Mustafa Akyol

Mustafa Akyol

Yazar
7.7/10
27 Kişi
·
77
Okunma
·
6
Beğeni
·
1.067
Gösterim
Adı:
Mustafa Akyol
Unvan:
Gazeteci-Yazar
Doğum:
Ankara, 1972
Lise öğrenimini TED Ankara Koleji, Nişantaşı Anadolu Lisesi ve Özel Tercüman Lisesi'nde tamamladı. 1996'da Boğaziçi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölümü'nden mezun oldu.

Boğaziçi Üniversitesi'ndeki Atatürk Enstitüsü’nde Kürt Sorununun Kökeni konulu master tezi hazırladı. 2006 yılında bu tezi genişleterek Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek: Yanlış Giden Neydi? Bundan Sonra Nereye? adında kitap çıkardı.Bu kitabından dolayı pek çok yazardan olumlu tepkiler aldı.

Bir dönem ABD'de Akıllı tasarım teorisi (İngilizce: Intelligent design)hareketinin öncülüğünü yürüten Discovery Institute adlı kuruluşta din ve bilim ilişkisi üzerine çalışmalar yaptı. 2005 yılındaKansas Eyaleti Eğitim Bakanlığı'nda eğitim müfredatı değişikliği tasarısı konusunda bilirkişi olarak dinlendi.

Türkiye, İslam dünyası, İslam ve modernite; Kürt sorunu; bilim, din ve ateizm; din, devlet ve laiklik gibi konularda yazılar yazan Akyol'un İngilizce makaleleri, The Washington Post, The Wall Street Journal, International Herald Tribune gibi gazete ve dergilerinde yayınlanmaktadır. Turkish Daily News gazetesi editörlüğü de yapan Akyol'un çeşitli konular üzerine kaleme aldığı Türkçe makaleleri Radikal, Referans ve Zaman gibi gazetelerde yayınlanmıştır.

Mustafa Akyol, halen Star ve Hürriyet Daily News gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır, ayrıca Fatih Üniversitesi'nde ders vermektedir. Gazeteci yazar Taha Akyol'un oğludur.
Kur’an kumarı, faizi, içkiyi, leş ve domuz eti yemeyi ve putlar için kurban edilmesini
haram kılmıştır.
Ayrıca Müslümanlara günde beş vakit namaz kılmalarını, Ramazan ayında oruç
tutmalarını, ömürde bir kez hacca gitmelerini, fakire zekat vermelerini ve buna benzer
yükümlülükleri yerine getirmelerini emretmiştir.

...Fakat çok ilginçtir ki, Kur’an bu dünyada söz konusu günahlara yönelik bir ceza
belirlememiştir.
Kur’an’da spesifik olarak ceza öngörülen günah dörttür; hırsızlık, haydutluk,
(İftira) zina iftirası ve zina.. Ve bu günahlara bedeni cezalar tayin edilmiştir.

...Az önce sözünü ettiğimiz dört günah,Kur’anda ceza önerilmeyen günahlardan
kategorik olarak farklıdır.
Çünkü bu günahlarda Allah hakkıyla beraber, kul hakkı da çiğnenmektedir.
Başka bir ifadeyle, birine bir zulüm yapılmaktadır.

Kur’an sadece ‘’insanların haklarını’’ çiğneyen günahları (yani suçları) cezalandırmaktadır.
Allah’ın haklarını çiğneyen günahların sonuçları, hesabı öbür dünyada görülmek üzere Allah’a bırakılır.
14. yüzyılda yaşamış Müslüman düşünür olan İbn Haldun ise Mukaddime’yi yazmıştı ki, İngiliz tarihçisi Arnold Toynbee’ye göre, bu kitap “hiç kuşkusuz, şimdiye kadar herhangi bir zamanda ya da yerde hiçbir akıl tarafından aşılamamış, kendi türünün en büyük eseri”ydi. Kitapta, İbn Haldun, başka pek çok şeyin yanı sıra, bir ekonomik liberalizm teorisi de geliştirmişti: Hükümetlere vergileri azaltmaları, özel mülkiyeti güvence altına almaları, serbest piyasayı desteklemeleri ve bütçe açıklarından kaçınmalarını tavsiye ediyordu. Dünya Bankası’nın İbn Haldun’u “özelleştirmenin ilk savunucusu” olarak övmesi bundandır ve yersiz değildir.
Gerçi, hoş, Kur’an, peygamberi, “Şüphesiz ben, ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim”ve “... gaybı da bilmiyorum”diyen mütevazı bir insan olarak tanıtmasına rağmen, Ehl-i Hadis, onu çoktan, gelecekle ilgili her şeyi bilen bir kâhin gibi tasvir etmişti. Dolayısıyla, insanüstü bir konuma yükseltilen bu peygamber imajı, kendisinden sonra gelen idareciler hakkında yorum yapar hale de gelmişti. Mesela “Allah idarecilerin sadece iyi amellerini yazar, kötü olanlarını yazmaz”17gibi inanılmaz hadislere rastlanabiliyordu. Bu, muhtemelen, Emevi halifelerinin zulüm ve yolsuzluklarına meşruiyet kazandırmak için 8. yüzyıl başlarında dolaşıma soktukları bir uydurmaydı.
Ünlü Katolik ilahiyatçı Hans Küng’e göre ise, bireysel kurtuluş üzerine yapılan vurgu, bireyin Arabistan’daki kabileci boyunduruktan özgürleşmesini sağladı:
"Muhammed’in yaydığı tutarlı tek-tanrıcılık... yeni bir bireysel sorumluluk yarattı... Tek bir Tanrı varsa ve o Tanrı Yaratıcı ise, onun yarattığı insanlar özel bir onur kazanıyor; her şeyi belirleyen bir kabileler sisteminin objeleri değil, Yaratıcı’larına karşı sorumlu ve hatta O’nun 'halife'si olan bireyler oluyorlardı."
Hristiyanlık Yahudi kökenlerinden uzaklaştığı ve Helenistik topraklarda kök saldığı oranda, İsa'yı tanrısal olarak idrak edecekti. Bu monoteist Yahudi kavramlarının diğer ulusların çok tanrıcı ortamına nakledilmesinin bir sonucuydu.
Yeni Ahit'ite ilk metinlerden daha sonra yazılanlara doğru ilerledikçe, İsa'nın tanrısallığına yapılan atıfların arttığını görüyoruz.
İsa giderek artan bir oranda tanrısal bir varlık olarak tanımlandı. Muhtemel bir insan Mesih'ten, Tanrı'nın oğluna, sonrasında ezeli bir meleki varlığa, sonrasında Tanrı Sözü'nün beden alışına, nihayetinde Baba Tanrı'nın eşiti ve Tanrı'nın kendisine dönüştü....
Bu öğreti (Mutezile ekolü), dünyanın insanların ‘’tercih etme hakkına’’ sahip olduğu özgür
bir yer olması gerektiği sonucuna götürdü.

Onlara göre, bütün dünya insanların hakiki imanı kabul edip etmeyeceklerinin imtihan
olunduğu bir ‘’imtihan yeri’’ olarak görülmeliydi.

‘’Dinde zorlama ve baskı yoktur’’ ayetinin de işaretiyle , iman, ancak hakiki bir tasdikle,
yani ‘kalbin bir eylemiyle’ gerçekleşebilirdi.

Öyleyse, insanlar, iman edebilmek için, önce ‘’din konusunda tercihte bulunabilme’’
özgürlüğüne sahip olmalıydılar.
Özgürlük, her bireyin, kendi tercih ve kararlarıyla, doğru ve yanlışlarıyla şekillenen dolu bir hayat yaşamak için ihtiyaç duyduğu zemindir.
Ve hatta özgürlük, her bireyin, Allah’ı bulmak için yürüyeceği yoldur.
Eleştiri ve alaya öfkeyle tepki vermeye yatkın olan Müslümanlar, bu tavrın kendilerini
sadece olgunlaşmamış ve öz güvensiz kişiler olarak resmedeceğini görmeliler.
Buna karşın şayet tepkileri ağırbaşlı ve akılcı olursa, İslam’a çok daha iyi bir şekilde
hizmet etmiş olacaklardır.
Unutmamak gerekir ki, bir dinin gücü, muhaliflerini susturma gücüyle ifade bulmaz.
O dine inananların ahlaki erdemleri ve entellektüel kapasitesiyle ifade bulur.
Mutezile yaklaşımından doğan siyasi düşüncelerden belki de en ilginci, Mutezile felsefesini sosyoloji ve siyasete taşımış olan 10. yüzyıl Müslüman felsefecisi El-Farabi’nin, Es-Siyasetü’l-Medeniyye adlı kitabıdır.
Dolayısıyla Farabi “toplum devleti” adını verdiği ve yurttaşlarına özgürlük sunan kendi ideal devletini tanımladı. Bu ideal devlet, “insanların yapmak istedikleri şeylerde hür oldukları eşitlikçi bir teşkilat” idi. Üstelik, bu devlette yaşayan insanlar, “daha fazla özgürlük ve fırsat vaat edenlerin liderliğini onaylamaya teşne yurttaşlardı.”Farabi’ye göre, özgürlüğü teşvik eden böyle bir devlet olduğunda, “başka ülkelerden insanlar akın akın buraya göç edeceklerdi.” Ve bu göçler sayesinde, “en ideal türde bir ırki karışım ve kültürel farklılık” ortaya çıkacak, böylece felsefeci ve şair gibi yetenekli bireylerin gelişmesini mümkün kılacak münbit bir zemin oluşacaktı.

Ne dersiniz, “özgürlükler ülkesi” olan ve o sayede “beyin göçü”nün merkezi haline gelen ABD’yi çağrıştırmıyor mu biraz bu ifadeler?
Kesinlikle çok beğendiğim bir kitap. Yorumlar enfes. Uzun zamandır islami açıdan sorgulamalarıma anlam katan düşünceler var. Özgürlüğün tarifi güzel eleştirilerle yorumlanmış. Faydalı olacaktır okuyanlar için.
* Kitabın yazarı Mustafa Akyol, liberal islamcı olarak tanımlayabileceğim, iyi eğitimli bir düşünürdür. Yurtdışında ve Türkiye'de çokça önemli gazete ve dergide yayınlanmış çeşitli konularda yazıları vardır.

* Kitap, "The Islamic Jesus: How the King of the Jews Became a Prophet of the Muslims" ismiyle 2017'nin başında yayınlanmış, daha sonra Türkçe'ye tercüme edilmiştir.

* Kitabın içeriği akademiktir ve Hristiyanlıktaki İsa'yı tanıyanlar için yeni fikirler katabilir. Dolayısıyla Türkiye'de sadece belirli bir zümreye hitap etse de; Hristiyanlığın savunduğu İsa'yı tanıyan Amerika gibi ülkelerde daha fazla yankı uyandırmıştır. Kitap, aynı zamanda 2013'te yayınlanıp batı ülkelerinde bestseller listesine giren Reza Aslan'ın "Zealot" kitabının eksik bölümlerini tamamladığı iddiasındadır.

* Kitabın bakış açısı ve amacı; Hristiyanlar tarafından fazla tanınmayan İslam'ın İsa'sını onlara tanıtmak ve neticede iki İsa'nın birbirinden çok da uzak olmadığını göstermektir. Bu tezi desteklemek üzere ilk dönem Hristiyanlığına dair çok sayıda tarihi kaynağa başvurur. Bu kaynaklar günümüz Hristiyanları tarafından şüpheli metinlerdir ve çoğu zaman da ciddiye alınmaz.
Yine bu amaçla yazar, Hristiyanlığı iki kola ayırarak Pavlusçuluk ve Yahudi-Hristiyanlık (Yakupçuluk) bunlardan hangisinin İslam ile uyuştuğunu sorgular. Metin özelinde konuşacak olursa da temel olarak kullandığı bölümler Kutsal Kitap'ta yer alan Pavlus mektupları ile Yakup Kitabı'dır.

* 1/10luk puan kesintisini, bu konuda daha fazla örneklendirme yapılabileceğini fakat yazarın bazı örnekleri seçerek verdiğini düşündüğüm için yaptım. Fakat 9/10'luk kısım, kitabın ciddiyeti, referansların hem modern hem de karşılaştırılabilir yazılar olması ve çok geniş literatür araştırması yapılmış olması sebebiyledir.
İslam tarihinde iki ana akımın farklılıkları ve birbirleri ile olan uğraşlarını kısa ve olabildiğince akıcı anlatılan, kaynakcalı bu bilimsel eserin okunmasının bugünkü olayları daha sağlıklı yorumlamaya katkı da bulunacağını düşünüyoruz. Her evde okunması ve her kütüphane de bulunması gereken baş vuru kitabı.
Kitapta, otoriter rejim ve akımlar neden müslüman dünyada kendilerine bu kadar yer bulabildiler sorusunun cevabına odaklanılıyor. Otoriterleşme islam kaynaklı mı yoksa otorite yanlısı kişiler hasbelkader müslüman kişiler mi? İslamda özgür ve bireyci bakış açıları nasıl yer bulur? Aslında islamın özünde bu bakış açılarına olumsuz bir yaklaşım yoktur ama neden bu şekilde algılanır sorusuna verilen cevaplarla yeni bakış açıları kazandıran bir kitap. Her olumsuzluğun islamla ilişkilendirilmesinin önünü alacak güzel çözümlemeler ve anlaşılır bir dil kullanılmış.
Tek cümleyle șöyle özetleyeceğim, bu kitap siyasi/dini düșüncelerimin %90 oranında baskıya dökülmüș hali. Mustafa Akyol'un zihinsel gelișimi ve fikirleri gerçekten ilgi çekici ama kitabı asıl güzelleștiren Mustafa Akyol'un savunduğu fikirlerin aslında birçok entelektüel-akademisyen tarafından desteklenen fikirler olduğunu göstermesi. Bunu yaparken atıflar ve alıntılarda bulunuyor. Kitap "Liberalizm" fikrinin doğușunda erken dönem Islam değerleri ve alimlerinin fikirlerinin ne kadar etkili olduğunu göstermekle kalmıyor, -malesef- bastırılmıș Liberal Islami hareketlerin de öyküsünü anlatıyor. Mustafa Bey bu kitabı yazdığında ülkemizde yeșermiș AKP modelinin 2000'li yılların bașındaki bașarılarından bahsederken, kitabı yazdıktan birkaç sene sonra olan Gülen Terörizmi ile kavgaları ve AKP iktidarının ivmeli șekilde otoriterleșmesini bilseydi heralde bazı yerleri yazdığına pișman olurdu. :) Yine de yazıldığı yıla göre değerlendirelim biz.
Kitaba katılmadığım %10 ise Mustafa Bey'in klasik muhafazakar düșüncesi yüzünden Kemalist iktidarların ilk yıllardaki reflekslerine karșı çok anlayıșsız olması. "Acaba Kemalizm'in ilk yıllardaki zorunlu bazı hareketleri olmasaydı Türkiye bölgesinde esir düșememiș birkaç ülkeden biri olur muydu?" sorusunu kendisine sorması lazım Türk Liberallerin. Bunun dıșında Nurcu harekete karșı da biraz masumane bakıșı olmuș Mustafa Bey'in bu kitabı yazdığı yıllarda. Bu iki husus yüzünden %100 yerine %90 katıldığımı söylüyorum kitaba. Yine de 10 puanı hakeden bir kitap kesinlikle.
Akademik çalışma kıvamında, daha çok konuya özel ilgisi olanların okuyacağı tarzda, yazım dili itibarıyla kolay okunan bir kitap.

Kitap temel olarak klasik Hristiyanlık inancının oluşturduğu İsa algısı, hikâyesi ve öğretilerinin köklerine iniyor ve bunların sonradan insan eliyle oluşturulduğunu gerçek İsa’dan uzaklaşıldığını söylüyor.

Meryem’in İsa haricinde kocası Yusuf’tan dört erkek kardeşi daha vardır. Bu kardeşlerinden en büyüğü Yakup, İsa’nın takipçisi ve misyonunun gerçek mirasçısı olacaktır. İsa’nın çarmıha gerilmesinden sonra onun fikirleri ve öğretileri iki ayrı koldan yol almıştır; yazarın Yahudi-Hristiyanlık olarak isimlendirdiği kardeş Yakup liderliğinde Kudüs’te yerleşik bir grubun devam ettirdiği yol ile kuzeyde Şam merkezli temel olarak Pavlus’un mektup ve anlatılarını temel alan sonrasında Roma İmparatorluğunun resmi dinini ve bugün Hristiyanlığı oluşturacak olan diğer yol.
Kardeş Yakup tarafından devam ettirilen ve bugüne elimizde Yakup’un Mektubu belgesiyle fikirlerinden izler kalan Yahudi-Hristiyanlığın İsa’nın gerçek öğretileri olduğunu, bunların sonradan Arap yarımadasında ortaya çıkacak Muhammed’in ve İslamiyetin fikir ve öğretileriyle birebir örtüştüğünü söylüyor.
Yahudi-Hristiyanlar Yahudi şeriatına bağlıdırlar, İsa’nın ayrı bir din getirmediğine, Yahudilikteki bozulmaları, yanlış uygulamaları düzeltmeye gelen, beklenen Mesih olduğuna inanırlar. İsa Tanrı’nın elçisidir, ancak bir insandır. Tanrı’nın oğlu veya kendisi değildir. Kardeş Yakup Pavlus’un mektupları ve anlatılarıyla yaratmış olduğu İsa imajını ve hikâyesini şiddetle ret eder. Yahudi-Hristiyanlık birkaç yüzyıl sonra tarih sahnesinden silinmiştir.
Bugün yaşanan Hristiyanlık büyük ölçüde yaşamında İsa’yı hiç görmemiş, tanımamış, Şam yolculuğu sırasında İsa’nın çölde kendisine görünmesi sonrası onu takip etmeye başlamış olan Pavlus’un anlatılarına dayanmaktadır. Mevcut Hristiyanlık bir Pavlus Hristiyanlığı olup, Kudüsteki köklerinden uzaklaşmış uzaklaştıkça Greko-romen öğelerin katılması, imparatorluk dini olmasına paralel değişmiştir. Mesih İsa Pavlus’un eline Tanrı/yarı Tanrı olmuştur. İsa’nın Yahudilikle bağı kopmuş yeni bir dinin vaizi olmuştur.

Kitabın yazarı Mustafa Akyol, özellikle Muhammed ve İslam’ın öğretileriyle, Yahudi-Hristiyanlık inanışlarını denkleştirirken, Kuran ayetlerinde anlatılan Meryem ve İsa’nın yaşamıyla Hristiyan inancındaki/İncillerdeki farklılıkları çözümlerken çoğunlukla yorumu fazla zorluyor ve ikna edici olamıyor.

Başta da değim gibi bu konulara özel ilgisi olan okuyucuya hitap eden bir eser.
Bir dönem, hükümet ile cemaat arası çok iyi olduğu zamanlarda, yazar tarihi yorumlarken hükümeti eleştirmeden hatta methiyeler düzerek yorum ve kitaplar yazardı. Ne zaman aralar bozuldu, yazar bir anda hükümet düşmanı oldu.

Bu kitap ikinci dönemin kitabı. Ben yazara her türlü güvenmem. Fikirlerinin bir çoğunu beğenmem. Kitap hediye geldiğinden okumak zorunda kaldım.

Yazarın biyografisi

Adı:
Mustafa Akyol
Unvan:
Gazeteci-Yazar
Doğum:
Ankara, 1972
Lise öğrenimini TED Ankara Koleji, Nişantaşı Anadolu Lisesi ve Özel Tercüman Lisesi'nde tamamladı. 1996'da Boğaziçi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölümü'nden mezun oldu.

Boğaziçi Üniversitesi'ndeki Atatürk Enstitüsü’nde Kürt Sorununun Kökeni konulu master tezi hazırladı. 2006 yılında bu tezi genişleterek Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek: Yanlış Giden Neydi? Bundan Sonra Nereye? adında kitap çıkardı.Bu kitabından dolayı pek çok yazardan olumlu tepkiler aldı.

Bir dönem ABD'de Akıllı tasarım teorisi (İngilizce: Intelligent design)hareketinin öncülüğünü yürüten Discovery Institute adlı kuruluşta din ve bilim ilişkisi üzerine çalışmalar yaptı. 2005 yılındaKansas Eyaleti Eğitim Bakanlığı'nda eğitim müfredatı değişikliği tasarısı konusunda bilirkişi olarak dinlendi.

Türkiye, İslam dünyası, İslam ve modernite; Kürt sorunu; bilim, din ve ateizm; din, devlet ve laiklik gibi konularda yazılar yazan Akyol'un İngilizce makaleleri, The Washington Post, The Wall Street Journal, International Herald Tribune gibi gazete ve dergilerinde yayınlanmaktadır. Turkish Daily News gazetesi editörlüğü de yapan Akyol'un çeşitli konular üzerine kaleme aldığı Türkçe makaleleri Radikal, Referans ve Zaman gibi gazetelerde yayınlanmıştır.

Mustafa Akyol, halen Star ve Hürriyet Daily News gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır, ayrıca Fatih Üniversitesi'nde ders vermektedir. Gazeteci yazar Taha Akyol'un oğludur.

Yazar istatistikleri

  • 6 okur beğendi.
  • 77 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 44 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.