Michel Foucault

Michel Foucault

Yazar
8.6/10
217 Kişi
·
740
Okunma
·
375
Beğeni
·
18.770
Gösterim
Adı:
Michel Foucault
Tam adı:
Paul-Michel Foucault
Unvan:
Filozof
Doğum:
Poitiers , Fransa, 15 Ekim 1926
Ölüm:
Paris , Fransa, 25 Hazira 1984
Michel Foucault (Turkish: [miʃɛl fuko]; doğum adı Paul-Michel Foucault) (15 Ekim 1926 -25 Haziran 1984), Fransız düşünür, sosyal teorist, tarihçi, edebiyat eleştirmeni, antropolog ve sosyolog. 15 Ekim 1926’da Poitiers'de doğdu. Babası, oğlunun kendi kariyerini takip etmesini isteyen bir cerrahtı. Foucault, Saint-Stanislas Okulunu bitirdikten sonra, saygın bir okul olan Paris’teki 4. Henry Lisesi’ne girdi. 1946’da, daha önce sınavlarında başarısız olduğu École Normale Supérieure’e kabul edilen dördüncü öğrenciydi. İkinci Dünya Savaşı sırasında Poitiers, Alman ordularının işgali altında kaldı.

Maurice Merleau-Ponty ile felsefe çalıştı. 1948’de felsefe diplomasını, 1950’de psikoloji diplomasını aldı ve 1952’de psikopatoloji diplomasıyla ödüllendirildi. 1950-1953 yılları arasında Fransa Komünist Partisi'nde yer almıştır. Partiye girişi Louis Althusser aracılığıyla olmuştur. Ancak Stalin'in Sovyetler Birliği'nde izlediği politikalar onu partiden soğutmuş ve bir süre sonra partiden ayrılmıştır.

1954’ten itibaren dört yıl İsveç’te Uppsala Üniversitesi’nde doktora tezini yazdı. Zamanın Uppsala Üniversitesinin pozitivist damarı Foucault'un tezini bilimsel bulmayıp kabul etmedi. Birer yıl da Varşova ve Hamburg Üniversitelerinde Fransızca öğretti. 1960’da Fransaya Clermont-Ferrand Üniversitesine felsefe bölüm başkanı olarak döndü. "Delilik ve Medeniyet" (Folie et déraison. Histoire de la folie à l'âge classique) kitabındaki teziyle doktorayla ödüllendirildi. Aynı yıl Foucault, kendinden on yaş küçük olan felsefe öğrencisi Daniel Defert’la tanıştı. Defert’ın politik aktivizmi çalışmalarında ona yol gösterdi. Foucault, Defert’la aralarındaki ilişki için çok sonraları bunun zaman zaman da aşka benzeyen uzun soluklu bir tutku ilişkisi olduğunu söyledi.

Foucault’nun ikinci önemli eseri "Kelimeler ve Şeyler" (Les mots et les choses) 1966’da yayımlanan karşılaştırmalı bir ekonomi, doğa ve dil bilimleri çalışmasıydı. Çok satan bu kitap Foucault’nun adının tanınmasında büyük rol oynadı.

1966-1968 arasında Defert’la birlikte Tunus’a gitti ve birlikte tekrar Paris’e döndüler. Foucault, Vicennes’deki Paris-VIII Üniversitesi’nde Felsefe bölüm başkanı oldu, Defert da sosyoloji bölümünde ders vermeye başladı. 1968 öğrenci hareketinden oldukça etkilendiler. Aynı yıl Foucault başka aydınlarla beraber Hapishane Bilgilendirme Grubu’nu (Groupe d'information sur les prisons) kurdu.

1969’da "Bilginin Arkeolojisi"’ni (Archéologie du savoir) yayımladı. 1970’de en önemli araştırma enstitülerinden biri olan Fransa Koleji’ne Düşünce Sistemleri Tarihi profesörü olarak seçildi. 1975’te belki de en etkili kitabı olan "Hapishanenin Doğuşu"’nu (La naissance de la prison) yayımladı.

Ömrünün kalan yıllarında kendini "Cinselliğin Tarihi" (Histoire de la sexualité) çalışmasına adadı. 1976’da ilk cildini yayımladı, çalışmasını tam bitirememiş olsa da ikinci ve üçüncü ciltler 1984’teki ölümünden hemen sonra yayımlandı.

1978'li yıllarda İran'da Şah karşıtı gösteriler ayyuka çıktığında Foucault, Corriere della Sera ve Le Nouvel Observateur dergilerine muhabirlik yapmış, İran'ı ziyaret etmiştir. Paris'te Ayetullah Humeyni ile görüşmüş, İran'daki muhalefet liderleri ve gösteriye katılan insanlarla mülakatlar gerçekleştirmiştir. İran'a ilişkin "Ruhsuz dünyanın ruhu" gibi yazdığı makaleler ve kullandığı "siyasi ruhanilik" kavramı ilginçtir. Bu makaleler İngilizceye çok sonradan tercüme edilmiş, özellikle 11 Eylül saldırılarının ardından ilgi görmüş; siyasal İslam, İran-Batı ilişkileri bağlamında incelenen metinler olmuştur.

Michel Foucault, daha çok toplumdaki daimi doğruları inceleyen bir filozoftu. Nietzsche ve Heidegger’in düşüncelerinden oldukça etkilenen Foucault, çalışmalarında çoğunlukla Karl Marx ve Sigmund Freud’un fikirleriyle mücadele etti. Hapishaneler, polis, sigorta, delilik, eşcinsellik ve sosyal haklar konularında çalıştı. Bütün çalışmalarını modernitenin bireyler üstündeki etkisi ve getirdiği yeni iktidar ilişkileri üstüne kurdu. Öte yandan Gerard Raul'a verdiği röportajda post-modernist yahut post-yapısalcı olarak tasnif edilmeyi reddettiğini söylemiştir.

25 Haziran 1984'te Paris'te yakalandığı AIDS hastalığı nedeniyle vefat etmiştir.

Foucault' un felsefi yönünün anlaşılması, bir sosyal bilimler öğrencisi için aşılması ayrıcalık getirecek bir eşiktir. Foucault toplumdaki daimi doğruların oluşum sürecini modernist bir bakış açısı olarak görür ve kökten reddeder. Postmodernite kendini genel geçer doğruların aksine hareket eden bireylerde ve düşünüşlerde bulur. Bu nedenledir ki Foucault deliler üzerinde araştırmalar yapmıştır. Deliler ona göre toplumun daimi doğrularına uygun hareket edemeyen bireylerdir. Toplumun genelini bir oda içerisinde gören Faucault bütün düşüncelerin, hareketlerin bu daimi doğrular çerçevesinde yahut kıskacı altında ortaya çıktığını iddia eder. Gay, lezbiyen, transseksüel, biseksüel oryantasyonlar daimi doğrulardan ayrı doğrular çerçevesinde oluştukları için postmodernitenin varoluşunu ve moderniteden çıkıldığını gösterir (modernite bu kavramları asla kabul edemezdi). Foucault kendi çalışmalarının bile genel geçer daimi doğrulardan olmaması gerektiğine inanır ve çalışmalarının kullanıldıktan sonra atılmasını öğütler.
İnsan, doğası gereği hep en yakın ve en acil sonuca yönelmektedir.önce ihtiyaçlarını,sonra zevklerini düşünmektedir.Tarım, tıp, savaş, uygulamalı siyasetle,sonra şiir ve sanatlarla uğraşmakta ve felsefeyi en son düşünmektedir;ve kendi üzerine geri döndüğünde ve düşünmeye başladığında yargılama eylemine kurallar koymaktadır,bu mantıktır;söylemlerine koyduğu kurallar gramer:arzularına koyduğu ise ahlaktır..
"... gereksiz birçok şeye eğilim duyulmasına neden olan lüks.... Bu durum, memnun edilmesi için çok sayıda ilaç verilmesi gereken, ama gene de mutsuz olmaktan kurtulamayan hastalık hastasının durumudur."
"kafka’nın değişim eserinde hayvanlaşan hayat anlayışımızı kaç kişi anlayabildi ki, intihar etmek için çabalarını kaçımız düşündü ki, yoksa hasta bir kişiliği mi okuyoruz?

kaç kişi sanat adı altında mozart’ın sarayda kızların peşinde koşarken krala yakalanmasını biliyor ki? kız çığlıklar içinde kaçarken mozart onun peşinde koşuyordu. üstü başı dağınık, kendinden geçmiş bir halde kralı karşısında görünce susmak yerine krala şunu demişti: “ben bayağı biriyim ama yazdıklarım bayağı değildir.”

zweig’in, tanrı’nın bileklerinden tuttum derken, “kaderime ben hakimim” demek istediğini. hugo’nun kadın düşkünü olduğunu, dostoyevski’nin kumar tutkunluğunu, balzac’ın dolandırıcılığını, poe’nin ayyaş olana kadar içtiğini, “sen sarhoş mu yazıyorsun?” dedikleri zaman, kaç kişi yüzünde beliren sanat anlayışı ile yaşamının arasındaki uçuruma kendini koydu?

tarih deliliklerle dolu, kaç kişi bu deliliklerin arasında yolculuk yapmak ister?

“gecenin mahremiyetini yırttım” derken rimbaud’u kaçımız anladı, verlain korkularının kendini uyutmadığını, nietzsche otel odasında kusmukları içinde ölürken yanında hiç kimsenin olmamasını, miller’in karısını sattığını bile bilmiyoruz belki de…

gorki gibi yazabilmek için on yılımı harcarım diyebilecek kaç deli var aramızda, descartes’in alın kuralları eserini yazdıktan sonra tebessüm içinde övünerek kahvesini yudumladığını, kendi romanında kurguladığı kişiliğe herkesten önce kendisinin inandığı gogol gibi, kaç kişi var kurgusuna güvenen?

tarih deliliklerle dolu…

cipolla’nın iktisat tarihine meydan okuduğunu bile unutmuşuzdur.

ibni sina’nın “tıbbı üç kelime içine alıyorum” dediğinde kibirli halini , batuta her gördüğü yüze inancını sorduğunu, farabi mutluluk teorisini kalem alırken mutsuz olduğunu kaçımız düşündü ki?

düşüncelerin sakıncalı olabileceğini bile kralların savaşları kaybettiklerinde anladıklarını, kardeş kavgalarının gölgesinde suskunlukları, saray odalarında musiki yerine fransız müziğinin seslendirildiğini, kaç kişi gerçeklerin bizim düşündüğümüz gibi olmadığını biliyor ki?

tarih deliliklerle dolu….

sanat anlayışını hayatları ile kıyasladığınızda kaç sanatkar, kaç yazar, kaç şair, aklımızda hayal etmiş olduğumuz şekilde yaşadı ki?

sanat delilik ister demiyorum, ama sanatkar deli olabilir…"
...suda ve yeryüzünde ne kadar varlık varsa, gökte de o kadar varlık vardır ve bunlar birbirlerine denk düşmektedirler; son olarak da, yaratılmış her şeyin içinde "Varoluş, İktidar, Bilgi ve Aşk tohumları eken" Tanrıdan bir parça vardır.
Yazma zevkini keşfedebilmem için yurtdışına çıkmam gerekti. İsveç'e gitmiştim ve iki seçenek vardı önümde: Ya lsveççe konuşacaktım ki çok az biliyordum, ya da İngilizce ki onu da konuşmakta çok zorlanıyordum. Bu dilleri iyi bilmemem haftalarca, aylarca, hatta yıllarca asıl söylemek istediğimi söylemekten alıkoydu beni. Söylemek istediklerimin ağzımdan çıkar çıkmaz gözümün önünde kılık değiştirdiğini, basitleştiğini, adeta küçük, komik kuklaları dönüştüğünü görüyordum.
Michel Foucault
Sayfa 29 - Aktarım
Halk nezdinde kabul gören ahlaksız hatipler sadece insanların duymayı arzuladıkları şeyleri söylerler.
Konuşma olanağım olmadığı için yazma zevkini keşfettim. Yazının zevki ile konuşma olanağı arasında bir tür uyuşmazlık vardır. Konuşmanın artık mümkün olmadığı noktada yazmanın gizli, zorlu, o biraz da tehlikeli tılsımını keşfederiz.
Tanrının, ruhu maddenin içine yerleş­tirmesi için, günahın bu ruhu kalın, ağır ve dünyevi kılması gerekmiştir.
Her eğitim sistemi, birlikte taşıdıkları bilmeleri ve güçleriyle beraber, söylemlerin benimsenişini kalıcılaştırmanın veya değiştirmenin politik bir yoludur.
Michel Foucault
Sayfa 46 - Hil Yayın
İki büyük beynin tartışması;insan doğası ,dil,politika ve bunun türevi olan konularda ilk elden bilgi sahibi olunabilecek ve beyin jimnastiği yaptırabilecek güzel bir kaynak.
Takip etmesi sıradan okuyucu için inanılmaz zor olan bir kitap olarak girebilirim konuya... Foucault'yu okuyanlar onun yeni kavramlar icat etmeye ve okuyucuda kafa karışıklığı yaratıp yazdıklarını öyle öğretmeyi seçtiğini bilirler. Bu esere James Harkness'ın yazdığı önsöz de oldukça önemli.

Esere geçersek, Magritte'in tablolarından yola çıkarak kavramların, dünyamızı açıklamaya ne derece yeterli olduğu, benzeyiş-andırış kavramları arasındaki farklar, kavramları doğru kullanmanın, dünyayı anlamlandırma da ne kadar önemli olduğu gibi durumlardan bahsediyor.
Merhaba 1000k üyeleri...
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki; benim incelemem içerik hakkında olmaktan ziyade bu kitabın ben de bıraktığı duygulardan ibaret olacaktır.Felsefe mezunu bir hapishane çalışanı olarak bu kitabı okumak benim için çok önemliydi.Kitabı görür görmez kendi işime ve akademik kariyerime çok şey katacağını anladım.Bulabildiğim her fırsatta elime aldım.Bir yandan çalıştığım için düzensiz zaman aralıklarıyla okudum.Buna rağmen çoğu felsefe kitaplarını okurken yaşadığım odaklanamama sorunu olmadı.Kitabın dili gayet anlaşılırdı.Beni öyle güzel yakaladı ki Foucault , kendimi mesleğimi sorgularken buldum.Hapishanenin iç dünyasında yolculuğa çıkmak isteyenler; Michael Foucault gibi 'sadece düşünmekle kalmayıp eyleme geçen ' bir filozofun trenini kaçırmamalılar...Hepinize iyi okumalar :) Not: Gardiyan değilim İnfaz ve Koruma Memuru'yum..Bu konuda herkesle anlaşalım.30 yıla aşkın bu sıfat kullanılıyor..Teşekkürler ...
Foucault'un bu eseri Jean Hyppolite'nin yerine, Collège de France'a profesör olarak atanırken yaptığı konuşmanın metnidir. Collège de France'a girecek olan hocaların bir konuş yapması gerekmektedir ve Foucault'da 'Söylemin Düzeni' isimli bir konuşma yapmıştır. Öncelikle bu kitap kesinlikle kolaylık ile okunacak bir kitap değil çünkü Foucault'un bu metni diğer eserlerine giriş niteliğinde bir eser. Bu kitap Foucault'un tüm eserlerinden önce okunmalıdır -özellikle 'Cinselliğin Doğuşu' ve 'Kelimeler ve Şeyler'den önce. Çünkü bu eserinde hem kullanacağı terminolojiyi, hem nasıl iş göreceğini hem de biz felsefe öğrencilerin dilinde 'filozofun derdi' dediğimiz şeyin ne olduğunu anlatıyor. Eserin içerisinde de 'Söylemin Yasaklanması', 'Delilik ve 'delilerin sözlerinin' hiçsizleştirilmesi, 'doğruluk istenci', 'yorum', 'yazar', 'söylem cemaatleri, 'söylemin (kişileri/düşünceleri) kullaştırması', 'disiplin' gibi konular tartışılmaktadır. Foucault ve onun felsefesi hakkında bilgi sahibi olmak isteyen herkese tavsiye edeceğim bu kitabın D&R, İdefix, Kitapyurdu gibi sitelerde satışı olmaması rağmen halen nadirkitap'tan 20TL gibi bir fiyata erişilebilmektedir.
Cinsellik asırlar boyunca İktidarlar tarafından kontol altına alınmış ve kısıtlanmıştır.Foucault ölümünden dolayı tamamlayamadığı bu yapıtında antik çağdan modern çağa kadar cinselliğin ,cinsel zevklerin ,eşcinsellerin ve sapkın diye nitelenebilecek fantezilere sahip olan insanların psikolojilerini incelemiş ve tarih içerisinde iktidarların cinselliğe bakış açılarına değinmiştir.Bu eseri okuduğunuzda cinselliğin pek çok bilinmeyen yönlerini öğrenmiş olacaksınız.Şunu da belirtmekte fayda var ki Foucault'nun belki de okuması en zor ve meşakkatli kitabıdır.
Bir eserin adı, o eserin içeriğini okuyucuya aktaran ilk temsilcidir. Bu kitap o eserlerden biri değil. Bir kere, cinselliğin tarihinden değil, Antik Yunan'da yazılmış bazı felsefi kitaplardaki cinsellikle ilgili konuların yazar tarafından yorumlanmasından oluşuyor. Zaman zaman günümüz, daha çok da Viktorya döneminden bahsetse de bu, tarihsel bir süreç şeklinde değil. Dahası, kitabın bazı kısımları cinsellikle ilgisiz, uzun anlatımlardan oluşuyor (örneğin, "kendilik" bölümü) Dili zaman zaman akıcı, zaman zaman da sıkıcı. Kitabın iyi yanlarından biri, pek çok kavramın Eski Yunancada kullanılan karşılığını görebilmemiz. Mesela, "philia", karakter ve yaşam biçimi benzeşmesi demekmiş. Fuko kitabı altı bölüm (kitap) olarak düşünmüş ama sadece ilk üç bölümü yazabilmiş. Kitap da bu üç bölümden oluşuyor. İlgili satırlarda kadın ve erkeğin toplumdaki (kitaba göre site) rolüne ilişkin düşüncelerin o tarihlerden bu yana ne kadar çok değiştiğini görebiliyoruz. Sabır gerektiren bir kitap. İlginç bilgiler de yok değil ama yazarın konudan saptığı yerlerde sabra çok ihtiyaç var. Bu konuda daha önce okuduğum Eric Berkowitz'in Seks ve Ceza-Arzuyu Yargılamanın Dört Bin Yıllık Tarihi kitabı çok daha iyiydi.
Foucault'nun 3 ciltden olusan bu sosyo/felsefik eseri Cinselliğin Tarihi'nde eski Yunan'dan günümüze bu olgu incelenmiş.
Foucault genelde olaylara iktidar/erk merkezli bakar. Burada da bu bakisin etkileri bariz görülmekte. Örnegin, iktidarlar hem cinselligi kontrol altina almak hem de ondan vergi geliri kazanmak için genelevler açmışlardir. Böylece erk, kendince bu olguyu legal hale getirmis hem de bu olgu üstünden devlete yeni bir gelir kapisi kazandirmistir. Cinselligin Tarihi'ni asil sekillendirenin insanin bizatihi kendisi degil de iktidarin oldugunu belirtir Foucault.İktidarlar bazen cinselligi yasaklamis ve bazen de serbest bırakmislardir.

Kitabin diline gelecek olursak, kitabin dili biraz agir. Felsefeciler edebiyatci olmadiklarindan bolca yanlislar gözlemlenmekte. Bazen sayfalar okuyup bir iki önerme ancak anlasilabiliniyor.
Dehşet. En iyi anlatan kelime bu. Okurken bu denli dehşete kapıldığım bir başka kitap olmadı sanırım. akla hayale gelmeyecek işkence ve ceza yöntemleri.. İşin kötü kısmı hiçbiri öykü değil hepsi gerçek ve yaşanmış. Aylarca aramış ancak bulamamıştım baskısı tükenmiş. yeniden bir baskı olmadıysa nadir kitap satan sitelerde arayabilirsiniz. Ben de öyle bulmuştum. bedelinin 3-4 katı fiyat istiyor satıcılar malesef çünkü biliyorlar ki başka şansınız yok. işin tek kötü kısmı da bu. Ama verdiğiniz bedele değecek emin olun. Okuyun
Foucault bu kitabı belli bir süreç halinde işlemiş.Yazar, İlkel ceza yöntemlerinden modernizme doğru yol alarak ana ve ara başlıklarla hapishanelerin kurulma aşamasını anlatmış.
Kitap, halkın önünde ağır işkencelere maruz bırakılan mahkumun,bedene azap çektirme örneğiyle başlar. Okurken bedenimin kasıldığını hissettim. Bir mahkumun bu şekilde öldürülüşünü izlemek ister miydim? Tabii ki hayır. Ancak modernizme geçilmeden önce suçu kanıtlansın ya da kanıtlanmasın ,suçlanan kişinin kişinin ağır işkencelere maruz bırakılması,iktidara güç gösterisi yapma fırsatı vermiştir.
Halka açık olarak yapılan azap çektirmeler daha sonra seyirlik unsur olmaktan çıkıp sadece bedenin tutuklanması durumuna dönmüş; insan bedenine uygulanan ceza insan ruhuna uygulanmaya başlanmış....
Sosyoloji temelli bu kitabın okunma aşaması zor, bol soru işaretli ve keyifliydi. Meraklısına tavsiyedir :)
Michel Fuko'nun ne zamandır okumak istediğim sonunda okuyabildiğim kitabı.Genelde Disiplinlerin/İktidarın modern toplumdaki konumunu özelde Hapishane kurumunun işlevi,tarihi baz alınarak Ortaçağ'dan günümüze doğru iktidarın güç ve baskılamasını ayrıntılı inceleyen bir filozof var karşımızda.Tarihe çok hakim kendi metodolojisini kullanarak belli başlı hadiselerden yola çıkarak iktidar,cezalandırmanın önce Hapishane sonra diğer Hastane,Kışla,Okul gibi modern toplumun ortaya çıkardığı kurumlarla kıyaslamasını yapıyor ve bunu yaparken aslında bütün bu kurumların kökeninde ve mantığında bireyi tahakküm altına alan normalleştirme,ıslah etme,şekillendirme,dönüştürme gibi yöntemler kullanan bir sistemi derinlemesine irdeliyor.Bu irdeleme pek çok mefhuma ve kuruma bakışınız değiştirecek.(Not:Yazarın dili olsun konunun ağırlığı ve yoğunluğu olsun okuması zor bir kitap ,sessiz bir ortamda altını çize çize ve üzerinde düşüne düşüne okumanız tavsiye olunur:)

Yazarın biyografisi

Adı:
Michel Foucault
Tam adı:
Paul-Michel Foucault
Unvan:
Filozof
Doğum:
Poitiers , Fransa, 15 Ekim 1926
Ölüm:
Paris , Fransa, 25 Hazira 1984
Michel Foucault (Turkish: [miʃɛl fuko]; doğum adı Paul-Michel Foucault) (15 Ekim 1926 -25 Haziran 1984), Fransız düşünür, sosyal teorist, tarihçi, edebiyat eleştirmeni, antropolog ve sosyolog. 15 Ekim 1926’da Poitiers'de doğdu. Babası, oğlunun kendi kariyerini takip etmesini isteyen bir cerrahtı. Foucault, Saint-Stanislas Okulunu bitirdikten sonra, saygın bir okul olan Paris’teki 4. Henry Lisesi’ne girdi. 1946’da, daha önce sınavlarında başarısız olduğu École Normale Supérieure’e kabul edilen dördüncü öğrenciydi. İkinci Dünya Savaşı sırasında Poitiers, Alman ordularının işgali altında kaldı.

Maurice Merleau-Ponty ile felsefe çalıştı. 1948’de felsefe diplomasını, 1950’de psikoloji diplomasını aldı ve 1952’de psikopatoloji diplomasıyla ödüllendirildi. 1950-1953 yılları arasında Fransa Komünist Partisi'nde yer almıştır. Partiye girişi Louis Althusser aracılığıyla olmuştur. Ancak Stalin'in Sovyetler Birliği'nde izlediği politikalar onu partiden soğutmuş ve bir süre sonra partiden ayrılmıştır.

1954’ten itibaren dört yıl İsveç’te Uppsala Üniversitesi’nde doktora tezini yazdı. Zamanın Uppsala Üniversitesinin pozitivist damarı Foucault'un tezini bilimsel bulmayıp kabul etmedi. Birer yıl da Varşova ve Hamburg Üniversitelerinde Fransızca öğretti. 1960’da Fransaya Clermont-Ferrand Üniversitesine felsefe bölüm başkanı olarak döndü. "Delilik ve Medeniyet" (Folie et déraison. Histoire de la folie à l'âge classique) kitabındaki teziyle doktorayla ödüllendirildi. Aynı yıl Foucault, kendinden on yaş küçük olan felsefe öğrencisi Daniel Defert’la tanıştı. Defert’ın politik aktivizmi çalışmalarında ona yol gösterdi. Foucault, Defert’la aralarındaki ilişki için çok sonraları bunun zaman zaman da aşka benzeyen uzun soluklu bir tutku ilişkisi olduğunu söyledi.

Foucault’nun ikinci önemli eseri "Kelimeler ve Şeyler" (Les mots et les choses) 1966’da yayımlanan karşılaştırmalı bir ekonomi, doğa ve dil bilimleri çalışmasıydı. Çok satan bu kitap Foucault’nun adının tanınmasında büyük rol oynadı.

1966-1968 arasında Defert’la birlikte Tunus’a gitti ve birlikte tekrar Paris’e döndüler. Foucault, Vicennes’deki Paris-VIII Üniversitesi’nde Felsefe bölüm başkanı oldu, Defert da sosyoloji bölümünde ders vermeye başladı. 1968 öğrenci hareketinden oldukça etkilendiler. Aynı yıl Foucault başka aydınlarla beraber Hapishane Bilgilendirme Grubu’nu (Groupe d'information sur les prisons) kurdu.

1969’da "Bilginin Arkeolojisi"’ni (Archéologie du savoir) yayımladı. 1970’de en önemli araştırma enstitülerinden biri olan Fransa Koleji’ne Düşünce Sistemleri Tarihi profesörü olarak seçildi. 1975’te belki de en etkili kitabı olan "Hapishanenin Doğuşu"’nu (La naissance de la prison) yayımladı.

Ömrünün kalan yıllarında kendini "Cinselliğin Tarihi" (Histoire de la sexualité) çalışmasına adadı. 1976’da ilk cildini yayımladı, çalışmasını tam bitirememiş olsa da ikinci ve üçüncü ciltler 1984’teki ölümünden hemen sonra yayımlandı.

1978'li yıllarda İran'da Şah karşıtı gösteriler ayyuka çıktığında Foucault, Corriere della Sera ve Le Nouvel Observateur dergilerine muhabirlik yapmış, İran'ı ziyaret etmiştir. Paris'te Ayetullah Humeyni ile görüşmüş, İran'daki muhalefet liderleri ve gösteriye katılan insanlarla mülakatlar gerçekleştirmiştir. İran'a ilişkin "Ruhsuz dünyanın ruhu" gibi yazdığı makaleler ve kullandığı "siyasi ruhanilik" kavramı ilginçtir. Bu makaleler İngilizceye çok sonradan tercüme edilmiş, özellikle 11 Eylül saldırılarının ardından ilgi görmüş; siyasal İslam, İran-Batı ilişkileri bağlamında incelenen metinler olmuştur.

Michel Foucault, daha çok toplumdaki daimi doğruları inceleyen bir filozoftu. Nietzsche ve Heidegger’in düşüncelerinden oldukça etkilenen Foucault, çalışmalarında çoğunlukla Karl Marx ve Sigmund Freud’un fikirleriyle mücadele etti. Hapishaneler, polis, sigorta, delilik, eşcinsellik ve sosyal haklar konularında çalıştı. Bütün çalışmalarını modernitenin bireyler üstündeki etkisi ve getirdiği yeni iktidar ilişkileri üstüne kurdu. Öte yandan Gerard Raul'a verdiği röportajda post-modernist yahut post-yapısalcı olarak tasnif edilmeyi reddettiğini söylemiştir.

25 Haziran 1984'te Paris'te yakalandığı AIDS hastalığı nedeniyle vefat etmiştir.

Foucault' un felsefi yönünün anlaşılması, bir sosyal bilimler öğrencisi için aşılması ayrıcalık getirecek bir eşiktir. Foucault toplumdaki daimi doğruların oluşum sürecini modernist bir bakış açısı olarak görür ve kökten reddeder. Postmodernite kendini genel geçer doğruların aksine hareket eden bireylerde ve düşünüşlerde bulur. Bu nedenledir ki Foucault deliler üzerinde araştırmalar yapmıştır. Deliler ona göre toplumun daimi doğrularına uygun hareket edemeyen bireylerdir. Toplumun genelini bir oda içerisinde gören Faucault bütün düşüncelerin, hareketlerin bu daimi doğrular çerçevesinde yahut kıskacı altında ortaya çıktığını iddia eder. Gay, lezbiyen, transseksüel, biseksüel oryantasyonlar daimi doğrulardan ayrı doğrular çerçevesinde oluştukları için postmodernitenin varoluşunu ve moderniteden çıkıldığını gösterir (modernite bu kavramları asla kabul edemezdi). Foucault kendi çalışmalarının bile genel geçer daimi doğrulardan olmaması gerektiğine inanır ve çalışmalarının kullanıldıktan sonra atılmasını öğütler.

Yazar istatistikleri

  • 375 okur beğendi.
  • 740 okur okudu.
  • 39 okur okuyor.
  • 2.143 okur okuyacak.
  • 43 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları