Muazzez İlmiye Çığ

Muazzez İlmiye Çığ

YazarÇevirmen
8.6/10
1.251 Kişi
·
3.362
Okunma
·
451
Beğeni
·
10,9bin
Gösterim
Adı:
Muazzez İlmiye Çığ
Unvan:
Türk Sümerolog
Doğum:
Bursa, 20 Haziran 1914
Muazzez İlmiye Çığ, (20 Haziran 1914, Bursa), Türk sümerolog.

Biyografi
Ailesi köken olarak Kırımlı göçmenlerden olup babası Kırım'dan Amasya, Merzifon'a, annesi ise Kırım'dan Bursa'ya göçmüştür. Ailesi İzmir'de yaşamaktayken, 15 Mayıs 1919 tarihinde meydana gelen İzmir'in işgali ardından daha güvenli bir yer olan Çorum'a yerleşti.

Eğitim ve kariyer
İlkokula Çorum'da başladı. Daha sonra ailece Bursa'ya taşındılar. Bursa'da özel bir okul olan Bizim Mektep'te Fransızca ve keman dersleri aldı. 1926'da sınavla Bursa Kız Muallim Mektebi'ne (Bursa Kız Öğretmen Okulu) girdi. 1931 yılında mezun oldu ve babasının da öğretmenlik yapmakta olduğu Eskişehir'e tayin oldu. Eskişehir'de öğretmenlik mesleğini dört buçuk yıl yaptı.

15 Şubat 1936 tarihinde Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Hititoloji bölümüne kaydoldu. Nazi Almanyası'ndan Türkiye'ye iltica etmiş olan ve Ankara Üniversitesi'nde dersler veren Prof. Dr. Hans Gustav Guterbock'dan Hitit Dili ve Kültürü derslerini, Prof. Dr. Benno Landsberger'den Sümer ve Akad Dilleri ve Mezopotamya Kültürü derslerini aldı. 1940 yılında Ankara Üniversitesinden mezun olduktan sonra İstanbul Eski Şark Eserleri Müzesi Çiviyazılı Belgeler Arşivine uzman olarak atandı. Aynı yıl Kemal Çığ ile evlenmişti. Müzede çalıştığı 31 yıl boyunca meslektaşı Hatice Kızılay ve Dr. F. R. Kraus ile birlikte müzenin deposunda bulunan Sümer, Akad ve Hitit dillerinde yazılmış on binlerce tableti temizleyip, sınıflandırıp numaralandırdı, 74.000 tabletten oluşan çivi yazılı belgeler arşivini oluşturdu, 3.000 tabletin kopyasını yapıp katalog halinde yayımladı.

1957'de Münih'teki Oryantalistler Kongresi'ne katıldı. 1960'da Heidelberg Üniversitesi'nde altı aylık bir çalışma yaptı. 1965'de Roma'da sergilenen Hitit sergisini bu şehirden alarak Londra'ya götürdü. 1972'de emekliye ayrıldı.

Emeklilikten sonra bir süre yurtdışında yaşayan Muazzez İlmiye Çığ, 1988'de Philadelphia'daki Asuroloji kongresine katıldı. Prof. Kramer'in History Begins at Sumer adlı kitabını Türkçeye çevirdi ve kitap 1990'da “Tarih Sümerle Başlar” adıyla Türk Tarih Kurumu tarafından yayımlandı. Kitabın çok ilgi görmesi üzerine 1993'te çocuklara yönelik Zaman Tüneliyle Sümerlere Yolculuk da dahil Sümer ve Hitit kültürlerini tanıtan 13 kitap yazdı.
116 syf.
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Okuyalı epey zaman oldu. Açıkçası bu kitabı incelemek isteği bu sitedeki incelemeleri okuyunca oluştu. İnceleyenlerin birçoğu uzun uzun açıklamak, örnekler vermek, neden desteklediğini anlatmak yerine adeta Muazzez Hanım’ın fanı gibi okunmalı, mükemmel şeklinde yorumlar yapıyor. O kadar garip, şişirilmiş inceleme paylaşımı okuduktan sonra ister istemez aynı kitabı mı okuduk acaba demeye başladım. Bilgisayar mühendisi abim Bilal Günaydın ile kitabı incelemeye karar verdik. Ben İslam dinine inanıyorum. En az sizler kadar kuşkucuyum. Sorduğum sorularla adeta abimin başının etini yiyorum. Zihnimizi meşgul eden her şeyi tartışırız. Anlamaya çalışıyoruz. Sağı solu kurcalıyoruz. İnternette araştırmalar yapıyoruz. İnsanların okuyup hemen inanmalarını anlayamıyorum. Kitaptaki bilgileri araştıranları ayırıyorum. Bu kitap sizin kadar zihnimi meşgul etti mi bilemem, çünkü sizin bunun üzerine yeterince düşünmediğinizi incelemelerinizden, körü körüne inanmanızdan anlıyorum. İncelememizde daha çok İslam üzerine yapılan benzetimler üzerinde duracağız. Yazarla ilgili de birkaç şey söyleyeceğim. Şuan 105 yaşında olan yazarımıza saygım var. Atatürk’ün yönlendirmesiyle Sümerolog olmuş, ülkemize hizmet etmiştir. Şahsi olarak bir kinim yoktur. Derdim bu kitabı yazarken yaptığı adeta zorlama yorumlarladır. Kitabı ikinci kere okuyup içerisinde yer alan ifadeleri tırnak içerisinde alıp, eleştirimi yazıp, toparlamayı, kaynaklarını da belirtmeyi düşünüyorum. İncelemeyi bir Word dosyasına yazacağım. İnceleme sonuna indirmek isteyenler için koyacağım. Daha fazla uzatmadan abimle kitabı incelemeye başlıyoruz.

“Gelecekte yeni bulunacak metinlerle bunlara daha ilaveler yapılabilecektir. Çünkü Sümer din veya edebiyatına ait henüz bilinmeyen ve kırıklıkları dolayısıyla tam çözülemeyen metinler de olduğu gibi, hâlâ toprak altında da pek çok tabletin bulunduğu kuşkusuzdur. Bununla birlikte eldeki malzeme bile Sümer kültürünün daha sonraki dinler üzerine olan etkisini okuyuculara göstermeye yeterlidir, kanısındayım.”

Kitap önsözünde yer alan ifadeye göre yer altında çok fazla tablet olduğu ve bulunan bazı tabletlerin kırık olduğundan bahsetmiş. Kırık olsa bile yeterli olduğunu söylüyor. Kırık, okunamayan, çözülememiş tabletler olduğunu kendisi de söylüyor. Bunu unutmayalım.

İnceleme güncellemesi: Tabletlerin okunuşu için örneğin bugünkü anlamda düşünürsek kırıklı tabletler her zaman "yukarıdan aşağı 5 satır var kalan satırlar yok" şeklinde değilmiş. Bazen üst üste birkaç satır eksikmiş bazen de cümleler arasında bazı kelimeler eksikmiş. Yani ikinci durum için "Serhat incelemeyi ...tarihinde güncelledi." şeklinde bir örnek verebilirim sanıyorum.
Şu sitede tabletlerin ingilizce çevirisi yer alıyor oradan bu çıkarımı yaptım: http://etcsl.orinst.ox.ac.uk/#


“Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman dinleriyle Sümer dini arasındaki ortak noktalar şunlardır: Tanrının yaratıcı ve yok edici gücü“

Tanrı düşüncesinin mantıken kabul gören tanımına göre bir Tanrıda bulunacak özellikler şunlardır: En büyük, en güzel, en güçlü, yaratıcı, yok edici… Tek tanrılı Semavi dinlerde Tanrının yok edici özelliği bulunması çok doğal değil mi? Bunun benzer olması kadar doğal bir şey yok sanırım.

“Allah bazen üçüncü şahıs olur, bazen doğrudan konuşur.”

Bu ifadeyi Sümerlilerdeki Tanrıların haber verdiği kişiler üzerinden eleştiriyor. Haber verirken bazen o diyormuş bazen ben diyormuş. Örneğin Nisa suresinde 106.ayette şöyle der:
“Allah’tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah çok yargılayıcı, ziyadesiyle esirgeyicidir.”

Bunu tutup benzerlik olarak sunmak ne kadar gariptir ya. Allah ne diyecekti? İnsanın anlaması için nasıl ifade edecekti? Kuran birçok yerde anlaşılması için Arapça indirildiğini ifade ediyor.
Yani içinde geçen söz sanatları, dil yapısı o dönemin kullanımına göredir. O dönemden bu döneme bu konuda aktarılan bir itiraz var mı bilmiyorum, yani Allah kendine neden o diye hitap ediyor diye sorulmuş mu bilmiyorum ben görmedim. Örneğin cümleler arasında öznenin birden bire değişmesi iltifat sanatıdır ve Kuran'da da olduğu söylenir. Yine bu yüzden bazı mecazlı anlatımları daha iyi anlamak için o dönemin şiirlerinden yararlanılır. Bu yüzden ben, Arapların kullandığı şekilde bu hitapların Kuran'da yer bulduğunu düşünüyorum. Ben Allah’ın gönderdiği tüm kitaplara inanıyorum. Bazıları bozulmuştur. Tamam. Ama dönemine göre inmiştir. Mesela Tevrat indiğinde Mısır’da sihirbazlar ünlüydü. Hz.Musa’nın asayı yılana dönüştürüp, onları yenmesi sihirbazlar üzerinden verdiği bir derstir, bir mucizedir. Hz.İsa’ya İncil indiğinde tıp bilimi ön plandaydı. Hz.İsa hastaları iyileştiriyordu mesela. Allah da tıp üzerinden mucizeler gerçekleştiriyor, mesajlarını iletiyordu. Kur’an indiğinde Arap toplumunda şairlik ön plandaydı. Belagatı iyi olan bir sürü insan vardı. Allah da verdiği mesajları buna göre söylemiştir. Toplumda bir sürü iyi şair, belagatı kuvvetli, bilgi sahibi Hristiyan, Yahudi vardı ve hiçbirinin aklına Allah bazen O diyor bazen ben diyor demek gelmemiş mi? Bu bence diğer dinlerde de vardır diyememiş mi? Bunu benzerlik olarak sunmak? Neyse devam ediyorum.

“Sümer'de kralların nasıl sarayları varsa Tanrıların da öyle evleri olmalıydı. Bunun için "Tanrı evi" adı altında görkemli tapınaklar, yanlarında Tanrılarla insanları yaklaştırdığı düşünülen basamaklı kuleler yapılmıştı. Daha sonra bu Tanrı evleri sinagoglara, kiliselere, camilere dönüştü. Camilerin ve minarelerin üstündeki yarım ay, Sümer Ay Tanrısının sembolüdür.”

Yazar demek istiyor ki bu tür yapılar Sümer’dekiler gibi Tanrı yapıları, evleridir. Allah her şeyin sahibidir. Tutup da Allah’ı bir mekana sınırlamak mantıklı izahı olan bir şey değildir. Diyeceksiniz ki Kabe Allah’ın evi diye geçer. O sadece bir simgedir. Allah’a ibadet edilmesi için gösterilmiş bir mekandır. Müslümanlar da bundan hareketle yüzünü Kabe’ye dönerken Allah’a dönmüş gibi ibadetini yapmış olur. Bunun dışında zaten Allah kendini doğunun ve batının rabbi olarak Kuran’da tanıtır. Detaylı anlatım için şu linke bakabilirsiniz.
https://sorularlaislamiyet.com/...in-evi-ifadesi-nasil

Devam ediyorum. Cami minarelerinde bulunan yarım ay sembolünün Sümer’den alındığını söylemiş. Yazara sormak lazım yarım ay sembolünün tarihini biliyor mu? Yarım ay Türk toplumlarıyla beraber minare üzerine eklenmiştir. Peygamber zamanında böyle bir simge yoktur. Türklerin İslamiyet’e geçmesiyle beraber kendi kültürlerini minareye yansıtmışlardır. Ama bunun sadece taş bir yapı olduğunu ve sıradan bir simge olduğunu unutmamak gerekir. Mesela ben İslamiyet’e geçtim. Bir topluluğun lideriyim. Minare üzerine aslan simgesi koydum. 1000 yıl sonra Sümerolog olan Muazzez Hanım bunu gördü ve dedi ki bu Sümerlilerde bu burç simgesidir. O zaman Sümerlilerden etkilenmiştir. Böyle tutup zorlayıcı yorumlar yapmak ne kadar akla mantığa uygundur? Sümerlilerin binlerce tanrısı vardı. Çok tanrılı dine inanıyorlardı. Ne gördüyse tapmış. Hangi simgesi kullansan oradan gelmiştir diyebilirsin.

“Sümer kralları, Tanrıların yeryüzündeki vekili sayılıyordu. Bu inanç Hıristiyanlıkta papaya, Müslümanlıkta halifeye geçerek sürmüştür.”

Bakara suresi, ayet 30:
Hani rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Biz seni eksiksiz bilirken ve durmadan övgü ile tenzih ederken orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler. Allah “Şüphe yok ki, ben sizin bilmediklerinizi bilirim” buyurdu.”

Bu halife kavramını da doğru aktarmamış. Ayette bahsettiği kişiler insanlardır. İnsanı yaratmaktan bahsediyor. Sümer krallarının Tanrı’nın yeryüzündeki vekili kavramı ile İslam’ın halife kavramı birbirine benzemiyor. Kral muhtemelen Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi olarak sınırsız güç ve sorgulanamaz bir yetkiye sahipti. İslam’daki halife kavramı böyle bir şey değil. Ayrıca despotik yönetimin aksine İslam’da istişare ile karar vermek zaten Kuran’da tavsiye edilen bir yöntem.

“Musa'nın kanununda bulunan anaya babaya saygı, kimseyi öldürmeyeceksin, zina yapmayacaksın, çalmayacaksın, yalan tanıklık etmeyeceksin, komşunun karısına ve malına göz dikmeyeceksin gibi kurallar Sümer kanununda da aynı. “

Yazarın dinlerin amacını bildiğine inanmıyorum. Ben de yarın bir din üretmeye kalksam çalma, öldürme diye kurallar söylerim. Din peygamberler aracılığıyla gönderilirken sadece yaratıcısını tanıtmak için mi gönderilir? Sadece yaratıcısına ibadet için mi gönderilir? Hayır. Peygamber gönderilen yerler genelde yollarından sapmış, zulümlerin boy gösterdiği, haksızlıkların olduğu yerlerdir. Eminim dünyanın herhangi bir yerine gitsem hiç Sümer’i vs.. duymamış etkileşimde olmamış toplulukların kurallarına baksam toplumlarının düzenlerini sağlamak için yukarıda geçen kuralları kullanacaktır.

“ Ne yazık ki, Sümer kanunlarının yazılı olduğu tabletler çok kırıklı, belki de toprak altından daha çıkarılamayanlar da var. Bu yüzden tam karşılaştırma yapılamıyor. Buna karşın daha sonra Samiler tarafından yapılan kanunların, Sümer kanunlarına dayandığı kuşku götürmez.”
İncelemeye başlarken ne demiştim? Kırık tabletler var demişti. Kırık tabletlerle karşılaştırma yapıyor, muhtemelen eklemelerde yapıyordur. Sonra bunları karşılaştırıyor. Bence bu gariptir. Örnek veriyorum. Ben 5 bin yıl önce yaşadım. Bir tane ağaçtan sopa yaptım. Nasıl yapıldığını da bir yere yazdım. Sen de bu sopayı binlerce yıl sonra buldun. Ben normalde sopayla ulaşamadığım meyvelere vurarak düşürmeyi hedefledim. Meyveleri düşürmek için kullandığım bu sopanın nasıl yapıldığını, ne için yapıldığını yazdığım yazının yarısı eline geçti. Orada meyve olduğu yazmıyor. Sen bu yazıdan tamamen bir çıkarım yapabilir misin? Sen tuttun dedin ki bence bu sopayı bir çeşit ayin için kullanıyordu. Meyveye vurduğum kısmı yok diye sen de bence bu sopayı yapan kendini dövüp bir tür manevi günah çıkarma yapıyor diyebilirsin. Diyemez misin? Bence diyebilirsin. Tabletlerin kırık olması ifade edip karşılaştırmak yapmak bence aynen buna benziyor.

İnceleme güncellemesi: Tabletler okunurken satırlar boyu eksik olduğu durumlarda bu örnek geçerli olabilir ama kelime boşluğu olan durumlarda karşılaştırma yapılabilir.

“Sümer'de sosyal adaleti koruyan Tanrıça, senede bir kere insanları iyi veya fena hareketlerinden dolayı yargılar, kötüleri cezalandırır. Bu inanış İslam'a, Şaban ayının on beşinde Berat Kandili olarak girmiştir.”

İslam’da berat kandili zayıf hadislere dayanıyor. Doğruluğu tartışılıyor. Birçok insan peygamber döneminde olmadığını söyler. Kur’an’da da geçmez. Kur’an’da sadece önemli gün olarak kadir gecesi geçer. İslamiyet’te bir de, bu tür bir yargılama yıl içindeki önemli günlerde yapılır diye bir inanış yok. Yargılama tamamen ahiret gününe bırakılmıştır.

“Sümer Tanrılarının esas adlarının başka, niteliklerine göre diğer adları da vardı. Babilliler bu adlardan 50'sini yeni yarattıkları Tanrı Marduk'a vererek tek Tanrı düşüncesine doğru bir adım atmışlardı.
İslam dininde Allah'a verilen 99 ad, aynı geleneğin bir devamı gibi görünüyor.”
Allah’ın sıfatlarının tarihi Kur’an’daki eylem ifadelerinin sonucudur. Örneğin yine Nisa 106’te “Allah çok bağışlayandır” ifadesi geçer. Sonra da bu ayeti okuyanlar buna arapça “Et – Tevvab” demişler. Bunlar hadislerde geçiyor. Kur’an’daki ifadelerin çıkarımı sonucudur. Kitap Kur’an’daki köken diyor ama yazar hadislerdeki ifadeleri de Kur’an’mış gibi önümüze sunuyor. Ayrıca Allah’ın 99 ismi sınırlı bir sayıyı değil çokluğu ifade eder.

“Sümerliler, dünyadaki bütün olayların ve Tanrıların isteklerinin gökte yıldızlarla yazılı olduğuna inanırlardı. Kur'an'da aynı inanış "Levh-i Mahfuz" olarak sürüyor.

Nemi Suresi, ayet 75: "Gökte ve yerde göze görünmeyen hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir kitapta da (Levh-i Mahfuz) bulunmasın."

Bürûc Suresi, ayet 17, 18:

"Orduların haberi geldi mi sana? Onlar Firavun ve Semûd orduları idi (nasıl helak oldular?). Bilakis inkarcılar bir başka çeşit yalanlamanın içine düştüler. Allah onları arkasından kuşatmıştı. Hakikatte onların yalanladıkları Levh-i Mahfuz'da bulunan şerefli Kur'an'dır."
“Bu ayete göre Kur'an bile gökte yazılı bulunuyor. Sümer'den kaynaklanan bir inanç!”
Yazar nasıl zorlama bir yorum yapacağını şaşırmış! Buradaki ayetlerde Kur’an gökte yazılı duruyor diye bir şey yazıyor mu? Bazı ayetlerde Allah katında bulunduğu yazılıyor. Allah’tamekandan münezzehtir. Levh-i Mahfuz’un detaylı tanımına aşağıdan ulaşabilirsiniz:
https://sorularlaislamiyet.com/...mahfuz-ne-demektir-0
“Sümerlilerde 7 sayısı çok önemlidir. 7 gün geçmek, 7 dağ aşmak, 7 ışık, 7 ağaç, 7 kapı gibi. Aynı şekilde Tevrat ve Kur'an'da da 7 sayısı bolca bulunmaktadır. İslam'a göre cennetin 7 kapısı vardır; Sümer yeraltı dünyasının da 7 kapısı bulunuyor.”
Kur’an’da cennetin kapı sayısı yazmaz. Hadislerde ise cennetin 8 kapısı olduğu rivayeti var. Hem Kur’an’daki kökeninden bahsediyor hem hadisleri kullanarak Kur’an’mış gibi sunuyor.
İlgili hadis:
“Cennetin sekiz kapısı vardır. Hadislerde “Cennetin sekiz kapısı olduğu” açıkça ifade edilmiştir,(bk. İbnHacer,VII/28).”
Detaylı bilgi için: https://sorularlaislamiyet.com/...talebelerin-girecegi

“Yahudilere ve Kur'an'a (dipnot 28'e bkz.) göre Tanrı 6 günde dünyayı yaratıp yedinci gün dinlenmiş.”
Dipnot olarak verdiği açıklamada ise Kur’an ve Tevrat’taki dünya yaratılışıyla ilgili ayetlere değiniyor. Ama Kur’an’da Allah’ın dinlendiği yazmıyor.
Allah’ın dünyayı yaratmaktan yorulmayacağı Kur’an’da Ahkaf suresi 33.ayette “Gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan” şeklinde geçer.

“Sümer yazarlarına ve ilahiyatçılarına göre her insanın ve ailenin bir şahsi Tanrısı veya Tanrısal baba yerine geçen iyi bir meleği vardı. Bu, bir fal, bir rüya veya görünen Tanrı ile bir anlaşma yapılarak belirlenirdi. Bunun görevi, Baştanrılardan, ait olduğu kimse için sağlıklı ve uzun ömür dilemek ve onun isteklerini Tanrılar meclisine iletmek. Tevrat'ta (Tekvin, 31:53), "İbrahim'in, Nahor'unAllahı, babaların Allah’ı aramızda hükmetsin!)" deniyor. Bu da Sümerlilerin şahsi Tanrısının bir yansıması, İbrahim'in Allah’ı, İbrahim ile, onu tanıyacağına, kendine Allah yapacağına dair bir ahit yapıyor, onu da sünnet yapılmak suretiyle pekiştiriyor.

Kur'an'da (Kaf Suresi, ayet 17, 18), "Hiç kimse yoktur ki, onun üzerinde bir koruyucusu ve denetleyicisi bulunmasın," denmektedir ki, bu da Sümerlilerdeki bireylerin özel Tanrılarını yansıtıyor.”
Burada bahsedilen ayetin çevirisini nereden almış bilmiyorum ama ona göre bu ayet koruyucu meleklerden bahsediyormuş. Diyanetin veya bilinen başka çevirilerde bunu göremedim.
Kaf Suresi: 16 – 18 meali:
"İnsanı biz yarattık ve elbette içinden geçenleri biliriz; sağında solunda oturmuş iki alıcı (yaptığını) alıp kaydederken biz ona şah damarından daha yakınız.
O hiçbir söz söylemez ki yanında çok dikkatli bir gözetleyici olmasın!"
Ayrıca burada bahsettiği 2 melek insanların günahını ve sevabını kaydeden meleklerdir.

“Araplarda da bunun olduğunu, hatta Muhammed'in büyükbabasının, "Eğer on oğlum olursa birini Tanrı'ya (veya Tanrılara) kurban edeceğim," dediğini bir kitapta okumuştum. Mezopotamya'dan gelen İbrahim Peygamber bu ilkel âdeti kaldırtmış.”

Bir kitapta okumuştum diye bir açıklama olabilir mi? Kaynak nerede? Her şeyde dipnot, kaynak veriyorsun da bunda niye vermemişsin? Yakında eltimden duydum falan da diyebilirsin gibime geliyor.
"Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına (bir ihtiyaç için dışarı çıktıklarında) örtülerini üzerlerine almalarını söyle. Onların tanınmaması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur."
Bu ayete göre kadınlar örtününce ne okullara gidebilecek, ne de çalışabilecekler.
"Bu ayete göre kadınlar örtününce ne okullara gidebilecek ne de çalışabilecekler"

Yazar bu yorumu hangi tefsire veya kimin mealine göre yazmış bilmiyorum ancak böyle bir anlayış yok İslam’da. Hz. Aişe’nin tefsir, hadis, fıkıh bilgisi birçok sahabeye nazaran üst düzey nitelikteydi. Yine bu anlayışın olmadığını, bildiğim kadarıyla sonraki dönemlerde de yerleşmediğini 13.YY’da yaşayan Muhyiddinibn Arabi’nin Arzuların Tercümanı kitabının önsözünden de örnek olarak bakabilirsiniz. Hadis rivayeti aldığı kadınlardan övgüyle bahsedip ilimlerinin derecesini sizi şaşırtacak şekilde anlatıyor.

Kitabı epubtan okuyorum. %20’sine geldim. Daha 5’te 1’ini okurken bu kadar hata göze çarpıyor. Kitabı tamamen incelersem wordde yazdığım sayfa sayısı 10u geçer.

Kitabın geri kalan kısmı ile ilgili olarak da şunu diyebiliriz: İlk yaratılış, Cennetten gönderiliş, nuh tufanı, harutmarut vs..Sümerler'den önce geçmiş bir dizi olayın Sümer tabletlerinde görülüyor olması ilahi kitapların uydurma olduğunu değil dönemin anlayışına -bozuk bazı inançlar bulunuyor olsa bile- işlediği için ilahi kitapların aynı kaynaktan beslendiğini gösterir diye düşünüyorum. Hatta Kuran'da bu, şu ayetle bildiriliyor: 'Şüphesiz bu hükümler ilk sayfalarda, İbrahim ve Mûsâ’nın sayfalarında da vardır.' (A'la- 19)
Hz.Muhammed’in Kur’an’ı etrafındakilerden alıp oluşturmuş olması ihtimalini düşünmek bana çok garip geliyor. 6.yüzyıldasınız. Ne teknoloji var ne tarih bilginiz ne de dönemin üst düzey Arapça bilgisine sahip şairleri ile yarışabilir konumdasınız. Bu kişi kendi yazdığı kitaba bilgisizce “ben insanı bir damla sudan yarattım”, “yaratmaya suda başladım” diye cümleler yazıyor. Bu yetmiyor kendinden önceki birçok filozofun evrenin sonsuzluğunu işaret etmesini görmezden gelip evrenin bir başlangıcının ve sonunun olduğunu söylüyor.(Şu anda kabul gören görüş budur) Örnekleri böyle uzatabiliriz ama kısa kesiyorum. Yine yukarıda değindiğimiz gibi herhangi bir yerde din oluşturmak isteseniz ve belli bir entelektüel birikime sahip değilseniz diyecekleriniz mecburen “Ahlaklı bir insan ol, insanlara yardım et, kötü şeyler yapma” demekten bir adım öteye geçemeyecektir. Ama o çağının ötesine uzanıp yüzyıllar sonrasında bile geçerli olacak bilgilerle, hiçbir ilime yeterince vakıf olmadan kitabı nasıl doldurabiliyor? Size Kur’an’ı uyduramayacağını anlatan birkaç yazı atacağım. Merak edenler okuyabilir.
Bu kitabı okuyup dinden çıktığını söyleyenlerin iyi bir okuma yaptığına inanmıyorum. Detaylı bir şekilde araştırmadan nasıl bu kitaptan etkilenerek dinden çıkıyorsunuz? Bu kadar kolay mı inançtan vazgeçmek?
Yazıyı sonuna kadar okuyanlara teşekkür ederim. Niyetim araştırıp, bir şeyleri ifade etmekti. Size önerim her şeye direk atlamamanız, kurcalamanızdır. Katkıları için abim Bilal Günaydın ’a teşekkür ediyorum.

Güncelleme: #72746219 İşin içine Sümerler veya ortadoğu toplumları girmeden de görülebilen benzerlikler ektedir.

Linkler:
http://islamicevaplar.com/...rler-nuh-tufani.html
http://islamicevaplar.com/...n-kaynagi-nedir.html
http://islamicevaplar.com/...dinlerin-ozudur.html
https://twitter.com/.../1229835694362832899
https://yek1blog.blogspot.com/...sumerler-mi.html?m=1
https://yek1blog.blogspot.com/...i-iddialari.html?m=1
https://eksisozluk.com/...-tavsiyeler--5568397
https://eksisozluk.com/...-tavsiyeler--5690673
http://michaelsikkofield.blogspot.com/...an-din-ve-kuran.html
152 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Merhaba,Deli Meriniz yine sizlerle canım ailem:)

Bugün sizlere yaşayan bir efsane olan Muazzez hocamızın eserini tanıtmaya çalışacağım.Eseri 75 yaşında bizlere sunuyor-şu an 106 yaşında-bahsi geçen tabletler için tamı tamına 33 yılı-İstanbul Arkeoloji Müzesinde gidip inceleyebilirsiniz-kitap için ise 56 yıllık emeğini döküyor.
Size hemen öykülerin bulunup bir araya getirilme öyküsü anlatılıyor.Okurken bol bol bilgi ediniyoruz.:)

syf7~Bu doğru olabilir miydi ? Binlerce yıl önce,insanlar yazabilir miydi?Acaba son kısmı var mıydı?-tabletlerden bahsediyor-Toprak altında mı ?
Sorular böyle uzayıp gidiyor.Sümerologlarla birlikte ben de çok heyecanlandım.Düşünseniz-
e M.Ö 400 yıl yazı yazılmaya başlanmış hayret edici bir durum.Yalnız şu var Ki Sumerologlar az,belge çok.Bakalım nasıl bir yol izleyecekler...


#83476497 yazarımız da aynı şekilde kendi ana dilinin kaybolacağı endişesini kitapta bize oldukça hissettirmiş.Kitabın ana aktarımlarından biri de bu.:))
Bir sümerce özdeyişi der ki Sümerceyi bilmeyen bir yazman,
Ne biçim yazmandır.:D
#83517420 şiir sevgisini çokça görmekteyiz.Bir çok örnek bulunuyor kitapta:)


#83031237 kitaplıklar beni benden aldı.Kaç yıl önceden bahsediyoruz.Keşke bunu devam ettirebilsek.Biz okurların en büyük gayesi herkesin okuması...:)


Size biraz bu öykülerin içeriğini anlatmak istiyorum.Bu öykülerde,o küçük bir çocuk iken gittiği Yeni Yıl Bayramını,öğrenci ve öğretmen olarak okuldaki günlerini,yaşadıklarını,ilk aşkını-üzülmüştüm burda ya-annesine olan sevgisini,evinin özelliklerini,arkadaşının cinsel sorunun nasıl çözdüğünü... ele almış.

Bilindik olaylara rastlayabilirsiniz
Ne demişler "tarih tekerrürden ibarettir"


Ve son olarak kitabın sonunda biz gençlere olan sevgilisini yazıya dökmüş..#83344577 ve birçok yerde de özlemini aktarmış.Biz de seni seviyoruz.
Sizi de çok seviyorum AİLEM..


Evetttt inceleme adı altında stresimi döktüğüm yazımı okuduğunuz için çok ama çok teşekkürler.:)Her türlü eleştiriye açığım:D
Okumak yaşatır:))
168 syf.
·10 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kitabımız Mustafa Kemal Atatürk'ün şu sözü ile başlıyor:

"Biz daima hakikati arayan ve onu buldukça ve bulduğumuza kani oldukça ifadeye cür'et gösteren adamlar olmalıyız."

Hakikat dediğimiz ancak bilim ile, araştırma ile, düşünceler üreterek ilerleme yolu ile elde edilir. Muazzez İlmiye Çığ da tıpkı Ata'mızın açtığı bu yolda ilerleyen, ülkemizin en kıymetli bilim insanlarından biridir. Hem Sumeroloji alanındaki çalışmaları hem de bu çalışmaları kaleme alarak halka ulaştırması bakımından Türkiye'nin en önemli sumeroloğudur.

Muazzez hocanın Sumer tarihine sağladığı katkıların yanı sıra üzerinde fazlaca durduğu bir konu vardır ki o da Türkler ile Sumerlerin bağlantılı olma ihtimalleridir. Bu konuda yazmış olduğu Sumerliler Türklerin Bir Koludur adlı kitabında Türkler ile Sumerlerin kültür ve uygarlık alanındaki benzerlikleri ile dil yapılarındaki benzerlikler ve hatta aynılıklar üzerine fazlaca araştırma sunmuştur. Bu kitapta da yine aynı şekilde Tufan efsanesinin hem Sumerlerde hem de Türklerdeki versiyonlarını aktarmıştır.

Kitap daha önce bu alanda hiç okuma yapmayanlar için ilk başta Sumerliler'e ait çok kısa bilgi verdikten sonra tufan öykülerine geçiyor.

İlk olarak Tevrat'ta bu öykünün geçtiği bölüm verilmiştir. Tufan öyküsü burada oldukça detaylı bir şekilde hikâyelenmiş. İnsanların zorbalıklarına dayanamayıp onları yarattığına pişman olan yüreği acı dolu Tanrı onları yok etmeye karar verir. Bu kararını çok sevdiği Nuh'a bildirir. Bir gemi yapmasını tarif eder ve içine hayvan türleri ile ailesini almasını öğütler. Ardından 40 gün 40 gece süren tufanı meydana getirir. Tufan sonrası kurtulan Nuh Tanrıya kurban keser ve Tanrı bir daha tufan yapmayacağına dair bulutu ve yayı (gökkuşağı) üzerine yemin eder. Fakat hikaye kendi içinde zamansal öğeler bakımından tutarsızlıklar içermektedir. Bu da bana göre Tevrat'ta zaman içerisindeki değişimlere örnek olabilir.

Sonrasında Kur'an'da geçen birkaç tufan ve Nuh ayetleri verilmiştir. Ayetler bilindiği gibi farklı surelerde dağınık halde yer almaktadır. Yalnız burada dikkat çeken nokta hikayenin bütünü ile alakalı değil, daha çok toplumun sapkınlığı ve Nuh'un da bu durumda çaresiz kalışı ile Tanrı'nın müdahalesinin gelmesi ile alakalıdır. Kur'an'da Allah'ın yapacağı tufanı Nuh'a bildirmesi, gemi yaparak tüm hayvanlardan birer çifti ve kendisine inananları gemiye alması, şiddetli bir tufan ile tüm insanların boğulması anlatılmıştır. Tufan olayı Tevrat'taki kadar detaylı şekilde Kuran'da yer almamaktadır. Kur'an daha ziyade, sonraki toplumların geçmişteki bu olaydan ibret alarak toplumsal ilişkilerini, inançlarını, davranışlarını buna göre düzenlemesini öğütleme yoluna gitmektedir.

Daha sonra Mezopotamya'daki tufan öykülerine sıra geliyor. İlk olarak Yeni Babil'de yazılan destandan bahsedelim. Herkesçe bilinen Gilgameş destanının bir bölümünde bu Tufan ile ilgili bilgiler yer almaktadır. Ölümsüzlüğü arayan Gilgameş bunun yolunu öğrenmek için yeryüzündeki tek ölümsüz olan Utnapiştim'i bulmak için çeşitli serüvenler yaşar. Onu bulduktan sonra ise bunun insanları bir tufanda yok eden tanrılar tarafından yalnızca Utnapiştim'e (anlamı, yaşamı buldu) verildiğini öğrenir.
Destana göre tanrılar insanları tufanda yok etmek için mecliste karar alır fakat neden yok etmek istediklerine dair bir bilgi yoktur. Tanrı Ea bu durumu Utnapiştim'e rüya aracılığı ile aktarır. Ona kendini kurtarması için yapması gereken geminin nasıl ve hangi ölçülerde olacağını ve o gemiye bütün canlılardan alması gerektiğini öğütler. Tabletlerde geminin yapımı ve bu esnada işçilere ne tür imkanlar sunulduğu detaylıca anlatılmıştır. Tufan sonrası Utnapiştim ve karısına Tanrı Enlil tarafından ölümsüzlük verilir.

Bu hikaye ile Tevrat'taki Tufan hikayesi arasında iki benzer kısım dikkatimi çekti. Birincisi tufan sona erdikten sonra karaya çıkma kararı vermek için üç defa farklı türlerde kuşun doğaya salınarak geri dönüp dönmediğinin kontrol edilmesi, ikincisi ise tanrının/tanrıların bu tufandan daha sonra pişman olarak bir daha tufan yapmama kararı alması. Bu tarz bir bilgi Kur'an'da yer almıyor. İslamdaki Tanrı diğer dinlerdeki tanrılar gibi pişmanlık, üzüntü, kararsızlık, kıskançlık gibi duygulara sahip degildir, haliyle de İslam'a göre bu olaydan Allah'ın pişman olması şöyle dursun; tam tersi, toplumların bu olaylardan ders alması ve kendi sapkın hareketlerinden pişmanlık duyması gerekmektedir. Bir diğer önemli husus ise ölümsüzlük olayıdır. Tevrat'ta tufan sonrası Nuh'un ölümsüzlüğünden bahsedilmezken Kur'an'da kendisine 950 yıl daha ömür verildiği yazar. Utnapiştim'in sahip olduğu ölümsüzlük anlayışı ile bu denli uzun bir yaşam yakın anlamlı sayılabilir.

Bir de Eski Babil'deki Tufan efsanesine bakalım. Buna göre insanların çoğalmasından ve yaptıkları gürültüden rahatsız olan tanrılar onlara belirli zamanlarda salgın hastalıklar, kuraklıklar, açlıklar vs göndererek onları öldürüyor ve azalmalarını sağlıyor. Fakat insanlar çoğalmaya ve gürültüye devam ediyor. En sonunda tanrılar tufan yaratarak buna bir son vermeye karar veriyor. Burada yine tanrı Enki bu kez ismi Atrahasis olan kişiye tufanı bildiriyor ve yapacağı gemiyi tarif ediyor. Geminin yapımı ve halkın çalışmaları destanda anlatılıyor. Diğer destanlarda olduğu gibi tufanın büyüklüğü tanrıları yine korkutup pişman ediyor ve sunulan kurbanlar sonucunda tanrılar sakinleşiyor. Bu destanda, tabletler çok kırıklı olduğu için tufandan nasıl kurtuldukları, karaya nasıl çıktıkları ve Atrahasis'in ölümsüzlük alıp almadığı okunamıyor.

Bu üç destanda benzer nokta ise şudur: Tevrat'ta pişman olan tanrı bir daha böyle bir tufan yaratmayacağına dair yay ve bulut yani gökkuşağı üzerine yemin ediyor. Yeni Babil efsanesinde Doğum Tanrıçası Beletili, Eski babil efsanesinde yine doğum tanrıçası Nintu boyunlarındaki Lapis Lazuli (lacivert taş) üzerine yemin ederek pişmanlıklarını ve üzüntülerini belirtiyor. Bu efsanelerdeki tanrılar görüldüğü gibi öfkesine kapılıp afetler yaratabiliyor fakat sonrasında bundan pişmanlık ve üzüntü duyabiliyor. Bu bağlamda buralardaki tanrılar tıpkı insanlar gibi duygusal yapıya sahipler.

Şimdi gelelim Sumerlere. Maalesef ki Sumerlerdeki tufan efsanesi ile ilgili tabletler çok kırıklı olduğu için detaylı bilgi elde edilemiyor fakat okunduğu kadarıyla burada da tanrıların bir tufan yaratacağını farklı fikirdeki bir tanrı Kral Ziusudra'ya bildiriyor (anlamı, yaşam günleri uzun olan) Oluşan tufanın büyüklüğü, 7 gün 7 gece sürüyor, sonrasında yine tanrılara kurbanların sunulduğu ve nihayetinde kral Ziusudra'ya tanrılar gibi ölümsüz bir yaşam verildiği anlatılıyor.

Yazılı kaynaklara sahip en eski uygarlık Sumerler olduğuna göre tufan efsanesinin, her ne kadar detaylı anlatımına sahip olunmasa da, bu uygarlıktan doğduğu düşünülebilir. Tabletler çözülene kadar tufan olayının sadece semavi dinlerde anlatıldığı sanılmaktaydı. Fakat bilim yol açtıkça, daha eski tarihler aydınlandıkça gerçekler farklı yönde şekillenmeye başladı. Bunun en güzel örneklerinden biri de işte bu Tufan efsanesidir.

Tüm bunların dışında benzer hikaye Batı'da Yunan efsanelerinde de vardır. Buna göre günahkar insanlara kızan Zeus bir tufanla onları yok etmeye karar verir. Tanrı Prometheus oğlu Deukalion'a bu kararı bildirir ve ona kurtulması için bir tekne yapmasını önerir. Zeus ile Poseidon tufanı birlikte yaparlar. Deukalion ile karısı kurtulur ve sonra Zeus'tan yeni insanlar yaratmasını isterler. Zeus kabul eder ve insanlar tekrar çoğalır. Görüldüğü gibi efsanelerin varlığı sadece doğu ile sınırlı değildir.

Gelelim birtakım bilimsel görüşlere. Bazı bilim insanları son buzul çağında eriyen buzulların Ege ve Marmara denizlerinin sularını yükselterek Karadenize taşmasını; bir kısmı ise Dicle ve Fırat nehirlerinin sularının taşması ile oluşan afeti tufan olarak nitelendiriyor.

Bunun dışında bir de Türkler ile Sumerlerin bağlantılı olduğunu düşündüren olaylar vardır. Bu görüşe göre, Türkistan'da 20 bin yıl önce Türkler yaşıyordu. Ve bu bölge irili ufaklı göllerle kaplıydı. 12 bin yıllarında buzulların erimesi ile oluşan su taşkınları Aral ve Hazar Denizlerinden Karadeniz'e ve Anadolu'ya kadar yayıldı ve bu bölge insanlarından kurtulanlar da göç etti. Mağara resimleri ve arkeolojik buluntular bunları kanıtlar niteliktedir. Bu göç edenlerin Sumerler olduğu tufan efsanesine bakılarak yorumlanmaktadır. Zira bu tarz afetler böyle efsaneleri üretmek için oldukça elverişli görünüyor.

Şimdi bir de Türk efsanelerindeki benzerliklere bakalım. Muazzez hocanın üzerinde en çok durulmasını istediği konu budur. Çünkü o da Atatürk gibi, Sumerler ve Türklerin aynı koldan geldiğine inanmaktadır.

Türkmenlerde tufan olacağı bilgisi bir keçi tarafından insanlara bildiriliyor. Kuvvetli doğal afetler peş peşe geliyor, 7 gün 7 gece sürüyor, 7 kardeş gemi yapıp hayvanlardan birer çift alıyor, tufanın bitip bitmediği de doğaya kuş türlerinden üçer defa salınarak anlaşılıyor.

Altaylarda ise, tanrı iyi kalpli Nama adındaki bir erkeğe tufanı haber veriyor. Nama üç oğluna bir sandık yapmasını söylüyor ve ölçülerini belirtiyor. Ardından tufan şiddetle kopuyor. 7 gün 7 gece sürüyor. Sandığa çeşitli hayvanlar alınıyor. Tufanın bitip bitmediği de doğaya dört defa farklı türde kuşlar salınarak anlaşılıyor. Sonrasında insanlar çoğalıyor ve Nama da oğlunu alarak göğe çıkıyor ve yıldız kümesine dönüşüyor. Yani o da ölümsüz oluyor.

Kazaklarda ise insanların işledikleri günahlar yüzünden bölgeyi su basıyor. Nuh bir gemi yaparak halktan bazı insanları ve hayvanlardan birer çifti alarak kurtuluyor ve tufan 7 gün 7 gece sürüyor, en nihayetinde de Cudi Dağı'na oturuyor.

Bunlara göre, tüm efsanelerdeki ortak noktalar; tanrının/tanrıların insanlara kızması ve cezalandırma kararı, bu kararın içlerinden değerli bir kişiye bildirilmesi, yeri göğü kaplayan sular, fırtına, tufan, kurtuluşun bir gemi ile gerçekleşmesi, karı kocanın kurtulması ve uzun yıllar yaşama ya da ölümsüzlük hakkı kazanması şeklindedir. Benim görüşüme göre bu kadar fazla benzerlik uygarlıklar arası kültürel etkileşimi, destanların toplumlar için fazlasıyla ilgi çekici ya da korkutucu olmasını, bu korkutuculuk sayesinde de ders çıkarma eğilimini ortaya koyuyor.

Efsaneler ile ilgili anlatımlar burada bitiyor. Karşılaştırma yapılabilmesi adına destanlardan uzunca bahsetmek istedim. Çünkü bu konuda pek çoğumuz bilgi sahibi değiliz. Bu sayede bu konularda ilgi uyandırmak isteyen Muazzez hocaya bir nebze katkı sağlamayı amaçladım.

Kitabın devamında ise, yine Türk-Sumer bağlarını ispatlamak adına farklı bilgiler sunulmuştur.

Sonraki bölümlerde Sumerlilerdeki yer adları ile Orta Asya ve Anadolu'daki yer adları arasındaki benzerlikler verilmiştir. Türkistan, Mezopotamya ve Anadolu'da aynı ve benzer adlar vardır. Çeşitli bilim insanlarının yaptığı araştırmalardan örnekler vererek Türk dili ile Sumer dili arasında benzerlikler olduğu belirtilmiş ve yine kelimelerden örnekler sunulmuştur. Dede Korkut Destanları ile Gilgameş Destanı arasındaki pek çok benzerlik de yine örneklerle anlatılmıştır.

Son olarak Sumer ve Türk efsanelerindeki diğer benzerliklere yer verilmiştir. Örneğin yeryüzünün ve insanın yaratılışı, yeraltı ve cennet ırmakları, güçlü kuş ve kartal motifleri, büyük hayat ağacı motifi, yılan motifi, kutsal 7 rakamı, kağanların ve kralların gücünün Tanrı tarafından verildiği inancı, dağların kutsal sayılması, Tanrıça İnanna'nın evlilik olayları ile Tanrıça Acun'unki arasındaki benzerlikler, İnanna ve kocası Dumuzi'nin bahar ayında yeryüzünde birleşerek bolluk bereketi getirmesi ile Hıdırellez bayramı ya da Oğuz Han Günü arasındaki benzer motifler gibi.

Fakar benim en çok ilgimi çeken benzerlik; Türklerin de Sumerlerin de zaman kavramını, Tufandan Önce ve Tufandan Sonra diye ikiye ayırmış olmalarıdır.

Tüm bunların ışığında ve kendimizce yapacağımız geniş çaplı araştırmalar ile Ata'mızın istediği gibi hakikatlere ulaşabilir, öncelikle yaşadığımız toplumun sonrasında ise etkileşimde bulunduğumuz diger toplumların gelişimine fayda sağlayabiliriz. Uygarlıklar doğar, gelişir ve yok olur. Fakat gelişim dur durak bilmeden yoluna devam eder diyerek incelemeyi sonlandırıyorum.

Ve her ne kadar beni duymasa da Muazzez Hoca'ya çok ama çok teşekkür ediyorum.

Sonsuz olsun benim Minik Dev Kadın'ım...
152 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Tarih : M.Ö. 2000 ler
Yer : Mezopotamya

Öncelikle kitaba ismini veren Ludingirra beyefendinin Sümerli bir şair, yazar olduğunu belirterek başlayalım.

Ve elbette Muazzez İlmiye Çığ hanımefendiye emekleri için büyük bir teşekkür , kendisini zaten bir çoğumuz ismen de olsa tanırız.

"Ben bir Sümerli öğretmen , şair ve yazarım. Yaşım yetmiş beşi bulduğundan öğretmenliği bıraktım çoktan. Fakat şair ve yazarlığım ölünceye kadar sürecektir herhalde"

Kitap bu cümlelerle başlıyor. Tabi önsözde Muazzez hanımın verdiği kıymetli bilgilerin ardından.

Sümerli şairler genellikle isim kullanmadan yazmışlar, bunun istisnası Ludingirra , Enheduanna ve Dingiraddamu isimli şairlermiş.

Devir tablet devri, kil tabletlerle korunarak bugüne ulaşan ve başta Muazzez hanım olmak üzere kıymetli Sümerologlar tarafından çevrilen yazılar bize dönem hakkında çok önemli bilgiler sunuyor.

Kitapta Ludingirra , çocukluğundan , öğretmenliğinden , evliliğinden , yaşadığı şehirden , kısaca kendi hayatı ve döneminden bahsediyor ve bunu 75 yaşından sonra bir çeşit hatırat olarak yazıyor. Amacının hem geleceğe bir eser bırakmak hem de kaybolmakta olan Sümer dilinin böylece unutulmaması olduğunu söylüyor.

Dönemin bir diğer medeniyeti Akadlar, bir süredir Sümerleri kısmen de olsa işgal etmiş, yönetimi ele almış ve Akadca dili egemen olmaya başlamıştır.

"Ülkemiz yavaş yavaş bölüşülüyor. Yabancılar aramızda özgürce yaşadıkları halde nedense rahat batıyor kendilerine. Ülkede karışıklıklar hep onlardan çıkıyor. Kendi insanlarımızın da birbirinden üstün olma tutkusu düşmanların eline iyi bir fırsat veriyor."

Ne kadar tanıdık değil mi? Hem bizim ülkemiz hem de dünyanın pek çok yerinde karşımıza çıkan bu örnek ? Bugün için kısmen Suriye meselesi özelinde ele alabiliriz. Fakat bence mesele daha da derin bir şekilde yaşanmaktadır. Şu kadarını söylemek isterim, bugün malum bir AVM kültürü hayatımızın içinde büyük yer tutmaktadır, olmasın mı peki ? Olsun tabi. Lakin dilimiz bu konuda yara alıyor mu ve kendi kültürümüz , buna bir bakalım..

Bugün ağırlıklı olarak İngilizce isimli AVM'lerde , yine bu dilin ağırlıklı olduğu yemek katında yediğimiz yemeklerin türüne kadar, sinema katında izlediğimiz Hollywood ağırlıklı filmlerle , giyim ve diğer mağazaların yine başka bir modanın hakimiyetinde ve yoğun olarak aynı dille adlandırılması , bizim bir bakıma "işgal" altında olduğumuzu göstermeye yetmiyor mu? İşte kitabın da etkisiyle, zaten malum olan bu mesele hakkında bir kere daha düşündüm. Dillerini koruyamayan milletlerin tarihten nasıl silindiği , tek neden bu olmasa da gerilemeye nasıl katkıda bulunduğu meselesi sanırım her devirde önemini koruyor.

Kitapta mitoloji unsurları , çok tanrılı inanışlar , kadın-erkek ilişkileri , yaşam tarzları çok bilgilendirici şekilde işlenmiş , Ludingirra bize büyük bir eser bırakmış.

"Bizim ulusumuz arasında bir kadınla zorla beraber olmak çok fena sayılır. Kanunlarımızda böyle yapanlara ağır cezalar var."

İnsan ilişkileri ve yaşam tarzı yönünden pek çok şeyin bugün de benzer olduğunu , hatta bazı açılardan bugünden ileri olduğunu öğrenmiş oluyoruz. Tarih bir tekrardan ibaret dedirten pek çok kısım var kitapta.

Sümerlerin Türklerle aynı soydan ya da Türk olduğu tezine katkıda bulunması açısından da meraklısı için bu ve başkaca eserler çeşitli bilgilerle dolu.

"Biz ozan ruhlu bir milletiz herhalde ki , her konuyu şiir şeklinde yazmaktan çok hoşlanıyoruz."

Yazarın diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum. Özellikle tarihe meraklı kişilere kesinlikle önereceğim bir kitap, büyük keyif aldım okurken. Herkese iyi okumalar..
116 syf.
·Beğendi·10/10
Muazzez İlmiye Çığ bu kitabında Kuran, Tevrat ve İncil'de bulunan ayetlerle Sümer yazıtlarını karşılaştırıyor. Ayet numaraları, açıklamaları, tefsirleri ve Sümer Tabletlerindeki karşılıklarını ayrıntılı bir şekilde yazmış.
Sümer Tabletlerinde Nuh Tufanından bahsetmiş, ilk insanın yaradılışı, neden kadının erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldığı söylenir?, "Kadınlar sizin tarlanız istediğiniz gibi sürünüz" ayetinin Sümer Tabletlerindeki karşılığı İnanna'nın Aşkı'nın anlatıldığı kısımda geçiyor.
Başka bir örnek başörtüsünün tarihi. Yahudiler Sümerliler'den alıyor, müslümanlar da yahudilerden... Bunun gibi bir çok ayet ve örneği var. Bunlar şuan aklıma gelenler.

Bugüne kadar yaşadığınız ve inandığınız bir çok şeyi sorgulamaya cesaretiniz varsa okumanızı şiddetle tavsiye ederim.

Saygılarımla..
116 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Dünyanın ve Türkiye'nin önde gelen Sumerolog'larından Muazzez İlmiye Çığ hocamızın okuduğum ilk kitabı. Kitap kısa olmasına rağmen içerdiği bilgiler bakımından adeta bir hazine olarak değerlendirilebilir.

Kitapta, ilk olarak Sumer uygarlığı ve bu uygarlığın insanlık tarihine ve gelişmesine yaptığı büyük katkıların kısa bir özeti yapıldıktan sonra, esas konu olan üç semavi dindeki inanç ve yaşantının Sumer'lerde görülen benzerliklerine değiniliyor. Kitabın isminde de yazıldığı gibi Kuran,İncil ve Tevrat'ta bulunan bir çok ayrıntının Sumer yazıtlarıyla benzerlikleri üzerinde duruluyor. Kabaca olarak düşündüğümüzde aralarında ortalama biner yıllık süreler bulunan bu yazıtlar ve kutsal kitapların, bazı bölümlerde birebir veya benzer uyum sağlamasının altı çiziliyor. Bu durumun nasıl olmuş olabileceği hakkında da ayrıca fikir yürütülüyor.

Kitap, içerdiği bilgilerin bu kadar kapsamlı olmasına ve bölümler çok ayrıntılı bir şekilde yazılmasına rağmen müthiş bir akıcılıkla okunuyor.

Son cümle olarak, müthiş ve çok ilginç bilgiler içeren bu kitabı , özellikle de bu tür kitaplarla ilgilenen kişilerin mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum.
116 syf.
·Beğendi·9/10
Deisttim,Ateist oldum.Pişman değilim.Bu kitabı "idrak yolu enfeksiyonu" olmuş herkese okutulması lazım.
Bana uymuyorsanız inandığınız dinin kitabına uyun ve okuyun .Kadını köle,cariyeden öte bir şeye benzetmeyen din sadece faztazi kitabıdır.
95 syf.
·3 günde·10/10
Gılgamış isminin anlamı’her şeyi bilen, gören’ demek..

Sümerlerin kralı Gılgamış da krallığı boyunca ölümsüzlük dahil her şeyi bilmek için inatçı kişiliği ile mücadele etmiş bir kral..

Türkiye’de akademik eğitim alıp resmi kurumların sınavlarına hayatlarının belli dönemlerinde hazırlanmış kişilerin çalıştıkları notlar arasında ‘GILGAMIŞ DESTANI’ hatırlayacakları âşina bir bilgidir ama sadece bu kadar..

Gılgamış Destanını dikkate almamızı sağlayan içinde bahsettiği TUFAN olayı..

Sümerler ayrı ayrı şehir devletleri halinde yaşamışlar ve kral GILGAMIŞ, bu şehir devletlerinden biri olan URUK şehrinin kralı..
Bu bir masal değil, hikaye değil, tarihte Gılgamış isminde bir kral gerçekten yaşamış.Nerden öğreniyoruz, Sümerler yazıyı ilk bulan ve bilgilerini kil tabletlere çivi yazısı ve Sümer dili ile aktaran ilk uygarlık..

Gılgamış denen kralın yönettiği URUK şehri, Kuran ve Tevrat’ta Nuh Tufanı diye bahsedilen olaydan yaklaşık 1000-1500 yıl sonra kurulmuş bir şehir..

Gılgamış ve Tufan olayından bahseden kil tabletler, Tevrat ve Kuran’dan önce Sümerler tarafından yazılmış..

Yani yeryüzünü büyük bir sel felaketinin kaplamasından kutsal kitaplardan binlerce binlerce yıl önce arkeolojik kazılarda ortaya çıkıp tasnif edilmiş Sümer tabletleri bahsediyor..

Gılgamış Destanını önemli kılan tarafı da bu Tufan olayından bahsetmesi ..

Bu kitabın yazılış sebebi yazarı Muazzez İlmiye Çığ tarafından kitabın önsözünde güzelce izah edilmiş..

Diyor ki; tabletler çok tahrip olmuş kırılmış epey boşluklar var..Ben bu tabletteki bilgileri ve Gılgamış Destanını öyküleştirerek anlatmak istedim diyor güzelde yapmış açıkçası..

Muazzez İlmiye Çığ Türkiye’nin İlkçağ Tarihi alanında yetiştirdiği ilk ve önemli uzmanlardan..Halen yaşıyor ve 106 yaşında..Osmanlı Devleti zamanında doğmuş:))
Uzmanlık alanı Hititoloji olmasının yanısıra Ankara Dil Tarih’e Almanya’dan Sümer uzmanı bir hoca geliyor Muazzez hanım bu hocadan Sümerlerinde içinde anlatıldığı Mezopotomya Uygarlıkları , Sümer ve Akad dilleri dersleri alıyor.Eğitimini tamamladıktan sonra atandığı görevinde yaklaşık 72 bin Sümerlerden kalma kil tableti tasnif ediyor ve arşivlere kazandırıyor..

Kendisi yaşayan tarih ve ilginç olabilecek bir mücadele içinde geçen hayat hikayesi var..

Benim dikkatimi çeken bir iki noktayı bu inceleme başlığı altında yazmayı uygun buldum..

Kadınların başörtüsü takma geleneğinin bir Mezopotamya Uygarlığı olan Akadlarla başladığını yazılı kaynaklarla dile getirince Türkiye’de 2007 yılında kıyamet kopmuş ve dava edilmiş Sümer uzmanımız..Bilin bakalım dava sonucunda ne olduğunu..
Bir celsede dava düşüyor:)))

Gılgamış Destanı içerisinde de bol bol gördüğümüz üzere tâ Milattan Önce diye ifade edilen zamanlarda Tevrat, İncil, Kuran’dan öncede toplumların tanınmış ama ölmüş kişileri arabulucu yapıp tanrılarından isteklerini dile getirdiklerini görüyoruz aktarılan bilgilerde..

Dini günlerde özellikle insanların evliya, veli olarak sayıp değer verdikleri türbelere gidip, ev, araba, eş, çocuk için dua ettiklerini biliyoruz..
Değişen bişi yok bakın geçmişte de böyleymiş şimdi de böyle..

Daha da ilginci İskandinav kültürlerinden tutun Güney Amerika’nın eski halkları Maya ve İnkalara, Hint Uygarlığından Çin Uygarlığına kadar doğudan batıya geçmişteki tüm toplulukların tarihlerinin bir döneminde farklı isimlerle anlarılan ama aynı olay var TUFAN OLAYI..
İncelemeye konu olan Gılgamış kitabında da bahsedilen Tufan olayında bizim Nuh Olayı diye bildiğimiz olay,UTANAPİŞTİM in başına geliyor yani bizim Nuh’umuz Sümerlerde UTANAPİŞTİM adıyla bahsediliyor..

Beni şaşırtan bir diğer ilginçlik Muazzez İlmiye Çığ ,Uruk şehrinin tapınaklarındaki rahibelerin o şehrin erkeklerine cinsellik dersi verdiğini anlattığı bölümler..Zaten sonradan bir araştırma kitabı da yazmış adı MABED FAHİŞELİĞİ olan..
Beni açıkçası kurulan cümlelerdeki bir akademisyenin hayal gücü şaşırttı ne demek istediğimi kitaptan ilgili alıntıyı buraya koyarak anlatmak istiyorum.

ALINTI

O biraz önce Tanrıça İnanna'nın tapınağındaki aşk odasında basrahibe Nındada ile geçirdiği unutulmaz saatlerin etkisinden henüz kurtulamamıştı. Ne kadar güzel ve cilveliydi rahibe! Bu kadar güzeli ve tatlısıyla karşılaşacağım hiç tahmin etmemişti. Bembeyaz çarşaflarla hazırlanmış yatak, etrafa konmuş tutsülerin iç gıcıklayan kokuları arasında o kadınlığının bütün hünerlerini göstermeye çalışmış, Gılgames de erkeklikte ondan aşağı kalmamıştı. Odalarının kapısı önünde çalınan harp, lir ve teflerin eşliğinde rahip ve rahibelerin birbirlerine karşılıklı söyledikleri coşku, tutku dolu aşk şarkıları sevişmelerini daha da çok körüklemiş, doyulmaz zevkler katmıştı.

(Muazzez hocanın hayal gücü beni şaşırttı:)))

Günümüz hayatımız içinde eski kültürlerin bilmediğimiz o kadar çok etkisi ve izleri var ki..

Şimdi insanlar bugünlerde kurban bayramına dair pek çok paylaşım yapıyorlar peki içlerinden kaç tanesi çok uzak bir geçmişte topluluk halinde bile yaşamayan konuşamayan bile insanların sunakları olduğunu tanrılarına kurban ritueli düzenlediklerini...

İnsanların çoğu hayatı kendi bildiği çerçeveye sığdırma becerisine sahip ve buna o kadar büyük bir kesinlik ve inançla bağlılar ki..
Bu her zaman bana tuhaf gelmiştir..
Her daim okuyalım aydınlanalım, önce kendimizi aydınlatalım..
116 syf.
·4 günde
Özellikle semavi dinlerde, ilk insan inancından hareketle, Allah'ın tüm toplumlara(kavimlere) din gönderdiği ve bu toplumların dinlerini bozduğu inancı yer alır.

Dolayısı ile, bu iddiaya göre Sümerler'de, İncil'de ve Tevrat'ta gördüğün benzerlikler, Tevrat'ın, İncil'in ya da Kuran'ın onların kopyası olduğunu değil; aksine "her topluma(kavime) gelen peygamberden kalan bilgi kırıntıları olduğunu" gösterir.


https://eksisozluk.com/entry/65948704


Linkteki incelemeyi çok başarılı bulduğum için ayrıntılı bir inceleme yazmaya gerek duymadım açıkçası.

Yazarımız kitabı hazırlarken ciddi teolojik hatalar yapmış, tutarsız açıklamaları var. Olayları birbirine bağlamaya çalışmış ama bence başarılı olamamış.
Tevrat'la Sümeri rahatça karşılaştırken, bazı kısımlarda konu Kuran'a gelince yazar "Kuran'da bunlar yüzeysel" diyerek konuyu geçiştiriyor.
Kuran'dan bir şey bulamayınca hadislerden ve rivayetlerden örnek vermeye başlıyor.( Burada gülüyorum :D)

Okurken ciddiye alamıyorum yazarı. Dinlerin eleştirilmesi, incelenmesi gerekir mutlaka. Ama buradaki argümanlar benim için yetersiz ve düşük seviye.
Daha diyecek söz bulamıyorum...

Kitaptan alıntılarım, yazdıkça güncelleyeceğim.
#60581816
#60584308
#60613292
#60611513
#60582253
#60583535
#60585605
#60590874
#60610282
#60609377
#60630135
#60759140
116 syf.
·8 günde
Muazzez İlmiye Çığ’ın kitabını Gör Beni’yi okuduktan sonra listeme eklemiştim. Sümerolog olan eser sahibinin daha birçok araştırması ve kıymetli kitapları var. Yavaş yavaş onları da okumayı planlıyorum. Kutsal kitapların kökeninin Sümerler’e dayandığını, yaptığı araştırmalar neticesinde aralarındaki benzerlikleri, konu olan önemli efsanelere yer verdiği bu eseri sorgulamaya, düşünmeye ve araştırmaya iten bir kitap. Tarih Sümerde Başlar isimli bir kitaptan da bahsediyor. Baskısını bulduğumda onu da okumak istiyorum. Meraklılarına tavsiyemdir

Yazarın biyografisi

Adı:
Muazzez İlmiye Çığ
Unvan:
Türk Sümerolog
Doğum:
Bursa, 20 Haziran 1914
Muazzez İlmiye Çığ, (20 Haziran 1914, Bursa), Türk sümerolog.

Biyografi
Ailesi köken olarak Kırımlı göçmenlerden olup babası Kırım'dan Amasya, Merzifon'a, annesi ise Kırım'dan Bursa'ya göçmüştür. Ailesi İzmir'de yaşamaktayken, 15 Mayıs 1919 tarihinde meydana gelen İzmir'in işgali ardından daha güvenli bir yer olan Çorum'a yerleşti.

Eğitim ve kariyer
İlkokula Çorum'da başladı. Daha sonra ailece Bursa'ya taşındılar. Bursa'da özel bir okul olan Bizim Mektep'te Fransızca ve keman dersleri aldı. 1926'da sınavla Bursa Kız Muallim Mektebi'ne (Bursa Kız Öğretmen Okulu) girdi. 1931 yılında mezun oldu ve babasının da öğretmenlik yapmakta olduğu Eskişehir'e tayin oldu. Eskişehir'de öğretmenlik mesleğini dört buçuk yıl yaptı.

15 Şubat 1936 tarihinde Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Hititoloji bölümüne kaydoldu. Nazi Almanyası'ndan Türkiye'ye iltica etmiş olan ve Ankara Üniversitesi'nde dersler veren Prof. Dr. Hans Gustav Guterbock'dan Hitit Dili ve Kültürü derslerini, Prof. Dr. Benno Landsberger'den Sümer ve Akad Dilleri ve Mezopotamya Kültürü derslerini aldı. 1940 yılında Ankara Üniversitesinden mezun olduktan sonra İstanbul Eski Şark Eserleri Müzesi Çiviyazılı Belgeler Arşivine uzman olarak atandı. Aynı yıl Kemal Çığ ile evlenmişti. Müzede çalıştığı 31 yıl boyunca meslektaşı Hatice Kızılay ve Dr. F. R. Kraus ile birlikte müzenin deposunda bulunan Sümer, Akad ve Hitit dillerinde yazılmış on binlerce tableti temizleyip, sınıflandırıp numaralandırdı, 74.000 tabletten oluşan çivi yazılı belgeler arşivini oluşturdu, 3.000 tabletin kopyasını yapıp katalog halinde yayımladı.

1957'de Münih'teki Oryantalistler Kongresi'ne katıldı. 1960'da Heidelberg Üniversitesi'nde altı aylık bir çalışma yaptı. 1965'de Roma'da sergilenen Hitit sergisini bu şehirden alarak Londra'ya götürdü. 1972'de emekliye ayrıldı.

Emeklilikten sonra bir süre yurtdışında yaşayan Muazzez İlmiye Çığ, 1988'de Philadelphia'daki Asuroloji kongresine katıldı. Prof. Kramer'in History Begins at Sumer adlı kitabını Türkçeye çevirdi ve kitap 1990'da “Tarih Sümerle Başlar” adıyla Türk Tarih Kurumu tarafından yayımlandı. Kitabın çok ilgi görmesi üzerine 1993'te çocuklara yönelik Zaman Tüneliyle Sümerlere Yolculuk da dahil Sümer ve Hitit kültürlerini tanıtan 13 kitap yazdı.

Yazar istatistikleri

  • 451 okur beğendi.
  • 3.362 okur okudu.
  • 77 okur okuyor.
  • 2.494 okur okuyacak.
  • 28 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları