Namık Kemal

Namık Kemal

Yazar
7.9/10
5,5bin Kişi
·
26,6bin
Okunma
·
1.234
Beğeni
·
23,9bin
Gösterim
Adı:
Namık Kemal
Unvan:
Yazar,Gazeteci,Devlet Adamı,Şair
Doğum:
Tekirdağ, 21 Aralık 1840
Ölüm:
Sakız Adası, 2 Aralık 1888
Namık Kemal (d. 21 Aralık 1840, Tekirdağ, ö. 2 Aralık 1888, Sakız Adası) Türk milliyetçiliğinin öncülerinden, Genç Osmanlı hareketi mensubu, ünlü Türk yazar, gazeteci, devlet adamı, şairdir.rnrnYurtseverlik, hürriyet, millet kavramlarına bağlı bir Tanzimat Devri aydınıdır. Bu kavramları Türk fikir hayatına ve edebiyatına sokan kişi kabul edilir. Heyecanlı, kavgacı kişiliği, akıcı, parlak üslubu nedeniyle devrinin diğer yazarlarından daha fazla tanındı. “Vatan Şairi” ve “Hürriyet Şairi” olarak anılan Namık Kemal, şiirin yanı sıra tenkit, biyografi, tiyatro, roman, târih ve makale türlerinde eserler verdi. Özellikle "İntibah" isimli romanı ve "Vatan Yahut Silistre" isimli tiyatro oyunu ünlüdür. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü eserleri ve fikirleriyle etkiledi.rnrnHayatırn21 Aralık 1840 tarihinde Tekirdağ’da dünyaya geldi. Babası Yenişehirli Mustafa Asım Bey, annesi Fatma Zehra Hanım’dır.rnrnTekirdağ’daki evlerinin civarında bulunan tekkenin şeyhi Tokatlı Hafız Ali Rıza Efendi kendisine “Mehmet Kemal” adını verdi. Çocukluğu annesinin babası Abdülatif Paşa’nın yanında geçti. Abdülatif Paşa, Tekirdağ (Tekfurdağ) sancağında vali yardımcısı idi ; Afyonkarahisar sancağına tayin edildiğinde ailece Afyon’a taşındılar. 1848 yılında annesi Fatma Zehra Hanım’ı Afyon’da kaybetti. Mehmet Kemal, yaşamını büyükbabasının yanında sürdürdü.rnrnAbdülatif Paşa’nın değişik kentlerde görev yapması nedeniyle düzenli bir eğitime devam edemedi. Özel dersler aldı ve kendi kendini yetiştirmeye çalıştı. Arapça ve Farsça öğrendi. Dedesi Afyon’daki vali yardımcılığı görevinin ardından ailesiyle İstanbul’a gelmişti. Orada, 3 ay Bayezid Rüştiyesine ve ardından 9 ay Valide Mektebi’ne devam etme fırsatı buldu[3]. Dedesinin Kars’a mutasarrıf olarak atanması sebebiyle 1,5 yıl Kars’ta yaşadı. Karslı şair ve müderris Vaizzade Seyid Mehmet Hamid Efendiden divan edebiyatını öğrendi. Avcılık, atıcılık, cirit dersleri aldı[1]. Kars’ta görevi sona eren dedesi ile 1854’te İstanbul’a döndü.rnrn1855’te babasının Bulgaristan Filibe mal müdürü, dedesinin Sofya kaymakamı oluşu ile Sofyaya gitti. Sofya’da evlerine ziyarete gelen dedesinin arkadaşı şair Binbaşı Eşref Bey, şiirlerini okuduktan sonra Mehmet Kemal’e yazıcı, kâtip anlamlarındaki “Namık” adını verdi. O günden sonra Namık Kemal olarak anılmaya başladı. 18 yaşına kadar kaldığı Sofya’da komşuları Niş Kadısı Mustafa Ragıp Efendi’nin kızı Nesime Hanım ile evlendi[2]. Bu evlilikten Feride ve Ulviye adında iki kızı ve Ali Ekrem adında bir oğlu dünyaya geldi.rnİstanbul yıllarırnrn1857’de İstanbul’a döndü ve Bab-ı Ali Tercüme Odasında stajyer olarak memurluğa başladı. 1858’de büyükannesi Mahmude Hanım’ı, 1859’da büyükbabası Abdülatif Paşa’yı kaybetti. Babasının ikinci evliliğini yaptığı Dürrüye Hanım’ın Kocamustafapaşa’daki evinde yaşadı[1]. Babasının bu evliliğinden Naşit adında bir kardeşi oldu[2]. 1859’da Gümrük Kalemi’nde çalışmaya başladı.rnrnİlk şiirlerini Sofya’da yazan Namık Kemal, İstanbul’a geldiğinde kısa sürede şairler arasında tanınmıştı. Henüz Batı edebiyatı ile bir teması yoktu. İstanbul’da divan edebiyatı geleneğini takip ettiren şairlerle tanıştı. Arap ve Fars edebiyatlarını öğrenmeye çalıştı. Leskofçalı Galip Bey adlı şair ile yakın dostluk kurdu. Bu şairin başkanlığında kurulan Encümen-i Şuara adlı şairler topluluğuna katıldı.rnrn1863’ten itibaren dört yıl yeniden Tercüme Odası’nda görev aldı. Bu yeni görevi sırasında Batı’yı tanıyan kimselerle tanışma imkânı buldu ve gözlerini batı kültürüne çevirdi. Edebiyatta batılılaşmanın ilk adımlarını atan İbrahim Şinasi ile tanışması hayatını değiştirdi. Sanat ve hayat görüşü değişti. Batı edebiyatını öğrenmeye başladı, ilgisi nesire yöneldi. Tarih ve hukuk alanında kendini geliştirmeye çalıştı. Tercüme odasının bir kâtibinden Fransızca dersleri aldı. Tasvir-i Efkar’da fıkra ve tercüme yazılar kaleme aldı. İlk defa Şinasi’de gördüğü “hak, millet, vatan, hürriyet, millet meclisi” gibi kelimeleri yaygınlaştırdı[3].rnGenç Osmanlılarrnrn1865’te Şinasi, Tasvir-i Efkar Gazetesi’ni kendisine bırakarak Fransa’ya gidince Namık Kemal, tek başına gazeteyi çıkardı. Aynı dönemde İttifak-i Hakimiyet adlı (daha sonra Yeni Osmanlılar Cemiyeti adını alacak) gizli derneğin kurucuları arasına girdi (Sağırahmetbeyzâde Mehmet Beyin öncülüğündeki derneğin diğer kurucuları Menâpirzâde Nuri Bey, Kayazade Reşat Bey, Mir’at Mecmuası sahibi Mustafa Refik Bey, Suphipaşazade Ayetullah Bey ve Ziya Beydir). Derneğin amacı bir anayasa hazırlanmasını ve parlamenter bir yönetim sistemi kurulmasını sağlamaktı. Namık Kemal gazetesinde, bu görüşler doğrultusunda ve hükümet aleyhine şiddetli makaleler yayınladı. “Şark Meselesi” üzerine yazdığı bir makale, gazetenin 1867’de kapatılmasına ve kendisinin Erzurum vali muavini olarak atanmasına yol açtı.rnrnNamık Kemal, hükümet tarafından gönderildiği Erzurum’a gitmek yerine Ziya Paşa ile birlikte Paris’e kaçtı. O ve arkadaşlarını Paris’te yaşayan Mısırlı prens Mustafa Fazıl Paşa davet etmiş ve maddi himayesine almıştı. Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın torunu olan ancak Sultan Abdülaziz’in bir fermanıyla Mısır yönetimindeki haklarından mahrum edilen Mustafa Fazıl Paşa, kendisini Yeni Osmanlılar Cemiyeti’nin reisi ilan etmiş ve Avrupa’ya davet ettiği örgüt üyelerinin finansörlüğünü üstlenmiş birisiydi[4]. M. Fazıl Paşa’nın desteğiyle Londra’da "Muhbir" adlı gazeteyi çıkardılar ancak Namık Kemal, Ali Suavi ile yaşadığı anlaşmazlık üzerine Muhbirden ayrıldı. Aynı yıl Sultan Abdülaziz Uluslararası Paris Sergisi’ni görmek üzere şehre gelince Fransız hükümeti Genç Osmanlılar’ı ülkeyi terk etmeye davet etti. Namık Kemal, bazı arkadaşlarıyla birlikte Londra’ya gitti ve orada "Hürriyet Gazetesi"’ni çıkardılar. Bu arada Mustafa Fazıl Paşa, Paris’e gelen Abdülaziz’le ilişkilerini düzeltmiş ve onunla İstanbul’a dönmüştü. Giderken gazeteyi çıkarmaya devam etmelerini, desteğinin süreceğini söylediyse de İstanbul’a döndükten sonra fikrini değiştirdi ve geçici olarak Hürriyet’i kapatmalarını istedi[5]. Bunun üzerine Namık Kemal ile Ziya Paşa gazeteyi kendi imkânları ile çıkarmayı denediler. Bir süre sonra arkadaşları ile arası bozulan Namık Kemal vazgeçti ve 1870’te Sadrazam Âli Paşa ile barışıp yurda döndü.rnSürgün yaşamırnrnSiyasetten uzak durmak, yazı yazmamak koşuluyla affedilmiş olan[6] Namık Kemal, İstanbul’a döndükten sonra "Diyojen" adlı mizah dergisinde imzasız fıkralar yazdı [2]; Sadrazam Ali Paşa’nın ölümünden sonra 1872’de "İbret Gazetesi"’ni çıkararak yeniden muhalefete başladı. Gazete sık sık kapatıldı ve sonunda sadrazam Mahmut Nedim Paşa’yı eleştiren yazılar yüzünden Namık Kemal, İstanbul’dan uzaklaşması için mutasarrıf olarak Gelibolu’ya atandı.rnrnBirkaç ay kaldığı Gelibolu’da "Vatan yahut Silistre" adlı oyunu ile "Evrâk-ı Perişan" adlı eserini tamamladı. Gelibolu’nun bazı sorunları ile ilgilendi ve su davasını halletti[1]. Rumeli fatihi Gazi Süleyman Paşanın Bolayır’daki kabrini ziyaret etti. Ebüzziya Tevfik Beye burada gömülmeyi vasiyet etti.rnrnNamık Kemal, bir yandan da "İbret Gazetesi"’ne “BM” (Baş muharrir) ve Ebuzziya’nın çıkardığı "Hadika" Gazetesine “N.K” imzası ile yazı göndermeye de devam ediyordu. Gelibolu’da salgın haline gelen kuduz hastalığını önlemek için köpekleri sürgün etmesi bahane edilerek Gelibolu mutasarrıflığı görevinden alındı.rnVatan Yahut SilistrernrnOsmanlı hükümeti tarafından açığa alınan Namık Kemal 1872’nin son günlerinde Gelibolu’dan İstanbul’a döndü, İbret’in başına geçti. Çok geçmeden bir makalesi nedeniyle hakkında soruşturma açılıp gazetesi tekrar kapatılınca tiyatro ile ilgilenmeye başladı. Vatan yahut Silistre oyunu, 1 Nisan 1873 gecesi İstanbul’da Güllü Agop’un Gedikpaşa’daki tiyatrosunda sahnelendi. Oyunun sahnelenmesi halkı coşturup olaylar çıkmasına neden olmuştu. Bu konuda İbret’te yayımlanan yazılardan sonra gazete bir daha çıkmamak üzere kapatıldı; Namık Kemal ve dört arkadaşı yargılanmadan sürgüne gönderildiler[6]. Namık Kemal Magosaya, Ahmet Mithat ile Ebüzziya Tevfik Bey Rodosa, Menapirzade Nuri ve Bereketzade Hakkı Beyler de Akkaya sürüldü[7].rnMağusa (Kıbrıs) SürgünlüğürnrnNamık Kemalin Mağusa (Kıbrıs) sürgünlüğü 38 ay sürdü. Mağusada son derece olumsuz koşullar altında yaşamak zorunda kaldı, pek çok kez sıtmaya ve başka hastalıklara yakalandı[6]. Edebiyatçı Namık Kemal, birkaçı dışında eserlerinin tamamını bu dönemde Kıbrısta vermişti.rnMidilli sürgünlüğürnrnSürgün dönüşü İstanbul’da bir kahraman gibi karşılandı[2]. Tahta çıkışından 93 gün sonra akıl bozukluğu gerekçesiyle indirilen V. Murat’ın yerine Osmanlı tahtına oturan II. Abdülhamit, ilk Osmanlı Anayasası’nı oluşturmak için bir komisyon kurdu. Namık Kemal, bu komisyonun bir üyesi oldu. Ancak şair, padişahın aleyhine bir tehdit beyiti yazıp bunu mecliste okuyunca mahkemede yargılandı. Söylediği Arapça beyit, ”Bir şey, ikilendi mi, muhakkak üçlenir de” anlamındaydı ve tıpkı Abdülaziz ve V. Murat gibi Abdülhamit’in de tahttan indirilebileceğini ima ediyordu. Namık Kemal, asayişi bozduğu gerekçesiyle suçlu bulunup 6 ay hapis cezasına çarptırıldıysa da sonradan beraat etti. Girit Adası’nda ikamete mecbur edildi. Kendi isteği üzerine ikameti Midilli Adası’na çevrildi. 2,5 yıl sonra Midilli mutasarrıfı olarak görevlendirildi. Midillide tanıdığı genç yaştaki Hüseyin Hilmi Paşayı ömrü boyunca koruyup destekledi. Hüseyin Hilmi Paşa, yıllar sonra
En sonunda gene acziniz görünür; gönül ölümden başka bir şey arzu etmemeye başlar.
İnsan yatağının yorganına, çarşafına bakar da kefenden, topraktan bir farkını göremez.
Kendini telef etmek ister, ona da kıyamaz.
Çaresiz işin sonunu beklemeye karar verir, değil mi?
80 syf.
·33 günde·6/10
Atatürk'ün bedenimin babası Ali Rıza efendi fakat hislerimin babası Namık Kemal dir diye onurlandırdığı Türkiye'deki milliyetçiliğin öncü ismi yazarin bu tiyatrosunda vatan aşkı ile bedeni aşk arasında gidip gidip geliyorsunuz ve nihayet vatan aşkı galip geliyor. Sevdiğinin ardidrdan erkek kılığına gidip cepheye giden bir kadının hikayesi bırakın okumayı izlemeyi düşünürken bile insanı etkiliyor.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
164 syf.
·8/10
Merhabalar Vatan Şairi olarak bilinen yazarımız Namık Kemal ilk tarihi roman,ilk sahnelenen tiyatro ve ilk edebi roman gibi değerli eserler edebiyatımıza kazandırmıştır.Türk Edebiyatının ilk edebi romanı İntibah(Uyanış-Uyanma) aslında kitabın ismi Son Pişmanlık olsa da dönemin şartlarından dolayı sansürlenerek İntibah ismini almıştır.Konu olarak bir bayanın bir başkasına hırsından dolayı iftira atmasının sonucunda ne gibi sonuçlar ortaya çıkardığını göz önüne sermektedir.Karakter olarak Mahpeyker,Dilaşub ve Ali Bey yer almaktadır.Mahpeyker’in reddedilmesiyle nasıl kötü planların yaptığına şahit olacaksınız.Karakterlerin özelliklerinden bahsedecek olursam Ali Bey en hatalı olan,Dilaşub en masum ve Mahpeyker ise en kötü olan karakterdi.Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları Türk Edebiyatı Klasikleri dizisinden olandan alıp okumuştum günümüz türkçesine çevrilmesine rağmen cümleler uzun ve yer yer anlaşılmaz oluyor.Bence herkesin okuyup fikir sahibi olması gereken bir eserdir.
Keyifli Okumalar Dilerim
80 syf.
·8/10
Merhabalar Vatan Şairi olarak bilinen değerli yazarlarımızdan Namık Kemal’in Vatan Yahut Silistre’si edebiyatımızın batı tarzı sahnelenen ilk tiyatrosu olma özelliği tanışmaktadır.Namık Kemal’in okuduğum ilk kitap olmasına rağmen sıkılmadan tek solukta okuyup bitirdim.Türk Edebiyatının nasıl aşamalardan geçtiğini öğrenmek isteyenlere tavsiye Türk klasiklerini en kısa zamanda okumaları olacaktır.Kitapta konu olarak : İslam Bey’in vatanı savunmak İçin savaşa gitmeden önce sevgilisi olan Zekiye ile vedalaşması,Zekiye ayrılmamak ister ancak İslam Bey vatan sevgisinin her şeyden daha üstün olduğunu söyler ve sevdiğinden ayrılır.Zekiye’de buna dayanamayıp asker kılığında savaşa katılır ve bundan sonrası çok güzel.Kitabı okurken böyle güzel bir aşk olabilir mi demeden edemiyorsunuz.
Keyifli Okumalar Dilerim
80 syf.
·3 günde
Namık Kemal'in ömr-ü hayatını sürgünde geçirmesine neden olan tiyatro eseri. Olay tam olarak şöyle vuku bukuyor:
1872 senesinde yazar eseri icra edip, sahnelemeye karar veriyor (ki sahnelenen ilk tiyatro eseridir). Sahnelenen eser, izleyenleri çok etkileyip, gaza getiriyor. Millet tiyatro çıkışında gösteriler, yürüyüşler yapıyor. Sloganlarsa “Yaşasın vatan!", "Yaşasın millet!"', "Yaşasın Namık Kemal!" "Allah bizlerin muradını versin, biz muradımızı isteriz" şeklinde. Piyesten sonrada hükümet ve sarayı kızdıracak yazılar yazılıyor ve akabinde Namık Kemal tevkif edilip, sürgüne gönderiyor. İşin ilginci yazar sürüldükten sonra da tiyatro devam ediyor, hatta yazarı sürgüne gönderen padişah Abdülaziz'in önünde de iki kez sahneleniyor.
Peki ne anlatıyor bu çok bildiğimiz ama okumaya erindiğimiz kitap. Olay Silistrede geçiyor. Silistre şuan Bulgaristan sınırlarında kalan Tuna nehri kıyısında bir şehir. Tuna ahh Tuna.. https://www.youtube.com/watch?v=PZhWs67Diuo (işte tam burda Gazi Osman Paşa ve kahraman askerlerimizi anmadan olmaz) Tuna nehri çok uzun yıllar Osmanlı için hudut olmuş bir nehir. Bizim kırmızı çizgimiz, Tuna'nın güneyi bizim ana vatanımız (idi). 1853 Kırım Savaşı sonrası Rus orduları Kırım'ı alınca Tuna'ya doğru yürümeye başlıyor. Ama Tuna geçilmez, geçilmemeli çünkü "Bizim için vatan Tuna demektir. Çünkü Tuna elden gidince vatan kalmıyor. Tuna kıyılarının neresini karıştırırsanız oralarda atalarımızın kemiklerini bulursunuz." ve geçilmiyor da. Kahramanımız İslam Bey ve nişanlısı Zekiye hanım Silistre'ye ilk koşanlardan, savaş dışında onları başka sürprizlerde bekliyor tabi orada.
Bu arada eserin adı aslında Vatan fakat Namık Kemal sürgündeyken Silistre ismiyle oynanıyor. Daha sonra adı vatan yahut Silistre kalıyor. Tabi bu isimden ha vatan ha Silistre ikisi de geçilmemeli. Silistre verilirse bütün vatan gider anlamı da çıkabilir. Silistre düştü vatan düşmedi şükür ama geride Silistre ve balkan coğrafyası gözü yaşlı kaldı.
80 syf.
·6 günde·Beğendi·7/10
Harika bir kitap bence sewginin herseye karsı gelebilecegi anlatiyor
Hicbir sey sewgiye karsi degildir onemli olan mucadele etmektir hepinizin okumasini isterim iyi kitap bence
80 syf.
·2 günde·8/10
Namık Kemal'in ilk kez bir kitabını okudum ve tiyatro tarzı olarakta okuduğum ilk kitap oldu.
Vatan Yahut Silistre ; sahnelenen ilk tiyatrodur. Kitap olarak okusamda çoğu zaman okuduklarım gözümün önünde canlandı. Kitap ; vatan sevgisi(ağırlıklı) , aşk, sevgi, Saygı, fedakarlık ve özlemlerin geçtiği insanı derinden etkileyen bir konuya sahiptir.
Okuduktan sonra keşke tiyatrosunuda izlesem, isteği doğdu içimde. Mutlaka okunulması gereken bir kitap.
Herkese iyi okumalar...
164 syf.
Sıkılmadan okuduğum bir romandı.İlk edebi romanımız olduğu için merak ediyordum.Anlatımı akıcı ve sürükleyiciydi.Kısacası 'Son pişmanlık fayda etmez.'Sevdiğimiz biri hakkında bir şey duyuyorsak en azından karşımızdaki insana açıklaması için fırsat tanımımız gerekir.İyiligimizi düşünen insanlar gibi kötülüğümüzü düşünen insanlarda olabilir.İnsanlar bir şeye körü körüne inanmamalı.Belkide bizim için doğru olan onlar için büyük bir yanlıştır.
80 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Namık Kemal'in, Türk Edebiyatı'ndaki yerinden ve öneminden bahsetmeye sanıyorum ki gerek yoktur. Tanzimat döneminin en aydın insanlarından birisidir. Her eserinde hürriyet, milliyet ve vatan sevgisinden bahsetmeyi bir görev edinmiştir. Öyle ki; Mustafa Kemal Atatürk bile onun fikirlerinden ilham almış ve etkilenmiştir.
Vatan Yahut Silistre, her ne kadar kendisine sürgünü getirse de, yazarın en önemli eserlerinden biridir.
4 perdelik bir tiyatro metni şeklindeki kurgu ilk görüşte aşık olan bir çiftle; İslam Bey ve Zekiye Hanım ile başlar ama çok kısa süre içinde bir vatanı müdafaa mücadelesine dönüşür.
Kırım savaşı patlak vermiştir ve İslam Bey, kalbinde vatan sevgisinden başka hiçbir şeye yer olmayan bir vatanseverdir. Vatanı korumak için Zekiye Hanımı gözünü kırpmadan ardında bırakıp, kanını son damlasına kadar vatanı için harcama ümidiyle cepheye gider. Ancak Zekiye Hanım, artık İslam Bey olmadan yaşayamaz. Babasını hiç tanımamıştır, annesini de yakın zamanda kaybetmiştir ve onu evine bağlayan hiçbir şeyi kalmamıştır. Böylelikle Zekiye Hanım erkek kılığına girer ve İslam Bey'in peşi sıra cepheye ilerler.
Merak edenler için; Silistre Tuna Nehri kıyısında bir şehir. Osmanlı Devleti için her zaman önemli ve stratejik bir nokta olarak görülmüştür. İslam Bey, işte vatan için bu kadar büyük önemi olan bir noktayı düşmana karşı savunma görevini üstlenmiştir.
Vatan Yahut Silistre'de Namık Kemal, vatan sevgisi ile akla gelebilecek diğer her türlü duyguyu kıyaslamış ve vatanın her zaman dağa ağır basacağını göstermeye çalışmıştır.
Her sayfasında yoğun vatan sevgisiyle dolup taşacağınız, savaşı kanınızda hissedeceğiniz ve vatanı koruyan askerlerle gurur duyacağınız bir eser olduğuna inanıyorum.
Vatan Yahut Silistre sahnelendiğinde halkı çok etkilemiş, deyim yerindeyse galeyana getirmiştir. Yaşanan bu büyük çoşku yazarın aleyhine olmuş ve ona hayatının ilk sürgününü getirmiştir. Namık Kemal, bu oyunun sahnelenmesinden sonra Magosa'ya sürülmüştür.
Her yaştan insanın okuması gereken bir eser olduğuna inanıyorum. Akıcı dili ve günümüz haline çevrilmiş Türkçesi ile kesinlikle sorun yaşamayacaksınız. Çok ama çok beğeneceğinize eminim.
Okuduğunuz için teşekkür ederim, sevgiyle. :)
137 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
İş Bankasının Türk Klasikleri serisini okumaya devam ediyorum.

Bu seferki kitabımız İntibah.
Beni bilen bilir romantizm akımına kapılan kitapları hiç sevmem ki eğer erkek ya da kadın, karşı cins için kendini düşük görmeye başlarsa o kitaba 1 puan veririm :D

Bu kitabın başında da demiştim herhalde 1 puan vereceğim diye ama olmadı.

Ali Bey adı altında saf mı saf bir çocuk var. Kitapların,ilmin ve çalışmanın arasına gömülüp gitmiş ve 20'li yaşlarına geldiği zaman ilk defa bir kadın görüyor.
Tabii gördüğü ilk kadın olduğu için de hemen aşık oluyor.
Ardından aşık olduğu kadın ki bu da Mehpeyker adı altında hafifmeşrep bir kadın. Laubali tavırları ve o zamana kadar da erkekler üzerinden para kazanmış birisi.

İşte bu ikisi aşk yaşamaya başlıyor derken Ali Beyin annesi Ali'yi o kadından uzaklaştırmak için cariye getiriyor Dilaşup adı altında. Sonra olaylar başlıyor.

Kitaba neden 10 puan verdim onu anlatayım önce.
Kitabı ilkokulda okumuştum ilk kez ama okuduğumu unutmuşum. Kitabı tekrar elime alıp önsözünü okumaya başladığım zaman kitabı okuduğumu hatırladım.

Kitapta olaylar nasıl gelişecek ve sonu nasıl olacak bilmeme rağmen son sayfaları neredeyse nefes almadan okudum :D
O kadar etkiliydi! O yüzden 10 puanı da hak etti.

Diğer taraftan Ali Beyin annesi Dilaşup adlı cariyeyi Ali'nin yatağına sokuyor. O kısımda kadına baya sinir oldum. Kitabın bu gibi konulara değinerek o zamanki toplumu da gözler önüne sermiş olması ayrı bir kalite göstergesi bence...

Bir başka taraftan da Namık Kemal edebi anlamda bana göre biraz ilk olduğu için de zaman zaman olaylara karışıp okuyucuları yöneltmeye çalışıyor. Bu kadın kötü diye düşünün diyor bazen ki bunlar kitabın eksik yanı.

Kitap hakkında söyleyeceklerim bunlar ama belirtmek isterim ki KİTAP ÇOK GÜZEL.

Okumak isteyen herkese iyi okumalar dilerim :)

Yazarın biyografisi

Adı:
Namık Kemal
Unvan:
Yazar,Gazeteci,Devlet Adamı,Şair
Doğum:
Tekirdağ, 21 Aralık 1840
Ölüm:
Sakız Adası, 2 Aralık 1888
Namık Kemal (d. 21 Aralık 1840, Tekirdağ, ö. 2 Aralık 1888, Sakız Adası) Türk milliyetçiliğinin öncülerinden, Genç Osmanlı hareketi mensubu, ünlü Türk yazar, gazeteci, devlet adamı, şairdir.rnrnYurtseverlik, hürriyet, millet kavramlarına bağlı bir Tanzimat Devri aydınıdır. Bu kavramları Türk fikir hayatına ve edebiyatına sokan kişi kabul edilir. Heyecanlı, kavgacı kişiliği, akıcı, parlak üslubu nedeniyle devrinin diğer yazarlarından daha fazla tanındı. “Vatan Şairi” ve “Hürriyet Şairi” olarak anılan Namık Kemal, şiirin yanı sıra tenkit, biyografi, tiyatro, roman, târih ve makale türlerinde eserler verdi. Özellikle "İntibah" isimli romanı ve "Vatan Yahut Silistre" isimli tiyatro oyunu ünlüdür. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü eserleri ve fikirleriyle etkiledi.rnrnHayatırn21 Aralık 1840 tarihinde Tekirdağ’da dünyaya geldi. Babası Yenişehirli Mustafa Asım Bey, annesi Fatma Zehra Hanım’dır.rnrnTekirdağ’daki evlerinin civarında bulunan tekkenin şeyhi Tokatlı Hafız Ali Rıza Efendi kendisine “Mehmet Kemal” adını verdi. Çocukluğu annesinin babası Abdülatif Paşa’nın yanında geçti. Abdülatif Paşa, Tekirdağ (Tekfurdağ) sancağında vali yardımcısı idi ; Afyonkarahisar sancağına tayin edildiğinde ailece Afyon’a taşındılar. 1848 yılında annesi Fatma Zehra Hanım’ı Afyon’da kaybetti. Mehmet Kemal, yaşamını büyükbabasının yanında sürdürdü.rnrnAbdülatif Paşa’nın değişik kentlerde görev yapması nedeniyle düzenli bir eğitime devam edemedi. Özel dersler aldı ve kendi kendini yetiştirmeye çalıştı. Arapça ve Farsça öğrendi. Dedesi Afyon’daki vali yardımcılığı görevinin ardından ailesiyle İstanbul’a gelmişti. Orada, 3 ay Bayezid Rüştiyesine ve ardından 9 ay Valide Mektebi’ne devam etme fırsatı buldu[3]. Dedesinin Kars’a mutasarrıf olarak atanması sebebiyle 1,5 yıl Kars’ta yaşadı. Karslı şair ve müderris Vaizzade Seyid Mehmet Hamid Efendiden divan edebiyatını öğrendi. Avcılık, atıcılık, cirit dersleri aldı[1]. Kars’ta görevi sona eren dedesi ile 1854’te İstanbul’a döndü.rnrn1855’te babasının Bulgaristan Filibe mal müdürü, dedesinin Sofya kaymakamı oluşu ile Sofyaya gitti. Sofya’da evlerine ziyarete gelen dedesinin arkadaşı şair Binbaşı Eşref Bey, şiirlerini okuduktan sonra Mehmet Kemal’e yazıcı, kâtip anlamlarındaki “Namık” adını verdi. O günden sonra Namık Kemal olarak anılmaya başladı. 18 yaşına kadar kaldığı Sofya’da komşuları Niş Kadısı Mustafa Ragıp Efendi’nin kızı Nesime Hanım ile evlendi[2]. Bu evlilikten Feride ve Ulviye adında iki kızı ve Ali Ekrem adında bir oğlu dünyaya geldi.rnİstanbul yıllarırnrn1857’de İstanbul’a döndü ve Bab-ı Ali Tercüme Odasında stajyer olarak memurluğa başladı. 1858’de büyükannesi Mahmude Hanım’ı, 1859’da büyükbabası Abdülatif Paşa’yı kaybetti. Babasının ikinci evliliğini yaptığı Dürrüye Hanım’ın Kocamustafapaşa’daki evinde yaşadı[1]. Babasının bu evliliğinden Naşit adında bir kardeşi oldu[2]. 1859’da Gümrük Kalemi’nde çalışmaya başladı.rnrnİlk şiirlerini Sofya’da yazan Namık Kemal, İstanbul’a geldiğinde kısa sürede şairler arasında tanınmıştı. Henüz Batı edebiyatı ile bir teması yoktu. İstanbul’da divan edebiyatı geleneğini takip ettiren şairlerle tanıştı. Arap ve Fars edebiyatlarını öğrenmeye çalıştı. Leskofçalı Galip Bey adlı şair ile yakın dostluk kurdu. Bu şairin başkanlığında kurulan Encümen-i Şuara adlı şairler topluluğuna katıldı.rnrn1863’ten itibaren dört yıl yeniden Tercüme Odası’nda görev aldı. Bu yeni görevi sırasında Batı’yı tanıyan kimselerle tanışma imkânı buldu ve gözlerini batı kültürüne çevirdi. Edebiyatta batılılaşmanın ilk adımlarını atan İbrahim Şinasi ile tanışması hayatını değiştirdi. Sanat ve hayat görüşü değişti. Batı edebiyatını öğrenmeye başladı, ilgisi nesire yöneldi. Tarih ve hukuk alanında kendini geliştirmeye çalıştı. Tercüme odasının bir kâtibinden Fransızca dersleri aldı. Tasvir-i Efkar’da fıkra ve tercüme yazılar kaleme aldı. İlk defa Şinasi’de gördüğü “hak, millet, vatan, hürriyet, millet meclisi” gibi kelimeleri yaygınlaştırdı[3].rnGenç Osmanlılarrnrn1865’te Şinasi, Tasvir-i Efkar Gazetesi’ni kendisine bırakarak Fransa’ya gidince Namık Kemal, tek başına gazeteyi çıkardı. Aynı dönemde İttifak-i Hakimiyet adlı (daha sonra Yeni Osmanlılar Cemiyeti adını alacak) gizli derneğin kurucuları arasına girdi (Sağırahmetbeyzâde Mehmet Beyin öncülüğündeki derneğin diğer kurucuları Menâpirzâde Nuri Bey, Kayazade Reşat Bey, Mir’at Mecmuası sahibi Mustafa Refik Bey, Suphipaşazade Ayetullah Bey ve Ziya Beydir). Derneğin amacı bir anayasa hazırlanmasını ve parlamenter bir yönetim sistemi kurulmasını sağlamaktı. Namık Kemal gazetesinde, bu görüşler doğrultusunda ve hükümet aleyhine şiddetli makaleler yayınladı. “Şark Meselesi” üzerine yazdığı bir makale, gazetenin 1867’de kapatılmasına ve kendisinin Erzurum vali muavini olarak atanmasına yol açtı.rnrnNamık Kemal, hükümet tarafından gönderildiği Erzurum’a gitmek yerine Ziya Paşa ile birlikte Paris’e kaçtı. O ve arkadaşlarını Paris’te yaşayan Mısırlı prens Mustafa Fazıl Paşa davet etmiş ve maddi himayesine almıştı. Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın torunu olan ancak Sultan Abdülaziz’in bir fermanıyla Mısır yönetimindeki haklarından mahrum edilen Mustafa Fazıl Paşa, kendisini Yeni Osmanlılar Cemiyeti’nin reisi ilan etmiş ve Avrupa’ya davet ettiği örgüt üyelerinin finansörlüğünü üstlenmiş birisiydi[4]. M. Fazıl Paşa’nın desteğiyle Londra’da "Muhbir" adlı gazeteyi çıkardılar ancak Namık Kemal, Ali Suavi ile yaşadığı anlaşmazlık üzerine Muhbirden ayrıldı. Aynı yıl Sultan Abdülaziz Uluslararası Paris Sergisi’ni görmek üzere şehre gelince Fransız hükümeti Genç Osmanlılar’ı ülkeyi terk etmeye davet etti. Namık Kemal, bazı arkadaşlarıyla birlikte Londra’ya gitti ve orada "Hürriyet Gazetesi"’ni çıkardılar. Bu arada Mustafa Fazıl Paşa, Paris’e gelen Abdülaziz’le ilişkilerini düzeltmiş ve onunla İstanbul’a dönmüştü. Giderken gazeteyi çıkarmaya devam etmelerini, desteğinin süreceğini söylediyse de İstanbul’a döndükten sonra fikrini değiştirdi ve geçici olarak Hürriyet’i kapatmalarını istedi[5]. Bunun üzerine Namık Kemal ile Ziya Paşa gazeteyi kendi imkânları ile çıkarmayı denediler. Bir süre sonra arkadaşları ile arası bozulan Namık Kemal vazgeçti ve 1870’te Sadrazam Âli Paşa ile barışıp yurda döndü.rnSürgün yaşamırnrnSiyasetten uzak durmak, yazı yazmamak koşuluyla affedilmiş olan[6] Namık Kemal, İstanbul’a döndükten sonra "Diyojen" adlı mizah dergisinde imzasız fıkralar yazdı [2]; Sadrazam Ali Paşa’nın ölümünden sonra 1872’de "İbret Gazetesi"’ni çıkararak yeniden muhalefete başladı. Gazete sık sık kapatıldı ve sonunda sadrazam Mahmut Nedim Paşa’yı eleştiren yazılar yüzünden Namık Kemal, İstanbul’dan uzaklaşması için mutasarrıf olarak Gelibolu’ya atandı.rnrnBirkaç ay kaldığı Gelibolu’da "Vatan yahut Silistre" adlı oyunu ile "Evrâk-ı Perişan" adlı eserini tamamladı. Gelibolu’nun bazı sorunları ile ilgilendi ve su davasını halletti[1]. Rumeli fatihi Gazi Süleyman Paşanın Bolayır’daki kabrini ziyaret etti. Ebüzziya Tevfik Beye burada gömülmeyi vasiyet etti.rnrnNamık Kemal, bir yandan da "İbret Gazetesi"’ne “BM” (Baş muharrir) ve Ebuzziya’nın çıkardığı "Hadika" Gazetesine “N.K” imzası ile yazı göndermeye de devam ediyordu. Gelibolu’da salgın haline gelen kuduz hastalığını önlemek için köpekleri sürgün etmesi bahane edilerek Gelibolu mutasarrıflığı görevinden alındı.rnVatan Yahut SilistrernrnOsmanlı hükümeti tarafından açığa alınan Namık Kemal 1872’nin son günlerinde Gelibolu’dan İstanbul’a döndü, İbret’in başına geçti. Çok geçmeden bir makalesi nedeniyle hakkında soruşturma açılıp gazetesi tekrar kapatılınca tiyatro ile ilgilenmeye başladı. Vatan yahut Silistre oyunu, 1 Nisan 1873 gecesi İstanbul’da Güllü Agop’un Gedikpaşa’daki tiyatrosunda sahnelendi. Oyunun sahnelenmesi halkı coşturup olaylar çıkmasına neden olmuştu. Bu konuda İbret’te yayımlanan yazılardan sonra gazete bir daha çıkmamak üzere kapatıldı; Namık Kemal ve dört arkadaşı yargılanmadan sürgüne gönderildiler[6]. Namık Kemal Magosaya, Ahmet Mithat ile Ebüzziya Tevfik Bey Rodosa, Menapirzade Nuri ve Bereketzade Hakkı Beyler de Akkaya sürüldü[7].rnMağusa (Kıbrıs) SürgünlüğürnrnNamık Kemalin Mağusa (Kıbrıs) sürgünlüğü 38 ay sürdü. Mağusada son derece olumsuz koşullar altında yaşamak zorunda kaldı, pek çok kez sıtmaya ve başka hastalıklara yakalandı[6]. Edebiyatçı Namık Kemal, birkaçı dışında eserlerinin tamamını bu dönemde Kıbrısta vermişti.rnMidilli sürgünlüğürnrnSürgün dönüşü İstanbul’da bir kahraman gibi karşılandı[2]. Tahta çıkışından 93 gün sonra akıl bozukluğu gerekçesiyle indirilen V. Murat’ın yerine Osmanlı tahtına oturan II. Abdülhamit, ilk Osmanlı Anayasası’nı oluşturmak için bir komisyon kurdu. Namık Kemal, bu komisyonun bir üyesi oldu. Ancak şair, padişahın aleyhine bir tehdit beyiti yazıp bunu mecliste okuyunca mahkemede yargılandı. Söylediği Arapça beyit, ”Bir şey, ikilendi mi, muhakkak üçlenir de” anlamındaydı ve tıpkı Abdülaziz ve V. Murat gibi Abdülhamit’in de tahttan indirilebileceğini ima ediyordu. Namık Kemal, asayişi bozduğu gerekçesiyle suçlu bulunup 6 ay hapis cezasına çarptırıldıysa da sonradan beraat etti. Girit Adası’nda ikamete mecbur edildi. Kendi isteği üzerine ikameti Midilli Adası’na çevrildi. 2,5 yıl sonra Midilli mutasarrıfı olarak görevlendirildi. Midillide tanıdığı genç yaştaki Hüseyin Hilmi Paşayı ömrü boyunca koruyup destekledi. Hüseyin Hilmi Paşa, yıllar sonra

Yazar istatistikleri

  • 1.234 okur beğendi.
  • 26,6bin okur okudu.
  • 359 okur okuyor.
  • 5,7bin okur okuyacak.
  • 207 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları