Mevlevî"nin öğrencisi Şefik Can (d.1910) tarafından yapılarak yayınlanmıştır.

6-Abdülbâki Gölpınarlı (ö.1982), Mesnevî ve Şerhi, I-VI c., Mesnevî"nin tamamının tercüme ve şerhini kapsayan bu eser de birkaç kez değişik yayınevleri tarafından basılmış, son olarak da Kültür Bakanlığı tarafından üç defa yayınlanmıştır. (I-VI c., Ankara, 2000, 3.Baskı)
~Alıntı~

Etkileri

Şüphesiz Mesnevî"nin ilk tesiri Mevlâna"nın oğlu Sultan Veled"e (ö.1312) olmuş ve onun ilk mesnevîsi olan İbtidânâme (Velednâme) (1291, 8760 beyit) meydana gelmiştir. Sultan Veled bu konuda, babasına her hususta çok benzediğini mesnevî usulünde de onun yolunu takip etmek istediği için bu eserini meydana getirdiğini söyler ve “Gücüm yettiğince o Hazrete benzemeye çalıştım, ama buna imkan yoktu” der.

Mesnevî"yi ilham kaynağı alarak Türkçe mesnevîler oluşturan bazı önemli şairler ve eserlerinin te"lif tarihi de şu şekildedir:

1-     Gülşehrî (ö.XVI yy.), Mantıku"t-tayr (Gülşen-nâme, 1317)

2-     Âşık Paşa (ö.1333), Garîb-nâme, 1330

3-     Şeyh Gâlib (ö.1799) Hüsn ü Aşk, 1782

Bu eserler defalarca basılmış, günümüz diline aktarılmış ve haklarında gerek tez ve gerekse kitap olarak birçok araştırmalar yapılıp, yayınlanmıştır.
~Alıntı~

Bu kadar bilgi yeterli sanırım bilgilendirmek amaçlıdır inceleme kesinlikle benim haddim değildir...
888 syf.
·27 günde·Puan vermedi
Uzun zamandır inceleme yazmamış olmanın acemiliğini çekiyorum şu an. Yazım, anlatım, ifade zorluğu ya da yanlışlığı yaparsam affola :)

Öncelikle aslında Mesnevî incelemesi yazmayı düşünmüyordum ama en azından esere ya da düşünce tarzına bakış açımı ufak da olsa ifade etme ve farklı bir bakışla belki de biraz eleştirel yaklaşma ihtiyacı hissettim. Ve özellikle belirtmem gerekir ki bu incelemede kişilere ya da fikirlere karşı saygısızlık içeren herhangi bir itham amacım değildir! Çünkü Anadolu'yu geçtim dünyaya mal olmuş kişi ya da fikirlerin sağladığı kült, değişmez, sarsılmaz ve belki biraz da körü körüne olacak ama sevgi mevcudiyetini gözardı etmem uygun düşmez.

Beni bilenler Konyalı olduğumu da bilir. Mesnevi okumuş olmam geç kalınmış bir eylem gibi görünebilir aslında fakat ilgimin olmadığı daha doğrusu dinime dair olan esas kitabımı anlayıp uygulamak ihtiyacı dışında "göya" bu amaçla yazılan kitaplara karşı sempatimin olmamasından kaynaklı bir durumdu bu. Şayet şu an okumuş olmam da olaya çok farklı bir yaklaşım sergileyen bir blog yazısından etkilenmiş olmam. Tabi ki öncesinde 1k'da görmüş olduğum bir iletide, Mevlana'yla ilgili verilen bir bilgi hakkında hiçbir fikrimin olmayışı da etkili oldu desek yeridir.

Dileyen okuyabilir diye linki de şuracığa bırakıyorum, ifadeler belki çok ağır ithamlar içerdiği için sonuna kadar okumak istemeyebilirsiniz ama ciddi bağlantılı bir araştırma dizisi olmuş "bence!":

1. http://michaelsikkofield.blogspot.com/...ardan-tek-dunya.html

2. http://michaelsikkofield.blogspot.com/...ek-dunya_11.html?m=1

Öncelikle kitap incelemesi adı altında belirtmek isterim ki aslında her zaman için aklıma takılan ve çok da bir anlam yükleyemediğim, İslâm dini çatısı altında kollara ayrılan mezhep, fikir ya da ilim -adına ne denirse- işte onlara dair bende bulunan mesafenin başında geliyor tasavvuf. Belki de o yüzden Mevlana hakkında merak ve bilgi sahibi değilim ya da yaşadığım şehrin simgesi olmasına rağmen içimde bir sempati oluşamıyor.

Tevafuk blog yazısından sonra elime aldığım Cemil Meriç 'in Işık Doğudan Gelir kitabı bana tasavvufun doğuşu hakkında detaylı bilgileri açıkça sundu. Velhasıl alıntılarla durumu izah edebilirim umarım:

1. #57218233
2. #57218273
3. #57218864
4. #57220248
5. #57220355
6. #57221575
7. #57221679
8. #57222400 !!!
9. #57223308 !!!
10. #57226032
11. #57226140
12. #57228300
13. #57285884
14. #57283164
15. #57282377
16. #57281565
17. #57235407

Ve daha nicesi...

İşte bugün evrensel olarak dünyanın her yerinde bilinen, saygı duyulan, ilgi gösterilen bir yaklaşım olan tasavvufun gördüğü bu saygı kadar İslâm saygı görmemiştir! Çok ilginç değil mi? Şimdi kim diyebilir ki İslâm'ı ortadan kaldırmayı heves edinen bu dünyanın, evrensel sevgi! yayıcı tasavvufa olan bu ilgisi masumdur diye? Çünkü temelde İslâm zaten başlı başına bir sevgi merkezidir ve İslâm dinini Allah bize gönderdiğinde yanında mezhepler, tasavvuf ya da fikirlerle göndermemiştir. Kendi bütünlüğü içinde ne bozulmuş ne de insanlar tarafından tahrip edilmiştir. Buda demek oluyor ki İslâm dışında alternatiflere gerek yoktur, tek yapmamız gereken İslâm'ı, Kur-an'ı Kerim'i doğru anlamak ve yaşamak olmalıdır "fikrimce".

1. #57286661
2. #57277808


Tasavvufa dair bu yazılar da ilginizi çekebilir. Umarım vakit ayırıp okuyabilirsiniz. Doğru bildiğimiz yanlışlarla yaşadığımız şu dünyada biraz olsun düşünmeye, sorgulamaya ve biraz da eleştirmeye ihtiyacımız var çünkü.

1. http://kalemder.org.tr/...-verdigi-zararlar-i/

2. http://kalemder.org.tr/...verdigi-zararlar-ii/

Girişi tasavvufla yaptığımıza göre şimdi de Mesnevi konusuna değinebiliriz. Bize genelde içinde fabl örnekleri bulunan ve Kur-an ayetleri, hadislerle hikayelere temel oluşturulan bir eser olarak bilgisi verilen bu kitap, giriş kısmından itibaren aslında ne amaçla yazıldığını ortaya koyuyor.

https://i.hizliresim.com/NLMGlO.jpg

Velhasıl içinde de sıkça karşınıza çıkacak olan konular ruh, nefis, kadın, oğlancılık, şeyh ve evliyaların insan olma vasfından ziyade daha üst bir konumda bulunması ve bunlara dair hikayeler yer alıyor. Buna dair bir kaç görseli de şuraya bırakıyorum:


https://i.hizliresim.com/AOBG1v.jpg
https://i.hizliresim.com/VQ4BDv.jpg
https://i.hizliresim.com/qA7yvZ.jpg
https://i.hizliresim.com/GZLGmb.jpg
https://i.hizliresim.com/Z5GnX3.jpg
https://i.hizliresim.com/GZLGZb.jpg
https://i.hizliresim.com/Z5Gn53.jpg
https://i.hizliresim.com/00OrrL.jpg
https://i.hizliresim.com/p5r22n.jpg
https://i.hizliresim.com/Rgd8vR.jpg
https://i.hizliresim.com/lQn5Qr.jpg
https://i.hizliresim.com/yGBAYj.jpg
https://i.hizliresim.com/LvBgBz.jpg
https://i.hizliresim.com/AO971B.jpg
https://i.hizliresim.com/7BlgZr.jpg
https://i.hizliresim.com/lQMj6k.jpg
https://i.hizliresim.com/VQkaJr.jpg
https://i.hizliresim.com/Z58dGZ.jpg


Ha tabiki tamamı bunlardan oluşmuyor. İçinde öğüt veren, ders çıkartılması gereken, kibre dair, dürüstlüğe dair ya da insanlara karşı saygıya dair, edebe dair bir çok hikaye yer alıyor. Ahlâk kurallarının hayatımızdaki önemine özellikle değinerek, insanların bencillik, kibir ve diğer kötü edinimlerden uğradığı zararları güzel ifade ediyor. Ama öyle gözlerinizi kocaman yapacak, sizi hayretler içinde bırakıp "vay be ne hikaye ama" dedirtecek türden şeyler değil. Sevdiğim ve "amin" dediğim çok güzel dualar da mevcut. Bunlardan bahsetmemek esere haksızlık olurdu.

Bir de Mevlana'nın ajan olma konusu var ki sormayın gitsin. Ben bunca yalan yanlış inanışların bize temiz bir şey! gibi servis edilmesinden sonra, yapılan bu iddialara da karşı duracak değilim. Niyetine dair kesin bir yargıda bulunmak adaletsizlik olur fakat o baskınlar döneminde uzlaşmacı bir tavır takınması hem toplum içindeki fıtratına uygunluk gösteriyor hem de döneme dair araştırma yapanları bu konuda ortak kanıya ulaştırıyor. Konu hakkında yeterli bilgiye sahip değilim o yüzden yargıda bulunmak bana düşmez fakat buna dair kaynakları okuduktan sonra yeniden gündeme getiririm. İlgilenenler için yazılan bir kaç yazıyı da şuracığa bırakıyorum:

http://m.radikal.com.tr/...ildiklerimiz-1166260

http://www.haber7.com/...gollarin-ajani-miydi

Çok fazla alıntı ve linklerle dolu bir yazı oldu ama fikirlerimi destekler nitelikte olan bu paylaşımları yapmazsam olmazdı. Kitap incelemesinden ziyade var olan bir fikrin eleştirisi gibi olsa da, kitabın fikirden doğduğunu düşünürsek aslında konunun temeline inmiş olduk. Tasavvuf, sufilik, sema, risaleler, mesnevi, ruh, nefis, aşk! birbirinden ayrı düşünülemeyecek şekilde bir bütün oluşturmuş. Ama var olan tek gerçek İslâm dini kendince tamam olan bir dindir, Kur-an'ı Kerim hiçbir şekilde değiştirilmemiş olan kitabıdır ve Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) bu dinin bizlere ileticisi olarak gönderilen peygamberidir. Bunlar dışında hiçbir şeye ihtiyacımız da yoktur. Yeter ki biz sadece ona yönelelim. Doğru şekilde öğrenip, anlayıp, hayatımıza uygulayalım. Bu süreç benim için yeni başlangıçlar yapmama da vesile olur umarım. Dil eğitime bu zamana kadar çok önem vermesem de Arapça öğrenip en azından okuduğumu anlama kabiliyeti kazanmak, ölmeden önce yapılacaklar listemde ilk sırayı aldı. Bu sayede Kitabımı kendilerince anlatmaya çalışan başka "aracılara" ihtiyaç duymadan!, sadece onu okuyarak anlamayı ve hayatıma uygulamayı gönülden diliyorum.

Ben yine Mevlana'dan kitap okurum. Benim huyumdur bir insanı sevsem de sevmesem de, fikrini savunsam da savunmasam da okurum. En azından kendimce yorum yapabileceğim bir donanıma sahip olmayı isterim.

Umarım yanlış ifadelerde bulunmamışımdır ve umarım sıkılmadan sonuna kadar okumuşsunuzdur :) Yapı olarak biz sevdiğimiz değerlere toz kondurmayız ve eleştirelim derken de yerin dibine sokarız. Tekrar belirtiyorum ifadelerimde var olan fikir ya da kişileri aşağılamak gibi bir derdim olmadı hiç. Kitaba dair içinde yer alan fikirlerin bendeki yansımasını ifade etmeye çalıştım sadece... keyifli okumalar herkese :)
249 syf.
·13 günde·Beğendi·10/10
Selamünaleyküm gönül dostları....


Sevgide güneş gibi ol,
Dostluk ve kardeşlikte
Akarsu gibi ol,
Hataları örtmede gece gibi ol,
TEVAZUDA TOPRAK GİBİ OL,
Öfkede ölü gibi ol,
Her ne olursan ol,
Ya olduğun gibi görün,
Ya göründüğün gibi ol.

Mevlana'nın bir eserini daha bitirmiş bulunmaktayım... İlk kitabı gibi beni çok çok büyülememişti ama yine çok şey öğrendim, dersler aldım, öğütleri kulağıma küpe yaptım... Derin düşüncelere daldım, kayboldum, sorguladım sanırım bir kaç soruya cevapta buldum yada Mevlana söyledi. Aslında kitabı okurken sanki Mevlana'nın huzurunda oturmuş, onun hoş sohbetini dinler gibi hissettim. Anlattığı ibretlik öyküleri bire bir yaşamış gibi gözümün önünde canlanıverdi her şey... bu hissi anlatmamın imkanı yok yaşadım resmen...
Tevazuda toprak gibi ol; insanların hırs, mal, mülk ve mevki aşkı yüzünden gerçek Aşk'a şirk koşmaları sonucunun azaplarla dolu olduğunu ama tövbe kapısının her daim açık olduğunu anlattı bana bu kitap. Alçakgönüllü olmanın mükâfatı; cennet, şirk koşmanın bedeli ise; cehennem...
Hz. Süleyman ile tahtına aşık Belkıs'ın hikayesi beni çok etkiledi. Kitabı okurken fark ettim ki Süleyman(as.) peygamber hakkında pek bir şey bilmiyordum. Hemen araştırdım ve insana ibretlik bir yaşamla karşılaştım. Dediğim gibi tahtına, tacına ve mevkiisine aşık bir melike idi Belkıs, Süleyman'ın dine daveti onu dünya sevdasından uzaklaştırdı, Gerçek Aşk'a ulaştırdı... Diğer bir mevki aşığı Firavun, onu Hak dinine davet eden Hz. Musa... Firavun şirk koşmaktan pes etmedi, tahtını, mevkiini ve dünyayı bırakmadı... davete icabet etmedi...
Hz. Halime'nin Peygamber Efendimiz(s.a.v.)'i kaybetmesi... Bir Padişah'ın oğlunu evlendirmek istemesi ve şehzadenin başına gelen olaylar... Ama Beni en çok etkisi altına alan kısım Hz. Musa ile Allah'ın konuşması...Bunu biraz çıtlatsam sakıncası olmaz demi :)
Musa Aleyhisselam'ın Allah'a "Neden halkı yarattın, sonrada onları helak ediyorsun? diye sorması ve Allah'ın bir misal ile cevap vermesi.... fazlasını anlatmayayım okuyun :) beni çok etkiledi eminim sizleri de etkileyecektir...
Mevlana'nın anlatma tarzında bence çok ciddî bir hissettirme gayreti var.Mevlânâ her halleriyle insanları doğru yola teşvik eder, vâz ve nasîhatlarıyla hasta kalplere şifâ olan sözler söylerdi. Buna ek olarak kelimelerle ANLATILAMAZ bazı şeyleri KALBEN hissettirecek teşbihler çok. İnsanın kendi nefsine karşı mücadele etmesi, kötülüklerden uzaklaşması zaten Allah'ın emri. Ama Mevlânâ Hazretleri burada bir müjde veriyor, nefse karşı mücadele ederek daha ölmeden bazı şeyleri görmek, idrak etmek mümkün olabilir diyor. Ve bunu gerçekten hissetmenizi sağlıyor. Bence Mevlana'nın eserleri her daim okunması gereken ve her seferinde farklı duygular hissetmenizi sağlayan kitaplardır. Ama benim gibi peş peşe okumayın beyninizi yakabilir :) Bence ara vererek okunmalı ki her seferinde farklı lezzetler almalı insan... Mevlana'nın bir eserini mutlaka okuyun dediklerimi daha doğrusu hissettiklerimi çok iyi anlayacaksınız... Hayatımda çok güzel değişiklikler oldu ve asla pes etmemem gerektiğini bir kez daha fark ettim... kim ne derse, ne düşünürse düşünsün ben Allah'ın izni ile doğru bildiğim yoldan şaşmayacağım.
Mevlana'nın bir duası ile incelememe veda ediyorum... Allah'a emanet olun kardeşlerim....

Yâ Rabbî!
Bizim hâlimize bakarak muâmele etme. Kendi ikrâm ve ihsânına göre bize muâmele eyle.

Yâ Rabbî!
Kerem ve lütfunla hidâyet ettiğin kalbi tekrar dalâlete, sapıklığa meylettirme. Belâları bizden sarf eyle, çevir ve değiştir. Ey affı çok olan, günahları örten Rabbim!
O günahlar dolayısı ile bizden intikam alma. Bize azap etme.

Yâ Rabbî!
Biz nefis ile şeytana köpek gibi tâbi olduksa da sen, azab arslanını bize saldırtma.

Ey Hayy, ebedî diri olan Rabbim!
Taleb ve duâ üzerine nasıl olur da kerem etmezsin. Sen kerem sâhibisin. Ey mahlûkâtın, yaratıkların canlıların ihtiyâcını gideren Rabbim! Sen varken hiç bir kimseyi hatırlamak ve ondan bir şey ummak lâyık değildir.

Yâ Rabbî!
Rûhumda bir ilim katresi var. İlâhî onu hevâ rüzgarıyla ten toprağından muhâfaza eyle.
Ey ihsânı çok olan Rabbim!
Cefâ içinde geçip giden ömre merhamet et.
Ey affetmeyi seven Rabbim!
Bizi affeyle. İsyân derdimize çâre eyle.
Ey yardım isteyenlerin yardımcısı!
Bizi hidâyete çıkar.

Yâ Rabbî!
Duâ ve yakarışlarımızda sana lâyık olmayan sözleri bilmeyerek söyleyip hatâlarda bulunmuş isek, o kelimeleri sen ıslâh et ve duâmızı kabul buyur.
Çünkü sözlerin hâkimi ve sultanı ancak sensin.

Ey âlemin yaratıcısı!
Kasvetli, kararmış, katılaşmış âdetâ taş gibi olmuş olan kalbimizi mum gibi yumuşat, feryâdımızı, âh u vâhımızı, hoş eyle ki rahmetini celbetsin, çeksin.
Bizi köle gibi kullanan bu serkeş nefisten bizi satın al.
O nefis bıçağı kemiğe dayandı (zulmü canımıza yetti).

Yâ Rabbî! Sana ne arz edeyim. Çünkü sen gizli ve açık her şeyi bilirsin."
(AMİN)
Tasavvuf olmadan,Mevlana,Şems olmadan,Yunus Emre,Tapduk Emre,Ahmet Yesevi,Hacı Bektaş-ı Veli olmadan bir yaşamın sürdürülebileceğini mantığım asla kabul etmiyor.Hatta boş ve/veya eksik bir yaşamdır..Başucumda duran bir kitap..Okumakla bitmez,anlayıp,idrak edip hayata geçirmek gerek..Bu kitap bize şunu öğretiyor,"Allah bizimle olay diliyle konuşuyor"..Öğrendiğim her satırda kalbime inceden inen bir sızı oluyor nedense..Hatta çoğu zaman şuan içinde yaşadığım çağa ait olmadığımı hissederim.Bu his çoğu zaman beni yoklar ..Bu nedenle her şeyi okuyun mutlaka ama Mesnevi'siz olmaz!Yaradanı tanımadan,kendimizi,başımıza gelenleri bilmeden,hayatın nasıl'larını neden'lerini sorgulamadan,idrak etmeden,idrake varıp ta tefekkür etmeden,tefekküre dalıp ta tekamüle ermeden bu diyardan göçüp gitmek olmaz!..Baki bir idrakle yaşamayı salık veren büyük kitap,hayat rehberi...
277 syf.
·16 günde·Beğendi·10/10
Selamünaleyküm gönül dostları…
Kitabı okumaya başladığım andan itibaren nasıl bir inceleme yazacağım konusunda düşünmekteydim. Öyle ‘Güzeldi, tavsiye ederim’ gibi basit cümleler olmamalıydı. Çünkü bu kitaba ve bu büyük zata saygısızlık olacaktı. Şimdiden sürç-i lisan ettiysek af ola…
“Seni, aşk sırrı gibi gizlemekteyim.”
İşte bu cümle… Daha ilk sayfasında beni büyülemiş ve etkisi altına almıştı. Burada ki ‘Sen’in kim olduğunu, ‘aşk’ın dünyevi mi, ilahi mi olduğunu, ‘sır’ın ne olduğunu ve kimden, niçin gizlediğini defalarca sordum kendime… İşte kitabın nerdeyse tamamında, her sahifesinde, her satırında böyle detaylarıyla inceler ve saatlerce üzerine düşünürdüm. Kendime hep şu soruyu sordum ‘aklıma, kalbime ve ruhuma neler katabilirim?’ Peki, bir şeyler katabildin mi diye soracak olursanız cevabım; ‘evet hem de çok’ derim. Lügatıma yeni yeni kelimeler girdi ve anlamını bilmediğim yahut hiç duymadım birçok kelime ve anlamlarını öğrendim. Sanki ödev yapar gibi hissettiğim zamanlar oldu.
Mevlâna'nın öğretilerinden etkilenenler olunca, onun manevi huzuruna varıp da etkilenmemek mümkün mü? Huzuruna varamadık ama eserlerinden huzuruna varmış kadar olduk. Çok etkilendim İnşallah huzuruna da bir gün gideriz.
Mevlana bir sevgi ve hoşgörü elçisidir. Mevlana, dünyanın her yerinde eserleri okunan, derin bir sofi, büyük bir şair ve tasavvuf ehli bir âlimdir.
"Dünyanın sevgi ve barış ortamına halen muhtaç olması Mevlana’nın önemini ve değerini gösterir. Mevlana’nın görüşlerini dikkate alarak hareket edilmesi durumunda sevgi, barış ve dostluk hâkim olur. Bazen kendimizi bir büyük kavganın sahibi olarak görüp başkalarını horluyorsak bile, bugün bir takım insani zaaflarımız olsa bile, geçmişte bütün bunları aşmış olan büyük insanlar, insanlık önderleri bu topraklardan geçmiştir. Yunus gibi, Mevlana gibi... Onların yolundan gitmeliyiz." Demiştir… ne doğru demiş kim demişse isim hafızam kötü de kusura bakmayın :)
Mevlana bu eserinde hırs, şehvet, makam ve dilek konularını açıklayıp, ibretlik hikâyelerle pekiştiriyordu. Çoğunlukta hırs ve şehvetin zararlarına değinmişti. İnsanoğlunun en zayıf noktaları…
İblis insanları kandırmak için yüce Allah’tan hileler tuzaklar istemişti. Allah altın ve gümüş verdi ama şeytan daha fazlasını istedi. Yüce Allah ipek ve şarabı verdi, şeytan bunları görünce tebessüm etti ama yine daha fazlasını istedi. Ve Allah kadınları gönderdi, işte o zaman erkeklerin aklı başından gitti. Şeytan parmaklarını şaklatmaya başladı… İşte hırs ve şehvet… İşte insanoğlu…
Hırs ise daima daha fazlasını istemektir. Hakkımız olup olmadığına bakmadan. Kimden alıp, almadığımızı düşünmeden. Sonuçlarıyla hiç ilgilenmeden. İstemek, istemek, istemek…
Nefsanî ve şeytanî güçler, insanları saptırmak için ne yazık ki, nefis ve şeytanın esiri olmuş erkek ve kadınları kullanmaktadır. Burada en çok öne çıkan cins de kadındır. "Kadın şeytanın tuzağıdır (kemendidir, ağıdır)"
Şehvet türlü türlü kılıklara girerek, her zaman insanları kuşatmakta ve zorlu bir imtihana çekmektedir. Allah kadın-erkek cümlemizi, şeytanın ve nefsimizin şerrinden korusun. (Amin)
İnsanız hata yapabiliriz önemli olan hatalarımızın farkına varıp tövbe etmek hem de Nasuh tövbesi… Rabbim tövbe kapısını son nefese kadar açık tutmuş ve merhametiyle hep affetmiştir hatalarımızı, hâsılı bunun farkına varmak…
Beğendiğim hikâyeler; Eyaz’ın hikayesi, Nasuh tövbesi, Azrail’e can alma görevinin verilmesi, Hz. Ademin yaratılışı ve şuan aklıma gelmeyen nice ibretlik hikayeleri ders alarak, beğenerek, kendime pay çıkararak okudum. En çokta Mevlana’nın Allah’a yakarışları olan münacat kısımları beğendim ve not aldım.
Sanırım uzun bir inceleme oldu ama olsun çünkü herkesin kesinlikle okumasını istediğim bir kitap çünkü beni aydınlattı benim bakış açımı değiştirdi… Sizlerinkini de değiştireceğine eminim. Mevlana’nın dediği gibi güneş gibi doğdu hayatıma…
Yükselenlerde Mevlana’nın ve eserlerinin bulunmaması beni üzüyor ama kalbimde başköşeyi aldı. Allah Ondan ve onun gibi âlimlerden razı olsun… Allah'a Emanet olun gönül dostları...
"Mevlâna sadece büyük bir şair, eşsiz bir mutasavvıf değildir.
O aynı zamanda insan tabiatının derinlerine inmiş, insanın iç yüzünü keşfetmiştir.”
Erich Fromm
357 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Kitabı almaktaki en büyük sebebim Mevlana ve Şems Tebrizi hazretlerini çok sevmemdi. Kitabın dili birazcık ağır. Bazı yerlerini 2 belki 3 defa okudum, anlatmak istediğini anlamak için.
Kitap bölüm bölüm ayrılıyor. Bölümlerin her birinde hikayeler yer alıyor. Sonunda da Rubailer den alıntılar bulunmaktadır. Hikayeler ile birbirini çok güzel tamamlamışlar.
Bu iki önemli insanı biraz daha yakından tanıdığım için çok mutlu oldum. Okumanızı tavsiye ederim. Bana çok şey kattığına inanıyorum. İyi ki okumuşum dediğim kitaplar arasına katıldı. Bu iki büyük insana sonsuz saygılar.. Ben Tutku yayınevi baskısını okudum bu arada. Onlara da emeği geçenlere de teşekkürler.. Keyifli okumalar.. :)
158 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Ahhh Mevlana!....

Beşeri aşkları utandıran ilahi aşka kavuşmada ön safta duran aşkı güzelleştiren Mevlana.

Hangi kelimeler yeter seni anlatmaya?
Hangi kitaba konu olmadın ki?
Hangi aşkın sözlerine tercüman olmadın ki ?
Hangi kitap seni tam anlatır?

Benliği yok olmuş aşkların dilidir Mevlana
Şemsin gönlündeki en sadık Allah dostudur Mevlana

Kimsesizlerin Hakkı arayanlarındır onun dergâhı
Şemsiz Mevlana Mevlanasız Şems olmazsa Mevlanasız da aşk olur mu?

Bir çok kitap yazılmış bu şeffaf pak aşk insanına
elimdeki Gül Bahçesi kitabı da sadece bir tanesi
kısa hikayelerle düşündüren her insanın hayatına koyması gereken öğütlerle yazılmış bir kitap

Gönül isterdi ki bir İskender Pala kitabıyla etkinliğe katılmak fakat bu kitap bir dostumdan hediye geldi ve etkinlige uyumlu diye okudum.

Etkinliği düzenleyen Susmuş arkadaşım başta olmak üzere diğer bütün arkadaşlara teşekkür ediyorum.

Ben kimim.
Beni söylediklerimde arama.
Ben söylemediklerimde gizliyim, görmediğin koskoca derya gönlümdür.
Gördüğün sahil ise dilim.
Kıyılarıma vuran dalgalarıma şaşma.
Onlar Aşk’tan gel-git’im.
Beni mecnundan Leyla’dan sorma.
Ben yalnız Mevla’dan bir izim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Mevlana Celaleddin-i Rumi
Unvan:
İslam Alimi
Doğum:
Belh, Afganistan, 30 Eylül 1207
Ölüm:
Konya, Türkiye, 17 Aralık 1273
Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan Ülkesi’nin Belh şehrinde doğmuştur.
Mevlâna’nın babası Belh Şehrinin ileri gelenlerinden olup, sağlığında “Bilginlerin Sultânı” ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahâeddin Veled’tir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin’in kızı Mümine Hatun’dur.

Sultânü’I-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh’den ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü’I-Ulemâ 1212 veya 1213 yılllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh’den ayrıldı.

Sultânü’I-Ulemâ’nın ilk durağı Nişâbur olmuştur. Nişâbur şehrinde tanınmış mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de karşılaştılar. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar’ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır.

Sultânü’I Ulemâ Nişabur’dan Bağdat’a ve daha sonra Kûfe yolu ile Kâ’be’ye hareket etti. Hac farîzasını yerine getirdikten sonra, dönüşte Şam’a uğradı. Şam’dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende’ye (Karaman) geldiler. Karaman’da Subaşı Emir Mûsâ’nın yaptırdıkları medreseye yerleştiler.

1222 yılında Karaman’a gelen Sultânü’/-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldılar. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala’nın kızı Gevher Hatun ile Karaman’da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna’nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adlı iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun’u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerrâ Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlâna’nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Âlim Çelebi adlı iki oğlu ile Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.

Bu yıllarda Anadolunun büyük bir kısmı Selçuklu Devleti’nin egemenliği altında idi. Konya’da bu devletin baş şehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve Devletin hükümdarı Alâeddin Keykubâd idi. Alâeddin Keykubâd Sultânü’I-Ulemâ Bahaeddin Veled’i Karaman’dan Konya’ya davet etti ve Konya’ya yerleşmesini istedi.

Bahaeddin Veled Sultanın davetini kabul etti ve Konya’ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile geldiler. Sultan Alâeddin kendilerini
muhteşem bir törenle karşıladı ve Altunapa (İplikçi) Medresesi’ni ikametlerine tahsis ettiler.

Sultânü’l-Ulemâ 12 Ocak 1231 yılında Konya’da vefat etti. Mezar yeri olarak, Selçuklu SarayınınGül Bahçesi seçildi. Halen müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı’ndaki bugünkü yerine defnolundu.

Sultânü’I-Ulemâ ölünce, talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna’nın çevresinde toplandılar. Mevlâna’yı babasının tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi Medresesi’nde vaazlar veriyordu. Vaazları kendisini dinlemeye gelenlerle dolup taşıyordu.

Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile karşılaştı. Mevlâna Şems’de “mutlak kemâlin varlığını” cemalinde de “Tanrı nurlarını”görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü.

Mevlâna Şems’in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Daha sonraki yıllarda Selâhaddin Zerkûbî ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i Tebrizî’nin yerini doldurmaya çalıştılar.

Yazar istatistikleri

  • 1.856 okur beğendi.
  • 3.893 okur okudu.
  • 530 okur okuyor.
  • 3.076 okur okuyacak.
  • 180 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları