Miyase Sertbarut

Miyase Sertbarut

Yazar
8.6/10
243 Kişi
·
644
Okunma
·
30
Beğeni
·
3033
Gösterim
Adı:
Miyase Sertbarut
Unvan:
Türk yazar, eğitimci
Doğum:
Ceyhan, Adana, 1963
Miyase Sertbarut, 1963 yılında Ceyhan’da doğdu. Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden 1985 yılında mezun oldu.

Çeşitli illerde öğretmenlik yaptı. Yazmaya radyo oyunları ile başlayan Miyase Sertbarut 1996 yılında Çankaya Belediyesi ve Damar Edebiyat Dergisi’nin birlikte düzenlediği yarışmada ilk ödülünü aldı ve ilk kitabı yayımlandı: “Fasulyem Bulutlara Çıkamaz”

Bu ödülün ardından çocuk edebiyatına yönelen yazar, ağırlıklı olarak çocuklara ve ilk gençlik çağına yönelik çalışmalarını sürdürüyor.

Çocuk edebiyatı dışında kalan deneme, anlatı ve öyküleri Hayalet Gemi, Bir Yeni Biçem, İnsan, Damar gibi farklı edebiyat dergilerinde yayınlandı.

Pek çok kurumdan ödül alan Miyase Sertbarut, Ankara’da yaşıyor.
"Başını belaya sokacaksın sen."
"Herkes beladan kaçarsa, bela büyümez mi anne? Baş edilemez olduğunda bizi de ezmez mi anne?"
Miyase Sertbarut
Sayfa 129 - Tudem Yayınevi
“ Zaten ya güzele bakarsınız ya çirkine. Oysa dünya milyonlarca orta halli, bakılmaya değer insanla dolu. “
Ayıp birşey söylesem
Annem kızar
Babam kızar
Öğretmen kızar.
Ama ayıp değil mi yaptığınız
Siz koca amcalar
Şu tüfekler
Tabancalar
Bombalar...
Belki biraz sonra gülümseyerek bakışırız.Bugünün ve yarının umudunu kucaklamak için el sallarız birbirimize.
Hep böyle kalmak isterdim,onun yanında.Her yerde onunla olmak isterdim.Güzel anlarda da, kötü anlarda da...
168 syf.
·22 günde·10/10
Ne zor bu kitabı okumak. Ya da benim canım çok acıdı, ben dayanamadım bilemiyorum. Belki de buna benzer hikayelerin gerçekliğini, çokluğunu bildiğimden... Girişte yazayım fikrimi. Her çocuk kaldıramaz bu kitabı. Okutacaksanız, lütfen önce siz okuyun, kaldıracağına inanıyorsanız öyle okutun. Zira ben yürek daralmaları eşliğinde zor bitirdim.

On üç yaşında, yetiştirme yurdunda büyümüş Ece'nin, aslında Ecelerin hikayesi bu. Ece'nin dilinden, tuttuğu günlüğe aktardıklarından oluşuyor roman. Günlük; tarih atılarak günü gününe yaşananlar şeklinde değil, daha çok Ece'nin duygularını ve düşüncelerini aktardığı bölümler halinde oluşturulmuş. "Lülüfer" adını vermiş günlüğüne, nilüferleri çok sevdiği için. Ece daha bebekken manidar bir biçimde "Hayat" Apartmanı'nın girişine bırakılmış.

Ailesini tanımayan, onların izlerini bulma şansı olmayan; ailesini yitirmiş ya da ailesinin yanından alınmış çocukların, aile özleminin dışındaki ortak sorunlara da değinmiş yazar. En başı da maalesef cinsel istismar çekiyor. Basit bir dille, üstü örtülü de olsa yeterince acıtarak, birbirinden farklı iki olayla anlatıyor. İki olayın ortak noktası da çocukların buna yakınları, yakın gördükleri vasıtasıyla maruz kalması. İkisinde de eleştirisi aynı: Yetkili addedilenlerin suçluların cezalandırılmasını sağlamak, olayları çözmek yerine "aman başımız ağrımasın"cılık yapmaları. Olayı çözmek isteyenlerin tehdit edilmesi, sinmesi, susması. Tabii bu eleştiriyi yaparken susmayanların, korkmayanların başarısıyla örnek oluşturmak istemiş çocuklara. Bu tür durumlarda susmayın, saklamayın demiş ki bunu da bir karaktere birkaç kez söylettiği "Suçlu olan biz değiliz, o. Onun korkması gerek." sözleriyle vurgulamış.

Bunun dışında elbette ev özlemi; kardeş, anne, baba, sevgi, ilgi ihtiyacı, arayışı; dışarıdan gelenlerin oyuncak dağıtırken boy boy fotoğraf çektirip hiçbir yakınlık göstermeden gitmeleri, evlat edinirken anne baba adaylarının "güzel" çocukları tercih etmeleri anlatılmış Ece vasıtasıyla. Hem de çok içten, çok gerçek cümlelerle. Bazı cümleleriyse özellikle dikkatimi çekti, hoşuma gitti. Birkaç örnek bırakayım buraya, fikir olsun:
" Lülüfer, bugünlük bu kadar olsun mu, üşüdüm ben. Ne zaman sevgiden söz etsem üşürüm zaten. Bir şeyin olmadığını fark etmek mi üşütüyor?" S. 16

"Korkmasınlar evet, dünya ne güzel bir yermiş demeye devam etsinler. Ben de inanmak istiyorum buna. İyiliğe inanmak istiyorum. Bir şeyi çok fazla söylersen o şey gerçek olurmuş. Tamam, bu da masal. Hadi kapatalım pencereyi, masalsız uyuyalım o zaman." S. 104

"Ayakkabılarını kapı önündeki paspasa sildi. Uzun uzun... İnsan ayakkabılarını bu kadar temizliyorsa... Ah Lülüfer, salağım ben, çok salağım. Ayakkabılarını bu kadar temizleyen bir insanın kalbinin de temiz olacağını sandım." S. 116

"İnsan yalnızca kişisel başarı için terlememeli, başka türlü zafer kupaları da var hayatta. Başka türlü madalyalar da var, kimse görmese de boynunuzda olduğunu, biliyorsunuz orada ışıldadığını." S. 136
224 syf.
·4 günde·Puan vermedi
“Kapiland” serisinin üçüncü ve son kitabı olan “Kapiland’ın Kıyameti” ortaokul öğrencilerine hitap etmekle birlikte düşündürücü nitelikte ve aynı zamanda işlediği konu itibarıyla ilgi çekici bir kitaptır. Seri hali hazırda içerisinde distopik ögeler barındırken bu eserin türünün distopya olarak satışa sunulması isabetli olmuş. Yazarın eserde kullandığı üslubun sadeliğinin; okumayı teşvik edecek türden olması, eserin okunulabilirliğini ve ayrıca önerilme potansiyelini artıran bir husustur. Sürükleyicilik, tatmin edicilik ve bilhassa distopya türüyle gençleri tanıştırmak için yerinde bir tercih olacaktır. “Kapiland’ın Kıyameti” karakterleri üzerinden insani değerlere göndermelerde bulunurken, eş zamanlı olarak iyiliği, kötülüğü, vefayı ve ahlakı sorgulatıyor.
Bunların yanı sıra “Kapiland” dizisinin her bir cildi diğerlerinden bağımsız da okunulabilmektedir.
128 syf.
Bu kitabı okumaya başladığımda çok beğenmiştim ve değişik bulmuştum.Bitiğindede "bitmeseydi " dediğim kitabı kısa bulsamda hoşuma gitmişti.Şuan tekrar okumayı düşündüğüm kitaplardan.HERKESİN OKUMASINI TAFSİYE EDERİM..
216 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Okuduğum ilk Miyase Sertbarut kitabı. Listeme geçen yıl almama rağmen ancak okuyabildim ve ne çok geciktiğimi gördüm.

Gülten Dagıoğlu'nun "Mo'nun Gizemi" kitabını okuduğumda lisedeydim. İlk kez böyle bir kitap okuyordum ve genetik mühendisliği benim için oldukça heyecan vericiydi. Dostluk, sevgi, bilim, heyecan... Her şey vardı o kitapta.

Yıllar sonra Sisin Sakladıkları'nı okurken aynı şeyleri hissettim. Özlediğim bir keyif aldım kitaptan. Oturduğum yerde oturamadan bir solukta okudum. Dili akıcı, olay sürükleyici ve gereksiz ayrıntılara yer verilmemiş.
216 syf.
·2 günde·Puan vermedi
2 yıl önce okuduğumda çok beğenmiştim ama okudugumu unutmuşum. Tekrar okuduğumda tekrar beğendim. Harika bir kitap. Kısaca özetlersek kargaların 300 yıl yaşadıgını biliyoruz. Karga genlerini insanlar üzerinde deneyip çok tehlikeli işler yapıyorlar. Sonucun basarısız olmasına rağmen gözlerini para hırsı bürüdüğü icin devam ettiriyorlar. Kargalar zeki varlıklardır bunu bilin.
160 syf.
·Beğendi·10/10
daha önce ayıla bayıla, fenalıklar geçirerek paylaştığım bir serinin ikinci kitabıyla geldim karşınıza efendim 🤗 bu kitabın anafikri göz boyama 🤔 hani büyük devletler verdikleri zarar görülmesin diye insanları aptallaştırır ya ( avmler, yeni çıkan teknolojik ürünler, fast food zincirleri...) hah işte konumuz bu. Aslında küçük devletler de sırf büyük devletler böyle istediği için bu politikayı benimsiyorlar. Yazarımız bu oyunları çok güzel bir kurguyla bizlere aktarmış cidden. Hemen gidip alın bu seriyi. Okuyunca gelip alnımdan öpeceksiniz 🤣🤣
168 syf.
·Puan vermedi
Onların da herkes gibi gerçek sevgiye muhtaç olduğunu kimse anlayamıyordu çünkü onlar yurtlu yani yetiştirme yurdunda kalan kimsesiz çocuklardı. Bu yüzden herkes onlara yapmacık ve acıklı bakardı, gerçek sevgileri bir apartman merdiveniné, bir dedenin acımasız tacizci elleriné veya yurt müdürünün acımasız ellerine bırakılmıştı. Ece 13 yaşındadır ve annesi tarafından kundakta iken apartmanın önüne bırakılmıştur. Ece annesini bulana kadar yurt hayatınında neler yaşadığını Lülüfer adlı günlüğünde bize anlatıyor. En başta yurt çalışanlarına ders kitabı olarak okutulması gerek. Günümüzde yurtta kalan çocukların hayatını açık ve anlaşılır bir dille ortaya koyan Miyase Sertbarut un bu yapıtı kesinlikle yönetici sınıfları tarafından okunması gereken bir yapıt
152 syf.
·12 günde·Beğendi·Puan vermedi
Çöp plaza adlı bu eser, çoçuklar için doğrudan ve ya dolaylı olarak çok fazla eğitsel iletiler içermektedir.Kitabın konusu güzel, ilgi çekici ve yazarın samimiyetini kitabın sonlarına doğru daha çok hissetmektesiniz. Her ebeveynin çocuklarına gönül rahatlığıyla okutabileceği bir eserdir. İyi ki yazmışsın Sertbarut bu eseri, iyi ki tüm samimiyetini hissettirmişsin..

Yazarın biyografisi

Adı:
Miyase Sertbarut
Unvan:
Türk yazar, eğitimci
Doğum:
Ceyhan, Adana, 1963
Miyase Sertbarut, 1963 yılında Ceyhan’da doğdu. Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden 1985 yılında mezun oldu.

Çeşitli illerde öğretmenlik yaptı. Yazmaya radyo oyunları ile başlayan Miyase Sertbarut 1996 yılında Çankaya Belediyesi ve Damar Edebiyat Dergisi’nin birlikte düzenlediği yarışmada ilk ödülünü aldı ve ilk kitabı yayımlandı: “Fasulyem Bulutlara Çıkamaz”

Bu ödülün ardından çocuk edebiyatına yönelen yazar, ağırlıklı olarak çocuklara ve ilk gençlik çağına yönelik çalışmalarını sürdürüyor.

Çocuk edebiyatı dışında kalan deneme, anlatı ve öyküleri Hayalet Gemi, Bir Yeni Biçem, İnsan, Damar gibi farklı edebiyat dergilerinde yayınlandı.

Pek çok kurumdan ödül alan Miyase Sertbarut, Ankara’da yaşıyor.

Yazar istatistikleri

  • 30 okur beğendi.
  • 644 okur okudu.
  • 26 okur okuyor.
  • 238 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.