Münir Göle

Münir Göle

YazarÇevirmen
7.0/10
8 Kişi
·
32
Okunma
·
2
Beğeni
·
1.031
Gösterim
Adı:
Münir Göle
Unvan:
Yazar, Fotoğraf Sanatçısı, Çevirmen
Doğum:
İstanbul, 1961
1961 yılında istanbulda doğan yazarlarımızdan biridir. Boğaziçi Üniversitesini bitirdikten sonra floransaya, ardından cenevreye yerleşti. halen sürdürdüğü fotoğraf çalışmalarının yanısıra, jorge luis borges, antonio tabucchi, john fowles gibi yazarların önemli yapıtlarını çevirdi. cogito, sanat dünyamız, aries, vb dergilerde yazdı. kaçamamak, münir gölenin yansılar kitabı (1997), uzak bir gölge (2000), sarı zarf (2001) ve surat buruşturmalık 52 metin (2002)den sonra beşinci kitabıdır.
Hava güneşli ya da yağmurlu olsun, sıcak ya da soğuk olsun, ben icimdeki fırtınayı taşıyorum her gittigim yere.
İtiraf etmeliyim, hep olmadığım, yaşamadığım şeyler çekiyor beni. Kimi yalnızlıklarımda, karşımda biri olsun kim olursa olsun diye düşündüğümü hatırlıyorum. O biriyle yüz yüze olduğumuz an yalnızlığımı özlemeye başladığımı da.
Değişmenin, insan yaşamının en önemli parçalarından biri olduğunu çoktan kavramıştı. Kimi zaman acıyla kıvranarak, kimi zaman mutluluktan uçarak her yanını saran kabuktan biraz daha sıyrılmış, sıkıntıların ördüğü sık çalıları azıcık olsun aralamıştı. Süreç sonsuzdu, bir yaşamın yetmeyeceğini biliyordu, bu da amaçsız bir yolculuğun derin ve karmaşık keyfini sağlıyordu ona, çıkabileceği nice yolculuklar daha vardı, yepyeni yaşantılar. Ve sonunda dönüp bunları paylaşabileceği kişiler. Pencerelerinden deniz taşan bir kent ve gizemini sislere damıtan bir başka kent: Kendi çifte yaşamı...
Bu hikayenin neden ikide bir yeniden kurgulandığını anlamakta güçlük çekiyor olsam da, sosyal anlamda temiz bir sicilin kadının seçilmesinde önem taşımasının yanı sıra, senin de geçmişini kirli gördüğüm sonucuna varıyorum. İnsanın gururla sergileyeceği kimliğinin çeşitli kılıflara uydurulması, bu kimlikle kişinin barışık olmadığının göstergesidir. Hele seçimlerini kendi duyuları, arzuları, duyguları doğrultusunda yapmak yerine, önerilen kıstaslara uyum sağlamayı yeğleyen birinin bunca serüvenden sonra, kendine yaraşır bir hikaye tutturamamasını, kendini kandırma sınırlarının iyice genişletmesini anlıyorsam da, anlayışla karşılayamıyorum. Açtığın her yeni sayfanın başarısızlık öyküsüne dönüşmesi, senin başkalarını yargılama biçimini de derinden etkiliyordu. En yakın arkadaşlarını bile, arkalarından yerin dibine batırıyordun. Her biri birer iffetsizlik örneğiydi, her önlerine gelenle yatıp kalkıyorlardı, kendini asla onlarla bir tutmuyordun. Sanki kendi uğradığın yıkımların daha beterini onlara yansıtmak yoluyla, kendi durumunu daha kabul edilebilir kılıyordun. Çarçur edilmiş her hayat, kapanması olanaksız bir yaradır derinde bir yerde. Ne yazık ki seninki böylesi bir hayata güzel örnek oluyor.
Sen bu hikayeyi kendine nasıl anlatıyorsun bilmiyorum. Gövdene kulak vermeni önerebilirim sana. Çocukluğundan beri genç sayılabilecek yaşına rağmen başından geçenlerin bir listesini çıkarmaya kalksan yeter belki. Ruhçözücüsüne güzel bir istatistiki imkan veriyorum. Yüzdelere vurduğunda gövden ne diyor sana? Beslenme bozuklukları, zehirlenmeler, çarpıntılar, aritmi, migren, uyku bozukluğu, ölüm korkusu, mikrop korkusu, sürekli soğuk algınlığı, grip, kramplar, baş dönmesi, tansiyon düşmesi, kan şekerinin azalması, daha neler. Bunlar sence bir çağrı değil mi? Gövden imdat diye avaz avaz bağırmıyor mu? Bunca ilgilenebilecek şey varken, orta yaşı yeni devirdiği bu dönemde tıpla bu kadar haşır neşir olmanı nasıl açıklamalı? Gövde yaşatır, ama gövde öldürür de. Korkular gövdeyi basar, gövde öldürür. Ölüm korkusuyla kaçarken, ölümün kendisiyle burun buruna gelir insan.
Bir saat ne kadar da uzun olabilirdi, hele acı bir yırtılmayı izleyen yedi yıllık sessizlikten sonra. Dile gelmeden içe atılan sözcükler, ansızın bellekten boşalan sesler, kokular, duyumlar, yarım kalmış anılar, gözle görülebilen değişimler, kurulmuş yaşam parçacıkları, öfkenin yatışmasına, hoş bir heyecana dönüşmesine yarayan zaman aşımı, ilk karşılaşma anının, şaşkınlığın gizlemeye izin vermeyeceği fiziksel tepkiler, geçmişi çekip yüzeye çıkaran bir dokunuş, görünümün canlandırdığı imgeler, gözler, eller, boyun, saçlar, çene. Paylaşılan bir saat, upuzun bir saat, engellerin de zamanın burgaçlarında yitip gittiği bir içtenlik, mahremi su yüzüne çıkaran bir zaman boşluğu, bitimsiz bir saat...
111 syf.
·1 günde·Puan vermedi
İmkansız Hayat alışık olduğumuz öykü anlayışından farklı olarak günlük hayatta yaşanan , duyulan ya da görülenlerin bazen olduğu gibi bazen imgelerle anlatılmasıyla kurulmuş çok kısa hikayelerden oluşan bir kitap.Sadece iki cümleden oluşan ve hikaye olarak isimlendirilen bir metin dahi var kitapta.Çoğu anlatılar ya yarım ya da bir sayfa bu sebeple kısa sürede okunabilen bir kitap.Okuduğuma pişman mıyım? Hayır benim için bazı çağrışımlara kapı açtı ve farklı bir teknikle tanışmamı sağladı.Okunmasa bir kayıp mıdır? Çok büyük bir kayıp olacağını düşünmüyorum kendi adıma.Karar sizin.Keyifli okumalar.
80 syf.
·Beğendi·4/10
Kitap hakkında aklımda hiçbir şey canlanmıyor çünkü bana okurken hiçbir şey hissettirmedi.Satırlar bitti,sayfayı çevirdim ve kapağı kapattım bu kadar.Hangi kesime hitap edeceğini bile kestiremediğim incecik bir kitap.
104 syf.
·5/10
Yazarlar, ülkemizde okur sayısının azlığından yakınırlar. Ben içinde yedi öykü olan bu kitabı üç kez okudum. Oldukça ciddiyim. Önce yeni çıkan kitap olarak aldım ve okudum. Daha sonra kitap ekinin ilk sayfasında tanıtımı yapıldıktan sonra ki (okuyucunun yanıltıldığını düşünüyorum) tekrar okudum. Üçüncü kez acaba bir şeyler kaçırdım mı diye okudum. Anlaşılması ve mesajı çok zor anlaşılan bu kitap yabancı dilden Türkçeye çevrilmiş bir kitap anlatımında. (Hakkını yemeyelim ikinci öykü hoştu.)
111 syf.
·1 günde·Beğendi·7/10
Sıradan bir hayatın içinden çektiği anıları öylesine güzel bir şekilde derlemiş ve şahsına uygun bir şekilde değerlendirmiş ki oluşan bu kısa öyküler okurken başka bir Dünya'ya yolculuk yapmışsınız gibi bir etki bırakıyor. Geç tanıştığım için buruk bir pişmanlık olsa da şu an sadece iyi ki okumuşum diyebiliyorum.
111 syf.
·2 günde·Beğendi·6/10
Kisa ve farklı hikayelerden oluşan bir kitap zaman zaman olurken şaşırıp tebessüm edeceksiniz bütün hikayeler aynı kalitede değil tabiki ama çok az öz ve farklı tad almak isteyenlere tavsiye ederim

Yazarın biyografisi

Adı:
Münir Göle
Unvan:
Yazar, Fotoğraf Sanatçısı, Çevirmen
Doğum:
İstanbul, 1961
1961 yılında istanbulda doğan yazarlarımızdan biridir. Boğaziçi Üniversitesini bitirdikten sonra floransaya, ardından cenevreye yerleşti. halen sürdürdüğü fotoğraf çalışmalarının yanısıra, jorge luis borges, antonio tabucchi, john fowles gibi yazarların önemli yapıtlarını çevirdi. cogito, sanat dünyamız, aries, vb dergilerde yazdı. kaçamamak, münir gölenin yansılar kitabı (1997), uzak bir gölge (2000), sarı zarf (2001) ve surat buruşturmalık 52 metin (2002)den sonra beşinci kitabıdır.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 32 okur okudu.
  • 35 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.