Nabizade Nazım

Nabizade Nazım

6.8/10
296 Kişi
·
1.380
Okunma
·
57
Beğeni
·
4.249
Gösterim
Adı:
Nabizade Nazım
Unvan:
Tanzimat Dönemi Osmanlı-Türk Yazarı
Doğum:
İstanbul, 1862
Ölüm:
6 Ağustos 1893
Nabizâde Nâzım (d. 1862 (?) - ö. 6 Ağustos 1893) Tanzimat dönemi Osmanlı-Türk yazarıdır.

Şiir, anı, hikaye, roman türlerinde ve bilimsel konularda eserler veren Nabizade Nazım, ilk Türkçe gerçekçi köy romanı olarak kabul edilen Karabibik’in ve Türk edebiyatındaki ilk psikolojik roman denemesi olan Zehra’nın yazarıdır.

Nabizâde Nâzım
1862 yılında İstanbul’da, Nişantaşı’nda dünyaya geldi. Tam adı Ahmet Nazım idi. Babası Nabi Efendi’yi ve annesini genç yaşta kaybetti. Ninesi tarafından büyütüldü. “Yadigarlarım' adlı yapıtında anlattığı anılarından öğrenildiğine göre mutsuz bir çocukluk geçirdi.

İlköğrenimini Tophane Mahalle Mektebi’nde tamamladıktan sonra önce Fevziye Rüştiyesi’nde sonra Beşiktaş Askeri Rüştiyesi’nde öğrenim gördü. Okulun İdadi (lise) bölümünü de bitirdikten sonra yüksek öğrenimini Mühendishane-i Berri-i Hümayun (Kara Askeri Mühendis Okulu)'da yaptı. 1884'te topçu mülazım-ı sanisi (topçu üsteğmen) olarak mezun oldu. Öğrenimine Mekteb-i Harbiye-i Şahane (Genel Kurmay Okulu)’da devam etti.
İlk yazısını henüz öğrenci olduğu 1880 yılında Vakit Gazetesi’nde A.Nazım imzasıyla yayımlandı. Bu yazı, “Esaret” başlıklı bir denemedir. Öğrencilik ve askerlik yaşamının devam ettiği 1880-1890 yıllarını aynı zamanda çok verimli bir yazım adamı olarak geçirdi.

Çok başarılı bir öğrenci olan Nabizade Nazım, 1886’da Erkan-ı Harbiye (genelkurmay) yüzbaşısı olarak mezun olduktan sonra kendi okulunda askeri öğretmenlik yaptı; yüksek cebir, istihkam ve topoğrafya dersleri verdi. Keşif ve araştırma yapmak üzere iki yıl Suriye'de görev yaptı. 1890'da İstanbul'a döndü. O yıl, ilk Türkçe gerçekçi köy romanı olan Karabibik adlı eserini yayımladı. 1891’de çıkmaya başlayan ve o günlerde bir bilim dergisi niteliği taşıyan Servet-i Fünun Dergisinin ilk yazarlarından birisi oldu.
İstanbul’a dönüşünden bir süre sonra sevdiği kızla evlendi ancak mutlu bir evlilik yaşamı olmadı. Evlendikten kısa bir süre sonra kemik veremi hastalığına yakalandı. Haydarpaşa Hastanesi’nde iki yıl kadar tedavi gördü ama iyileşemedi; 6 Ağustos 1893'te öldü ve Üsküdar'da Miskinler Tekkesi yakınındaki mezarlıkta toprağa verildi.

Edebî hayatı
Nabizade Nazım, daha çok romantizm etkiler taşıyan şiirlerini bilimsel konuları işleyen makalelerini, öykülerini Hazine-i Evrak, Mir'at-i Aem , Rehber-i Fünun, Afak, Berk, Manzara gibi dergilerle Tercüman-ı Hakikat, Servet, Mürüvvet gibi gazetelerde yayımlamıştır.

Şiirlerinde ölüm, tabiat, tanrı gibi temleri işledi. Şiirde çok başarılı olduğu söylenemez. Zaten kendisi de bunlara "Heves Ettim" adını vermiştir.
1890 yılında yayımlanan Karabibik adlı uzun hikâye denilebilecek romanı, edebiyatımızda ilk köy romanı olma özelliğini taşır, kendisinin “hakikiyyun” dediği realist bir eserdir. “Zehra” (1896) romanı ise bir psikolojik roman denemesidir. Bu romanda Şehzadebaşı tiyatrolarının tulumbacı kahvelerini, kadın kavgalarını gerçekçi bir görüşle aktarmıştır. Eser, bir psikolojik roman kabul edilmez ama Türk edebiyatında psikoloji öğelerinin kullanıldığı ilk roman kabul edilir.
Derler ki insan her gece rüyasında düşündüğünü görür. Hâlbuki ben her gece onu düşünerek kendimi kaybettim.
"... Sevmek, sevilmek işte bu dünyada insanın biraz yüzünü güldüren mutluluk bu nimetten başka bir şey değildi..."
Karabibik esasında kötü yazılmış bir kitap olarak algılansa da 127 sene önce yazıldığını dikkate alıp okuyanlar için güzel anlamlar ifade ediyor. Düşünün kalemi kağıdı geçtim okuma yazma bilenlerin bile az sayıda olduğu bir dönemde yazılıp günümüze kadar ulaşmış.

Dikkat edilmesi gereken diğer bir konu da çeviri kitabı olması. Sonuçta çevirmen yazarın duygularını tam olarak yansıtamamış olabilir. Bu nedenle insanlar bu basit uyduruk kitabın Türk klasiklerinde ne işi var diyebiliyor.

Roman daha doğrusu hikaye (bu konuda tartışmalar vardır) Türk edebiyatının köy ve köylü konusunu işlemesi bakımından İstanbul dışında taşrada geçen ilk örnek kitaptır.

Kitabın konusuna gelince belli bir konu yok. Bu sebeple akıcı bir kitap değil. Zengin bir köylünün öküzlerini tarlasında bedava kullanma uğruna evde kalmış kızını kocaya vermek isteyen bir baba ve ( Bu baba Karabibik oluyor. Ben ilkin isme aldanıp hayvan falan zannetmiştim.) evde kalmış kaba saba tembel ve çirkin bir kızın hayatından ufak bir kesit sunulmuş bizlere.

Kızının evde kalmış kaba saba tembel ve çirkin oluşunu tabi ki kitabın içindeki şahane betimlemelerden öğrenmiş oluyoruz. şiveli konuşmalar dışında güzeldi.
İlkleri okumayı seviyorum.bu kitapta türk edebiyatının ilk psikolojik romanidir. Kitap bana göre cok akıcı değildi yazar aynı olayı uzattikca uzattı zehrayla suphinin evliligiyle başlayıp zehranin kıskançlıkları suphinin aç gozlulugu diyecegim cnku karakter bende o izlenimi bıraktı bu sebeplerle ilişki bitti ve Suphi evin hizmetkarı sirricemalla yeni bir evliliğe yol aldı. Ne yazık ki bu seruvende kısa sürdü. Zehranin intikamiyla karakterlerin tüm hayatı ellerinden gitti beklendik bi sondu olması gereken bumuydu tartışılır ama roman konu itibariyle hakkını vermiş .
Zehra zengin bir ailenin kızıdır. Küçük yaşta annesini yitirir. Sevgi ve şefkatten yoksun kalır. Bu yüzden sinirli, kıskanç ve biraz da huysuzdur. Büyüyünce, babası onu iş yerinde katip olarak çalıştırığı Suphi ile evlendirir.(Severek evlenirler) Sonra eski huyları depreşir. Eşini herkesten kıskanır. Bu kıskançlık Suphiyi çileden çıkartmaktadır. Suphinin annesi ev hizmetleri için yardımcı olması için genç ve güzel bir cariye alır bu durum Zehrayı daha da çekilmez hale getirir.

Cariyenin adı Sırrıcemal'dir. Zehradan daha güzel ve daha gençtir.

Zehranın huyunun bunalan Suphi, Sırrıcemalden hoşlanmaya, ve âşık olmaya başlar.
Zehra babasının vefatından sonra tek ve yalnız kalır.
Suphi'de Sırrıcemal'i alarak başka bir eve taşınarak Zehra'dan boşanır. Zehra bu durumdan sonra intikam atesiyle yanmaktadır.
Suphi Zehra'ya ihanet etmiş ve bu yetmezmiş gibi, Sırrıcemale'de ihanet etmesi; onun karakterinin Zehra'nın hırçın tavırlarına göre değiştiğinin en güzel kanıtı.
Zehra intikam alma çabalarına girer fakat o intikamı kendisinden mi yoksa Suph'den mi aldı orası okuyucuya kalmış. Zehra'nın intikamında rol oynayan Ürani ile Suphi'nin birlikte yaşaması sonucu, suçu hala Suphi harici herkeste arayan bir karakterdir.
Suphi'nin 3 farklı kadına olan aşkı ve hepsi için bir diğerini terk etmesi. Ve bu ilişkiler felaketle ölümle sonuçlanır.
Kıskançlığın doğurabileceği felaketleri çok iyi anlatmış.

Türk edebiyatının ilk psikoloji romanı olmasına rağmen, sürükleyici, akıcı ve güzel buldum.
Psikoloji sevenler için tavsiye ederim.
Keyifli okumalar ^ ^
Çok sürükleyici olmakla beraber, okuyanın psikoljisini bozan. Sinirlerini altüst eden bir romandı. Ama her şeye rağmen okurun elinden bırakamayacağı ve okuma esnasında kendisininde intikam düşünceleri kuracağı bir roman. Okumanızı tavsiye edebileceğim bir kitap =)))
Kitabı okuduktan sonra ki hayat felsefem; nerde bir Suphi varsa Allah ıslah etsin :))
Sıkılmadan okuyabileceğiniz bir Türk Klasiği. Okumanızı tavsiye ederim :)
İlk psikolojik romanımızın sadece denemesi olmasına rağmen psikolojimi büyük bir başarıyla bozan, beni yerden yere vuran, Suphi ismine bile lanet okumama neden olan bu kitap karşında hiç de olumlu bir eleştiri yazacağımı zannetmiyorum.
Suphi'nin patronunun kızı olan zehra'ya aşık olması (!) Ve onunla evlenmesiyle başlayan bu roman her satırında insanı çileden çıkarmakta. Suphi'nin bitmek bilmeyen aşkları (!) her seferinde kendisini başka bir kadının kollarına atması beni Suphi ve onun gibi bütün erkeklerden nefret eder hale getirdi. Yazarın kitapta sürekli Suphi'yi masum göstermesi nedeniyle yazardan da soğudum -eh o da erkek sonuçta- Ayrıca feministler bu kitaptan uzak durmalı. Ülkenin ahvalinin iyiliği açısından bu son derece önemli bi husus. Tamam kadınlar da sütten çıkmış ak kaşık değildi de yine de tüm bunlar Suphi'ye başka omuzlarda teselli arama hakkı vermiyor. Hatta kitaptaki hiç kimse yapması gerekeni yapmıyor. Hiç bir masum şahsiyet bulamadım ben.
Şevket kıskanç kızı Zehra'yı Suphi'ye vermeyecekti!!!
Zehra yok yere kuruntulara kapılıp Suphi'yi kendisinden uzaklaştırmayacaktı!!!
Münire oğlu ve gelinine iyilik için bile olsa Sırrı Cemal gibi güzel bir cariyeyi evine almayacakti!!!
Sırrı Cemal de beyine kuyruk sallamayacakti!!!
Daha var da var yani. Kitap şizofren yetiştiriyor diyebilirim. Amacına da ulaşmış durumda zaten. Sinirden ağlamak üzereyim. Suphi neden ölmedi!!! Herkes öldü ama niye o yaşıyor???? Münire niye bu denli acı çekti? O son bir hayvana bile yakışmazken çöplükte bir annenin can vermesi çok mu mantıklı? Ve ben tüm bunlarla kafayi yemek zorunda mıyım? Kitapta kah Zehra olup Suphi'yi kaybedisimle kahroldum. Sırrı cemal de bırakılınca erkeklere sövmeye başladım. En sonunda kitap elimde sinirden kudurmus bir sekilde aklimdaki onlarca soruyla kalakaldim. Seninle tanışmak isterdim Nabizade Nazım bey.
Son olarak yarattığınız müthiş eser zehraya bir soru;
Soyle bana Zehra insan sevdiği adamı sırf intikam için başka bir kadına yollar mi? Yollarsa bu gerçek sevgi olur mu? Peki ya gerçek sevgi buysa biz hiç sevmesek olur mu?
Yine edebiyatta ilk olma özelliği taşıyan bir kitap ve yine kitabın özetini geçmişte edebiyat dersinde okumuş olan bir ben.Çoğu kitabın arka kapağını bile spoiler yememek için okumayan biriyseniz haliyle karakterleri ve olay örgüsünü hayal meyal hatırladığınız bir kitabı okurken o istediğiniz tadı yakalayamıyorsunuz..
Nabizade Nazım'ın sanat için edebiyat kaygısı taşıyamayan aksine edebiyatı topluma maleden ve Türkiye'de ilk defa bir köy yaşantısını bir kitaba konu ederek edebiyatın ilk köy romanını akıcı ve yalın bir dille bize kazandırması çok değerli. Dilinden bahsetmişken karakterlerin konuşması şiveleriyle birlikte aktarıldığından bazı kelimeleri anlamak için yazarın kitabın başında hazırlamış olduğu mini sözlüğe biraz ihtiyaç duyuyorsunuz.. Sözlük olayına birçok edebiyatçı karşı çıkmış olsada türünün ilki olduğu düşünüldüğünde gayet normal.. Kitap sonrasında şüphesiz birçok yazara ilham kaynağı oluşu ve Türk edebiyatının kendi halkıyla içselleşmesine vesile olmasıyla da ayrı bir değere sahip.. Tavsiyemdir.
Ben roman`ın konusunu beğendim.Yazar Nabizade Nazım kıskançlık konusunu çok güzel işlemiş, kıskançlığın doğurabileceği felaketleri çok iyi anlatmış.Ancak romandaki olaylar bütün olarak gerçekçi değil. Olaylar art arda sürekli gelince inandırılıcığını kaybetmiş. Roman`ın başında kahramanları çok güzel bir şekilde anlatmış. Okuyucularını roman kahramanları hakkında çok güzel bilgilendirmiştirbilgilendirmiş. Ancak sonradan kahramanlar çok değişmiş.Okuyucunun bu durumda şüpheye düşeceğini düşünüyorum. İnsanlar roman okurken kendini bulmak ister.Kendini roman kahramanlarının yerine koyar.Ancak “Zehra “romanında bir kahraman önce iyiyken sonradan çok kötü olmuştur. Bu durumda ikilemde kalınıyor.Ben romanı gerçekçi değil duygusal buldum. Roman`ın dilinin yazıldığı döneme göre sade olduğunu düşünüyorum. Ama yine de tavsiye ederim güzeldi :)))
Yazıldığı dönem ve ilk köy romanı olması hasebiyle edebi yönü ve üslubu yetersiz gelebilir fakat o dönemin köy hayatını ve insanlarının yaşayışını görmek adına okunabilecek bir eser.
Kendinizi direkt bir hayatın ve durumlar silsilesinin içerisinde buluyorsunuz. Çok iyi bir yapım olmayabilir fakat kitapla ilgili yapılan ağır eleştirilere karşı olduğumu belirteyim. Lütfen öncelikle kitabın yazıldığı dönemi edebi açıdan araştırın.

Yazarın biyografisi

Adı:
Nabizade Nazım
Unvan:
Tanzimat Dönemi Osmanlı-Türk Yazarı
Doğum:
İstanbul, 1862
Ölüm:
6 Ağustos 1893
Nabizâde Nâzım (d. 1862 (?) - ö. 6 Ağustos 1893) Tanzimat dönemi Osmanlı-Türk yazarıdır.

Şiir, anı, hikaye, roman türlerinde ve bilimsel konularda eserler veren Nabizade Nazım, ilk Türkçe gerçekçi köy romanı olarak kabul edilen Karabibik’in ve Türk edebiyatındaki ilk psikolojik roman denemesi olan Zehra’nın yazarıdır.

Nabizâde Nâzım
1862 yılında İstanbul’da, Nişantaşı’nda dünyaya geldi. Tam adı Ahmet Nazım idi. Babası Nabi Efendi’yi ve annesini genç yaşta kaybetti. Ninesi tarafından büyütüldü. “Yadigarlarım' adlı yapıtında anlattığı anılarından öğrenildiğine göre mutsuz bir çocukluk geçirdi.

İlköğrenimini Tophane Mahalle Mektebi’nde tamamladıktan sonra önce Fevziye Rüştiyesi’nde sonra Beşiktaş Askeri Rüştiyesi’nde öğrenim gördü. Okulun İdadi (lise) bölümünü de bitirdikten sonra yüksek öğrenimini Mühendishane-i Berri-i Hümayun (Kara Askeri Mühendis Okulu)'da yaptı. 1884'te topçu mülazım-ı sanisi (topçu üsteğmen) olarak mezun oldu. Öğrenimine Mekteb-i Harbiye-i Şahane (Genel Kurmay Okulu)’da devam etti.
İlk yazısını henüz öğrenci olduğu 1880 yılında Vakit Gazetesi’nde A.Nazım imzasıyla yayımlandı. Bu yazı, “Esaret” başlıklı bir denemedir. Öğrencilik ve askerlik yaşamının devam ettiği 1880-1890 yıllarını aynı zamanda çok verimli bir yazım adamı olarak geçirdi.

Çok başarılı bir öğrenci olan Nabizade Nazım, 1886’da Erkan-ı Harbiye (genelkurmay) yüzbaşısı olarak mezun olduktan sonra kendi okulunda askeri öğretmenlik yaptı; yüksek cebir, istihkam ve topoğrafya dersleri verdi. Keşif ve araştırma yapmak üzere iki yıl Suriye'de görev yaptı. 1890'da İstanbul'a döndü. O yıl, ilk Türkçe gerçekçi köy romanı olan Karabibik adlı eserini yayımladı. 1891’de çıkmaya başlayan ve o günlerde bir bilim dergisi niteliği taşıyan Servet-i Fünun Dergisinin ilk yazarlarından birisi oldu.
İstanbul’a dönüşünden bir süre sonra sevdiği kızla evlendi ancak mutlu bir evlilik yaşamı olmadı. Evlendikten kısa bir süre sonra kemik veremi hastalığına yakalandı. Haydarpaşa Hastanesi’nde iki yıl kadar tedavi gördü ama iyileşemedi; 6 Ağustos 1893'te öldü ve Üsküdar'da Miskinler Tekkesi yakınındaki mezarlıkta toprağa verildi.

Edebî hayatı
Nabizade Nazım, daha çok romantizm etkiler taşıyan şiirlerini bilimsel konuları işleyen makalelerini, öykülerini Hazine-i Evrak, Mir'at-i Aem , Rehber-i Fünun, Afak, Berk, Manzara gibi dergilerle Tercüman-ı Hakikat, Servet, Mürüvvet gibi gazetelerde yayımlamıştır.

Şiirlerinde ölüm, tabiat, tanrı gibi temleri işledi. Şiirde çok başarılı olduğu söylenemez. Zaten kendisi de bunlara "Heves Ettim" adını vermiştir.
1890 yılında yayımlanan Karabibik adlı uzun hikâye denilebilecek romanı, edebiyatımızda ilk köy romanı olma özelliğini taşır, kendisinin “hakikiyyun” dediği realist bir eserdir. “Zehra” (1896) romanı ise bir psikolojik roman denemesidir. Bu romanda Şehzadebaşı tiyatrolarının tulumbacı kahvelerini, kadın kavgalarını gerçekçi bir görüşle aktarmıştır. Eser, bir psikolojik roman kabul edilmez ama Türk edebiyatında psikoloji öğelerinin kullanıldığı ilk roman kabul edilir.

Yazar istatistikleri

  • 57 okur beğendi.
  • 1.380 okur okudu.
  • 15 okur okuyor.
  • 271 okur okuyacak.
  • 11 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları