Mine Söğüt

Mine Söğüt

Yazar
8.1/10
2.747 Kişi
·
7.289
Okunma
·
645
Beğeni
·
18183
Gösterim
Adı:
Mine Söğüt
Unvan:
Türk Gazeteci, Yazar
Doğum:
İstanbul, 1968
Mine Söğüt (1968, İstanbul), Türk gazeteci, yazar.

Babası bir deniz subayı olan Mine Söğüt, ortaöğrenimini Kadıköy Kız Lisesi’inde tamamladığı 1985 yılında babasını kaybetti. Aynı yıl İstanbul Üniversitesi Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde girdi.

Gazeteciliğe 1990 yılında Güneş Gazetesi’nde başladı, İnsan Hakları Servisi’nde muhabirlik yaptı. Güneş Gazetesi’nin kapanmasından sonra Tempo Dergisi ve Yeni Yüzyıl gazetesinde çalıştı.

1993 yılında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin düzenlediği yarışmada, Haber dalında mansiyon aldı. 1996-2000 yılları arasında Haberci adlı televizyon belgeselinin metin yazarlığını yaptı. 1999-2001 yıllarında Öküz dergisinde yazdığı yazılarla tanındı. Profesyonel gazeteciliği bırakan Söğüt, 2001-2005 yılları arasında Cihangir Postası adlı yerel bir gazetenin gönüllü editörlüğünü yaptı.

Mine Söğüt'ün ilk kitabı, Adalet Cimcoz: Bir Yaşam Öyküsü Denemesi isimli biyografidir. İlk romanı Beş Sevim Apartmanı / Rüya Tabirli Cin Peri Yalanları'ndan sonra Kırmızı Zaman adlı ikinci romanı ve Doğan Kardeş adlı kitabı yayımlandı. 2006 yılında Pınar Kür'le yaptığı "Aşkın Sonu Cinayettir" adlı söyleşi kitabı Everest yayınlarından çıktı. 2007 yılında üçüncü romanı "Şahbaz'ın Harikulade Yılı 1979" yayınlandı.

Karikatürist Bahadır Baruter ile evlidir.
“Sen deli olmayan kadın gördün mü koca kafa?
Görmediysen az bekle ve delirdiğini kendi gözlerinle izle ... Çünkü deli olmayan kadın yoktur, henüz yeteri kadar delirtilmemiş kadın vardır ...''
Yemek yapmayı, evi toplamayı, sizi anlamayı öğrenemedim. Benden ne istediğinizi öğrenemedim. Beni sevip sevmediğinizi hiç bilemedim.
.

"Evin dilini de anlıyormuşsunuz?"
"Evet?"
"Mesela pencereler... şu an bir şey diyorlar mı?"
"Onu hatırlamıyor bile"...
"Öyle mi? Neden? Yaşarken hiç dışarı bakmadığı için mi?"
"Hayır, ölürken bile sırtını onlara döndüğü için."

.
.

Size kadınlıkla lanetlenmiş bir varoluş hezeyanı anlatacağım. Sizi saçlarının ve ayaklarının ucu arasında olup biten şeylerden ibaret, doğurmaya mahkûm, çocuklarını kaybetmekle mühürlü, yalnız, yapayalnız bir kalabalıkta dolaştıracağım. İçlerine açılan kapıların arkasına saklanmış kadınların delirerek bedenlerinden dışarı açtıkları pencerelerden bakacağım. O pencerelerden tekrar ve tekrar kendimi aşağı atacağım.

.
İdrak yanılsaması... Ne güzel bir hastalık. Bulduğum beş kişinin dosyasında da aynı şey yazılıydı. Onların idrakleri yanılıyor. Ne bildiklerini biliyorlar ne bilmediklerini. Her şey bir muamma onlar için, ama bunun bile farkında değiller.
.

"Sadece geceleri sokağa çıkıyormuş diyorlar. Peki, anlatabilir misiniz, neden? Evin bulunduğu yer geceleri hiç tekin değilken..."
"Onun için asıl tekin olmayan gündüzler... çıplak gözle görünebileceği haller."
"Çirkin ya da sakat mıymış? Görünmesini istemediği bir hali mi varmış?"
"Hayır. Sadece üzgünmüş... çok üzgün."

.
176 syf.
Yazdıklarımı okuduktan sonra beni takip etmeyi bırakacak, tedavi olmamı önerecek ve engelleyecek okurlar olacaktır mümkün müdür? Evet hem de çok mümkün :)

Deliliğin aşamaları, rütbeleri dönem dönem değişen ünvanları vardır. İnanmıyor musunuz? Benim yaşadığım yıllarda karşılaştığım olaylara verdiğim tepkileri anlattığım zaman farklı yıllarda farklı ünvanlara uygun görülerek deliliğin atladığım kademelerini bir dinleyin belki de hak verirsiniz:))

Ortaokulda türkçe dersinde öğretmen en büyük hayalinizi kompozisyon olarak yazın ödevi verdiğinde; en büyük hayalimin bir aşiret reisinin ilk karısı olmak istediğimi yazınca ‘’ evladım sen deli misin böyle hayal mi olur’’ eleştirisi ile ilk delilik ünvanımı elde ettim ettim de öğretmenim hayalimin asıl amacının belki bu tür bir evlilik yaparsam evlendiğim adamın benden sonra ikinci, üçüncü hatta sıralamaları artacak evlilik yapmasına engel olmak için olduğunu sorma gereği bile duymadı.

Güzide bir kentimizin gözde bir şubesinde meslekte ilk haftam. Yine çok revaçta olan bir üniversite kantininde gençlerin pullama, afişleme yapacakları ihbarının gelmesi üzerine çok çok gizli görevli olarak gençlerin kimlik tespitlerinin yapılabilmesi için kantinde yerimi aldım. Ellerinde afişlerle gelen öğrenciler, duvarlara afişleri yapıştırmak için benden yardım istediklerinde yardım ettiğim için görev bitimi amirimce ‘’ kızım sen deli misin, ne demek ben tuttum onlar yapıştırdı afişleri’’ fırçasının ardından öğrencilik sonrası mesleki delilik aşamama ulaştım. Tabii ki amirime ‘’ ya geçin bunları, tabii ki çocuklar YÖK ü de eleştirecek, okul yönetimini de . Hatta o kadar gizledim ki kendimi polis olduğumu kimse anlamadı ‘’ diyemezdim diyemedim :)))

En afilli ünvanım bir türlü unutulmayan kademem ise (beni takibi bırakmanıza vesile olacak olan) ; evlendiğim adam, genç bir hatun ile fingirdeşiyor gerçi bir çok incelememde bu durumdan bahsettim sürekli tekrarı oluyor affola efendim. Adam hem fingirdeyeyim hem de evlilik bitmesin çabasında. Hatta birkaç kez Allah’ım çocukken en büyük hayalimi kabul mü ettin , adam aşiret reisi de değil ama diye kendimi tiye aldığım anlarım çok oldu. Nerede kalmıştım evet bir türlü boşanmaya yanaşmıyor, annesi yani o zaman ki kayınvalidem oluyor o da arabuluculuk yapmak için bizimle. Bir akşam tekrar sordum, ‘’ boşanma protokolünü imzalıyor musun anlaşmalı boşanmak için ‘’ dediğimde pis pis sırıtınca çektim silahı bomm !!! . Gerçi anlık bir refleksle yaralanmadan kurtuldu. Kendine gelince üstünü başını yokladı ki vuruldum da sıcağı ile anlamıyor muyum diye. Annesi hemen başladı oğluna yalvarmaya ‘’ oğlum ne olur boşan bu gelin deli deli’’ diye. Sonrasında geçirdiğim soruşturmalarda her ne kadar silahı temizlerken kazara patladı şeklinde ifade vermem istenilse de serde mertlik var dedim, teklif edilen ifadeleri reddettim ve olanı biteni anlattım. Sıktım hedef şaştı ama adam can korkusundan boşanmaya yanaştı.

Boşanma bitti, ister istemez çevre de değişiyor dostluklar da. Evli olduğum dönemlerde ailece evime gelen meslektaşım başladı olur olmaz zamanlarda ‘’ sıkılırsan ara, gezmek istersen ara, bir çay içelim’’ telefonuma mesaj atmaya. Bunlar sadece burada yazabildiklerim . Cevap vermiyorum , görmezden geliyorum engelliyorum yok abicim adam manyak vazgeçmiyor. Dulsun artık eee potansiyel eğlence. Baktım olmuyor karısını çağırdım evime kahve içmeye asıl sebep muhabbet değil şikayet. ‘’ Bak dedim canım senin kocan haftalardır beni mesajla taciz ediyor, denk geliyoruz taciz ediyor, görevdeyiz taciz ediyor. Hatta mesajlarını silmedim bana yardım et lütfen bu iş mahkeme boyutuna varmadan’’ Kadın bin bir öfke ile ‘’deli misin nesin kadın kocam ben dururken seni ne yapsın adam yardım etmek istemiş sen kendini nimetten saymışsın’’ dedi ve yeni bir ünvan da ekledi deliliğime. O kadar zavallı idi ki kocası müdür ya müdür karısı olmadan yaşamaktansa, onursuz yaşarım daha iyi zihniyetinde olunca bu yaşadıklarım bir gün senin de başına gelir demedim demek istemedim.


En son çalıştığım kadroda popüler bir parti meclis üyesinin bilmem neresinin kılı ağarmış , verilen kariyerinin haksız elde edilişi ile halen çapkınlık peşinde ; iş yerinde evraklarını tamamlarken asılması üzerine attığım tokat ile birkaç yer değiştirmeme sebep olan deliliğim oldu. Herkes bana yaptığım hareketin deliliğimden kaynaklandığını, adama hiç cevap vermememi duymazdan gelmemin çok daha akıllıca bir hareket olacağını söyledi de bir Allah’ın kulu ‘’yahu ellerine sağlık iyi yapmışsın ‘’ diyemedi.

Sizce ben deli miyim, delirmiş miyim? İçimde yaşayan onlarca kadın hepsi de mi deli? Çocuk Ferah, memur Ferah, aldatılan Ferah, taciz edilen Ferah azıcık da olsa akıllı değil mi?
Deli kadınları sevin dizeleri vardır bir çok şaire ait. Sevmeyin arkadaşım deli kadınları sevmeyin. Onlar ayak ve gönül bağı olan akıldan kurtulmuşken bir de siz yük olmak için uğraşmayın. Bırakın , onlar salya sümük ağlayan , iki cilve bir naz erkekleri kendilerine bağlayan , akıllı olduklarına inanan kadınlardan olmasınlar.
Gerçeği görmemek değildir delilik. Gerçek şu ki gerçek, gerçekten çok acıtıyor...Bazı "an"lar var..ne unutmak mümkün ne hatırlamak kıymetli. Allah bu şekilde olaylara maruz kalan, sesini duyurmaktan korkan , tüm delirenlerin yardımcısı oldun..
Yaşasın , deliren , deliliğin farkında olan tüm kadınlar.
Keyifli okumalar.
176 syf.
BAZEN GEZEGENİMİZ ACABA EVRENİN TIMARHANESİ Mİ DİYE DÜŞÜNMEDEN EDEMİYORUM.

***Hepimiz deli doğarız. Bazılarımız deli kalırız. Samuel Beckett

21 deli kadının öyküsü! (bölünmüşlüğü, parçalanmışlığı, doğupta ölememişliği, ölüpte tabutuna sığamayışı, yanıpta tutuşamayışı, tutuşupta sönemeyişi)

Çünkü kadınların dünyası normalinden bir iki adım geri başlar. Güçlü olmakla mükelleftir onlar! Ülkeler, coğrafyalar, şehirler onları güçlü olmaya zorlar. Güçsüzlüğünde ezmeye hazır ol da beklerler. ''Bu şehir öyle bir şehir ki, küçük bir kız üzülür, üzüldüğü anlaşılmaz. Kuşlar cehennem çığlıklarıyla ötüşür, duyan olmaz. Bir ağaç acıkır, kimse... hiç kimse umursamaz.'' diyor ise bir deli kadın bundan. Hiç yaşamamış, yaşayamamışların öyküsü.

Az önce ben ne okuyupta bitirdim, hangi boşluğa düştüm de tırmanıp tırmanıp aynı yere vardım. Bir labirentin içinde gezdim, deli olmayı içimde normalleştirdim. Yabancı memleketlerde ömrümü derleyip, doğduğum yerde sonlandırmayı kabullendim. Babalar, oğullar, anneler, yılanlar, kediler, sokaklar, düşler, düşüşler, çıkışlar, çıkamayışlar. Deliler sadece acı mı çeker ey Mine Söğüt? Ya da acılarından mı yerler kafayı. Çok mu düşünür deliler, çok mu bilir. Sığdıramaz mı kütlesi düşük beyin o kadar düşünmeyi. En güzel de deliler düşünür sanırım. Bir ara düşünmeden edemedim sahi sen de mi delisin Mine Söğüt? ''Türkiye herkesin üzgün olduğu bir ülke'' derken kendi yıkılmışlığını mı anlattın bizlere. Doğupta yaşamak istemediğin ama ölmek istediğin ülkende herkesler mi üzgündü?
https://www.youtube.com/watch?v=s0oBzAXrxU8

Delinin cinsiyeti olmaz sanırdım. Irkı, dili ya da dini. Ancak varmış. Kadınsan deli olsan da özgür değilsin. Sen de buna karşı çıktın, belki kendini sakladın bu çukura, karanlık sayfalara. ''Çünkü ben itiraz ettiğim için yazıyorum'' demiştin sen.

''İnsanın doğasında akıllılıktan çok, delilik vardır.'' der Bacon. Acaba içimizde bir miktar deliyi barındırır mıyız bizde? Tüm o saçma düşünceler, uçarı kararlar içimizdeki delinin senaryoları mıdır? Ya da aklı başında davranmak ne bileyim bir şekilde her şeyi kurallarıyla düşünmek, uygulamakta bir delilik midir? Kafamda deli sorular, aldırma gönül aldırmaa!

-DELİ OLSAM BEN DE ŞÖYLE YAZARDIM! KADIN OLMASAM BİLE ACININ CİNSİYETİ YOKTUR!-

-Kendi boşluğunda yapayalnız bir kız çocuğu, bütün boşluğu içine çekercesine ağlıyor. Boşluklar dize geliyor, doluyor varlıklarla. Varlıkların içi boş ama belli bir kütleleri var, hacimleri var. Ay büyürken ışıklanan geceler, ay yokken derin bir karanlık... Çünkü bildim seni: Acılar doğurdun, düşlere sattın!

-Gezgin, yoksul, seyircisiz, düşsüz, uçsuz, bucaksız ve geleceksiz. Senaristsiz bir dizinin vakur oyuncusu gibi kasvet perdesinin ardında kendi sıranı bekledinse boşuna değil. Ehlileştirilemeyen bir kader de figüran olmanın sevinci ilerleyen bölümlerde çoktan seni başrole taşımıştı. Yandın kadın, en güzel de sen yandın! Acıların coğrafyasında, hüznün ülkesinde, düşsüzlük cennetinde diyaframını kanlara buladın. Ses çıkardıysan itirazından ama sessizce söylediysen umarsızlığından.

176 sayfa olunca göze hoş gelebilir, aman sayfası azmış hemen şunu elden çıkarayım, benim için nedir 176 sayfa diyebilirsiniz. Yanılmanın sonu var mı? Okuyun da anlarsınız. Özellikle son hikayede takılı kaldım. Bir acının bile sonu dağıtmalı değil mi? Buhranlar kovalayacak sizi! Kedilerin öldüğü bir dünyada kendi ölümünüzü düşünmeden edemeyeceksiniz. Haydiii, okuyuun!!!

''Deli deliklerin içine girmek istiyor. Deliklerden ölümü çalmak istiyor. Oğlan kendini nasıl da böyle ustaca öldürüyor. Delikler pencere olsa. Işıklar yanmasa. Deliklerden oğlanın ölümünü çalsa, kendinin kılsa...''

https://www.youtube.com/watch?v=5soixb2U6xM
https://www.youtube.com/watch?v=XaSVkb_XLt4
https://www.youtube.com/watch?v=R2LQdh42neg
176 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
"Ben hayatımda beni bu kadar fiziksel hırpalayan bir kitap okumadım daha "
Yani gerçekten "tüyler diken diken " diyeceksek o kitap bu "kitap"

BU BIR "KORKUNÇ DEHA" kitabıdır. .
Spoiler # yoktur ama ..yinede dursun

Incelemesini okuduğum
Homeless
Sayesinde (listede vardı ama hep ertelenenler arasında ) ani bir kararla okuduğum...

21 birbirinden karanlık "labirent hikaye"
Bir ara PO hikayeleri içinde kayboldum diye düşünmedim değil ..

Kayboldukça size yol gösteren iri gözlü kadinlar , siyah saçlı, kızıl saçlı, saçsız
..bazen bacaksız... kucaklarında ölü kuşlar olan ,sekiz kollu bir kafalı, boydan boya karnı yarık, elinde bıçak olanlar ,ellerindeki deliklerden kan sızanlar çıkacak yolunuza ..onları takip edin ,Korkmayın!

Dahada kafanız karışınca kulağınıza fısıldayan şiirler var ..böyle unutulmuş dualar gibi ,mezarlık sesleri gibi ,başka bir dünyadan geliyormuş gibi "efsunlu" fıs_fıs_fıs_fıs "kimse duymasın , kimse duymasın "

Işte bu kimsenin duymadığı görmediği "KADIN" olmanın zorlukları anlatıyor aslında "ANLAYANA " Mine Söğüt
...hasır altı tecavüz,tehdit ,dayak,annelik,..
__ aile içi şiddet
dışı "dışlanma " sonucu "DELiRME" olan okudukça ışık yakma ihtiyacı duyduğunuz
kör bir karanlık kuyu!

"A__kıl
"bir ince saç telinden ibarettir koptu mu bağlamak zordur bir daha " demişti bir doktor arkadaşım sohbet ederken ..
A_kıl
A_kıl
A_kıl
"Unutma ,unut, unutma,unutma,unut "
"Son de ..
"Son de ..son

Ve SON derken. .

... "Deli Kadın Hikayeleri" ciğerinizin sönmesine,kalbinizin sıkışmasına ,miğde krampı ve diş gıcırdatmanıza sebep olacaktır ..
ayrıca gece "kâbus" gibi yan etkileri de mevcut

Ona göre karar verip okuyun ..ben "okuyun ya da okumayın " demeyeceğim
Ben okurken çok gerildim o kadar çok kendimi kastım ki ..elim kolum uyuştu. .

Pişman mıyım Hayır .. Bir daha okurmuyum ....Hayır .

Böyle bir üslup, böyle bir kasvet bir bıçak gibi oyan "Acı " ..Masal içinde öldürücü "Gerçek " ..üst üste her hikayede tokat ,sille ,şamar ne ararsan vurdukça vuruyor ..
ışte böyle bir yazar diyorum ..
"Mine Söğüt " döve döve okutuyor ..

Dip NOT :
Eğer mutsuzsanız , eğer geçmişinizde ve ya şu anınızda "travma " varsa ..

bu kitabı okumayın. .
Iyi gelmeyecektir ..

SEVGİLER ..
Aklınıza mukait olun. .
128 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Kitap, Cihangir'de, Pürtelaş Sokağı'nda, beş katlı bir binada beş sevim apartmanında geçiyor. Beş katlı apartmanın her katında bir daire bulunuyor. Bu evlerin her birinde tuhaf şeyler yaşanırken, burada kalan kişilerin cinlerle temas etme hikayelerini Doktor Samimi Bey’in günlüklerinden okuyoruz. Peki bu apartmanda 'gerçekte' neler yaşanıyor?

Yazarın kalemine, değindiği konulara, hayal gücüne ve bakış açısına hayran kalacağınız, okurunu ters köşe yapan, gerçekle hayalin birbirine girdiği farklı bir kitap Beş Sevim Apartmanı.

Yazarın Samimi üzerinden kurduğu roller, toplumun ayrı ayrı yaralarını bir bir irdelemişti sanki. Sevgisiz büyüyen çocukların yaşadığı ağır travmaları, cinsiyet karmaşaları, öfkeye, cinayete, intihara meyilli oluşları, çocuk istismarları, şiddetinin yankıları. Daha bir çok ailevi ve sosyolojik problemleri suratına öyle bir çarpıyor ki yazar, hatta öyle sıradan da yapmıyordu bunu oldukça iyi kurgulanmış bir hikayeyle yapıp görünmeyen varlıkların ardına görünen sorunları yerleştiriyordu ki cin çarpmışa çeviriyordu insanı.

Yazarın dilimizi kullanımındaki ustalığı, zekice ve müthiş bir kurgu ile yazmış olduğu bu kitabı en yakın zamanda deneyimleyin derim. Zira bu benim yazarın okuduğum son kitabı olmayacak. Farklı bir kitap okumak isteyenlere tavsiyemdir.
222 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10
Kitaba başlamadan önce basit bir hikaye kitabı okuyup bitireceğimi düşünüyordum ama daha ilk sayfalardan anladım ki yazarın anlatım dili çok sade ve bir o kadar da etkileyici.Özellikle günlük hayatta çok sık kullandığımız fakat içlerini dolduramadığımız kavramları sözlük yazar gibi tane tane anlatmış ve alıntıları ile bizim adeta beynimize işlemiş. İstanbul’un tarihi yerlerini ve harika bir öyküyü anlatırken bizi masalsı karakterlerle tanıştırıp kısa sürede çok yer edinecek bi olay örgüsünü işlemiş. Kitabı bitirdikten sonra artık gördüğüm insanların gözlerinin içine daha uzun süre bakıyor ve geçmiş yaşam öykülerini dinlemek için can atıyorum çünkü biliyorum ki her ayyaşın sıcak bir yuvasının olduğu eski bir hayatı vardı bir zamanlar. Bu kısacık öyküyü okuduktan sonra devamı olmasını çok isteyecek ve kader kavramını, ölümü ve eğer varsa sonrasındaki hayatı çok sorgulayacaksınız..
120 syf.
Eugene Ionesco

Ben sizin gergedanlaştıramadıklarınızdanım..

Yalan aynada gördükleriniz.
Git gide susan, sessizleşen, acımasızlaşan koca bir topluluk oluyorsunuz.
Her göz yumuşta biraz daha birbirinize benziyorsunuz.
Suskunsunuz..sustukça gaddarlaşıyorsunuz.

Ezerek, yok ederek, çiğneyerek..
Hükmetmeye çalışarak, ben bilirim diyerek..
Onurunuzdan vazgeçerek,
Sadece tüketmeye programlanmışsınız.
Ama anlamıyorum..neden duymuyorsunuz..canlı cesetlerinizdeki leş kokusunu?

Ben sizin gergedanlaştıramadıklarınızdanım.
"TESLİM OLMUYORUM!"

Sizin gibi korkmuyorum yalnız kalmaktan..


Mine Söğüt, cehennemin kapılarını sonuna kadar aralıyor. Göğüs kafesinizin yırtıldığını farzedin mesela..
Şiddetli ve en yüksek perdeden haykıran çığlıklarıyla kulaklarınızı sağır ediyor.
Sonra bütün sesler yerini kesik kesik bir çınlamaya bırakıyor.
Mideniz bulanıyor, huzurunuz kaçıyor..tepe taklak oluyorsunuz.
Ama direnmeniz lazım.

O kadar güçlü bir kalem ki; çok uzun cümlelere, o cümleleri allayıp pullayıp süslemeye hiç ihtiyacı yok.

Hayatlarımızdaki enteresan ayrıntıları cımbızlayıp birleştirmiş.
Kadınların derisini yüzen en yakışıklı adam, çocuk gözlerini size dikip içinizi delmeyi başarabiliyor mesela.

Pembe rujlu bir kadın talaş böreğini küçük küçük parçalara bölüyor.
Kokuşmuş cesetler dolaşıyor ortalıkta.
Ya da kanatlı bir çocuk annesi kendini okşasın diye bekliyor bekliyor..

Bir kadın içeriden kilitliyor odanın kapısını.
Sigara dumanları arasından bir sürü adam belirip kayboluyor.
Kapının eşiğinde yine küçük bir çocuk..bekliyor bekliyor..

Kah lağım deliğinde, kah gemi güvertesinde, sinmiş, susmuş, pes etmiş..ufaldıkça yok sayılmış insanların hikayeleri bunlar.
Ve iğrenç renkleri, kokuları ve sesleriyle gergedanların.

Hâlâ umut var mı içinizde?
Peki..hep birlikte söyleyelim;

"Lağımlardan çıktığımız gün..deli ölecek..şehir düşecek. "

Yer yer üçüncü sayfa olaylarını okuyor gibi hissediyorsunuz.
İyiye dair ne varsa eze eze ilerliyor satırlar.
İnsanlık açık kalmış pencereden uçup gidiverecek diye ödünüz kopuyor.
Bu kitap öyle bir öfkeyle dolu ki, yazar son sayfada sebebi hakkında bir ekleme yapmayı unutmamış ;

"Gelmiş geçmiş tüm faşist iktidarlara ve o iktidarların peşine canı gönülden takılıp duran şu insanlığa da öfkelidir. "

Çünkü zaman kaygan, şekilsiz, uçucu.
Katiller, caniler, zalimler bir ölüp bin doğuyorlar.

Her şey başa dönüyor tekrar tekrar.
Bu öyle bir cehennem ki ölünmüyor.
Yandıkça tazelenen cesetlerimiz var, yandıkça tükenen umudumuza inat.


Ben sizin gergedanlaştıramadıklarınızdanım.
Ölümün kokusu yok ellerimde.
Dokunduğum her şeyi mundar etmiyorum.
Tüketmiyorum.

"Son insanım ben..sonuna kadar insan kalacağım. Teslim olmuyorum!"
Eugene Ionesco




Keyifli okumalar..:)
176 syf.
·3 günde·8/10
Bu aralar sosyal medyada birazcık vakit geçirmişseniz şu söz mutlaka bilinçaltınıza işlemiştir; “"Psikiyatriste gerçek hastalar gitmez, gerçek hastaların, hasta ettikleri kişiler gider." Bu yüzden, kendinize depresyon ya da itibar kaybı teşhisi koymadan önce çevrenizdekilerin aşağılık insanlar olmadıklarından emin olun...” Bunu da yanımıza alıp soralım kendimize bir kez; kendimi kötü hissettiğim zaman bunun sebebi ne oluyor? Kendimden nefret ettiğim zaman duyduğum/ duymadığım hangi söz bunu tetikliyor? Kendimi önemsiz hissetmem için kaç kişinin beni görmezden gelmesi gerekiyor? Peki ya iyi hissedebilmem için? Kendim kendime yetebiliyor muyum?

Peki, bir insan niye delirir? Tek bir cevabı var mıdır bu sorunun? Her delilik kendine has değil midir? Kimisini aşkı delirtir, kimisini su. Kimisi doğuştan şansızdır, kimisi çok sevilmekten, fazla sevmekten delirir. Hem cinsleri de en az karşı cins kadar tehlikelidir bazen insan için. Kendi anne, babası da yabancılar kadar.

Bir insanın delirmeye başladığını göremez miyiz dışardan? Kedilerle Fransızca konuşmaya başlamasaydı mesela sokak ortasında? Her sabah ölü bir kedi ile karşılaştığını ona kıyamadığı için mezar kazıp gömdüğünü söyleyen bir komşunuzdan şüphelenir miydiniz delirmeye başlıyor diye? Peki ya annenizden? Onu “delilikten koruyan” ilaçları suyuna attığınız için sudan korkmaya başlasa işin sonunun nereye varacağını göremez miydiniz cidden? Ya da annesinden beddua aldığı için gerçek olacağına inanan, buna tüm kalbiyle inanan genç bir kadının deliliği hakkında ne düşünürsünüz? Hadi itiraf edelim; babasının türlü istismarına maruz kalan küçük bir kızın delireceğini öngörebiliriz belki. (Bkz: Erkek Doğrama Cemiyeti Manifestosu) Ama ya diğer kadınlar? Âşık olduğu adamdan hamile kaldığı için babasından korkusuna denizler aşıp dilini bile bilmediği topraklara koşan bir kadın için ne düşünürsünüz?

Ne dersiniz; kim delirtir o kadınları? Delilik nasıl başladı? Neden önlenemedi? Kitabı elimde gören herkes “o kapak ne öyle; düzgün kitaplar oku biraz” derken onlara bunların gerçek olduğunu nasıl anlatabilirdim? Ben okumadığım için bunların gerçekleşmiyor olmayacağını? Biz gözlerimizi kapatıyoruz diye dünyada kötülük son bulmuyor. Başkaları yüzünden deliren kadınlar ve erkekler ve yaşlılar ve küçük çocuklar da bitmiyor. Üstelik tam da biz gözlerimizi kapatıp kulaklarımızı tüm o çığlıklara tıkadığımız için giderek artıyor.

Çözüm mü? Çok basit: Sevgi. İnanın tüm hastalıkları iyileştiren tek şeydir sevgi. Sevginizi göstermekten korkmayın. Biraz garip davranıyor diye kendi haline bırakmayın sevdiklerinizi. Onlar için mücadele etmeyi öğrenin. En çok da kendiniz için. Onların çıkaramadığı sesleri duymayı öğrenin. Yüreklerini görmeyi öğrenin. Öğrenelim. Öğrenmeliyiz. İnanın dünyayı bu kurtaracak. Gerçek, saf bir sevgi ile bezeli insan sadece kendini iyileştirmekle kalmaz, etrafını da iyileştirir. Ama bunu paranoyaya da dönüştürmeyin. Her daim ölçüyü tutturmak gerek, her konuda.

Yine hiçbir sıfata nail olmadan ahkâm kesmelerim bittiğine göre sizlere iyi delirmeler dileyebilirim. Sevgiyle kalın. Kimsenin sizi delirtmesine izin vermeyin.
176 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
"Size kadınlıkla lanetlenmiş bir varoluş hezeyanını anlatacağım.
Sizi saçlarının ve ayaklarının ucu arasında olup biten şeylerden ibaret,
doğurmaya mahkum,
çocuklarını kaybetmekle mühürlü,
yalnız, yapayalnız bir kalabalıkta dolaştıracağım.
İçlerine açılan kapıların arkasına saklanmış kadınların delirerek bedenlerinden dışarı açtıkları pencerelerden bakacağım.
O pencerelerden tekrar, tekrar ve tekrar kendimi aşağı atacağım."

Kocası kıskandığı için saçlarının rüya gibi bukleleri hoyratça kesilen, kendini asmadan önce usulca bebeğini öpen kadını,

Hayatında sahip olduğu en değerli varlıkları; çocuklarını kaybeden, tam beş yüz altmış üç şarkı ezberleyen ve öldüğünde bu şarkıların nereye gideceklerini merak eden yaşlı teyzeyi,

Gözyaşlarıyla babasının paçalarını sırılsıklam eden fakat sesini duyuramayan genç kızı,

Çocukken, ailesinin güvenerek emanet ettiği doktor tarafından taciz edilen ama sesini çıkaramayan küçük kızı,

Doğum sonrası psikoza girdiği için bir elinin kanca olduğunu sanan, bu yüzden bebeğini bir kez bile kucağına alamayan anneyi,

Apartman boşluğunda yapayalnız, bütün boşluğu içine çekercesine ağlayan küçük kız çocuğunu,

Dolunaylı bir gecede, terk edilmiş bir vagonun kuytusunda, çığlık çığlığa bir başına doğuran ve hiç inanmadığı tanrısına, keşke ölü doğsa diye dualar eden deli kadını,

Kızının kendisini asacağından habersiz, halatını satın alan anneyi,

Anlayabilir miyiz?

Hiç anlamaya çalıştık mı ki?

Suya düşman kadına manyak deyip geçtik. Sevdiği adamı suların aldığı hiç aklımıza gelir miydi?

Ya da ülkesinden apar topar kaçan kadın. Militandır kesin. Hamile olduğunu duyarsa babasının öldüreceğini bilmiyorduk. Peki öğrenmeye çalıştık mı?
Uzaktan yorum yapmak kolaydı çünkü.

Dolaplardaki sayısız ilaç. Her şeye iyi gelen içtikçe içilen, kimselerin bilmediği sihirli diller bilen, o hünerle iyileşmez denilenleri iyi eden, ruhların içlerinde gizli yollar fetheden dua gibi, büyü gibi rengarenk delilik ilaçları. Tek çözüm bu muydu?

"Annen de deliydi, sen de delisin, oğlun da deli. Topunuz delisiniz."
Peki delilik nedir?

"Bu şehir öyle bir şehir ki, küçük bir kız üzülür, üzüldüğü anlaşılmaz. Kuşlar cehennem çığlıklarıyla uçuşur, duyan olmaz. Bir ağaç acıkır, kimse...hiç kimse umursamaz. Ne korkunç değil mi?"

Sesini duyuramayan mı delidir yoksa duymamazlıktan gelen mi?

"Şehri avucumun içine alsam, elimde bir bez, her yanını ovalayıp parlatsam...şehir tehditten arınır mı? Binbir çeşit kadınlık hali yepyeni bir kadere kavuşur mu?"
Hayır.
Siz bu kadere mahkumsunuz. Kaderinizi yaşamak zorundasınız. Bu hep böyleydi hep böyle kalacak. Kimin umurunda ki hayatını nasıl sonlandırdığın.
"Bu şehir yüzyıllardır erkektir ve kadınları sevmeyi bilmez." Bundan sonra da bilmeyecek. Kimsenin rahatını bozmaya niyeti yok. Delirdi işte, olacağı buydu deyip geçecekler.

"Size bir sır vereyim
Hep aynı kadın ölecek
Hep aynı kadın doğuracak
Hep aynı kadın kaçacak
Her şey birdir
Her şey birdir
O kadın...o aynı kadın...külliyen delidir."

Aklın kıyısında gezinen, kadınlıklarını bir lanet gibi sırtlarında taşıyan, hepsi 'kaybetmeye' yazgılı, içe işleyen yalnızlıklarıyla kalp burkan hayatlar, varoluş kâbusları...
Kalemini zehire, kana, cinnete, ölüme ve hayata aynı lezzetle batıran Mine Söğüt'ten unutulmayacak yirmi bir delilik hikayesi...
Kesinlikle tüyler ürpertici...
176 syf.
DELİ DELİ KULAKLARI KÜPELİ :))

Daha küçükken derlerdi inanmazdım!
Meğer öyleymiş, deliymişim.
Öğrendim.
Deli derler bana, ne yaptığını bilmeyen nereye gittiğini bilmeyen, nasıl yaşanır?
Nasıl sevilir? Nasıl bakılır hayata?  Nasıl ölünür?         
Bilmeyen bir deli!
Ne zaman delirdim bu kadar?         

-Bu kitap delirerek ölenlere/ölmeyi bekleyenlere…

Bu yaptığın tam bir delilik Mine SÖĞÜT!

Böyle karanlık hayatlarla, ölümlerle insanı delirtiyor deli olduğunu unutanlara da hatırlatıyorsun (mesela bana)!

Hayatınızda yaptığınız en büyük delilik nedir diye sorsam bir düşünür en basit şeylerden bahsedersiniz özellikle siz ERKEKLER!
Yanlış anlamayın sizde delirebilirsiniz buyurun delirin okuyun delirin HAKKINIZDIR.
Amma velakin diyeceğim o ki siz bizim kadar deliremezsiniz!
En çok biz deliriyoruz biz tükeniyoruz, biz yitiriyoruz akıl sağlığımızı.
—-
21 Hikaye diyorlar, ben hikaye okumadım.
Düştüm bir karanlığa..

"Bana ait tek odanın penceresi hep karanlığa bakar. O yüzden geçmişimi de göremem geleceğimi de."

Küçükken o çok korktuğum karanlık odama döndüm.
Susadım,sıkıştım,acıktım.
Korkumdan, karanlıkta kalkamadım.
Aç uyudum ,susuz kaldım, yatağımı ıslattım.
Ve ben yıllar sonra tekrar düştüm karanlığa
Bu sefer karanlık olan odam değildi.
Karanlık olan elimdeki bu kitaptı.
Beni korkutan kitap da değildi, bendim.
İnsan kendinden korkar mı hiç?
Demeyin!
Korkabilirsiniz, delirebilirsiniz mesela ben iyice delirdim ve korktum.
Bu kadar delirdiğimi/delireceğimi bilmezdim.
Ruhum dardır benim. İyice daraldım. Tıkandım. Tiksindim.
Koştum aklı başında bir şey yapmaya beceremedim.

-Sen ne yaptın Mine?

İçinden çıkılmayan ihanetlerle,cinayetlerle,tecavüzlerle, ölüme çağırdın bizi işte aynen böyle..

“As kendini as kendini as as as as as as...
Vakvak ağacı seni çağırıyor... 
gel dallarımda sallan diyor... 
boynunda incecik bir urgan diyor... 
korkma... 
korkma...
korkma seni rahat rahat taşır, kopmaz diyor...”

Tekrar ettin sürekli öyle çok tekrar ettin ki zorla benimseyelim istedin.
Hatırlattın bize gerçekleri içimizdeki suskunlukları.
Kadın olmanın tüm zorluklarını.


Kitabın kapağı bas bas bağırıyor aslında okursan delirirsin!
Birde içindeki öyküler demeyeceğim
Öyküler başlı başına bir karaltı zaten.
Resimlere ne demeli onlar nasıl korkunç öyle !

Deli kadın ne diyorsa o !

Ben rahatım zaten deliydim. İyice delirdim. Bir şey eksilmedi.
Ama aklınızı seviyorsanız delirmek istemezseniz uzak durun!
128 syf.
·2 günde·8/10
Etkisini hissedeceğiniz hatta uzun süre üstünüzden atamayacağınız bir hikaye.
Psikiyatri olan Samimi'nin çocukluğundan beri en yakın arkadaşı cinlerdir. Bir gün cinlerle arası bozulur be cinleri yok etmek için bir apartman satın alır ve akıl hastanesinden 5 hastayı bu apartmana getirir. Beş Sevim Apartmanı kitap; gerçeklerle hayallerin birbiri ile iç içe olduğu bir kitap. Aile sevgisi görmeden büyüyen çocukların, büyüdüklerinde nasıl birey olabilecekleri anlatılmış.
Yazarın vermek istediği mesajlar çok derindi. Anlatımdaki sarsıcılık kitabı daha da güzelleştiriyor. Yazarın dili, farklı ve biraz da masalsı bir anlatım.


Marifet tadı alarak yaşamakta. Bazen akıllı, bazen deli..

Yazarın biyografisi

Adı:
Mine Söğüt
Unvan:
Türk Gazeteci, Yazar
Doğum:
İstanbul, 1968
Mine Söğüt (1968, İstanbul), Türk gazeteci, yazar.

Babası bir deniz subayı olan Mine Söğüt, ortaöğrenimini Kadıköy Kız Lisesi’inde tamamladığı 1985 yılında babasını kaybetti. Aynı yıl İstanbul Üniversitesi Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde girdi.

Gazeteciliğe 1990 yılında Güneş Gazetesi’nde başladı, İnsan Hakları Servisi’nde muhabirlik yaptı. Güneş Gazetesi’nin kapanmasından sonra Tempo Dergisi ve Yeni Yüzyıl gazetesinde çalıştı.

1993 yılında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin düzenlediği yarışmada, Haber dalında mansiyon aldı. 1996-2000 yılları arasında Haberci adlı televizyon belgeselinin metin yazarlığını yaptı. 1999-2001 yıllarında Öküz dergisinde yazdığı yazılarla tanındı. Profesyonel gazeteciliği bırakan Söğüt, 2001-2005 yılları arasında Cihangir Postası adlı yerel bir gazetenin gönüllü editörlüğünü yaptı.

Mine Söğüt'ün ilk kitabı, Adalet Cimcoz: Bir Yaşam Öyküsü Denemesi isimli biyografidir. İlk romanı Beş Sevim Apartmanı / Rüya Tabirli Cin Peri Yalanları'ndan sonra Kırmızı Zaman adlı ikinci romanı ve Doğan Kardeş adlı kitabı yayımlandı. 2006 yılında Pınar Kür'le yaptığı "Aşkın Sonu Cinayettir" adlı söyleşi kitabı Everest yayınlarından çıktı. 2007 yılında üçüncü romanı "Şahbaz'ın Harikulade Yılı 1979" yayınlandı.

Karikatürist Bahadır Baruter ile evlidir.

Yazar istatistikleri

  • 645 okur beğendi.
  • 7.289 okur okudu.
  • 200 okur okuyor.
  • 3.567 okur okuyacak.
  • 95 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları