Nazife Şişman

Nazife Şişman

YazarÇevirmen
8.7/10
213 Kişi
·
696
Okunma
·
13
Beğeni
·
1.158
Gösterim
Adı:
Nazife Şişman
Unvan:
Yazar
Doğum:
Bolu, 1963
1963 Bolu doğumlu. Boğaziçi Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesi mezunu.

Yayınlanmış kitapları:

Global Konferanslarda Kadın Politikaları, 1996.

Anlatılmamış Öyküler (derleme), 1998.

Kamusal Alanda Başörtülüler (röportaj), 2000.

“Emanet”ten “Mülk”e: Kadın Beden Siyaset, 2003.

Küreselleşmenin Pençesi İslam’ın Peçesi, 200



İngilizce’den Türkçe’ye kazandırdığı eserler:

Martin Lings, Hz. Muhammed’in Hayatı (1984)

Seyyid Hüseyin Nasr, İslam Kozmoloji Öğretilerine Giriş (1985)

Ebu’l A’la el-Mevdûdî, Tefhim’ül Kur’an (tercüme kurulunda yer aldı)

Amine Vedud-Muhsin, Kur’an ve Kadın (1997)



Yazarın Kitapları


Günün Kısa Tarihi
Kamusal Alanda Başörtülüler
Sınırsız Dünyanın Yeni Sınırı Başörtüsü
Yeni İnsan: Kaderle Tasarım Arasında




Yazarla İlgili Haberler


Dünyevileşme ve Tüketim Kültürü Her Yerde Hâkim
Fişe Takılı Uzatmalı Ölümlere Kaldık
Günün Kısa Tarihi Üzerine
İnsan Parçalara Bölünen, Alınıp Satılan Bir Varlık Haline Geliyor
Laboratuvarda Üretilen İnsan İstemiyoruz
Modern İnsan Ölüm Gerçeğini Hayattan Uzaklaştırmak İstiyor
Modern Soruları Sadece Fetvalarla Çözemeyiz
Modifiye İnsan Çağı
Nazife Şişman Rize'de 'Yeni İnsan'ı Anlattı
Yapaylaşan İnsanlık Çağına Girerken Yeni İnsan
Eğer bir insan sözünün arkasında değil ise,
sözü yalnızca gürültüdür.

Jack Ellul, Sözün Düşüşü
“Bir anne, bazen de kendi fotoğrafını Facebook profiline koymayacak kadar muhafazakar/dindar bir anne, mahremiyeti nasıl tanımlıyor olmalı ki, çocuğunun fotoğrafını yayınlarken aynı ilkeler geçerli olmuyor?
İmam Gazali, yıllar süren eğitiminden dönerken,
içinde bulunduğu kervan haydutların saldırısına uğrar.
Haydutlar, kervandaki kıymetli eşyalarının yanı sıra
onun kitaplarını ve defterlerini de gasp eder.
Kitap ve defterlerini isteyen Gazali’ye haydutun
verdiği cevap hayrete şayandır:
‘’ Nasıl olur da ilim tahsil ettiğini iddia ediyorsun?
Baksana defterlerin elinden alınınca hiç ilmin kalmıyor…
Gazali o an ;
Bilginin üst üste yığılan bir şey olmadığını idrak eder ve
memleketine döndüğünde –bilgiyi gönlüne nakşetme-nin
derdine düşer.
Postmodern dünyada 'görülmek' ile 'var olduğunu hissetmek' arasında doğrudan bir bağlantı kuruluyor.
"Esse est per cipi" Var olmak algılanmaktır, diyordu materyalist George Berkeley.
..
Facebook kurucusu Mark Zuckerberg, 2010 yılında verdiği bir mülakatta sosyal medyada mahremiyetin geleceği ile ilgili soruya, "Mahremiyet artık norm değil." cevabını vermişti."İnsanlar sadece daha çok ve çeşitli bilgiyi paylaşmakla kalmıyor, daha çok insanla ve daha açık bir şekilde paylaşıyorlar ve bundan memnunlar."
..
Yeni mecralar, mahremiyetin tanımını değiştirerek 'kendini sergileme'yi adeta normalleştiriyor.
..
Eskiden açığa vurulmadıkça pek çok şeyin özel olduğu düşünülürdü.
Şimdi ise özel olduğu ispatlanıncaya ya da belli çabalarla tescilininceye kadar pek çok bilgi ve belge kamusaldır kabulü var.
..
Her davranışını sergilenecek, gösterilecek bir kayda dönüştürmenin, kişinin amelî durumunu ve hayat tasavvurunu nasıl etkiliyor olduğu meselesi ilmihâlimize dâhil olmalı.
Nazife Şişman
Sayfa 58-63, İnsan Yayınları
“2009 Eylül ayında bir aile, bütün gece süren online oyun seansları için internet kafede vakit geçirdiklerinden evde bıraktıkları bebeklerinin açlıktan ölmesine sebep oldu. İşin acı tarafı, anne ve babanın oynadığı oyundaki karakterin, beslenip büyütülen sanal bir kız çocuğu olması.”
"Ben hızlı okuma kursuna devam ettim Savaş ve Barış'ı yirmi dakikada okumayı başardım. Anladım ki kitap Rusya'yla ilgiliymiş.''

WoodyAllen
Tam da her şeyin görülmek üzere sergilendiği ortamda aslında görülecek bir şey kalmamıştır. Çünkü bu programlar, banallik ve gündelik hayatın sıfır derecesinin yadsıdığı aynalardır.
Benliğin kendini gerçekleştirmek üzere bedenini bir proje gibi değerlendirmesi, 'genç, güzel beden' imajının sarmalında, estetik cerrahinin ve tüketim kültürünün esareti altına girmeye yol açmaktadır.
Nazife Şişman
Sayfa 39 - İz Yayıncılık
İsmini sıkça duyduğum ve merak ettiğim; diğer siyer kitaplarından farkını görmek için okumayı çok istediğim bir kitaptı. Evet, merakımı giderdim. Tatmin oldum mu? Orası meçhul! ;))
Ayrıntılarında boğulup, nöronlarımı yakma pahasına, sayfaları tekrar tekrar okumak zorunda kaldığım bir kitaptı. Bu kadar ayrıntılı bilgi yığınını hafızaya yüklemek kolay olmadı! Bitirip, kapağı kapadıktan sonra, ayrıntılar da silindi zaten! ;))))
Beni rahatsız eden üç şeyden bahsetmek istiyorum: Yazar, objektif ve tarafsız olmak adına belki de bilemiyorum (!) Ansiklopedik bilgi yığını aktarır gibi; kuru, duygusuz ve inanmadığı bir bilgiyi bize aktarıyormuş gibi geldi bana! Ben bu eserleri yoğun duygu ve huşuğ içinde yazanlardan okumaya alıştığım için belki de bana öyle gelmiş olabilir!...
Ikinci olarak; Hz Muhammed (sav)'i nikâh (evlilik) meraklısı, önüne gelene, özellikle de yaşı küçük olanlara evlilik teklif eden biri gibi göstermiş. :( O dönemde, bu nikahların amacı da aktarılsa idi, okur benim duyduğum rahatsızlığı hissetmezdi! ..
Üçüncü olarak; Hz Aişe (ra)'ın yaşı evlendiğinde 9 olarak verilmiş (!) Bu Mesnetsiz ve çok çirkin! Bunun doğru kabul edilmesinin Hz Muhammed (sav)'i ne duruma sokacağını söylememe gerek yok sanırım! :( Bir çok din alimi 18-19 yaşında olduğu konusunda hemfikir ve bu da akla ve mantığa yatkın bir görüş! ...
Bu kitabı "SİRET ÖDÜLÜ"ne layık gören kişi ve kurumları çok merak ettim! :)))
20. yüzyılda bilim ve teknoloji büyük bir kırılma yaşadı. Uzay-zaman, kuantum, atomun yapısı gibi hayatımızı tümden değiştiren keşifler yapıldı, paradigmalar değişti. Dünyayı dönüştüren bu değişimler doğrudan ya da dolaylı bizlerin hayatını da tümden değiştirdi. Bu hızlı değişime tam adapte olamayan bir tür geçiş nesli olan bizim neslimizin bu arada kalmış sosyolojik yapısı hakkında binlerce analiz yapıldı, makaleler yazıldı, kitaplar yazıldı ve yazılmaya da devam ediliyor. İncelemesini okuduğunuz bu kitap da ismi ile müsemma olarak bu değişimi biraz daha müslüman bakış açısı üzerinden inceleme iddiasında. Kitabın beğendiğim yönleri kadar beğenmediğim yönleri de oldu. Özellikle neden beğenmediğimi aşağıda nedenleri ile beraber açıklamaya çalışacağım. Keyifli okumalar :)


ZEİTGEİST


İlk kez Alman filozof Johann Gottfried Herder tarafından kullanılan bu tabir; bir dönemin ya da bir döneme ait kuşağın ortak zevkleri, tarzı, karakteristik özellikleri, kısaca söyleyecek olursak zamanın ruhu demek. Bizim dönemimizin zeitgeist'i ne diye bakarsak '' Beğenilme '' olduğunu çok rahat görürüz. Şu incelemeyi bile her ne amaçla yazıyor olursam olayım, burada paylaştığım an site algoritması gereği düşüncelerim beğeniye sunulmuş bir ürüne dönüşüyor.


Modern felsefenin babası olarak kabul gören Dekart insan olmayı şöyle tanımlar: '' Cogito ergo sum '' Varoluşun bilincine düşünmek üzerinden varır Dekart'ın tanımladığı insan. Bugün ise tamamen farklı bir insan tipolojisine tanık oluyoruz. Bu insan; '' Kendimi gösteriyorum, beğeniliyorum o halde varım. '' diyen, varoluş bilincine beğenilme üzerinden varan bir insan. Beğeni almak uğruna insanlar en özel anlarını dahi paylaşmaktan çekinmiyor. Mahremiyet alanları yitirildi, her şey aleniyete mahkum edildi. Her şey pornografik. Belki bedeni değil ama ruhların tüm çıplaklığı ile sergilendiği bir pornografi bu.


Bu beğenilme çılgınlığının en kötü tarafı ise beğenilme/ sevilme dürtüsünün insanı odağını dışarıdan alan bir dönüştürme sürecine sürüklemesi. Amaç ilgi çekmek, insanların hoşuna gitmeye çalışmak olduğunda, hele ki beğenilmek hayatın yegane amacı hale getirildiğinde amaç çok tehlikeli bir hale dönüşür, çıkılan yol mefisto ile sıkışmaktır. Yaşayacağınız beğenilme hazzı karşılığında karakterinizden ya da hayatınızdan feragat edebileceklerinizin kestirilebilir bir sonu olmaz.


KİTABI NEDEN BEĞENMEDİM;


1- İnsanların beğenilmek uğruna, daha fazla '' tık '' almak uğruna, daha fazla tanınmak uğruna yaptığı şaklabanlıklar esasen yeni bir durum değil. Günümüz şartlarına göre form değiştirmiş halini gördüğümüz için bunun yeni olduğu yanılsamasına düşmemek gerekir. Sadece her tür aptallık daha fazla göz önüne çıkmaya başladığından her şeyin daha kötüye gittiğini, yeni neslin daha aptal olduğunu, değerlerimizi yitirdiğimizi zannetmeye başladık. Şimdi burada dikkat çekmek istediğim bir nokta var. Beğenilme sevdası uğruna instagramdan durmadan fotoğraf paylaşmak, dile/ zihne anlık rahatlamalar sağlamak adına twitterdan, 1000kitaptan vs. den durmadan aforizma paylaşmak bu bozulmanın sebebi değil, sonucu. Sebep ve sonucu karıştırmak problemi baştan çözümsüz bırakmak demek. Kitabın en büyük eksiklerinden biri bu; sebep ve sonucu karıştırmak. İnsanlar beğenilmek adına bütün bu maymunlukları zaten yapıyordu, sosyal medya sadece topluma ayna olmak yönü ile bunu daha görünür hale getirdi. Şahsen çevremde aklı başında, karakteri oturmuş hiçbir insanın beğeni uğruna bu tarz ucuz hareketlere girdiğini görmedim. Burada en büyük hata sosyal medyayı salt narsistik bir problem gibi göstermek. Çözüm her şey gibi sosyal medya kullanımına da bir ölçü getirmek.


2- Giriş / Gelişme / Sonuç

Hemen hepimizin bildiği bir şablon bu. Mini mini çocuklarken ne yazdığımızın, niçin yazdığımızın pek farkında olmadan kompozisyon yazmaya çalışırken öğrendik biz bu ezberi. Aslında geçmişi ta Aristo'ya, Homeros'a dayanan bu üç perdeli yapı; kompozisyonların, tiyatroların, hikayelerin, romanların, her tür kitabın, filmin vs. nin sekansını oluşturur. Dolayısıyla bu tarz yapıtlarda bir okuyucunun ya da izleyicinin beklentileri de bu yönde oluşur. Açıkçası bu kitapta yazar kompozisyonun giriş kısmına ve bir miktar da gelişme kısmına ucundan kıyısından değinmiş ama kitabın ismini de oluşturan '' Dijital Çağda Müslüman Kalmak '' ile ilgili herhangi bir fikre veya gelişme, sonuç bölümüne rastlamadım kitapta.


3- Friedman, Bauman, Ritzer, Morozov, Jack Ellul'den bol bol referanslar verilmiş. Sosyoloji alanında bir kitap yazıyorsanız bu tarz referanslar vermeniz, fikirlerinizi desteklemek için yapılması gereken makul bir davranış. Problem burada '' fikir '' kısmında başlıyor. Ortaya bir fikir konulmayacaksa, yeni bir bakış açısı sunulmayacaksa, var olan problemlere bir çözüm getirilmeyecekse suyunun suyunun suyu tadında kitaplar yazmak malumat vermekten öteye gitmez. Ki kitabın ana konusunun da değindiği gibi malumat bugünün insanına bir tık kadar uzak/ yakın bir konumdayken daha fazla malumat vermek hangi derde derman olacak. Bugün ihtiyacımız olan şey daha fazla malumat değil, muhakeme edilmiş, anlayışın ve bağlamın süzgecinden geçmiş ve yaraya merhem olabilecek hikmete ulaşmak.


4- Derin düşünce yok. Laf kalabalığı cevap olarak sunuluyor. Sosyal medya ile fazla haşır neşir olan insanların genelinde var bu. Bunu da bir arkadaşım sayesinde fark ettim. İnsanlar cevapların etrafından dolanıp duruyor. O kadar çok imgeye ve malumata maruz kalıyoruz ki kalabalığın arasında ne sorunu görebiliyoruz ne de cevapları. Yazar da bu problemi fark etmiş olmasına rağmen ne yazık ki aynı tuzağa düşmüş.


5- Küresel sistem yığınları ellerine tv, sosyal medya gibi araçlar vermek suretiyle oyalamak üzere tasarlanmıştır. Bunu da illüminati, rodscild bilmem ne ezberleri ile söylemiyorum. Sistemin yürümesi için artık insan faktörüne pek ihtiyacı yok gibi. Var olan küresel sistem kendi kendine yürüyecek öğeler üretiyor. Siz yapmazsanız bile bir başkası mutlaka bu öğeleri üretecek. Kimse twitter diye bir şey çıkarayım, instagram, youtube, 1k çıkarayım da insanları oyalamanın çaresini bulayım diyerek motive olup da sistem araçları üretmiyor. Sistemin çarkları artık bir '' üst akla '' muhtaç değil. Her tıklamanız sizin hakkınızda sisteme daha fazla bilgi sağlar ve siz ve tercihleriniz birer '' data '' ya dönüşürsünüz. Bu iyi bir şey mi, kötü bir şey mi tartışılır. Artıları kadar eksileri de olan bu sistemi mantık çerçevesi içinde analiz etmek gerekir. Sistemi böyle değil de tamamen hamasi söylemlerle, duygusal tepkilerle eleştirmek bizi hiçbir yere götürmez. Duygusal söylemlere karşılık veremezsiniz çünkü mantıksal bir bir temeli yoktur. Bu tarz komplo teorisyenlikleri duygusal temellidir ve sistemde herhangi bir karşılığı olmadığı gibi sistemden kaynaklanan problemlerin hiçbirine de çözüm getirmez. Kitabı bu anlamda biraz eksik buldum açıkçası. Basit komplo teorisyenliklerine girmemiş ama bu konuda söylediği doğru şeyler bile klişeden öteye gidememiş ne yazık ki :(



6- Bir kitabın içinde çok fazla bilgi olması maalesef onu iyi kitap yapmıyor. Sen o bilgileri verirken meselenin neresinden tutuyorsun. O onu demiş, şu şunu demiş ile kitap bitiyor. Herkes bir kitap okuma memuru. Sen ne düşünüyorsun peki bu konuda, bu konu hakkında kitap yazarken amacın malumat vermek mi yoksa kendi muhakemenle bulduğun hikmeti ortaya koymak mı? Kitapta arka arkaya dizilmiş bilgi çorba olmuş. Konu çok derin, veriler çok fazla olduğu için yazarın dili yalın ve çok iyi olmasına rağmen kitap anlatmak istediği amacın altında kalmış fikir olarak.



7- Kitabın adından dolayı görmeyi beklediğim müslümana dair pek bir şey yok. Müslüman panaroması ya da otantisiteye yönelik spesifik hiçbir araştırma, analiz ya da bilgi yok. Apartılmış bilgi bir sonuca bağlanmadığı için havada kalıyor her şey, öylece kitabın sonuna geliyorsunuz. Müslümanların kültüründe dünyadaki değişimlere bağlı olarak gelişen deformasyonlar hakkında daha spesifik analizler yapılmalı ve malumat bizi bir yere götürmeliydi. Kitabı bitirdiğim an malumat haricinde bana bir şey katmalı yazar. Malumat zaten her yerde var. Entelijansiya geçinenlerden beklentim bu yönde en azından. Tahmin edebileceğiniz gibi bunu da pek bulduğumu söyleyemeyeceğim.



Toparlayacak olursam malzeme ve konu çok iyi olmasına rağmen kitap yazarın heyecanına kurban gitmiş açıkçası. Yazarın yazım tarzını da, verdiği emeği de, çok fazla eser verilmeyen böyle bir alanda yazma cesaretini göstermiş olmasını da çok takdir ediyorum. Ama anlattığı malumat ve hitap etmek istediği kitle arasında korelasyon kuramadığı için kitap bilgi yığını olmaktan öteye gidemedi maalesef. Konu bu kadar çok çeşitli ve ağır olunca yazar kaldıramamış, altında kalmış yapmak istediği şeyin. Bir de eleştiri karşı öneriyle yapılır. Kötülemeye dayanan malumat yığını, laf kalabalığı eleştiri değil saldırıdır.



Konu hakkında derleme bilgiler okumak isteyenler için iyi bir kitap olabilir. Ama saydığım nedenler yüzünden kitabı yetersiz buldum. Umarım ilerleyen süreçte malumatı(information) hikmete (knowledge) dönüştürmeyi başardığı kitaplarını da okumak nasip olur.
Alanında okuduğum ilk kitapla Merhaba!

Teknolojik gelişmelerin ışık hızına yakın bir gidişat izlediği 21. asırda belki de okuyabileceğim en iyi kitaplardan. Hani o pek bizi farklı kılan dünyada biricikliğini koruyan gen dizilimine kadar ellerimdeyim galiba bu siber güçlerin diyerek düşündüm bir ara okurken kitabı. Bitmiş neredeyse çokta umursadığımız gizlilik . Alışverişler, ödediğimiz faturalar, okumayı sevdiğimiz türler, ayakkabı, çanta, yaşadığımız şehir vs. Biz her tıklamada her açtığımız hesapta, her haşır neşir oluşumuzda kapitalizme kendimizi tanıtmışız öylece. Ünlü falan olmaya gerek yok. Birileri istediği takdirde tüm hesaplarına misafir yahut yabancı kalabilirsin.

Mesela kitapta "panoptikon" anlamını bilmediğim kelimeyi okudum. Sonra allame Google'a kelimeyi arattım ve bana hemen dökümanlar falan . Panoptikon: İngiliz filozof ve toplum kuramcısı Jeremy Bentham'ın 1785 yılında tasarlamış olduğu hapishane inşa modelidir. Tasarımın konsepti gözetlemeye izin verir. Yani adam bir daire modeli hapishane yapıyor ve ortasına da dairenin iç kısmına yapılmış tüm kafesleri rahatça müşahede edebilecek , gizliliği ortadan kaldıracak bir gözetleme kulesi yerleştiriyor. Mahkumlar daimen gözlem altında. Ancak bu pek akıllıca buluş olan panoptikon hayata geçirilmemiş vesaire. Ben kelimeyi, ne anlama geldiğini öğrendim tamam . Sonraki gün Google bana içeriğinde bir şeyler ararken "Panoptikon" ile ilgili yazılmış kitapları reklamlarla güzelce dizdi sağolsun. Ben kitapları aramadım taramadım ama allemeyi cihan benim okumak isteyebileceğimi düşünmüş sağolsun. Hahhh işte gelelim mevzuya. Bugün sanal bir panoptikonun içerisinde olabiliriz. Veriler, bilgiler, zevk, konfor, gereklilik derken bizi tanıyorlar mahrem alanlara kadar. Kullandığımız Facebook, Twitter, İnstagram, Periscope ve belki de 1k . Buralara yaptığımız ziyaretleri dikkatle yapmalıyız anladığım kadarıyla. Olabildiğince sakınmalı ve teşhir etmemeliyiz özelimizi. Zor değil mi ? Her hesapta resimler, videolar, isim-soyisim, hesabımız, adresimiz çarşaf çarşaf.

Maalesef bu masum duran her şey o kadar da masum değilmiş, anlıyorum. Mesela bugün parmak izi ve göz tanıma sistemleri geliştirilmiş telefonlar sürülüyor piyasaya bildiğim kadarıyla. Ya düşünsenize parmak iziniz biricik, sadece sizde var, aslında kimse bilmez ama, bir tuş kilidine kurban dünyanın güçleri elinde. İşi basite almamalı diye düşünüyorum ve olabildiğince soyutlamalı özelimizi sosyal ağlardan.

Kitapta birçok konuya yer verilmiş olması, pek çok da kaynak zikredilmiş olması, bilgi sahasını genişlettiği için daha da çekici ve verimli olmuş diyebilirim. İçeriğinde; Dünya'nın matbaadan sonra gelişen dijital ortamı, hesapları, yaşantısı, hızı, dünya üzerindeki mesafeleri sıfırlayıp sınırları yok edişi (sanal anlamda), nano teknolojik gelişmeler, olumlu-olumsuz , tartışılabilir, tartışılması gerekenler, bugün kullandığımız sosyal ağlar, ağlar üzerinden dünyada yaşanan kolay örgütlenmeler, aile yapısına etkisi, teknolojik dönem insanı, bu insanın ilgi ve algılayışı, e kitaplar, insanlar tarafından teşhir edilen yaşamlar, teknolojinin inşa ettiği yeni kültür vesaire pek çok şeyden bahsedilmiş.

Nazife Şişman'ın okuduğum ikinci kitabı olduğu için azıcık da olsa yazarı tanıyabildiğimi düşünüyorum. Yazarın kitaplarındaki konu ile alakalı kaynakları ile birlikte zikrettiği bilgi, alıntıların kitaplarını bir makale okurcasına dikkatle okumaya ve tekrar etme arzusuna yöneltiyor oluşunu belirtmek istiyorum. Tanıdığım için mutlu diğer kitaplarını okumak için sabırsızım.

İnceleme sağlıklı ve yeterli bir inceleme mi bilmiyorum :) Kitabı okumuş olan ve yazdıklarıma katılmayan varsa uyarabilir beni :) Hayırla kalın.
Okuduğum diğer siyerlere göre daha farklı bir eser diyebilirim çünkü içinde fazla acıtasyon yok, acıtasyon yok ama farklı farklı az çok da mide bulandırıcı şeyler söz konusu. Neler mesela bunlar: Öncelikle Peygamberimizin 9 yaşında bir kız çocuğu ile evlenmesini hak olarak göstermiş, tarihte de böyle bir pedofiliye mantık bulamadıkları için, Kur'an'dan ayet bulamadıkları için de sözde Cebrail Hz. Muhammed'in rüyasına giriyor, kucağında 9 yaşındaki Aişe'yi Muhammed Peygamberin önüne bırakıyor ve "sana helaldir" diyor. Ne kadar iğrenç, ne kadar sapkınca değil mi? Tepside bir yemek gibi, tatlı tatlı lezzetli meyveler gibi küçük bir kız çocuğu 50 yaşındaki bir adamın önüne sunuluyor. Bunu din olarak anlatıyorlar ve insanlar da bunları din olarak kabul ediyorlar ve anlatıldığı siyer kitabı da ödül alıyor. Bir diğer sapkınlığımız ise de, şimdi Hz. Muhammed evlatlık oğlu Zeyd'in evine gidiyor ve Zeyd de evde yok ya eşi de kapıyı açıyor ve film burada başlıyor. Hz. Muhammed şöyle bir evlatlık çocuğu Zeyd'in karısına baştan aşağıya ya da aşağıdan yukarı bir bakıyor, alıcı gözüyle yani, kadının da hoşuna gidiyor ve kısa bir elektriklenme oluyor, sonra Hz. Muhammed biraz rahatsız olacak ki (burada biraz ahlak düşünmüşler) gerisin geri dönüp gidiyor, içeriye girmiyor yani, girerse günahtır hem. Sonra ise Muhammed Peygamber bir yerde otururken Zeyd yanına geliyor ve "Ey Allah'ın Resulü evime gelmişsin, beni sormuşsun vs. vs." diyor, "eşimi görmüşsün beğenmişsin galiba, beğendiysen söyle de hemen boşayım" diyor. Genişlik mi desem, ibadet, Allah ve Peygamber mi aşkı desem bilemedim. Ne kadar güzel bir kıssa, tam da dini yaşamalık tam da dini anlatmalık, tam da bazı cemaat liderlerinin cemaatteki erkeklere "senin hanımınla benim evlenmem gerekiyormuş, rüyamda gördüm" demeleri gibi, kendilerine kaynak gösterecekleri için maalesef böyle kaynaklara ihtiyaç duyarlar ama en kötüsü de insanların bunları din kabul etmesi ve din diye de, Allah istedi diye de (Allah'a iftira atarak) savunmalarıdır.

Bunların haricinde ama yazar çoğu siyercinin değinmediği konulara da değinmiş, Peygamberi insanüstü anlatmayı tercih etmemiş bu bakımdan hoşuma gitti diyebilirim.
Peygamber efendimiz Hz.Muhammed (S.A.V)min hayatinin anlatıldığı bu kitap o zamanlar yaşanılan sıkıntıların zorlukların ve mücadele sonucu kazanımların anlatıldığı bir kitap
Kitabı daha yeni bitirdim biraz geç oldu ama olsun bitirdi yinede :))
kitap çok güzel bir kitap içinde bazı ayetlerin nasıl indiğini de söylüyor yani konuyla alakalı ayeti altına yazmışlar konuyu anlattıktan sonra
Tavsiye ederim kitabı okumanızı ...
Haydi bakalım iyi okumalar :)
OKUYALIM ARKADAŞLAR ...
EN SONDA KİTAPTA GEÇEN BİR AYETİ PATLAŞMAK İSTEDİM ...
" Hiç şüphesiz , Allah ve melekleri Peygambere salat etmektedirler. Ey iman edenler , siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin .( Ahzab:56)
Efendimizin (sav) Hayatını bu kadar canlı tasvir eden bu kadar güzel anlatan başka bir kitap yok bence kendinizi bir an Peygamberin izinde o kutsal beldelerin sokaklarında dolaşırken hz. Bilal in ezan sesi kulaklarınızdaymış gibi hissediyorsunuz şiddetle tavsiye ederim..
Kendine Müslüman diyen kimsenin Kur’an’dan sonra okuması gereken hatta belkide en doğrusunu Allah bilir; Kurandan önce okuması gereken en önemli konu Siyer..

Peygamberimizin(SAS) hayatını bilmeden Kuran’ı anlamamız çok zor..

Hayatım boyunca okuduğum, beni en çok etkileyen, anlatım tarzıyla ve olayları tasviriyle sanki birebir Asr-ı Saadet’e gitmiş gibiydim..

Öyle bir akıcı dili var ki hiç sıkılmadan, kitabı elinizden bırakmadan okuyabilmek mümkün..

Özelikle Martin Lings ( Ebubekir Siraceddin) ismi üstünde önemle durulması gereken bir isim..

Son olarak kendimize Müslüman diyorsak ve hâlâ bir Siyer-i Nebî okumadıysak, bu kitap başlamak için biçilmiş kaftan..

Yazar’a Rabbimden rahmet, Resul’ümüzünde (SAS) Rabbimizin izniyle şefaatine nail eylesin...

Selam ve Dua ile...
Kadın, beden, siyaset temel kavramları üzerine inşa edilmiş olan bu eserde yazar savunduğu görüşlerden ziyade karşıt olduğu görüşleri dile getirerek yerinde eleştirilerde bulunmuştur. Feminizm, kadın çalışmaları, toplumsal cinsiyet üzerine yazılmış bu kitapta yazar, kadının toplum içinde ki sorunlarına da dikkatleri çekmiştir. Feminizm ve toplumdaki kadın anlayışını bir çok başlık altında ele alarak alternatif görüşlere yer verilmiştir. Teorik anlatımı kitabın okunuşuna zaman zaman güçlük katsa da özellikle sosyolojiyle ilgilenenlerin mutlaka okuması gereken çok güzel bir kitap.
Çok farklı yazarlardan Hz. Muhammed in hayatını okumuş olmama rağmen bu kitap diğerlerinden farklı bir yerde. Okurken yeniden o dönemi yaşayacak ve daha önce duymadığınız bilgileri öğreneceksiniz. Gerçekten siyer ı öğrenmek istiyorsanız bu kitabı mutlaka olmalısınız.

Yazarın biyografisi

Adı:
Nazife Şişman
Unvan:
Yazar
Doğum:
Bolu, 1963
1963 Bolu doğumlu. Boğaziçi Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesi mezunu.

Yayınlanmış kitapları:

Global Konferanslarda Kadın Politikaları, 1996.

Anlatılmamış Öyküler (derleme), 1998.

Kamusal Alanda Başörtülüler (röportaj), 2000.

“Emanet”ten “Mülk”e: Kadın Beden Siyaset, 2003.

Küreselleşmenin Pençesi İslam’ın Peçesi, 200



İngilizce’den Türkçe’ye kazandırdığı eserler:

Martin Lings, Hz. Muhammed’in Hayatı (1984)

Seyyid Hüseyin Nasr, İslam Kozmoloji Öğretilerine Giriş (1985)

Ebu’l A’la el-Mevdûdî, Tefhim’ül Kur’an (tercüme kurulunda yer aldı)

Amine Vedud-Muhsin, Kur’an ve Kadın (1997)



Yazarın Kitapları


Günün Kısa Tarihi
Kamusal Alanda Başörtülüler
Sınırsız Dünyanın Yeni Sınırı Başörtüsü
Yeni İnsan: Kaderle Tasarım Arasında




Yazarla İlgili Haberler


Dünyevileşme ve Tüketim Kültürü Her Yerde Hâkim
Fişe Takılı Uzatmalı Ölümlere Kaldık
Günün Kısa Tarihi Üzerine
İnsan Parçalara Bölünen, Alınıp Satılan Bir Varlık Haline Geliyor
Laboratuvarda Üretilen İnsan İstemiyoruz
Modern İnsan Ölüm Gerçeğini Hayattan Uzaklaştırmak İstiyor
Modern Soruları Sadece Fetvalarla Çözemeyiz
Modifiye İnsan Çağı
Nazife Şişman Rize'de 'Yeni İnsan'ı Anlattı
Yapaylaşan İnsanlık Çağına Girerken Yeni İnsan

Yazar istatistikleri

  • 13 okur beğendi.
  • 696 okur okudu.
  • 34 okur okuyor.
  • 339 okur okuyacak.
  • 27 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları