1000Kitap Logosu
Muazzez İlmiye Çığ
Muazzez İlmiye Çığ
Muazzez İlmiye Çığ

Muazzez İlmiye Çığ

Yazar
Çevirmen
BEĞEN
TAKİP ET
8.6
1.990 Kişi
5,6bin
Okunma
625
Beğeni
14,3bin
Gösterim
Unvan
Türk Sümerolog
Doğum
Bursa, 20 Haziran 1914
Yaşamı
Muazzez İlmiye Çığ, (20 Haziran 1914, Bursa), Türk sümerolog. Biyografi Ailesi köken olarak Kırımlı göçmenlerden olup babası Kırım'dan Amasya, Merzifon'a, annesi ise Kırım'dan Bursa'ya göçmüştür. Ailesi İzmir'de yaşamaktayken, 15 Mayıs 1919 tarihinde meydana gelen İzmir'in işgali ardından daha güvenli bir yer olan Çorum'a yerleşti. Eğitim ve kariyer İlkokula Çorum'da başladı. Daha sonra ailece Bursa'ya taşındılar. Bursa'da özel bir okul olan Bizim Mektep'te Fransızca ve keman dersleri aldı. 1926'da sınavla Bursa Kız Muallim Mektebi'ne (Bursa Kız Öğretmen Okulu) girdi. 1931 yılında mezun oldu ve babasının da öğretmenlik yapmakta olduğu Eskişehir'e tayin oldu. Eskişehir'de öğretmenlik mesleğini dört buçuk yıl yaptı. 15 Şubat 1936 tarihinde Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Hititoloji bölümüne kaydoldu. Nazi Almanyası'ndan Türkiye'ye iltica etmiş olan ve Ankara Üniversitesi'nde dersler veren Prof. Dr. Hans Gustav Guterbock'dan Hitit Dili ve Kültürü derslerini, Prof. Dr. Benno Landsberger'den Sümer ve Akad Dilleri ve Mezopotamya Kültürü derslerini aldı. 1940 yılında Ankara Üniversitesinden mezun olduktan sonra İstanbul Eski Şark Eserleri Müzesi Çiviyazılı Belgeler Arşivine uzman olarak atandı. Aynı yıl Kemal Çığ ile evlenmişti. Müzede çalıştığı 31 yıl boyunca meslektaşı Hatice Kızılay ve Dr. F. R. Kraus ile birlikte müzenin deposunda bulunan Sümer, Akad ve Hitit dillerinde yazılmış on binlerce tableti temizleyip, sınıflandırıp numaralandırdı, 74.000 tabletten oluşan çivi yazılı belgeler arşivini oluşturdu, 3.000 tabletin kopyasını yapıp katalog halinde yayımladı. 1957'de Münih'teki Oryantalistler Kongresi'ne katıldı. 1960'da Heidelberg Üniversitesi'nde altı aylık bir çalışma yaptı. 1965'de Roma'da sergilenen Hitit sergisini bu şehirden alarak Londra'ya götürdü. 1972'de emekliye ayrıldı. Emeklilikten sonra bir süre yurtdışında yaşayan Muazzez İlmiye Çığ, 1988'de Philadelphia'daki Asuroloji kongresine katıldı. Prof. Kramer'in History Begins at Sumer adlı kitabını Türkçeye çevirdi ve kitap 1990'da “Tarih Sümerle Başlar” adıyla Türk Tarih Kurumu tarafından yayımlandı. Kitabın çok ilgi görmesi üzerine 1993'te çocuklara yönelik Zaman Tüneliyle Sümerlere Yolculuk da dahil Sümer ve Hitit kültürlerini tanıtan 13 kitap yazdı.
Bilal Günaydın
Kur'an, İncil ve Tevrat'ın Sumer'deki Kökeni'yi inceledi.
116 syf.
·
5/10 puan
Kafası bu kitap yüzünden karışık olan Müslümanlar, Toplanın!
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Okuyalı epey zaman oldu. Açıkçası bu kitabı incelemek isteği bu sitedeki incelemeleri okuyunca oluştu. İnceleyenlerin birçoğu uzun uzun açıklamak, örnekler vermek, neden desteklediğini anlatmak yerine adeta Muazzez Hanım’ın fanı gibi okunmalı, mükemmel şeklinde yorumlar yapıyor. O kadar garip, şişirilmiş inceleme paylaşımı okuduktan sonra ister istemez aynı kitabı mı okuduk acaba demeye başladım. Kardeşim 1000kitap.com/GnydnSerhat ile kitabı incelemeye karar verdik. Ben İslam dinine inanıyorum. En az sizler kadar kuşkucuyum. Kafama takılan her şeyi anlamaya çalışıyorum. Sağı solu kurcalıyorum. İnternette araştırmalar yapıyorum. İnsanların okuyup hemen inanmalarını anlayamıyorum. Kitaptaki bilgileri araştıranları ayırıyorum. Ama bu kitap sizi benim zihnimi meşgul ettiği kadar meşgul etti mi? Zannetmiyorum. Çünkü sizin bu kitap üzerine yeterince düşünmediğinizi incelemelerinizdeki körü körüne inanmış vaziyette yazdığınız şişirilmiş, göğe yükseltilmiş, abartılı ve altı boş olan cümlelerinizden anlıyorum. Kardeşime yazacağımız bu incelememizde daha çok İslam üzerine yapılan benzetimler üzerinde duracağız. Yazarla ilgili de birkaç şey söyleyeceğim. Şuan 105 yaşında olan yazarımıza saygım var. Atatürk’ün yönlendirmesiyle Sümerolog olmuş, ülkemize hizmet etmiştir. Şahsi olarak bir kinim yoktur. Derdimiz bu kitabı yazarken yaptığı adeta zorlama yorumlarladır. Kitabı ikinci kere okuyup içerisinde yer alan ifadeleri tırnak içerisinde alıp, eleştirimizi yazıp, toparlamayı, kaynaklarını da belirtmeyi düşünüyoruz. İncelemeyi bir Word dosyasına yazacağız. İnceleme sonuna indirmek isteyenler için bir link koyacağız. Daha fazla uzatmadan kardeşimle kitabı incelemeye başlıyoruz. “Gelecekte yeni bulunacak metinlerle bunlara daha ilaveler yapılabilecektir. Çünkü Sümer din veya edebiyatına ait henüz bilinmeyen ve kırıklıkları dolayısıyla tam çözülemeyen metinler de olduğu gibi, hâlâ toprak altında da pek çok tabletin bulunduğu kuşkusuzdur. Bununla birlikte eldeki malzeme bile Sümer kültürünün daha sonraki dinler üzerine olan etkisini okuyuculara göstermeye yeterlidir, kanısındayım.” Serhat’ın görüşü: Tabletlerin okunuşu için örneğin bugünkü anlamda düşünürsek kırıklı tabletler her zaman "yukarıdan aşağı 5 satır var kalan satırlar yok" şeklinde değil. Bazen üst üste birkaç satır eksikmiş bazen de cümleler arasında bazı kelimeler eksikmiş. Yani ikinci durum için "Serhat incelemeyi ...tarihinde güncelledi." şeklinde bir örnek verebilirim sanıyorum. Şu sitede tabletlerin ingilizce çevirisi yer alıyor. Oradan bu çıkarımı yaptım: etcsl.orinst.ox.ac.uk Bilal’in görüşü: Serhat’ın verdiği örnek mantıklı görünüyor. Ancak şöyle bir şey var. Yazar yine de kırık tabletlerin ve yer altında henüz çıkarılmamış tabletlerin olduğunu söylüyor. Elde olan tabletlerin tarihsel olarak Sümer’den sonra gelen dinlere olan Sümer Kültürünün etkisini gösterme açısından yeterli olduğu yorumunu belirtip, karşılaştırma yaparken kullandığı bazı materyallerden bahsetmiş oluyor. O kullandığı materyallerle, yaptığı çıkarımlar noktasında yorumunu belirttiği için ben de onu suçlamadan fikrimi bir varsayıma dayandırarak beyan edeceğim. Eksik kalan kısımlarla ilgili zorlama yorumlar yapıp yapmadığını nasıl bileceğiz? Örnek veriyorum. Ben 5 bin yıl önce yaşadım. Bir tane ağaçtan sopa yaptım. Nasıl yapıldığını da bir yere yazdım. Sen de bu sopayı binlerce yıl sonra buldun. Ben normalde sopayla ulaşamadığım meyvelere vurarak düşürmeyi hedefledim. Meyveleri düşürmek için kullandığım bu sopanın nasıl yapıldığını, ne için yapıldığını yazdığım yazının yarısı eline geçti. Orada meyve olduğu yazmıyor. Sen bu yazıdan tamamen bir çıkarım yapabilir misin? Sen tuttun dedin ki bence bu sopayı bir çeşit ayin için kullanıyordu. Meyveye vurduğum kısmı yok diye sen de bence bu sopayı yapan kendini dövüp bir tür manevi günah çıkarma yapıyor diyebilirsin. Diyemez misin? Bence diyebilirsin. Yazar eğer “isterse” tabletlerin kırık ya da eksik olmasıyla ilgili elindeki materyalleri değerlendirirken bu türden bir zorlama yorumlama yapabilir diyor “varsayım” fikrimi burada bitiriyorum. İkimizin görüşünü de ayrı ayrı belirttikten sonra incelemeye devam ediyoruz. “Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman dinleriyle Sümer dini arasındaki ortak noktalar şunlardır: Tanrının yaratıcı ve yok edici gücü“ Tanrı düşüncesinin mantıken kabul gören tanımına göre bir Tanrıda bulunacak özellikler şunlardır: En büyük, en güzel, en güçlü, yaratıcı, yok edici… Tek tanrılı Semavi dinlerde Tanrının yok edici özelliği bulunması çok doğal değil mi? Bunun benzer olması kadar doğal bir şey yok sanırım. “Allah bazen üçüncü şahıs olur, bazen doğrudan konuşur.” Bu ifadeyi Sümerlilerdeki Tanrıların haber verdiği kişiler üzerinden eleştiriyor. Haber verirken bazen o diyormuş bazen ben diyormuş. Örneğin Nisa suresinde 106.ayette şöyle der: “Allah’tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah çok yargılayıcı, ziyadesiyle esirgeyicidir.” Bunu tutup benzerlik olarak sunmak ne kadar gariptir ya. Allah ne diyecekti? İnsanın anlaması için nasıl ifade edecekti? Kuran birçok yerde anlaşılması için Arapça indirildiğini ifade ediyor. Yani içinde geçen söz sanatları, dil yapısı o dönemin kullanımına göredir. O dönemden bu döneme bu konuda aktarılan bir itiraz var mı bilmiyorum, yani Allah kendine neden o diye hitap ediyor diye sorulmuş mu bilmiyorum ben görmedim. Örneğin cümleler arasında öznenin birden bire değişmesi iltifat sanatıdır ve Kuran'da da olduğu söylenir. Yine bu yüzden bazı mecazlı anlatımları daha iyi anlamak için o dönemin şiirlerinden yararlanılır. Bu yüzden ben, Arapların kullandığı şekilde bu hitapların Kuran'da yer bulduğunu düşünüyorum. Ben Allah’ın gönderdiği tüm kitaplara inanıyorum. Bazıları bozulmuştur. Tamam. Ama dönemine göre inmiştir. Mesela Tevrat indiğinde Mısır’da sihirbazlar ünlüydü. Hz.Musa’nın asayı yılana dönüştürüp, onları yenmesi sihirbazlar üzerinden verdiği bir derstir, bir mucizedir. Hz.İsa’ya İncil indiğinde tıp bilimi ön plandaydı. Hz.İsa hastaları iyileştiriyordu mesela. Allah da tıp üzerinden mucizeler gerçekleştiriyor, mesajlarını iletiyordu. Kur’an indiğinde Arap toplumunda şairlik ön plandaydı. Belagatı iyi olan bir sürü insan vardı. Allah da verdiği mesajları buna göre söylemiştir. Toplumda bir sürü iyi şair, belagatı kuvvetli, bilgi sahibi Hristiyan, Yahudi vardı ve hiçbirinin aklına Allah bazen O diyor bazen ben diyor demek gelmemiş mi? Bu bence diğer dinlerde de vardır diyememiş mi? Bunu benzerlik olarak sunmak? Neyse devam ediyoruz. “Sümer'de kralların nasıl sarayları varsa Tanrıların da öyle evleri olmalıydı. Bunun için "Tanrı evi" adı altında görkemli tapınaklar, yanlarında Tanrılarla insanları yaklaştırdığı düşünülen basamaklı kuleler yapılmıştı. Daha sonra bu Tanrı evleri sinagoglara, kiliselere, camilere dönüştü. Camilerin ve minarelerin üstündeki yarım ay, Sümer Ay Tanrısının sembolüdür.” Yazar demek istiyor ki bu tür yapılar Sümer’dekiler gibi Tanrı yapıları, evleridir. Allah her şeyin sahibidir. Tutup da Allah’ı bir mekana sınırlamak mantıklı izahı olan bir şey değildir. Diyeceksiniz ki Kabe Allah’ın evi diye geçer. O sadece bir simgedir. Allah’a ibadet edilmesi için gösterilmiş bir mekandır. Müslümanlar da bundan hareketle yüzünü Kabe’ye dönerken Allah’a dönmüş gibi ibadetini yapmış olur. Bunun dışında zaten Allah kendini doğunun ve batının rabbi olarak Kuran’da tanıtır. Detaylı anlatım için şu linke bakabilirsiniz. sorularlaislamiyet.com/kabe-icin-neden-all... Devam ediyorum. Cami minarelerinde bulunan yarım ay sembolünün Sümer’den alındığını söylemiş. Yazara sormak lazım yarım ay sembolünün tarihini biliyor mu? Yarım ay Türk toplumlarıyla beraber minare üzerine eklenmiştir. Peygamber zamanında böyle bir simge yoktur. Türklerin İslamiyet’e geçmesiyle beraber kendi kültürlerini minareye yansıtmışlardır. Ama bunun sadece taş bir yapı olduğunu ve sıradan bir simge olduğunu unutmamak gerekir. Mesela ben İslamiyet’e geçtim. Bir topluluğun lideriyim. Minare üzerine aslan simgesi koydum. 1000 yıl sonra Sümerolog olan Muazzez Hanım bunu gördü ve dedi ki bu Sümerlilerde bu burç simgesidir. O zaman Sümerlilerden etkilenmiştir. Böyle tutup zorlayıcı yorumlar yapmak ne kadar akla mantığa uygundur? Sümerlilerin binlerce tanrısı vardı. Çok tanrılı dine inanıyorlardı. Ne gördüyse tapmış. Hangi simgesi kullansan oradan gelmiştir diyebilirsin. “Sümer kralları, Tanrıların yeryüzündeki vekili sayılıyordu. Bu inanç Hıristiyanlıkta papaya, Müslümanlıkta halifeye geçerek sürmüştür.” Bakara suresi, ayet 30: Hani rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Biz seni eksiksiz bilirken ve durmadan övgü ile tenzih ederken orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler. Allah “Şüphe yok ki, ben sizin bilmediklerinizi bilirim” buyurdu.” Bu halife kavramını da doğru aktarmamış. Ayette bahsettiği kişiler insanlardır. İnsanı yaratmaktan bahsediyor. Sümer krallarının Tanrı’nın yeryüzündeki vekili kavramı ile İslam’ın halife kavramı birbirine benzemiyor. Kral muhtemelen Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi olarak sınırsız güç ve sorgulanamaz bir yetkiye sahipti. İslam’daki halife kavramı böyle bir şey değil. Ayrıca despotik yönetimin aksine İslam’da istişare ile karar vermek zaten Kuran’da tavsiye edilen bir yöntem. “Musa'nın kanununda bulunan anaya babaya saygı, kimseyi öldürmeyeceksin, zina yapmayacaksın, çalmayacaksın, yalan tanıklık etmeyeceksin, komşunun karısına ve malına göz dikmeyeceksin gibi kurallar Sümer kanununda da aynı. “ Yazarın dinlerin amacını bildiğine inanmıyorum. Ben de yarın bir din üretmeye kalksam çalma, öldürme diye kurallar söylerim. Din peygamberler aracılığıyla gönderilirken sadece yaratıcısını tanıtmak için mi gönderilir? Sadece yaratıcısına ibadet için mi gönderilir? Hayır. Peygamber gönderilen yerler genelde yollarından sapmış, zulümlerin boy gösterdiği, haksızlıkların olduğu yerlerdir. Eminim dünyanın herhangi bir yerine gitsem hiç Sümer’i vs.. duymamış etkileşimde olmamış toplulukların kurallarına baksam toplumlarının düzenlerini sağlamak için yukarıda geçen kuralları kullanacaktır. “Sümer'de sosyal adaleti koruyan Tanrıça, senede bir kere insanları iyi veya fena hareketlerinden dolayı yargılar, kötüleri cezalandırır. Bu inanış İslam'a, Şaban ayının on beşinde Berat Kandili olarak girmiştir.” İslam’da berat kandili zayıf hadislere dayanıyor. Doğruluğu tartışılıyor. Birçok insan peygamber döneminde olmadığını söyler. Kur’an’da da geçmez. Kur’an’da sadece önemli gün olarak kadir gecesi geçer. İslamiyet’te bir de, bu tür bir yargılama yıl içindeki önemli günlerde yapılır diye bir inanış yok. Yargılama tamamen ahiret gününe bırakılmıştır. “Sümer Tanrılarının esas adlarının başka, niteliklerine göre diğer adları da vardı. Babilliler bu adlardan 50'sini yeni yarattıkları Tanrı Marduk'a vererek tek Tanrı düşüncesine doğru bir adım atmışlardı. İslam dininde Allah'a verilen 99 ad, aynı geleneğin bir devamı gibi görünüyor.” Allah’ın sıfatlarının tarihi Kur’an’daki eylem ifadelerinin sonucudur. Örneğin yine Nisa 106’te “Allah çok bağışlayandır” ifadesi geçer. Sonra da bu ayeti okuyanlar buna arapça “Et – Tevvab” demişler. Bunlar hadislerde geçiyor. Kur’an’daki ifadelerin çıkarımı sonucudur. Kitap Kur’an’daki köken diyor ama yazar hadislerdeki ifadeleri de Kur’an’mış gibi önümüze sunuyor. Ayrıca Allah’ın 99 ismi sınırlı bir sayıyı değil çokluğu ifade eder. “Sümerliler, dünyadaki bütün olayların ve Tanrıların isteklerinin gökte yıldızlarla yazılı olduğuna inanırlardı. Kur'an'da aynı inanış "Levh-i Mahfuz" olarak sürüyor. Nemi Suresi, ayet 75: "Gökte ve yerde göze görünmeyen hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir kitapta da (Levh-i Mahfuz) bulunmasın." Bürûc Suresi, ayet 17, 18: "Orduların haberi geldi mi sana? Onlar Firavun ve Semûd orduları idi (nasıl helak oldular?). Bilakis inkarcılar bir başka çeşit yalanlamanın içine düştüler. Allah onları arkasından kuşatmıştı. Hakikatte onların yalanladıkları Levh-i Mahfuz'da bulunan şerefli Kur'an'dır." “Bu ayete göre Kur'an bile gökte yazılı bulunuyor. Sümer'den kaynaklanan bir inanç!” Yazar nasıl zorlama bir yorum yapacağını şaşırmış! Buradaki ayetlerde Kur’an gökte yazılı duruyor diye bir şey yazıyor mu? Bazı ayetlerde Allah katında bulunduğu yazılıyor. Allah’ta mekandan münezzehtir. Levh-i Mahfuz’un detaylı tanımına aşağıdan ulaşabilirsiniz: sorularlaislamiyet.com/levh-i-mahfuz-ne-de... “Sümerlilerde 7 sayısı çok önemlidir. 7 gün geçmek, 7 dağ aşmak, 7 ışık, 7 ağaç, 7 kapı gibi. Aynı şekilde Tevrat ve Kur'an'da da 7 sayısı bolca bulunmaktadır. İslam'a göre cennetin 7 kapısı vardır; Sümer yeraltı dünyasının da 7 kapısı bulunuyor.” Kur’an’da cennetin kapı sayısı yazmaz. Hadislerde ise cennetin 8 kapısı olduğu rivayeti var. Hem Kur’an’daki kökeninden bahsediyor hem hadisleri kullanarak Kur’an’mış gibi sunuyor. İlgili hadis: “Cennetin sekiz kapısı vardır. Hadislerde “Cennetin sekiz kapısı olduğu” açıkça ifade edilmiştir,(bk. İbn Hacer,VII/28).” Detaylı bilgi için: sorularlaislamiyet.com/hadislerde-rivayet-... “Yahudilere ve Kur'an'a (dipnot 28'e bkz.) göre Tanrı 6 günde dünyayı yaratıp yedinci gün dinlenmiş.” Dipnot olarak verdiği açıklamada ise Kur’an ve Tevrat’taki dünya yaratılışıyla ilgili ayetlere değiniyor. Ama Kur’an’da Allah’ın dinlendiği yazmıyor. Allah’ın dünyayı yaratmaktan yorulmayacağı Kur’an’da Ahkaf suresi 33.ayette “Gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan” şeklinde geçer. “Sümer yazarlarına ve ilahiyatçılarına göre her insanın ve ailenin bir şahsi Tanrısı veya Tanrısal baba yerine geçen iyi bir meleği vardı. Bu, bir fal, bir rüya veya görünen Tanrı ile bir anlaşma yapılarak belirlenirdi. Bunun görevi, Baştanrılardan, ait olduğu kimse için sağlıklı ve uzun ömür dilemek ve onun isteklerini Tanrılar meclisine iletmek. Tevrat'ta (Tekvin, 31:53), "İbrahim'in, Nahor'un Allahı, babaların Allah’ı aramızda hükmetsin!)" deniyor. Bu da Sümerlilerin şahsi Tanrısının bir yansıması, İbrahim'in Allah’ı, İbrahim ile, onu tanıyacağına, kendine Allah yapacağına dair bir ahit yapıyor, onu da sünnet yapılmak suretiyle pekiştiriyor. Kur'an'da (Kaf Suresi, ayet 17, 18), "Hiç kimse yoktur ki, onun üzerinde bir koruyucusu ve denetleyicisi bulunmasın," denmektedir ki, bu da Sümerlilerdeki bireylerin özel Tanrılarını yansıtıyor.” Burada bahsedilen ayetin çevirisini nereden almış bilmiyorum ama ona göre bu ayet koruyucu meleklerden bahsediyormuş. Diyanetin veya bilinen başka çevirilerde bunu göremedim. Kaf Suresi: 16 – 18 meali: 'İnsanı biz yarattık ve elbette içinden geçenleri biliriz; sağında solunda oturmuş iki alıcı (yaptığını) alıp kaydederken biz ona şah damarından daha yakınız. O hiçbir söz söylemez ki yanında çok dikkatli bir gözetleyici olmasın! ' Ayrıca bahsettiği gibi meleklerin koruyucu görevi yoktur. Ayette geçen 2 melek insanların günahını ve sevabını kaydeden meleklerdir. “Araplarda da bunun olduğunu, hatta Muhammed'in büyükbabasının, "Eğer on oğlum olursa birini Tanrı'ya (veya Tanrılara) kurban edeceğim," dediğini bir kitapta okumuştum. Mezopotamya'dan gelen İbrahim Peygamber bu ilkel âdeti kaldırtmış.” Bir kitapta okumuştum diye bir açıklama olabilir mi? Kaynak nerede? Her şeyde dipnot, kaynak veriyorsun da bunda niye vermemişsin? Yakında eltimden duydum falan da diyebilirsin gibime geliyor. "Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına (bir ihtiyaç için dışarı çıktıklarında) örtülerini üzerlerine almalarını söyle. Onların tanınmaması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur." Bu ayete göre kadınlar örtününce ne okullara gidebilecek, ne de çalışabilecekler. "Bu ayete göre kadınlar örtününce ne okullara gidebilecek ne de çalışabilecekler" Yazar bu yorumu hangi tefsire veya kimin mealine göre yazmış bilmiyorum ancak böyle bir anlayış yok İslam’da. Hz. Aişe’nin tefsir, hadis, fıkıh bilgisi birçok sahabeye nazaran üst düzey nitelikteydi. Yine bu anlayışın olmadığını, bildiğim kadarıyla sonraki dönemlerde de yerleşmediğini 13.YY’da yaşayan Muhyiddin ibn Arabi’nin Arzuların Tercümanı kitabının önsözünden de örnek olarak bakabilirsiniz. Hadis rivayeti aldığı kadınlardan övgüyle bahsedip ilimlerinin derecesini sizi şaşırtacak şekilde anlatıyor. Bu arada yukarıdaki ayetin tefsirini tam 14 farklı tefsirden kontrol ettim ama yazarın yorumuna benzeme kırıntısı bile gösterebileceğim bir yoruma dahi rastlamadım. Kitabı epubtan okuyorum. %20’sine geldim. Daha 5’te 1’ini okurken bu kadar hata göze çarpıyor. Kitabı tamamen incelersem wordde yazdığım sayfa sayısı 10u geçer. Kitabın geri kalan kısmı ile ilgili olarak da şunu diyebiliriz: İlk yaratılış, Cennetten gönderiliş, nuh tufanı, harut marut vs.. Sümerler'den önce geçmiş bir dizi olayın Sümer tabletlerinde görülüyor olması ilahi kitapların uydurma olduğunu değil dönemin anlayışına -bozuk bazı inançlar bulunuyor olsa bile- işlediği için ilahi kitapların aynı kaynaktan beslendiğini gösterir diye düşünüyorum. Hatta Kuran'da bu, şu ayetle bildiriliyor: 'Şüphesiz bu hükümler ilk sayfalarda, İbrahim ve Mûsâ’nın sayfalarında da vardır.' (A'la- 19) Hz. Muhammed’in Kur’an’ı etrafındakilerden alıp oluşturmuş olması ihtimalini düşünmek bana çok garip geliyor. 6.yüzyıldasınız. Ne teknoloji var ne tarih bilginiz ne de dönemin üst düzey Arapça bilgisine sahip şairleri ile yarışabilir konumdasınız. Bu kişi kendi yazdığı kitaba bilgisizce “ben insanı bir damla sudan yarattım”, “yaratmaya suda başladım” diye cümleler yazıyor. Bu yetmiyor kendinden önceki yaygın görüşün aksine evrenin sonsuzluğunu işaret etmesini görmezden gelip evrenin bir başlangıcının ve sonunun olduğunu söylüyor. (Şu anda kabul gören görüş budur) Örnekleri böyle böyle uzatabiliriz ama kısa kesiyorum. Yine yukarıda değindiğimiz gibi herhangi bir yerde din oluşturmak isteseniz ve belli bir entelektüel birikime sahip değilseniz diyecekleriniz mecburen “Ahlaklı bir insan ol, insanlara yardım et, kötü şeyler yapma” demekten bir adım öteye geçemeyecektir. Ama o çağının ötesine uzanıp yüzyıllar sonrasında bile geçerli olacak bilgilerle, hiçbir ilime yeterince vakıf olmadan kitabı nasıl doldurabiliyor? Size Kur’an’ı uyduramayacağını anlatan birkaç yazı atacağım. Merak edenler okuyabilir. Bu kitabı okuyup dinden çıktığını söyleyenlerin iyi bir okuma yaptığına inanmıyoruz. Detaylı bir şekilde araştırmadan nasıl bu kitaptan etkilenerek dinden çıkıyorsunuz? Bu kadar kolay mı inançtan vazgeçmek? Yazıyı sonuna kadar okuyanlara teşekkür ederim. Niyetim araştırıp, bir şeyleri ifade etmekti. Size önerim her şeye direk atlamamanız ve sonuna kadar kurcalamanızdır. Katkıları için kardeşim 1000kitap.com/GnydnSerhat ’a teşekkür ediyorum. Güncelleme: #72746219 İşin içine Sümerler veya ortadoğu toplumları girmeden de görülebilen benzerlikler ektedir. İncelemeyi site dışında kullanmanız için link: drive.google.com/file/d/1U2JFd2wJL3O... Diğer Linkler: islamicevaplar.com/kuran-gilgamis-dest... islamicevaplar.com/kuranin-kaynagi-ned... islamicevaplar.com/islam-tum-dinlerin-... twitter.com/azrimkeit/status/12... yek1blog.blogspot.com/2019/11/dinlerin-ko... yek1blog.blogspot.com/2018/07/nuh-tufani-... eksisozluk.com/ateizm-ile-dindarli... eksisozluk.com/dinden-cikmak-uzere... michaelsikkofield.blogspot.com/2012/10/insan-din-v...
28
310
DarkWinter
Kur'an, İncil ve Tevrat'ın Sumer'deki Kökeni'yi inceledi.
10 puan verip yarım bırakmak :) ben kitabı sesli kitap olarak dinledim, kitap her yönüyle gayet açıklayıcı akışkan diyebileceğimiz bir kitap. BÜYÜK HARFLERLE YAZMA GEREĞİ DUYUYORUM Kİ ZORLAMA BİR YORUM YOK. DÜZ NE VARSA ONU ANLATMIŞ. koskoca profesöre(düzeltme: profesör değilmiş, ama kariyer hayatını araştırınca bu alanda baya yetkin olduğu, özellikle yurtdışında yapılan etkinliklere davet adlığını öğrendim.) laf kalabalığı yaparak bok atmaktan vazgeçiniz. herşey gayet açık. yarım bırakma nedenime gelirsek aşırı bilgi pompalayan bir kitabı(olması gerektiği gibi) sesli olarak dinleme pek benlik değilmiş. ayrıca normal okunmalık bir kitap değil, daha çok bir araştırma için kaynak olunacak bir kitap. ders kitabı gibi. bu aralarda mitolojiler hakkında bu kadar bilgi pekde ilgimi çekmiyor(sıktı), bir öneriyle başlamıştım.
16
merih
İbrahim Peygamber'i inceledi.
183 syf.
·
Puan vermedi
İtiraz..
Sümerolog Muazzez ilmiye Çığ İbrahim Peygamber kitabında genel olarak İbrahim Peygamberin semavi dinlerin ortak atası olmasıyla ilgili, gerek kutsal kitaplar, gerek Mısır ve Sümer uygarlığına ait buluntuları karşılaştırarak İbrahim Peygamber'e dair yeni ve farklı bir profil sunuyor. Tanıtım bölümünde kitabın ana teması bir inceleme metni olacak kadar zaten anlatılmış, dolayısıyla inceleme başlığı altında ekleme yapılacak farklı bir sey olmadığı için irdelenmesi gerekenin kitaptan ziyade ileri sürülen ana fikir olduğunu düşünüyorum. Muazzez ilmiye çığ'ın semavi dinler ve kutsal kitapların Sümer'e dayanması ile ilgili teorisi, daha net bir ifadeyle İncil, Tevrat ve Kur'an'ın Sümer tabletlerinden alıntı olduğu tezinin teolojik sohbetlerin 'entelektüel' argümanı olduğunu kabul ederim. Hatta bu teorinin dine mesafeli bazı kesimlerde oldukça tuttuğunu da belirtmeliyim. Tabi, gerek İbrahim Peygamber ve gerekse Kur'an, İncil ve Tevrat'ın Sumer'deki Kökeni tarihe ışık tutması açısından bilimsel bir kaynak oluşturabilmiş mi tartışılır, ancak meselenin bilime katkı konusundan çıkıp teolojik platformda belirli bir kesimin sahiplendiği ideolojik bir bilgi(!) haline gelmis olmasına bakınca kendi adıma, 'sevgili kendim, bir yorum yapmadan önce şu kitapları bir oku' diye düşündüğümden Muazzez ilmiye çığ'ın konuya dair benzer içerikli iki kitabını üst üste okudum ve incelememi de her iki kitap adına yapıyorum.. *Öncelikle sonda yazacağımı şimdi söyliyeyim; İbrahim Peygamber ve Kur'an, İncil ve Tevrat'ın Sumer'deki Kökeni konuya dair düşüncelerimi değiştirmedi.. Her ne kadar kutsal metinlerinde geçen kıssa, olay, isim ve yerlerin, Sümer yazıtlarıyla kısım kısım benzerlikler taşıdığı gözlemlense de, bu metinlerin Sümer'den alıntı olduğu çıkarımını biraz zorlama olarak görüyorum. Kitabın varmaya çalıştığı sonucun sığ olduğunu, dayanakların da göreceli değerlendirildiği kanısındayım. Ve her iki kitabın hazırlanış amacının hedef kitlesini belirli bir yargı ile tanıştırma amacı taşıdığını düşünüyorum. Yazar bu çalışmasında yalnızca Semavi dinlerin Sümere dayanmasını değil, Tevrat, İncil ve Kuran'da geçen metinlerlerin birbirleri ile olan benzerlik ya da çelişkilerini de işlemiş ve bunu tezine dayanak yapmış. Yani yazar konuyu arkeolojik bulgulardan teolojik felsefe boyutuna taşımış. Oysa bir dinin (elçisiyle birlikte) ortaya çıkışının, bir önceki din ve kutsal metinlerin tahrif (insan menfaati amacıyla bozulması, değiştirilmesi) edilmesi yüzünden olduğunu bilmiyor olması imkansız. Dolayısıyla kutsal kitaplar arasındaki benzerliklerin normal olması kadar farklılıklar ve çelişkilerin ortaya çıkması da -yeni bir dinin ortaya çıkması gereği- oldukça normal görülmesi gerekirken bu durumun 'karşı delil' üretme çalışmasında kullanılması teorinin inandırıcılığını (en azından benim için) bitirdi. Bunu biraz açayım mı? Örneğin Kuran'da ya da diğer kutsal kitaplarda geçen bir metnin (ayet) Sümer yazıtlarında (kanunlarında) benzer bir şekilde olduğunun ortaya konmuş olması, ilgili ayetlerin Sümerlilerden alıntı olduğu ve insan eliyle yazıldığı savına örnek olarak ileri sürülebilir evet, ama bu, kutsal kitapların Sümerlilerin aksine neden baştan sona tek Tanrılı metinlerle dolu olduğunu açıklamıyor. Üstelik semavi dinlerin ve İbrahim peygamber'e atfedilen ortak hikayelerin Sümer gibi çok tanrılı bir uygarlığa dayandırılmasına rağmen kutsal metinlerin hiçbirinde Sümerlilerin birden fazla Tanrısından bahsedilmemesi İbrahim Peygamber ve Kur'an, İncil ve Tevrat'ın Sumer'deki Kökeni'ın çelişkileri gibi duruyor. Peygamber olarak bilinen insan sıralamasının en üstünde Adem olduğuna göre, Adem'den Nuh'a kadar kitap (sahife) indirilmiş tüm peygamberlerin tek tanrı inancına sahip olduklarını biliyoruz. (Adem, Nuh, Şit, İdris, Davut peygamberler) Tarihsel kronolojiye göre Sümerler Nuh peygamberden ve doğal olarak tufandan sonra geliyor. Ama Sümer inancında birdenbire çok tanrılı bir kültüre rastlıyoruz. Dayanak olarak kullanılan Sümer yazıtları adeta yazar İlmiye Çığ tarafından Tek Tanrılı gelenekten gelen Adem ve Nuh ile, yine (tek Tanrılı) İbrahimî dinlerin bağlantısını koparmak için kullanılmış gibi bir izlenim edindim. Daha farklı bir ifadeyle; Adem ve Nuh geleneğinin devamı olan İbrahimî dinler, -kutsal kitaplarında da Sümer krallarına değil de Adem ve Nuh gibi peygamberlere yer vermesine rağmen- bu kökenden alınıp tarihsel olarak aradaki bir uygarlık olan Sümer yazıtlarına dayandırılmış. *Bana enteresan geldi, dediğim gibi ikna olamadım.. Her iki kitapta örnek olarak verilen benzerlikleri tek tek irdelemeye gerek duymuyorum, kutsal kitaplarda peygamberlerin anlattığı yazılı kıssaların benzerlerinin Sümer yazıtlarında da anlatılıyor olması hikaye ve efsanelerin sonraki kuşaklara aktarılırken elbette zamanla yakın coğrafyalara da yayılabilir olduğunu gösterir başka bir şeyi kanıtlamaz ve peygamber de olsa insanlar konuşmalarında 'komşudan gelen' hikayelere yer verebilir diye düşünüyorum. Ve kutsal kitaplarda geçen yaratılış efsanesinin Sümerden çok daha eski mitlerde de geçiyor olmasını, Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ'ın tezlerinden daha ilginç buluyorum. İtiraza açık bir konu, tartışılabilir.. Sevgiyle.. :)
İbrahim Peygamber
OKUYACAKLARIMA EKLE
3
31