Michel Houellebecq

Michel Houellebecq

Yazar
7.0/10
24 Kişi
·
66
Okunma
·
13
Beğeni
·
1551
Gösterim
Adı:
Michel Houellebecq
Tam adı:
Michel Thomas
Unvan:
Fransız Yazar, Yönetmen ve Şair
Doğum:
Réunion Adaları, 26 Şubat 1956
Son yıllarda Fransa'da tartışmasız en çok okunan yazar olan Michel Houellebecq, 1956 yılında Réunion Adaları'nda doğdu. Büyükbabası ve babaannesi tarafından Crecven-Brie'de yetiştirildi. Ziraat mühendisliği okudu, 1978 yılında da yazmaya başladı. Şu anda İrlanda'da yaşıyor. Houellebecq'in Rester vivant, Le sens du combat, Renaissance adlı şiir kitapları, Interventions adlı deneme kitabı, Temel Parçacıklar ve Kuşatılmış Yaşamlar, Plateform adlı romanları vardır. Yazar ayrıca, Georges Pompidou Merkezi'nde gerçekleştirilen hareketli ve sesli enstalasyonun kitapçığı olan Opéra Bianca'ya, H. P. Lovecraft adlı biyografiye, Lanzarote adlı bir anlatı-fotoğraf kitabına imza atmıştır. Ülkesinin dışında çağdaş Fransız romancılar kuşağının önemli bir temsilcisi olan Houellebecq'in romanları yaklaşık otuz dile çevrilmiş, dünyanın pek çok yerinde büyük bir ilgiyle karşılanmıştır; Kuşatılmış Yaşamlar ise, artık bir kült kitap haline gelmiş durumdadır.
Bir hayatınız olmuştur. Bir hayat yaşadığınız anlar olmuştur. Kuşkusuz, artık bunu pek iyi hatırlamıyorsunuzdur; ama bunu kanıtlayan fotoğraflar vardır.
Tabii karşılıklı telefon numaraları alınır verilir ama genelde insanlar birbirlerini çok az ararlar. Hatta hatırlansa ve tekrar görüşülse bile baştaki coşkunun yerini süratle bir hayal kırıklığı ve isteksizlik alır. İnanın bana, ben hayatı tanırım; her şey tamamen tıkanır kalır.
157 syf.
Birazdan yazacaklarıma pek inceleme denilemez daha çok okulda denildiği gibi yansıtma çalışması. Üstelik okuduğum her satır zihnimde nefes aldıkça nihai bir incelemeye ulaşmam pek olası değil. Her neyse, kitabı nerede gördüm de aklımı çeldi hatırlamıyorum ama hoş bir tesadüf oldu. Bir konuda yalnız olmadığıma sevindim; tiksinti.
Son haftalarda dizimi birkaç defa fena çarptım ve yazdan kalma ‘başarabilirsin rocky’ koşu izlerinden kalanlarla işlevini biraz yitirmiş bir uzuva dönüştü. Yani betona çakılmanın acısını iyi bilirim. Buna rağmen sisifos’un daimi süreklediği kayayının ardına kendini bırakıp da kafasını dört veya beş parçaya ayırmadığına şaşıyorum. Hemen intihar saplantılı bir kaçık olduğumu düşünmeyin, tamam düşünün çok umrumda olmaz ;) Sisifos,'un intiharı ne değiştirirdi bir düşünelim; zafer mi, teslimiyet mi ve kitapla bağlantısı nedir. Eserin tanımında bir depresyon günlüğü açıklaması yer alıyor ve okuduğum incelemelerin birinde “ yabancılaşma” teması altında nefret, şiddet ve ölüm üçlemesinde parende atan bir adamı işaret eder. Kurgusunu aşağı yukarı tahmin edebilirsiniz -gene de bir kurgusu olduğunu kabul etmekte güçlük yaşıyorum- 30lu yaşların başında yalnız bir bilgi işlem elemanı ve onun kendinden daha yalnız hayatı. İkisini ayrıştırmak isterim çünkü kim olduğumuz ve yaşadığımız hayatlar bambaşkadır. Kahramanın sıradan hayatı tükenmişlik sendromuyla geri dönülemez bir hal alır. Peki ama neden? Sıradan bir hayat sıradan dertlerle ne kadar sıradışı olabilir ki? Sakın aşk falan demeyin döverim.
“Zaten zor olan kurallara
göre yaşamanın tam olarak yeterli olmaması. Gerçekten de kurallara uygun yaşamayı başarırsınız (bazen kıl payı, son derece kıl payı, ama toplamda bunu başarırsınız) Vergi kağıtlarınız gününde hazırdır. Faturalarınız tam zamanında ödenmiştir. Kimlik kartınız olmadan şurdan şuraya asla adım atmazsınız (ve de kredi kartına özel küçük cüzdan olmadan)!” Bakın ne kadar kusursuz bir tablo. Yükümlülükler belirlenmiş, hayatınızı bir balona bağlayıp rüzgara ragmen havalandırırsınız ancak ne rüzgar tat verir ne de gökyüzü. “ Ama mutlak yalnızlığınızın, her yeri kuşatan boşluk duygusunun, varlığınızın acı ve kesin bir felakete doğru yaklaştığı sezgisinin sizi somut bir ıstırap haline sürüklemek için yarıştığı o anların gitgide daha sık gerçekleşmesini hiçbir şey engelleyemez. “ İlerleyen sayfalarda gerçekten bir hayatımız olduğuna ikna ederiz kendimizi. Bir zamanlar çocukluğu evlat edinmiştiniz, ne garip bu evsahibi rolune büründüğünüz yetişkinlik çağında. Bir de coşkulu, silinmez bir kaygısızla ilerleyen arzu, yaşama iştaihınız ne oldu da tavşan deliğine girmişcesine ortadan kayboldu? Evet yanılıyorum elbette siz yaşama şevkinizi hiç yitirmediniz ki oysa yitirmeli en azından sorgulamalıydınız. Yaşamın anlamsızlığından bahsetmek gençken ‘anlamlı’ gelirdi, pek de elem konusu olnadığına karar verdim. Anlam değil bizim aradığımız,- onu da tam anlamıyla aradığımız söylenemez- ifade. Yüzümüze, mimiklerimize kazınan ifadeyi arıyoruz biz. Yaşama tutacağımız aynanın yansımasının gölgesine sığınmayı, tıpki mağaradaki gibi. Bu sıcak gölge hayallerinizi ateşledikçe sizi kim arkanızı dönneye ikna edebilir ki?
Tiksinti böyle bir karşılaşmadır işte. Kurallar alanı yetmez ve arkanızı dönmeyi denersiniz. Bir sabah uyanırsınız, her şey tıkırında ilerlerken madeni para yutmuşcasına kıvranırsınız: “A, evet! Kıyıdan ne kadar da açıktasınız! Uzun zaman başka bir kıyı olduğuna inanmıştınız; artık böyle bir şey yok. Gene de yüzmeye devam ediyorsunuz ve yaptığınız her hareket sizi boğulmaya daha çok yaklaştırıyor. …Hep kanlı bir sis içinde debeleniyorsunuz ama tutunacak birkaç dal var. Kargaşa artık sadece birkaç metre ötenizde. Zayıf bir başarı gerçekte.” Evet başardınız kanınıza giren kargaşa ile kendinize yakınlaştığınız kadar uzaklaştınız dünyanızdan. Yabancılaşma dedikleri bu galiba, gerçi buna bulantı da deniliyor ama neden tiksinti değil? İnsanlığa ayıp olmasın davası galiba :) ben biraz tabula rasa olduğum için çekinmem bunu ifade etmekten. Peki ne yapmalı hayatımızı paçavra gibi kenara atıp kutsal yolculuğa mı çıkmalı? Hayır, insan gerçekten ölmek istemez diyor yazar da benim gibi. derin “ İntiharı düşündüğümü hatırlıyorum, onun o tuhaf yararlılığını. Bir şempanzeyi çapraz beton örgülerle kapatılmış, daracık bir kafese koyalım. Hayvan öfkeden deliye dönecek, kendini duvardan duvara atacak, kıllarını yolacak, kendi kendine zalimce işkence edecek ve sonunda yüzde 73'lük bir oranla basbayağı kendini öldürecektir. Şimdi de duvarlardan birinde bir delik açalım ve kafesi dipsiz bir uçurumun karşısına yerleştirelim. Bizim sevimli dört elli dostumuz uçurumun kıyısına yaklaşacak, aşağı doğru bakacak, uzun süre kıyıda kalacak, defalarca oraya gidip gelecek, ama genellikle atlamayacaktır; ve ne olursa olsun öfkesi kesinlikle yatışacaktır. “ Evet bizde tinsel hapishanelerimizde birer delik açarak ızdırabımıza bir teselli arayabiliriz. Bu noktada mutlak son değil kastettiğim. Sessizce yaklaşıp Sisifos’ u ittigimizde bu bir cinayet olmaz, sadece usulsuz bir uslamlamayı yere yıkmak olacaktır. Düşünsel bir düşüşten, bir sıçrayıştan bahsediyorum bunu başarmayı geçtim, göze alsak bile bir tekme atmış oluruz ve yabancılığa bir adım daha. Ama kendimiz olamadıktan sonra bir başkası olmanın yararı var mı? Kitap boyunca yazar gözlemci konumunda. Birlikte turluyoruz yalanlarımızı ve neyle kuşatılmış olduğumuza göz atıyoruz yazarın açtığı delikten. Bu gözlemci statüsü daha çok bize atfediliyor anlayacağınız. İçerde ilk karşılaştığımız modern yaşamın da getirsiyle azalan hatta körelen ilişkiler konusu oluyor -yabancılaşma söz konusu olduğuna göre. “Zaten, ilişkiler sıcak bir havada başlasa bile, günümüzde az görüşülüyor. Bazen hayatın genel görünümlerine değinen hararetli sohbetler oluyor; hatta bazen sıcak bir kucaklaşma oluveriyor. Tabii karşılıklı telefon numaraları alınır verilir ama genelde insanlar birbirlerini çok az ararlar. Hatta hatırlansa ve tekrar görüşülse bile baştaki coşkunun yerini süratle bir hayal kırıklığı ve isteksizlik alır. İnanın bana, ben hayatı tanırım; her şey tamamen tıkanır kalır. "Delik deşik edilmiş üst bilincimizden sızanlar bununla da kalmıyor. “Böylece yıllardan beri beri kafamı kurcalayan bir konuya geri dönmüş oluyordum: Neden belli bir yaşa gelen kızlarla oğlanlar zamanlarını karşılıklı olarak birbirlerini tavlamak ve baştan çıkartmakla geçirirler?” Bu soruyu ben de pek çok kez sorarım ve duygusuz bir yaratık algısı yaratmış olabilirim. Tam bu noktada yazar arınma hikayesine iyice kendini kaptırıp dikkat çekici ve objektif tespitler sunar. “Cinselllik sosyal bir hiyerarşidir”
Bunlardan başka,üst kurmacayla anlattığı alegorik öyküler üzerine ayrı bir inceleme gerektirecek kadar çok anlamlıydı. Evet saçmalamam bu kadar. Kitabı okursanız elle tutulur pek çok konuya el attığını göreceksiniz. Ve belki de zırhınızı atıp o uçuruma bakmaya zorlayacaksınız kendinizi. Belki de ölümün elinden bir yaşam çalmaya.
"Ve artık kaynakların nerede kaldığını da bilmiyorum; şimdi artık her şey birbirine benziyor. Manzara gitgide daha tatlı, dostça, neşeli; bu derimi rahatsız ediyor. Uçurumun ortasındayım. Tenimi bir sınır gibi hissediyorum, dış dünyayı da bir eziliş gibi. Ayrılık izlenimi tam; artık bundan böyle kendi içimde tutsağım. O yüce birleşme olmayacak; hayatın amacı kaçırıldı. Saat öğleden sonra iki."
157 syf.
·3 günde·3/10
İlk olarak belirgin bir kurgu yok yani bir roman diyebilir miyiz emin değilim. Kitapta beğendiğim tespitler oldu ancak eril dil beni çok irrite etti. Erkek bakış açısı demiyorum buna dikkat çekerim, çirkin bir eril dil kullanılmış. Ve ana karakterden çokça nefret ettim, tanıtım bülteninde bir depresyon günlüğü diyor ancak ana karakter depresyondan çok iğrenç bir insan belirtisi gösteriyor. İğrenç ve depresyonu buna alet eden bir insan belirtisi.
352 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Okuduğum ilginç kitaplardan biriydi. yazar önce bir fotoğrafçı iken sonradan ressam olan Jed'in yaşantısını anlatırken, bölümlerde ilginç ve güzel bilgiler, ayrıca görüşlerini paylaşıyor,bölüm içinde kitabı sıkıcılıktan kurtarmaya çalışıyor, sonunu ise polisiye bir olaya bağlıyor.
Kitabın başka ilginç kısmı ise yazar M.Houellebecq kendini kitaba katıyor. ilk olarak sıkılabilirsiniz ama okumaya değer görüyorum
352 syf.
·14 günde·Puan vermedi
Kitabın arka kapağında Jed Martin isimli bir sanatçının hayatından bir kesit anlatılacağını biliyoruz. Ama yazar sürpriz yaparak kendini de belli bir kısımda olaya dahil etmiş. Başarılı olmuş mu bence olmamış.

Şöyle ki, yazar, Jed Martin' i hayatla bağını koparmış, umutsuz, beklentisiz, hiçbir şeyden zevk almayıp yalnızlığına gömülmek isteyen bir karakter olarak yansıtmak istemiş. Ama bu duygu bana pek geçmedi. Kitap boyunca bunun azar azar hissettirilmesi ve o duyguyu Jed le beraber yaşayabilmem lazımdı. Ama çok sıradan bir kişinin hayatını anlatıyomuş gibi okudum. Jed in hayatı normal rutininde gidiyo, pat bi yerden 'tutunamayan' olduğu yüzümüze çarpıyo. Ya da bana öyle geldi bilmiyorum.. bir de yazarın kendini işe dahil etmesi var ki o olmadan olmaz mıydı kitap olurdu.

Orijinallik yaratmak istemiş Michel Houellebecq, ama kendi yerine bir yazar karakteri uydursa daha iyi olurmuş. Bunu da kitabın son bölümünde gelişen cinayet kısmının daha vurgulu olması için yapmış bence.

Ben biraz önyargılı bir inceleme yapmış olabilirim. Okumak isteyenlere engel oluşturmasın. Kötü kitap denilerek okuduğumuz harika kitaplar oldu neticede..
312 syf.
·7 günde·Beğendi·7/10
Kitapta beni sıkan detay sanki psikolojide vaka raporu yazar gibi düz bir dille olayları anlatmasıydı. Olayı anlatırken bunu bazı sosyolojik ve psikolojik tespitlere bağlıyordu ve bu tespitler de oldukça anlamlıydı. Kitabın akmasını sağlayan da bu oldu kendi adıma. Karakterlerden birinin ismi Michel ve acaba olaylar gerçek mi hissi uyandırıyor sizde ki bu gözle bakarsak yerinde bir anlatım. Karakterler ve kurgu güzeldi. Cinsel gelişim süreçlerinden bahsederken özellikle Bukowski'nin ya da Nabakov'un kitaplarının havasını sezdim karakterlerde. Onlar gibi cinselliği doğal haliyle hatta çirkin yanlarını örtmeden sundu.
157 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Houellebecq okumaya yapı kredi'de yazan yazar bir arkadaşımın tavsiyesi ile başladım. Bu ilk okumamdı. Kısaca diğer eserlerine de bakmak için benden müthiş bir kredi kazandı. Avrupalı bazı yazarlarda bulunan kısa cümlelerle akıcılık konusunda ciddi anlamda başarılı.

Yazarın biyografisi

Adı:
Michel Houellebecq
Tam adı:
Michel Thomas
Unvan:
Fransız Yazar, Yönetmen ve Şair
Doğum:
Réunion Adaları, 26 Şubat 1956
Son yıllarda Fransa'da tartışmasız en çok okunan yazar olan Michel Houellebecq, 1956 yılında Réunion Adaları'nda doğdu. Büyükbabası ve babaannesi tarafından Crecven-Brie'de yetiştirildi. Ziraat mühendisliği okudu, 1978 yılında da yazmaya başladı. Şu anda İrlanda'da yaşıyor. Houellebecq'in Rester vivant, Le sens du combat, Renaissance adlı şiir kitapları, Interventions adlı deneme kitabı, Temel Parçacıklar ve Kuşatılmış Yaşamlar, Plateform adlı romanları vardır. Yazar ayrıca, Georges Pompidou Merkezi'nde gerçekleştirilen hareketli ve sesli enstalasyonun kitapçığı olan Opéra Bianca'ya, H. P. Lovecraft adlı biyografiye, Lanzarote adlı bir anlatı-fotoğraf kitabına imza atmıştır. Ülkesinin dışında çağdaş Fransız romancılar kuşağının önemli bir temsilcisi olan Houellebecq'in romanları yaklaşık otuz dile çevrilmiş, dünyanın pek çok yerinde büyük bir ilgiyle karşılanmıştır; Kuşatılmış Yaşamlar ise, artık bir kült kitap haline gelmiş durumdadır.

Yazar istatistikleri

  • 13 okur beğendi.
  • 66 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 77 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.