Mina Urgan

Mina Urgan

8.4/10
490 Kişi
·
1.744
Okunma
·
225
Beğeni
·
6.983
Gösterim
Adı:
Mina Urgan
Unvan:
İngiliz edebiyatı profesörü, yazar, filolog ve çevirmen
Doğum:
İstanbul, 1 Mayıs 1915
Ölüm:
İstanbul, 15 Haziran 2000
Mîna Urgan, (d. 1 Mayıs 1915, İstanbul - ö. 15 Haziran 2000, İstanbul) Türk; İngiliz edebiyatı profesörü, yazar, filolog ve çevirmen.

İngiliz edebiyatının en önemli eserlerini Türk edebiyatına kazandırdı. Thomas Malory, Henry Fielding, Balzac, Aldous Huxley,Graham Greene, William Golding, John Galsworthy ve Shakespeare’in eserlerini çevirmenin yanı sıra yazdığı Bir Dinozorun Anılarıve Bir Dinozorun Gezileri isimlerindeki iki kitabıyla da okuyucudan büyük ilgi gördü. Urgan, “Elizabeth Devri Tiyatrosunda Soytarılar” adlı çalışmasıyla doçent ve 1960'ta profesör oldu. Aynı yıl, Türkiye İşçi Partisi'ne girdi ve İngiliz edebiyatı profesörü olarak sürdürdüğü öğretim üyeliğinden 1977 yılında emekli oldu. Özgürlük ve Dayanışma Partisi'nin kurucu üyeliğini yaptı. 15 Haziran 2000 günü, 85 yaşında vefat etti. Çalıştığı İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümü onun anısına her yıl bır öykü yarışması düzenlemektedir.

Mîna Urgan'ın tiyatrocu Cahit Irgat'la olan evliliğinden Mustafa Irgat ve Zeynep Irgat adında iki çocuğu oldu. Ancak Urgan daha sonra boşandı.

Hayatı

1 Mayıs 1915 tarihinde İstanbul'da dünyaya geldi. Şimdiki adı Robert Kolej olan Arnavutköy Amerikan Kız Koleji’ndeki öğreniminden sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat FakültesiFransız Filolojisi bölümünü bitirdi. Aynı fakültenin İngiliz filolojisi bölümünde doktarasını da yapan Urgan, "Elizabeth Devri Tiyatrosunda Soytarılar" isimli çalışmasıyla 1949'da doçent ünvanını aldı. 1960 yılında ise profesör olarak öğretim üyeliği görevine devam eden yazar, 1977'de İstanbul Üniversitesi'nden emekli oldu.

Urgan, çevirmen ve yazar olarak vasıfları, geniş bakış açısı, Türkçe ve İngilizce'ye hakimiyeti, edebiyata kazandırdıkları ile duayen olarak görüldü. İlk cildi 1986'da 5. ve son cildi 1993'te kitap raflarındaki yerini alan İngiliz Edebiyatı Tarihi adlı çalışması başta olmak üzere, Thomas More, Shakespeare, Virginia Woolf üstüne yaptığı incelemelerle düşünce dünyasında çıtayı yükseltti. Türk edebiyatını birçok önemli başvuru kitabıyla tanıştıran yazar, özellikle "Edebiyatta Ütopya Kavramı ve Thomas More" adlı çalışmasıyla hayatı özgürlük ve barış teması çerçevesinde yorumladı ve bu çalışma büyük ses getirdi.

Yazarın 1995'te Virginia Woolf, 1997'de D. H. Lawrence İncelemesi isimli kitapları yayınlandı. Ancak Urgan'ın, eserlerinin ve Türkiye için öneminin geniş bir okuyucu kitlesi tarafından keşfedilmesi ancak 1998 yılında anılarını yazdığı zaman gerçekleşti.

Bir Dinozor'un Anıları ve Gezileri

Urgan'ın seksen üç yıllık bir ömrün anı ve tanıklıklarını bir araya getirdiği ve yakın tarihi anlattığı Bir Dinozorun Anıları 74 baskı yaparak çok satan romanlar arasına girdi. Ardından Urgan yeni kitabı Bir Dinozorun Gezileri'ni kaleme aldı ve bu kitap da büyük ilgi gördü. Bir Dinozorun Anıları, anıların eksenine Mîna Urgan'ı oturmakla birlikteAtatürk'ten Halide Edip'e, Necip Fazıl, Abidin Dino, Neyzen Tevfik, Sait Faik ve Yahya Kemal'den Ahmet Haşim'e sayısız tanıklık ve bu tanıklık aracılığıyla çizdiği panoramayla da çok önemli bir belge niteliği kazanmıştır. Bir Dinozorun Gezileri'nde ise, başta Mavi Yolculuk ve Bodrum olmak üzere, Anadolu, Paris, İngiltere, İtalya, Sovyet Rusya ve Amerika'ya "dinozorca" (az parayla) yaptığı yolculukları, eksilmeyen yaşama sevinci ve gülümseten izlenimlerle aktardı.[4] İki kitabı da büyük satış rakamlarına ulaşmış olan yazar, bu durumu ironik biçimde şu şekilde açıklamıştı:

"Kitaplarımın nasıl bu kadar sattığını anlamadım, hala da anlamıyorum. Nasıl satar benim kitabım. O kadar aykırıyım ki bu topluma. Çok satıyorum, acaba çok mu bayağı yazıyorum. Acaba yanlış bir şey mi yaptım?"
Başladığım kitabı, kötü de olsa bitirmek huyundan Fethi Naci'nin bir sözü sayesinde kurtuldum: "Karpuzu kestin. Baktın ki kabak. Gene de zorla yiyecek misin o karpuzu?" demiş Fethi Naci.
Bir insan ne denli üstün zekalı ve bilgili olursa olsun, eğer duyarlılıktan yoksunsa; kafa açısından görkemli bir dev, duygu açısından zavallı bir cüceyse, ben neyleyim böyle bir adamın dostluğunu?
Belleğim de hiç güçlü değildir. Bunun nedeni, birçok şeyi kafamdan tamamiyle silmek istememdir belki de. Çünkü bizi derinden yaralayan olayları hiç anmamak, tümüyle unutmak, daha doğrusu unutmuş gibi davranmak zorundayız yaşamaya devam edebilmek için.
"Hiçbir makinaya, hiçbir elektronik cihaza karşı değilim. Yeter ki, onlar insanları değil, insanlar onları kullanabilsin."
Mina Urgan
Sayfa 42 - Yapı Kredi Yayınları
Ben tarafsız değilim. Açık seçik taraf tutuyorum. Yobazlığa karşıyım, ırkçılığa karşıyım, gericiliğe karşıyım. İnsanların sömürülmesine ve savaşa karşıyım. Sosyalizmden, sevgiden, kardeşlikten, aydınlıktan yanayım.
Bir toplum cinsel yasaklardan ve baskılardan ne denli kurtulmuş olursa olsun,her yerde gizli yada açık genelevler vardır.Hele Amsterdam gibi bir liman kentinde genelevlerin bulunması çok doğaldır.Ne var ki bu mahalle iki nedenden ötürü beni çok tedirgin etti.Birinci neden kadınların bir kasap dükkanının cemâkanına kancalarla asılan et parçaları gibi,gözler önünde sergilenmesiydi.İkinci nedense birinciden çok daha fazla beni tedirgin ediyordu;satışa çıkarılan bütün kadınlar arasında kuzeyli tipli yani beyaz tenli sarı saçlı mavi gözlü bir tek kadın yoktu.Hepsi esmerdi.Bazıları kara tenli afrikalılar yada simsiyah saçlı çekik gözlü asyalılardı.Varlıklı Avrupanın kadınları değil üçüncü dünya ülkelerinin yada eski sömürgelerin zavallı yoksul kadınlarıydı satışa çıkarılanlar
.Amsterdam kerhaneleri bu et ticaretini vitrinlerde sergilerken,ırkçılığın korkunçluğunu ve ekonomik düzenin çirkinliğini de gözler önüne seriyordu sanki.
Televizyona karşı olduğumu sanmayın. Hiçbir makinaya, hiçbir elektronik cihaza karşı değilim. Yeter ki, onlar insanları değil, insanlar onları kullanabilsin. Doğru dürüst yayın yapan, iyi konserler, güzel filmler, ilginç belgeseller, aptalca olmayan siyasal konuşmalar ve tartışmalar sunan aklı başında bir televizyon ne kadar yararlı bir şey olurdu.
Bernard Shaw, yaşını açıkca söyleyen bir kadından korkulması gerektiğini; çünkü bunu açıklayan bir kadının her şeyi açıklayabileceğini söyler.."
Başladığım kitabı, kötü de olsa bitirmek huyundan Fethi Naci'nin bir sözü sayesinde kurtuldum. "Karpuzu kestin. Baktın ki kabak.Gene de zorla yiyecek misin o karpuzu?"
"..sürekli olarak kişisel mutluluk peşinden koşmak, bir kepazelikten başka bir şey değildir. Böyle bir dünyada, bunca felaket, bunca yoksulluk, bunca haksızlık ortasında, ancak inekler kadar kafasız ve duyarsız olanlar -yani gerçekten insan sayılamayacak yaratıklar- kişisel açıdan mutlu olabilirler."
Bu incelememi Aziz Nesin'i en az babası kadar seven sevgili Tuco Herrera 'ya ithaf ediyorum.


Zaman zaman geçmişte yaşayıp da keşke tanıma fırsatım olsaydı dediğim insanlara rastlıyorum. Sevgili Mîna'da artık onların başında geliyor. 1915 - 2000 yılları arasında yaşamış bu Dinazor (kendi deyimiyle ) ,Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş yıllarından itibaren ülkenin gelişimine bir çocuğun büyüdüğüne şahitlik eder gibi şahitlik ediyor.Bu kitapta da çocukluğundan itibaren , ilk gençlik yılları, profesörlük yılları, emeklilik yılları yer alıyor. Kitap okur gibi değil de film izler gibi izliyorsunuz Mîna'nın hayatını.

Kimler yok ki kaleminin değmediği, dostluğuna, ahbaplığına nail olmadığı.. Mesela ilk valsini çocukluğunda Mustafa Kemal Atatürk ile yapıyor. Necip Fazıl Kısakürek, Aziz Nesin, Sait Faik Abasıyanık, Oktay Rıfat, Falih Rıfkı Atay, Orhan Veli, Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Hamdi Tanpınar, Neyzen Tevfik, Halide Edip Adıvar, Ahmet Haşim, Faruk Nafiz Çamlıbel, Yahya Kemal, Abidin Dino, Arif Dino, Oğuz Atay, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Nazım Hikmet ve daha aklıma gelmeyen edebiyat ve sanat dünyasının değerli bir çok isimini kaleme alıyor.

Mîna burjuva bir ailede dünyaya geliyor, çocukluk yılları yalılarda, balolarda, büyük bir azametin debdebenin içinde geçiyor. Fakat annesi Şefika hanım eşi Falih Rıfkı'dan boşanıp bütün parasını da tüketince iş Mîna'ya düşüyor. Evi geçindirmek için kolları sıvıyor, hatta benim çok hoşuma giden bir alıntısı vardı kitapta, diyor ki ;

''Annemin bütün parasını yemesinden de son derece hoşnutum. Helal olsun! Çünkü o Servet tükenmeseydi ben, ben olamazdım. Çok okuduğum için annemin deyişiyle, Boticelli adını duyunca, bunu yeni bir çikolata markası sanan karacahil sosyete hanımlarının haline düşmezdim herhalde. Ama kendi ekmek parasını kendi alın teriyle kazanan ,meslek sahibi,Çalışkan bir kadın olmak onuruna da erişemezdim. ''

Kitapta ayrıca Mîna'nın Aziz Nesin ile yaşadığı bir anısı var ki çok güldük;

“Ne var ki, burjuva bir aileden gelmenin yararlarını yadsıyacak durumda değilim. Aldığım eğitim de burjuva kökenlerim sayesinde, şimdi oturduğum Mühürdar’daki deniz manzaralı daire de. Vaktiyle babamın babası, halama düğün armağanı olarak bir ev vermiş. Halam çocuksuz ölünce, bir dairesi amcama, bir dairesi bana verilmek üzere, o ev apartman haline getirilirken, tesadüfen o sırada yoldan geçen Aziz Nesin deniz manzaralı yeni yapılan apartmana bakmış bakmış, “kim bilir hangi talihli pezevenk burada oturacak” demiş kendi kendine. Orada benim oturduğumu öğrenince, “aman ne güzel! Demek o talihli pezevenk senmişsin!” diye çok sevinmişti. Böyle bir manzaralı yerde oturmak gerçekten de bir pezevenk şansı.”

Muazzam bir bilgi birikimine sahip canım Mîna, ölmeden evvel yaşadıklarının bir kısmını kaleme alıp o dönemlere dair bizi muazzam bir yolculuğa çıkarıyor. O hep kitaplarını okuyup, şiirlerinden tanımaya çalıştığımız yazarları, şairleri insani yönleriyle içinden geldiğince anlatıyor. Kitabı çok beğenerek okudum ve herkese tavsiye ediyorum. Ülkemizden böyle değerli bir kalem geçmiş olmasına da çok seviniyorum.

Yazımın başında söylediğim gibi keşke dostum olsaydın Mîna, seni kucaklayıp sarıp sarmalamayı çok isterdim :) Herkese keyifli okumalar dilerim.
Hayata bakışına, değer yargılarına, dik duruşuna hayran kaldığım bir Cumhuriyet kadını Mina Urgan.

Urgan anılarını, yaşadığı dönemin siyasal olaylarını, hayatına dahil olan birçok sanatçıyı samimi bir dille anlatıyor okurlarına.

Okumakta geç kaldığım, dopdolu kaliteli bir hayatı bizlere sunan muhteşem bir anı kitabi diyebilirim.
Öyle bir hayat ki Mina Urgan'ın ki.. Burda anlatacaklarım hakkında denizde kum tanesi kalır. Kimseye nasip olmayan, her şeyin (illa ki onun da acıları, üzüntüleri tabi ki olmuş) zamanına denk gelmiş, şahane bir hayat yaşamış. Ailesinden gelen şansın yanısıra, İstanbul'un İstanbul olduğu o güzelim yıllarına tanıklık etmiş, eğitimin en mükemmelini deneyimlemiş. O dönemde İngiliz Edebiyatından çok önemli çeviriler yapmış; Thomas More-Ütopya, Shakespeare, D.H.Lawrence, Virginia Woolf...Komünistliğinden hiç ödün vermeden, yapabileceği şeyleri bir yere kadar yapabilmiş.
Yaşamı o kadar zengin insanlarla dolu ki eminim kimseye kısmet olmaz kolay kolay; Mustafa Kemal ile dansetmiş, onunla sohbet etmiş, Cumhuriyet'in adım adım büyümesini görmüş, geçirmiş Mina Urgan. Falih Rıfkı Atay üvey babası olmasına rağmen bir öz baba kadar yakınmış onunla. Ailesinin anaerkilliğinden söz etmiş hep. Erkekler geri plandaydı diye anlatmış. Cahit Irgat ile olan evliliği, Nazım Hikmet, Aziz Nesin, Sait Faik, Ahmet Haşim, Abidin Dino, Neyzen Tevfik, Halet Çambel, Behice Boran ile olan arkadaşlıkları, tanışıklıkları... Necip Fazıl ile Yahya Kemal hakkında da çarpıcı gerçekleri hiç çekinmeden yazmış. Necip Fazıl'ın nasıl gösteriş meraklısı, sonradan görme bir dinciye dönüştüğünü, Yahya Kemal'in ise mebusluk için nasıl ayak öptüğünü!.. Okuduğumda çok şaşırdım. Yalan söyleyeceğine inanmadım çünkü anlattığı insanlarla ailece yemekler yeniyor, birbirlerinde kalıyorlarmış.
Anılarını anlatırken kimi zaman da mizahsen bir dil kullanmış Mina Urgan. İçinden geldiği gibi anlatmış. Tüm hayatını korkmadan, saklamadan, büyük bir açıklıkla ifade etmiş. Bu tatlı dinazorun, bu korkusuz ufacık kadının hayatı okunmaya o kadar değerki..
Mina Urgan'ın hayatını, anılarını, dostlarını, çevresini, dönemine damgasını vurmuş bir çok olayı ve şahsiyetleri akıcı bir anlatımla günümüze aktardığı okunası bir eser. Hiç sıkılmadan, bazen şaşırarak, bazen merakla hızla okuyacağınız güzel bir kitap
Genelde kitaplara eleştiri yazmak huyum değildir fakat bu kitaba bir yorum yapmak geldi içimden. Kitabın ilk kısımlarında birçok kere bırakıp başka kitapları okudum. Bu kitabı yarıda bırakıp iki üç kalın kitap bitirdigim oldu :)
Kitabi anlatmam gerekirse genel itibarı ile özgür fikirli Mina Urgan'ın küçük bir serçe misali ordan oraya uçuşunu konu aliyor. Adından da anlaşılacağı gibi gezilerini akıcı samimi bir üslupla anlatmış Mina Urgan. O kadar uçarı kaçarı ki ben 23 yaşında olmama rağmen onun dinozor dediği yaşında yaptıklarını yapamam. Zıpır bir kişiliğe sahip Mina hanım tam bir Cumhuriyet kadını olarak kendini anlatmis. Solcu bir kişilik ve gördüklerini de bu çerçeveden aktarıyor. Kitabı okurken bir elim sürekli telefondaydı. Anlattığı yerleri görmek arzusu çok ağır basıyordu. Bu sebepten çok yavaş ilerledim. Okurken bazı görgü kurallarından bahsetmesi beni de uyardı. Kendimi tarttım ve nasıl davranmam gerektiği hakkında bir rehber gibi hissettirdi. Bazı kısımlar vardı ki beni rahatsız etti. Misal yazarın içkiye ve sigaraya karşı aşırı isteği beni sarstı. Şu an yaşıyor olsaydı bu dediklerimin zerresi umrunda olmazdı fakat ben yine de rahatsız oldum. Hatta bir kısımda yine sigara yasağını çiğneyip amerikalıları bu yasaktan dolayı yobaz olmakla suçluyordu. Bu durumda benim aklıma gelen tek şey kapalı bir ortamda diğer insanları umursamadan sergilenen davranışların o insanları nasıl etkiledigidir. Astımı olan bir insan var ise eminim bu durum onu çok kötü etkileyecektir. Kafama takılan tek soru bir insan nasıl hem görgü kurallarından bahsedip hem de görgü kurallarını bu denli çiğneyebilir.
Bu yazıyı okuyanlar yazarı sevmediğimi düşünebilir tam aksine bu davranışları 50-60 yaşlarındaki ak saçlı tatlı kadını daha sevimli hale getirmiş fakat yine de eleştirimi yaparım.
Modern yaşamı sevip gericiliğe tahammül edemeyen Mina hanım aynı zamanda gökdelenlerden de hiç hoşlanmaz. Benim gibi doğallık peşindedir. Oldum olası insan icadı şeylerden bir yanımla hep uzak durmak istemişimdir. Ne var ki bu isteğim hicbir zaman olmadı. Ne kadar uzak durmak istediysem o kadar gömüldüm kaldım bu çirkin şeylere.
Yazımı daha da uzatmak isterdim ama bundan sonrası kitabın büyüsünü bozacaktır.
Şimdiden iyi okumalar. Özellikle gezi severlere.
Gezi, anı ve yaşantı kitapları bazen sıkıcı olabiliyor. Sonuçta tanımadığımız insanlardan, görmediğimiz yerlerden bahsediyor yazarlar. Ancak anlatılanlar mizahi bir dille anlatılınca hiç de öyle olmuyor. Hele bir de huysuz, tatlı bir kadın anlatıyorsa.

Sadece şunun da olmasını isterdim: Yazar, 'Samsun dışında bütün Karadeniz kentleri birbirinden güzeldir.' yazmış ancak Samsun'u neden sevmediğini belirtmemiş. Gerçi Karadeniz gezilerine genel olarak çok küçük bir yer ayırmış. Samsun'da okuyan biri olarak orada neler yaşadığını merak ettim gerçekten. Keşke biraz daha -bir Bodrum kadar olmasa da- yer ayırsaymış Karadeniz gezilerine. Okuyucuyu merakta bıraktığını düşünüyorum, yani en azından beni.
Mina Urgan'ı 80'li yaşlarında anılarını ve ardından gezilerini yazana kadar tanımazdık pek. Iyi ki de yazmış. Türk edebiyatında Fecr-i Ati topluluğunun önde gelen ismi Tahsin Nahid'in kızı. Babası genç yaşta vefat edince annesi Falih Rıfkı Atay ile evlenir. Böyle bir ailede zamanın neredeyse bütün edebiyatçılarının bilmediğimiz, kitaplarından öğrenemeyecegimiz yönlerine tanık olur. Yahya Kemal, Ahmet Haşim, Nazım Hikmet, Aziz Nesin ve daha kimler... Mizahi üslubu, akıcı anlatımı ile keyifle okuyacağınız otobiyografik anı tarzında bir roman denilebilir. Eserlerini okuduğunuz sanatçıları başka gözle öğrenebilirsiniz.
mina urganın gözünden türk edebiyatında yer alan bazı değerli şahısların yaşamları anlatılmış.oldukça samimi bir uslupla yazılan bu eserin okuması çok keyifli
İçerik bakımımdan hiç tereddüt etmeden aldığım bir kitaptı. Nitekim beni hiç yanıltmadı. Su gibi akıp gitti tüm sayfalar ve ben o sayfalarda kayboldum . Öncelikle Minâ Urgan'ın şansı ve hayatından talep ediyorum senden hayat,yoksa külahları bozuşuruz! Okurken hayatını bir film gibi gözümden geçirdim ve "Böyle dinozora can kurban be" diyerek tamamladım kitabı. Bir yaşantı ne kadar anlamlı olabilecekse o kadar anlamlı ve manidar kılınmış yazılırken. Mustafa Kemal Atatürk'ten,Abidin Dino'ya,Yaşar Kemal'den,Sait Faik'e birçok mihenk taşı bulabilirsiniz bu yapıtta. Söylenecek çok şey var aslında ama ben sessizliğe gömülüp başka bir zamanda tekrar okumak üzere başucuma kaldırıyorum.


Çok sevdiğim kısımla bitireyim ozaman;


"İyi ihtiyarlamak için yiğit olmak gerekir!"
70 yaşına geldiğinde kendini dinozor diye adlandıran mîna urgan, kendi dilinden çocukluğunu, çocukluğunda tanıma fırsatı bulduğu bir çok yazarı, sanatçıyı ve Ataturk'le olan anılarını anlatıyor. o dönemde ki çevreyi, toplumu ve insanların dünden bugüne nasıl değiştiğini, siyasetteki yöneticilerin bunda nasıl etkili olduğunu yüzümüze çarpıyor. realist bi' o kadar da duygusal olan mîna urgan'in bu eseri kesinlikle okunmayi hak ediyor. ^^

Yazarın biyografisi

Adı:
Mina Urgan
Unvan:
İngiliz edebiyatı profesörü, yazar, filolog ve çevirmen
Doğum:
İstanbul, 1 Mayıs 1915
Ölüm:
İstanbul, 15 Haziran 2000
Mîna Urgan, (d. 1 Mayıs 1915, İstanbul - ö. 15 Haziran 2000, İstanbul) Türk; İngiliz edebiyatı profesörü, yazar, filolog ve çevirmen.

İngiliz edebiyatının en önemli eserlerini Türk edebiyatına kazandırdı. Thomas Malory, Henry Fielding, Balzac, Aldous Huxley,Graham Greene, William Golding, John Galsworthy ve Shakespeare’in eserlerini çevirmenin yanı sıra yazdığı Bir Dinozorun Anılarıve Bir Dinozorun Gezileri isimlerindeki iki kitabıyla da okuyucudan büyük ilgi gördü. Urgan, “Elizabeth Devri Tiyatrosunda Soytarılar” adlı çalışmasıyla doçent ve 1960'ta profesör oldu. Aynı yıl, Türkiye İşçi Partisi'ne girdi ve İngiliz edebiyatı profesörü olarak sürdürdüğü öğretim üyeliğinden 1977 yılında emekli oldu. Özgürlük ve Dayanışma Partisi'nin kurucu üyeliğini yaptı. 15 Haziran 2000 günü, 85 yaşında vefat etti. Çalıştığı İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümü onun anısına her yıl bır öykü yarışması düzenlemektedir.

Mîna Urgan'ın tiyatrocu Cahit Irgat'la olan evliliğinden Mustafa Irgat ve Zeynep Irgat adında iki çocuğu oldu. Ancak Urgan daha sonra boşandı.

Hayatı

1 Mayıs 1915 tarihinde İstanbul'da dünyaya geldi. Şimdiki adı Robert Kolej olan Arnavutköy Amerikan Kız Koleji’ndeki öğreniminden sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat FakültesiFransız Filolojisi bölümünü bitirdi. Aynı fakültenin İngiliz filolojisi bölümünde doktarasını da yapan Urgan, "Elizabeth Devri Tiyatrosunda Soytarılar" isimli çalışmasıyla 1949'da doçent ünvanını aldı. 1960 yılında ise profesör olarak öğretim üyeliği görevine devam eden yazar, 1977'de İstanbul Üniversitesi'nden emekli oldu.

Urgan, çevirmen ve yazar olarak vasıfları, geniş bakış açısı, Türkçe ve İngilizce'ye hakimiyeti, edebiyata kazandırdıkları ile duayen olarak görüldü. İlk cildi 1986'da 5. ve son cildi 1993'te kitap raflarındaki yerini alan İngiliz Edebiyatı Tarihi adlı çalışması başta olmak üzere, Thomas More, Shakespeare, Virginia Woolf üstüne yaptığı incelemelerle düşünce dünyasında çıtayı yükseltti. Türk edebiyatını birçok önemli başvuru kitabıyla tanıştıran yazar, özellikle "Edebiyatta Ütopya Kavramı ve Thomas More" adlı çalışmasıyla hayatı özgürlük ve barış teması çerçevesinde yorumladı ve bu çalışma büyük ses getirdi.

Yazarın 1995'te Virginia Woolf, 1997'de D. H. Lawrence İncelemesi isimli kitapları yayınlandı. Ancak Urgan'ın, eserlerinin ve Türkiye için öneminin geniş bir okuyucu kitlesi tarafından keşfedilmesi ancak 1998 yılında anılarını yazdığı zaman gerçekleşti.

Bir Dinozor'un Anıları ve Gezileri

Urgan'ın seksen üç yıllık bir ömrün anı ve tanıklıklarını bir araya getirdiği ve yakın tarihi anlattığı Bir Dinozorun Anıları 74 baskı yaparak çok satan romanlar arasına girdi. Ardından Urgan yeni kitabı Bir Dinozorun Gezileri'ni kaleme aldı ve bu kitap da büyük ilgi gördü. Bir Dinozorun Anıları, anıların eksenine Mîna Urgan'ı oturmakla birlikteAtatürk'ten Halide Edip'e, Necip Fazıl, Abidin Dino, Neyzen Tevfik, Sait Faik ve Yahya Kemal'den Ahmet Haşim'e sayısız tanıklık ve bu tanıklık aracılığıyla çizdiği panoramayla da çok önemli bir belge niteliği kazanmıştır. Bir Dinozorun Gezileri'nde ise, başta Mavi Yolculuk ve Bodrum olmak üzere, Anadolu, Paris, İngiltere, İtalya, Sovyet Rusya ve Amerika'ya "dinozorca" (az parayla) yaptığı yolculukları, eksilmeyen yaşama sevinci ve gülümseten izlenimlerle aktardı.[4] İki kitabı da büyük satış rakamlarına ulaşmış olan yazar, bu durumu ironik biçimde şu şekilde açıklamıştı:

"Kitaplarımın nasıl bu kadar sattığını anlamadım, hala da anlamıyorum. Nasıl satar benim kitabım. O kadar aykırıyım ki bu topluma. Çok satıyorum, acaba çok mu bayağı yazıyorum. Acaba yanlış bir şey mi yaptım?"

Yazar istatistikleri

  • 225 okur beğendi.
  • 1.744 okur okudu.
  • 50 okur okuyor.
  • 879 okur okuyacak.
  • 38 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları