Murat Gülsoy

Murat Gülsoy

YazarEditörTasarımcı
7.8/10
650 Kişi
·
1.787
Okunma
·
157
Beğeni
·
6252
Gösterim
Adı:
Murat Gülsoy
Unvan:
Türk Yazar, Akademisyen
Doğum:
İstanbul, 1967
1967'de İstanbul'da doğdu. Kabataş Erkek Lisesi'ni bitirdi. Boğaziçi Üniversitesi'nde Elektrik-Elektronik Mühendisliğini bitirdikten sonra yüksek lisans çalışmasını aynı üniversitenin Psikoloji Bölümü'nde tamamladı. İnsan yüzlerine ilişkin uyarılmış beyin potansiyelleri üzerine yaptığı deneysel tez çalışmasından sonra İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Biyomedikal Mühendisliği Programında doktora yaptı. Beyin cerrahisinde kullanılacak bir cerrahi lazer sistemi üzerinde temel bilimsel çalışmalar yaptı. 2000 Yılından beri Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Enstitüsü’nde öğretim üyesi olarak çalışmakta Biyofotonik konusunda dersler vermekte, araştırmalar yapmaktadır. Lazer-doku etkileşimi, lazerle doku kaynağı, cerrahi lazer sistemi tasarımı konularında çok sayıda makalesi bulunmaktadır.

Arkadaşlarıyla birlikte 1992-2002 yılları arasında çıkardığı Hayalet Gemi dergisi ile edebiyat alanında adını duyurmaya başladı. Bu dergide öykü ve deneme türünde yazılarını yayımlayan Gülsoy ilk kitabını 1999 yılında Can Yayınları'ndan çıkardı. 2001 yılı Sait Faik Hikâye Armağanı, "Bu Kitabı Çalın" adlı kitabına, 2004 yılı Yunus Nadi Roman Ödülü, "Bu Filmin Kötü Adamı Benim" adlı romanına, 2013 yılı Notre Dame de Sion Edebiyat Ödülü "Baba, Oğul ve Kutsal Roman" adlı romanına verildi. Kitapları çeşitli dillere (İngilizce, Almanca, Çince, Makedonca, Rumence, Bulgarca, Arapça, Arnavutça) çevrilmektedir. Yapıtlarında akıcı bir üslup kullanan yazarın gerçekliğin ve zihinsel deneyimlerin aldatıcılığı, rüyalar, ölüm ve aklın sınırları gibi konuları ele aldığı söylenebilir. Öykü ve romanlarında türler arasında gidip gelmekten çekinmeyen Gülsoy edebiyat üzerine de inceleme ve denemeler yazmaktadır. Borges, Kafka, Orwell, John Fowles, Coetzee, Tanpınar, Yusuf Atılgan, Oğuz Atay ve Orhan Pamuk sıklıkla andığı yazarlar arasında sayılabilir. Boğaziçi Üniversitesi'nde vermekte olduğu yaratıcı yazarlık derslerini Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık adlı kitabında, Modernizm/Postmodernizm üzerine görüşlerini 602.Gece adlı inceleme kitabında yayımlamıştır.

Açık Radyo'da 1995-2002 yılları arasında Hayalet Gemi, Simgeler Sözlüğü, Ubor Metenga gibi programlarda yer almış olan Gülsoy 2010 yılından bu yana TRTTURK kanalında Açık Şehir programında Sinemada Edebiyat Uyarlamaları hakkında yorumlar yapıyor. Murat Gülsoy aynı zamanda 2004 Yılından beri Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi'nin Genel Yayın Yönetmenliği görevini sürdürüyor.
“Gitmek istiyorum ama gidemiyorum. İnsanın terk edecek kimsesi yoksa gitmeninde bir anlamı olmuyor. Evden çıkarken kapıcıyla vedalaşabilcegim başka kimse olmadığını o anda fark ettim (yazarken fark ettim) vazgeçtim tabii .”
Bir insanı ne kadar az tanıyorsak onun hakkında hüküm vermemiz o denli kolay olur. İnsanı tanıdıkça, onun dünyasına girdikçe hakkında kesin yargılarda bulunmamız güçleşir. Çünkü gerçek insanlar kurmaca karakterlerden çok daha karmaşık ruhsal varlıklardır.
Murat Gülsoy
Sayfa 229 - Can Yayınları 18. Baskı
Dünyada olup bitenleri bir neden-sonuç zinciri içinde kavramak, hayatta kalmak için büyük bir üstünlük sağlar: daha sonra olacakları önceden kestirmek.
Okunan kitapların sayısı değil onların okunma yoğunlukları önemlidir. Bazen bir tek kitabı derinlemesine okumak bir kütüphane araştırması kadar ufkunuzu genişletebilir.
344 syf.
·11 günde·8/10
Yazarlığa giriş için, hatta yazarlığa başladıktan sonra da farklı bir teknik, farklı bir yorum, farklı bir bakış açısı kazanabilmek için yani farklı dans edebilmek için okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Yaratıcı yazarlık dersleri de veren Murat Gülsoy bu kitapta kurmaca metinlere hakim olabilmek için bütün konulara genel olarak değinmiştir. Gerek yerli, gerekse yabancı yazarların metinlerine yer vererek, bu metinlerde kullanılan teknik, olay örgüsü, betimlemeler, karakterler, bakış açıları vb gibi parçaları aktararak yazarın dış dünyayı, eğitimli bir şekilde iç dünyasıyla bütünleştirerek kelimelere dökmesine yardımcı olmaktadır.
Roman, öykü yada herhangi bir şey yazmak konusunda ilgisi olanlara kesinlikle tavsiye ediyorum, faydası olacaktır.
İnsanı yazma konusunda teşvik edeceğini düşündüğü bir yazı ile yani Ahmet Hamdi Tanpınar'ın edebiyat üzerine makalelerinden bir bölümü ile kitabını sonlandırmaktadır.
Kitaptan ufak bir alıntı
"Sen tek başına bir realitesi, bu realiteyi bize anlat. Yaşadığın saati, duyduğun günü, her gün içini parçalayan sızıları ve her akşam sana yaşamak aşkını veren ümitleri anlat..."
189 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Bir okuyucunun yaşamı boyunca dahil olduğu okuma serüveninde yaşayabileceği en büyük şans kaliteli yazarlar ve kaliteli eserlerle karşılaşabilmektir. Zirâ şu kısacık yaşamda okuyabileceğimiz kadar kaliteli eser okuyup, bu eserleri özümsemek yanımıza kâr kalacaktır. İşte tam da bu noktada kendimi şanslı okuyucular kategorisine dahil etmek istiyorum; çünkü okunmayı hak eden, değerli bir eser bana göz kırptı ve ben de hemen bu kitabı ç\aldım. :)

Murat Gülsoy, 37. Sait Faik Hikâye Armağanı'na lâyık görülmüş kıymetli bir yazar. Bilirsiniz, çeşitli edebiyat matinelerine katılan Sait Faik, Darüşşafaka Lisesi'nde yapılan bir matineye de katılmış ve okulu gezip orada sahipsiz çocukları görmesinin ardından annesi Makbule Hanım'ı mal varlığını Darüşşafaka'ya bağışlaması konusunda ikna etmiştir. Makbule Hanım da oğlunun vefâtı sonrasında hazırladığı vasiyetnâmede hem servetinin büyük kısmını hem de Sait Faik'in eserlerinin telif hakkını bu kuruma bağışlamıştır. Fakat Makbule Hanım tarafından hazırlanan vasiyetnâmede bir madde daha vardır: Her yıl dönemin önde gelen edebiyatçılarından oluşacak bir kurul, o sene içinde yazılmış en iyi öyküyü seçerek ona 'Sait Faik Hikâye Armağanı' verecektir. 1955 yılından beri sahiplerini bulan bu ödüllerin 2001 yılındaki sahibi de Murat Gülsoy olmuştur. Yazar 2010 yılından itibaren de jüri içerisinde yer almaktadır.

Eserinin daha başında, 'Bu Kitabı Çalın' isimli ilk öyküsünde, okuyucusuna kurmaca içinde kurmaca yaşayacağının sinyallerini vermek adına hikâyesini yazarken Abbie Hoffman'ın 'Steal This Book' isimli kitabından ilham aldığını söyler Murat Gülsoy. Kitaba ismini veren bu güzel öykünün arkasından ilginç konular üzerine yazılmış farklı kurmacalar içinde bulur okuyucu kendisini. Öykülerin çoğunda kimi zaman iki arada bir derede kaldım, hayal ile gerçeğin kesiştiği sınırda buldum kendimi. Tam sınırı aşacağımı düşünürken bir cümle çekip aldı beni ve bambaşka bir noktaya taşıdı. İşin garibi bu durum beni hiç rahatsız etmedi; aksine vardığım her nokta okuma arzumu güçlendirdi.

Eserde yer alan öykülerin birinde konuk bir yazar karşılar bizi: Oğuz Atay. Bir hayalin insanı nerelerde dolaştırdığına şahit olmak adına yazılan bu güzel öyküde Oğuz Atay'la karşılaşmak şaşırtmadı beni. Zîra Murat Gülsoy, Atay'ı okumasının ardından yazar olmaya karar verdiğini söylüyor bir başka yazısında. Öykülerin birçoğunda yazmak eylemi üzerine bir vurgu yer almakta. Murat Gülsoy yazdığı öykülerde yazma eylemine bir şekilde kapılmış çeşitli insanların oluşturduğu kurmacalarla da buluşturmuş bizleri.

Öyküleri okurken her birinin birer kurmacadan ibaret olduğunu bilsem de, hem etkilendim hem de tanıdık bir şeyler buldum satırlarda. Mac Barnett’in de dediği gibi; kurmacanın gerçek olmadığını biliriz fakat onun hakkındaki duygularımız gerçektir. Okuyucuya yansıyan haliyle tam da bu durum söz konusu.

Öykülerin insanı bu denli sarıp sarmalamasında yazarın dil ve üslubunun da etkisi büyük. Anlatılmak isteneni anlatabilmek adına kullanılan kelimeler, cümleler gayet yerinde. Bana kalırsa bir öyküyü cezbedici kılan en önemli unsur; her şeyi ortaya dökmeden, gerekli boşluklar bırakmaktır okuyucuya. Yazarımız da bunu lâyıkiyle yerine getirmiş. Okuyucunun zihninde oluşabilecek soruların bazılarının yanıtlarını satır aralarına saklamış; farkedebilene. Bazı soruları yanıtsız bırakmış ve okuyucuya gönlünce doldurabileceği boşluklar bırakmış. Paul Brunton’un da dediği gibi: Biri size meyveyi çiğneyerek ikram etse hoşunuza gider miydi? Gitmez dediğinizi duyar gibiyim. :) Benim en sevdiğim öykü ‘Kötü Yola Düşen Ev’ oldu. Bakalım sizinki hangisi olacak? :)

Ayrıca eser ile tanışmama vesile olan arkadaşım İbrahim (Sisifos) ‘a da teşekkür ediyorum. : Ee hadi, daha ne duruyorsunuz bir an evvel ç\alın bu kitabı! :)
175 syf.
·8 günde·Beğendi·Puan vermedi
Murat Gülsoy, her ne kadar kendisini yazar olarak tanıtmak istemese de, yazar ve akademisyen. Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışıyor. Mühendislik ve psikoloji eğitimi almış. Öyküleri ve romanları dışında yaratıcı yazarlık üzerine yaptığı etkinlikleri ve “Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık” kitabı ile öne çıkıyor. 

Gülsoy’un muratgulsoy.wordpress.com’da anlattığı üzere, sanatla ilişkisi resim yaparak başlamış. Bir süre yazmayı değil edebiyat ve edebiyat dışı okumalarla kendi dağarcığını genişletmeyi tercih etmiş. Onu yazmaya iten ise Oğuz Atay okumak olmuş. Yazmanın en üst düzey entellektüel etkinlik olduğuna ve edebiyatın içinde yeni diller ve dünyalar yaratabileceğine inanıyor. Edebiyatın kendisi dışında kalan her şeyi içine alıp canlı bir hale getirdiğini söylüyor. 

Daha önce okuduğum Karanlığın Aynasında, Nisyan, İstanbul’da Bir Merhamet Haftası romanlarında olduğu gibi öykülerinde de okuyucuyu şaşırtmasını, edebî türleri bir arada kullanmasını ve ironik anlatımını buluyoruz. Gülsoy’u okurken sevdiğim özellikleri; gerçek ve düşün bir arada olması, okuyucuyu fark etmeden etkisi altına alması. Kahramanın -ve aynı zamanda Gülsoy’un- zihin akışına fark etmeden kapılıp onunla birlikte öykünün canlılığının içine giriyor okuyucu. 

Psikoloji eğitimi alan Gülsoy’un bunu metinlere yansıtması edebî açıdan bir şölene dönüşüyor. Az kelime ile hayatın içindeki bir duyguyu ya da tiplemeyi öyle açıklayıcı betimliyor ki okurken karaktere hiç yabancılık çekmiyor okuyucu ve yaşadığımız duygularımızı gördüğümüz için yazarla ve metinle kolayca bağ kuruyoruz. 

Gelelim Oysa Herkes Kendisiyle Meşgul öykü kitabına. On iki öyküden oluşan bu kitap yazarın hem ilk kitabı hem de ilk öykü kitabı. 1992-2002 yılları arasında çıkardığı Hayalet Gemi dergisindeki öykülerini içeriyor. Kitaba adını veren ise kitaptaki Mahşerin Otuz Beş Dakikası adlı öykünün içinde geçen bir söz öbeği. Öykülerin genel teması yazmak ve kader. Mektup, anı, günlük gibi türleri bir arada deneyen yazar, klasik öykü anlayışından uzaklaşıp postmodern öykülerin habercisi olmuş bu kitap ile. 

Kitaptaki öykülerden bahsedelim kısaca. 

İlk öykü “Kıtmiir Kıtmiir”
Bir dağ evinde, bir köpekle, her şeyden ve herkesten uzak kalan bir kentlinin öyküsü bu. Yazar olan bu kentlinin yazdığı mektuplarda yazı hakkındaki görüşlerini okurken Gülsoy’un yazmak hakkındaki görüşlerine de ulaşmış oluyoruz. 

“Kadınların Gölgesinde”
Bir avukatın mektuplar ile oynadığı oyuna şahit oluyoruz. Bu oyunu okurken avukat Kerem’in kendi hayatını ve cinselliğini sorgulayışını yer yer klişe gibi görülebilecek olaylar ile sürükleyici bir olay örgüsü ile okuyoruz.

“Keşifler ve İcatlar Ansiklopedisi”
Yine bir yazarın baş karakter olduğu bu öykü, yazarın gece balkondan en sevdiği kalemi düşürmesi ile başlıyor. Anlatımda birkaç kez şahıs kipinin değişmesi değişik bir öykü sunuyor bize. 

“Körebe”
En sevdiğim ve beni en çok şaşırtan hikaye oldu. Bir gencin yazı yazma serüvenine ve gençlik heyecanlarına tanık olmakla beraber rüyaların hayatımızdaki etkisine dair güzel bir öyküydü. İçerik hakkında en az şeyi söylemeye çalışıyorum çünkü her an bir sürpriz bozan çıkabilir kalemimden. 

“Randevu”
Bir adamın randevulaştığı kadını beklerken çevrenin, anıların monolog şeklinde öyküde su gibi akışını okuyoruz. 

“Açık Çek”
Âşık olmak için belki de en güzel yerlerden biri olan kütüphanede, bir gencin bir kızdan hoşlanması ile başlıyor öykü. Gülsoy’un resim sanatı ile olan ilgisini öyküye adını veren Açık Çek isimli tablo ile daha net görüyoruz. Ateş, su, toprak ve hava üzerine yazılan satırlar en çok beğendiğim yerler oldu bu hikayede. 

“Gecenin ve Yalnızlığın Bilgeliği Üzerine”
Yazmak üzerine en çok durulan öyküydü. Yazı çalışmalarına katılan bir gencin öyküsünü okuyoruz. Yazmak niyetinde olan ama bir türlü isteği sonucu alamayanlar için yol gösterici nitelikteydi. 

“Kendini Orhan Pamuk Sanan Adam”
Orhan Pamuk ve eserlerine sıkça değinilen bir öyküydü. Mektup türünün kullanıldığı bu öykü yine yazar, okuyucu ve metin üzerine altı çizilecek satırlarla dolu. 

“Gaia ile Tanışma”
Bir belgesel ekibinin toprak ve toprakla ilgili çekimini anlatıyor. Aynı zamanda anlatıcının içinde bulunduğu bir aşk üçgeninin anlatıldığı bu öyküyü okurken kahramanın bilinç akışına ilk satırdan itibaren kapılıyor okuyucu. 

“Mahşerin Otuz Beş Dakikası”
Kahramanımız bir hastanede sırada bekliyor. Öyküyü güzelleştiren kahramanın özgüven eksikliğini Gülsoy’un şahıs anlatımını değiştirerek anlatması. 

“Değiştikçe Aynı”
Bir öyküde ilk kez gördüğüm bir teknikle yazılmış. İnsan hayatını rakamlarla bölseydi nasıl olurdu? Hayatınız nereden itibaren yeni bir bölüm olurdu? Âşık olduğu kızın başka bir erkekle aynı evde yaşaması ile hayalleri yıkılan bir gencin çare aramasını okuyoruz bu öyküde. 

“Kağıttaki İz”
Tam olarak bir hikaye özelliği taşımıyor. Daha çok bir taslak gibi. Ama öykü denediği anlatım tarzı için önemliydi. Bir fotoğraf neden önemlidir? Kişi eski bir fotoğrafa bakınca hem geçmiş halini hem de bugünkü halini görür. Aynı anda iki farklı ben’i bir arada bulur. Öykü kahramanımız da eski bir fotoğrafa bakıyor ve bakınca içinden geçenleri okuyoruz bu son öyküde. 

Türk edebiyatında okumayı çok sevdiğim yazarlardan biri Murat Gülsoy. Başka eserleriyle görüşmek üzere sevgili okuyucular. 


https://mahaledebiyat.com/...s-kendisiyle-mesgul/
280 syf.
·9 günde·Beğendi·8/10
Sonuna kadar ahh acaba ne çıkacak dediğim kitap yakıp kavurdu beni.meraktan elimden her bıraktıkça acaba buldu mu komşusunu dedim. Hayır spoiler vermeyeceğim. Bazen bende gerçekle rüyayı hatta sıkça diyeyim karıştırırım. Harika bir akışı vardı. Etkilendim doğrusu... Alzheimer bir garip hastalık ama ilginç yanları var... Tavsiyelidir. Okuyunuz sizde rüyalarda başka hayatlarda kaybolunuz. Ben zaten kayıptım iyice yok oldum... Her sayfada binlerce alıntı yapılabilirdi ama siz okuyun içinizde kalsın o alıntılar...
"Gecenin içinde dolanıp duruyoruz Ve Ateş Bizi Tüketiyor."
344 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
O yüzden düşün. Geçmişi ve geleceği düşün. Savaşları, aşkları, imkansızlıkları düşün. Giyimleri, kuşamları, insanları düşün. Yaşanmış ve yaşanacak olan her şeyi düşün. Hepsini bir kefeye koy, harmanla her şeyi...
Ve sonunda bir ürün çıkart ortaya sana ait olan, her bir kelimesi, her bir harfi seni tanımlayan...
İçinde hüzün olan, mutluluk olan, emek olan, zorluk olan, kıymetli bir şeyler olan ama değersiz bir şeyler de olan.

Hayatın kendisi gibi olasılıklarla dolu olan ama aynı zamanda olasılıksız da olan, imkansız olan.
Hayallerinin ötesinde bir dünyada var olan. Belki bir zamanlar "Efsane" olan.

Aklına bir şeyler geliyor, şekilleniyor düşüncelerin değil mi? Şimdi sıkıca tut onların hepsini, işle onları ilmek ilmek, hayat ver onlara daktilonun tozlu harflerinde.

Bir Tanrıça gibi asaletle, ve bir savaşçı gibi kan ve güçle.
120 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Nisyan: unutmak. Her şeyi unutmuş ya da kendi kafasında yeniden şekillendirmiş bir yazar. Yavaş yavaş silinen anılar ve yerinde kalan koca bir boşluk. Kendi silinişinin boşluğuna şahit olan bir yazar. Şahit olduğu olayları anlamayan ancak şahitliğinin acısını çeken. Etkileyici ve güzel bir kitap. İlk okuduğum Murat Gülsoy kitabı. Merak uyandırdı diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum.
189 syf.
·4 günde·9/10
Okulun her günkü sıradan günlerinden bir gündü. (ne kadar günlü bir cümle oldu) Elimde kütüphaneye teslim edilecek kitaplar var. İki tane Ferit Edgü kitabı (Çığlık, Işte Deniz, Maria) ve Cemal Süreya'nın Aritmetik İyi Kuşlar Pekiyi'si. Kararlıydım. Bu sefer bu kitapları teslim ettiğimde kütüphaneden kitap almayacaktım. Çünkü elimde okumam gereken, bana ait olan kitaplarım vardı. Olmadı. Yapamadım. Teslim ettikten iki dakika sonra kendimi onlarca kitaplığın önünde buldum. Karşımda "beni al,beni al" diye birbiriyle sataşan kitaplar. "Hangisini almalıyım?" düşüncesi sardı bi an. Hepsi öyle güzel ki, hepsi öyle güzel kokuyor ki! Birden gözüme ilişti hemen. "Bu Kitabı Çalın." Neden ismi böyle acaba diye düşündüm. Bir merak sardı içimi. Kapağı beni cezbetti. Reklamdan değil ama baktım 2001 Sait Faik Hikaye Ödülü de almış. "Boşuna almamıştır yahu" diyerek aldım kitabı. Sadece o mu? Kütüphaneden çıkınca 3 kitapla çıkmışım. Diğerleri sürpriz olsun. Şu anki konumuz "Bu Kitabı Çalın".

Öncelikle yazara mı değinsek ne? Kendileri 92-2002 arasında Hayalet Gemi adında dergi çıkarıyor arkadaşlarıyla. 2000 yılından beri de elektronik yayınevi olan altkitap'ı yürütüyor. Şu an da Boğaziçi Üniversitesi'nde öğretim üyesi, mühendislik ve yaratıcı yazarlık dersleri veriyor.

Eveeeet , gelelim kitaba. Kitabın ilk basımı 2000 yılında. 18 yılı devirmiş. İçinde 12 ayrı öykü var ama ne öyküler..! :

1. Bu Kitabı Çalın!
2. Kayıp Eşyalar Bürosu
3. Hindistan Yolculuğu
4. Hızlı Düşünme Sanatı
5. 54 Numara'nın Esrarı
6. Kötü Yola Düşen Ev
7. Yazarın Belleği
8. Hasta Bir Konak
9. Birkaç Dolar İçin
10. Kukla
11. Sakla Beni
12. Yasadışı Öyküler

Hepsi birbirinden sağlam öyküler. Ama birkaçına değinecem sadece. Kitaba adını veren öyküden başlayalım.

İlk okunduğunda "Bu Kitabı Çalın" adlı kitabın bir avm'de kitabevinden çalındığından bahsediyor. Adama sorulduğunda "tahrik oldum, çaldım" açıklamasını yapıyor. Meğer kitabı çaldıran da yayınevi. Sırf kitabın reklamı olsun diye yapmış. İstedikleri de olmuş tabi. Kitabın satışında patlama yaşanıyor. Önemli olan çalma falan değil de okurken bi "acaba?" diyorsunuz. Gerçekten bu kitap çalındı mı? Ama hayır. Olamaz ki böyle bir şey. Bu kitap yayımlandıktan sonra çalındı. Hırsızlık da o zaman oldu. Peki bunca olay sonradan bu kitaba nasıl girdi? Kurgu. Öyle sağlam bir kurgu var ki sizi mantık hatalarına bile sürükleyebilen türden.

Diğer bir öykü Kayıp Eşyalar Bürosu. Bir adam şehrin garajında Kayıp Eşyalar Bürosu'nda memurdur. Birçok insan birçok eşyasını unutur otobüslerde, peronlarda, banklarda vs. Bu adam hiçbir zaman unutulan eşyaları umursamaz ama o gün farklıdır. Bir çanta eline ulaşır. Karıştırır. İçinde bir not defteri, bir makyaj çantası, bir parfüm ve bir kitap vardır. Adam onca unutulan kitaba dokunmazken o kitabı okur. Oğuz Atay'ın Korkuyu Beklerken'i. Okur ve iki günde bitirir. Parfüm kokusuna daha doğrusu görmediği bi kadına aşık olmuştur. Her gün işe giderken üstüne başına dikkat eder o günden sonra. Olur da çantanın sahibi gelir de alır, gelir de onu dünya gözüyle bir kere görürüm diyerek. Aradan günler, haftalar geçer. Kimse gelmez. Dayanamaz tabi. Not defterini karıştırır. Bayanın bir ıngilizce kursuna gittiği kanısına varır. Dershaneleri yoklar, fiyatlarını karşılaştırır ama yok. En son bir bara gider orda da yoktur. Birkaç gün sonra büroya bir adam gelir ve şöyle der. "Merhaba kolay gelsin, bi ay falan önce eşim bir çanta unutmuştu da, onu almaya geldim." Memurumuzun dünyası başına yıkılır.

Kötü Yola Düşen Ev'e de kısaca değinip incelememizi tamamlayalım. Kötü yola insan düşer bizim bildiğimiz. Burada olay farklı. Burada kötü yola düşen bir ev. Tarık G. adında bir adam bir gün bir porno filmde o videonun evinde çekildiğini farkeder. Defalarca başa sarıp sarıp izler. Fikri değişmez. Ev onun evidir. Evinin anahtarının kimlerde olduğunu düşünür. Ve bu işin peşine düşer. Bakalım bulabilmiş mi? Orasını da siz okuyun.

Zahmet edip okuyanlara bol bol teşekkürlerimi sunar, bol okumalı günler dilerim. Kalın sağlıcakla. :)
228 syf.
Yazar ülkemizde çok yaygın olmayan yol ve yön gösterici bir eser oluşturmuş. Öncesi olmadığı için araştırmalarda olduğu gibi öncülerin yaptığını yapmış yazar genel bir durum tespiti yaparak. Bende kendi düşüncelerimi okurken not almıştım. Sizlerle paylaşmak istedim.
Yazarlık doğuştan bir yetenek midir? Yoksa okuyarak yazarak öğrenilir mi? Bu soruyu kendime sorunca bir insan doğuştan futbol konusunda yetenekli midir yoksa kendini geliştirip öğrenip iyi bir futbolcu mu olmuştur? Bence ikisi de aynı şeydir. Yazarlık doğuştan gelen bir yetenektir. Okudukça, yazdıkça gelişir. Pek çok insanda bu yetenek olabilir. Fark etmemiş, keşfedilmemiş olabilir. Yeteneği olmayanlar unutulup gidenlerdir.
Yazar gerçek dünya ile hayal dünyası arasındaki gerilimi dengede tutmak zorundadır. Hayal dünyasına doğru bir kayma olursa gerçeklikten ve anlaşılmaktan uzaklaşmış olur. Gerçek dünya tarafına doğru bir kayma olursada eser sanattan ve edebiyattan yoksun kalır. Sıradan basit bir hal alır. İki dünya arasındaki gerilim arttıkça, ki insan zihni bir noktaya kadar bunun sağlıklı olmasına müsade edebilir, eserler her yönden zenginleşmiş olur.
Yazar duyguları ve yetenekleri ile ördüğü eseri aklı ve zekası ile iyi denetlediği zaman üstün bir eser yazabilir. Empatiden ve gerçeklikten uzak olan eserler iyi bir akıl denetiminden geçmemiş demektir.
Gittikçe ticari bir faaliyet haline dönüşen edebiyatın birbirinin benzeri olmaktan ileri gitmeyen kitaplar olarak karşımıza çıkacağının bir göstergesi aslında bu kitap. Tıpkı spor olmaktan çıkmış futbol gibi. Günümüzde üç boyutlu yazıcıların yaygınlaşması ile bir takım sanatsal yapıların birbirinin benzeri şeklinde hızla yaygınlaşması gibi.
274 syf.
·5 günde·7/10
" Murat Gülsoy 'un son romanı yazarla tanışmak için uygun bir kitap mı? " diye sormuştum, yazarı çok seven okurlara. Onlar da çeşit çeşit emoji lerle onaylanmışlardi beni.

Son dönemlerin çok okunan yazarlarından biri Murat Gülsoy. Okur kitlesi her geçen gün genişleyor. Külliyatı da öyle. En zor iştir, külliyatı geniş yazarlara başlamak için kitap seçmek. Severseniz gerisini getirirsiniz, sevmezseniz dönüp arkaniza bakmazsiniz bir daha. O yüzden titiz olmak gerekir seçim yaparken.

Kaybolan karşı komşusunun öyküsü bu kitap. Emekli ağır ceza hakimi, beyamcamiz bir gece ansızın kayboluyor ve roman boyunca kah bir radyo istasyonunda, kah eski model bir Amerikan arabasınin içinde, kahsa bir terzi dükkanında arayışa katılıyoruz. Bir yandan komşumuzu arıyoruz, bir yandan da onunla ilgili değişik bilgiler ediniyoruz. Kızıyla olan ilişkilerinden, görevliyken haksız yere hüküm giydirdigi insanlara; hayata bakış açısından, toplum içindeki gücüne kadar fikir sahibi oluyoruz. Farklı bir sonla da romanı tamamliyoruz.

Bazı kitaplar okurken hiç bitmesin istenir. Bazılarıysa bitsin artık diye kerhen okunur. Sırf sonunda ne olacak acaba diye merak edersiniz. Bu roman galiba benim için öyleydi. Fazla uzun geldi bana. Yine de bu benim fikrim.

Hepinize keyifli günler...

Yazarın biyografisi

Adı:
Murat Gülsoy
Unvan:
Türk Yazar, Akademisyen
Doğum:
İstanbul, 1967
1967'de İstanbul'da doğdu. Kabataş Erkek Lisesi'ni bitirdi. Boğaziçi Üniversitesi'nde Elektrik-Elektronik Mühendisliğini bitirdikten sonra yüksek lisans çalışmasını aynı üniversitenin Psikoloji Bölümü'nde tamamladı. İnsan yüzlerine ilişkin uyarılmış beyin potansiyelleri üzerine yaptığı deneysel tez çalışmasından sonra İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Biyomedikal Mühendisliği Programında doktora yaptı. Beyin cerrahisinde kullanılacak bir cerrahi lazer sistemi üzerinde temel bilimsel çalışmalar yaptı. 2000 Yılından beri Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Enstitüsü’nde öğretim üyesi olarak çalışmakta Biyofotonik konusunda dersler vermekte, araştırmalar yapmaktadır. Lazer-doku etkileşimi, lazerle doku kaynağı, cerrahi lazer sistemi tasarımı konularında çok sayıda makalesi bulunmaktadır.

Arkadaşlarıyla birlikte 1992-2002 yılları arasında çıkardığı Hayalet Gemi dergisi ile edebiyat alanında adını duyurmaya başladı. Bu dergide öykü ve deneme türünde yazılarını yayımlayan Gülsoy ilk kitabını 1999 yılında Can Yayınları'ndan çıkardı. 2001 yılı Sait Faik Hikâye Armağanı, "Bu Kitabı Çalın" adlı kitabına, 2004 yılı Yunus Nadi Roman Ödülü, "Bu Filmin Kötü Adamı Benim" adlı romanına, 2013 yılı Notre Dame de Sion Edebiyat Ödülü "Baba, Oğul ve Kutsal Roman" adlı romanına verildi. Kitapları çeşitli dillere (İngilizce, Almanca, Çince, Makedonca, Rumence, Bulgarca, Arapça, Arnavutça) çevrilmektedir. Yapıtlarında akıcı bir üslup kullanan yazarın gerçekliğin ve zihinsel deneyimlerin aldatıcılığı, rüyalar, ölüm ve aklın sınırları gibi konuları ele aldığı söylenebilir. Öykü ve romanlarında türler arasında gidip gelmekten çekinmeyen Gülsoy edebiyat üzerine de inceleme ve denemeler yazmaktadır. Borges, Kafka, Orwell, John Fowles, Coetzee, Tanpınar, Yusuf Atılgan, Oğuz Atay ve Orhan Pamuk sıklıkla andığı yazarlar arasında sayılabilir. Boğaziçi Üniversitesi'nde vermekte olduğu yaratıcı yazarlık derslerini Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık adlı kitabında, Modernizm/Postmodernizm üzerine görüşlerini 602.Gece adlı inceleme kitabında yayımlamıştır.

Açık Radyo'da 1995-2002 yılları arasında Hayalet Gemi, Simgeler Sözlüğü, Ubor Metenga gibi programlarda yer almış olan Gülsoy 2010 yılından bu yana TRTTURK kanalında Açık Şehir programında Sinemada Edebiyat Uyarlamaları hakkında yorumlar yapıyor. Murat Gülsoy aynı zamanda 2004 Yılından beri Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi'nin Genel Yayın Yönetmenliği görevini sürdürüyor.

Yazar istatistikleri

  • 157 okur beğendi.
  • 1.787 okur okudu.
  • 63 okur okuyor.
  • 1.036 okur okuyacak.
  • 20 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları