Nazım Hikmet Ran

Nazım Hikmet Ran

8.9/10
2.013 Kişi
·
7.339
Okunma
·
3.775
Beğeni
·
39.209
Gösterim
Adı:
Nazım Hikmet Ran
Unvan:
Şair, Oyun Yazarı
Doğum:
Selanik, Osmanlı, 15 Ocak 1902
Ölüm:
Moskova, Sscb, 3 Haziran 1963
Nâzım Hikmet Ran (15 Ocak 1902 – 3 Haziran 1963), daha çok Nâzım Hikmet olarak bilinen Türk şair, oyun yazarı, romancı, anı yazarı. "Romantik komünist" ve "romantik devrimci" olarak tanımlanır. Siyasi inançları yüzünden defalarca tutuklanmış ve yetişkin yaşamının büyük bölümünü hapiste ya da sürgünde geçirmiştir. Şiirleri elliden fazla dile çevrilmiş ve eserleri birçok ödül almıştır.

Yasaklı olduğu yıllarda Orhan Selim, Ahmet Oğuz, Mümtaz Osman ve Ercüment Er adlarını da kullanmıştır. İt Ürür Kervan Yürür kitabı Orhan Selim imzasıyla çıkmıştır. Türkiye'de serbest nazımın ilk uygulayıcısı ve çağdaş Türk şiirinin en önemli isimlerindendir. Uluslararası bir üne ulaşmıştır ve dünyada 20. yüzyılın en büyük şairleri arasında gösterilmektedir.

Şiirleri yasaklanan ve yaşamı boyunca yazdıkları yüzünden 11 ayrı davadan yargılanan Nâzım Hikmet, İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde 12 yılı aşkın süre yattı. 1951 yılında Türkiye vatandaşlığından çıkarıldı, 5 Ocak 2009 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile yeniden Türkiye vatandaşlığına alındı. Türkiye'de, ölümünden iki yıl sonra 1965'te şiirleriyle yeniden önem kazandı. Mezarı Moskova'da bulunmaktadır.

Yaşamı

Nâzım Hikmet 15 Ocak 1902'de Selanik'te doğdu. Aslen 20 Kasım 1901 olan doğum tarihi ailesi tarafından sene kaybetmemesi için daha geç kaydettirildi.

İlk şiiri Feryad-ı Vatanı 3 Temmuz 1913'te yazdı. Aynı yıl Mekteb-i Sultani'nde ortaokula başladı. 1917'de Heybeliada Bahriye Mektebine girdi, fakat sağlık sorunları nedeniyle bahriyeden ayrıldı. Bu sıradaHamidiye Kruvazörü'nde güverte subayıydı.

Nâzım Hikmet, 1920'de arkadaşı Vâlâ Nureddin ile Milli Mücadele'ye katılmak üzere ailesinden habersiz Anadolu'ya geçti, Bolu'da öğretmenlik yaptı. Daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’nde siyasal bilimler ve iktisat okudu. 1921'de gittiği Moskova’da devrimin ilk yıllarına tanık oldu veKomünizm ile tanıştı. 1924'te Moskova'da yayınlanan ilk şiir kitabı 28 Kanunisani sahnelendi. O yıl Türkiye'ye dönerek Aydınlık Dergisinde çalışmaya başladı, ancak dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl hapsi istenince tekrar Sovyetler Birliği'ne gitti. 1928’de Af Kanunundan yararlandı ve Türkiye'ye döndü. Bu defa Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladı. 1938'de yirmi sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı. 12 sene süren tutukluluktan sonra askere alınacağı ve öldürüleceği endişesiyle 1950 yılında Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği'ne giden Nâzım, 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulunca Türkiye vatandaşlığından çıkarılmasının ardından, büyük dedesi Mustafa Celaleddin Paşa(Konstantin Borzecki)'nın memleketi olanPolonya'nın vatandaşlığına geçerek Borzecki soyadını aldı. 3 Haziran 1963 tarihinde ise, Nâzım Hikmet geçirdiği bir kalp krizi neticesinde hayata gözlerini yumdu.

Ailesi

Babası, Matbuat Umum müdürlüğü ve Hamburg konsolosluğu yapmış olan Hikmet Bey, annesi Ayşe Celile Hanım'dır. Celile Hanım piyano çalan, resim yapan, Fransızca bilen bir kadındır. Celile Hanım, bir dilci ve eğitimci de olan Hasan Enver Paşa'nın kızıdır. Hasan Enver Paşa, Polonya'dan 1848 Ayaklanmaları sırasında Osmanlı İmparatorluğu'na göç eden ve Osmanlı vatandaşı olunca Mustafa Celalettin Paşa adını alan Konstantin Borzecki'dir (Lehçe: Konstanty Borzęcki, d. 1826 - ö. 1876) oğludur. Mustafa Celaleddin Paşa Osmanlı Ordusu'nda subay olarak görev yapmış ve Türk tarihi üzerine önemli bir eser olan "Les Turcs anciens et modernes" (Eski ve yeni Türkler) kitabını yazmıştır. Celile Hanım'ın annesi ise Alman kökenli Osmanlı generali Mehmet Ali Paşa'nın yani Ludwig Karl Friedrich Detroit'in kızı olan Leyla Hanım'dır. Celile Hanım'ın kız kardeşi Münevver Hanım, şair Oktay Rifat'ın annesidir.

Babası Hikmet Bey, Selanik'te, Hariciye Nezareti'nde (Dışişleri Bakanlığı) çalışan bir memurdur. Diyarbakır, Halep, Konya ve Sivas valilikleri yapmış olan Nazım Paşa'nın oğludur. Mevlevi tarikatından olan Nazım Paşa aynı zamanda bir özgürlükçüdür. Kendisi Selanik'in son valisidir. Hikmet Bey henüz Nazım'ın çocukluğunda memuriyetten ayrılır ve ailece Halep'e, Nazım'ın dedesinin yanına giderler. Orada yeni bir iş ve hayat kurmaya çalışırlar. Başarısız olunca İstanbul'a gelirler. Hikmet Bey'in İstanbul'daki iş kurma denemeleri de iflasla neticelenir ve hiç hoşlanmadığı memuriyet hayatına geri döner. Fransızca bildiği için yeniden Hariciye'ye atanır.

Üslubu ve Başarıları

İlk şiirlerini hece ölçüsü ile yazmaya başladı ancak içerik bakımından diğer hececilerden farklıydı. Şiirsel gelişimi arttıkça hece ölçüsü ile yetinmemeye ve şiiri için yeni formlar aramaya başladı.Sovyetler Birliği'nde yaşadığı ilk yıllar olan 1922 ile 1925 arası bu arayış doruğa çıktı. Hem içerik hem de biçim bakımından dönemindeki şairlerden farklıydı. Hece ölçüsünden ayrılarak Türkçenin vokal özellikleri ile ahenk oluşturan serbest ölçüyü benimsedi. Mayakovski ve fütürizm taraftarı genç Sovyet şairlerinden esinlendi.

Şiirlerinden birçoğu Fuat Saka, Volkan Konak, Grup Yorum, Ezginin Günlüğü, Zülfü Livaneli gibi sanatçılar tarafından bestelendi. Ünol Büyükgönenç tarafından özgün bir şekilde yorumlanmış olan küçük bir kısmı ise 1979'da "Güzel Günler Göreceğiz" ismiyle kaset olarak çıktı. Birkaç şiiri ise Yunan besteci Manos Loïzos tarafından bestelendi. Ayrıca bazı şiirleri Yeni Türkü'nün eski üyesi Selim Atakan ve Cem Karaca(Çok Yorgunum) tarafından bestelenmiştir. Ayrıca Fuat Saka'nın da biri Demir Gökgöl ile olmak üzere iki adet Nâzım Hikmet şiirlerinin bestelendiği şarkıları ıçeren albümü vardır.

UNESCO nun ilan ettiği 2002 Nazım Hikmet yılı için besteci Suat Özönder " ŞARKILARDA NAZIM HİKMET" adlı bir album hazırladı. Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığının katkılarıyla, Yeni Dünya plak şirketi tarafından hayata geçirildi.

Davaları ve Sürgün

1925 yılından başlamak üzere şiirleri ve yazıları yüzünden birçok kere yargılandı. 1938 yılında orduyu ayaklanmaya kışkırtmaya çalıştığı gerekçesiyle 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı. İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde 12 yılı aşkın kaldı. Bursa cezaevinde kaldığı yılları anlatan Mavi Gözlü Dev adlı film 2007 yılında vizyona girmiştir. 1950 yılında bir af yasasıyla salıverildi. Ancak sürekli izlendiği ve çürüğe ayrıldığı halde 48 yaşında yeniden askerlik yapmaya çağrılması ve öldürüleceği yolundaki duyumlar üzerine yurtdışına kaçtı. 17 Haziran 1951 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından Türkiye vatandaşlığından çıkarılmasına karar verildi. Sovyetler Birliği'nde Moskova yakınlarındaki yazarlar köyünde ve daha sonra da, eşi Vera Tulyakova (Hikmet)ile Moskova'da yaşadı. Memleket dışında geçirdiği yıllarda Bulgaristan, Macaristan, Fransa, Küba, Mısır gibi dünya memleketlerini dolaştı, buralarda konferanslar düzenledi, savaş ve emperyalizm karşıtı eylemlere katıldı, radyo programları yaptı. Budapeşte Radyosu ve Bizim Radyo bunlardan bazılarıdır. Bu konuşmaların bir kısmı bugüne ulaşmıştır.

Davaları


1925 Ankara İstiklal Mahkemesi Davası
1927-1928 İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1928 Rize Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1928 Ankara Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1931 İstanbul İkinci Asliye Ceza Mahkemesi Davası
1933 İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1933 İstanbul Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesi Davası
1933-1934 Bursa Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1936-1937 İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1938 Harp Okulu Komutanlığı Askeri Mahkemesi Davası
1938 Donanma Komutanlığı Askeri Mahkemesi Davası


Ölümü ve sonrası

3 Haziran 1963 sabahı saat 06:30'da gazetesini almak üzere 2. kattaki dairesinden apartman kapısına yürümüş ve tam gazetesine uzanırken geçirdiği kalp krizi sonucunda ölmüştür. Ölümü üzerine Sovyet Yazarlar Birliği salonunda yapılan törene yerli yabancı yüzlerce sanatçı iştirak etmiş ve tören siyah beyaz olarak kaydedilmiştir. Ünlü Novo-Deviçye Mezarlığı'nda (Новодевичье кладбище) gömülüdür. Mezar taşı siyah bir granitten olup meşhur şiirlerinden biri olan rüzgâra karşı yürüyen adam figürü taş üzerinde ebedileştirilmiştir.

Şair Nâzım Hikmet'in 2008 yılının ilk günlerinde, eşi Piraye'nin torunu Kerem Bengü tarafından, Piraye'nin evrakları arasında, “Dört Güvercin” adında bir şiiri ve 3 adet tamamlanmamış roman taslağı bulundu.

Yeniden Türk vatandaşlığına alınması

2006 yılında Bakanlar Kurulunun Türk vatandaşlığından çıkarılmalar ile ilgili yeni bir düzenleme yapması durumu belirdi. Yıllardır tartışılmakta olan Nâzım Hikmet'in Türk vatandaşlığına yeniden kabul edilmesi yolu açılmış gibi gözükmesine rağmen Bakanlar Kurulu bu maddenin sadece yaşamakta olanlar için düzenlendiğini ve Nâzım Hikmet'i kapsamadığını öne sürerek bu öneriyi reddetti. Dönemin İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, İçişleri Komisyonu'nda"Tasarıda, şahsa bağlı hak olduğu için bizzat müracaat etmesi gerekir. Arkadaşlarım da olumlu şeyler belirttiler, komisyonda görüşülür, bir karar verilir"dedi.

2009 yılının 5 Ocak Günü "Nâzım Hikmet Ran'ın Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkartılmasına ilişkin Bakanlar Kurulu kararının yürürlükte kaldırılmasına ilişkin önerge" Bakanlar Kurulu'nda imzaya açıldı.

Nâzım Hikmet Ran'a yeniden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının iade edilmesine ilişkin bir kararname hazırladıklarını ve bu teklifin imzaya açıldığını ifade eden Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek yaptığı açıklamada, 1951 yılında vatandaşlıktan çıkartılan Nâzım Hikmet Ran'ın yeniden Türk vatandaşı olmasına ilişkin önerinin Bakanlar Kurulu'nca oylanarak kabul edildiğini söyledi.

Bakanlar Kurulu'nun 05.01.2009 tarihinde aldığı bu karar, 10.01.2009 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlandı ve Nâzım Hikmet Ran, 58 yıl sonra yeniden Türk vatandaşı oldu.
Tahir olmak da ayıp değil,
Zühre olmak da..
Hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş,Tahirle Zühre olabilmekte,
yani yürekte..
Meselâ,bir barikatta dövüşerek
meselâ,kuzey kutbunu keşfe giderken,
meselâ denerken damarlarında bir serumu,
ölmek ayıp olur mu?
Tahir olmak da ayıp değil,Zühre olmak da..
Hattâ sevda yüzünden,ölmek de ayıp değil.
Seversin dünyayı doludizgin,
ama o bunun farkında değildir.
Ayrılmak istemezsin dünyadan,
ama o senden ayrılacak.
Yani sen elmayı seviyorsun diye,
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahir'i Zühre sevmeseydi,artık
yahut hiç sevmeseydi,
Tahir ne kaybederdi Tahir'liğinden?
Tahir olmak da ayıp değil,Zühre olmak da..
Hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil..
Kitaba düştüm,
sabahtan akşama kadar okuyorum.
Kitaplar akıllı
kitaplar aptal.
Kitaplar büyük
kitaplar çocuk.
Kitaplar en uzak, en güzel yolculuk
fakat kısır
fakat sensiz...
Nazım Hikmet Ran
Sayfa 494 - YKY 32. Baskı - 2016
''Okuman lazım evlat.
Evirip çevirmeyi, göze girmeyi, falan filan
bırakıp
okuman....
Bir düşün oğlum,
bir düşün.''
Nasıl öfkelenmem düşündükçe memleketimi. Çırpınıyor ayakları altında bir avuç hergelenin..
"Çok şükür aşığım ...Bana öyle geliyor ki bir tek insana, yüz milyonlarca insana, bir tek ağaca, bütün ormana, tek bir düşünceye, bir çok düşünceye ve fikre aşık olmadan yaşamak, yaşamak değildir...''
Herkesle kavga ediyorum
Karışıyorum her şeye,
Üstüme vazife olmayan işlere
sokuyorum burnumu.
Tatsız bir insan oldum velhasıl.

""
''Ve kadın...
Işığıyla, neşesiyle,
kahkahasıyla başınızı döndürebiliyorsa...
Gözleri gözlerinizi okuyorsa...
Sevincinizi, hüznünüzü paylaşabiliyorsa...
İşte "O Kadın" sizin şarabınızdır...''
”Mutlu olmak için büyük nedenlere gerek yok.
Cebimde 75 kuruşum var, havada bahar.”
Bitten, açlıktan, sıtmadan betersiniz.
Yüz Türkiye olsa, elinizden de gelse
yüzünü de zincire vurur, yüz kere satarsınız.
Milletimin en talihsiz gecesi
ana rahmine düştüğünüz gecedir.
Sorma bana ne kadar seviyorsun diye? O kadar işte! Tavanı kadar sokağın ve dibi kadar cehennemin.
"Paran varsa eğer
Bana bir fanile bir don al,
Tuttu bacağımın siyatik ağrısı."

Param var diyorum Nazım baba alayım ama sen yoksun. Sana dünyalar alayım desem nafile. Çaresizlik kokan şiirlerini bize bırakıp çekip gitmişsin işte.

"Ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında 10 kere döndü dünya" demişsin. Peki sen öldüğünden beri güneşin etrafında 55 kere dönmüş bu dünya bunu bilir misin? Bütün polisler fark etti artık Gülhane parkındaki en güzel ceviz ağacı olduğunu.

En güzel şeydir şimdi hatırlamak seni. Tarih 23 Eylül 1945 olmasa bile. Türk köylüsü hala kitap yerine topraktan öğreniyor her şeyi. Değişen hiçbir şey olmadı senden sonra.

Ve senin gibi öylesine ciddiye alıyorum ki yaşamayı,
yetmişimi görürsem eğer zeytin dikeceğim. Buralarda yetişmez ama olsun.

Haydarpaşa garında değilim.
Ne sene 1941'in baharı ne saat on beş.
Ama yine de merdivenlerin üstünde güneş yorgunluk ve telaş var.

Ama vakit yok Nazım Baba. Paris yansın yıkılsın artık kimin umurunda.

"Bir de kim bilir
sevdiğin kadın seni sevmez olur
ufak iş deme
yemyeşil bir dal kırılmış gibi gelir
içerdeki adama."
Hayal meyal hatırlarım. Tünellerden geçip kuytu bir yerlere amcamın bir ahbabını ziyarete gitmişiz. Taş duvarlarla kaplı kasvetli boğuk bir odadaydık. Odada dikkatimi çeken tek şey duvarda asılı bir fotoğraftı. Gözleri ışıl ışıl parlıyordu. Ben nasıl dikkatli bakmışsam artık "o adam benim babamdır tanıyor musun?" dedi birisi. Korkup cevap vermemişim.

Korkup cevap vermediğim adamın Cem Karaca ve o bakıp durduğum fotoğraftaki adamın Nazım Hikmet olduğunu yıllar sonra söylemişti amcam. Ve sonradan ezberlemiştim baba oğulun ortak olan ben bir ceviz ağacının şarkısını.

Yine hayata bir yerlerden geç kalmışım. Karşıma Cem Karaca çıkıyor ve ben umursamadığım gibi hiç utanmadan korkmuşum. Bir daha öyle bir fırsatım hiç olmadı. Bundan sonrada olmayacak elbette.

Babam demeyip Nazım Hikmet deseydi tanırdım aslında. İsmini o kadar çok duymuştum ki. Devamlı bahsedilirdi, ismi geçerdi. Ah garip Nazımımın bedeni gurbet ellerde kaldı derdi dedem. Kendisine karşı derin bir sevgim vardı hep. Çocuk aileden ne görüyorsa öyle oluyordu.

Kitaba gelecek olursak; Memleketimden İnsan Manzaraları 5 kitaptan oluşuyor. Şiir demek olmaz sanki ağıt gibi hikaye gibiydi.

Birinci Kitabımızın baş rolü 1941 yılında haydarpaşa garında bir posta treni ve bu trenin yolcuları olan işçiler, köylüler, emekçiler, tutuklular ve daha nice insanı tıpkı bir roman anlatır gibi aktarıyor bizlere şiirlerle.

İkinci Kitabımızda yine bir trenimiz var ancak tren bu kez yataklı. Haliyle bu trendeki insanlar bir kademe daha yüksekte. Zenginler, siyasetçiler, kentliler ve tanınmış kişiler. Sadece ölünce eşitlik olacak tüm insanlarda.

Üçüncü Kitabımızda Hilmi isimli bir adamın hapishanede yaşadıkları üzerinden çeşitli insan manzaraları anlatılıyor. Hapislik zormuş be azizim.

Dördüncü Kitabımızın konusu yine klasik Nazım Hikmet konusu yurt severlik ve baş kaldırış. İnsan manzarasında ağalar ve ezilen köylü halk var. Rahmetli Yaşar Kemal geldi yine aklıma.

Beşinci Kitabımız ise gurbetteki Halil'in karısı Ayşe'ye olan özlemi var. Zavallı Halil ve Ayşe. Memleketimin acılı insan manzaraları o günden bu güne hiç bitmedi ki zaten.

Tabi ki 10 puan
Nazım gibi bakmak, Nazım gibi gülmek, Nazım gibi susmak, Nazım gibi özlemek, Nazım gibi kokmak, Nazım gibi beklemek mahpus damında ve ölmek Nazım gibi; güzel...

Ülkemin değil, kişilerin kurbanı Nazım. Memleketine hasret bırakılan Nazım.
Yazdıklarının güzelliği, nedeniydi özlemi...

Ah Nazım...
Güzel Nazım...
Helâk oldum bilince seni, diğerleri gibi.

Bu vatanı seviyorum karış karış, geziyorum ayırmadan sağı solu, doğuyu batıyı senin yerine...
Bil ki içimdesin en güzel yerinde kalbimin...
Yine bir Nazım Hikmet ve yine Güneşi İçenlerin Türküsü ile başlayan bir karma şiirler kitabı. Şiirlere o kadar aşinayım ki tekrar okuyamadım. Her şiiri her zamanki gibi favorim.

Nazımı anlatmaya benim kelimelerim yetmez bilirim. Kendisini kendisi anlatsın.

Ve Otobiyografi Şiiri

1902'de doğdum 
Doğduğum şehre dönmedim bir daha 
Geriye dönmeyi sevmem 
Üç yaşımda Halep'te paşa torunluğu ettim 
On dokuzumda Moskova'da komünist Üniversite öğrenciliği 
Kırk dokuzumda yine Moskova'da Tseka-Parti konukluğu 
ve on dördümden beri şairlik ederim

kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir 
ben ayrılıkların 
kimi insan ezbere sayar yıldızların adını 
ben hasretlerin

hapislerde de yattım büyük otellerde de 
açlık çektim açlık grevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir.

Otuzumda asılmamı istediler 
kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini 
verdiler de 

otuz altımda yarım yılda geçtim dört metre kare betonu 
elli dokuzumda on sekiz saatta uçtum Pırağ'dan Havana'ya

Lenin'i görmedim nöbet tuttum tabutunun başında 924'de 
961'de ziyaret ettiğim anıt kabri kitaplarıdır

partimden koparmağa yeltendiler beni 
sökmedi 
yıkılan putların altında da ezilmedim

951'de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün 
52'de çatlak bir yürekle dört ay sırtüstü bekledim ölümü

sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım 
şu kadarcık haset etmedim Şarlo'ya bile 
aldattım kadınlarımı 
konuşmadım arkasından dostlarımın

içtim ama akşamcı olmadım 
hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı ne mutlu bana

başkasının hesabına utandım yalan söyledim 
yalan söyledim başkasını üzmemek için 
ama durup dururken de yalan söyledim

bindim trene uçağa otomobile 
çoğunluk binemiyor 
operaya gittim 
çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın 
çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21'den beri 
camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye 
ama kahve falıma baktırdığım oldu

yazılarım otuz kırk dilde basılır 
Türkiye'mde Türkçemle yasak

kansere yakalanmadım daha 
yakalanmam da şart değil 
başbakan filân olacağım yok 
meraklısı da değilim bu işin 
bir de harbe girmedim 

sığınaklara da inmedim gece yarıları 
yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında 
ama sevdalandım altmışıma yakın 
sözün kısası yoldaşlar 
bugün Berlin'de kederden gebermekte olsam da 
insanca yaşadım diyebilirim 
ve daha ne kadar yaşarım 
başımdan neler geçer daha 
kim bilir. 
  
11 Eylül 1961 / Doğu Berlin
Nazım Hikmet'i hep şiirleriyle tanırız. Ancak yazdığı bu roman oldukça yalın, akıcı ve sizleri içine çeken bir anlatımı olması nedeniyle elinizden bırakmadan bitirebileceğiniz, ve bitiminde kitap okumanın hazını alabileceğiniz bir kitap. Kesinlikle tüm arkadaşlara okumalarını öneririm.
Kitap; Nazım Hikmet Ran 'ın 1931 yılında Yeni Gün Gazetesinde çevirisi yaptığı ve yayımladığı çoğunluğu Mihail Zoşçenko 'ya ait hikayelerden oluşuyor. Bu kitap sayesinde Mihail Zoşçenko ile tanışmış oldum. Toplamda 40 hikayenin yer aldığı, okuyanı güldüren ve düşündüren bir eser.

Kitaptaki hikayeler okuru güldürmekle beraber Rusya halkının yaşam biçimi ve kültürü hakkında da bilgi edinmek mümkün. Köylüsünden şehirlisine kadar insanların yaşam tarzlarına, geçim sıkıntılarına ve daha birçok sosyal soruna eleştirel bir tavırla yaklaşıyor. Aziz Nesin hikayeleri sevenlerin zevkle okuyabileceği bir kitap.

Orijinalliğini koruması adına tamamen Nazım Hikmet Ran çeviri aslına sadık kalınmış. Eski kelimelerde biraz zorlandım ancak fazla eski kelime olmadığından dolayı kolay okunuyor. Bir kitap için çevirinin etkisi elbette çok büyük ama kitabın kendisi de önemli. Bu sebeple hikayelerin yazarı Mihail Zoşçenko 'yu da es geçmemek gerekir. Hikaye severlere şiddetle tavsiye ediyorum. Gülerken düşünmek istiyorsanız kesinlikle doğru adrestesiniz.
Nazım Hikmetin bütün şiirlerini okumanın gururunu yaşıyorum.Bütün şiirleri ya :))
Çok uzun bir sürede bitirdim.Kesinlikle hiç bir şiirini, hiç bir duygusunu atlamadan okudum.Nazım Hikmet hayranlığım aslında Canan Tan' ın Piraye kitabını okuduktan sonra başladı.
Şiirlerinde başta aşk, savaş, barış, dostluk, anne-çocuk sevgisi, ayrılığı,kavuşmayı,sürgünü,kırgınlığı,özlemi,milli gurur ve en önemlisi memleket özlemini çok güzel işlemiş büyük şair.Ve benercinin ölümü derinden etkiledi beni öyle bir anlatmış ki kendi arkadaşınız vefat etmiş gibi üzülüyorsunuz.
Bazen isyan etmiş hayata bazen özgürlüğe kanat çırpan bir kuş olup uçmak istemiş yüreği güzel adam...Siyasi görüşünden dolayi defalarca hapis yatip sürgün edildi siirlerinde neler hissettigini çok güzel aktarmış.

Cagdas Türk siirine adini altin harflerle yazmis "mavi bir dev" o..

Bütün kitaplarının derlenip toparlanıp bir kitap haline getirilmesi gerçekten güzel olmuş ve açıklamalar var şiirlerin altında tarihler vs... Kitaplarda olmayan alıntılar da eklenmiş bu kitaba,bu yüzden benim için bulunmaz bir nimetti bu kitap.
Toplamda 2094 sayfa.Küçük ama epey kalın bir kitap. YKY yine her zamanki gibi çok başarılı! Parasının hakkını fazlasıyla veriyor.Kitaplığımın en güzel şiir kitabı.. Şiirlerinin detayına girersem çok uzun olacak, zaten sürekli kitaptan alıntılar paylaştım o yüzden bu kadarla yetiniyorum.

*****


Bir de toplamda 12 kadına aşık olmuş Nazım 4 tanesiyle evlenmiş.Mektuplar,şiirler yazmış onlar için, maşallahı var.
Sevgi birdir deyip; Piraye ile evliyken münevver hanımla konuşması gerçekten üzücü, bunları yapmasına rağmen aşırı kıskançlığından pirayenin hep onu hapise girdiğinde aldatacağına İnandırmış kendisini ve sonra kıskandığım için yaptım affet mektupları yollamış, tam bir paranoya :) Nazım bu neyse biz iyi yönlerini bilelim arkadaşı için canını bile verebilecek fedakar bir insan o...

Ve herkesin sevdigi bir Nazim Hikmet siiri vardir.Sizin ruh halinizi bulup icinize isler..

"12 yıl boyunca hapis yattıktan sonraöldürüleceğini düşünerek Moskova’ya tekrar dönmüştür.
Bu yüzden Türkiye vatandaşlığından çıkarılmış ve Polonya vatandaşlığına geçerek Borzecki soyadını almıştır. Moskova’da 1963 yılında geçirdiği kalp krizi sonucunda hayatını kaybetmiştir. Mezarı Moskova’da bulunmaktadır. Türk vatandaşlığından çıkarılan Nazım Hikmet, ölümünden 46 yıl sonra 5 Ocak 2009 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile vatandaşlıktan çıkarılma işlemi iptal edilmiştir." Alıntı...
“Kemal’ciğim,
Çok şükür mektubun geldi. Az daha telgraf çekiyordum. Hastalandın diye düşündüm. Sinirlendim. Üzüldüm. Bilirsin ya, Çankırı’da da Piraye’den mektup gelmeyince ne hale girerdim. Bugün o haldeydim ve Piraye de: “Şimdi bana neden öyle ikide bir telgraf çekermişsin anlıyorum,” dedi.

Yukarda bir örneğini verdiğim mektup, ünlü bir Türk şairinin, ünlü bir Türk romancısına yazdığı eşsiz satırlardır.
Nazım Hikmet gibi değerli bir şahsiyetin neden 18 yılını hapishanelerde 12 yılını da sürgünde geçirdiğini anlamak gerçekten zor geliyor. Türk milleti adına bir utanç vesilesidir.

1930'lu ve !940'lı yıllarda ki Türkiye'nin sosyoekonomik durumunu da gözler önüne sermesiyle de ayrı bir öneme sahip. Maddi imkansızlıklar, düşünce özgürlüğünün olmayışı, sürgünler vs.

Kitaba ilk başladığımda Piraye ile Nazım'ın arası gayet iyi ve sıcaktı. Yıllar geçtikçe aralarında bir soğukluk sezmeye başladım. Sonra ayrıldılar sanıyorum. Cezaevinde yaşayan insanların psikolojik tahlillerini bilseydi Piraye belki daha çok şans verebilirdi. Ketum yapısı sebebiyle Nazım'ı bir kalemde sildi.

Bu kitabı uzun yıllar unutmayacağım bir başyapıt olarak kütüphanemde saklayacağım. Yıllarını dört duvar arasında geçiren insanların yaşama sevinçlerini ve hayat ile giriştikleri büyük mücadeleyi takdirle okudum.

Çok büyük ve değerli üstad Nazım Hikmet sizi en kalbi duygularımla selamlıyorum.
Şiirleriyle bildiğimiz Nazım Hikmet’in roman türündeki eserlerinden biri: Kan Konuşmaz. Yabancı kelimeler olduğu için sık sık kitabı kesip TDK sitesine baksam da okuma keyfim hiç kesilmedi. Merak ederek başladığım ve merak ederek bitirdiğim bir kitap oldu.

Meşrutiyet sonrasındaki yıllardan başlayıp cumhuriyetin ilk yıllarına kadar devam eden romanda, tornacı Nuri Usta’nın hayatı konu ediliyor. Aslında roman çok uzun bir zamanı kapsıyor. Kitaba Nuri Usta’nın yanında başlıyoruz, onun hayat hikayesi anlatılıyor ancak sonradan hikaye değişerek Nuri Usta’nın oğlu Ömer başkarakter oluyor. Yeşilçam tadı aldığımı da söylemeden edemeyeceğim :)

Osmanlı Devleti’nin son yıllarında yaşayan Nuri Usta ve çevresi bize o dönem İstanbul halkının tabanını anlatıyor. İttihatçılık iyi midir kötü mü? Gavurlar sadece müslümanlarla mı savaşır? Yoksa müslüman ile müslüman da savaşır mı? Bunlara cumhuriyet sonrası bir de sol-sağ muhabbeti eklenmiştir. Aklı bu tür sorulara cevap bulamamış, tartıştıkları şeylerin ne olduğundan bile habersiz bir halk mevcuttur. Kitap da bize gösteriyor ki Osmanlının son dönemi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarındaki halk için tarihimizin kafası en karışık insanları diyebiliriz. Bunlar kitapta alenen belli edilip işlenmese de kısım kısım bahsi geçtiğinde döneme dair bazı çıkarımlar yapabilirsiniz. Yani roman Nuri Usta ve çevresinin etrafında şekillenirken bize dönemin insanlarının cehaletini, kafa karışıklığını ve sosyal hayatını anlatıyor.

Bu tip kitapları, içerisinde geçen olaylardan çok çağının arka planını anlattığı için değerli buluyorum. Siz de okuduklarınızdan dönem çıkarımı yapmaya meraklıysanız seveceksiniz bu kitabı.

İyi okumalar.
Nazım Hikmet Ran

Kendisini küçükken bulmaca çözdüğüm gazetelerin bulmaca sayfalarında tanıdım. Ve soru şuydu: Ünlü şairimiz Nazım Hikmet'in soyadı nedir? Garip gelse de bu şekilde tanıştım kendisiyle.

Değerli şairimizin bu kitabı bir derleme şeklinde çeşitli zamanlarda yazdığı şiirlerden oluşuyor. Kısaca pek tanıdık gelen şiir olmadı. Popüler olan bu şiir hemen dikkatimi çekti:
###
Çocuklar inanın inanın çocuklar
Güzel günler göreceğiz güneşli günler
Motorları maviliklere süreceğiz
Güzel günler göreceğiz güneşli günler

Şairimiz şiirlerini serbest ölçüyle yazdığı için bir kafiye düzeni yoktur. Kendisi fütürizmin Türkiye' de ki ilk temsilcilerinden biridir. Sürekli gelecek, özgürlük, birlik ve beraberlik gibi konuları işlemiştir.

Ayrıca bu kitap, şairimizin ilk kitabı olmasıyla da ayrı bir öneme sahiptir.

Yazarın biyografisi

Adı:
Nazım Hikmet Ran
Unvan:
Şair, Oyun Yazarı
Doğum:
Selanik, Osmanlı, 15 Ocak 1902
Ölüm:
Moskova, Sscb, 3 Haziran 1963
Nâzım Hikmet Ran (15 Ocak 1902 – 3 Haziran 1963), daha çok Nâzım Hikmet olarak bilinen Türk şair, oyun yazarı, romancı, anı yazarı. "Romantik komünist" ve "romantik devrimci" olarak tanımlanır. Siyasi inançları yüzünden defalarca tutuklanmış ve yetişkin yaşamının büyük bölümünü hapiste ya da sürgünde geçirmiştir. Şiirleri elliden fazla dile çevrilmiş ve eserleri birçok ödül almıştır.

Yasaklı olduğu yıllarda Orhan Selim, Ahmet Oğuz, Mümtaz Osman ve Ercüment Er adlarını da kullanmıştır. İt Ürür Kervan Yürür kitabı Orhan Selim imzasıyla çıkmıştır. Türkiye'de serbest nazımın ilk uygulayıcısı ve çağdaş Türk şiirinin en önemli isimlerindendir. Uluslararası bir üne ulaşmıştır ve dünyada 20. yüzyılın en büyük şairleri arasında gösterilmektedir.

Şiirleri yasaklanan ve yaşamı boyunca yazdıkları yüzünden 11 ayrı davadan yargılanan Nâzım Hikmet, İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde 12 yılı aşkın süre yattı. 1951 yılında Türkiye vatandaşlığından çıkarıldı, 5 Ocak 2009 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile yeniden Türkiye vatandaşlığına alındı. Türkiye'de, ölümünden iki yıl sonra 1965'te şiirleriyle yeniden önem kazandı. Mezarı Moskova'da bulunmaktadır.

Yaşamı

Nâzım Hikmet 15 Ocak 1902'de Selanik'te doğdu. Aslen 20 Kasım 1901 olan doğum tarihi ailesi tarafından sene kaybetmemesi için daha geç kaydettirildi.

İlk şiiri Feryad-ı Vatanı 3 Temmuz 1913'te yazdı. Aynı yıl Mekteb-i Sultani'nde ortaokula başladı. 1917'de Heybeliada Bahriye Mektebine girdi, fakat sağlık sorunları nedeniyle bahriyeden ayrıldı. Bu sıradaHamidiye Kruvazörü'nde güverte subayıydı.

Nâzım Hikmet, 1920'de arkadaşı Vâlâ Nureddin ile Milli Mücadele'ye katılmak üzere ailesinden habersiz Anadolu'ya geçti, Bolu'da öğretmenlik yaptı. Daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’nde siyasal bilimler ve iktisat okudu. 1921'de gittiği Moskova’da devrimin ilk yıllarına tanık oldu veKomünizm ile tanıştı. 1924'te Moskova'da yayınlanan ilk şiir kitabı 28 Kanunisani sahnelendi. O yıl Türkiye'ye dönerek Aydınlık Dergisinde çalışmaya başladı, ancak dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl hapsi istenince tekrar Sovyetler Birliği'ne gitti. 1928’de Af Kanunundan yararlandı ve Türkiye'ye döndü. Bu defa Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladı. 1938'de yirmi sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı. 12 sene süren tutukluluktan sonra askere alınacağı ve öldürüleceği endişesiyle 1950 yılında Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği'ne giden Nâzım, 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulunca Türkiye vatandaşlığından çıkarılmasının ardından, büyük dedesi Mustafa Celaleddin Paşa(Konstantin Borzecki)'nın memleketi olanPolonya'nın vatandaşlığına geçerek Borzecki soyadını aldı. 3 Haziran 1963 tarihinde ise, Nâzım Hikmet geçirdiği bir kalp krizi neticesinde hayata gözlerini yumdu.

Ailesi

Babası, Matbuat Umum müdürlüğü ve Hamburg konsolosluğu yapmış olan Hikmet Bey, annesi Ayşe Celile Hanım'dır. Celile Hanım piyano çalan, resim yapan, Fransızca bilen bir kadındır. Celile Hanım, bir dilci ve eğitimci de olan Hasan Enver Paşa'nın kızıdır. Hasan Enver Paşa, Polonya'dan 1848 Ayaklanmaları sırasında Osmanlı İmparatorluğu'na göç eden ve Osmanlı vatandaşı olunca Mustafa Celalettin Paşa adını alan Konstantin Borzecki'dir (Lehçe: Konstanty Borzęcki, d. 1826 - ö. 1876) oğludur. Mustafa Celaleddin Paşa Osmanlı Ordusu'nda subay olarak görev yapmış ve Türk tarihi üzerine önemli bir eser olan "Les Turcs anciens et modernes" (Eski ve yeni Türkler) kitabını yazmıştır. Celile Hanım'ın annesi ise Alman kökenli Osmanlı generali Mehmet Ali Paşa'nın yani Ludwig Karl Friedrich Detroit'in kızı olan Leyla Hanım'dır. Celile Hanım'ın kız kardeşi Münevver Hanım, şair Oktay Rifat'ın annesidir.

Babası Hikmet Bey, Selanik'te, Hariciye Nezareti'nde (Dışişleri Bakanlığı) çalışan bir memurdur. Diyarbakır, Halep, Konya ve Sivas valilikleri yapmış olan Nazım Paşa'nın oğludur. Mevlevi tarikatından olan Nazım Paşa aynı zamanda bir özgürlükçüdür. Kendisi Selanik'in son valisidir. Hikmet Bey henüz Nazım'ın çocukluğunda memuriyetten ayrılır ve ailece Halep'e, Nazım'ın dedesinin yanına giderler. Orada yeni bir iş ve hayat kurmaya çalışırlar. Başarısız olunca İstanbul'a gelirler. Hikmet Bey'in İstanbul'daki iş kurma denemeleri de iflasla neticelenir ve hiç hoşlanmadığı memuriyet hayatına geri döner. Fransızca bildiği için yeniden Hariciye'ye atanır.

Üslubu ve Başarıları

İlk şiirlerini hece ölçüsü ile yazmaya başladı ancak içerik bakımından diğer hececilerden farklıydı. Şiirsel gelişimi arttıkça hece ölçüsü ile yetinmemeye ve şiiri için yeni formlar aramaya başladı.Sovyetler Birliği'nde yaşadığı ilk yıllar olan 1922 ile 1925 arası bu arayış doruğa çıktı. Hem içerik hem de biçim bakımından dönemindeki şairlerden farklıydı. Hece ölçüsünden ayrılarak Türkçenin vokal özellikleri ile ahenk oluşturan serbest ölçüyü benimsedi. Mayakovski ve fütürizm taraftarı genç Sovyet şairlerinden esinlendi.

Şiirlerinden birçoğu Fuat Saka, Volkan Konak, Grup Yorum, Ezginin Günlüğü, Zülfü Livaneli gibi sanatçılar tarafından bestelendi. Ünol Büyükgönenç tarafından özgün bir şekilde yorumlanmış olan küçük bir kısmı ise 1979'da "Güzel Günler Göreceğiz" ismiyle kaset olarak çıktı. Birkaç şiiri ise Yunan besteci Manos Loïzos tarafından bestelendi. Ayrıca bazı şiirleri Yeni Türkü'nün eski üyesi Selim Atakan ve Cem Karaca(Çok Yorgunum) tarafından bestelenmiştir. Ayrıca Fuat Saka'nın da biri Demir Gökgöl ile olmak üzere iki adet Nâzım Hikmet şiirlerinin bestelendiği şarkıları ıçeren albümü vardır.

UNESCO nun ilan ettiği 2002 Nazım Hikmet yılı için besteci Suat Özönder " ŞARKILARDA NAZIM HİKMET" adlı bir album hazırladı. Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığının katkılarıyla, Yeni Dünya plak şirketi tarafından hayata geçirildi.

Davaları ve Sürgün

1925 yılından başlamak üzere şiirleri ve yazıları yüzünden birçok kere yargılandı. 1938 yılında orduyu ayaklanmaya kışkırtmaya çalıştığı gerekçesiyle 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı. İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde 12 yılı aşkın kaldı. Bursa cezaevinde kaldığı yılları anlatan Mavi Gözlü Dev adlı film 2007 yılında vizyona girmiştir. 1950 yılında bir af yasasıyla salıverildi. Ancak sürekli izlendiği ve çürüğe ayrıldığı halde 48 yaşında yeniden askerlik yapmaya çağrılması ve öldürüleceği yolundaki duyumlar üzerine yurtdışına kaçtı. 17 Haziran 1951 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından Türkiye vatandaşlığından çıkarılmasına karar verildi. Sovyetler Birliği'nde Moskova yakınlarındaki yazarlar köyünde ve daha sonra da, eşi Vera Tulyakova (Hikmet)ile Moskova'da yaşadı. Memleket dışında geçirdiği yıllarda Bulgaristan, Macaristan, Fransa, Küba, Mısır gibi dünya memleketlerini dolaştı, buralarda konferanslar düzenledi, savaş ve emperyalizm karşıtı eylemlere katıldı, radyo programları yaptı. Budapeşte Radyosu ve Bizim Radyo bunlardan bazılarıdır. Bu konuşmaların bir kısmı bugüne ulaşmıştır.

Davaları


1925 Ankara İstiklal Mahkemesi Davası
1927-1928 İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1928 Rize Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1928 Ankara Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1931 İstanbul İkinci Asliye Ceza Mahkemesi Davası
1933 İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1933 İstanbul Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesi Davası
1933-1934 Bursa Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1936-1937 İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1938 Harp Okulu Komutanlığı Askeri Mahkemesi Davası
1938 Donanma Komutanlığı Askeri Mahkemesi Davası


Ölümü ve sonrası

3 Haziran 1963 sabahı saat 06:30'da gazetesini almak üzere 2. kattaki dairesinden apartman kapısına yürümüş ve tam gazetesine uzanırken geçirdiği kalp krizi sonucunda ölmüştür. Ölümü üzerine Sovyet Yazarlar Birliği salonunda yapılan törene yerli yabancı yüzlerce sanatçı iştirak etmiş ve tören siyah beyaz olarak kaydedilmiştir. Ünlü Novo-Deviçye Mezarlığı'nda (Новодевичье кладбище) gömülüdür. Mezar taşı siyah bir granitten olup meşhur şiirlerinden biri olan rüzgâra karşı yürüyen adam figürü taş üzerinde ebedileştirilmiştir.

Şair Nâzım Hikmet'in 2008 yılının ilk günlerinde, eşi Piraye'nin torunu Kerem Bengü tarafından, Piraye'nin evrakları arasında, “Dört Güvercin” adında bir şiiri ve 3 adet tamamlanmamış roman taslağı bulundu.

Yeniden Türk vatandaşlığına alınması

2006 yılında Bakanlar Kurulunun Türk vatandaşlığından çıkarılmalar ile ilgili yeni bir düzenleme yapması durumu belirdi. Yıllardır tartışılmakta olan Nâzım Hikmet'in Türk vatandaşlığına yeniden kabul edilmesi yolu açılmış gibi gözükmesine rağmen Bakanlar Kurulu bu maddenin sadece yaşamakta olanlar için düzenlendiğini ve Nâzım Hikmet'i kapsamadığını öne sürerek bu öneriyi reddetti. Dönemin İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, İçişleri Komisyonu'nda"Tasarıda, şahsa bağlı hak olduğu için bizzat müracaat etmesi gerekir. Arkadaşlarım da olumlu şeyler belirttiler, komisyonda görüşülür, bir karar verilir"dedi.

2009 yılının 5 Ocak Günü "Nâzım Hikmet Ran'ın Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkartılmasına ilişkin Bakanlar Kurulu kararının yürürlükte kaldırılmasına ilişkin önerge" Bakanlar Kurulu'nda imzaya açıldı.

Nâzım Hikmet Ran'a yeniden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının iade edilmesine ilişkin bir kararname hazırladıklarını ve bu teklifin imzaya açıldığını ifade eden Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek yaptığı açıklamada, 1951 yılında vatandaşlıktan çıkartılan Nâzım Hikmet Ran'ın yeniden Türk vatandaşı olmasına ilişkin önerinin Bakanlar Kurulu'nca oylanarak kabul edildiğini söyledi.

Bakanlar Kurulu'nun 05.01.2009 tarihinde aldığı bu karar, 10.01.2009 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlandı ve Nâzım Hikmet Ran, 58 yıl sonra yeniden Türk vatandaşı oldu.

Yazar istatistikleri

  • 3.775 okur beğendi.
  • 7.339 okur okudu.
  • 202 okur okuyor.
  • 4.053 okur okuyacak.
  • 77 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları