Murat Belge

Murat Belge

YazarÇevirmen
8.0/10
294 Kişi
·
759
Okunma
·
13
Beğeni
·
1.508
Gösterim
Adı:
Murat Belge
Unvan:
Türk Yazar, Çevirmen, Siyasi Aktivist ve Akademisyen
Doğum:
Ankara, 16 Mart 1943
Mehmet Murat Kadri Belge (d. 16 Mart 1943, Ankara) Türk yazar, çevirmen, siyasi aktivist ve akademisyen. Belge, Türkiye'nin en tanınmış solgörüşlü aydınlarından biridir.

Ankara'da, işadamı ve Demokrat Parti milletvekili Burhan Belge'nin oğlu olarak doğdu. Yazar Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun yeğenidir. Nişantaşı'ndaHigh School'da yatılı öğrenim gördü ve AFS ile Amerika'da Massachusetts eyaletine değişim öğrencisi olarak gitti. 1966'da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nin İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Asistanlık ve doktorasını aynı bölümde yapmıştır. Tezi Marksist düşünür Christopher Caudwell üzerinedir. Aynı dönemde William Faulkner ve James Joyce çevirilerini yaptı.

12 Mart döneminde iki yıl cezaevinde kaldı. Bu dönemde Veli Küçük'ün Ziverbey köşkünde kendisine işkence yaptığını söylemiştir. 1974 yılında üniversiteye döndü. Berna Moran, Mina Urgan ve Akşit Göktürk ile aynı üniversite ortamında yetişmiştir. 1970'de Halkın Dostları, 1975'de Birikim dergilerinin kurucuları arasında yer aldı. Bu dergilerde sosyalist teori ve siyasete ilişkin yazılar yazdı. Fransız düşünürü Althusser’in görüşlerini savundu. 1980'de doçent oldu. 1981'de YÖK yasasının çıkmasından sonra üniversiteden ayrıldı.Demokrat ve Cumhuriyet gazetelerinde yazılar yazdı. 1983'te Yeni Gündem dergisinin ve İletişim Yayınları'nın genel yayın yönetmenliğini üstlendi. Yeni Gündem dergisinde bir dönem Sadık Özben takma adıyla mizah yazıları yazdı.

İlerleyen yıllarda İstanbul'un tarihi bölgelerinde, Boğaziçi'nde düzenlediği kültür turlarıyla tanındı; yemek ve mutfak kültürü ve gezilerine ilişkin kitaplar, bir gezi rehberi ve popüler tarih kitaplarına imzasını attı. İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde Türkiye'nin ilk Karşılaştırmalı Edebiyat bölümünün bölüm başkanlığını kurulduğu yıl olan 1996'dan beri sürdürmekte ve bölümde edebiyat dersleri vermeye devam etmektedir. 24 Mayıs 2008'e kadar köşe yazılarını sürdürdüğü Radikal gazetesinden ayrılıp, Taraf gazetesinde yazmaya başladı. Açık Radyo'da ve NTV'de yayınlanan Gerçek Orada Bir Yerde programlarında yer aldı. Helsinki Yurttaşlar Derneği'nin aktif üyelerinden biridir. Halen Taraf gazetesinde yazarlık yapmaktadır.
Popülist ortamda popülist önderin ''Ben de sizin gibi biriyim. Bakın, aranızda dolaşıyorum'' mesajını vermek üzere yaptığı her şey, ''Ben sizin önderinizim. Sizin fersah fersah ilerinizdeyim'' alt anlamını taşır.
Murat Belge
Sayfa 22 - İletişim
"...Nitekim İustinianos kilise'nin resmi açılışında heyecana kapılmış ve "Seni geçtim,Süleyman" diye haykırmıştı."
Falan olay oldu haberi hayatımıza tek başına girmiyor. O olay hakkında ne düşünmemiz gerektiği talimatıyla birlikte giriyor.
"Çoğu kişi yaşadığı kenti az tanır.Bunun anlaşılır bir nedeni vardır."Nasıl olsa burdayım,bir gün gider görürüm" tavrı.Ama söz konusu tavır İstanbul olunca buna başka etkenler ekleniyor."
Popülizmin şaşmaz özelliklerinden ve aynı zamanda belirtilerinden biridir: Önder, halkının (milletinin) sadece ''temsilci''si ya da ''sözcü''sü değil, aynı zamanda onun ''ruhu'', hatta onun ''kendisi''dir. Milleti onun ağzından konuşur; bu durumda, onun ağzından çıkan her şey de milletin sözü olur. Böylece önder ile millet arasında tam bir özdeşlik kurulur.
Murat Belge
Sayfa 61 - İletişim
Nezaket belirli ölçüde yapaydır. Çünkü bu dünyada olan her şey nezaketin gerektirdiği kurallara uymaz. Ama nezaket olanları değil, olması iyi olanı işaret ettiği için önemli ve aynı zamanda olumludur.
"Osmanlı sarayı,bilinçli bir tevazu anlayışıyla yapılmıştır;saray büyük ölçüde yataydır.Avrupa'da gördüğümüz sarayların yanında mütevazı kalır."Koca Osmanlı sarayı bu mu?" dedirtebilir."
"Ve bugünkü İstanbul'da bu yaşam keşmekeşinin içinde gözümüzden kaçan, haberimizin bile olmadığı bu müthiş tarihi zenginlik hala yerli yerinde duruyor."
222 syf.
·6 günde·9/10
Nausicaä, https://1000kitap.com/kimmerya, https://1000kitap.com/ignatius, Paul Muaddib gibi kullanıcı adları her zaman dikkatimi çekiyor, benim gibi isim soy isim bileşkesini tercih eden profillerdense. Filmlerden, dizilerden ve özellikle bu sitede ortak ilgi alanımız olan kitaplardan seçilen karakterleri öne çıkaran, muhtemelen kişilerin kendileri ile özdeşleştirdiği isimler dikkate değer benim nezdimde. Son bir kaç aydır döşeğimde ölürken gözüme çarpan bir profildi. Kitabın Faulkner'ca 'bir güç gösterisi' olarak nitelenmesi, basında 'bir Amerikalı tarafından yazılmış en özgün roman' olarak lanse edilmesi ve hacimsizliği sebebiyle albenisi çok fazla.

Hepimizin korktuğu Tutunamayanlar ı yarım bıraktıran bilinç akışı tekniği ile yazılmış. 2-3 sayfa uzunluğunda, birinci ağızdan yazılmış kısımlardan oluşuyor, iç monologlarla desteklenmiş 15 ayrı karakterin gözüyle bakıyoruz olaylara. 60-70 sayfa sonunda dahil olabiliyor insan, onda da sürekli geri dönüş gerekiyor, parçaları toplayıp tamamlamak gerekiyor. Buna rağmen akıcı. Murat Belge yazdığı önsözde bizim güzide incelemelerimiz gibi okurken hissettiklerini, yazarın hayatını, muazzam spoiler'lı bir kitap özetini sunmuş, kitabı okuyacaklar lütfen sona saklasın.

'Döşeğimde ölürken' başlığı Homeros'un Odysseia'sından ödünç alınmış. 'Uzun zaman ölü kalabilmek' için yaşamış, kadınlık yüküyle dolmuş taşmış bir ana, "Tanrı yolları yolculuk için yaptı: işte ondan dolayı yolları yeryüzüne yatay yerleştirdi. Bir şeyin durmadan kımıldamasını isterse uzunlamasına yapar o şeyi, yol, at ya da araba gibi, ama bir şeyin konduğu gibi durmasını dilerse onu da dikey yapar, ağaç ya da insan gibi" diyen tembel ve bencil bir baba ve 5 çocuğunun 10 günlük cenaze yolculuğu hikayesi. Yoksulluğun, cehaletin, aynı dünyada farklı kafalarda olmanın kitabı.

Şiirsel bir dil var, ama o altını çizmeye can attığımız aforizmalardan bahsetmiyorum, başka bir şey var tanımlayamadığım. Arka kapakta yazdığı gibi tam yerinde bir boşluk belki, sadece 'annem balık' diyerek bir cümlede bir dünya anlatabilmek belki de. Anlamadığım yerler vardır sanırım, üstüne düşünülecek, bir daha okunulacak. Uzun zamandır bu kadar etkilendiğim bir kitap olmamıştı.
339 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
BAŞLIK: JAMES JOYCE OKUYUN, OKUNMALI!

ANA KONU: DİN BASKISI, AİLE BASKISI, TOPLUM BASKISI, BASKI... BASKILAR!...

BENIM GÖZÜMDEN STEPHEN: Karmakarışık her zaman olduğum gibi... Adımlarımı henüz atmadım. Dışarı çıktım. Önümde koskoca bir bataklık. Bunu oluşturan insanlar; ailem, arkadaşlar, akrabalar... Kim için, ne için yaşıyorum?
Bataklığa batmadan nasıl ilerleyeceğim. Evet bir adım attım. Daha yüzeydeyim. Başka bir adım. Devam et! Nereye gideceğim? Korkuyorum. Batarsam! Nefessiz mi kalacağım? Bir kuşun daha ilk kanat çırpmaya başladığı an gibi, ürkek ve tereddütlü.
Acı var içimde, kaynağı belli olmayan. Tüm dualarım, yalvarışlarımı yapıyorum. Tanrıya inanıyorum. Günahkar oluşum yüzünden acılar içinde kıvranıyorum. Adım atmaya devam... Aklımda derin şüpheler var. Evren, dünya...
Mantıksız birçok şey. Kabuğumdan sıyrılmalıyım. Başka bir ben olmalı, başka bir yol, başka bir biçim...
İnançlıyken bu pis insanlar yüzünden, bu iki yüzlü, dini kullanan, politik sinsiliklerini her yerde gözüme sokan. Tutarsız her şey tutarsız... Katlanamıyorum ben buna be bataklıkta ilerlerken düşünerek yavaş yavaş, başka bir bene dönüşüyorum. Ağır ağır inancımı sorgulayarak. Yolu bitirdim. Ya sonra?

Kendi algımla anlatmaya çalıştım Stephen'ı. O, zayıftı. Fiziksel olarak değil bir tek, ruhen de. Bu yüzden sürekli alay edilen bir genç. Arkadaşı yok. Yalnız o... Kendi iç dünyasında hayaller ve düşünceler içerisinde yaşayan bir çocuk. Bu sebepten babasının enerjisi bile ona oldukça fazla geliyor. Sanki babasından daha yaşlıymış gibi hissediyordu.
Hele ki o okul... Cizvitlere ait olan o okulda okuduğunda, insanların o lanet olası iki yüzlülükleri, dini kendilerine göre yorumlayıp kullanmaları, Stephen'ı çileden çıkarıyordu. Kendini soyutladı herkesten. Bir süre sonra kendini dine adadı. Hatta papazlık teklifi bile yapıldı ona. Kabul etmedi. O hür ve iradesi ile yaşama yolunun doğruluğuna inandı. Kafasını kurcalayan her şeyi okuyarak, araştırarak çözümledi. Sanatı, güzelliği ve estetiği Aristo ile buldu...

EKLEME: CİZVİTLER: İsa Tarikatı adıyla da bilinir. Katoliklerdir. Protestanlara sert tutum sergilemişlerdir. En önemli özellikleri; sinsi bir şekilde, politik gücü ellerinde tutmuşlar ve bu güçle onlara ters gelen kuruluş ve toplulukları kapattırıp, yok etmişlerdir. Dine bağımlı ve katı kuralları vardır.

STEPHEN DEDALUS= JAMES JOYCE
Kendini yazmış Joyce...
Ulysses de hapsolmuştum.
Beni hapseden yazar bu kitapta ise kilitledi beni. İmgeleri ve betimlemeleri ile... Zekası kesinlikle reddedilemeyecek birisi.

NOT NOT: "Kimse anlamıyor mu?"

Cesaretiniz olsun ve Joyce okuyun.!
222 syf.
·19 günde·9/10
Uzun süredir böyle bir inceleme yapmıyorum ama bu sefer biraz üstüne düşeyim dedim. İlk Faulkner okuyuşum ve gerçekten de etkileyici bir isim. Kitabı bir çok listede okunması gereken eserlerden olduğu için almıştım. Nasip sırası geldi ve başladım okumaya ama AÖF sınavlarına çakıştığı için biraz geç bitti.

Kitabın türü hakkında pek inceleme yapmadan alırım. İsimleri duyulmuş ve seçkin kitapları okumaya çalışırım. Kitabın bilinç akış tekniğinde bilmeden başladım esere. Başlarda çok farketmesem de kendini göstermeye başladı. Bilinç akışı nedir ? “Bilinç akışı karakterin düşünme eylemini olduğu gibi aktarmaya çalışan bir edebi tekniktir. Yapıtlarda iç diyalog şeklinde göze çarpar. Bilinç akışı tekniğini kullanan yazarlara örnek olarak James Joyce, William Faulkner ve Virginia Woolf gösterilebilir. “ Modernizm akımının temeli kabul edilen bir eser bu kitap. Bu akışın zaman zaman dezavantajı aynı sahneleri farklı gözlerle tekrardan okumanız ama aynı zamanda da farklı açıdan, dilden, anlatımdan bakması da avantajınız. Parçaları birleştirmek size kalıyor dolayısıyla geliştiren bir teknik olarak ortaya çıkıyor. Karakter tahlili yapıyorsunuz bir bakıma.

İçeriğe gelirsek kitap bir ailenin çöküşünü anlatıyor resmen. Filmini izledikten sonra tam bir dram. Kitapta karakterler genelde aile içi konuşmalardan oluşmakta. Annenin yatağa düşmesi ve mezarının kendi istediği bir yerde olmasını istiyor. Yapılması gereken aslında 5 km öteye bir naaş taşımak ama Faulkner bunu öyle bir anlatmış ki… İste kitabı da güzel yapan bu süreç. Kardeşlerin çalışması sonucu bir tabut hazırlıyorlar ama öylesine yoksul bir aile ki bu aile çok yoksul. Neyse kadının taşınması işinde köprüden geçememe var. Bir erkek çocuğun ayağını kaybetmesi kangren olması. Sonra yangın çıkıp oğullardan birinin naaşı tek başına samanlıktan çıkarması ve samanlığı da yakan ise diğer oğlu, kız çocuğunun yasak bir cinsel ilişkisi yaşanan olaylar ise öylesine üzücü ve sinir bozucu… Vardaman romanın en küçüğü, en masumu, en iyisi… Neyse sonlara geldiğimizde ise cenaze gömüldükten sonra babanın bir anda sürpriz yapması…

Temaya gelirsek bütün zorluklara rağmen bir annenin isteğinin yerine gelmesi. Azim, zorluklara direnme diyebilirim. Gerçekten çok badire atlattılar.

Kısacası çok güzel bir kitap. Bu tekniğe aşina olanların daha güzel okuyacağı, bilmeyenlerin ise tanışacağı bir eser. Çeviri ise Murat Belge. En iyi çevirmenlerin arasında ve kendisi bu kitabı çok genç yaşta çevirmiş kesinlikle etkisi olduğunu düşünmekteyim. Çevirileri pek beğenmedim diyebilirim. İyi okumalar diliyorum. Ha unutmadan filmi mutlaka izleyin. Yönetmen film de dahi bilinç akışını kullanarak çift kadraj ile çekmiş filmi. Aynı anda farklı gözlerle izliyorsunuz. Çok güzel bir eseri filmi ile tamamladığım için mutluyum.
276 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
James Joyce'un büyük eseri Ulysses'i okumadan önce, okunması gereken bir kitap Dublinliler.. Kitap, Dublinlilerin yaşantısına ait farklı görüntüler sunuyor. Hikayelerde merak öğesi hiç yok. Farklı bir giriş fakat sıradan bir bitiş.. Ancak üslup çok güzel..Konudan ziyade üslup zihninizi esir alıyor..
276 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Ruhu yavaşça bayılır gibi oldu işitince karın hafifçe yağdığını evren boyunca ve yağdığını hafifçe, nihaî sonlarının inişi gibi, bütün yaşayanların ve ölülerin üzerine.

Kitap,James Joyce’un bütün hikâyelerinin toplandığı 15 adet kısa hikâyelerden oluşuyor. Hikayeler birbirleriyle tematik olarak bağlantılı, Hikayelerin hepsi ayrı ayrı okunabileceği gibi bir bütün olarak okunduğu zaman bir roman tadı veriyor ve kafada ki etkileyiciliği de artıyor.

Hikayelerin genel teması acı ve karamsarlık çemberine düşmüş,yaşarken ölü olan Dublin halkının yaşam ve ölü gibi manevi düşüncelerini içeriyor.

Ulysses'e başlamadan önce hazırlık amaçlı okuduğum Dublinliler'i çok beğendim. Ama bana göre hemen okunup bitirebilecek bir kitap değil yavaşça ve üzerinde kafa yorarak okuduğunuz zaman hikayelerden daha çok keyif alabilir ve bir Dublin'li olarak çıkabilirsiniz.
Keyifli okumalar dilerim..
222 syf.
"Kimi zaman kesinlikle bilemiyorum, bir adamın ne zaman çatlak, ne zaman akıllı olduğunu kimin söylemeye hakkı var.
Kimi zaman diyorum ki hiçbirimiz tam deli ya da tam akıllı değiliz, denge bir yana doğru kaymadıkça."

Faulkner bu kitabında bence anlatım dilinde ustalığını serilemiş.
Yazar romanı, iç monologlar şeklinde ilerletmiş ve her olayı bir ailenin tüm fertleri gözünden bölüm bölüm anlatmış.

Kitabı ve hikayeyi genel anlamda beğendim, lakin bazı bölümlerde kafamda dağınıklıklar yaşadım. Bence bunun sebebi de kesinlikle çevirideki kopukluklardı.

Ayrıca öğrendiğime göre "Döşeğimde Ölürken "kitabı filmi çekilen kitaplardan biriymiş:)

Bu akşam 2013 yapımı filmini izlemeyi düşünüyorum.
146 syf.
·1 günde·Puan vermedi
=Bir=

William Faulkner'ın "Ayı" adlı kitabı aslında yazarın "Kurtar Halkımı Musa" adlı kitabında yer alan bir bölüm ve 1942'de "Kurtar Halkımı Musa" yayımlanmadan önce farklı senelerde, farklı versiyonlarla basılmış bir öykü: 1935'te bir dergide Aslan adıyla yayımlanmış, 1942'de başka bir dergideyse Ayı adıyla basılmış. Bu versiyonlar arasında en önemli olanı, 1935 yılında yazarın "Big Woods" adıyla çıkan son toplu öykülerinden oluşan kitap. Burada "Ayı"nın 4.bölümü yok, ve bu aslında iyi bir şey; çünkü bir çok eleştirmene göre Ayı'yı 20. yy'ın en iyi Amerikan öykülerinden yapan şeylerden birisi bu 4. bölümse de bir çok eleştirmen ve okura göreyse kitabın anlatısını bölen ve okuması hakikaten-HAKİKATEN-zor olan bir kısım aynı zamanda.

"Ayı", Koca Ben adı verilen büyük bir ayının öldürülmesi için verilen mücadeleyi anlatıyor. Avcılar arasında bir çocuk olarak Isaac ana karakterimiz aslında ve bir kaç yıl geriye ya da ileriye giderek onun hayatındaki değişiklikleri öğreniyoruz, Isaac'in Koca Ben'le, ormanla, doğayla olan ilişkisinin gerçek toprağını bulup kök saldığı yerler de bu olaylar, özellikle de bu av olayı ve bunu okuması pek kolay olmayan, giderek çok zor ve 4.bölümde neredeyse imkânsız hâle gelen bir metin içinde okumak, öğrenmek böyle bir kaç cümleyle ifade edince hoş görünüyor ama gerçekten zahmetli, ve daha da önemlisi, en azından benim için, bir çok yazı okuyarak, bilgi edinerek anlamak mümkün olabildi 4. bölümde ve ister istemez 5. bölümde neler olduğunu. Çünkü Faulkner kitabın tamamını tamamıyle kronolojik bir sıraya dayandırmıyor , bu zihnin sıçramaları ya da yazarın olayları hisleri, zihin akışını kendi dilediği yere dilediği şekilde bağlamasıyla takip etmesi zor bir hâl alıyor.

Kitabın 1.,2, ve 3. bölümleri Koca Ben'in öldürülmesi için her sene aynı yere gelen avcıları ve özelikle de Isaac'i anlatıyor: Koca Ben inatçı, güçlü, korkutucu bir hayvan ve her sene kasım ayında aynı yere gelerek avcıları kontrol de ediyor, bir meydan okuma, bir başkaldırı gibi. Ancak orman da, ayılar da, geyikler de insana ve insan kültürüne, insanın gelişme gücüne boyun eğmek zorunda, Koca Ben de diğerleri de o zaman olduğu gibi şimdi de insanların iştahının, hırsının ve doğayı insana boyun eğdirme şehvetinin kurbanı oldular. Faulkner'ın toprağın Kızılderililerden çalınması ya da siyahların sömürülmesi, doğanın sömürülmesi gibi konuları Isaac'in karakterinde bir itirafa, medeniyete bir itiraza dönüştürmesi kitabı ve öyküyü bir klasik yapmaya yeten en önemli sebeplerden birisi olsa da kendisi de bir avcı olan Faulkner'ın kendi parmağını tetikten çekmesini sağladı mı o önemli bence, en azından benim için.

Kitabın 4.bölümü bilinç akışı tekniğinin herhalde cehennemi bir örneği olsa gerek. Yardım almadan okumak imkânsızdı ama buna rağmen bu bölümü bitirmem mümkün olmadı, çünkü tek bir örnek vermem gerekirse; bu çok uzun bölümün içerisinde İngilizcesi 1,600 kelimeden oluşan bir cümle var... düşünebiliyor musunuz? İşin daha kötüsü tamamı bir diyalogdan oluşan 4. bölüm diyaloğun içerisinde bile gerilere gidiyor zamanda ve gerçekten anlayarak okuyabilen olduysa tebrik etmek gerek. Boşuna Faulkner'ın birden fazla okunması gerektiği söylenmiyor. İlk okuyuşta anlamak hakikaten imkânsız.

Ancak şunları da söylemek gerekiyor: yine de etkilenmemek elde değil, kitabın ilk üç bölümündeki kronolojik akışın sürükleyiciliği, geri dönüşler herhalde eserin en açık, en net hâli ve bu bölümlerin tamamı ilgi çekici, etkileyici bir atmosfer kuruyor ve bu dili sevmemeyi neredeyse imkânsız bir hâle sokuyor. Eğer 4.bölüm dahil edilmeseydi 5. bölüm de ilk üç bölümü takip ettiği için yaratılan atmosferi daha da netleştirecek, gücünü artıracaktı, ancak 4. bölümü okuyabilen birisinin hikâyeye geriye dönmesi çok kolay değil. Bu bence bir kusur.

Ayı'nın yakından bağlantılı olduğu bir eser var: Conrad'ın muazzam güzellikteki Karanlığın Yüreği adlı kitabı. Bu eserler kötülüğün katmerleşip artması ve her yeri, her şeyi; ormanı ve doğayı, insanları işgal etmesini anlatıyor ve bu kötülüğün, bu şeytanlığın sorumlusu olarak insanın güce, sömürüye dayalı medeniyet arayışını, güç ve zenginlik talebini gösteriyor. Conrad'ın Kurtz'ü "dehşet... dehşet" sözcüklerini fısıldayarak Avrupa için bir Afrika ülkesini sömürmekten orman içinde kendi krallığını kurmuş, çürümüş, delirmiş olarak ölürken Isaac toprağın ve doğanın eğer muhakkak bir mülkiyet ilişkisi içerisinde anlam kazanacaksa kime ait olduğunu kavrayarak ya da bunu düşünerek duruyor ve doğaya, toprağa öyle bakıyor.

Faruk Duman'da da doğa insanın gerçek yuvasıdır ve Duman da avcıları anlatır eserlerinde; Koca Ben gibi, Adapazarı'nda 1974'te öldürülen son pars da avcıların adiliği ve kötülüğünün kurbanıdır, ama Duman'ın parsı ormanı mitolojik bir hâle sokan bir hayvandır bir yandan da, ölüsü Koca Ben gibi koparılmış ayağı bir kutuda saklanarak avcıların beş para etmez anılarına, ya da bir av gösterişine dönüşmez, o ormana geri döner ve orada yolunu yitirenlere yol gösterir, fısıldar. Edebiyat onun ölüsünden ve dirisinden bir hayat çıkarır ve onu dille kutsar.

Bu sabah televizyonda Trabzon Sürmene'de Ziraat mühendisi bir adamın tesisindeki ballara dadanan ayıları kovmak için onlara yemek bıraktığını gösteren bir haber izledim, adam bütün ayı ailesine yemek bırakıyor ballarını yemesinler diye, ama ayılar yine balları yiyor. Adam "bunca olana rağmen onları seviyorum "diyor. Yani, parmağı tetikten çekeceksin ve yaşamalarına yardım edeceksin. Kötülüğü, ya da medeniyetin bütün zararlarıyla yayılmasını, işgalleri yok edemeyiz, edemiyoruz ama en azından bunu yapabiliriz. Bu bana edebiyattan da önemli geliyor.

Kitabı okumayı, hakkını verebilmeyi düşünen herkese şimdiden iyi okumalar. Ve bol şans:)
276 syf.
·10/10
meğer ulysses önyargım yüzünden mesafeli durduğum james joyce en sevdiğim öykü anlatma tekniğinin mucidiymiş: hikayeye herhangi bir yerinden giriş yaparak başlama ve bittiğinde ardında neticeyi değil, sızıyı bırakma. bence öyküler murat belge'nin söylediği gibi tutsaklık temasında değil, tutsaklığa direnme/boyun eğme noktasında birleşiyor ve dublinli olmayı değil, daha evrensel bir bakış açısını sunuyor. bunu biliyorum, çünkü eveline benim.
285 syf.
·5 günde·Beğendi·7/10
Bir kutu kitap sayesinde elime ulaşan Dublinliler, öykülerden oluşan bir klasik. James Joyse'un okuduğum ilk kitabı ve yazarın anlatım tarzını yakalarken 3-4 hikayeyi geride bırakmış oluyorsunuz. Pek çok hikaye kitap bittikten sonra aklımda kalmadı ancak okurken fazlasıyla keyif aldım. Hikayeler içerisinde geçen karakterler James Joyse'un farklı kitaplarından izler de taşıdığını editörün notlarıyla da öğrenmiş oluyorsunuz.
222 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
William FAULKNER – Döşeğimde Ölürken
Yine bir Faulkner efsanesi. Bir aile, bir ölüm ve 15 aile üyesinin anlatımı... Darl, Cora, Jewel, Tull, Anse, Dewey Dell, Peabody, Vardaman, Cash, Samoon, Addie, Maseley, Armstid, Whitfield… (Vardaman benim başucu karakterlerimden biri artık. Bir çocuğun gözünden bir anne ancak bu kadar saf anlatılabilir çünkü.)
İç monolog yönteminin, bilinçakışı yönteminin en nezih ve en başarılı eserlerinden, Döşeğimde Ölürken.
Kitap da anlatılan Bundren ailesinin hikayesini. Addie Bundren döşeğinde ölümü beklemekte ve vasiyeti, yaşadıkları yere oldukça uzak olan Jefferson’daki aile mezarlığına gömülmektir. Annelerinin ölümü üzerine onun vasiyetini gerçekleştirmeye çalışan aile bireylerinin zaman zaman trajikomik zaman zaman da üzüntülü durumunu konu alıyor. Aslında annenin ölümünden ziyade karakterlerin duyguları ve anlatımları esere yol veriyor.
Faulkner’ın eserlerini yorumlamak gerçekten zor çünkü bir şekilde eksik kalıyor bir şeyler ve bunu bile bile yoruma cesaret etmek de pek akıl karı olmasa gerek Ama yine de ruhum, dilim ve yüreğim el verdiğince yorumlamaya çalışıyorum bu eşsiz eseri. Bu kadar çok karakter olup da bu denli yalın olan bir kitaba uzun zamandır rastlamamıştım. Kitabın başında tam olarak neler oluyor anlayamadım ama direndikten sonra kitabın ilk sayfalarına, eseri elimden bırakamadım ve birkaç saat içinde kapandı son sayfa…
Bence eleştiriye fazla açık bir eser değil. Yani bu kitabı okuyup da beğenmeyen okur sayısı galiba bir elin parmaklarını geçmez. Çoğumuz için de belki de başucu kitapları arasındaki yerini alacak. Keşke daha fazla ömrümüz olsa da beğendiğimiz ve içimize sinen, bize birçok yön kazandıran, ruhumuzu besleyen eserleri çevirip çevirip okuyabilsek.
Diyor ki Faulkner; ‘’Yeryüzüne gelmemiz için iki kişi gerekiyor, ölmek içinse bir kişi yeter. Dünya böylece varacak sonuna.’’
Ayrıca eserin çevirmeni Murat Belge… Bu eseri çevirdiğinde 18 yaşındaymış ve bence gayet başarılı bir çeviri olmuş. Yer yer kopmalar var fakat genel anlamı ve durumu hiç bozmamış. Bu eseri biz okuyuculara bu denli özverili sunduğu için kendisine teşekkür etmek gerektiğini düşünmekteyim.
Bu dünyanın da bizlerin de bir sonu olacak. O sona kadar güzel kitaplar ve güzel bir hayatla yaşamanız dileği ile.
Herkese keyifli okumalar edebiyat sever güzel insanlar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Murat Belge
Unvan:
Türk Yazar, Çevirmen, Siyasi Aktivist ve Akademisyen
Doğum:
Ankara, 16 Mart 1943
Mehmet Murat Kadri Belge (d. 16 Mart 1943, Ankara) Türk yazar, çevirmen, siyasi aktivist ve akademisyen. Belge, Türkiye'nin en tanınmış solgörüşlü aydınlarından biridir.

Ankara'da, işadamı ve Demokrat Parti milletvekili Burhan Belge'nin oğlu olarak doğdu. Yazar Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun yeğenidir. Nişantaşı'ndaHigh School'da yatılı öğrenim gördü ve AFS ile Amerika'da Massachusetts eyaletine değişim öğrencisi olarak gitti. 1966'da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nin İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Asistanlık ve doktorasını aynı bölümde yapmıştır. Tezi Marksist düşünür Christopher Caudwell üzerinedir. Aynı dönemde William Faulkner ve James Joyce çevirilerini yaptı.

12 Mart döneminde iki yıl cezaevinde kaldı. Bu dönemde Veli Küçük'ün Ziverbey köşkünde kendisine işkence yaptığını söylemiştir. 1974 yılında üniversiteye döndü. Berna Moran, Mina Urgan ve Akşit Göktürk ile aynı üniversite ortamında yetişmiştir. 1970'de Halkın Dostları, 1975'de Birikim dergilerinin kurucuları arasında yer aldı. Bu dergilerde sosyalist teori ve siyasete ilişkin yazılar yazdı. Fransız düşünürü Althusser’in görüşlerini savundu. 1980'de doçent oldu. 1981'de YÖK yasasının çıkmasından sonra üniversiteden ayrıldı.Demokrat ve Cumhuriyet gazetelerinde yazılar yazdı. 1983'te Yeni Gündem dergisinin ve İletişim Yayınları'nın genel yayın yönetmenliğini üstlendi. Yeni Gündem dergisinde bir dönem Sadık Özben takma adıyla mizah yazıları yazdı.

İlerleyen yıllarda İstanbul'un tarihi bölgelerinde, Boğaziçi'nde düzenlediği kültür turlarıyla tanındı; yemek ve mutfak kültürü ve gezilerine ilişkin kitaplar, bir gezi rehberi ve popüler tarih kitaplarına imzasını attı. İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde Türkiye'nin ilk Karşılaştırmalı Edebiyat bölümünün bölüm başkanlığını kurulduğu yıl olan 1996'dan beri sürdürmekte ve bölümde edebiyat dersleri vermeye devam etmektedir. 24 Mayıs 2008'e kadar köşe yazılarını sürdürdüğü Radikal gazetesinden ayrılıp, Taraf gazetesinde yazmaya başladı. Açık Radyo'da ve NTV'de yayınlanan Gerçek Orada Bir Yerde programlarında yer aldı. Helsinki Yurttaşlar Derneği'nin aktif üyelerinden biridir. Halen Taraf gazetesinde yazarlık yapmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 13 okur beğendi.
  • 759 okur okudu.
  • 51 okur okuyor.
  • 1.149 okur okuyacak.
  • 29 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları