1000Kitap Logosu
Natsume Soseki

Natsume Soseki

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
7.7
713 Kişi
1.724
Okunma
144
Beğeni
7,9bin
Gösterim
Tam adı
Sōseki Natsume
Unvan
Japon Yazar ve İngiliz Edebiyatı Uzmanı
Doğum
Ushigome, Tokyo, Japonya, 9 Şubat 1867
Ölüm
Tokyo, Japonya, 9 Aaralık 1916
Yaşamı
Sōseki Natsume Japon, İngiliz edebiyatı uzmanı ve yazardır. Uluslararası alanda sınırlı çevirileri dışında tanınmasa da, Japon-Rus Savaşı sonrası Japon Çağdaş Romanına damgasını vurmuş en önemli yazardır. Batılı roman geleneği ile Japon geleneksel yazı geleneğini birleştirerek orijinal bir üslup kurmayı başardı. Kendisinden sonra gelen Akutagawa Ryunosuke gibi önemli yazarları büyük ölçüde etkiledi.II. Dünya Savaşı sonrası Kawabata Yasunari, Yukio Mishima ve Kenzaburo Oe gibi uluslararası çapta üne kavuşan yazarların temel kültürel kaynaklarından biri olduğu söylenebilir. Türkçeye Küçük Bey adıyla çevrilmiş olan, önemli eserlerinden Bocchan'da çocukluğunda, yaramaz ve başına buyruk olan bir matematik hocasının taşra kasabasına matematik öğretmeni olarak gidişini ironik bir üslupla anlatır. Bu yapının arkasında ise Japonya'nın batılılaşması ve sömürgeci ülke konumuna gelmesine yönelik ince satirik öğeler gizlenmektedir.
Gncokuyor
Üç Köşeli Dünya'yı inceledi.
168 syf.
·
2 günde
·
Puan vermedi
DİPÇE : Akıl, duygu ve ruh dünyasına estet gözüyle bakmamızı sağlayan, alıştığımız görüntülere çaldığı fırça darbeleriyle sanat bulaştıran zarif kırılgan güçlü mağrur hangi duygudan eksildiysek onu tamamlamamızı salık veren bir eser Üç Köşeli Dünya... Kendi sanat dünyasında devrim yaratmak için şehirden- Tokyo'dan- uzaklaşıp tabiatın kucağına sığınmaya gider isimsiz kahramanımız, şiirinin ve tuvalinin sürprizlerine açar ruhunu. Soseki; Gönül'de, Sanşiro'da  ve hatta Ben Bir Kediyim'de  olduğu gibi burada da kişisel bir focustan topluma ayna tutmayı  bireyselin özüne toplumu sıkıştırmayı hedeflemiştir. Bu arayış hikayesinde ressamla beraber Japon toplumunun da yürüdüğünü görürüz. Genel hatlarıyla sanatın ve hayatın sırrına vakıf olmaya davet eder okuru bunu yaparken araya serpiştirdiği doğa tasvirleri gerçekten muazzamdır farkına varmadan saçlarınızın arasına karışmış kiraz çiçeklerine dokunur veya yağmur damlalarında ürperirken bulursunuz kendinizi, bu hazla bir  kitap okuduğunuzu unutup  kah çiçekten gökyüzünü kah berrak dalgalar arasında yosunları seyredersiniz hafif bir rüzgar çevirirken yaprakları... Soseki eski kültürle yeni anlayışın ortasında durur hep yüzünü batıya döner ama sırtı sapasağlamdır, bu nedenle anlattığı her şeyde Çin edebiyatının izlerini modellerini Batı sanatının özgürlüğünü harmanlamak ister ama aşırılıktan ve uygunsuzluktan hep kaçınır. Bazen batının kofluğundan  bahseder bazen şıklığından ve bazen acımasızlığından... Adil  davranır tıpkı doğa gibi ... Gittiği dağ köyünde dinlediği, Nagara kızının öyküsü ile  Hamlet'in aşık olduğu Ophelia'nın yağlı boya tablosu arasında kadersel bir bağ kuran ressam bu görsel şölenin peşindeyken aynı köyde benzer bir kaderin kıyısından dönen ve güzelliği ile tablosal bir varlığa dönüşen Nami'nin öyküsü arasında döngüsel bir yolda bulur kendini. Ressam Millais, 1852'de yaptığı  bu yağlı boya tabloda  Shakespeare'in Hamlet oyunundaki Ophelia karakterinin  Danimarka'daki bir nehirde boğulmadan önce şarkı söylerkenki halini  betimlemiştir. Ophelia, sendromuna da adını vererek melankolik aşık kızların sembolü olmuştur. Hamlet'in kendisini sevdiğine inanmakla beraber onun karısı olamayacağına da aynı güçlü hisle inanır bu ikilem onda derin bir melankoli yaratır sonunda nilüferle dolu bir nehirde boğulur. Nagara kızı da kendisine aşık iki erkek arasında kalarak karar veremez ve göle atlayarak boğulur ve Nami de bu kader ipine asılıdır. Ressam aradığı tabloyu resmedeceğine inanır ve bunun peşine düşer ama kaldığı sürece tek bir çizgi çizemez çünkü eksik olan bir şey vardır. Tüm bunları okura aktarırken Rus Japon Savaşına, Batının iki yüzlülüğüne ve doğacak tehlikelere  değinmeyi de ihmal etmez. Dönemin sanatçılarını  batıya yanlış yaklaşımlarından dolayı uyarır : Japonya manzarası çizilecekse, bizler Japon karakteristik özelliği taşıyan bir gökyüzüyle ona uygun renkler kullanmak zorundayız. Fransız resimlerinin harika olduğunu söyleyip aynı renklerle Japonya manzarası çizerek "Işte karşınızda Japonya," diyemeyiz. der ve hatta kendisine yöneltilen eleştirilere de bu isimsiz kahraman aracılığıyla yanıt verir. Olayların akışı içinde üçüncü bir kişi olarak kendimize yaklaşmadıkça hata yapacağımıza dikkat çeker. Hissizleşmek olarak adlandırdığı bu durum olayları tüm gerçekliğiyle ve her açıdan görebilmektir aslında ve Japon toplumu da bireyi de hissizleşmeyi gerçekleştirmediği sürece asıl bulunduğu ve sürüklendiği yeri göremeyecektir, der ve bunu en iyi  başaran kesimin sanatçılar ve sanatsal ruhlu olan insanlar olduğunu söyleyerek onları sıradan insandan ayırır. Bu Soseki'nin bir sanatçı olarak topluma açtığı yolun resmidir ve sanatsal bildirgesidir kitabın sonunda ise eskik olan duyguyu yakalamıştır. Çok çok keyifli bir kitaptı. Tavsiye ederim. Esen kalın
Üç Köşeli Dünya
Okuyacaklarıma Ekle
33
Hande gunkut
Gönül'ü inceledi.
232 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
Puan vermedi
kitabın bendeki izi
Soseki Japon edebiyatının ünlü isimlerinden biri.Gönül de onun bir nahif kitabı.Japon edebiyatına başlamak için de güzel bir kitap bence.Okuması keyifli,edebî olarak doyurucu,insan psikolojisinin derinliklerine inen okunası bir kitap.Dostluk,vicdan,kötülük ,ihanet,akrabalık,aile ilişkileri gibi kavramları da irdeleyen bir eser.Genç bir üniversite öğrencisi ile onun bir tatil yöresinde tanıştığı "hocam"diye hitap ettiği,bir yanı hep gölgeli olan adamın arasındaki ilişkiyi,dostluğu anlatan eser akıcı bir üsluba sahip. Üç bölümden oluşan kitapta, adlarını asla öğrenemediğimiz öğrenci ve hocanın tanışmasını, ikinci bölümde öğrencinin aile yaşantısını, üçüncü bölümde ise kitabın başından beri sayfa sayfa gerilen ipteki düğümü ve hocanın geçmiş yaşantısını okuyoruz. Oldukça keyifli bir kitap, kefili ben değilimde okuyun yinede . Natsume Soseki
Gönül
8.0/10
· 428 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
22
Emel Keleş
Madenci'yi inceledi.
216 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
8/10 puan
Kitabın yarısı, madene yolculuğu, yarısı madenin içini anlatıyor. Anlatıyor dediğime bakıp, “ne olaylar ne olaylar” diye düşünmeyin, çünkü neredeyse olay yok. Karakterin düşüncelerini, küçük hadiseler karşısındaki tutumunu okuyoruz. “Olay yok dağılın!” dediğime de bakmayın. Bu kesinlikle sıkıcı bir kitap değil. Hikaye çok yavaş ilerlemesine rağmen Soseki elini uzatıp size bir sonraki sayfayı çevirtiyor. Karakter: Zengin ailede el bebek gül bebek büyümüş, hayatı tanımayan bir çaylak. Başının yarısı aydınlıkta, yarısı karanlıkta. Ne yaşamaktan vazgeçebiliyor, ne ölmeyi istemekten. Bir de dalgınlığı var ki, etrafı yeniden seçmeye başladığında gördükleri hayal mi düş mü anlayamıyor. Ensesine bir tane patlatıp “kendine gel, önüne bak önüne” diyesiniz geliyor. Gelelim Natsume Soseki ye...Yüz yılı aşkın bir süre önce yazdığı romanı bize bugün yazılmış gibi yutturan bir yazar. “Kadınlar bizlere bağımlı aciz varlıklar olduğundan gibi dar kafalı bir tespit okuyana kadar çok da farkına varmıyorsunuz çook zamanlar önce yazıldığını. Ki budan sebep Haruki Murakami yazarı Japon edebiyatının en iyi modern romancısı ilan ediyor. Soseki’nin en sevdiğim yanına gelirsek, yarattığı karakterin kendi hayatını yaşamasına izin vermesi. Karakter havada tüy gibi uçuşuyor, Soseki tutayım da yere indireyim demiyor. Sesini araya sıkıştırıp kendi düşüncelerini okura duyurmaya çalışmıyor. Okuru edilgenleştirmeyen, etkisiz elemana dönüştürmeyen bir tarzı var. Umarım diğer kitaplarında da bu yüksek biçimli kurmaca devam eder, ben de en sevdiğim yazarlara bir isim daha eklerim. Eee filmin sonunda nooluyo derseniz, valla bir şey olmuyor. Soseki onu bize bırakıyor. Bize bırakmasa noolurdu derseniz, çok güzel bir uzun ve de ‘ağır roman’ olurdu. Mustafa Altıoklar yönetir, Okan Bayülgen de Müjde Ar olmadan oynardı.. Keyifli okumalar...
Madenci
7.7/10
· 495 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
36