Namık Kemal

Namık Kemal

7.8/10
1.414 Kişi
·
7.364
Okunma
·
566
Beğeni
·
9.825
Gösterim
Adı:
Namık Kemal
Unvan:
Yazar,Gazeteci,Devlet Adamı,Şair
Doğum:
Tekirdağ, 21 Aralık 1840
Ölüm:
Sakız Adası, 2 Aralık 1888
Namık Kemal (d. 21 Aralık 1840, Tekirdağ, ö. 2 Aralık 1888, Sakız Adası) Türk milliyetçiliğinin öncülerinden, Genç Osmanlı hareketi mensubu, ünlü Türk yazar, gazeteci, devlet adamı, şairdir.rnrnYurtseverlik, hürriyet, millet kavramlarına bağlı bir Tanzimat Devri aydınıdır. Bu kavramları Türk fikir hayatına ve edebiyatına sokan kişi kabul edilir. Heyecanlı, kavgacı kişiliği, akıcı, parlak üslubu nedeniyle devrinin diğer yazarlarından daha fazla tanındı. “Vatan Şairi” ve “Hürriyet Şairi” olarak anılan Namık Kemal, şiirin yanı sıra tenkit, biyografi, tiyatro, roman, târih ve makale türlerinde eserler verdi. Özellikle "İntibah" isimli romanı ve "Vatan Yahut Silistre" isimli tiyatro oyunu ünlüdür. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü eserleri ve fikirleriyle etkiledi.rnrnHayatırn21 Aralık 1840 tarihinde Tekirdağ’da dünyaya geldi. Babası Yenişehirli Mustafa Asım Bey, annesi Fatma Zehra Hanım’dır.rnrnTekirdağ’daki evlerinin civarında bulunan tekkenin şeyhi Tokatlı Hafız Ali Rıza Efendi kendisine “Mehmet Kemal” adını verdi. Çocukluğu annesinin babası Abdülatif Paşa’nın yanında geçti. Abdülatif Paşa, Tekirdağ (Tekfurdağ) sancağında vali yardımcısı idi ; Afyonkarahisar sancağına tayin edildiğinde ailece Afyon’a taşındılar. 1848 yılında annesi Fatma Zehra Hanım’ı Afyon’da kaybetti. Mehmet Kemal, yaşamını büyükbabasının yanında sürdürdü.rnrnAbdülatif Paşa’nın değişik kentlerde görev yapması nedeniyle düzenli bir eğitime devam edemedi. Özel dersler aldı ve kendi kendini yetiştirmeye çalıştı. Arapça ve Farsça öğrendi. Dedesi Afyon’daki vali yardımcılığı görevinin ardından ailesiyle İstanbul’a gelmişti. Orada, 3 ay Bayezid Rüştiyesine ve ardından 9 ay Valide Mektebi’ne devam etme fırsatı buldu[3]. Dedesinin Kars’a mutasarrıf olarak atanması sebebiyle 1,5 yıl Kars’ta yaşadı. Karslı şair ve müderris Vaizzade Seyid Mehmet Hamid Efendiden divan edebiyatını öğrendi. Avcılık, atıcılık, cirit dersleri aldı[1]. Kars’ta görevi sona eren dedesi ile 1854’te İstanbul’a döndü.rnrn1855’te babasının Bulgaristan Filibe mal müdürü, dedesinin Sofya kaymakamı oluşu ile Sofyaya gitti. Sofya’da evlerine ziyarete gelen dedesinin arkadaşı şair Binbaşı Eşref Bey, şiirlerini okuduktan sonra Mehmet Kemal’e yazıcı, kâtip anlamlarındaki “Namık” adını verdi. O günden sonra Namık Kemal olarak anılmaya başladı. 18 yaşına kadar kaldığı Sofya’da komşuları Niş Kadısı Mustafa Ragıp Efendi’nin kızı Nesime Hanım ile evlendi[2]. Bu evlilikten Feride ve Ulviye adında iki kızı ve Ali Ekrem adında bir oğlu dünyaya geldi.rnİstanbul yıllarırnrn1857’de İstanbul’a döndü ve Bab-ı Ali Tercüme Odasında stajyer olarak memurluğa başladı. 1858’de büyükannesi Mahmude Hanım’ı, 1859’da büyükbabası Abdülatif Paşa’yı kaybetti. Babasının ikinci evliliğini yaptığı Dürrüye Hanım’ın Kocamustafapaşa’daki evinde yaşadı[1]. Babasının bu evliliğinden Naşit adında bir kardeşi oldu[2]. 1859’da Gümrük Kalemi’nde çalışmaya başladı.rnrnİlk şiirlerini Sofya’da yazan Namık Kemal, İstanbul’a geldiğinde kısa sürede şairler arasında tanınmıştı. Henüz Batı edebiyatı ile bir teması yoktu. İstanbul’da divan edebiyatı geleneğini takip ettiren şairlerle tanıştı. Arap ve Fars edebiyatlarını öğrenmeye çalıştı. Leskofçalı Galip Bey adlı şair ile yakın dostluk kurdu. Bu şairin başkanlığında kurulan Encümen-i Şuara adlı şairler topluluğuna katıldı.rnrn1863’ten itibaren dört yıl yeniden Tercüme Odası’nda görev aldı. Bu yeni görevi sırasında Batı’yı tanıyan kimselerle tanışma imkânı buldu ve gözlerini batı kültürüne çevirdi. Edebiyatta batılılaşmanın ilk adımlarını atan İbrahim Şinasi ile tanışması hayatını değiştirdi. Sanat ve hayat görüşü değişti. Batı edebiyatını öğrenmeye başladı, ilgisi nesire yöneldi. Tarih ve hukuk alanında kendini geliştirmeye çalıştı. Tercüme odasının bir kâtibinden Fransızca dersleri aldı. Tasvir-i Efkar’da fıkra ve tercüme yazılar kaleme aldı. İlk defa Şinasi’de gördüğü “hak, millet, vatan, hürriyet, millet meclisi” gibi kelimeleri yaygınlaştırdı[3].rnGenç Osmanlılarrnrn1865’te Şinasi, Tasvir-i Efkar Gazetesi’ni kendisine bırakarak Fransa’ya gidince Namık Kemal, tek başına gazeteyi çıkardı. Aynı dönemde İttifak-i Hakimiyet adlı (daha sonra Yeni Osmanlılar Cemiyeti adını alacak) gizli derneğin kurucuları arasına girdi (Sağırahmetbeyzâde Mehmet Beyin öncülüğündeki derneğin diğer kurucuları Menâpirzâde Nuri Bey, Kayazade Reşat Bey, Mir’at Mecmuası sahibi Mustafa Refik Bey, Suphipaşazade Ayetullah Bey ve Ziya Beydir). Derneğin amacı bir anayasa hazırlanmasını ve parlamenter bir yönetim sistemi kurulmasını sağlamaktı. Namık Kemal gazetesinde, bu görüşler doğrultusunda ve hükümet aleyhine şiddetli makaleler yayınladı. “Şark Meselesi” üzerine yazdığı bir makale, gazetenin 1867’de kapatılmasına ve kendisinin Erzurum vali muavini olarak atanmasına yol açtı.rnrnNamık Kemal, hükümet tarafından gönderildiği Erzurum’a gitmek yerine Ziya Paşa ile birlikte Paris’e kaçtı. O ve arkadaşlarını Paris’te yaşayan Mısırlı prens Mustafa Fazıl Paşa davet etmiş ve maddi himayesine almıştı. Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın torunu olan ancak Sultan Abdülaziz’in bir fermanıyla Mısır yönetimindeki haklarından mahrum edilen Mustafa Fazıl Paşa, kendisini Yeni Osmanlılar Cemiyeti’nin reisi ilan etmiş ve Avrupa’ya davet ettiği örgüt üyelerinin finansörlüğünü üstlenmiş birisiydi[4]. M. Fazıl Paşa’nın desteğiyle Londra’da "Muhbir" adlı gazeteyi çıkardılar ancak Namık Kemal, Ali Suavi ile yaşadığı anlaşmazlık üzerine Muhbirden ayrıldı. Aynı yıl Sultan Abdülaziz Uluslararası Paris Sergisi’ni görmek üzere şehre gelince Fransız hükümeti Genç Osmanlılar’ı ülkeyi terk etmeye davet etti. Namık Kemal, bazı arkadaşlarıyla birlikte Londra’ya gitti ve orada "Hürriyet Gazetesi"’ni çıkardılar. Bu arada Mustafa Fazıl Paşa, Paris’e gelen Abdülaziz’le ilişkilerini düzeltmiş ve onunla İstanbul’a dönmüştü. Giderken gazeteyi çıkarmaya devam etmelerini, desteğinin süreceğini söylediyse de İstanbul’a döndükten sonra fikrini değiştirdi ve geçici olarak Hürriyet’i kapatmalarını istedi[5]. Bunun üzerine Namık Kemal ile Ziya Paşa gazeteyi kendi imkânları ile çıkarmayı denediler. Bir süre sonra arkadaşları ile arası bozulan Namık Kemal vazgeçti ve 1870’te Sadrazam Âli Paşa ile barışıp yurda döndü.rnSürgün yaşamırnrnSiyasetten uzak durmak, yazı yazmamak koşuluyla affedilmiş olan[6] Namık Kemal, İstanbul’a döndükten sonra "Diyojen" adlı mizah dergisinde imzasız fıkralar yazdı [2]; Sadrazam Ali Paşa’nın ölümünden sonra 1872’de "İbret Gazetesi"’ni çıkararak yeniden muhalefete başladı. Gazete sık sık kapatıldı ve sonunda sadrazam Mahmut Nedim Paşa’yı eleştiren yazılar yüzünden Namık Kemal, İstanbul’dan uzaklaşması için mutasarrıf olarak Gelibolu’ya atandı.rnrnBirkaç ay kaldığı Gelibolu’da "Vatan yahut Silistre" adlı oyunu ile "Evrâk-ı Perişan" adlı eserini tamamladı. Gelibolu’nun bazı sorunları ile ilgilendi ve su davasını halletti[1]. Rumeli fatihi Gazi Süleyman Paşanın Bolayır’daki kabrini ziyaret etti. Ebüzziya Tevfik Beye burada gömülmeyi vasiyet etti.rnrnNamık Kemal, bir yandan da "İbret Gazetesi"’ne “BM” (Baş muharrir) ve Ebuzziya’nın çıkardığı "Hadika" Gazetesine “N.K” imzası ile yazı göndermeye de devam ediyordu. Gelibolu’da salgın haline gelen kuduz hastalığını önlemek için köpekleri sürgün etmesi bahane edilerek Gelibolu mutasarrıflığı görevinden alındı.rnVatan Yahut SilistrernrnOsmanlı hükümeti tarafından açığa alınan Namık Kemal 1872’nin son günlerinde Gelibolu’dan İstanbul’a döndü, İbret’in başına geçti. Çok geçmeden bir makalesi nedeniyle hakkında soruşturma açılıp gazetesi tekrar kapatılınca tiyatro ile ilgilenmeye başladı. Vatan yahut Silistre oyunu, 1 Nisan 1873 gecesi İstanbul’da Güllü Agop’un Gedikpaşa’daki tiyatrosunda sahnelendi. Oyunun sahnelenmesi halkı coşturup olaylar çıkmasına neden olmuştu. Bu konuda İbret’te yayımlanan yazılardan sonra gazete bir daha çıkmamak üzere kapatıldı; Namık Kemal ve dört arkadaşı yargılanmadan sürgüne gönderildiler[6]. Namık Kemal Magosaya, Ahmet Mithat ile Ebüzziya Tevfik Bey Rodosa, Menapirzade Nuri ve Bereketzade Hakkı Beyler de Akkaya sürüldü[7].rnMağusa (Kıbrıs) SürgünlüğürnrnNamık Kemalin Mağusa (Kıbrıs) sürgünlüğü 38 ay sürdü. Mağusada son derece olumsuz koşullar altında yaşamak zorunda kaldı, pek çok kez sıtmaya ve başka hastalıklara yakalandı[6]. Edebiyatçı Namık Kemal, birkaçı dışında eserlerinin tamamını bu dönemde Kıbrısta vermişti.rnMidilli sürgünlüğürnrnSürgün dönüşü İstanbul’da bir kahraman gibi karşılandı[2]. Tahta çıkışından 93 gün sonra akıl bozukluğu gerekçesiyle indirilen V. Murat’ın yerine Osmanlı tahtına oturan II. Abdülhamit, ilk Osmanlı Anayasası’nı oluşturmak için bir komisyon kurdu. Namık Kemal, bu komisyonun bir üyesi oldu. Ancak şair, padişahın aleyhine bir tehdit beyiti yazıp bunu mecliste okuyunca mahkemede yargılandı. Söylediği Arapça beyit, ”Bir şey, ikilendi mi, muhakkak üçlenir de” anlamındaydı ve tıpkı Abdülaziz ve V. Murat gibi Abdülhamit’in de tahttan indirilebileceğini ima ediyordu. Namık Kemal, asayişi bozduğu gerekçesiyle suçlu bulunup 6 ay hapis cezasına çarptırıldıysa da sonradan beraat etti. Girit Adası’nda ikamete mecbur edildi. Kendi isteği üzerine ikameti Midilli Adası’na çevrildi. 2,5 yıl sonra Midilli mutasarrıfı olarak görevlendirildi. Midillide tanıdığı genç yaştaki Hüseyin Hilmi Paşayı ömrü boyunca koruyup destekledi. Hüseyin Hilmi Paşa, yıllar sonra
hiç tanımadıkları kadınları birtakım münasebetsiz sözlerle böyle rahatsız etmeye kalkışmak, onun kanaatince, düpedüz edepsizlikten başka bir şey değildi.
Namık Kemal
Sayfa 58 - İnkılap
Sanki gönlümün eli var da boğazımı sıkıyor.
Namık Kemal
Sayfa 13 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 1.Basım
Uyusam, rüyamda sen!
Uyansam, hayalimde sen!
İnsan içinde olsam, gönlümde sen!
Daima sen! Daima sen!
Namık Kemal
Sayfa 6 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 1.Basım
Ölüm askerin son rütbesidir.
Namık Kemal
Sayfa 68 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 1.Basım
Vatan sevgisinden maksat, toprağa değil, onun üstünde yaşayan insanlara duyulan sevgidir.
Meşhurdur, son pişmanlık fayda vermez.
Namık Kemal
Sayfa 136 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 1.Basım
Harika bir kitap bence sewginin herseye karsı gelebilecegi anlatiyor
Hicbir sey sewgiye karsi degildir onemli olan mucadele etmektir hepinizin okumasini isterim iyi kitap bence
“Vatanın kurtuluşu ve istiklâli için ölmeyi bugünkü nesle Namık Kemal öğretti." diyor Mustafa Kemal O'nun için.Vatan Yahut Silistre adlı tiyatro eserinde bunu çok net gördüm.Vatan Yahut Silistre Namık Kemal'in hayattayken oynanmasını gördüğü tek piyesmiş ve bu piyesin oynanması yüzünden Magosa'ya sürgün edilmiş.Çok kusursuz bir eser denemez elbette.Olaylar çok basit,diyaloglar zayıf ve türlü eksiklikler var.Ama tabiki o zamanın şartları ve edebiyat dünyasını düşününce bunlar hoş karşılanmalı.Otobüste yolculuk yaparken,ders arasında,beş çayında elinize alıp bir solukta okunabilecek güzel ve bazı değerleri aşılamak için önemli bir piyes bırakmış Namık Kemal.
Sıkılmadan okuduğum bir romandı.İlk edebi romanımız olduğu için merak ediyordum.Anlatımı akıcı ve sürükleyiciydi.Kısacası 'Son pişmanlık fayda etmez.'Sevdiğimiz biri hakkında bir şey duyuyorsak en azından karşımızdaki insana açıklaması için fırsat tanımımız gerekir.İyiligimizi düşünen insanlar gibi kötülüğümüzü düşünen insanlarda olabilir.İnsanlar bir şeye körü körüne inanmamalı.Belkide bizim için doğru olan onlar için büyük bir yanlıştır.
Ölümünün 100. Yıl dönümünde Namık Kemal'i anmak amaçlı kollokyumların sergilendiği biyografik bir kitaptır.
Kısaca; Namık Kemal'i anma kitabı da diyebiliriz.
İçerisinde yaşamı, edebiyatı, bektaşiliği, masonluğu, gazeteci ve hukukçu yönleri anlatılıyor.Bölüm bölüm derlendiği ve sayfa sayısı az olduğu için kolayca bitiyor kitap.Ben zamanım olmadığı için geç bitirdim.

Tanzimat edebiyatı 1860-1896 yılları arasında yer alıyor.Kültürün ilk ışıkları Tanzimat edebiyatıyla başlar.İlk Türkçe gazeteler; Takvim-i Vekayi, Ceride-i Havadis,Tercüme-i Ahval,Tasvir-i Efkâr arka arkaya yayımlanır.Eskiyi sürdürmek isteyenlere karşı yeniyi kabul ettirme görevi "Tanzimat Kuşağı" dediğimiz aydınlara düşer.
Bu aydınlarla edebiyat Doğudan Batı kaynağına doğru kesin bir dönüş yapar. Kafalar din ve tasavvuf temalarından kurtulur.Tek boyuttan çok boyuta geçilir ve bu aydınlar toplumsal sorunlara değinirler. Ayrıca noktalama işaretleri bu dönemde anlam kazanır dolayısıyla doğru anlama meydana çıkar.
Bu aydınlar içerisinde çağına damgasını vuran kişi NAMIK KEMAL'dir.

Namık Kemal deyince ilk akla;
"Özgürlükçü, Osmanlıcı, Meşrutiyetçi"
kelimeleri gelir.

Hayatını bilenlerin sıkılacağı ama bilmeyenin zevkle okuyacağını düşünüyorum...
Gülnihal okuduğum Namık Kemal kitapları arasında en beğendiğim, en etkileyici ve dikkat çeken tiyatro eseri. Kitapta zâlime karşı koyma, direnme, mücadele anlatılıyor. "Vatan Yahut Silistre" eserini de beğenmiştim, fakat bu kadar düzenli ve özenle hazırlanmış bir eser değildi. Gülnihal'in, tiyatro alanında, Namık Kemal'in ustalık eseri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Beğenmediğim tek yönü ise romantizmin kıvamının ayarlanamaması. Aşk konusu çok basit ve abartılı biçimde anlatılıyor. Bu durumu Namık Kemal'in diğer eserlerinde de görmek mümkün. Yazılanları sahnede oyun olarak izlemek belki bu basitliği azaltacak, seyirciyi daha fazla etkilecektir. Fakat okurken bu duyguları tam olarak alamıyorsunuz. Hep bir şeyler eksik veya fazla oluyor.

Namık Kemal yazdığı eserler sonucu birçok kez sürgüne gönderilen yazarlardan biri. Bu sürgünlere sebep olabilecek düşünce ve fikirlerini kitap içerisinde birçok yerde görmek mümkün. ( Benim dikkatimi en fazla çeken şu alıntıdır #26790615 )

Gerçekçi ve romantik bir yaklaşımla yazılan; vatan sevgisi, milliyet, hürriyet, aşk konularını içeren bu güzel eseri beğenerek okuyacağınızı umuyorum.
Spoiler içerir. Konusu itibarı ile içine çeken bir aşk ve hayat öyküsü. Genç, terbiyeli ve iş sahibi birinin ön yargı ve hataları ile düştüğü hazin durumlar ve çevresinde ki ölümcül etkileri. Ne yazık ki yazarın son cümlesi "son pişmanlık fayda etmez" dilinin ağır olması ve çok uzun cümleleri hasebi ile karışık gibi geliyor, ama çözüm Kolay oluyor. Okunması kazançtır.
Namık Kemal'in ömr-ü hayatını sürgünde geçirmesine neden olan tiyatro eseri. Olay tam olarak şöyle vuku bukuyor:
1872 senesinde yazar eseri icra edip, sahnelemeye karar veriyor (ki sahnelenen ilk tiyatro eseridir). Sahnelenen eser, izleyenleri çok etkileyip, gaza getiriyor. Millet tiyatro çıkışında gösteriler, yürüyüşler yapıyor. Sloganlarsa “Yaşasın vatan!", "Yaşasın millet!"', "Yaşasın Namık Kemal!" "Allah bizlerin muradını versin, biz muradımızı isteriz" şeklinde. Piyesten sonrada hükümet ve sarayı kızdıracak yazılar yazılıyor ve akabinde Namık Kemal tevkif edilip, sürgüne gönderiyor. İşin ilginci yazar sürüldükten sonra da tiyatro devam ediyor, hatta yazarı sürgüne gönderen padişah Abdülaziz'in önünde de iki kez sahneleniyor.
Peki ne anlatıyor bu çok bildiğimiz ama okumaya erindiğimiz kitap. Olay Silistrede geçiyor. Silistre şuan Bulgaristan sınırlarında kalan Tuna nehri kıyısında bir şehir. Tuna ahh Tuna.. https://www.youtube.com/watch?v=PZhWs67Diuo (işte tam burda Gazi Osman Paşa ve kahraman askerlerimizi anmadan olmaz) Tuna nehri çok uzun yıllar Osmanlı için hudut olmuş bir nehir. Bizim kırmızı çizgimiz, Tuna'nın güneyi bizim ana vatanımız (idi). 1853 Kırım Savaşı sonrası Rus orduları Kırım'ı alınca Tuna'ya doğru yürümeye başlıyor. Ama Tuna geçilmez, geçilmemeli çünkü "Bizim için vatan Tuna demektir. Çünkü Tuna elden gidince vatan kalmıyor. Tuna kıyılarının neresini karıştırırsanız oralarda atalarımızın kemiklerini bulursunuz." ve geçilmiyor da. Kahramanımız İslam Bey ve nişanlısı Zekiye hanım Silistre'ye ilk koşanlardan, savaş dışında onları başka sürprizlerde bekliyor tabi orada.
Bu arada eserin adı aslında Vatan fakat Namık Kemal sürgündeyken Silistre ismiyle oynanıyor. Daha sonra adı vatan yahut Silistre kalıyor. Tabi bu isimden ha vatan ha Silistre ikisi de geçilmemeli. Silistre verilirse bütün vatan gider anlamı da çıkabilir. Silistre düştü vatan düşmedi şükür ama geride Silistre ve balkan coğrafyası gözü yaşlı kaldı.
bu romandan birçok ders çıkarmak pekala mümkün;
-seni sen eden değerlerini yok edecek derecedeki bir bağımlılığın zararları
-bir insanının hayatının sevdiklerinden ibaret olduğunu
-Ana yüreği
-fevri davranışların ızdıraplı sonuçlarını
-şehvetin körleştirici özelliği
ve son pişmanlığın fayda veremeyeceğini

romanı okurken bir Yeşilçam filmini izler gibi olursunuz ama filmden farklı olarak duyguların çizdiği şekilleri görürsünüz. okuduktan sonra kitaba "AŞK VE ACI" adını koydum.

akıcı bir anlatım ve ilgi uyandırıcı bir hikaye, neden okunmasın ki!

kitabı okumayı düşünmeler içinse kitapta geçen genel hikayeyi paylaşıyorum

BUNDAN SONRASI KİTABI OKUMAYI DÜŞÜNMEYENLER OKUSUN (DERİM);

Namık Kemal, «edebiyatımızın en büyük eksiği» olarak romanı Gördüğü için, Magosa sürgününde, «Sergüzeşt-i Ali Bey'i yani "İntibah'ı yazar (1876). Eski meddah hikâyelerimizden «Hançerli Hanım» dan esinlenerek kaleme alınan bu romanın konusu şöyledir: «Ali Bey, zengin bir ailenin tek çocuğudur, iyi bir öğrenim görür, on yaşına gelinceye kadar birkaç dil öğrenir. Ancak aldığı bilgilerin kişiliğinin gelişmesinde etkisi olmaz. Yirmi yaşlarında iken babası
ölünce, keyfine göre yaşamaya kapılır. Çamlıca'da bir gezinti sırasında, güzel bir kadınla tanışır, iffetli sandığı bu kadın,
yosmanı biridir. Mehpeyker'dir adı. Suriye'de çirkin işler yaparak
zengin olmuş Abdullah Efendi isimli yetmiş yaşlarında", çiçek" 'bozuğu çirkin bir ihtiyarla dost yaşamaktadır. Oğlunun böyle uygunsuz bir kadına gönlünü kaptırdığına üzülen annesi, Ali Bey'in mutluluğu için Dilaşup adında güzel bir cariye alır. Yine de oğlunu bu kadının elinden kurtaramaz. Ali Bey bir gün yalıya gider Mehperker'i evde bulamaz; kadın dostu Abdullah Efendi ile buluşmaya gitmiştir. Bütün gece bekler, ertesi gün yalıya dönen Mehperker'le kavga eder. Ayrılırlar. Ali Bey gün geçtikçe Dilaşub'a ısınmaya başlar. Mehpeyker, her şeyine göz yuman ihtiyar dostu Abdullah Efendi ile bir plan hazırlar. Kızı hamamda gören kadınlardan vücudundaki benler hakkında bilgi edinir. Birtakım erkekler ağzından bunu Ali Bey'e duyurur. Ali Bey kızgınlıkla Dilaşub'u döver, kendisi de hastalanarak yatağa düşer. Kızı bir esirciye satarlar. Dilaşub'u Mehpeyker satın alır. Düşkün kadın kızın ahlakını bozmak için çok uğraşmışsa da başaramaz. Ali Bey, kendisini artık tamamen sefahate verir, serveti elden çıkar, annesi bir kira evinde sefalet içinde ölür. Böyle iken, Mehpeyker'e dönmez, Ali Bey'i tekrar ele geçiremeyen Mehpeyker, deliye döner. Ali Bey'i ortadan kaldırmayı düşünür. Hile ile Ali Bey Üsküdar'da bir bağ evine eğlence için çağrılır. Mehpeyker Dilaşub'u da oraya götürür. Dilaşub, Mehpeyker'in konuşmasından Ali Bey için hazırlanan komployu öğrenir. Olup bitenlerden habersiz davete gelen Ali Bey'e bildirir. Genç adam pencereden bir çarşafa sarılıp inerek kaçar. Karakola haber verir. Bu esnada onun paltosunu giymiş olarak bekleyen Dilaşub, Ali Bey zannıyla bıçaklanarak ölür.
İş Bankasının Türk Klasikleri serisini okumaya devam ediyorum.

Bu seferki kitabımız İntibah.
Beni bilen bilir romantizm akımına kapılan kitapları hiç sevmem ki eğer erkek ya da kadın, karşı cins için kendini düşük görmeye başlarsa o kitaba 1 puan veririm :D

Bu kitabın başında da demiştim herhalde 1 puan vereceğim diye ama olmadı.

Ali Bey adı altında saf mı saf bir çocuk var. Kitapların,ilmin ve çalışmanın arasına gömülüp gitmiş ve 20'li yaşlarına geldiği zaman ilk defa bir kadın görüyor.
Tabii gördüğü ilk kadın olduğu için de hemen aşık oluyor.
Ardından aşık olduğu kadın ki bu da Mehpeyker adı altında hafifmeşrep bir kadın. Laubali tavırları ve o zamana kadar da erkekler üzerinden para kazanmış birisi.

İşte bu ikisi aşk yaşamaya başlıyor derken Ali Beyin annesi Ali'yi o kadından uzaklaştırmak için cariye getiriyor Dilaşup adı altında. Sonra olaylar başlıyor.

Kitaba neden 10 puan verdim onu anlatayım önce.
Kitabı ilkokulda okumuştum ilk kez ama okuduğumu unutmuşum. Kitabı tekrar elime alıp önsözünü okumaya başladığım zaman kitabı okuduğumu hatırladım.

Kitapta olaylar nasıl gelişecek ve sonu nasıl olacak bilmeme rağmen son sayfaları neredeyse nefes almadan okudum :D
O kadar etkiliydi! O yüzden 10 puanı da hak etti.

Diğer taraftan Ali Beyin annesi Dilaşup adlı cariyeyi Ali'nin yatağına sokuyor. O kısımda kadına baya sinir oldum. Kitabın bu gibi konulara değinerek o zamanki toplumu da gözler önüne sermiş olması ayrı bir kalite göstergesi bence...

Bir başka taraftan da Namık Kemal edebi anlamda bana göre biraz ilk olduğu için de zaman zaman olaylara karışıp okuyucuları yöneltmeye çalışıyor. Bu kadın kötü diye düşünün diyor bazen ki bunlar kitabın eksik yanı.

Kitap hakkında söyleyeceklerim bunlar ama belirtmek isterim ki KİTAP ÇOK GÜZEL.

Okumak isteyen herkese iyi okumalar dilerim :)
İntibah romanı türk edebiyatında ilk edebi roman olma özelliği taşıma dolayısıyla önemli bir yere sahiptir oldukça yalın uslup sıradan bir işleyişe sahip olduğunu düşünüyorum ama herkesin kütüphanesinde olmali diye düşünüyorum....

Yazarın biyografisi

Adı:
Namık Kemal
Unvan:
Yazar,Gazeteci,Devlet Adamı,Şair
Doğum:
Tekirdağ, 21 Aralık 1840
Ölüm:
Sakız Adası, 2 Aralık 1888
Namık Kemal (d. 21 Aralık 1840, Tekirdağ, ö. 2 Aralık 1888, Sakız Adası) Türk milliyetçiliğinin öncülerinden, Genç Osmanlı hareketi mensubu, ünlü Türk yazar, gazeteci, devlet adamı, şairdir.rnrnYurtseverlik, hürriyet, millet kavramlarına bağlı bir Tanzimat Devri aydınıdır. Bu kavramları Türk fikir hayatına ve edebiyatına sokan kişi kabul edilir. Heyecanlı, kavgacı kişiliği, akıcı, parlak üslubu nedeniyle devrinin diğer yazarlarından daha fazla tanındı. “Vatan Şairi” ve “Hürriyet Şairi” olarak anılan Namık Kemal, şiirin yanı sıra tenkit, biyografi, tiyatro, roman, târih ve makale türlerinde eserler verdi. Özellikle "İntibah" isimli romanı ve "Vatan Yahut Silistre" isimli tiyatro oyunu ünlüdür. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü eserleri ve fikirleriyle etkiledi.rnrnHayatırn21 Aralık 1840 tarihinde Tekirdağ’da dünyaya geldi. Babası Yenişehirli Mustafa Asım Bey, annesi Fatma Zehra Hanım’dır.rnrnTekirdağ’daki evlerinin civarında bulunan tekkenin şeyhi Tokatlı Hafız Ali Rıza Efendi kendisine “Mehmet Kemal” adını verdi. Çocukluğu annesinin babası Abdülatif Paşa’nın yanında geçti. Abdülatif Paşa, Tekirdağ (Tekfurdağ) sancağında vali yardımcısı idi ; Afyonkarahisar sancağına tayin edildiğinde ailece Afyon’a taşındılar. 1848 yılında annesi Fatma Zehra Hanım’ı Afyon’da kaybetti. Mehmet Kemal, yaşamını büyükbabasının yanında sürdürdü.rnrnAbdülatif Paşa’nın değişik kentlerde görev yapması nedeniyle düzenli bir eğitime devam edemedi. Özel dersler aldı ve kendi kendini yetiştirmeye çalıştı. Arapça ve Farsça öğrendi. Dedesi Afyon’daki vali yardımcılığı görevinin ardından ailesiyle İstanbul’a gelmişti. Orada, 3 ay Bayezid Rüştiyesine ve ardından 9 ay Valide Mektebi’ne devam etme fırsatı buldu[3]. Dedesinin Kars’a mutasarrıf olarak atanması sebebiyle 1,5 yıl Kars’ta yaşadı. Karslı şair ve müderris Vaizzade Seyid Mehmet Hamid Efendiden divan edebiyatını öğrendi. Avcılık, atıcılık, cirit dersleri aldı[1]. Kars’ta görevi sona eren dedesi ile 1854’te İstanbul’a döndü.rnrn1855’te babasının Bulgaristan Filibe mal müdürü, dedesinin Sofya kaymakamı oluşu ile Sofyaya gitti. Sofya’da evlerine ziyarete gelen dedesinin arkadaşı şair Binbaşı Eşref Bey, şiirlerini okuduktan sonra Mehmet Kemal’e yazıcı, kâtip anlamlarındaki “Namık” adını verdi. O günden sonra Namık Kemal olarak anılmaya başladı. 18 yaşına kadar kaldığı Sofya’da komşuları Niş Kadısı Mustafa Ragıp Efendi’nin kızı Nesime Hanım ile evlendi[2]. Bu evlilikten Feride ve Ulviye adında iki kızı ve Ali Ekrem adında bir oğlu dünyaya geldi.rnİstanbul yıllarırnrn1857’de İstanbul’a döndü ve Bab-ı Ali Tercüme Odasında stajyer olarak memurluğa başladı. 1858’de büyükannesi Mahmude Hanım’ı, 1859’da büyükbabası Abdülatif Paşa’yı kaybetti. Babasının ikinci evliliğini yaptığı Dürrüye Hanım’ın Kocamustafapaşa’daki evinde yaşadı[1]. Babasının bu evliliğinden Naşit adında bir kardeşi oldu[2]. 1859’da Gümrük Kalemi’nde çalışmaya başladı.rnrnİlk şiirlerini Sofya’da yazan Namık Kemal, İstanbul’a geldiğinde kısa sürede şairler arasında tanınmıştı. Henüz Batı edebiyatı ile bir teması yoktu. İstanbul’da divan edebiyatı geleneğini takip ettiren şairlerle tanıştı. Arap ve Fars edebiyatlarını öğrenmeye çalıştı. Leskofçalı Galip Bey adlı şair ile yakın dostluk kurdu. Bu şairin başkanlığında kurulan Encümen-i Şuara adlı şairler topluluğuna katıldı.rnrn1863’ten itibaren dört yıl yeniden Tercüme Odası’nda görev aldı. Bu yeni görevi sırasında Batı’yı tanıyan kimselerle tanışma imkânı buldu ve gözlerini batı kültürüne çevirdi. Edebiyatta batılılaşmanın ilk adımlarını atan İbrahim Şinasi ile tanışması hayatını değiştirdi. Sanat ve hayat görüşü değişti. Batı edebiyatını öğrenmeye başladı, ilgisi nesire yöneldi. Tarih ve hukuk alanında kendini geliştirmeye çalıştı. Tercüme odasının bir kâtibinden Fransızca dersleri aldı. Tasvir-i Efkar’da fıkra ve tercüme yazılar kaleme aldı. İlk defa Şinasi’de gördüğü “hak, millet, vatan, hürriyet, millet meclisi” gibi kelimeleri yaygınlaştırdı[3].rnGenç Osmanlılarrnrn1865’te Şinasi, Tasvir-i Efkar Gazetesi’ni kendisine bırakarak Fransa’ya gidince Namık Kemal, tek başına gazeteyi çıkardı. Aynı dönemde İttifak-i Hakimiyet adlı (daha sonra Yeni Osmanlılar Cemiyeti adını alacak) gizli derneğin kurucuları arasına girdi (Sağırahmetbeyzâde Mehmet Beyin öncülüğündeki derneğin diğer kurucuları Menâpirzâde Nuri Bey, Kayazade Reşat Bey, Mir’at Mecmuası sahibi Mustafa Refik Bey, Suphipaşazade Ayetullah Bey ve Ziya Beydir). Derneğin amacı bir anayasa hazırlanmasını ve parlamenter bir yönetim sistemi kurulmasını sağlamaktı. Namık Kemal gazetesinde, bu görüşler doğrultusunda ve hükümet aleyhine şiddetli makaleler yayınladı. “Şark Meselesi” üzerine yazdığı bir makale, gazetenin 1867’de kapatılmasına ve kendisinin Erzurum vali muavini olarak atanmasına yol açtı.rnrnNamık Kemal, hükümet tarafından gönderildiği Erzurum’a gitmek yerine Ziya Paşa ile birlikte Paris’e kaçtı. O ve arkadaşlarını Paris’te yaşayan Mısırlı prens Mustafa Fazıl Paşa davet etmiş ve maddi himayesine almıştı. Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın torunu olan ancak Sultan Abdülaziz’in bir fermanıyla Mısır yönetimindeki haklarından mahrum edilen Mustafa Fazıl Paşa, kendisini Yeni Osmanlılar Cemiyeti’nin reisi ilan etmiş ve Avrupa’ya davet ettiği örgüt üyelerinin finansörlüğünü üstlenmiş birisiydi[4]. M. Fazıl Paşa’nın desteğiyle Londra’da "Muhbir" adlı gazeteyi çıkardılar ancak Namık Kemal, Ali Suavi ile yaşadığı anlaşmazlık üzerine Muhbirden ayrıldı. Aynı yıl Sultan Abdülaziz Uluslararası Paris Sergisi’ni görmek üzere şehre gelince Fransız hükümeti Genç Osmanlılar’ı ülkeyi terk etmeye davet etti. Namık Kemal, bazı arkadaşlarıyla birlikte Londra’ya gitti ve orada "Hürriyet Gazetesi"’ni çıkardılar. Bu arada Mustafa Fazıl Paşa, Paris’e gelen Abdülaziz’le ilişkilerini düzeltmiş ve onunla İstanbul’a dönmüştü. Giderken gazeteyi çıkarmaya devam etmelerini, desteğinin süreceğini söylediyse de İstanbul’a döndükten sonra fikrini değiştirdi ve geçici olarak Hürriyet’i kapatmalarını istedi[5]. Bunun üzerine Namık Kemal ile Ziya Paşa gazeteyi kendi imkânları ile çıkarmayı denediler. Bir süre sonra arkadaşları ile arası bozulan Namık Kemal vazgeçti ve 1870’te Sadrazam Âli Paşa ile barışıp yurda döndü.rnSürgün yaşamırnrnSiyasetten uzak durmak, yazı yazmamak koşuluyla affedilmiş olan[6] Namık Kemal, İstanbul’a döndükten sonra "Diyojen" adlı mizah dergisinde imzasız fıkralar yazdı [2]; Sadrazam Ali Paşa’nın ölümünden sonra 1872’de "İbret Gazetesi"’ni çıkararak yeniden muhalefete başladı. Gazete sık sık kapatıldı ve sonunda sadrazam Mahmut Nedim Paşa’yı eleştiren yazılar yüzünden Namık Kemal, İstanbul’dan uzaklaşması için mutasarrıf olarak Gelibolu’ya atandı.rnrnBirkaç ay kaldığı Gelibolu’da "Vatan yahut Silistre" adlı oyunu ile "Evrâk-ı Perişan" adlı eserini tamamladı. Gelibolu’nun bazı sorunları ile ilgilendi ve su davasını halletti[1]. Rumeli fatihi Gazi Süleyman Paşanın Bolayır’daki kabrini ziyaret etti. Ebüzziya Tevfik Beye burada gömülmeyi vasiyet etti.rnrnNamık Kemal, bir yandan da "İbret Gazetesi"’ne “BM” (Baş muharrir) ve Ebuzziya’nın çıkardığı "Hadika" Gazetesine “N.K” imzası ile yazı göndermeye de devam ediyordu. Gelibolu’da salgın haline gelen kuduz hastalığını önlemek için köpekleri sürgün etmesi bahane edilerek Gelibolu mutasarrıflığı görevinden alındı.rnVatan Yahut SilistrernrnOsmanlı hükümeti tarafından açığa alınan Namık Kemal 1872’nin son günlerinde Gelibolu’dan İstanbul’a döndü, İbret’in başına geçti. Çok geçmeden bir makalesi nedeniyle hakkında soruşturma açılıp gazetesi tekrar kapatılınca tiyatro ile ilgilenmeye başladı. Vatan yahut Silistre oyunu, 1 Nisan 1873 gecesi İstanbul’da Güllü Agop’un Gedikpaşa’daki tiyatrosunda sahnelendi. Oyunun sahnelenmesi halkı coşturup olaylar çıkmasına neden olmuştu. Bu konuda İbret’te yayımlanan yazılardan sonra gazete bir daha çıkmamak üzere kapatıldı; Namık Kemal ve dört arkadaşı yargılanmadan sürgüne gönderildiler[6]. Namık Kemal Magosaya, Ahmet Mithat ile Ebüzziya Tevfik Bey Rodosa, Menapirzade Nuri ve Bereketzade Hakkı Beyler de Akkaya sürüldü[7].rnMağusa (Kıbrıs) SürgünlüğürnrnNamık Kemalin Mağusa (Kıbrıs) sürgünlüğü 38 ay sürdü. Mağusada son derece olumsuz koşullar altında yaşamak zorunda kaldı, pek çok kez sıtmaya ve başka hastalıklara yakalandı[6]. Edebiyatçı Namık Kemal, birkaçı dışında eserlerinin tamamını bu dönemde Kıbrısta vermişti.rnMidilli sürgünlüğürnrnSürgün dönüşü İstanbul’da bir kahraman gibi karşılandı[2]. Tahta çıkışından 93 gün sonra akıl bozukluğu gerekçesiyle indirilen V. Murat’ın yerine Osmanlı tahtına oturan II. Abdülhamit, ilk Osmanlı Anayasası’nı oluşturmak için bir komisyon kurdu. Namık Kemal, bu komisyonun bir üyesi oldu. Ancak şair, padişahın aleyhine bir tehdit beyiti yazıp bunu mecliste okuyunca mahkemede yargılandı. Söylediği Arapça beyit, ”Bir şey, ikilendi mi, muhakkak üçlenir de” anlamındaydı ve tıpkı Abdülaziz ve V. Murat gibi Abdülhamit’in de tahttan indirilebileceğini ima ediyordu. Namık Kemal, asayişi bozduğu gerekçesiyle suçlu bulunup 6 ay hapis cezasına çarptırıldıysa da sonradan beraat etti. Girit Adası’nda ikamete mecbur edildi. Kendi isteği üzerine ikameti Midilli Adası’na çevrildi. 2,5 yıl sonra Midilli mutasarrıfı olarak görevlendirildi. Midillide tanıdığı genç yaştaki Hüseyin Hilmi Paşayı ömrü boyunca koruyup destekledi. Hüseyin Hilmi Paşa, yıllar sonra

Yazar istatistikleri

  • 566 okur beğendi.
  • 7.364 okur okudu.
  • 97 okur okuyor.
  • 1.723 okur okuyacak.
  • 60 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları