Mıgırdiç Margosyan

Mıgırdiç Margosyan

8.0/10
46 Kişi
·
137
Okunma
·
24
Beğeni
·
1.433
Gösterim
Adı:
Mıgırdiç Margosyan
Unvan:
Ermeni Asıllı Yazar
Doğum:
Diyarbakır, 23 Aralık 1938
Diyarbakır’ın Hançepek Mahallesi'nde (Gâvur Mahallesi) doğan Margosyan, eğitimini Süleyman Nazif İlkokulu, Ziya Gökalp Ortaokulu, daha sonra İstanbul'daki Bezciyan Ortaokulu ve Getronagan Lisesi'nde sürdürdü, sonra öğrenimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünde tamamladı. 1966-72 yılları arasında Üsküdar Selamsız'daki Surp Haç Tıbrevank Ermeni Lisesi’nde felsefe, psikoloji, Ermeni dili ve edebiyat öğretmenliği ve okul müdürlüğü yaptı. Daha sonra öğretmenliği bırakarak ticarete atıldı. Edebi çalışmalarını aralıksız sürdürdü. Marmara Gazetesi’nde yayımlanan Ermenice öykulerinin bir bölümü Mer Ayt Goğmeri (Bizim Oralar) adıyla kitap haline getirildi (1984). Bu kitabıyla 1988 yılında Ermeniceyazan yazarlara verilen Eliz Kavukçuyan Vakfı Edebiyat Ödülünü (Paris-Fransa) aldı. Gâvur Mahallesi (1992), Söyle Margos Nerelisen? (1995) ve Biletimiz İstanbul’a Kesildi (1998) adlı Türkçe kitaplarını, 1999’da ikinci Ermenice kitabı Dikrisi Aperen [Dicle Kıyılarından] izledi. Gavur Mahallesi, Avesta yayinlari tarafindan Li Ba Me, Li Wan Deran adıyla Kürtçe olarak yayımlandı (1999). 2010 yılında Türkçe kaleme aldığı Kürdan adlı kitabı Aras Yayıncılık tarafından yayınlandı. Evrensel Gazetesi'nde "Kirveme Mektuplar" adlı köşesinde yazmayı sürdüren Margosyan'ın bu makalelerinin bir bölümü Lis Basın-Yayın tarafından Kirveme Mektuplar adıyla 2006'da Diyarbakır'da yayımlandı. Aynı gazetede yazdığı makalelerin bir bölümüBelge Yayınları tarafından Çengelliiğne adıyla yayımlandı (1999). Ermeni yazınında taşra edebiyatının son temsilcisi olarak bilinmektedir. Agos, Gündem, Marmara ve Yeniyüzyıl gazetelerinde yazmıştır.Halen günlük olarak yayınlanan Evrensel gazetesinde "Kirveme Mektuplar"başlıklı köşe yazıları yayınlanmaktadır.
Babamın "kölen" dediği bendim. Bizim oralarda, bizim diyarlarda büyükler çocuklarını başkasına takdim ederken, oğlum ya da kızım demeyi nedense ayıp saydıkları için "kölen olur" deyip saygıda kusur etmezlerdi.
”Bardaktan boşanırcasına yağan yağmur altında,
Papaz Morses’in dualarıyla anamı öte tarafa, öbür dünyaya
yolculadığımızda, ben onun tekrar geri döneceğini zannediyordum.
Olmadı. Gelmedi. İki satır da yazmadı. Zaten okuma yazması yoktu.
Köylüydü anam, okuma yazma çağlarında, okulsuzluktan
okula gidememişti ama kendince daha işe yarar, çok daha faydalı
şeyler öğrenmişti. İyi hamur yoğururdu. Hamuru güzelce yoğurduktan
sonra kalaylı bakır “testin” içinde ekşiyip mayalanması için üstünü kalınca
bir bezle örtmeden önce de sağ elinin başparmağıyla hamurun üstüne
küçük bir istavroz çizer, hamurun bu noktadan ekşiyip mayalanması için de
“Halil İbrahim’in bereketi içine olsun” der dua ederdi.
Sizler Halil İbrahim’i tanır mısınız?
Ben Halil İbrahim’i bizim ekmek teknesinin içinde tanıdım.
Sonra da yemek masamızın çevresinde.”
Rakamlarla, sayıların diliyle konuşacak olursak; yarım yamalak akıllı bir erkek çocuk, zeki dört kız çocuğuna eşitti. Ancak sağlıklı ve akıllı bir oğlanın karşıtı, matematiksel olarak; kız artı kız, artı kız, çarpı kız, eşittir sıfırdı...
Bizim Diyarbakır'da yazlar hep sıcaktır. Güneş, güneş olmaktan çıkar, başımıza bela kesilir, gökten ateş olur yağar. Gökten ateş yağmaya başlayınca da bizler, buz satan dükkanların önünde paramızla rezil olur, bir parçacık buz için adeta dilenci kesilirdik. Evlerde buzdolabı hayal etmek, hayalden de öte, uyanık gözlerle rüya görmek gibi bir şeydi...
Mıgırdiç Margosyan
Sayfa 73 - Aras yayıncılık
Bizim oralarda, Diyarbakır'da, ekmek çok yenir. Ekmeksiz yemek yemek, ekmeksiz karın doyurmayı denemek, açlık denen şeyin ne olduğunu bilmemek gibi bir şeydi. Ekmeği ne denli sevdigimizi, ne kadar çok yediğimizi de günlük konuşmalarımızda dile getirirdik. Birine "Gel otur, yemek yiyelim" demez "Gel ekmek yiyelim" derdik. Yemek yerken yanımıza gelen birine veya misafirimize, "Yemek yedin mi?", "Aç mısın?" diye sormaz. "Ekmek yedin mi?" diye sorardık. Biz şuna inanırdık: Ekmek yememiş bir insan tok olamaz, mutlaka açtır...
Mıgırdiç Margosyan
Sayfa 80 - Aras yayıncılık
“Sen simit sevmez misin yoksa Zulal?”
“Yoo, nereden çıkardın bunu?”
“Ne bileyim, iki tane alayım dedim, istemedin, bir tane ikimize de yeter dedin de...”
“Aynı simidi paylaşmak daha güzel değil mi!”
'Allahu ekber, Allahu ekber!..'
'Ding-dong, ding-dong!..'
'Allahu!..'
'Ding!..'
'Ekber!..'
'Dong!..'
Müezzin Nusret, soğuktan domates kırmızısına dönmüş koca burnuyla minareden indiğinde, Uso hala, kısacık boyu, toparlak vücuduyla tarihi çanın ipine inatla asılıp duruyor, müezzinin pes edip minareden inişine içten içe seviniyordu. Çan sesleri dalga dalga ta uzaklara, en uzaklara yayılıyor, tüm Ermenilerin soğuktan kızarmış kulak memelerine soru olup takılıyordu. 'Hayrola Kirve Bedo; bu saatte bu çan sesleri niye?'
“Şimdi oğhımağ zamanidır oğlım, oğhımağ…”
Diyarbakır’dan yola çıktığımız akşam, trenin hareketinden hemen önce babamın kulaklarıma küpe niyetine söylediği son cümlesi bu muydu? Henüz dört yaşlarındayken doğduğu köyü Heredan’dan tehcir edilen, “Kafle”ye çıkıp tesadüfen sağ kalan, ömrü boyunca hiçbir okulda okuma fırsatı bulamadığı için, ileride okuma yazma kurslarına katılıp “şahadetname” dediği diplomasını büyük bir keyifle duvara astıktan sonra, artık ceketinin cebinden eksik etmediği en az iki adet günlük gazetenin yanı sıra bir de ordan burdan bulup buluşturduğu kitapları okudukça “dünyada en mühim şey oğhımağtır” düsturunu benimseyen adam…
Bızım orda kiliseler de bedenler kimi taştandır; onın içün ele kolay kolay kökınden yığhılmi...
Birkaç yıl önce okuduğum bir kitaptı, adıni hatırlamadığın sevimli bir arkadaşın olur ya, sende bir hoşnutluk bırakır adının yerine..işte öyle bir şey ; olay örgüsü ,kahramanlarin neler yaptığı, mekanlar bunları unutmamıştım kitabın ismini de bunlarla aradım, ama bulamamıştım. ben de zihnimdeki o hoşnutlukla aramaktan vazgeçmiştim.
Dün kütüphanede kitaplara bakarken birden üst rafta biri bana göz kırpıyordu.. tanımıyorum diyerek kafamı çevirdim fakat kalbimde yumuşacık birşey hissettim.. eski bir dostumu görmüş gibi...yanına gittim elime aldım evet ya bu o.. sevindim.. elimde tuttum biraz hatıralar canlandı.. sanki onunla konuşuyordum.. eski bir dosttu adını unuttuğum.. kütüphane de bu karşılıklı özleme şahit oldu.. sonra yerine bıraktım onu .. tespih tanelerini
Diyarbakır'lı bir Ermeni Mıgırdiç Margosyan. Son derece doğal, yalın ve samimi yazıyor. Diyarbakır'da ''gavur'' diye dışlanıyor, İstanbul'a geldiğinde ise yine aynı dışlanma ama bu sefer ''Kürt '' diye! Anadolu Ermenilerinin yaşadığı acıları anlamak için mutlaka ama mutlaka okunmalı onun kitapları... Ben başladım, diğerlerini de okuyacağım sırasıyla...
Gavur Mahallesi, çok kültürlülük, yerinden edilme, göç üzerine bir kitap. Diyarbakır’ın Ermenilerinden olan Mıgırdiç’in çocukluk anılarından ve hayata tutunma çabasından bahseden güzel bir öykü kitabı. Yalın bir dille, duygu yüklü anlatmış.
Bu kitabı kitap araştırmaları sırasında görmüştüm, konu ya da yazar ile daha önce ilgilenmişliğim yoktu. Ama okuduğuma memnunum. Bir mikro-tarih kaldı belleğimde.
Muhteşem bir öykü kitabını bitirdim. Aslında daha erken bitecek bir kitap ama, vakit kıtlığından ancak bitirebildim.
Birkaç öyküden oluşan bir kitap olsa da hepsi bir biri ile bağlantılı öykülerin.
Yazarın kendi çocukluğunda, doğup büyüdüğü mahallede yaşadıklarını, o kadar güzel bir keyifle okudum ki, imrendiğim bile oldu dersem yeridir.
Ermeniler, kürtler ve türkler, bir arada barış içinde olan etnik kökenler.
Ah ne güzelmiş o yıllar….

Bilmediğim bazı bilgiler de hayrete düşürdü beni.
Örneğin ; Tavlada kullanılan, yek, penc, car gibi kelimelerin kürtçe olduğunu bu kitaptan öğrendim.

Şu kısacık kitapta yazar, çocukluğunu ve büyüdüğü o mahalle insanlarını anlatırken o kadar çok insanlık dersi veriyor ki, o kadar içten, o kadar güzel bir anlatımı var ki, mutlaka okuyun, okuyun, okuyun. Zaten bir iki saatte bitirirsiniz.
Diyarbakır'ın gavur mahallesi diye geçen Hançepek mahallesi yani Ermeni Mahallesinde gözlerini açan kitap yazarı Mıgırdiç Margosyan'ın çocukluğuna dair güzel anılardan oluşan bir kitap. Yazarında dediği gibi Diyarbakır dinler karması, kültürler mozaiği bir şehir....Diyarbakır'ın kültürel renkliliğini merak edenlerin okumasını tavsiye ederim...
Mıgırdiç Margosyan'ın son romanı Tespih Taneleri, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin resmi olmayan ama en gerçek hikayelerini anlatıyor bize. Okumanız şiddetle tavsiye edilir.
Mıgırdiç Margosyan'ın çocukluk yıllarındaki Diyarbakır'ı ve oradaki insanları anlattığı hikaye kitabıdır.
Kitabı okuyunca birçok etnik kökenden insanın barış içinde nasıl da mutlu yaşadığını gördüm.. Kitapta genellikle bölgede yaşayan ermeni cemaatinin yaşamı ve kürt halkıyla olan ilişkileri anlatılıyor. Mekan genel olarak Sur Xançepek ,Ali Paşa Melik Ahmet Mahallelerinin.
Diyarbakır Gavur Mahallesinde (Hançepek) geçen olaylar ve anılar...
Margosyan'ın dili güzel olduğu kadar etkileyici de. Yerel deyimler, söyleyişler bol bol yer alıyor. Okurken keyif alınan ama kitabı bitirince insanı hüzünlendiren bir kitap. İnsan soruyor kendine ister istemez.
Peki bu güzel insanlar neden şimdi yok, şimdi neredeler ?
Betimlemeleri harika. Kitap sizi içine alıyor. O anları siz de onunla birlikte yaşıyorsunuz. Okurken bir yandan dudağınızın kenarında hafiften bir tebessüm oluyor. Okumayanlara tavsiye ederim.
Mıgırdiç Margosyan'ın Ermenice yazan yazarlara verilen Eliz Kavukçuyan-Ayvazyan Edebiyat Ödülü'nü (Paris-Fransa) 1988 yılında kazanan Mer Ayt Goğmerı (Bizim Oralar) adlı kitabının, yazar tarafından yeniden, Türkçe olarak kaleme alınan karşılığı.

Öykülerinde Diyarbakır ve çevresindeki insanların yaşamlarından kesitler sunan Margosyan, yalnızca Ermenileri değil, folklorik değerleri, gelenekleri, kederleri ve sevinçleriyle bütün bir yöreyi tanıtıyor okurlarına. Öykülerin büyüsü yaşanmışlıklarında gizli.

Yazarın biyografisi

Adı:
Mıgırdiç Margosyan
Unvan:
Ermeni Asıllı Yazar
Doğum:
Diyarbakır, 23 Aralık 1938
Diyarbakır’ın Hançepek Mahallesi'nde (Gâvur Mahallesi) doğan Margosyan, eğitimini Süleyman Nazif İlkokulu, Ziya Gökalp Ortaokulu, daha sonra İstanbul'daki Bezciyan Ortaokulu ve Getronagan Lisesi'nde sürdürdü, sonra öğrenimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünde tamamladı. 1966-72 yılları arasında Üsküdar Selamsız'daki Surp Haç Tıbrevank Ermeni Lisesi’nde felsefe, psikoloji, Ermeni dili ve edebiyat öğretmenliği ve okul müdürlüğü yaptı. Daha sonra öğretmenliği bırakarak ticarete atıldı. Edebi çalışmalarını aralıksız sürdürdü. Marmara Gazetesi’nde yayımlanan Ermenice öykulerinin bir bölümü Mer Ayt Goğmeri (Bizim Oralar) adıyla kitap haline getirildi (1984). Bu kitabıyla 1988 yılında Ermeniceyazan yazarlara verilen Eliz Kavukçuyan Vakfı Edebiyat Ödülünü (Paris-Fransa) aldı. Gâvur Mahallesi (1992), Söyle Margos Nerelisen? (1995) ve Biletimiz İstanbul’a Kesildi (1998) adlı Türkçe kitaplarını, 1999’da ikinci Ermenice kitabı Dikrisi Aperen [Dicle Kıyılarından] izledi. Gavur Mahallesi, Avesta yayinlari tarafindan Li Ba Me, Li Wan Deran adıyla Kürtçe olarak yayımlandı (1999). 2010 yılında Türkçe kaleme aldığı Kürdan adlı kitabı Aras Yayıncılık tarafından yayınlandı. Evrensel Gazetesi'nde "Kirveme Mektuplar" adlı köşesinde yazmayı sürdüren Margosyan'ın bu makalelerinin bir bölümü Lis Basın-Yayın tarafından Kirveme Mektuplar adıyla 2006'da Diyarbakır'da yayımlandı. Aynı gazetede yazdığı makalelerin bir bölümüBelge Yayınları tarafından Çengelliiğne adıyla yayımlandı (1999). Ermeni yazınında taşra edebiyatının son temsilcisi olarak bilinmektedir. Agos, Gündem, Marmara ve Yeniyüzyıl gazetelerinde yazmıştır.Halen günlük olarak yayınlanan Evrensel gazetesinde "Kirveme Mektuplar"başlıklı köşe yazıları yayınlanmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 24 okur beğendi.
  • 137 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 90 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.