Milan Kundera

Milan Kundera

Yazar
7.9/10
2.470 Kişi
·
8,8bin
Okunma
·
998
Beğeni
·
29,6bin
Gösterim
Adı:
Milan Kundera
Unvan:
Çek-Fransız asıllı yazar
Doğum:
Brno, Çek Cumhuriyeti, 1 Nisan 1929
Milan Kundera, Çek-Fransız asıllı yazar. Kundera, 1 Nisan 1929'da Çekoslovakya'nın Brno şehrinde doğmuştur. 15 kitap yazmış, sayısız ödül almış, yazarlık mesleği yanında uzun yıllar müzik ve sinemayla profesyonel olarak uğraşmıştır. Yaşamını Paris'te, eşiyle birlikte sürdürmektedir.

Yaşamı

1929 yılında, orta halli Kundera ailesinin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Ludvík Kundera (1891-1971), 1948-1961 yılları arasında Brno Müzik Akademisi müdürlüğü yapmış olan, ünlü müzikolojist ve piyanist Leoš Janáček'in öğrencisiydi. İlk piyano derslerini babasından aldı ve ilerleyen yıllarda kendisi de müzikoloji üzerine çalışmalar yaptı.

Lise eğitimini 1948 yılında Brünn'de bitirdikten sonra, Charles Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde, edebiyat ve estetik üzerine eğitim gördü. İki dönem sonra Film Akademisi'ne geçti ve yönetmenlik konusunda ilk makalelerini yazdı fakat daha sonra çalışmalarını politik baskı yüzünden durdurmak zorunda kaldı.

II. Dünya Savaşı'nın sonunda Komünist Parti'ye üye oldu. Ancak 1948'in şubat ayında partiden çıkarıldı. 1950 yılında da bir diğer Çek yazar Jan Trefulka Komünist Parti'ye karşı faaliyetlerde bulunmaktan, partiden uzaklaştırıldı. Trefulka o günlerde gerçekleşen olayları 1962 yılında yazdığı Pršelo jim štěstí (Onlardan Yükselen Mutluluk) romanında anlattı. Kundera'ysa o günlerde başına gelenleri bir şaka olarak görmüş olacak ki, partiden çıkarılma sürecinde başına gelenleri anlattığı kitabının ismini Žert (Şaka) koydu. 1956 yılında Komünist Parti'ye tekrar giren Milan Kundera, 1976 yılında ikinci kez, Václav Havel gibi ünlü yazarlar ve sanatçılarla birlikte partiden ihraç edildi.

1968'deki Rus istilasından sonra, Prag Müzik ve Sanatlar Akademisindeki görevinden uzaklaştırılan Kundera, politik baskılara dayanamayarak Fransa'ya göç etti ve 1981 yılında Fransa vatandaşı oldu. 1979 yılında yazdığı "Gülüşün ve Unutuşun" kitabının yayınlanmasının ardından Çekoslovak hükümeti Kundera'yı vatandaşlıktan çıkardı.

1980 yılında Gabriel Garcia Marquez'in aldığı Commonwealth Ödülü'nü, 1981 yılında Tennessee Williams'la paylaştı. En bilinen romanı Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği 1988 yılındaPhilip Kaufman tarafından sinemaya uyarlandı. 1983 yılında Michigan Üniversitesi tarafından fahri doktora unvanı verilen Kundera 1985 yılında da Kudüs Ödülü'ne layık görüldü.

Çağımızın en başarılı düşünsel roman yazarı ve varoluşçuların sonuncusu olarak nitelendirilen Kundera'nın son kitabı "Bir Buluşma" 2009 yılında yayınlanıp 2010 yılında ise Türkçeye çevrilmiştir.

Ödülleri


Medicis Ödülü (Yaşam Başka Yerde)
Mondello Ödülü (Jacques İle Efendisi)
Commonwealth Ödülü
Europa Literatura Ödülü
Kudüs Ödülü
"Kitapları gündüz kitapları, gece kitapları diye ikiye ayırmaya orada başladım," ... "Gerçekten de, gündüz okunsun diye yazılmış kitaplar vardır, bir de sadece geceleri okunabilecek olanlar."
Sadece bir hayat yaşadığımız için bu hayatı öncekilerle karşılaştıramaz ya da kusurlarımızı gelecekteki hayatlarımızda gideremeyiz; bu nedenle de ne istediğimizi bilemeyiz.
İnsan, yaptığı bir haraket, söylediği bir söz yüzünden kendine kızabilir, ama yaşadığı bir duygu yüzünden kızamaz, çünkü duygularımız üzerinde hiçbir gücümüz yoktur...
Eğer bir ülke bağımsız değilse ve hatta bağımsız olmayı da istemiyorsa, acaba hâlâ onun uğruna ölmeye hazır biri olacak mı?
336 syf.
Bitirmiş olmamın dayanılmaz hafifliği..

Okuduğum ilk Milan Kundera kitabıydı muhtemelen son olmayacaktır. Çünkü anlatış tarzı gerçekten güzel, şahsen beğendim ben. Bık bık bık :)

1960-1970 yılları arasında Prag'da geçen ve politik ( Rusların Çekoslavakya'yı işgali, savaşın kötülüğü gibi konular) bir arka planı var kitabın.

Bu arka planın önünde ise beş karakterle ilerliyoruz. Ana karakterlerimiz Tomas ve Tereza diğer üç karakter ise Sabina, Franz ve benim en sevdiğim karakter ki kendisi yüce duygulara sahip bir köpek Karenin.

Bu beş (ve çoğunlukla Tomas ve Tereza üzerinden)  karakter üzerinden birbirine çok zıt karakterler arasındaki ilişkiler konusunda farklı tespitler yapıyor.

Erkek olanı cinselliği ve aşkı birbirinden ayrı tutuyor. Bir çok kadınla ilişkiye giren ya da girmiş diyeyim ama kadın ona çok zıt bir şekilde tek eşlilik taraftarı sakin, sessiz biri..

Kitabın son bölümlerinden birinde Karenin üzerinden hayvan sevgisi anlatılıyor benim en sevdiğim en etkilendiğim bölümlerden biri oldu. Hani hiç olmazsa bu bölüm için bile okunur bu kitap bence .


Kitap çok yönlü aşk var cinsel konuları cesurca işlemiş sonra felsefe var hayvan sevgisi var . Yani var da var . Çok yönlü bir kitap.

 “Roman kişileri insanlar gibi kadından doğmazlar, yazarın henüz hiç kimse tarafından keşfedilmediğini ya da hakkında önemli bir şey söylenmediğini düşündüğü temel bir insani olasılığı bir fındık kabuğunun içine sığdıran bir durum, cümle ya da eğretilemeden doğarlar.”  der Milan Kundera ve gerçekten oluşturduğu karakterler çok etkileyici. Bunu da onun ağzından bildirmek istedim.

Bahsetmeden bitirmek istemiyorum kitapta "kitsch" kavramından bahsediyor bana biraz karışık geldi . Bu bölümünü bir kaç kez okudum. Ama hala anlatacak kadar anlamamışım sanırım.


Son olarak ben çok beğendim çok yönlü bir eser olduğu için de rahatlıkla tavsiye ediyorum.


Keyifli okumalar...
336 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
"İşte oradalar," dedi yüreğine, "gülüyorlar işte; beni anlamıyorlar, ben bu kulakların dinleyeceği ağız değilim.”

Böyle Buyurdu Zerdüşt – Friedrich Nietzsche

Çağımızın vebalarından birisi olan “tüketim kültürü”nden nasibini almış kitaplardan birisiyle daha karşı karşıyayız. Süreç hemen hemen bütün eserlerde benzer işliyor. Büyük bir yazar, büyük bir eser yazıyor. Ciddi okuyucular okuyup seviyor, isim dilden dile; eser elden ele dolaşıyor. Gereğinden fazla elden ele dolaşan eser, giderek ele ayağa düşüyor. Nihayetinde eserin derinliğine sızamayan bir grup, esere sızamama gibi bir ihtimalleri olmadığı için (!), eserin abartıldığını söylemeye başlıyor ve yazarının binbir tutkulu hezeyanla ortaya koyduğu ürün bir pop kültür öğesine dönüşürken, kibirli ayakların tekmelerine maruz kalıyor.

Milan Kundera, sadece bir roman yazarı değildir, aynı zamanda ciddi bir kültür eleştirmeni ve düşünürdür. Bundan dolayı eserleri her midenin rahatlıkla sindirebileceği türden kolay lokmalardan değildir. Seçkin midelere, seçkin tatlar sunar ama alelade bünyelerde sindirim problemlerine sebep olur. Söz gelimi bu eseri sindirebilmek için, Parmenides’ten haberdar olmak, Beethoven’ın kahkahalarını hissedebilmek, Descartes ile Nietzsche arasında taraf tutabilecek kadar felsefeye aşina olmak gereklidir.

Kitap, benim gibi çok felsefe, az edebiyat okuyan ve her şeyden çok gerçeğe tutkun olan birisi için bulunmaz bir nimet oldu. O kadar çok sayfada heyecanlandım, mutlu oldum ve kavrayışım zenginleşti ki, Kundera’yı bundan sonraki yaşamım için vazgeçilmezler listesine ekliyorum.
336 syf.
Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği...

Yaşamlarımızın her saniyesi sonsuz kere yineleniyorsa, İsa'nın çarmıha çivili olduğu gibi biz de sonsuzluğa çivilenmişiz demektir. Bu, insanı dehşete düşürecek bir olasılık. Sonsuza
kadar yinelenme dünyasında her attığımız adıma dayanılmaz bir sorumluluğun ağırlığı gelir çöker. İşte Nietzsche,
Sonsuza Kadar Yinelenme düşüncesine bunun için yüklerin en ağırı demiştir (das schwerste Gewicht).
Sonsuza Kadar Yinelenme yüklerin en ağırıysa, bizim yaşamlarımız
bu ağırlığın karşısında göz kamaştırıcı bir hafiflik
içinde belirmektedir.

Ebru Ince sayesinde okumuş oldum teşekkürler ablacığım :)

Tomas ve Tereza'nın hayatlarının akışını değiştiren 6 rastlantı. Hiç birimiz belki farkında değiliz hayatın bizler için neler hazırladığının...

Tomas hep bir merhamet duygusu için de baktı Tereza ya farklı bedenler farklı işler ne aradığını bilmeyen bir ruh halinde..(Tomas seni hiç sevmediğimi bil )

Tereza annesine benzemekten korkan bir kadın ...
Sevdiği erkeğin aldatmalarına sadece kaybetme korkusu yüzden katlanması, peki sevgi yada aşk fedakarlık mıdır? Benim kafamı çok kurcaladı...

Kitap da en çok beğendiğim bölüm; KARENİN'Nİ GÜLÜMSEYiŞİ kısmı... Hayvan sevgisini o kadar güzel anlatmış ki yazar bende hissederek okudum ve iyiki kitabı yarım bırakmamışım yoksa çok üzülürdüm...


Tümüyle benliksiz bir aşktı bu; Tereza, Karenin'den bir şey istemiyordu; onu sevdi diye karşılığında, kendisini sevmesini bile beklemiyordu. Üstelik hiçbir zaman kendi kendine; insan çiftlerine yaşamı zehir eden soruları da sormamıştı:
Beni seviyor mu? Benden daha çok sevdiği bir başkası var mı? Benim sevdiğimden daha çok seviyor mu beni? aşkı ölçmek,sınamak, denemek ve kurtarmak için aşka yönelttiğimiz
bütün bu sorular belki de her şeyin yanısıra aşkı kısaltmaya da yarıyor. Belki de sevemememizin nedeni çok sevmek istememiz, yani karşımızdaki kişiden hiçbir istekte bulunmaksızın, ondan onunla birlikte olmaktan başka bir şey istemeksizin kendimizi ona verecek yerde ondan bir şey (aşk)
talep etmemizdir.

Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
317 syf.
·5 günde·9/10
Hani ben mi anlamadım yada yine çok büyük beklenti hatasına mı düştüm diyeceğim. O kadar çok ismini duyduğum bu roman beni ummadığım kadar şaşırttı. İyi yönde de, sıkıcı yönüyle de. Elbetteki çok kötü bir eser asla değil ama bazı bölümlerinde gerçekten sıkıldım, zorlandım. Hele “Kitsch” kavramının anlatıldığı bölümde gerçekten çok sıkıldım. 3 kez başa dönüp terimi canlandırmak, anlamlandırmak istedim ama zorlandım.

Neyse Milan Kundera ile ilk tanışmamızdı. Kitap 7 bölümden oluşuyor. O bölümler içerisinde de 25 ‘er bölüm oluşmakta. Karaterlerin iç dünyasını anlatan bölümler. Genelinde felsefik konular içermekte. Ama yine beklentinizi karşılayan çok iyi bir kurgu karşınızda. Kitap yaşamın hafifliği ve ağırlığından yola çıkıyor. Hayatımız tekrar eden bir döngü içinde mi yoksa düz giden bir yaşamda olmalı mı diyerek başlıyor. Son bölümde bunu güzel bir şekilde ifade ediyor.

Aslına bakarsak olaylar bir aşk ile başlıyor. Daha doğrusu tesadüf üzerine tanışan Tomas, Teraza, Sabina ve Karenin ( Anne Karenina'dan atıf bir köpek ) ile hikaye devam edip gidiyor. Yazarın üslubu çok güzel ve açık. Cinsellik ile ilgili bölümleri gerçekten çok etkileyici. Erotizm bir ara tavan yaptı hatta.

Daha detayına girince karşınızda bir komünist rejim ile ilgili detaylar çok sağlam. Kitapta Tomas adlı doktora yapılan baskı ve bunlara karşı dik durması gerçekten çok etkileyici bir bölümdü. Tomas’ın hem başkalarını hem de kendi içindeki yaşamı ( hafiflik mi , ağırlık mı ) anlamaya çalışması aslında romanın tümünü kapsayan başka bir detay.

Son bölümü hele hiç unutamayacağım. Hayvanlarla ve hayvan sevgisi ile ilgili olan bu bölümü okuyunca gerçekten duygulandım. Çok güzel değinmiş. Gerçi Karenin'i her yerde yanından ayırmaması zaten hayvanlara olan düşkünlüğünün bariz kanıtı.

Aldatılma ve cinsellik konuları üzerinde çok fazla durmuş yazar. İki kadını bir bölümde karşı karşıya getirip fikirlerini bize analiz ettirmiş.

Uzun lafın kısası farklı ve bazı yerlerinde marjinal bir roman. Konusu, kurgusu çok sağlam. Farklı bir yazar. :)

Sizce hafiflik mi daha iyi ağırlık mı ?

Tavsiye ederim. Güzel bir roman.
318 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10
İnceleme Öncesi Giriş Notu: Bu incelemeyi okumak yerine izlemeyi tercih ediyorum diyenler için:
https://youtu.be/6ApxPift_Ms

Farklı bir kitap, çok farklı bir kitap, daha da yetmez çok çok farklı bir kitap...

Tomas, Tereza, Sabina ve Franz. Roman bu dört ana karakter üzerinden dönmektedir. Sabina ve Tomas tutku dolu birer özgür ruhken Tereza ve Franz ise bir başkasına bağlanma tutkusuyla dolu ruhlardır. Kitabı bu şekilde anlatmaya başlayınca klişelerle dolu olduğunu düşünebilirsiniz. İlk sayfalarda anlatılan Tomas ve Tereza'nın aşk hikayesi zaten klişelerle dolu. Fakat sonrasında yazar okuru ters köşeye yatırıyor. Ne mi oluyor hadi bir bakalım.

Tomas ve Tereza'nın hikayesini bir parça anlattıktan sonra yazar okura dönüp bu karakterlerin hiç yaşanmamış olabileceğini, yazılanların tamamen bir kurmaca olup gerçek dışı olabileceğini belirtiyor. Yani tanrı yazar ortaya çıkıp ben buradayım, hikayeye aldanmayın diyor ve bunu derken de canınızı sıkmadan, bir sonraki hikayeye daha da istekli okumanızı sağlayarak yapıyor. Sadece bununla da kalmıyor, Sabina ve Franz'ın hikayesinin yine bir parçasını anlattıktan sonra okurun karşısına geçip neden birbirlerini yanlış anladıklarını, sorunların nereden kaynaklandığını kendi oluşturduğu bir sözlük aracılığıyla anlatıyor.

Kitap, 1968'li yıllarda Sovyetler'in Çekoslavakya'yı işgal etmesi ve katı komünist rejimin bir halk üzerindeki baskı dönemini anlatmaktadır. Fakat bunu anlatırken tamamen karakterlerin hayatlarına yedirip ajitasyon yapmadan ve okuru bunaltmadan arka fonda göstermektedir. Bunun dışında kitapta bolca Kundera'nın felsefe fikirleri, bölüm bölüm çoğunlukla üç-beş sayfayı geçmeyecek şekilde yer almaktadır.

Romanda okuru belki en rahatsız edecek taraf bolca bulunan erotik anlatımdır. Fakat bunu yaparken amaç okuru rahatsız etmek değil tamamen cinselliğin, ihanetin, ufak sapkınlıkların doğallığı üzerinde durulmaktadır. Yine insanın doğasıyla ilgili bazı rahatsızlık verici çıkarımlar da kitapta yer almaktadır.

Kitabın son kısmında yer alan dört karakterin sonlarıyla ilgili bölümleri başarısız bulsam da bu roman hem yazım stiliyle, hem anlatımıyla son derece farklı ve güzel bir roman. Kundera'nın kafasındaki felsefeyi anlattığı bazı bölümler (kitsch kısmı) sıkıcı olabilse de genel anlamda çok yormayan, akıcı ve ilgi çekici bir kitap. Farklı bir şeyler okumak isteyen her okurun hiç çekinmeden okuması gereken kesinlikle nadide bir eser.
168 syf.
·Beğendi·8/10
Güven duygusu yerini kuşkuya bıraktığında, insanlar aşklarını sınamaya başladıklarında yaşamlar alt üst olur. Kimlik sorunu yaşamak kaçınılmaz olur.......
112 syf.
·4 günde·8/10
Kayıtsızlık Şenliği Milan Kundera'nın nasıl tanımladığımıza bağlı olarak değişen 'kısa roman'ı ya da 'uzun öykü'sü. Fransızca'da Anlamsızlık Şenliği anlamına gelen kitap ismi Türkçe'ye Kayıtsızlık olarak geçmiş ne hikmetse.

Varoluşçuların sonuncusu olarak nitelendirilen Kundera, anlamsızlık, ciddiyet, kayıtsızlık ve mizah üzerine, tarihsel olarak katmanlı bir yapıda, birbirinden farklı insanların arkadaşlıklarından kopuk kopuk hikayelerle çıkarımlarda bulunuyor. Bazen absürdlüğün sınırlarında gezinirken, bazen de felsefik yorumlarla ters köşe yapıyor.

Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği' nde de Stalin ve oğlundan bahseden bir pasaj vardı. Bu kitabının da ana eksenini Kruşçev'in anılarında ( dostamisc in katkılarıyla) bahsettiği Stalin'in 24 keklik hikayesi ile 'mizah anlayışını kaybetmiş bir yüzyıl'a evrilmemizi göstermesi oluşturuyor. Kısaca bahsetmek gerekirse; Stalin bir av sırasında ağaçta tünemiş 24 keklikle karşılaşıyor. Aksilik bu ya tüfeğinde 12 kurşun olması sebebiyle 12 kekliği vurarak, geri kalanını da haklamak için karlı bir gün 7 km yol yapıp tüfeğini doldurup dönerek kalanları da avlıyor. Yorumlar kitapta.
336 syf.
·12 günde·10/10
Kitapsever çevremde Milan Kundera’nın yaşayan en iyi romancı olduğunu düşünen bile var. (Kundera’ya başlamayı çoktandır çok istemem, bu en bilinen romanının en sabırsızlandığım kitaplardan biri olması falan bilmiyorum hafifletici neden olur mu ama) Okuduğum ilk Milan Kundera kitabı oldu. Yazarın hem entelektüel donanımına ve üslubuna hem de bu kitapla işlediği konulara bayıldım. Yaşayan en iyi romancı mıdır bilemiyorum, yorumlamak haddim de değil, ama Kundera okumaya devam edeceğim kesin.

Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği’nde en sevdiğim şeyler nelerdi diye düşününce;

Bir kere aşka dair bir roman :) Tabi konu aşk olunca öyle stabilite falan pek aramayacaksınız, nitekim metnin hafifliğini / uçarı akışını, bir de cinsellik konularını cesurca işlemesini (sevmeyenler de varmış yorumları okuyunca ama) ben sevdim.

Yazarın roman kahramanlarının hissettiklerine, düşüncelerine geniş yer vermesini çok sevdim. Romanın içine girmeyi çok kolaylaştırmış. Okurken bazı yerlerde sanki anlatılan kahraman benmişim de tüm olanı biteni ben yaşıyormuşum gibi hissettim.

Romanda muhtelif yerlere serpiştirilmiş felsefi argümanları sevdim. Her ne kadar biraz zor bir araç olsa da, felsefenin dokunup da ilginç kılmadığı bir şey yok zaten.

Rusların Çekoslavakya’yı işgali, savaşın kötülüğü gibi konular romanın arka fonuna harika yerleştirilmiş, bunu takdir ettim.

Aaa unutmadan, kitapta işlenen hayvan sevgisini çok ama çok sevdim. Bu yönünü hep hatırlayacağım.

Neyse uzatmayım, bazıları bu kitabı marjinal bulacaktır, ama ben hem Kundera’yı hem de bu kitabını çok beğendim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Milan Kundera
Unvan:
Çek-Fransız asıllı yazar
Doğum:
Brno, Çek Cumhuriyeti, 1 Nisan 1929
Milan Kundera, Çek-Fransız asıllı yazar. Kundera, 1 Nisan 1929'da Çekoslovakya'nın Brno şehrinde doğmuştur. 15 kitap yazmış, sayısız ödül almış, yazarlık mesleği yanında uzun yıllar müzik ve sinemayla profesyonel olarak uğraşmıştır. Yaşamını Paris'te, eşiyle birlikte sürdürmektedir.

Yaşamı

1929 yılında, orta halli Kundera ailesinin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Ludvík Kundera (1891-1971), 1948-1961 yılları arasında Brno Müzik Akademisi müdürlüğü yapmış olan, ünlü müzikolojist ve piyanist Leoš Janáček'in öğrencisiydi. İlk piyano derslerini babasından aldı ve ilerleyen yıllarda kendisi de müzikoloji üzerine çalışmalar yaptı.

Lise eğitimini 1948 yılında Brünn'de bitirdikten sonra, Charles Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde, edebiyat ve estetik üzerine eğitim gördü. İki dönem sonra Film Akademisi'ne geçti ve yönetmenlik konusunda ilk makalelerini yazdı fakat daha sonra çalışmalarını politik baskı yüzünden durdurmak zorunda kaldı.

II. Dünya Savaşı'nın sonunda Komünist Parti'ye üye oldu. Ancak 1948'in şubat ayında partiden çıkarıldı. 1950 yılında da bir diğer Çek yazar Jan Trefulka Komünist Parti'ye karşı faaliyetlerde bulunmaktan, partiden uzaklaştırıldı. Trefulka o günlerde gerçekleşen olayları 1962 yılında yazdığı Pršelo jim štěstí (Onlardan Yükselen Mutluluk) romanında anlattı. Kundera'ysa o günlerde başına gelenleri bir şaka olarak görmüş olacak ki, partiden çıkarılma sürecinde başına gelenleri anlattığı kitabının ismini Žert (Şaka) koydu. 1956 yılında Komünist Parti'ye tekrar giren Milan Kundera, 1976 yılında ikinci kez, Václav Havel gibi ünlü yazarlar ve sanatçılarla birlikte partiden ihraç edildi.

1968'deki Rus istilasından sonra, Prag Müzik ve Sanatlar Akademisindeki görevinden uzaklaştırılan Kundera, politik baskılara dayanamayarak Fransa'ya göç etti ve 1981 yılında Fransa vatandaşı oldu. 1979 yılında yazdığı "Gülüşün ve Unutuşun" kitabının yayınlanmasının ardından Çekoslovak hükümeti Kundera'yı vatandaşlıktan çıkardı.

1980 yılında Gabriel Garcia Marquez'in aldığı Commonwealth Ödülü'nü, 1981 yılında Tennessee Williams'la paylaştı. En bilinen romanı Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği 1988 yılındaPhilip Kaufman tarafından sinemaya uyarlandı. 1983 yılında Michigan Üniversitesi tarafından fahri doktora unvanı verilen Kundera 1985 yılında da Kudüs Ödülü'ne layık görüldü.

Çağımızın en başarılı düşünsel roman yazarı ve varoluşçuların sonuncusu olarak nitelendirilen Kundera'nın son kitabı "Bir Buluşma" 2009 yılında yayınlanıp 2010 yılında ise Türkçeye çevrilmiştir.

Ödülleri


Medicis Ödülü (Yaşam Başka Yerde)
Mondello Ödülü (Jacques İle Efendisi)
Commonwealth Ödülü
Europa Literatura Ödülü
Kudüs Ödülü

Yazar istatistikleri

  • 998 okur beğendi.
  • 8,8bin okur okudu.
  • 290 okur okuyor.
  • 6,2bin okur okuyacak.
  • 202 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları