Nabizade Nazım

Nabizade Nazım

Yazar
7.0/10
1.287 Kişi
·
6bin
Okunma
·
125
Beğeni
·
7,2bin
Gösterim
Adı:
Nabizade Nazım
Unvan:
Tanzimat Dönemi Osmanlı-Türk Yazarı
Doğum:
İstanbul, 1862
Ölüm:
6 Ağustos 1893
Nabizâde Nâzım (d. 1862 (?) - ö. 6 Ağustos 1893) Tanzimat dönemi Osmanlı-Türk yazarıdır.

Şiir, anı, hikaye, roman türlerinde ve bilimsel konularda eserler veren Nabizade Nazım, ilk Türkçe gerçekçi köy romanı olarak kabul edilen Karabibik’in ve Türk edebiyatındaki ilk psikolojik roman denemesi olan Zehra’nın yazarıdır.

Nabizâde Nâzım
1862 yılında İstanbul’da, Nişantaşı’nda dünyaya geldi. Tam adı Ahmet Nazım idi. Babası Nabi Efendi’yi ve annesini genç yaşta kaybetti. Ninesi tarafından büyütüldü. “Yadigarlarım' adlı yapıtında anlattığı anılarından öğrenildiğine göre mutsuz bir çocukluk geçirdi.

İlköğrenimini Tophane Mahalle Mektebi’nde tamamladıktan sonra önce Fevziye Rüştiyesi’nde sonra Beşiktaş Askeri Rüştiyesi’nde öğrenim gördü. Okulun İdadi (lise) bölümünü de bitirdikten sonra yüksek öğrenimini Mühendishane-i Berri-i Hümayun (Kara Askeri Mühendis Okulu)'da yaptı. 1884'te topçu mülazım-ı sanisi (topçu üsteğmen) olarak mezun oldu. Öğrenimine Mekteb-i Harbiye-i Şahane (Genel Kurmay Okulu)’da devam etti.
İlk yazısını henüz öğrenci olduğu 1880 yılında Vakit Gazetesi’nde A.Nazım imzasıyla yayımlandı. Bu yazı, “Esaret” başlıklı bir denemedir. Öğrencilik ve askerlik yaşamının devam ettiği 1880-1890 yıllarını aynı zamanda çok verimli bir yazım adamı olarak geçirdi.

Çok başarılı bir öğrenci olan Nabizade Nazım, 1886’da Erkan-ı Harbiye (genelkurmay) yüzbaşısı olarak mezun olduktan sonra kendi okulunda askeri öğretmenlik yaptı; yüksek cebir, istihkam ve topoğrafya dersleri verdi. Keşif ve araştırma yapmak üzere iki yıl Suriye'de görev yaptı. 1890'da İstanbul'a döndü. O yıl, ilk Türkçe gerçekçi köy romanı olan Karabibik adlı eserini yayımladı. 1891’de çıkmaya başlayan ve o günlerde bir bilim dergisi niteliği taşıyan Servet-i Fünun Dergisinin ilk yazarlarından birisi oldu.
İstanbul’a dönüşünden bir süre sonra sevdiği kızla evlendi ancak mutlu bir evlilik yaşamı olmadı. Evlendikten kısa bir süre sonra kemik veremi hastalığına yakalandı. Haydarpaşa Hastanesi’nde iki yıl kadar tedavi gördü ama iyileşemedi; 6 Ağustos 1893'te öldü ve Üsküdar'da Miskinler Tekkesi yakınındaki mezarlıkta toprağa verildi.

Edebî hayatı
Nabizade Nazım, daha çok romantizm etkiler taşıyan şiirlerini bilimsel konuları işleyen makalelerini, öykülerini Hazine-i Evrak, Mir'at-i Aem , Rehber-i Fünun, Afak, Berk, Manzara gibi dergilerle Tercüman-ı Hakikat, Servet, Mürüvvet gibi gazetelerde yayımlamıştır.

Şiirlerinde ölüm, tabiat, tanrı gibi temleri işledi. Şiirde çok başarılı olduğu söylenemez. Zaten kendisi de bunlara "Heves Ettim" adını vermiştir.
1890 yılında yayımlanan Karabibik adlı uzun hikâye denilebilecek romanı, edebiyatımızda ilk köy romanı olma özelliğini taşır, kendisinin “hakikiyyun” dediği realist bir eserdir. “Zehra” (1896) romanı ise bir psikolojik roman denemesidir. Bu romanda Şehzadebaşı tiyatrolarının tulumbacı kahvelerini, kadın kavgalarını gerçekçi bir görüşle aktarmıştır. Eser, bir psikolojik roman kabul edilmez ama Türk edebiyatında psikoloji öğelerinin kullanıldığı ilk roman kabul edilir.
Bir ses, bir sandalda, titrek bir nağme ile bir beste söyler; öbür kayıkta hoş bir keman sesi ilahi bir taksim yapar; öbür yanda bir nihavent taksimi gecer; içkili bir sohbetin etkisiyle Ahlar çekilir; beride sevdiğinden ayrılmışlar hasretle ve umudun verdiği kuvvetle kürek çeker.
208 syf.
‘’ Seni bir serçenin göz yaşı kadar seviyorum diyeceksin bir serçenin göz yaşı kadar mı bilmessin serçeler ağlayınca ölüyo ‘’ 27.07.2015 tarihli bir not düşülmüş ve tarafımdan 2 tl ye bit pazarından alınmış bir kitap.
Bu notun sahibinin ismi de yazıyor, her ne kadar kime hitaben yazdığı belirtilmemiş olsa da.
İnsan bir kitaba niye bir not yazar demek yerine, acaba niye yukarıdaki notu yazar ki? Acaba kitabın konusunu biliyordu da umutsuz bir aşk mıydı yaşananlar? Ya da kıskançlık hezeyanları mı ? Bilemedim ve kafamda da herhangi bir kendimce senaryo oluşturamadım.
Ama bit pazarında gezinirken sağolsun Resul Bulama ın , #47049275 paylaşımı sayesinde aklımın bir yerlerinde kalmış işte hemen satın aldım.
Evet hem de 2 tl ye. Satan da genç bir çocuk, ‘’ abla çöplerden topluyoruz çoğunu ‘’ diye anlatmaya başladığında kitaplar niye çöpe atılır ki üzüntüsü yaşarken yaklaşık on adet daha çöplerden satış tezgahına terfi eden kitaplar , şimdi benim kitaplığımda onlar huzurla okunmayı bekliyorlar ben de merakla.
Kitabı çok büyük bir hevesle okumaya başladım. Eeee Resul Bulama beyin listesi tabii ki hevesimin en önemli vesilesi. Kendisine ayrıca teşekkür ediyorum, bilgilendirici, eğitici ve yönlendirici paylaşımları adına.
Kitabı okumaya başlamadan hakkında bilgi edinmek amacıyla internet sitelerinden biraz da araştırdım.

Yazarının , Zehra alı romanını sağlığında yayımlatma imkanı bulamadığını , ölümünden sonra 1894 yılında Servet-i Fünun dergisinde bölüm bölüm yayınlandığını daha sonra 1896 yılında eski yazı ile kitap halinde , harf inkılabından sonra yeni harflerle de basılarak günümüze kadar birçok yayıncı tarafından birçok kez yayınlanmış olduğunu,
Zehra 'nın yazarın ilk romanı olan ve edebiyatımızda ilk köy romanı olarak kabul edilen Karabibik adlı romanından altı yıl sonra, o yıllarda moda olan Namık Kemal’in etkisi ile popüler olan romantizminden uzaklaşan yazarın, eserlerini gerçekçi bir anlayışla yazdığı , edebiyatımızdaki ilk psikolojik roman denemesi olarak kabul edildiğini öğrendim.

Zengin ve iyi eğitimli tüccar Şevki’yi canından bezdiren , kendisinden iki yıl sonra doğan kardeşini öldürmeyi göze alacak kadar , güzel ama bir o kadar da geçimsiz , kıskanç Zehra ve tüccar Şevki’nin yanında çalışan babasını küçük yaşta kaybetmiş annesi Münire ile yaşayan Suphi’nin karakter analizleri ile başlıyor kitap.
Eski İstanbul tasviri bir kadar güzel anlatılırken fonda insanın sanat musikisi dinleyesi geliyor. Tüccarın evine giden Suphi, bir anlık tesadüf ile Zehra ile birbirlerini görüyor ve ilk bakışta aşk başlıyor.
Sonra aşıkların evlenmesi ve yaşadıkları ilişkiyi anlatan sayfalar ile devam ediyor.
Buraya kadar normal bir kitap incelemesi ve emin olun bu kadar ciddiyetle yazmak beni öylesine yordu ki bir türlü devamını getiremiyorum.
Okuduğum çoğu romanda kendimden muhakkak bulduğum ve eşleştirdiğim detaylar oluyor ve kendimi ti’ye almadan akıllı bir okur gibi efendi efendi anlatabilmek ise bana bir kaç beden büyük geliyor.
Ya da çoğu kitapta hiç çekinmeden yazdıklarım çoğu kimseye aykırılık olarak yansıyor olsa da benim için müthiş bir terapi vesilesi :)
Zehra kadar güzel olmasam da ehh işte eline yüzüne bakılır sayılırdım. Babam da tüccar ve zengin değildi ama çok anlayışlıdır Allah uzun ömürler versin.
Ne kıskanıldım hatta nasıl bir duygudur hiç öğrenemedim. Biri tarafından sahiplenilmek ,merak edilmek korunmak nedir bilmiyorum artık öğrenme yaşım geldi geçiyor. Kıskançlık hepimizde azıcık da olsa vardır kimse inkar edemez. Hele de sevdiğimiz ise mevzu bahis ama aklını yiyip delirecek, karşındakini bunaltacak düzeyde olmazsa tatlı bir histir hatta.
Nerede kalmıştım ? Evet Zehra kadar güzel, zengin ve kıskanç değildim de yine de başıma geldi. Suphi benzeri bir adamla Zehra’nın yaşadığı olayı ben de yaşadım.
Zehra kadar kırk ayak oyunlarını becerebilecek bir kadın olarak Zehra’nın kayınvalidesinin genç çifte evde yardım etsin diye aldığı aynı Sırrı Cemal gibi genç taze güzeller güzeli ama evime hizmetçi olarak değil de arkadaşım ve meslektaşım olarak gelen hatundan intikam almak hiç aklıma gelmedi. Bende tepkiler planlı programlı olmuyor maalesef. Direk icraat ; vur adamı sakat kalsın kimse yüzüne bakmasın :))
Gerçi çevrenizden ya da yakınlarınızdan birileri yardım talebinde muhakkak bulunuyor. Rahmetli ninem o dönem sağ idi. İkide bir beni telefonla anneme aratıp ‘’ çok iyi bir hoca buldum, okuyup üfleyince kocan sana valla geri dönecek, o kadın büyü yaptırmış büyü, iki gün izin al da gel kızım gidelim şu hocaya’’ diyerek , aldatılan ve boşanmaya kararlı tüm kadınların yaptığı gibi bir taraftan gelinlik fotoğraflarımı kesmek, bir taraftan da hakkım olan sadakatı hocanın bir okuyuşunda bulacağıma inanan ninemin ısrarlarını dinlemek beni çok güldürmüştü.
Öyle entrika dolu bir kadın ki zavallı Zehra, hem kendi hem de çevresindekilerin hayatını mahvedecek kadar da umarsız. Son pişmanlık neye yarar be Zehra?
Hep inanmışımdır; birisinin canını acıtırsam yaşadığı acı benim suçumdur diye. Hoş gerçi eden bulur denir meşhur bir rivayettir ama ben edenin bulduğuna şahit olamadım. Edilen edildiği ile yaşıyor.
Ne benim sonum Zehra gibi oldu, ne de bana bunları yaşatan adamın? Ohh mis gibi malına mal, kariyerine kariyer ekleyerek birlikteliği devam eden gencecik hatununun sonu Sırrı Cemal gibi olacak . Herkes mutlu mesut hayata devam :)
İşin şakası bir tarafa; hakikatten eden buldu diyelim, konu kim olursa olsun, seneler sonra başına gelen hiç bir felaket mutlu olma sebebim olmayacak biliyorum.
İnsanların yaşadıkları hayal kırıklıkları, benim başıma gelmez depresyonu kendi çabanızla atlatarak " aldırma deli gönlüm giden gitsin sen şarkılar söyle" modunda yaşamayı başarınca bir kaç yıl içinde hele de çocuklarınız varsa geçiyor geçmek zorunda çünkü , tüm hayat reaksiyonlarınız onların sağlıklı , mutlu ve huzurlu olmaları için işliyor.
Kötü bir adamdan , adam olmayı öğrenmek zorunda kalmayan çocuklarınızı kendi başınıza yetiştirebildiğiniz için sizin de ömrünüz huzurlu , mutlu ve gururlu geçiyor.
Kitabın çöpten alınma sebebi midir yoksa zamanında iyi korunamamış olmasından mıdır nedir son üç sayfası eksikti. Bitirdikten sonra ne oldu acaba diye merakımdan bir de gidip yenisini aldım da sonunu öğrendim.
Okumanızı tavsiye ediyorum şiddetle. Zehra’nın bünyesinde var olan kıskançlığından kaynaklı bastırmadığı intikam duygusunu, yaptığı onca şeyden sonra Suphi’nin başına gelenleri, güzelliğinin sonunu hazırladığının farkında olmayan ettiğini bulan Sırrı Cemal’i hele de tüm yaşanılan sonların aktristi Urani’yi okurken kendinizde olmasa da çevrenizde , duyduklarınızdan, şahit olduklarınızdan benzer hisleri yeniden yaşayacaksınız.
Keyifli okumalar diliyorum.
144 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Tek kelime ile bayıldım.Keşke biraz kalın olsaydı, bitmesin diye yavaş yavaş okudum.Her kahraman ayrı ayrı çok güzeller, bir araya gelince efsane bir kitap olmuş.
133 syf.
·2 günde·9/10
Kitabımız babasının ne yaparsa yapsın huylarını, kıskançlıklarını ,öfkesini dindiremediği kızı Zehra'nın Suphiyle olan aşkıyla başlıyor. Zehra'nın babası Şevket, kızının evlilikle hırçınlığının kaybolacağını düşündüğünden Suphiyle evlenmesine razı olur. Zehra'nın Suphiye olan aşkıyla tüm kötü huyları yok olur. Her şey güzel giderken eve gelen Sırrıcemal adındaki güzel cariye Zehra'nın kıskançlıklarını yeniden ortaya çıkarır. Bir süre sonra Sırrıcemal'e aşık olan Suphi her geçen gün karısından daha da uzaklaşmaya başlar. Olanlara dayanamayan Zehra büyük planlar yaparak Suphi'den intikam almak ister. Bunlar sonucunda da Suphi maddi ve manevî olarak çöker.
Öncelikle edebiyatımızda önemli olan bu eseri herkes mutlaka okumalı. Bunların yanında Nabizade Nazım'ın okuduğum ilk kitabı olan bu eser (sinirlendiğim bir çok bölüm olsa da) akıcılığı ve olay örgüsüyle dikkat çekiciydi. Ben kitabı sevdim. Sizlere de tavsiye ederim. :)))))
480 syf.
·1 günde·Puan vermedi
NOT : Köy romanlarına ilgisi olanlar için tavsiye edilir.

Çok değişik bir eserdi. Sayfa 50'ye kadar sıkıldım. Dil konusunda çok anlamadığım , parantez içli kelimeler vardı. Konusu Karabibik diye bir karakterimiz var bir çift öküz almak için birkac uğraş veriyor. Borç bulup faiziyle ödemeye karar veriyor. En sonunda öküzleri alıp tarlasına dönüyor. Daha sonra da kızını evlendiriyor. Akıcı yönden çok tavsiye edilecek bir kitap değildi. Hoşuma da gitmedi. Alternatifleriniz varsa onlara yönelmeniz güzel tercih olur. Keyifli okumalar dilerim
115 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Roman üç kısımdan oluşuyor.
Karabibik; köyde yaşayan Karabibik isimli dul bir adamın öküz alma ve kızını evlendirme çabalarını içeriyor. Şiveli yazıldığından eski Türkçemizden kelimeler de barındırdığından biraz zorlanarak okudum. Yine de yazıldığı dönem açısından yermek doğru olmaz diye düşünüyorum; ilk gerçekçi köy romanı olma özelliğiyle okunmaya değer bir eser..
Yadigarlarım; Nabizade Nazım'ın dostunun aşk maceralarını içeriyor. Aşka dair, doğallıktan, aşkın anlamından, fedakarlıklarından, sadeliğinden söz ediyor.
Halâ Güzel; aşka düşen Safder isimli gencin hayatını konu ediniyor. Mutlu olmak elimizdekinin değerini bilmekten geçiyor. Kıymeti bilinmeyen şey sonrasında pişmanlık olarak geri dönüyor.
171 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Zehra romanı Türk Edebiyatında ilk psikolojik roman olma özelliği taşımaktadır. Naturalizm ve realizmin etkisiyle yazılan bu roman, Tanzimat edebiyatından Servet - i Fünun edebiyatına geçişte önemli bir köprü niteliğindedir. Romanda Zehra' nın kıskançlık ve Suphi' nin serüvenleri reailst bir şekilde anlatılıp; İstanbul' da bulunan pek çok mekana yer verilmiştir.
Romanın içeriğine geçecek olursak kitabın en başlarında Suphi Zehra' ya karşı içten ve samimi duygular içersinde olup onunla ilgili hayallere dalmakta nerdeyse her gün onu düşünmektedir. Zehra da Suphi ' ye karşı aynı duyguları hissetmektedir. Evlendiklerinde birbirlerine olan sevgisi, Zehra nın kıskançlık ve psikolojik durumlarına rağmen devam eder, ta ki Suphi' nin Sırrı Cemal' e ilgi duyduğunu fark ettiği zamana kadar. Sırrı Cemal de ona aynı duyguları hissedince Zehra ile olan evliliğin son günleri yaklaşıp evlilikleri sona ermiştir. Sırrı Cemal ile ayrı eve taşınan Suphi en başta onu da çok sevse de aklı bazen Zehra da kalıp onu da düşünür. Urani' yle tanışınca bu sefer de Suphi Sırrı Cemal' den uzaklaşır. Uraniyle yaşayınca işte asıl sorunlar o zaman başlar..
Aslında roman kadınların ( Her zaman olduğu gibi) duygularının etkisinde kalıp erkeklere olan bağlılığını,sadakatini,sevgisini ve onlar yüzünden yaşadıkları psikolojik sorunları anlatsa da,(bana göre) erkeklerin onların bu durumlarını aslında önemsemeyip kendi zevk ve sefalarına devam ettiğini, gönülleri çok geniş olunca her kadına yer ayırıp bir kadına bile bağlı olmadıklarını gösterir. (İstisnalar olabilir belki)
Kısacası bu roman hem psikolojik sorunları anlatıp, erkeklere güvenilmemesi gerektiğini anlatan kanıt niteliğinde bir eserdir. Nabizade Nazım tüm duyguları çok açık ve gerçekçi bir şekilde anlamıştır.
144 syf.
'Romanti(zm)k kurgu, reali(zm)st süjet ve sentimental(izm) mezmun' diyerek özetleyebileceğim bir hikâye okudum.

Hikâye (modern hikâye) diyorum çünkü roman eşittir betimleme. Betimlemesiz roman -örnekleri varsa dâhi- benim nazarımda roman "statüsü" kazanamaz. Başlangıçtaki betimlemesi roman okumaya başladığımız fikrini veriyor ancak devamı gelmiyor. Başlangıcı roman olan hikaye nitelemesiyle de hakkını teslim etmiş olayım. "Zehra" hikayesine "Suphi" hikayesi demek isterdim fakat "format" buna müsaade etmeyecektir. Eğer ki, yazar bu eserini novella formatında yazmış olsaydı eserin ismi kesinlikle "Suphi" olurdu.

"Zehra"yı okumadan önce, Shakespeare'den "Hırçın Kız"ı okudum. Ondan da önce Zweig'den "Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat"i okumuştum. Sırada ise Çehov'un "Üç Yıl"ı var. Bazı tesadüfler oldukça ilginçtir; sanki görünmez bir "kurgu" veya kader söz konusudur. Araştırmadım, sırf bir tesadüf olarak arka arkaya okuduğum ( ve yarın okumaya başlayacağım "Üç Yıl") bu eserler öyle ya da böyle kadın konusuna, onun hırçınlığına, kıskançlığına, ve yine onun dramına ve psikolojisine temas ediyordur. Fakat, ne de güzel tesadüf oldu! - diye çok sevindim.

Eseri okuduğunuzda sizler de şahid olacaksınız ki, Zehra yerine daha çok Suphi karakterini okumuş oluyoruz. Önce Zehra olmakla ve Zehra'yı anlama maksadıyla, olay örgüsünde yazar, Suphi'yi, farklı mizaç ve karakterde iki diğer... (Spoiler).

Maalesef!

Giderken bir soru bırakayım hiç olmazsa: Erkekler kadınları yazmaya, anlatmaya ve irdelemeye niye bu kadar meraklılar? Benim için yazılmamış hikaye de budur. Kadını, kadın kaleminden okumayı isterdim. Varsa kitap önerilerinizi alayım.

Güncel bir eserdir, ihtiyacımızdır, okumanızı tavsiye ederim.
208 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
Zehra; sevmenin ve sevilmenin kıymetini bilmeyen, elindekini de yitirenlerin romanıdır bana göre. Özellikle erkek karakterin, iradesiz oluşu ve kendine rüzgarda savrulan yaprak misali bir yaşantıyı seçmiş olması romandan çıkarabilecek en önemli derslerin başında gelir. Ayrıca kadın karakterlerin de aşk ve evlilik ilişkilerinde bir dengesizlik olmasının, onları yaşamları boyunca mutsuzluğa götüreceği belirtilmektedir.
Zehra, bireyin sağlıksız ve iradesiz duygularının hem kendisine hem de çevresindekilere zarar vereceğinin kanıtı olarak, okunması gereken bir eser olarak ele alınmalıdır.
115 syf.
·8/10
Karabibik esasında kötü yazılmış bir kitap olarak algılansa da 127 sene önce yazıldığını dikkate alıp okuyanlar için güzel anlamlar ifade ediyor. Düşünün kalemi kağıdı geçtim okuma yazma bilenlerin bile az sayıda olduğu bir dönemde yazılıp günümüze kadar ulaşmış.

Dikkat edilmesi gereken diğer bir konu da çeviri kitabı olması. Sonuçta çevirmen yazarın duygularını tam olarak yansıtamamış olabilir. Bu nedenle insanlar bu basit uyduruk kitabın Türk klasiklerinde ne işi var diyebiliyor.

Roman daha doğrusu hikaye (bu konuda tartışmalar vardır) Türk edebiyatının köy ve köylü konusunu işlemesi bakımından İstanbul dışında taşrada geçen ilk örnek kitaptır.

Kitabın konusuna gelince belli bir konu yok. Bu sebeple akıcı bir kitap değil. Zengin bir köylünün öküzlerini tarlasında bedava kullanma uğruna evde kalmış kızını kocaya vermek isteyen bir baba ve ( Bu baba Karabibik oluyor. Ben ilkin isme aldanıp hayvan falan zannetmiştim.) evde kalmış kaba saba tembel ve çirkin bir kızın hayatından ufak bir kesit sunulmuş bizlere.

Kızının evde kalmış kaba saba tembel ve çirkin oluşunu tabi ki kitabın içindeki şahane betimlemelerden öğrenmiş oluyoruz. şiveli konuşmalar dışında güzeldi.
155 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Nabizade Nazım henüz genç yaşta(31) kemik veremi hastalığından vefat eden bir yazarımızdır.Ruhu şad olsun!
Türk Edebiyatındaki ilk psikolojik roman olarak bilinen Zehra'nın konusu "kıskançlık ve intikam"dır.

BURADAN SONRASI KİTAP İÇERİĞİ İLE İLGİLİDİR!

Suphi gayet kibarca büyümüş,genç,yakışıklı bir delikanlıdır.Babası bir kaç sene evvel vefat etmişse de Münire Hanım henüz sağdır.Münire asil bir ailenin kızı olup gençliğinin en coşkulu zamanlarını Arnavutluk'ta geçirmiştir.Akrabasından biri olan Kadri'yle evlenmiştir.
Babası sağlığında Suphi'yi,Şevket Efendi adında namuslu ve zengin bir tüccarın yanına katip olarak sokar.Şevket Efendi'nin Zehra adında bir kızı vardır ve bu kız kıskanç,ahlaki olarak kötülüğe meyillidir.
Şevket Efendi Suphi'de ruhi değişimler sezmektedir.Bunun aşk olduğuna emindir.Bir gün onu işleri tamamlamak için evine çağırmıştır.Suphi işlerden sıkılınca dışarıya bakmış,orada bulunan Zehra'ya tutulmuştur.Zehra'da ona tutulmuştur.Şevket Bey bu durumu sezinlemiş.İkisini evlendirmiştir.Kızının kıskançlığının böylece geçebileciğini mutlu ve mesut olacağını düşünmektedir.
Boğaziçi'nin R. köyündeki yalıya taşınmışlardır.Suphi'nin annesi bir gün onlara gitmiş yanında da onlara yardımcı olması için bir cariye getirmiştir.Cariyenin ismi Sırrıcemal'dir.Sırrıcemal Kafkas asıllı bedenen güzel bir kızdır.Zehra'nın kıskançlığının hedefi olan bu kız,hiçbir şey yapmadığı halde hakaretlere uğramaktaydi.Suphi ise ilk başta zavallı olarak görmekteyken kızı beğenmeye sevmeye başlamıştır.
Zehra ile Sırrıcemal zaman geçtikçe birbirini yemeye başlamış kavgalar gürültüler evde hiç eksik olmazdı.Bu arada Sırrıcemal ile Suphi birbirlerine aşklarını itiraf etmişlerdi.
Suphi bir kaçış planı olarak farklı bir ev tutmuş.Sırrıcemal'le birlikte yaşamaya başlamıştır.
Zehra ise Suphi'yi onun elinden almak için çeşitli planlar yapar.İlk olarak iz sürücü Habibe Molla'yı bulur.Onların her yaptıklarını öğrenir.İkincisi onlara ders vermek için fahişe bir kadın bulur.Ona para verip Suphi'yi ayartmasını ister.Bu kadının ismi Urani'dir.
Urani görevini başarıyla tamamlar,Suphi'yi ayartır.Soyup soğana çevirir.Her istediğini aldirtır.Bu arada Suphi,Sırrıcemal'ide unutur,eve uğramaz.Fahişe kadınla günü gün eder.Sırrıcemal buna dayanamaz intihar eder.
Suphi'nin parasını yiyen Urani,parası kalmayınca onu def eder.Suphi dilenci gibi dolaşmaya başlar.Tulumbacılık yapar,mahallelerde serseri serseri dolaşmaya başlar.
Bir gün Urani'yi başka bir adamla görünce ikisini birlikte öldürür.Polisler Suphi'yi yakalar.Ancak delil yetersizliğinden onu Trablusgarp'a sürgün eder.
ZEHRA HERKESTEN İNTİKAM ALMIŞTIR yada böyle düşünmektedir.Çünkü hâla Suphi'yi sevmektedir.En sonunda o da yataklara düşer ve ölür.

Yazarın biyografisi

Adı:
Nabizade Nazım
Unvan:
Tanzimat Dönemi Osmanlı-Türk Yazarı
Doğum:
İstanbul, 1862
Ölüm:
6 Ağustos 1893
Nabizâde Nâzım (d. 1862 (?) - ö. 6 Ağustos 1893) Tanzimat dönemi Osmanlı-Türk yazarıdır.

Şiir, anı, hikaye, roman türlerinde ve bilimsel konularda eserler veren Nabizade Nazım, ilk Türkçe gerçekçi köy romanı olarak kabul edilen Karabibik’in ve Türk edebiyatındaki ilk psikolojik roman denemesi olan Zehra’nın yazarıdır.

Nabizâde Nâzım
1862 yılında İstanbul’da, Nişantaşı’nda dünyaya geldi. Tam adı Ahmet Nazım idi. Babası Nabi Efendi’yi ve annesini genç yaşta kaybetti. Ninesi tarafından büyütüldü. “Yadigarlarım' adlı yapıtında anlattığı anılarından öğrenildiğine göre mutsuz bir çocukluk geçirdi.

İlköğrenimini Tophane Mahalle Mektebi’nde tamamladıktan sonra önce Fevziye Rüştiyesi’nde sonra Beşiktaş Askeri Rüştiyesi’nde öğrenim gördü. Okulun İdadi (lise) bölümünü de bitirdikten sonra yüksek öğrenimini Mühendishane-i Berri-i Hümayun (Kara Askeri Mühendis Okulu)'da yaptı. 1884'te topçu mülazım-ı sanisi (topçu üsteğmen) olarak mezun oldu. Öğrenimine Mekteb-i Harbiye-i Şahane (Genel Kurmay Okulu)’da devam etti.
İlk yazısını henüz öğrenci olduğu 1880 yılında Vakit Gazetesi’nde A.Nazım imzasıyla yayımlandı. Bu yazı, “Esaret” başlıklı bir denemedir. Öğrencilik ve askerlik yaşamının devam ettiği 1880-1890 yıllarını aynı zamanda çok verimli bir yazım adamı olarak geçirdi.

Çok başarılı bir öğrenci olan Nabizade Nazım, 1886’da Erkan-ı Harbiye (genelkurmay) yüzbaşısı olarak mezun olduktan sonra kendi okulunda askeri öğretmenlik yaptı; yüksek cebir, istihkam ve topoğrafya dersleri verdi. Keşif ve araştırma yapmak üzere iki yıl Suriye'de görev yaptı. 1890'da İstanbul'a döndü. O yıl, ilk Türkçe gerçekçi köy romanı olan Karabibik adlı eserini yayımladı. 1891’de çıkmaya başlayan ve o günlerde bir bilim dergisi niteliği taşıyan Servet-i Fünun Dergisinin ilk yazarlarından birisi oldu.
İstanbul’a dönüşünden bir süre sonra sevdiği kızla evlendi ancak mutlu bir evlilik yaşamı olmadı. Evlendikten kısa bir süre sonra kemik veremi hastalığına yakalandı. Haydarpaşa Hastanesi’nde iki yıl kadar tedavi gördü ama iyileşemedi; 6 Ağustos 1893'te öldü ve Üsküdar'da Miskinler Tekkesi yakınındaki mezarlıkta toprağa verildi.

Edebî hayatı
Nabizade Nazım, daha çok romantizm etkiler taşıyan şiirlerini bilimsel konuları işleyen makalelerini, öykülerini Hazine-i Evrak, Mir'at-i Aem , Rehber-i Fünun, Afak, Berk, Manzara gibi dergilerle Tercüman-ı Hakikat, Servet, Mürüvvet gibi gazetelerde yayımlamıştır.

Şiirlerinde ölüm, tabiat, tanrı gibi temleri işledi. Şiirde çok başarılı olduğu söylenemez. Zaten kendisi de bunlara "Heves Ettim" adını vermiştir.
1890 yılında yayımlanan Karabibik adlı uzun hikâye denilebilecek romanı, edebiyatımızda ilk köy romanı olma özelliğini taşır, kendisinin “hakikiyyun” dediği realist bir eserdir. “Zehra” (1896) romanı ise bir psikolojik roman denemesidir. Bu romanda Şehzadebaşı tiyatrolarının tulumbacı kahvelerini, kadın kavgalarını gerçekçi bir görüşle aktarmıştır. Eser, bir psikolojik roman kabul edilmez ama Türk edebiyatında psikoloji öğelerinin kullanıldığı ilk roman kabul edilir.

Yazar istatistikleri

  • 125 okur beğendi.
  • 6bin okur okudu.
  • 75 okur okuyor.
  • 981 okur okuyacak.
  • 37 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları