Mihail Nuayme

Mihail Nuayme

Yazar
7.9/10
44 Kişi
·
129
Okunma
·
21
Beğeni
·
2.364
Gösterim
Adı:
Mihail Nuayme
Unvan:
Lübnanlı ünlü yazar, düşünür ve şair
Doğum:
Biskintah-Lübnan, 12 Ekim 1889
Ölüm:
1988
12 Ekim 1889 yılında Lübnan'ın Biskintah köyünde dünyaya gelir. Biri kız olmak üzere altı kardeşin üçüncüsü olan Nuayme altı yaşında iken köyündeki bir okula başlar. Burada bir sene okuduktan sonra yine köyünde Ruslar'a ait bir okula girer. Gösterdiği başarı üzerini okul idaresi tarafından yine Ruslar'a ait öğretmen okuluna gönderilir. Eğitim süresi altı yıl olan bu okulda dördüncü sınıftayken okul yönetimi, öğrenimine devam etmek üzere kendisini Rusya'ya gönderir.

1912 yılında girdiği Washington Üniversitesi'nden hukuk ve edebiyat diploması alarak mezun olur. Üniversite'den sonra Lübnan'a dönmek istese de Birinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesiyle 1918'de orduya katılır. Kısa bir süre sonra Fransa'ya gönderilir ve 1919 yılında terhis olur. Bu arada Göç Edebiyatı'nın önemli simalarından Cibran Halil Cibran, Necib Arıza, 11ya Ebu Mâzî ile bağlantı kurarak bu edebiyatın sesi olan er-Rabitatü'l-Kalemiyye'nin kuruluşuna katılır. 1931 yılma kadar bu kuruluşun danışmanlığını yapar. O sene kuruluş Cibran'ın ölümüyle kapanır ve Nuayme Lübnan'a döner. 1988 yılında hayata gözlerini yumar.

Amerika'da bulunduğu 21 yıl gibi uzun bir sürede tiyatro dilinin problemlerini çözmede büyük katkı sağlayan el-Âbâ ve'l-Benun ve el-Ğırbal eserleri dışında hiç bir eser kaleme almaz. Çocukluğundan beri varlık ve yokluk problemi üzerinde düşünen Nuayme varoluş gerçeğine ulaşabilmek için maddî duyumların ötesine geçilmesinin gerekliliğine inanır. Nuayme, düzenli, muhafazakâr, en önemlisi gerçekçi bir kişi ve edebiyatta yenilikçilik taraftarıydı. Eleştiri alanındaki başarı ve hizmetleri inkâr edilemez olan Nuayme'nin hikaye alanında Araplar'ın Maupassant'ı kabul edilmektedir.

Nuayme'nin eserlerinden bir kısmı şunlardır: el-Âbâ ve'l-Benûn (1917), el-Ğırbal (1923), el-Merahil (1932), Zadü'l-Mead (1936), el-Beyadir (1945), Müzçkkeratü'l-Arkaş (1917-1947), Ekâbir (1956), Mirdad, Kâne Ma Kâne (1960), Cibran Halil Cibran, el-Ğırbalü'l-Cedid (1978)

Kitapları:
GÖZLERİN FISILTISI VE KAFİLELER
KALK SON GÜNÜNE VEDA ET
KENDİNİ ARAYAN ADAM / ARKAŞ'IN GÜNLÜĞÜ
MİRDÂD / KUNDAKTAKİ ERMİŞ
Eğer dünyanın mutlak hakimi ben olsaydım, bütün insanlar için her sene, en azından bir günü sessizliğe ve derin düşünmeye ayırırdım.
Sözler doğru ve yalandan ibarettir.Susmak ise hilesi ve yalanı olmayan bir doğrudur.
Bunun için insanlar konuşurken ben hep sustum.
Düşünen bir varlık değil de varlıklaşmış bir düşünce olduğum sürece, her an yeni bir insan oluyorum.
Ey Allah'ım, ey sağırların, körlerin ve yalnızların ilahı! Ey sırların ve gizemlerin ilahı! Nedir bu muamma? Nedir bu bilmece?
Ben susmanın tadını anladığım halde, konuşanlar konuşmanın acılığını anlayamadılar.

Bunun için insanlar konuşurken ben hep sustum.
İnsan ve yalnızlığı üzerine okuduğum en güzel kitaplardan biridir.
"Özgürlüksüz hayat olmaz mı?
Ölüm olur."
dizelerinin sahibi.eğer yalnızlığı seviyorsanız ve cevaplanmamış sorularınız varsa şiddetle tavsiye ederim.
sanırım bu kitabı bir 10 sene önce okudum o zamanlar çok beğenmiştim
keşke kütüphanemde tutabilseydim ama maaalesef bir arkadaşım okuma sırasında bana vermişti . bulduğum ilk yerde kitabı kütüphaneme koyacağım
Herkes kendi içinde birtakım sesleri, farklı düşünce, inanç ve istekleri olan oluşumları barındırır.Yaşadıklarımız,duyduklarımız ve gördüklerimizin bir sonucu olanlar da var,doğuştan getirdiklerimiz de.

Günlüğüne yazdıklarıyla tanımaya çalıştığımız Arkaş 'ın içinde sadece iki ses var.Bunları bilinen Arkaş ve bilinmeyen Arkaş olarak adlandırıyor.Bilinen Arkaş insanları,kalabalığı ,gündelik yaşamı benimseyememiş ,hep kendi iç dünyasında yaşayan Arkaş.Bilinmeyen Arkaş ise ,doğup büyüdüğü ülke , yaşadığı ülke, ailesi, geçmişi ve hayatı boyunca gördüğü, duyduğu, yaşadığı tüm her şeyin toplamı .(Amerika 'ya göç etmiş bir Arap olduğu dışında kendisi ,ailesi ,geçmişi hakkında hiçbir sey bilmiyoruz , günlüğünde buna değinmiyor.Bunlar tamamen benim kişisel yorumlarim ,tahminlerim) Aslında bilinen diye adlandırıldığı yönünü de muhakkak etkilemiştir bunlar ama ;daha çok huy dediğimiz doğuştan gelen özelliklerinin bir sonucu bilinen Arkaş. Bilinmeyen, her ne kadar varlıklarını inkâr etse de aynı zamanda insandaki birtakım varoluşsal ihtiyaçları da temsil ediyor .Sevgi,yakınlık,ait olma gibi. Bilinen yanı için 'ben sessizliğin ve tek başınalığın kutsallığını tatmış biriyim' diyor, bu haliyle gurur duyuyor.Hatta bezen bir gününü sadece sessizliğin bir türüyle tanımlıyor. Takdir edilme ,otorite,maddi kazanç gibi isteklere hiçbir zaman en ufak bir zaafi olmasa da , bazen yakınlık ve sevgi ihtiyacı hissedince bunu yanlış ve marazi buluyor . Ve aslında doğru olan Arkaş 'i yanlış buluyor kendi içinde.Ben kimi söylemleri icn onun yanlış bulduğunu dogru ,doğru bulduğunu da yanlış olduğunu düşünüyorm. Kendi içinde bastırdığı yönlerini inkâr var.

Şöyle bir yazdıklarımı okuyunca ,kitabı okumamış biri için anlaşılmaz bir inceleme oldu Bunu fark ettim :)
Kitap yapısı gereği ,farklı şekilde yorumlamaya çok müsait olduğunu düşünüyorm.Yani kahraman bu benim doğrum ,ben buyum diyor ; fakat ben onun bunu marazi,kötü bulmasının anlamsızlığını sorguluyorum. Şizofren e meyilli, Şizotipal kişilik bozukluğunun da belirtilerine sahip oldugu fikrine de kapıldım :) Belki de kahramani kendi doğru ve yanlışlarımla yargılardiğim içindi tüm bu çaba.O doğru dese bile ben, onun adına karar vermişim. Kendimce yargılamışm.

Kitap sadece kendiyle olan hesaplaşması bağlamında ele alınmamış. İnsanların da kendiyle olan hesaplaşmasıni anlamaya çalışıyor. Gündelik yaşamdaki çırpınışları,birbirlerine olan nefret ve öfkeleri, ölümü unutup hayata anlamsız bir bağla bağlanmaları ve varoluşumuz hakkındaki düşüncelerini de bulmak mümkün .

Tüm bu yazdıklarım kitabın son dört sayfasını kapsamıyor. Çünkü bu son dört sayfada her şey açığa çıkıyor. Onu burda söylemeyeceğim tabi :)Sadece çok şaşırdığımi söyleyebilirim. Velhasıl hemen yargıda ve analizde bulunamayacak türden güzel bir kitap Kendini Arayan Adam .Arkaş ile tanışın.Siz de seveceksizn ve anlamaya ,anlamaya çalışacaksınız onu.
Arkaş'ın günlüğü
Sessizliğin içindeki adam Arkas kendi günlüğüne yazdığı yazılarla tanıtacak kendini bu kitabı okurken her sayfasında çok düşündün bir günde bitirdim ama etkisi hala devam ediyor sessizliği keşfedip insansızlığın huzurunu yakalamış bir insan kendine "Ben kimim ?" Sorusunu soruyor iki arkaş var diyor bir insanlarla beraberken susan Arkas birde içinde kendiyle konuşan ve gecmiste biseyler varlığını aralamaya çalışan Arkas ders alınacak çok şey var ,sessizlikle Allah'a yaklaşan bir insan ve tabiki hafızasının geri gelmesiyle dünyaya dönen Arkaş
Bence kesinlikle okunulmasi gereken bir kitap sanırım ben bir 5 kez daha okuyucam :)
Mirdad'in yazarı Mihail Nuayme, Halil Cibran ile birlikte Göç Edebiyatı'nın kuruluş ve gelisiminde payı olan en önemli şahsiyetlerden biri. Halil Cibran'ın etkisini kitapta gözlemlemek mümkün. Yazar eserde Halil Cibran'ın Ermiş'indeki üsluba yakın bir üslup kullanmış. Bu yüzden Halil Cibran'ın Ermiş'ini ve hatta Amin Maalouf'un Işık Bahçeleri'ni sevenler için bu kitap da ilgi çekici olacaktır. Kitapta bilge bir kişi olan Mirdad'ın hayatından bir kesit anlatılıyor ve kitap çoğunlukla Mirdad'ın birçok konu ile ilgili görüşlerini müridlerine ve halka aktardığı vaazlardan olusuyor. Bu vaazların içeriğini vahdet-i vücud nazariyesi üzerine temellenen batıni bilgiler oluşturuyor. Mirdad 'ın kimliği hakkında yazar kimi ipuçları dışında fazla bilgi vermiyor. Mirdad'ın bilge bir kisi, insan-ı kamil ve ermiş olduğunu hemen anlıyoruz. Bunun ötesinde onunla Hz. Isa'nın kisiliği ve hayati arasında bir takım paralellikler de bulunuyor. O da Hz. İsa gibi ihanete uğruyor. Romanda Yahuda'nın rolünü Şemadim üstleniyor. Mirdad'ın vaaz ettiği tüm değer ve erdemlere karşı çıkan maddeci bir tip olan Şemadim kimi zaman açık açık kimi zaman gizli olarak Mirdad'a düşmanlıkta bulunuyor. Bu ikisi arasındaki gerilimin aktarıldığı bölümlerde kitap sürükleyicilik kazanıyor ama genel olarak kitap oldukça durağan gidiyor. Bunun sebebi olarak ise olay örgüsünün son derece zayıf olması gösterilebilir. Düsünsel yön oldukça ön planda ve bu romanı açık konuşmak gerekirse bir vaaz kitabına dönüştürmüş. Yüzlerce sayfalık uzun monologlardan oluşan vaazları okumak her ne kadar ilginç düşünceler barındırsalar da bir sabır işi. Keşke olay örgüsü bu kadar zayıf kalmasaydı. O zaman bu kitap belki Nietzche'nin "Böyle Buyurdu Zerdüşt"ü gibi bir şaheser olabilirdi. Tüm bu eksikliklere rağmen yine de kitap okunmayı hakediyor.
çok güzel bir kitap.heyecan veriyor.ama bazı yerleri biraz daha açıklayıcı olmalıydı çünkü fazla açıklayıcı değil biraz daha açıklayıcı olsa daha anlaşılır olur
"Gözleri var, ama görmezler; kulakları var, ama duymazlar"


Neyi görüyor ve neyi duyuyoruz? Duymak ve görmek için ne kadar cesuruz? Ben neyimle varım; düşündüklerim ile mi yaptıklarım ile mi? Ne, nasıl , neden? İşte böyle cevabını bilmediğim sorular beni hep tedirgin eder. Hatta tüm meselem bu tedirginlikle yoğrulmuş ellerimdir. Fakat soru sorma cesaretinin o tedirgin ellerimde beslediğim bir imtiyaz olduğunu da unutmam. Biliyorum ki insan merak ettiği müddetçe öğrenir. Öğrendikçe eğilir ve eğildikçe yükü büyür. Bu yükü taşımaya hazır mıyım? Hasıl bilmek zor zanaat.

Nuayme bundan bahsetti; bilmek'in felsefesinden. Arkaş'ı kendi içindeki arenanın savaşçılarından seçti. Onu sessizlikle giydirdi. Eline susmak gibi güçlü bir silah verdi. Nuayme kendi kalemiyle büyüttüğü Arkaş'ın eliyle öldü. Bu kitap sahibini öldüren kitaplar silsilesinin bir zincirini bina etti.

Pazartesi,salı,çarşamba... Kendini arayan adamın sessiz ama kulakları ağırtacak bir gürültüyle müteşekkil kıldığı günlüğünü okumaya sizi davet ediyorum. Tek uyarım,cesaretli iseniz yaklaşınız..
Felsefe sevenlerin hoşalanacağı bir kitap. Yazar Kitabında bir nevi hayatı betimlemiş. Düzeni incelemiştir. Yazar diğer eserlerine bağlı kalmıştır. Açıkçası bitirmek için kendimi zorlandığım bir kitap. Felsefe severler kesinlikle okusun. Buram buram felsefe barındırıyor.
Arka kapak yazısından etkilenip hevesle almıştım ama kesinlikle beklentimi karşılamadığını söyleyebilirim bu kitabın. Yine de "kapı eşiği" metaforu güzeldi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Mihail Nuayme
Unvan:
Lübnanlı ünlü yazar, düşünür ve şair
Doğum:
Biskintah-Lübnan, 12 Ekim 1889
Ölüm:
1988
12 Ekim 1889 yılında Lübnan'ın Biskintah köyünde dünyaya gelir. Biri kız olmak üzere altı kardeşin üçüncüsü olan Nuayme altı yaşında iken köyündeki bir okula başlar. Burada bir sene okuduktan sonra yine köyünde Ruslar'a ait bir okula girer. Gösterdiği başarı üzerini okul idaresi tarafından yine Ruslar'a ait öğretmen okuluna gönderilir. Eğitim süresi altı yıl olan bu okulda dördüncü sınıftayken okul yönetimi, öğrenimine devam etmek üzere kendisini Rusya'ya gönderir.

1912 yılında girdiği Washington Üniversitesi'nden hukuk ve edebiyat diploması alarak mezun olur. Üniversite'den sonra Lübnan'a dönmek istese de Birinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesiyle 1918'de orduya katılır. Kısa bir süre sonra Fransa'ya gönderilir ve 1919 yılında terhis olur. Bu arada Göç Edebiyatı'nın önemli simalarından Cibran Halil Cibran, Necib Arıza, 11ya Ebu Mâzî ile bağlantı kurarak bu edebiyatın sesi olan er-Rabitatü'l-Kalemiyye'nin kuruluşuna katılır. 1931 yılma kadar bu kuruluşun danışmanlığını yapar. O sene kuruluş Cibran'ın ölümüyle kapanır ve Nuayme Lübnan'a döner. 1988 yılında hayata gözlerini yumar.

Amerika'da bulunduğu 21 yıl gibi uzun bir sürede tiyatro dilinin problemlerini çözmede büyük katkı sağlayan el-Âbâ ve'l-Benun ve el-Ğırbal eserleri dışında hiç bir eser kaleme almaz. Çocukluğundan beri varlık ve yokluk problemi üzerinde düşünen Nuayme varoluş gerçeğine ulaşabilmek için maddî duyumların ötesine geçilmesinin gerekliliğine inanır. Nuayme, düzenli, muhafazakâr, en önemlisi gerçekçi bir kişi ve edebiyatta yenilikçilik taraftarıydı. Eleştiri alanındaki başarı ve hizmetleri inkâr edilemez olan Nuayme'nin hikaye alanında Araplar'ın Maupassant'ı kabul edilmektedir.

Nuayme'nin eserlerinden bir kısmı şunlardır: el-Âbâ ve'l-Benûn (1917), el-Ğırbal (1923), el-Merahil (1932), Zadü'l-Mead (1936), el-Beyadir (1945), Müzçkkeratü'l-Arkaş (1917-1947), Ekâbir (1956), Mirdad, Kâne Ma Kâne (1960), Cibran Halil Cibran, el-Ğırbalü'l-Cedid (1978)

Kitapları:
GÖZLERİN FISILTISI VE KAFİLELER
KALK SON GÜNÜNE VEDA ET
KENDİNİ ARAYAN ADAM / ARKAŞ'IN GÜNLÜĞÜ
MİRDÂD / KUNDAKTAKİ ERMİŞ

Yazar istatistikleri

  • 21 okur beğendi.
  • 129 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 74 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.