Nazım Hikmet Ran

Yazar 9,1/10 · 1105 Oy · 54 kitap · 4648 okunma ·  2712 beğeni

Yazarın Bilgileri

  • Yazarın Adı:
    Nazım Hikmet Ran
  • Unvan:
    Şair, Oyun Yazarı
  • Doğum:
    Selanik, Osmanlı 15 Ocak 1902
  • Ölüm:
    Moskova, Sscb 3 Haziran 1963

Yazar İstatistikleri

2.712 okur beğendi.
1.105 puanlama · 2.004 alıntı
31 haber · 22.383 gösterim
4.648 okur kitaplarını okudu.
2.584 okur kitaplarını okumayı planlıyor.
95 okur kitaplarını şu anda okuyor.
40 okur kitaplarını yarım bıraktı.

Paylaş

ya da direk bağlantıyı paylaş

Nazım Hikmet Ran'ın Biyografisi

(Nazım Hikmet Ran, 3 Mart 2013-9 Mart 2013 tarihleri arasında 1000Kitap'ta haftanın yazarı seçildi.)
Nâzım Hikmet Ran (15 Ocak 1902 – 3 Haziran 1963), daha çok Nâzım Hikmet olarak bilinen Türk şair, oyun yazarı, romancı, anı yazarı. "Romantik komünist" ve "romantik devrimci" olarak tanımlanır. Siyasi inançları yüzünden defalarca tutuklanmış ve yetişkin yaşamının büyük bölümünü hapiste ya da sürgünde geçirmiştir. Şiirleri elliden fazla dile çevrilmiş ve eserleri birçok ödül almıştır.

Yasaklı olduğu yıllarda Orhan Selim, Ahmet Oğuz, Mümtaz Osman ve Ercüment Er adlarını da kullanmıştır. İt Ürür Kervan Yürür kitabı Orhan Selim imzasıyla çıkmıştır. Türkiye'de serbest nazımın ilk uygulayıcısı ve çağdaş Türk şiirinin en önemli isimlerindendir. Uluslararası bir üne ulaşmıştır ve dünyada 20. yüzyılın en büyük şairleri arasında gösterilmektedir.

Şiirleri yasaklanan ve yaşamı boyunca yazdıkları yüzünden 11 ayrı davadan yargılanan Nâzım Hikmet, İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde 12 yılı aşkın süre yattı. 1951 yılında Türkiye vatandaşlığından çıkarıldı, 5 Ocak 2009 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile yeniden Türkiye vatandaşlığına alındı. Türkiye'de, ölümünden iki yıl sonra 1965'te şiirleriyle yeniden önem kazandı. Mezarı Moskova'da bulunmaktadır.

Yaşamı

Nâzım Hikmet 15 Ocak 1902'de Selanik'te doğdu. Aslen 20 Kasım 1901 olan doğum tarihi ailesi tarafından sene kaybetmemesi için daha geç kaydettirildi.

İlk şiiri Feryad-ı Vatanı 3 Temmuz 1913'te yazdı. Aynı yıl Mekteb-i Sultani'nde ortaokula başladı. 1917'de Heybeliada Bahriye Mektebine girdi, fakat sağlık sorunları nedeniyle bahriyeden ayrıldı. Bu sıradaHamidiye Kruvazörü'nde güverte subayıydı.

Nâzım Hikmet, 1920'de arkadaşı Vâlâ Nureddin ile Milli Mücadele'ye katılmak üzere ailesinden habersiz Anadolu'ya geçti, Bolu'da öğretmenlik yaptı. Daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’nde siyasal bilimler ve iktisat okudu. 1921'de gittiği Moskova’da devrimin ilk yıllarına tanık oldu veKomünizm ile tanıştı. 1924'te Moskova'da yayınlanan ilk şiir kitabı 28 Kanunisani sahnelendi. O yıl Türkiye'ye dönerek Aydınlık Dergisinde çalışmaya başladı, ancak dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl hapsi istenince tekrar Sovyetler Birliği'ne gitti. 1928’de Af Kanunundan yararlandı ve Türkiye'ye döndü. Bu defa Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladı. 1938'de yirmi sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı. 12 sene süren tutukluluktan sonra askere alınacağı ve öldürüleceği endişesiyle 1950 yılında Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği'ne giden Nâzım, 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulunca Türkiye vatandaşlığından çıkarılmasının ardından, büyük dedesi Mustafa Celaleddin Paşa(Konstantin Borzecki)'nın memleketi olanPolonya'nın vatandaşlığına geçerek Borzecki soyadını aldı. 3 Haziran 1963 tarihinde ise, Nâzım Hikmet geçirdiği bir kalp krizi neticesinde hayata gözlerini yumdu.

Ailesi

Babası, Matbuat Umum müdürlüğü ve Hamburg konsolosluğu yapmış olan Hikmet Bey, annesi Ayşe Celile Hanım'dır. Celile Hanım piyano çalan, resim yapan, Fransızca bilen bir kadındır. Celile Hanım, bir dilci ve eğitimci de olan Hasan Enver Paşa'nın kızıdır. Hasan Enver Paşa, Polonya'dan 1848 Ayaklanmaları sırasında Osmanlı İmparatorluğu'na göç eden ve Osmanlı vatandaşı olunca Mustafa Celalettin Paşa adını alan Konstantin Borzecki'dir (Lehçe: Konstanty Borzęcki, d. 1826 - ö. 1876) oğludur. Mustafa Celaleddin Paşa Osmanlı Ordusu'nda subay olarak görev yapmış ve Türk tarihi üzerine önemli bir eser olan "Les Turcs anciens et modernes" (Eski ve yeni Türkler) kitabını yazmıştır. Celile Hanım'ın annesi ise Alman kökenli Osmanlı generali Mehmet Ali Paşa'nın yani Ludwig Karl Friedrich Detroit'in kızı olan Leyla Hanım'dır. Celile Hanım'ın kız kardeşi Münevver Hanım, şair Oktay Rifat'ın annesidir.

Babası Hikmet Bey, Selanik'te, Hariciye Nezareti'nde (Dışişleri Bakanlığı) çalışan bir memurdur. Diyarbakır, Halep, Konya ve Sivas valilikleri yapmış olan Nazım Paşa'nın oğludur. Mevlevi tarikatından olan Nazım Paşa aynı zamanda bir özgürlükçüdür. Kendisi Selanik'in son valisidir. Hikmet Bey henüz Nazım'ın çocukluğunda memuriyetten ayrılır ve ailece Halep'e, Nazım'ın dedesinin yanına giderler. Orada yeni bir iş ve hayat kurmaya çalışırlar. Başarısız olunca İstanbul'a gelirler. Hikmet Bey'in İstanbul'daki iş kurma denemeleri de iflasla neticelenir ve hiç hoşlanmadığı memuriyet hayatına geri döner. Fransızca bildiği için yeniden Hariciye'ye atanır.

Üslubu ve Başarıları

İlk şiirlerini hece ölçüsü ile yazmaya başladı ancak içerik bakımından diğer hececilerden farklıydı. Şiirsel gelişimi arttıkça hece ölçüsü ile yetinmemeye ve şiiri için yeni formlar aramaya başladı.Sovyetler Birliği'nde yaşadığı ilk yıllar olan 1922 ile 1925 arası bu arayış doruğa çıktı. Hem içerik hem de biçim bakımından dönemindeki şairlerden farklıydı. Hece ölçüsünden ayrılarak Türkçenin vokal özellikleri ile ahenk oluşturan serbest ölçüyü benimsedi. Mayakovski ve fütürizm taraftarı genç Sovyet şairlerinden esinlendi.

Şiirlerinden birçoğu Fuat Saka, Volkan Konak, Grup Yorum, Ezginin Günlüğü, Zülfü Livaneli gibi sanatçılar tarafından bestelendi. Ünol Büyükgönenç tarafından özgün bir şekilde yorumlanmış olan küçük bir kısmı ise 1979'da "Güzel Günler Göreceğiz" ismiyle kaset olarak çıktı. Birkaç şiiri ise Yunan besteci Manos Loïzos tarafından bestelendi. Ayrıca bazı şiirleri Yeni Türkü'nün eski üyesi Selim Atakan ve Cem Karaca(Çok Yorgunum) tarafından bestelenmiştir. Ayrıca Fuat Saka'nın da biri Demir Gökgöl ile olmak üzere iki adet Nâzım Hikmet şiirlerinin bestelendiği şarkıları ıçeren albümü vardır.

UNESCO nun ilan ettiği 2002 Nazım Hikmet yılı için besteci Suat Özönder " ŞARKILARDA NAZIM HİKMET" adlı bir album hazırladı. Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığının katkılarıyla, Yeni Dünya plak şirketi tarafından hayata geçirildi.

Davaları ve Sürgün

1925 yılından başlamak üzere şiirleri ve yazıları yüzünden birçok kere yargılandı. 1938 yılında orduyu ayaklanmaya kışkırtmaya çalıştığı gerekçesiyle 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı. İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde 12 yılı aşkın kaldı. Bursa cezaevinde kaldığı yılları anlatan Mavi Gözlü Dev adlı film 2007 yılında vizyona girmiştir. 1950 yılında bir af yasasıyla salıverildi. Ancak sürekli izlendiği ve çürüğe ayrıldığı halde 48 yaşında yeniden askerlik yapmaya çağrılması ve öldürüleceği yolundaki duyumlar üzerine yurtdışına kaçtı. 17 Haziran 1951 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından Türkiye vatandaşlığından çıkarılmasına karar verildi. Sovyetler Birliği'nde Moskova yakınlarındaki yazarlar köyünde ve daha sonra da, eşi Vera Tulyakova (Hikmet)ile Moskova'da yaşadı. Memleket dışında geçirdiği yıllarda Bulgaristan, Macaristan, Fransa, Küba, Mısır gibi dünya memleketlerini dolaştı, buralarda konferanslar düzenledi, savaş ve emperyalizm karşıtı eylemlere katıldı, radyo programları yaptı. Budapeşte Radyosu ve Bizim Radyo bunlardan bazılarıdır. Bu konuşmaların bir kısmı bugüne ulaşmıştır.

Davaları


1925 Ankara İstiklal Mahkemesi Davası
1927-1928 İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1928 Rize Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1928 Ankara Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1931 İstanbul İkinci Asliye Ceza Mahkemesi Davası
1933 İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1933 İstanbul Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesi Davası
1933-1934 Bursa Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1936-1937 İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1938 Harp Okulu Komutanlığı Askeri Mahkemesi Davası
1938 Donanma Komutanlığı Askeri Mahkemesi Davası


Ölümü ve sonrası

3 Haziran 1963 sabahı saat 06:30'da gazetesini almak üzere 2. kattaki dairesinden apartman kapısına yürümüş ve tam gazetesine uzanırken geçirdiği kalp krizi sonucunda ölmüştür. Ölümü üzerine Sovyet Yazarlar Birliği salonunda yapılan törene yerli yabancı yüzlerce sanatçı iştirak etmiş ve tören siyah beyaz olarak kaydedilmiştir. Ünlü Novo-Deviçye Mezarlığı'nda (Новодевичье кладбище) gömülüdür. Mezar taşı siyah bir granitten olup meşhur şiirlerinden biri olan rüzgâra karşı yürüyen adam figürü taş üzerinde ebedileştirilmiştir.

Şair Nâzım Hikmet'in 2008 yılının ilk günlerinde, eşi Piraye'nin torunu Kerem Bengü tarafından, Piraye'nin evrakları arasında, “Dört Güvercin” adında bir şiiri ve 3 adet tamamlanmamış roman taslağı bulundu.

Yeniden Türk vatandaşlığına alınması

2006 yılında Bakanlar Kurulunun Türk vatandaşlığından çıkarılmalar ile ilgili yeni bir düzenleme yapması durumu belirdi. Yıllardır tartışılmakta olan Nâzım Hikmet'in Türk vatandaşlığına yeniden kabul edilmesi yolu açılmış gibi gözükmesine rağmen Bakanlar Kurulu bu maddenin sadece yaşamakta olanlar için düzenlendiğini ve Nâzım Hikmet'i kapsamadığını öne sürerek bu öneriyi reddetti. Dönemin İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, İçişleri Komisyonu'nda"Tasarıda, şahsa bağlı hak olduğu için bizzat müracaat etmesi gerekir. Arkadaşlarım da olumlu şeyler belirttiler, komisyonda görüşülür, bir karar verilir"dedi.

2009 yılının 5 Ocak Günü "Nâzım Hikmet Ran'ın Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkartılmasına ilişkin Bakanlar Kurulu kararının yürürlükte kaldırılmasına ilişkin önerge" Bakanlar Kurulu'nda imzaya açıldı.

Nâzım Hikmet Ran'a yeniden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının iade edilmesine ilişkin bir kararname hazırladıklarını ve bu teklifin imzaya açıldığını ifade eden Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek yaptığı açıklamada, 1951 yılında vatandaşlıktan çıkartılan Nâzım Hikmet Ran'ın yeniden Türk vatandaşı olmasına ilişkin önerinin Bakanlar Kurulu'nca oylanarak kabul edildiğini söyledi.

Bakanlar Kurulu'nun 05.01.2009 tarihinde aldığı bu karar, 10.01.2009 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlandı ve Nâzım Hikmet Ran, 58 yıl sonra yeniden Türk vatandaşı oldu.

Nazım Hikmet Ran'ın Kitapları Kitap Ekle

9,1/ 10  (243 Oy) ·  823 Okunma
9,2/ 10  (146 Oy) ·  666 Okunma
3. Bütün Şiirleri (Kutulu Tek Cilt)
9,4/ 10  (88 Oy) ·  332 Okunma
4. Kuvâyi Milliye (Şiirler 3)
9,1/ 10  (60 Oy) ·  238 Okunma
6. 835 Satır (Şiirler 1)
9,0/ 10  (64 Oy) ·  210 Okunma
8,9/ 10  (53 Oy) ·  182 Okunma
9. İlk Şiirler (Şiirler 8)
9,0/ 10  (26 Oy) ·  169 Okunma
10. Büyük İnsanlık (Kendi Sesinden Şiirler)
9,2/ 10  (49 Oy) ·  155 Okunma
11. Ne Güzel Şey Hatırlamak Seni (Genco Erkal'ın Sesinden Nazım Hikmet Şiirleri CD'li)
9,3/ 10  (49 Oy) ·  154 Okunma
12. Son Şiirleri (Şiirler 7)
8,8/ 10  (23 Oy) ·  150 Okunma
9,2/ 10  (21 Oy) ·  114 Okunma
15. Nazım İle Piraye (Mektuplar 1)
9,3/ 10  (14 Oy) ·  82 Okunma
8,3/ 10  (15 Oy) ·  76 Okunma
17. Kan Konuşmaz (Romanlar 1)
8,8/ 10  (16 Oy) ·  64 Okunma
18. Yeşil Elmalar (Romanlar 2)
8,2/ 10  (13 Oy) ·  61 Okunma
8,9/ 10  (8 Oy) ·  40 Okunma
Bütün Kitapları Göster
Ülkü Uçgun, bir alıntı ekledi.
15 Eyl 2014

Tahir olmak da ayıp değil,
Zühre olmak da..
Hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş,Tahirle Zühre olabilmekte,
yani yürekte..
Meselâ,bir barikatta dövüşerek
meselâ,kuzey kutbunu keşfe giderken,
meselâ denerken damarlarında bir serumu,
ölmek ayıp olur mu?
Tahir olmak da ayıp değil,Zühre olmak da..
Hattâ sevda yüzünden,ölmek de ayıp değil.
Seversin dünyayı doludizgin,
ama o bunun farkında değildir.
Ayrılmak istemezsin dünyadan,
ama o senden ayrılacak.
Yani sen elmayı seviyorsun diye,
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahir'i Zühre sevmeseydi,artık
yahut hiç sevmeseydi,
Tahir ne kaybederdi Tahir'liğinden?
Tahir olmak da ayıp değil,Zühre olmak da..
Hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil..

Nazım Hikmet RanNazım Hikmet Ran
Nur-AL, bir alıntı ekledi.
10 Mar 2015

Yalnızlık insana çok şey öğretirmiş.
Ama sen gitme, ben cahil kalayım.

Nazım Hikmet RanNazım Hikmet Ran
Sadettin TANIK, bir alıntı ekledi.
 29 Ara 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Kitaba düştüm,
sabahtan akşama kadar okuyorum.
Kitaplar akıllı
kitaplar aptal.
Kitaplar büyük
kitaplar çocuk.
Kitaplar en uzak, en güzel yolculuk
fakat kısır
fakat sensiz...

Memleketimden İnsan Manzaraları, Nazım Hikmet Ran (Sayfa 494 - YKY  32. Baskı - 2016)Memleketimden İnsan Manzaraları, Nazım Hikmet Ran (Sayfa 494 - YKY 32. Baskı - 2016)
Ferah, bir alıntı ekledi.
12 Eki 2015

''Okuman lazım evlat.
Evirip çevirmeyi, göze girmeyi, falan filan
bırakıp
okuman....
Bir düşün oğlum,
bir düşün.''

Nazım Hikmet RanNazım Hikmet Ran
Nur-AL, bir alıntı ekledi.
21 Haz 2015

Nasıl öfkelenmem düşündükçe memleketimi. Çırpınıyor ayakları altında bir avuç hergelenin..

Nazım Hikmet RanNazım Hikmet Ran
Ferah, bir alıntı ekledi.
01 Oca 2015

Şehrime gel sevgili.
Yarın çık gel.
Bırak her şeyi, bir bekleyenim var de gel.
Gel ki bu şehir adımlarınla anlamlansın.
Gel ki bu şehir nefretim olmaktan çıksın.
Gel ki nefes alayım.
Gel...

Nazım Hikmet RanNazım Hikmet Ran
Ferah, bir alıntı ekledi.
23 Oca 2015

"Çok şükür aşığım ...Bana öyle geliyor ki bir tek insana, yüz milyonlarca insana, bir tek ağaca, bütün ormana, tek bir düşünceye, bir çok düşünceye ve fikre aşık olmadan yaşamak, yaşamak değildir...''

Nazım Hikmet RanNazım Hikmet Ran
Eşref Kebikeç, bir alıntı ekledi.
01 Eki 2015

Saat dört,
            yoksun.
Saat beş,
            yok.
Altı, yedi,
ertesi gün,
daha ertesi
ve belki
             kim bilir...

Nazım Hikmet RanNazım Hikmet Ran
Sadettin TANIK, bir alıntı ekledi.
16 Ağu 2015

Bitten, açlıktan, sıtmadan betersiniz.
Yüz Türkiye olsa, elinizden de gelse
yüzünü de zincire vurur, yüz kere satarsınız.
Milletimin en talihsiz gecesi
ana rahmine düştüğünüz gecedir.

Nazım Hikmet RanNazım Hikmet Ran
Nazlı Demir, bir alıntı ekledi.
24 Mar 00:07

Yaşamak şakaya gelmez
Büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
Bir sincap gibi mesela..
Yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden

Üç Şiir, Nazım Hikmet RanÜç Şiir, Nazım Hikmet Ran
Bütün Alıntıları Göster

Nazım Hikmet Ran ile iligli okur yorumları Yorum Ekle

3 Haziran 1963

Nazım Hikmet 3 Haziran 1963 sabahı kapıya bırakılan gazete ve mektupları almak için yatağından kalktı.1952'de geçirdiği kalp krizinden sonra hasta bir kalple yaşamaya alışmıştı belki. Bursa mahpushanesinde geçirdiği yıllardan biliyordu kalbinin durumunu. Yine de son yıllarda ölüm daha bir düşüyordu aklına ve dizelerine... Ölümünden birkaç ay önce yazdığı şiirde şöyle diyordu:

Bizim avludan mı kalkacak cenazem?
Nasıl indireceksiniz beni üçüncü
kattan?
Asansöre sığmaz tabut,
Merdivenler daracaık
..."

Kapıdaki gazeteleri aldıktan sonra kalbi durdu. Sessizce öldü. Sessizce, çünkü karısı çıkan değil, çıkmayan seslerden korkarak fırladı yataktan. Nazım'la Son Söyleşimiz adlı kitabında o anı şöyle anlatıyor: "Koridora fırladım ve askılığın yanında, yerde gördüm seni. Sırtınla kapıya yaslanmış, elinle yere dayanmış, bir bacağını Türk usulünce altına almış, ötekini hafifçe ileriye uzatmış, oturuyordun. Beyaz ve alışılmadık bir şekilde sakin yüzünün anlatımından daha ilk saniyede anladım ölmüş olduğunu."

Hasan Hüseyin devam ediyor:
"...
yıllar var ki ter içinde
taşıdım ben bu yükü
bıraktım acının alkışlarına
3 haziran '63'ü
..."

Nazım Hikmet'in cenazesi iki gün sonra Novadeviçiy Mezarlığı'na defnedildi. En ünlü Rusların gömülü olduğu bu mezarlıkta, Turgenyev, Çehov, Gogol ve Mayakovski gibi yazar ve şairlere komşu oldu.

Haluk Oral'ın yazısından..
Saygı, özlem ve de rahmetle...

"O yıllarda Gülhane Parkı'nda, eski saraya yakın olan Alay Köşkü'nde sık sık edebiyat akşamları tertip ediliyordu. Bu akşamlardan birinde, şair arkadaşlarımdan biri ile ben de hazır bulundum. Akşamı tertipteyen heyetin başkanı Peyami Safa, Nazım Hikmet'i dinleyicilere, "ünlü Türk şairi" diye tanıttı.
Nazım, şiirlerini okumaya başladı. Şiirler arasında "Güneşi İçenlerin Türküsü"de vardı. Biz de o zamanlar şiir yazıyor ya da yazdığımızı sanıyorduk. Yahya Kemal'in etkisi altında idik, yabancı şairlerden Baudlaire ve Verlaine'ı seviyorduk. Nazım'ın gümbür gümbür şiirini duymamızla kan başımıza sıçradı. O kadar sersemlemiştik ki, sokağa çıkınca aklımızda kalan mısraları birbirine ekleyerek şiirleri restore etmeye çalışırken az kalsın tramvayın altında kalıyorduk."
Kemal Tahir

Nazım Hikmet 11 yaşında. Osmanlı Devleti Balkan Savaşı'nda yenilecek ve Nazım ilk şiiri olan Feryad'ı Vatan'ı yazacak. Yıl 1913...

Sisli bir sabahtı henüz
Etrafı bürümüştü bir duman
Uzaktan geldi bir ses ah aman aman!
Sen bu feryad-ı vatanı dinle işit
Dinle de vicdanına öyle hükmet
Vatanın parçalanmış bağrı
Bekliyor senden ümit.

Nazım Hikmet 18 yaşında. Osmanlı Devleti Dünya Savaşı'ndan yenik çıkacak, Sevr imzalanmış, Anadolu pay edilmiş, diğer taraftan Anadolu'da bir direniş, haramilere karşı bir örgütlenme durumu söz konusu. Ve Nazım bu defa, "Kırk Haramilerin Esiri" adlı şiirini yazar. Yıl 1920...

Geniş dallardan sızan gecenin gölgesiyle,
Ormanda uğuldayan rüzgârların sesiyle,
Bu akşam renklerini kaybedince her çiçek:
Bir kahraman esirin kolları kesilecek…
Bu bir şanlı erdir ki Rabbi bulmuş kanında..
Bir kere düşürmeden yüksek mağrur alnında
Alevden bir sancağın taşımış gölgesini..
Memleketler çökermiş yükseltince sesini.
Tam altı yüz yirmi yıl bir nur için dövüşmüş,
Fakat günün birinde kâfir eline düşmüş..
Şimdi ezmek istiyor onu Kırk Haramiler,
Bu son akşam kalbinde Rabbi bulmazsa eğer
Ormanda renklerini kaybedince her çiçek
Bir vuruşta bin kesen kolları kesilecek!
İşte rüzgârda uçan alevleriyle yer yer
Siyah ağaçlıklardan parladı meş’aleler..
Dumanlı bir kızıllık ormanı gölgeliyor
Şanlı esirleriyle Haramiler geliyor..
Ağaçsız bir meydanda büyük kütükler yandı…
Haydutların karanlık yüzleri aydınlandı…
Küçük bir oda gibi yosunlanmış bir taşı
Kendisine taht yapan Haramilerin Başı:
Bir şeyler mırıldandı bir şeyler emreyledi
Sonra boğuk bir sesle: Haydi kesiniz, dedi..
Haydutlar ağır ağır çekilirken geriye
Geniş yüksek bir gölge itildi ileriye…
Tunç bir çehre parladı alevin rüzgârıyla
Yüksek gururlu alnı, geniş omuzlarıyla
Kolları kesilecek kahraman esirdir bu…
Ne dudakları sarı, ne gözlerinde korku
Bir demir heykel gibi öyle hissiz bekliyor…
Nihayet hep kütükler olunca bir yığın kor:
Haydutların içinden birisi ilerledi
Kolların kesilecek haydi hazırlan dedi…
Zulmette parıldadı çeliği bir baltanın
Kuru bir ses duyuldu, sonra fışkıran kanın
Damları ateşten yer yer duman çıkardı:
Şimdi şanlı esirin yalnız bir kolu vardı…
Ormanı baştan başa dolaştı boğuk bir ses
«Öteki kolu da kes! Öteki kolu da kes!..»
Bıraktığı baltayı cellât alırken yerden,
Meydana gölgeleri yakınlaşan göklerden:
Haykırdı bir büyük şanlı mazinin yâdı
Birden balta esirin elinde parıldadı!.

Şiir, İngiliz yanlısı Refii Cevat'ın Alemdar Gazetesi'nde nasıl olduysa! yayımlanır. Yayımlandıktan kısa bir süre sonra halk arasında kulaktan kulağa yayılır ve Anadolu harekatının da dikkatini çeker genç şair. Kırk Haramiler olarak tabir edilen İtilaf devletleri birinci kol olan İstanbul Hükümeti ve saltanatı kesip atmıştır. Sıra ikinci koldadır. ikinci kol ise Anadolu'dur. Anadolu ise İstanbul gibi kolunun kesilmesine razı olmayacak, vatan kurtarılacak, Anadolu Anka misali küllerinden doğacaktır.

Atatürk, Anadolu'da yurt gezilerinde. Atatürk'ü öldüğü odasına kadar takip eden İsmail Habib Sevük'te bu gezilerde. Gazi, Tarsus'ta neşeli. Zeybekler oynanıyor, türküler söyleniyor, şiirler okunuyor. İsmail Habib Sevük'ten de şiir okumasını istiyor Gazi ve gezi heyeti. Sevük, küçük not defterini çıkarıyor ve Gazi'nin dakikalarca dalıp gitmesine neden olan Nazım Hikmet'in Kırk Haramilerin Esiri adlı şiirini okuyor.

Ve Nazım Hikmet, ilerde yayımlayacağı Kuvayi Milliye Destanı'nın girizgahını 18 yaşında yazdığı Kırk Haramilerin Esiri adlı şiiriyle başlatmış olur.

İyi akşamlar...

.

1918 yılındayız... 1.Dünya Savaşı'nın son günleri... Dünya, harbin felaketiyle cebelleşirken, Abd'nin Kansas'ın da bir virüs ortaya çıkar. Virüsün adı "İnfluenza"
Ve ölümler başlar. Nasıl ortaya çıktı, nasıl böyle hızla yayıldı bilinmiyor. Yeni bir felaketin habercisi olan İnfluenza, rotasını İspanya'ya çevirir. İspanya'da toplu ölümler ile birlikte "İnfluenza" olacak "İspanyol nezlesi". Salgın dünyaya hızlıca yayılarak yaklaşık 50 milyon kişinin ölümüne neden olur. Bu rakam 1.Dünya Savaşı'nın yıkımından neredeyse beş kat daha fazla.
Virüs tabi ki bize de uğradı, şimdi Nazım Hikmet'e kulak verelim:

"Biz ki İstanbul şehriyiz,
Seferberliği görmüşüz:
Kafkas, Galiçya, Çanakkale, Filistin,
vagon ticareti, tifüs ve
İspanyol nezlesi bir de İttihatçılar,
914'ten 918'e kadar
yedi bitirdi bizi."

1827 yılında Almanyanın Magdeburg kentinde bir müzik öğretmeninin
oğlu dünyaya gelir. (Karl Detroit) Anne ve baba sürekli kavga
ettiklerinden dolayı çocuk akrabaları tarafından yetimhaneye götürülür.
Çocuk 12 yaşına geldiğinde bir gece yarısı bütün arkadaşları uyurken
çarşafları birbirine dolayarak yetimhaneden kaçar ve Hamburg’a gider.

Büyük bir liman kenti olan Hamburgda bir gemide miço olarak işe başlayan
Karl Detroit, bütün Akdeniz'i dolaşıp, Marmara denizinden boğaza
giren gemiden Kız Kulesini görünce denize atlar ve Kız Kulesine doğru
yüzmeye başlar.

Çocuk yakalanır ve Sadrazam Âli paşanın (şair) karşısına götürülür.
Sadrazam sorar; ‘Neden kaçtın Almanyadan?’
Karl Detroit cevap verir: ‘Dayak vardı orada, bıktım kaçtım’
‘Peki ya neden Akdeniz'in onca yeri değil de İstanbul'da atladın denize evladım?’
diye sorar Sadrazam. Kız kulesini gösterir Karl Detroit ve
‘ben o kuleyi çok sevdim’ der.

Almanlar çocuğu geri ister, fakat Sadrazam Âli paşa ‘hayır alamazsınız,
o artık benim oğlum’ der ve o gün Karl Detroit adı değişerek Mehmet Ali
adını alır ve askeri okula başlar. Aldığı eğitimin ardından Kırım harbine katılır ve
paşa ünvanı alır. O artık sığındığı ülkenin bir Paşasıdır!

1878 Berlin anlaşmasına giden heyetin içinde yer alan Mehmet Ali paşa,
doğduğu ülkeye geri dönmüştür ancak artık o bir Osmanlı Paşasıdır.
Almanya dönüşünde Arnavutlukta yolunu kesen eşkıyalar tarafından öldürülür.

Karl Detroit -Mehmet Ali Paşa-, arkasında 4 kız çocuk bırakır.
Bunlardan biri, Leyla hanım, bu Leyla hanımın da bir kızı olur, Celile hanım.
İlk Türk ressamlardan olan bu Celile hanımın da bir oğlu olur.
Bu küçük bebek büyüyüp Türk edebiyat tarihine adını altın harflerle yazdıran
"Nazım Hikmet" olur.

Nazım Hikmet’in Bursa Cezaevi’nde tutsaklık günleri.
Esaret günlerinde bile yaşama sevincinden bir şey kaybetmemiştir.
Koğuş arkadaşlarını okumaya yazmaya yönlendiren Nazım,
aynı zamanda cezaevi yönetimine de yardım etmektedir.
Cezaevi denetimine Adalet Bakanlığı’ndan bir müfettiş gelir.

Bir kaç gün denetim yaptıktan sonra cezaevi müdürüne:
-"Nazım da buradaymış, çağır da görelim nasıl biridir?" der.
Nazım’ı odaya getirirler. Müdür koltuğuna iyice kurulan müfettiş
Nazım’ı tepeden tırnağa süzer ve:
-"Demek Nazım sizsiniz," der. Nazım’a oturması için yer göstermez.
Kısa bir konuşma sonrası, “gidebilirsiniz” der.

Nazım tam kapıdan çıkarken durur ve müfettişe:
-"Ömer Hayyam adını duydunuz mu?" diye sorar.
Müfettiş hemen atılır:
-"Kim duymaz Hayyam’ı."
Nazım:
-"Hayyam zamanında İran hükümdarı kimdi?" diye sorar. Müfettiş şaşırır.
Nazım konuşmasını sürdürür :
“Görüyorsunuz sanatçıyı anımsadınız ama hükümdarı anımsamadınız.
Yıllar sonra beni dünya hatırlayacak ama dönemin Adalet Bakanı’nı
ve sizi hiç kimse hatırlamayacak” der ve çıkar, gider.
Müfettiş yaptığı yanlışı anlar, Nazım’ı geri çağırır ama
Nazım koğuşunun yolunu tutmuştur bile çoktan.


*Mavi Gözlü Dev Nazım Hikmet'i 115.yaşında saygı,sevgi ve hasretle anıyoruz...

Sen Yanmazsan, Ben Yanmazsam, Biz Yanmazsak, Nasıl Çıkar Karanlıklar Aydınlığa... Nazım Hikmet 113 yaşında...

Türk edebiyatının en iyi diyebileceğim birkaç şairinden biridir kendisi, aynı zamanda içinde salt bir insan sevgisi taşır Nazım Hikmet , adam gibi adamdır geçekten de.

Bütün Yorumları Göster